Arama

Hıristiyan Kökenli Din ve Akımlar - Gnostisizm

Güncelleme: 15 Aralık 2016 Gösterim: 9.265 Cevap: 3
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
28 Ocak 2007       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

gnostisizm

Ad:  gnostisizm.jpg
Gösterim: 407
Boyut:  52.7 KB

(Yunanca gnostikos: “gizli bilgiye sahip olan”), İS 2. yüzyılda, Yunan ve Roma dünyasında geçerli olan felsefi ve dinsel bir akımın çağdaş adı.
Sponsorlu Bağlantılar

Hıristiyanlığın gelişme döneminde kilise hukukunu, temel iman şartlarını ve piskoposluk kurumunu belirgin biçimde etkilemiştir.

Aziz Irenaeus (y. 185), Aziz Hippolytus (y. 230) ve Aziz Epiphanios (y. 375) gibi gnostisizme karşı çıkan Kilise Babaları’nın yazıları kadar gnostik metinler de gnostisizmin ilahiyat, etik ve dinsel ayin biçimi açısından katı sınıflandırmaya sığmayan özellikler taşıdığını gösterir. Gene de bütün gnostik mezheplerin öğrenme ya da deneysel gözlem yerine tanrısal vahiyle edinilen içrek bilginin kurtarıcı gücünü vurgulama konusunda birleştiği anlaşılmaktadır.

Tarihi.


Gnostik dünya görüşünün kökenlerini araştıran bilim adamları çalışmalarını İran dininin dualizmine, Platoncu ortaçağ filozoflarının alegorik idealizmine ve bazı Yahudi mistiklerinin vahiy öğretilerine dayandırmışlardır. Ayrıca Mısır ve Mezopotamya’ya özgü düşünce biçimleri ile de benzerlikler kurulmuştur. Ama gnostisizm asıl ifadesini yükselen Hıristiyanlığa karşı oluşan birlik içinde bulmuştur.

Hakkında güvenilir bilgi bulunan ilk gnostik, İS 1. yüzyılda resmî öğretiye karşı çıkan Yahudi sihirbaz Simun Magus’tur. Kötülüğün Tanrı’nın içindeki bir kopuştan kaynaklandığı biçimindeki temel gnostik anlayışı ilk kez ileri süren Simun’da gnosis (gizli ya da içrek bilgi) kavramı özünde Yahudi ve tek tanrılılık özellikleri taşıyordu. Yeni Ahit’in son bölümlerinde söz edilen gnostik çevreler de aynı yaklaşımı benimsemişti. Gnostisizmde dualist evreye, bu akımın Yunan-Roma dünyasına yayılmasından ve dünyanın yaratılışı konusunda Platoncu felsefenin benimsenmesinden sonra ulaşıldı. Bu öğretiye Yuhannanın İşleri Apokrifasında (2. yy başları) olduğu gibi 1940’larda Yukarı Mısır’da Nec Hemmadi yakınında ortaya çıkarılan başka gnostik belgelerde ve Pistis Sophia (İmanlı Bilgelik) adlı Kopt dilinde yazılmış 3. yüzyıl gnostik yapıtında da yer verildi. Valentinus ve Basilides ile onların kurdukları okullar da bu tür gnosis kavramını dayanak almış, ama artık bu kavram yer yer ortaçağ Platonculuğuna çok yaklaşan, bütünüyle Helenistik ve Hıristiyan bir kimlik kazanmıştır.

Doğu gnostisizmi biraz farklı bir yol izledi. Geleneksel İran dininin etkisiyle yarı-gnostik Manicilikte ruh ve madde ayrımına dayalı mutlak bir dualizm gelişti. Ayrıca bir yandan yaygın gnostisizmin temel öğretileri korunurken, bir yandan da Suriye çileciliğinden büyük ölçüde etkilenildi.

Ana çizgileri.


Gnostisizme göre, insanın bilinçsiz benliği Tanrı ile aynı tözden oluşmuştur. Ama acıklı bir biçimde Cennet’ten kovulması, insanın gerçek varlığına bütünüyle yabancı bir dünyaya fırlatılmasına yol açar, insan vahiy yoluyla kökeninin, özünün ve aşkın yazgısının bilincine varır. Gnostik vahiy, ussal güçlerin yardımıyla elde edilemediği için felsefi aydınlanmadan, kökleri tarihte olmadığı ve kutsal metinler aracılığıyla aktarılamadığı için de Hıristiyan vahyinden farklıdır. Gnostik vahiy benliğinin gizeminin, insanın içine doğmasıdır.

Kötü maddelerden yoğrulan ve kötü ruhların pençesinde bulunan dünya, iyi bir Tanrı’nın yaratısı olamaz. Dünya genellikle Yahudi Yaratıcı Yehova’nın egemen olduğu bir yanılsama ya da başarısızlık olarak kabul edilir. Dolayısıyla da gnostikler için herhangi bir ad ya da sıfatın ötesinde derinlik ve sessizlik anlamına gelen, ışık âlemini (pleroma) oluşturan iyi ruhların kaynağı, mutlak Tanrı’ya yabancıdır.

Bu görüşler çeşitli efsanelerde ifadesini bulmuş, bunlarda birçok geleneksel dinden öğelere yer verilmekle birlikte Kurtarıcı tarafından uyandırılana değin insanın içinde yatacak bilinçsiz benlik ya da ruhun keşfedilmesi gibi yeni bir deneyim dile getirilmiştir. 2. yüzyılın gnostik mezhepleri alegorik yöntemle Yahudi ve Hıristiyan metinlerinden gnostik anlamlar çıkarmışlardır.

Gnostiklerin çoğu, öğretinin aktarıldığı, yorumlandığı ve aralarında tutulduğu okullar biçiminde örgütlenmişti. Gruplar arasında, dinsel törenlerin önemine ilişkin büyük anlaşmazlıklar vardı. Bazı gruplar Hıristiyanlığı andıran Komünyon ayinleri ve vaftiz törenleri düzenlerken bazıları dua, oruç ve sadaka gibi bütün yerleşik ibadet biçimlerini reddediyordu. Etik anlayışları da benzer biçimde çok çeşitliydi.

Etkisi.


Hıristiyan öğretisi büyük ölçüde gnostisizme karşı tepki olarak gelişti. Temel iman şartlarının beyanı, Yeni Ahit metinlerinin kilise hukukuna katılması ve piskoposluk otoritesinin vurgulanması hep gnostisizm karşısında zorunlu hale geldi. Ayrıca, gnostikler bir anlamda ilk ilahiyatçılardı ve onların sistemleri ilk Hıristiyan düşüncesinin de sistemleştirilmesine yol açtı. Gnostikler Hıristiyan yazarlar arasında bir süre için göz ardı edilen özgürlük, kurtuluş ve kayra gibi önemli sorunları da canlı tuttular. Örneğin, Augustinus’un ilahiyat görüşleri Manicilik deneyimlerinden birçok öğe içeriyordu.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 15 Aralık 2016 08:09 Sebep: Mesaj içeriği değiştirildi.
sudeniz - avatarı
sudeniz
Ziyaretçi
19 Eylül 2007       Mesaj #2
sudeniz - avatarı
Ziyaretçi

Gnostisizm


İlk olarak Hümanizmin, daha sonra da Rönesansın gelişiyle Kabalistik düşünce modlarıyla birleşen ve Hermetizm’in yeni ateşiyle iyice ısıtılan kompleks Gnostik düşünce geleneği antik nihilizmini terk etmiş ve kendisini meydana getiren çekirdeğini yeniden biçimlendiren düalist elbisesini bir kenara atmış ve kendini oluşturan özü yeniden şekillendirmiştir ki bu öz artık ‘çağın yeni gereksinimlerine uygun bir şekilde benlikle karşılaşma bilinci olarak kendini bilmek’ olarak tanımlanmaktaydı.
Sponsorlu Bağlantılar

Böylece Gnostik düşünce Kabalistik Hıristiyanların düşüncesine ilham vermiş, Rosicrucian hareketinin merkezini oluşturmuş, sır toplulukları (occult) oluşturmayı hedefleyen birçok macerada çiçek açmış ve büyük mistiklerin, ruhani düşünürlerin ve simyacıların, özellikle de onsekizinci yüzyıl Almanlarının düşüncelerini tamamıyla etkisi altına almıştır.

Tanım

Gnostisizm, eski Mısır ezoterizmini, eski Yunan ezoterizmini (Platon, Pisagor), İbrani tradisyonlarını, Zerdüştçülüğü, bazı Doğu geleneklerini ve dinlerini, Hıristiyanlığı eklektik bir tutumla sentezleyen, birçok tarikatın benimsediği mistik felsefeye verilen genel addır. Terim, eski Yunanca’daki “sezgi veya tefekkür yoluyla edinilebilen bilgi” anlamındaki “gnosis” sözcüğünden türetilmiştir. (Gnosis üç bilgi türünden biridir. Diğerleri, öğrenimle öğrenilebilir bilgi “mathesis” ve ancak ıstırap çekerek öğrenilebilen bilgi “pathesis”tir.) Eski Yunan ezoterizmine göre nasıl ıstırap yoluyla ulaşılabilecek bilgiye öğrenim ve sezgi yoluyla ulaşılamazsa, sezgi yoluyla öğrenilebilecek bilgiye (gnosis) de ne ıstırap yoluyla ne öğrenim yoluyla ulaşılabilir. Bu yüzden kimileri gnostisizmi "'sezgi' yoluyla alınan 'bilgiyle kurtuluş öğretisi'" olarak tanımlar.

Gnostisizmin merkezi ve Kilise'nin tutumu


Gnostisizm’in ocağı, bu felsefenin oluşumunda muhtemelen büyük rol oynamış değerli el yazmalarının bulunduğu, antik çağın en büyük kütüphanesine sahip olan İskenderiye kentidir. Buradaki okullarda İ.S.1 ve 2.yy.’larda okutulan gnostisizmi Kilise hep sapkın bir yol olarak görmüş ve göstermiştir. Gnostisizm ise Hıristiyan dogmatizmine akılcılık yaklaşımını benimseyerek karşı koymuştur. Örneğin Gnostikler İsa Peygamber’in Tanrı’nın oğlu olmadığını savunmuşlardır. Ayrıca İsa Peygamber’in çarmıha çakılmadığını ileri sürmüşlerdir. Gnostiklere ait el yazmaların kilise tarafından yönlendirilen yıkımlarla (İskenderiye kütüphanesinin yıkımı vs.) yok edilmesinden dolayı Gnostikler hakkında 20.yy.’a dek pek fazla bilgi edinilememişse de, 1902 ile 1948 yılları arasında gnostiklere ait çok sayıda el yazması keşfedilmiş ve bunlar sayesinde gnostisizmin ilkeleri daha iyi anlaşılmış bulunmaktadır.

Gnostisizmin ilkeleri

  • Hakikatlere ulaşabilmede dinler yetersizdir.
  • Hakiki bilgiler, yani hakikate ait ya da hakikate yakın bilgiler ancak ruhsal ve psişik gelişim yoluyla edinilebilir.
  • Ruh ölümsüzdür. Ruh dünya yaşamında bir tür hapishane yaşamı geçirmektedir.
  • Gerçek olan, fiziksel dünya yaşamı değil, ruhsal yaşamdır.
  • Dünya düalite ilkesinin geçerli olduğu bir gelişim ortamıdır.
  • Ruhsal gelişim yolunda en önemli bilgi kaynaklarından biri ruhsal alemden ruhsal irtibatlarla alınabilecek yüksek bilgiler içeren tebliğlerdir ki, bunlar ruhsal bakımdan seçkin insanlara verilir.

Ünlü gnostikler

Gnostisizm’in öncü öğretmenleri arasında 1. ve 2. yy.’larda yaşamış Valentin, Simon, Basilide, Carpocrade, Saturnin ve Marcion sayılabilir. Gnostisizm'deki temel kavramlardan biri Demiurgos'tur. Gnostik kaynakların çoğu, gizli bilgi "Gnosis" keşfedilinceye ve aydınlanıncaya kadar, dünyada yeniden doğulacağını belirtmiştir, Gnostik bilgelerin hemen hemen hepsi, reenkarnasyonu kabul eder.
1945 yılından önce Gnostisizm hakkında bilinenler, hacimli bir Gnostik metni olan Pistis Sophia ve ilk yüzyılda kilise babalarının Gnostisizme karşı söylediklerinden ibaretti, 1945 yılında Nag hammadi mağarasında pek çok antik Gnostik metni bulundu ve Gnostisizme bakış açısı önemli oranda değişti, Elaine Pagels gibi bazı bilim adamları ve Peter Gandy gibi gizem tarihi araştırmacıları, literalist Roma kilisesi kristolojisinin Gnostisizm'den türediğini söylemiştir.
En önemli Gnostik metinleri; Tomas İncili, Yuhanna'nın Gizli Kitabı, Filip İncili ve Pistis Sofya'dır.

Son düzenleyen Safi; 15 Aralık 2016 07:39
sudeniz - avatarı
sudeniz
Ziyaretçi
19 Eylül 2007       Mesaj #3
sudeniz - avatarı
Ziyaretçi
Gnostisizm
Ad:  1.JPG
Gösterim: 210
Boyut:  24.0 KB

Gnostisizm “bilgi ile kurtuluş” öğretisidir. Gnosis sözcüğünün etimolojisine dayanan bu tanım, oldukça tutarlı olmasına karşın, Gnostik düşünce dizgelerinin çeşitli özellikleri arasından yalnızca tek bir tanesini dikkate almaktadır. Ne var ki ele alınan bu özellik, Gnostisizm’in en temel niteliklerindendir. Yahudilik, Hıristiyanlık ve neredeyse tüm pagan inanç dizgeleri, ruhun kurtuluşunun Yüce Tanrısal Güç’e akıl ve irade ile boyun eğmekle, yani iman ve ibadet ile sağlanacağını öngörmüşlerdir. Oysa Gnostisizm’in dikkat çekici farklılığı, ruhun kurtuluşunun evren gizemlerinin bilgisine "sezgi" ile ulaşmakla ve bu bilgiyi açıklayan büyülü formülleri öğrenmekle sağlanacağını varsaymasıdır. Gnostikler “bilen kişiler”dir ve bilgileri onları tüm varlıklar arasında üstün kılmakta, bilgisizlere oranla geçmiş ve gelecekte temelden farklı bir statü sahibi olmalarını sağlamaktadır.


Gnostisizm aslında kolektif bir nitelendirmedir ve öğretileri birbirinden oldukça farklı olabilen çok sayıdaki “idealist-kamutanrıcı” mezhep ve tarikatleri topluca belirtmek için kullanılmıştır. Bu gruplar, İsa’dan önceki dönemlerden yaklaşık V. yüzyıla kadar etkin olmuşlardı. Dönemin bellibaşlı dinlerinin, özellikle Hıristiyanlığın, söylem ve ilkelerini kendilerine uyarlamışlardı. Maddeyi tinin bozulmuş biçimi ve tüm evreni Tanrı’nın niteliksizleşmesi olarak görürlerdi. Her varlığın temel amacının maddenin kabalığından sıyrılmak ve Yaratıcı Tin’e geri dönmek olduğunu öğretirlerdi. Bu geri dönüşün Tanrı tarafından gönderilen bir "Kurtarıcı" sayesinde başlayacağını ve kolaylaşacağını ileri sürerlerdi.
Bu tanımlar ne denli yetersiz olsalar da, Gnostik akımların çeşitliliği, belirsizliği ve karmaşıklığı daha anlamlı ve tatmin edici bir tanım getirmeye izin vermemektedir. Üstelik bir çok araştırmacı, Gnostik akımlara genel bir tanım getirme çabasını boşa harcanacak emek olarak görmektedirler.

Köken


Gnostisizm’in kökenleri üzerinde uzun süredir tartışılmakta ve araştırmalar hala sürmektedir. Konu derinlemesine araştırıldıkça, Gnostisizmin kökenleri geçmişte daha gerilere gitmektedir. Önceleri Hıristiyanlığın bözulmuş bir türü olarak değerlendirilmesine karşın, günümüzde Gnostik akımların ilk izlerinin İsa’dan önceki yüzyıllarda olduğu kanıtlanmıştır. Hindistan dinleri ile bağlantısı kanıtlanmaya çalışılmış, anavatanı olarak Suriye ve Finike belirtilmiş, Mazdeizm ile ilişkileri araştırılmış, Platon felsefesi ve Helen Gizem Dinlerinin etkisinde olduğu ileri sürülmüştür. Hıristiyan inançlarının Helenleştirilmesi biçiminde de tanımlanmıştır.

Son yüzyıllarda araştırmacılar Gnostisizmin, Hıristiyanlık öncesi Doğu kökenleri üzerinde yoğunlaşmışlardır. Berlin’de 1882’de yapılan Beşinci Oryantalistler Kongresi’nde Kessler, Gnostisizm ile Babil dini arasındaki bağlantıya dikkat çekmiştir. Ancak burada sözü edilen özgün Babil dini olmayıp, Cyrus’un fethinden sonra ortaya çıkan senkretik Babil inançlarıdır. Benzer yaklaşımlar Manicilik için de ileri sürülmüştür. 1889 Yılında Brandt’ın “Manden Dini” (Mandiaische Religion) adlı kitabı yayınlanmıştır. Manden dini öylesine şaşmaz bir biçimde Gnostik nitelikler göstermektedir ki, artık Gnostisizm’in Hıristiyanlık’tan önce ve bağımsız olarak varolduğuna kuşku kalmamıştır. 1897 Yılında Wilhelm Anz, Gnostik kuramlar ile Babilonya Astrolojisi arasındaki benzerlikleri vurgulamıştır. Diğer taraftan Friedlander 1898 yılında Gnostisizm’in köklerini Hıristiyanlık öncesi Yahudilik’te aramıştır. Bir çok araştırmacı Gnostik öğretilerin kaynağının Helen dünyasında, özellikle İskenderiye’de bulunduğunu ileri sürmüştür. Joel, tüm Gnostik düşüncelerin tohumunun Platon’da bulunduğunu kanıtlamaya kalkışmıştır. Bu yaklaşım bir abartı olarak görülse de, Gnostisizmin doğuşunda ve özellikle gelişmesinde Helen etkilerinin varlığı reddedilemez. Hermetik literatürde Gnostisizm’e fazlasıyla yakın düşen özellikler vardır. Bu bakımdan Gnostisizm’in kökenlerinin eski Mısır’da olduğu da sıkça savunulmuştur. Plotinus’un felsefesi ile Gnostisizm arasındaki bağlantı ise 1902 yılında Schmitd tarafından ortaya atılmıştır. Elde bulunan Gnostik metinlerin hemen tümünün Kıpti kaynaklı olması, İskenderiye’li Plotinus’un düşüncelerinin en azından Hıristiyan Gnostisizm’inin gelişmesine katkıda bulunduğunu göstermektedir. Öte yandan Helen Gizem Dinleri ile ezoterik Gnostisizm arasında da bir çok benzerlikler vardır. Ancak Helen Gizem Dinlerinin ne ölçüde doğrudan Helen düşüncesinin ürünü olduklarını da bilmemiz bugün için olası değildir.

Gnostisizm’in kökenleri hala koyu karanlıkta bulunmasına karşın, bir çok araştırmacının birleşik çabaları bu sorunu öylesine aydınlatabilmiştir ki, artık şu kesinlik taşımayan sonucu sunabilmek olasıdır: ilk bakışta Gnostisizm, ilkçağdaki tüm dinsel dizgelerin özensiz bir bileşimi gibi görünse de, gerçekte derinlerde oluşmuş ve Gnostisizm’in yaşayıp gelişmesi için gerekli olan temel bir ilkeye dayanmıştır; bu ilke, felsefi ve dinsel kötümserliktir. Aslında Gnostikler kendi terimler dizgelerini hemen tümüyle varolan dinlerden aktarmışlar, ancak bunu bir yandan varoluşun özdeki kötülüğü hakkındaki düşüncelerini açıklayabilmek için, diğer yandan insanüstü bir Kurtarıcı ve büyülü sözler sayesinde bu kötülükten sıyrılmayı öngören amaçları için kullanmışlardır. Diğer dinlerden ödünç aldıkları ne olursa olsun, söz konusu edilen kötümserlik kesinlikle kendilerine özgüdür.
Ad:  2.JPG
Gösterim: 219
Boyut:  24.2 KB


Bu kötümserlik, bu evrendeki tüm güzellikleri ve soyluluğu saygı ile dile getiren neşeli Helen düşüncesinden kaynaklanmamıştır; ne de öte dünyadaki yargı ve cezalandırmalar için öngördükleri ayrıntılı spekülasyonların gündelik yaşamlarını gölgelemesine izin vermeyen ve evrenin Thoth’un öncü bilgeliği altında yaratılıp geliştiğini varsayan Mısır düşüncesi değildir bu kötümserliği aktaran. Diğer taraftan Gnostisizm’in kötümserliğinin kökeni, Ahura Mazda’nın saltık üstünlüğünü vurgulayan ve evrenin yaratılışında Ahriman’a ancak ikincil bir pay tanıyan İran düşüncesi de olamaz; basit ve en saf anlamıyla Kamutanrıcılığı yaşayan ve evreni Tanrı ile çelişkili olarak değerlendirmekten uzak olan Brahma düşüncesi hiç olamaz. Son olarak, Sami inançları da değildir kötümserliğin kökenini içeren, zira Sami dinleri ölümden sonra ruhun kaderi hakkında fazlasıyla suskundurlar ve Baal, Marduk, Assur ya da Haddad tapımlarında uzun ve mutlu yaşamanın pratik bilgeliğini sunarlar. Tüm evreni bir bozulma ve bir yıkım olarak değerlendiren bu su katılmamış kötümserlik, bedenden kurtulmaya hummalı biçimde can atan ve varoluşun lanetli büyüsünü bozacak gizemli sözcükleri öğrenmek için delice bir umut besleyen Gnostik düşüncenin temeli olmuştur. Gnostisizm, olsa olsa Budizm ile aynı verimli toprakta yeşermiş olabilir; ancak Budizm etik temellidir ve tüm arzuların söndürülmesi ile amacına ulaşmaya çabalar. Gnostisizm, sahte bir entellektüellik içerir ve özellikle sezgisel bilgiye güven duyar.
Son düzenleyen Safi; 15 Aralık 2016 07:45
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
15 Aralık 2016       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM
GNOSİSÇİLİK
a Din. Hıristiyanlığın ilk üç yüzyılında ortaya çıkan bir dizi sapkın mezhebin öğretisi.

—ANSİKL. Yahudiliğin yan öğretileriyle hellenistik düşüncenin ilk hıristiyan tanrıbilimiyle karşılaşması, insanın kurtuluşunu maddi şeylerin dışlanmasına ve tanrısal varlıkların üst derecede tanınmasına (gnos) bağlayan bir düşünce sisteminin ortaya çıkmasına yol açtı. Gnosisçilik (ya da gnosisçilikler, çünkü birçok okul vardır) ikici bir görüş içerir: maddi olan, kötülükle özdeşleşmiştir; iyilik manevi özlüdür ve ona yalnızca gnosise sahip olanlar ulaşabilir. Resuller'in işlerinde (VIII, 9-24) adı geçen Büyücü Simun, eski geleneğe göre gnosisçiliğin önderi kabul edilir. Başlıca gnosısçi kuramcılar şunlardır: Menandros (70'e doğr. - 100’e doğr.), Cerinthus (100’e doğr.), Karpokrates ve Saturninus (120'ye doğr), Markion (85'e doğr. -160’a doğr.), Basileides (120’ye doğr.-145’e doğr.), Valentinus (135’e doğr. -160'a doğr.). Hıristiyan dogmalarına ters düşen gnosisçiliğin yanı sıra, özellikle aziz irenaeus, Tertullianus ve Origenes' in temsil ettiği, sapkın olmayan bir edebiyatı da anmak gerekir.

Yukarı-Mısır'da Nag Hamadi yakınlarında 1945-46 kışında önemli bir gnosısçi “kütüphane” bulundu. On üç kodeksten oluşan (III. yy. sonu - IV. yy.) kütüphanede kipti dilinde yazılmış 48 metin vardır. Yaklaşık 1 000 sayfadan oluşan bu metinler 1977'de yayımlandı.

Kaynak: Büyük Larousse
SİLENTİUM EST AURUM
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

1 Mart 2012 / Mira Din/İlahiyat
28 Ocak 2007 / Misafir Din/İlahiyat
28 Ocak 2007 / Misafir Din/İlahiyat
28 Ocak 2007 / Misafir Din/İlahiyat
28 Ocak 2007 / Misafir Din/İlahiyat