Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 15 Aralık 2016  Gösterim: 176.914  Cevap: 7

İmam-ı Gazali

Kısaca
Tasavvufun Sünni gelenekle bütünleşmesini sağlayan kelam ve fıkıh bilgini. Batı dillerinde ismi Algazel'dir. Künyesi Ebu Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslam ve Zeyneddin’dir. Gazali nisbesiyle meşhurdur. Müctehiddi. İctihadı, Şafii mezhebine uygun oldu.
12 Eylül 2007 22:56       Mesaj #1
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Gazali, tam adı EBU HAMİD BİN MUHAMMED ET-TÜSİ EL-GAZALİ,


(d. 1058, Tûs - ö. 18 Aralık 1111, Tûs, Horasan)
Tasavvufun Sünni gelenekle bütünleşmesini sağlayan kelam ve fıkıh bilgini.
Sponsorlu Bağlantılar

Ad:  İmam-ı_Gazali.JPG
Gösterim: 2537
Boyut:  44.7 KB
Eski Yunan kökenli felsefe geleneğine yönelttiği ağır eleştirilerle, İslamda felsefi ve usçu düşüncenin yüzyıllar boyunca duraklamasına yol açtığı gerekçesiyle eleştirilmiştir. “Gazali” adıyla ilgili açıklamalardan biri, Tûs’un Gazale kentinden türetildiği yönündedir; bu açıklamaya göre adın tek “z” harfiyle yazılması gerekir. Bir başka açıklamaya göreyse adın kökeni Ebu Hamid bin Muhammed’in baba mesleğini belirten “gazzal” (yün eğirici, iplikçi) sözcüğüdür; bu durumda adın iki “z” ile yazılması gerekir. Öte yandan Gazali’nin “Ebu Hamid” (Hamid’in babası) künyesi taşımasına karşın erkek çocuğu olmadığı ve soyunun kızları aracılığıyla sürdüğü bilinmektedir. Gazali’nin, gene Tûslu bilginler arasında olan amcasının adı da Ebu Hamid el-Gazali’dir.

Gazali, Tûs’ta fıkıh bilgini Razekâni’nin yanında başladığı öğrenimini önce Gürgân’ da İmam Ebu Nasr el-İsmaili’nin, sonra da Nişabur’da İmamü’l-Haremeyn (Mekke ve Medine imamı) Ebu’l-Meali el-Cuveyni’nin öğrencisi olarak sürdürdü. Cuveyni’nin ölümünden (1085) sonra Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün sarayına davet edildi. Gazali’ nin derin bilgisinden etkilenen vezir onu 1091’de Bağdat’taki Nizamiye Medresesi’ne (o dönemde öğrencilere eğitim olanaklarının yanı sıra beslenme ve barınma koşulları da sağlayan okul) atadı. Gazali burada bir yandan üç yüzü aşkın öğrenciye ders verirken, bir yandan da Farabi ve İbn Sina’nın felsefesini inceledi. Ayrıca Nizamülmülk’ün danışmanı ve baş fıkıh bilgini olarak devlet yönetimi ve siyasal sorunlar üzerinde geniş bilgi edindi.

Gazali’nin Bağdat’ta çağının bütün dinsel ve düşünsel akımlarıyla tanışması onu bilginin niteliği üzerinde düşünmeye ve başlangıçta koyu bir kuşkuculuğa yöneltti. Gazali sonunda bilginin olanaklılığını kabul ettiyse de her türlü bilgiyi bütünsel bir eleştiriden geçirmeye girişti. Bu dönem yazarlık yaşamının en verimli evresi oldu; fıkıh, kelam ve felsefe dallarında 20’ye yakın yapıt kaleme aldı. Temmuz 1094-Şubat 1095 arasında yazıldığı sanılan Makâsidiıl-Felasife (1913) ile Şubat 1095’te tamamlandığı tahmin edilen Tehafütü’l-Felasife {Filozofların Tutarsızlığı, 1981) bunlar arasındaydı. Makâsid ikinci yapıta hazırlık amacıyla Eski Yunan’ın felsefe mirasını nesnel biçimde serimliyordu. Tehafüt ise Farabi ve İbn Sina gibi İslam felsefecilerine yönelik eleştirilerini bir araya getiriyordu. Bu dönemin bir başka önemli yapıtı gene 1095’e tarihlenen el- İktisad fiT-İtikad {İtikadda İktisad, 1971) uzun süre standart kelam metni olarak kullanıldı, İspanyolcaya da çevrildi.

Gazali’nin felsefe eleştirisi, duyuların kişiyi aldatabileceği saptamasıyla başlıyor, insanı genellikle çelişik yargılara yönelttiğine inandığı usun sorgulanmasıyla gelişiyordu. Us, felsefi ve metafizik sorulara yanıt bulmaya çalışırken çelişkiye düştüğüne göre hakikate ulaşması olanaksızdı. Usa dayalı bilgiler mutlak hakikate varmak için gerekli içerikten yoksundu; matematik çok basit ve açık yöntemlerle kanıtlamaya yöneldiği için, doğanın karmaşıklığını ve usla açıklanması olanaksız yönlerini yadsımak zorundaydı. Mantık da tümel bir kanıtlama aracı olduğu için, bir düşünceyle hem aynı doğrultuda, hem de ona karşı kullanılabilirdi. Gazali, kelam bilgisinin ve tartışmalarının seçkinlerle sınırlı tutulması gerektiğini, çünkü bu tartışmaların halkın inancını sarsabileceğini savundu. Bu amaçla İlcamü’l- Avam an İlmi l-Kelam'ı (Halkın Kelamî Tartışmalardan Korunması, 1987) kaleme aldı.

Gazali, Aristotelesçi geleneği izleyen filozofların evrenin yoktan var edildiğini ve ruhun ölümden sonra bedenle yeniden birleşebileceğini yadsıyan düşüncelerine, Tan- n’nın yalnız tümelleri bilip tikelleri bilmediği yönündeki savlarına şiddetle karşı çıktı. Gazali’ye göre us ile inancı uzlaştırmaya çalışmak boşunaydı. Us ile inancın karşıtlığını kabul etmeyen, ikisini bağdaştırmaya çalışan düşünürler kaçınılmaz olarak hakikatten uzaklaşacaktı. Gazali bu görüşleriyle, imanla ilgili sorunlarda usu başlıca ölçüt sayan Mutezile okuluna karşı Eşariyenin tutumunu savunuyordu. Ona göre Tanrı’yı usla açıklamaya çalışmanın sonucu Tanrı yı yadsımaktı. Neden sonuç araştırması da Tanrı’nın iradesini yadsıma sonucunu verebilirdi; Tanrı iradesi dışında doğa yasalarından söz edilemezdi.

Gazali’nin çağının bütün düşünce akımlarına yönelttiği eleştiri onu sonunda kendi kendisiyle hesaplaşmaya götürdü. Bu hesaplaşmanın da sonucu kesinlikle olumsuzdu. Ayrıca Ekim 1092’de Nizamülmülk’ün büyük olasılıkla İsmailiye mezhebine bağlı bir Şii tarafından öldürülmesi, bir ay sonra da Büyük Selçuklu sultanı Melikşah’ın zehirlenerek öldürülmesi Gazali’nin saray çevresiyle ilişkisini sarsmıştı. Yeni Büyük Selçuklu sultanı Berkyaruk’la ilişkisi kötüydü; Nizamülmülk gibi Gazali de her an bir Şii suikastına uğrayabilirdi. Kendi deyimiyle “uçurumun kenarına gelen” Gazali Temmuz İ095’ten sonra ağır bir ruhsal bunalıma girdi; bunalım giderek fiziksel bir çöküntüye dönüştü. Sonunda Kasım 1095’te tam bir tasavvuf yaşamı sürmek üzere, ailesinin geçimine yetecek kadarını ayırdıktan sonra bütün servetini dağıtıp medresedeki görevini de kardeşi Ebu’l-Fütuh Ahmed Gazali’ ye bırakarak hacca gitmek bahanesiyle Bağdat’ı terk etti. Önce Şam ve Kudüs’te itikâfa çekildikten sonra Kasım 1096’da Mekke’ye ulaştı. Hacdan sonra gene Şam’a, oradan da 1097 ortalarında Bağdat’a gitti; 1099’da Hemedan yoluyla Tûs’a dönerek oraya yerleşti. Evinin yanında bir tekke ve medrese yaptırdı, çevresinde toplanan öğrencilerin eğitimiyle ilgilenmeye başladı.

Gazali en önemli yapıtı sayılan thya-i Ulumid-Din’i (1887/88, yb 1973, 1983) Tûs’ta 1095-1102 arasında yazdı. Adından da anlaşıldığı gibi dinsel ilimleri diriltmeyi amaçlayan bu yapıt 10’ar kitaplık dört bölümde, İslam öğretilerini özetliyordu. Gazali gene bu dönemde tasavvufu konu alan başka birçok yapıt yazdı. 1106’ya tarihlenen Mişkatü’l-Envar'da. {Nurlar Feneri, 1966, 1980) tasavvuf ile öteki bilgi türleri arasındaki ilişkiyi işledi. Gazali’ye göre hakikate götürebilecek tek yol tasavvuftu; bilgiyi kesin, dolaysız, sezgisel bir metafiziğe ancak tasavvuf yöneltebilirdi. Ahlak, ruhun Tann’yla birliğine giden yolda en önemli hazırlıktı; ahlaka ve hakikate ulaşmak ile kesin bilgiye varmak arasında fark yoktu. Gazali’nin bu dönemde yazdığı belirlenen, Türkçede yayımlanmış öteki yapıtları arasında şunlar sayılabilir: Eyyühe’l-Veled {Ey Oğul, 1963, 1984), Risaletul-Ledünniye (1981), Nasihatü’l-Müluk (1969), el-Erbain fi UsülVd-Din {Kırk Esas, 1970), Kimyaüs-Saadet (1961, 1981), Cevahirüd Kur an {Kurandan Cevherler', 1977), el-Maksadü’l-Esna Şerhu Esmaillahil-Hüsna (1972).

Gazali Temmuz ya da Ağustos 1106’da Nizamülmülk’ün oğlu Vezir Fahrülmülk’ün çağrısı üzerine kısa bir tereddütten sonra Nişabur’daki Nizamiye Medresesi’nde göreve başladı. Bu çağrıya uymasını etkileyen düşüncelerden biri, yeni bir yüzyılın eşiğinde (Eylül 1106’da başlayan Hicri 6. yy) İslam dünyasının bir müceddide gereksinimi olacağıydı. Gazali Nişabur’da bulunduğu sırada y. 1108’de kendi yaşamını aktaran el-Munkizu mined Dalâl (1948; Dalâletten Hidâyete, 1972) yazdı. Genel fıkıh ilkelerini konu alan el-Mustasfa min İlmil-Usul (1906) da Nişabur’da yaklaşık 1109’da yazıldı. Gazali en geç 1110’da Nişabur’dan ayrılarak gene Tûs’a çekildi. Bu arada Hanefi mezhebinin kurucusu Ebu Hanife aleyhinde bulunduğunun bildirilmesi üzerine Büyük Selçuklu sultam Sencer, Gazali’yi huzuruna çağırarak onu dinledi, büyük saygı gösterdi. Ama Gazali, Sencer’in müderrisliğe dönmesi yönündeki ısrarını geri çevirdi. Nizamülmülk’ün öteki oğlu Ziyaü’l-Mülk de Gazali’nin göreve dönmesi için çağrıda bulunmuş, Gazali bu çağrıyı da geri çevirmişti.

Tûs’ta ünlü şair Firdevsi’nin yakınına gömülen Gazali, yalnız İslam dünyasında çok geniş kitleleri etkilemekle kalmadı, Batı’da da yapıtlarıyla büyük yankı uyandırdı. El- Munkizu mine’d-Dalâvğak manevi gelişme öyküsünden çok etkilenen Batılı araştırmacılar Gazali’ye öteki İslam düşünürlerinden daha büyük bir ilgiyle eğildiler. Makâsidül Felasife 1145’te Toledo’da Logica et Philosophia Algazelis Arabis adıyla Latinceye çevrildi. Bu çeviri dolayısıyla Gazali, İslam dünyasında Aristotelesçi geleneğe büyük bir darbe indirdiği halde, Batı’da bir süre Aristoteles yorumcusu olarak tanındı.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 15 Aralık 2016 03:38


28 Eylül 2007 14:16       Mesaj #2
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

İmam-ı GAZALİ’den Son Nefes’de imansız gitme sebepleri.

  • Günahlara karşı çok dikkatli olmak lazımdır
  • ALLAH’ın Cellecelâluh. emir ve yasaklarını bilmemek, itikadi meseleleri bilmemek yada şüphede olmak,
  • ALLAH Cellecelâluh ve Rasûlü’nün sallallâhu aleyhi ve sellem emrettiği gibi yaşamamak,
  • Kafirlerle dostluk kurmak ve onlara benzemek (saç sakal şeklinden, giyime kadar) en önemlisi onları sevmek,
  • Kafirlerin bayramlarını kutlamak, (Yılbaşı,sevgililer günü, v.s.)
  • Dini emirleri hafife almak, o hükümlerle ilgilenmemek yada ciddiye almamak, alaycı olmak,
  • Anne ve babaya itaat etmemek, (Annesinin razı olmadığı kişilerin Kelime-i Şehadet’i getiremedikleri rivayetleri çoktur)
  • Büyü yapmak ve yaptırmak,
  • İçki satmak, içki içmek ve içki müptelası olmak,
  • (Fudayl’dan radıyallâhu anh sene de sadece bir kadeh ilaç olarak alkol içen kişinin bu sebepten imansız gittiği rivayeti vardır.)
  • Çok küfretmek, Yüce Allâh’ı Cellecelâluh. zikretmek ve dua edilmesi için yaradılan ağızdan küfrün eksik olmaması,
  • Dünyalık ve dünya sevgisi, gelen dünyalığa sevinmek, elden çıkana üzülmek, (KADINLAR ÇOK DİKKAT ! ! ! )
  • Fakirliğe ve Allâh’ın kazasına isyan,
  • Namaz kılmamak ki en tehlikelilerinden birisidir,
  • Ezân okunurken konuşanında Kelime-i Şehadet getirmekte zorlandığı bildirilmiştir.
  • Son nefeste imanı kurtarma duası: “Ya Hayyu Ya Kayyum, Ya Zel Celâli Ve’l İkrâm, ELLAHÜMME en tühyiye kalbi bi Nûri ma’rifetike ebeden, Ya ALLAH, Ya ALLAH, Ya ALLAH Celle Celâlüh” Sabah namazının sünnetiyle farzı arasında okunacak. Çok önemli bir duadır…

Son düzenleyen Baturalp; 15 Aralık 2016 03:46 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Daisy-BT
18 Kasım 2010 20:08       Mesaj #3
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  İmam-ı Gazali.JPG
Gösterim: 2303
Boyut:  30.8 KB
İslâm âlimlerinin en büyüklerin­dendr. Eserleri günümüzde bile çok rağ­bet gören, tekrar tekrar basılan bu bü­yük alim, Huccetü'l İslâm" islâm'ın hücceti), Zeynüd-Din (Dinin ziyne­ti) gibi görkemli isimlerle anılmıştır.

Gazalî, Islâmî ilimlerin her dalın­da söz sahibi olmasına rağmen Tasav­vuf ve Kelâm ilimlerinde daha yoğun çalışmalar yapmıştır. Her ilme yatkın kuvvetli bir zekâya sahip olması ba-zan hocalarının bile kendisini kıskan­masına sebep olmuştur. Selçuklu ve­ziri ünlü Nizâmü'l-Mülk'ün yaptırdığı Nizamiye Medresesi'nde müderris (profesör)'lük yapmıştır. Kısa sayıla­bilecek bir ömürde yazdığı ciltlerce eseri bugünün insanının bile havsalası zor alır. Meydana getirdiği eserlere bakıp da ilmine azmine, çalışkanlığı­na hayranlık duymamak mümkün de­ğildir. Nitekim Batıklar bile bu büyük insana özel bir değer vermişler hak­kında 60 cilt eser yazmışlardır. İmam
Gazalî, fıkıh, kelam, felsefe, mantık, ahlak... gibi birçok dalda eserler ver­miştir.

Sayıları 400'e yaklaşan bu eserlerden bazıları şunlardır:
  • İhyayı Ulümi'd-Dîn,
  • Kimya-yı Saadet, el-Munkız,
  • Tehâ-futü'l-Felâsife,
  • Mekâsıdu'l-Felâsife,
  • Cevâhirü'l-Kur'an.
İslam Ansiklopedisi
Son düzenleyen Baturalp; 15 Aralık 2016 04:13 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Daisy-BT
18 Ağustos 2011 22:01       Mesaj #4
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

El Gazali



Doğum: 1058, Tus
Ölüm: 1111, Tus
Kelâmcı İslâm düşünürü.

Asıl adı Ebu Hamit bin Muhammet'tir. İnsanın, aklın yardımıyla değil, ancak imanın yardımıyla gerçeği bulabileceğini savundu. Bu bakımdan "aklın yardımıyla gerçeği aramak" şeklinde tanımlanan felsefeye; özellikle Aristoteles felsefesine sert eleştiriler yöneltti. Düşünceleriyle İslâm'da taassubun yerleşmesinde etkili oldu. Görüşleri, Hristiyan dünyasında da felsefeyi, özellikle Aristoteles felsefesini benimseyen mutaassıplar için bir silâh oldu. Aklı ve felsefeyi kabul etmeyen düşünceleri, daha sağlığında Endülüs İslâm düşünürleri, özellikle İbni Rüşt tarafından eleştirildi.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen Baturalp; 15 Aralık 2016 03:51 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
26 Haziran 2012 11:59       Mesaj #5
nötrino - avatarı
VIP SiNiRLi-RUTİNE AYKIRI!

İmam-ı Gazali ve Kıymetli Eserleri


İslam düşünce tarihinin en seçkin simalarından biri olan İmam-ı Gazali,miladi 1058 tarihinde Tus şehrinde dünyaya geldi.Adı Muhammed, babasının adı da Muhammed'dir.'Huccetul İslam' ve 'Zeynüddin' lakaplarıyla tanınır.

İmam-ı Gazali'nin bilhassa kelam ve özellikle de akaid alanındaki fikirleri islam düşünce tarihinde bir dönüm noktası teşkil eder.'İHYA'kitabı bu cephesinin meyvesidir.Gazali Ehl-i Sünnete aykırı fırkalarla,bilhassa mutezile ve batınilerle mücadele etmiş yazdığı eserlerle onların bozuk fikirlerini çürütmüştür.Felsefe alanında da Aristo'ya ve onun devamı olan İbn-i Sina ile Farabi'ye çatmış,yanlış taraflarını apaçık ortaya çıkarmıştır.Gazali felsefe ve kelamdan başka tasavvuf alanında da büyük ilerlemeler kaydetmiştir.Gazali'ye göre sadece akıl insanı kurtuluş ve saadete götürmez.Gerçek bilginin kaynağı 'İlahi Nurdur.'

İmam-ı Gazali'nin Başlıca Eserleri:



1) İhyaü Ulumiddin: Gazali'nin en büyük ve en tanınan eseridir. Fıkıh ve tasavvuftan bahseder.4 kısımdan meydana gelmiş,her kısım 10 bölüme ayrılmıştır.İhya yazıldığından bugüne dek islam aleminde en çok okunan kitaplardan birisidir.İhya'nın değerini belirtmek amacıyla büyük alimlerce söylenmiş bir kaç övgüyü altını çizerek belirtmek gerekir:

Hadis Hafızı İmam Zeyneddin Ebu-l Fazl El Iraki : ''İhya islam dini hakkında yazılmış en büyük kitaplardan birisidir.''

Şeyh Ebu Muhammed El Kazeruni : ''Eğer bütün ilimler yok olursa hepsi 'İHYA'dan' çıkabilir.''

2) Kimya-ı Saadet : İhya'nın farsça yazılmış özet tercümesi mahiyetindedir.İman, amel,tasavvuf ve ahlaktan bahseder.

3) El Münkizü Mined-Dalal : İmam-ı Gazali'nin fikri otobiyografisidir.Gazali bu kitabında kalbini kaplayan şüphelerden ve bu şüphelerden nasıl kurtulacağından bahseder.

4) Tuhfetul Felasife : Aristo felsefesinin eksikliklerini belirtir.

5) El Kıstas-ül Müstakim.

6) Bidayet-ül Hidaye : Dini ve ahlaki bilgiler en kolay anlaşılır bir şekilde halka hitaben yazılmıştır.

Gazali'nin bilinen bütün eserlerinin sayısı 75'i bulur.

Kaynak : Kimya-ı Saadet (Önsöz)
Son düzenleyen Baturalp; 15 Aralık 2016 03:57 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
22 Mart 2013 13:25       Mesaj #6
bekirr - avatarı
VIP VIP Üye

Gazali

Ad:  İmam-ı Gazali5.JPG
Gösterim: 2536
Boyut:  27.5 KB

(1058-1111)

Kelamcı, fakih, filozof ve mutasavvıf Gazali, dünya genelinde Hüccetul-Islam (İslam'ın delili) ve büyük bir müçtehid olarak bilinir. Bu, büyük ölçüde İslam akılcılığının üç ana kaynağını sentezleme girişimi nedeniyledir; teorik ve felsefi sorgulama, fıkhi delillendirme ve tasavvufi uygulama. Gazalinin İslam düşüncesi bakımından önemi, önceki yüzyılda Şii entelektüel baskınlığın sonucunda, Sünni düşünceyi yeni¬den yönlendirme ve yenilemedeki becerisinde yatar. Yaşamı ve eserleri elbette Hz. Muhammed'den sonra Batı dünyasında diğer herhangi bir Müslüman'dan daha fazla çalışılmıştır.

Ebu Hamid Muhammed el-Gazali'nin doğduğu dönem, İslam dünyası, politik ve dini çalkantıların olduğu bir dönemdir. İslam dünyası İspanya'da hüküm süren Emevi hanedanı, Kuzey Afrika ve ötesindeki Şii Fatımi hanedanı ve sonrasında Bağdat'tan hükmeden ancak artık hükmü kalmayan yaşlı ve can çekişen Abbasi hanedanı arasında bölünmüştür. Gazali doğduktan sadece üç yıl sonra Bağdat, Selçuklu Türklerince fethedilmiş ve bunun öncesinde adı Şii olan Buveyhi hanedanı yüzyıl-dan fazla Bağdat'ta yönetimi elde tutmuştur. Sünni olan Abbasi halifeleri İslam dünyasının sembolik ve birleştirici liderleri olarak muhafaza edilmişler ancak aslında kendi saraylarında mahkûm olarak yaşamışlardır. Bu nedenle 10. yüzyıl Şia yüzyılı olarak adlandırılır. İslamiyet artık tek bir politik birim olarak işlev görmese de asla bir düşüşe geçmemiştir. Aslında Bağdat'taki tek bir başkentten ziyade, Fatımi idaresindeki Kahire ve Emevi idaresindeki Kurtuba gibi birkaç büyük kültürel merkez bulunur. Selçuklu Türkler'i idaresindeki 11. yüzyıl, Sünni İslam'ın bir güç olarak yeniden belirmesine tanık olacaktır; bu tarihsel ve entelektüel bağlamı Gazali miras alıp faaliyet gösterecektir.

El-Gazali, İran'ın Horasan eyaletinin Tus kentinde, 1058'de dünyaya gelir. 14. yüzyılda yıkılan bu küçük kent şimdilerde harabedir ancakGazalinin döneminde gelişmekte olan bir yerdir. Babaları ve dedesi yün eğirerek geçimlerini sağlarlar (Arapça'da gazzal). Gazali eğitimsiz ancak samimi bir aileye mensuptur. Kardeşi Ahmed Gazali ünlü bir sufi vaaz ve âlim olup Ebu Hamid el-Gazali ise bir sufi olan aile dostundan kendi memleketinde tasavvuf eğitimi alır. Gazali gençken, diğer ilim sahibi şahsiyetlerden eğitim almaya büyük özen gösterir; özellikle Tus'un 40 km güneybatısındaki Nişabur'da bulunan saygın kelamcı el-Cüveyni'den etkilenir. Bu imam, Gazalinin hocası olmayı kabul eder. El-Cüveyni, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın veziri ünlü Nizamülmülk tarafından yeni kurulmuş olan Nizamiye medresesinde bir kürsü sahibi olur. Nizamülmülk, Sünni İslamı yenileme çabasıyla birçok yeni medrese kurmaya önem vermektedir. Bu kurumlar ücretsiz eğitim ve barınma sunmaktadırlar. Gazali 1077-1085 arasında 8 yıl felsefe, mantık ve tabii ilimler yanında Eş ari kelamı çalışır. Çalışırken Cüveyni'nin asistanı olarak bazen de ders verir. Bu da el-Cüveyni'yi Gazalinin bir hoca olarak büyük akıl ve popülarite kazanması nedeniyle kıskançlığa itmiş görünür.

1085'te Gazali, Bağdat'a gider ve adı öyle olmasa da etkin olarak bir hükümdar olup gücünün zirvesinde olan Nizamülmülk un sarayına katılır. Dini otoritelerin kendi tarafında oluşunun önemini farkeden Nizam, himayesini dini liderler lehine bolca kullanmış, hankahlar kurmuş, kelam medreseleri inşa etmiştir. Bunların tümü onun adıyla anılır. Gazali, Vezir'in yakın dostu olur ve Bağdat'taki Nizamiye medresesinde Şafii fıkhı (bkz. Şafii) öğretmek üzere atanır. Bu yeni popüler hoca, hızla geniş bir öğrenci kitlesi edinir ve 1091'de medreseye kelam müderrisi olarak atanır. Gazalinin örnek bir îslami yaşam sürdüğü kabul edilir ancak otuzlu yaşlarındaki bu zat başarısının en görkemli döneminde kuşkuyla eleştirilir:

Hayatımdaki şartları gözden geçirdim ve bir bağlılıklar yumağına yakalandığımı fark ettim. Ayrıca içlerinden en iyisi, verdiğim dersler olan faaliyetlerimi gözden geçirdim ve fark ettim ki önemsiz olan ilimlerle uğraşmışım ve ebedi hayata ulaşmada hiçbir katkı sunmamışım. Ders verme işindeki saikleri gözden geçirdim ve fark ettim ki bunlar Allah rızası için saf bir arzu değilmiş ve beni harekete geçiren şey... tesirli bir konum ve şöhret arzusuymuş.

Her sabah Bağdat'ı ve konumunun çekimini terk etmeyi arzulamıştır ancak kendini hayatın lükslerinden uzaklaştıramamıştır:

Receb 488 den (Haziran 1095) itibaren yaklaşık 6 ay boyunca sürekli olarak dünyevi arzuların çekiciliği ve ebedi hayata yönelik dürtüler arasında sü-rekli olarak gidip geldim. Bu ayda mesele bir seçenek olmaktan çıktı ve bir mecburiyet haline geldi. Allah dilimi kuruttu, öyle ki ders bile veremedim.

Bu durum Gazali için zihinsel ve duygusal bir krize işaret eder; esasen onun hocalık konumunu terk etmeye karar vermesine neden olur. Çünkü çaba gösterse bile artık fiziksel açıdan hocalık yapamayacaktır. Sonraki 10 yıl boyunca, seyyah bir sufı hayatı sürmeye devam eder. Su¬riye ve Filistin'e, daha sonra hacca gider. Aba giyip mescidlerde uyuyarak zahidane bir yaşam sürer. Zühd, murakabe, zikr ve tefekkür yoluyla maddi başarılarının ona veremediği zihin esenliğini bulmuştur. 1106'da yeni Selçuklu veziri Falru'1-Mülk tarafından Nişabur'daki Nizamiye medresesinde eğitim vermeye dönmesine ısrar edilmiştir. Burada iki yıldan biraz daha fazla kalıp 1109 emekliye ayrılmış ve memleketi Tus'a gittikten iki yıl sonra 1111 'de hayata gözlerini yummuştur.

Gazali, onun adını taşıyan dört yüzden fazla eserle üretken bir yazardır. Bunlardan bazılarını yazıp yazmadığı kuşkuludur ve bazıları da kısa risalelerdir. Bununla birlikte, gerçekte şiir ve müzik dahil o dönem bilinen her disiplini kuşatmış görünmektedir. En meşhur ve kapsamlı eseri İhya-ı Ulumud Din. On yıllık ikametinden dönüşünde kaleme alınan bu eser batini ve zahiri yaşamı, gündelik yaşamda iyi bir Müs¬lüman olmayla (yani şeriata uymaya) manevi gereksinimlerin peşine düşme (Tasavvuf) arasındaki ilişkiyi temsil eder. Ona göre insanın özü, kendi asli halinde -yani bedene raptedilmeden önce- saf, meleki ve zeki cevher olan nefstir. Nefs akıl yoluyla eşyanın özünü ve Tanrı bilgisini bilme potansiyeline sahiptir ancak bu potansiyele ulaşmak için bir be¬dene raptolması gereklidir. Çünkü benden nefsi (ruhu) Tanrıya olan yolculukta taşıyan araçtır. Ne var ki ruh asli halinde saf iken, beden, öfke, ihtiras ve kötülüğe karşı koyamadığı için bozucu bir etkidir. Sonuçta ruh halen ilahi unsurlarına sahip olsa da ayrıca "hayvani" unsurlara da sahiptir. Bu nedenle ruhu mükemmelleştir mek için kişi hayvani nitelikleri emri altına almak ve itidal (özdenetim), cesaret, hizmet ve adalet erdemlerinin peşine düşmelidir. Bu da kapıyı dünya ihtiraslarına kapayan tasavvufi uygulamalar yoluyla elde edilebilir. Ancak Gazali, zahiri fiillerimize özellikle hac, namaz, zekât, oruç, Kuran okumak, şeriatı gözetmek vb. gibi İslam'la alakalı ibadetlere tutunmanın halen önem taşıdığına işaret etmektedir. SuFı tarafından izlenen riyazet, tefekkür vb. batini faaliyetler, diğer tüm Müslümanlar'ın zahiri faaliyetleri hakkında bilgi verir. Mistik kavrayış mümine salt anlamsız ibadet işlemekten çok, ibadetin yönlerine ilişkin daha büyük bir anlayış sunar. Ruhun bu yolculuğunda Gazalinin kendi kişisel arayışını görebiliriz.

İhya daha sonra İslam literatürünün büyük bir klasiğine dönüşmüş¬tür. Eser, müminin ona cevabı ve sevgisi bakımından Hıristiyan teoloğu Thomas Aquinas'ın Sumrna Theologica'sıyla karşılaştırılabilir. Âlimler İhyanın büyüklüğünü Kurandan sonra ikinci kitap olarak karşılaştıra¬rak ortaya koymuşlardır. İlgi çekişi, büyük oranda yazın güzelliği nedeniyledir. Çünkü Gazali iyi bir hoca olmasının yanı sıra ayrıca birin-ci sınıf bir yazardır. Üslubu anlaşılırdır ve öğretisini betimlemek için anekdot ve örnekler kullanır. Örneğin, sapmış bir kişiye yabani otları temizlemekten hoşnut ancak yeraltındaki kökleri bozmadan bırakan bir bahçıvanla karşılaştırır.

îhya'nm Summa Theologica ile ilişkisi neyse el-Munkızu min ed Dalal'm o dönem Arap dünyasında oldukça nadir bir edebi biçim olan ilgi çekici bir otobiyografik tanım sunması nedeniyle Aziz Auqustine'nın İtirafları ile ilişkisi de odur. Daha önceki bir eseri olan Makasıdul Fela- sife Müslüman filozofların, özellikle de Farabi (ö. 950) ve İbni Sina'nın eserlerine ilişkin bir çalışmadır. Ancak özellikle bu kişilere yönelik eleş-tirisi, uzlete çekilip ders vermeyi bıraktıktan sonra kaleme aldığı ünlü Tehafutul Felasife'de yer alır. Akıl yoluyla hakikate vurgusuyla felsefe ile hakikatin birincil kaynağı olarak vahye işaret eden kelam arasında bili¬nen bir gerilim olagelmiştir. Gazali, aklın her durumda nihai hakikate ulaştırmayacağını kendi delillerini ortaya koymak için Aristo mantığını kullansa da, gerçekte Tanrının rasyonel bir anlayışla bilinemeyeceğini belirtir. Tabiat ve matematik için felsefenin önemini kabul etmiş ancak vahyin dini konularda en önemli kaynak olduğunu öne sürmüştür. Aynı şekilde kelamın kendi sınırlamaları olduğunu kabul eder. Dini hakikatleri savunmada akli bir araç olarak yararlıdır ancak kendi içinde Tanrının varlığını ispat edememiştir. Bu nedenle Gazali, dini tecrübeyi, özellikle Sufiler tarafından kullanılan tasavvufi teknikler yoluyla kaza¬nılanları över.

Gazali kuşkusuz felsefeye ilişkin oldukça eleştireldir ancak en şiddetli karşı çıkışını îsmaili felsefeye yönelik yapmıştır. Bu grup esasen kökenlerini Şia'nın ilk İmamı Ali'ye dayandıracak kadar Şii'dirler ancak bu çizginin altıncı İmam Cafer-i Sadık'ın oğlu İsmail'le son bulduğu¬nu öne sürerler. Karizmatik ve ezoterik bir hareket olup 983'te Mısır'ı fethederek yaklaşık iki yüzyıl süren Fatımi (bkz. el-Mehdi) hanedanını kurarlar. Gazali, açıkçası Gnostik eğilimleri onaylamaz; bununla birlikte onları sevmeyişinde kişisel gerekçelere sahiptir. İsmaililer, Gazalinin iki yakın arkadaşı olan Nizamülmülk ve oğlu dahil düşmanlarına suikast yapma yoluyla (assassin/suikastçı kelimesi Arapça "haşiş'ten türemiştir. Bu kişilere haşhaş verilerek daha cesur olmaları sağlanmıştır) Bağdat'taki Sünni rejimi sarsmaya teşebbüs etmişlerdir. Aslında Gazalinin on yıllık uzletinin gerekçelerinin daha sinik bir yorumu, onun manevi melekelerinden çok maddi yaşamıyla daha fazla alakalıdır. İsraililer'in öğretilerindeki çelişkilere odaklanarak bu mezhebe ilişkin yarım düzine eleştiri kaleme almıştır.

Gazali, hem kelam hem fıkıh eğitimi almış olup her ikisini de eleştirmiştir. İtikadda Eş'ari'yi takip edip amelde Şafii'dir. Kelam ve fıkhı durağan ve manevi değerlerden yoksun olmayla eleştirmesi, uzun soluklu bir etkiye neden olmuş ve her ikisinin de yenilenmesine yardım etmiştir. Bununla birlikte Gazalinin en büyük etkisi, -bazı âlimler buna büyük oranda kardeşinin neden olduğunu öne sürseler de- Tasavvufa. yönelik olmuştur. Ancak unutulmamalıdır ki onun Tus'taki ilk hocası da bir Sufı'dir ve yetişkinlik yıllarını sarayın varsıl ve maddeci sakinleriyle karşılaştırıldığında sufilerin eylemleriyle etkilenmeden duramama nedeniyle bir sufı olarak geçirmiştir. Tasavvufun yaşamımız için birincil bir motivasyon olduğuna inanır. Çünkü tasavvuf olmadan tüm dini uygulamalar ve inanç, anlamsızdır. Kimileri onun tasavvufa ilişkin yazılarını Ortodoksiye karşı olarak yanlış anlamıştır ve kitapları kimi yerlerde yakılmıştır. Ancak sonraları gerçek tasavvufu Ortodoks Sünni toplum için daha uyumlu kılmak adına sulandırmakla suçlanmıştır. Bununla birlikte bir bütün olarak, yani tarikatleri tasavvufun özüne ne kadar sadık olduğuna bakmaksızın engellemekten ziyade yaymaya yardımcı olmuştur.

Kuşkusuz Müslüman olmayanlar üzerindeki etkisi çoğunlukla ta- savvufi yazılarının bir sonucudur. Gazalinin ölümünden yarım yüzyıl bile geçmeden Toledo'da Hıristiyanlığı seçen bir Yahudi, Gazalinin eserlerini Latince'ye çevirmiş ve Kurtubalı Yahudi filozof Meymonides, (ö. 1204) sıkça Makasıdu'l Felasife eserine başvuruda bulunmuştur. Gazalinin ruh ve sudur gibi konulara ilişkin yazıları, Yahudi âlimler arasında tartışmalara neden olmuştur. Batı Hıristiyanlığında Aziz Tho- mas Aquinas, Batı'da bilindiği şekliyle "Algazel"in yazılarını çalışmış ve büyük şair Dante (ö. 1321) sıkça Gazali'den alıntı yapmış hatta onu Hıristiyan olmayanların kaldığı yer olarak düşünülen cehennem yerine şiirinde «rasatta (limbo) sınırlama cömertliğinde bile bulunmuştur.

Sonuç olarak Gazali, ona büyük bir Müslüman âlim unvanını kazandıran bir entegrasyon ve dini sentezi başarmıştır.

Kaynak: İslamda 50 önemli isim
Son düzenleyen Baturalp; 15 Aralık 2016 04:06 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Baturalp
15 Aralık 2016 03:17       Mesaj #7
Baturalp - avatarı
Ziyaretçi

İmam-ı Gazali, tam adı Muhammed bin Muhammed bin Muhammed bin Ahmed.


Ad:  İmam-ı Gazali1.JPG
Gösterim: 2824
Boyut:  70.9 KB
İslam âlimi. Batı dillerinde ismi Algazel'dir. Künyesi Ebu Hâmid, lakabı Huccet-ül-İslam ve Zeyneddin’dir. Gazali nisbesiyle meşhurdur. Müctehiddi. İctihadı, Şafii mezhebine uygun oldu.

Hayatı


İran’ın Tus şehrinin Gazal kasabasında 1058 (h.450) yılında doğdu. Babası fakir ve salih bir zattı. Âlimlerin sohbetlerinden hiç ayrılmazdı. Elinden geldiği kadar, onlara yardım ve iyilik eder ve hizmetlerinde bulunurdu. Âlimlerin nasihatini dinleyince ağlar ve Allahü teâlâdan kendisine âlim olacak bir evlat vermesini yalvararak isterdi. Babası yün eğirip, Tus şehrinde bir dükkanda satardı. Vefatının yaklaştığını anlayınca, oğlu Muhammed Gazali’yi ve diğer oğlu Ahmed’i hayır sahibi ve zamanın salihlerinden bir arkadaşına, bir miktar mal vererek vasiyet etti ve ona dedi ki:

“Ben kendim, âlim bir kimse olamadım. Bu yolla kemale gelemedim. Maksadım, benim kaçırdığım kemal mertebelerinin, bu oğullarımda hasıl olması için yardım etmenizdir. Bıraktığım bütün para ve erzakı, onların tahsiline sarf edersin!”

Arkadaşı vasiyeti aynen yerine getirdi. Babasının bıraktığı para ve mal bitinceye kadar, onların yetişme ve olgunlaşmaları için çalıştı. Sonra onlara; “Babanızın, sizin için bıraktığı parayı tahsil ve terbiyenize harcadım. Ben fakirim param yoktur. Size yardım edemeyeceğim. Sizin için en iyi çareyi, diğer ilim talebeleri gibi medreseye devam etmenizde görüyorum” dedi. Bunun üzerine iki kardeş medreseye gittiler ve yüksek âlimlerden olmak saadetine kavuştular.

İlim Düzeyi


İmam-ı Gazali, çocukluğunda fıkıhtan bir miktarını kendi memleketinde okudu. Sonra Cürcan’a gitti. İmam Ebu Nasr İsmaili’den bir müddet ders aldı. Sonra Tus’a döndü. Cürcan’dan Tus’a dönerken başından geçen bir hadiseyi şöyle anlatır: as “Bir grup yol kesici karşımıza çıktı. Yanımda olan her şeyimi alıp gittiler. Arkalarından gidip kendilerine yalvardım. Ne olur işinize yaramayan ders notlarımı bana verin. Reisleri; “Onlar nedir? Nasıl şeylerdir?” diye sorunca; “Onları öğrenmek için memleketimi terk ettim, gurbetlere gittim. Filan yerdeki birkaç tomar kağıtlardır” dedim. Eşkıyaların reisi güldü; “Sen o şeyi bildiğini nasıl iddia ediyorsun, biz onları senden alınca ilimsiz kalıyorsun” dedi ve onları bana geri verdi. Sonra düşündüm, Allahü teâlâ, yol kesiciyi beni ikaz için o şekilde söyletti, dedim. Tus’a gelince üç yıl bütün gayretimle çalışarak, Cürcan’da tuttuğum notların hepsini ezberledim. O hâle gelmiştim ki, yol kesici önüme çıksa, hepsini alsa, bana zararı dokunmazdı.”

Memleketinde geçirdiği bu üç seneden sonra, öğrenimine devam etmek için o zamanın büyük bir ilim ve kültür merkezi olan Nişabur’a gitti. Zamanın bilimadamlarından olan İmam-ül-Harameyn Ebu’l-Meâli el-Cüveyni’nin öğrencisi oldu. Üstün zekasını ve çalışkanlığını gören hocası ona yakın ilgi gösterdi. Burada usul-i hadis, usul-i fıkıh, kelam, mantık, hukuk ve münazara ilimlerini öğrendi. Ebu Hâmid er-Rezekani, Ebu’l- Hüseyin el-Mervezi, Ebu Nasr el-İsmaili, Ebu Sehl el-Mervezi, Ebu Yusuf en-Nessâc gibi devrin büyük âlimleri belli başlı hocalarıdır.

Nişabur’da öğrenimini tamamlayınca, büyük bir ilim ve edebiyat hâmisi olan Selçuklu veziri üstün devlet adamı Nizamülmülk’ün daveti üzerine Bağdat’a gitti. Nizamülmülk’ün topladığı ilim meclisinde bulunan zamanın bilimadamları, imam-ı Gazali'nin ilminin derinliğine ve meseleleri izah etmekteki üstün kabiliyetine hayran kaldıklarını itiraf ettiler. O zaman ortaya çıkan muhalif fırkaların yüksek düşünsel seviyelerine ulaşarak kendilerine iktidarın "cevabını" verecek, halk nezdinde iktidarın "meşruiyetini" tedarik edecek alim olarak görüldüğünden saray tarafından şiddetle desteklendi. Bu sırada otuz dört yaşında bulunan imam-ı Gazali'nin İslamiyet’e yaptığı büyük hizmetleri gören Selçuklu veziri Nizamülmülk, şimdiki tabirle, onu Nizamiye Üniversitesi rektörlüğüne tayin etti. Bu üniversitenin başına geçen İmam-ı Gazali , üç yüz seçkin talebeye lüzumlu olan bütün ilimleri öğretti. Yetiştirdiği talebelerin had ve hesabı yoktu. Ebu Mansur Muhammed, Muhammed bin Esad et-Tusi, Ebu’l-Hasan el-Belensi, Ebu Abdullah Cümert el-Hüseyni talebelerinin meşhurlarındandır. Bir taraftan da kıymetli kitaplar yazan imam-ı Gazali, ilim ehli, devlet adamları ve halk tarafından büyük bir muhabbet ve hürmet gördü. Şöhreti gün geçtikçe arttı. Nizamiye Üniversitesinde bulunduğu yıllarda, Kitabü’l-Basit fil-Füru, Kitab-ül-Vesit, El-Veciz, Meahiz-ül-Hilâf adlı kitaplarını yazdı.

Felsefeye Karşı Bir Yazısı


İmam-ı Gazali,felsefecilerle ilgili bu çalışmalarını El-Munkızumin eddalâl kitabında şöyle anlatmaktadır:

İşte şimdi filozofların ilimlerinin hikayesini dinle: Onları birkaç sınıf, ilimlerini de birkaç kısım hâlinde gördüm. Onlara, çokluklarına ve eskileri ile yenileri arasında doğruya yakınlık ve uzaklık farkına rağmen, küfür ve ilhâd damgasını vurmak lazımdır. Filozoflar fırkalarının çokluğuna ve çeşitliliğine rağmen, Dehriyyun, Tabiiyyun ve İlahiyyun olmak üzere üç kısma ayrılırlar. Dehriyyun sınıfı eski filozoflardan bir zümredir. Yaratıcının varlığını inkâr ederler, bunlar zındıktır. Tabiiyyun; bunlar da ahiretin mevcudiyetini kabul etmediler. Cenneti Cehennemi, kıyameti ve hesabı inkâr ettiler. Bunlar da zındıktır. Üçüncü sınıf olan İlahiyyun, daha sonra gelen filozoflardır. Bunlar ilk iki sınıfı red etmişlerse de kendilerini bid’at ve küfürden kurtaramamışlardır.” Üçüncü kısımdan olan bu filozoflar, kendilerinden önce gelenlerin yanlışlarını açık seçik göstermek ve bir yaratıcının olduğunu söylemekle beraber Peygamberlere inanmadıkları için küfürde kalmışlardır. Çünkü küfürden kurtulmak için Peygamberlere ve onların bildirdiklerine inanmak da şarttır.

İmam-ı Gazali felsefecilerin görüşlerini çürütmek ve itikadlarına, felsefe karıştıran fırkalara cevap vermek için yaptığı bu çalışmasını kendisinin de bir filozof olduğu şeklinde yoruyanlar olmuştur. Buna karşı çıkanlar ise, diğerlerini felsefe ile tefekkür arasındaki mühim farkı bilmemekle suçlamaktadırlar. Gazali'nin şiddetle karşı durduğu muhalif düsturlar, aklı temel almışlardır. Onlara göre, Allah'ın kullarına bahşettiği en büyük nimet akıldır ve bu nimetten yararlanmayan bir kul en büyük günahkardır. Akıl yürütmek faaliyeti ise felsefeyi beraberinde getirir. Mütefekkirler ise aklı kullanmakla beraber, akıldan önce Peygamberleri ve onların bildirdiği imanı almışlardır.

İmam-ı Gazali, bu çalışmalarından sonra, yerine kardeşi Ahmed Gazali’yi vekil bırakarak Nizamiye Üniversitesindeki görevine ara verdi ve Bağdat’tan ayrıldı. Çeşitli ilmi çalışmalar ve seyahatler yaptı. Şam’da kaldığı iki yıl içinde en kıymetli eseri İhyâu-Ulumiddin’i yazdı. Daha sonra Kudüs’e gitti. Burada Bâtıni denilen fırkaya karşı Mufassıl’ul-Hilâf, Cevâb-ul-Mesâil ve Allahü teâlânın Esmâ-i Hüsnâ denilen isimlerini anlatan El- Maksad ül-Esmâ adlı eserini yazdı. Kudüs’te bir müddet kaldıktan sonra hacca gitti. Haccını müteakiben Bağdat’a döndü. Nizamiye Üniversitesinde, Şam’da yazdığı İhyâ’sını kalabalık bir talebe kitlesine ders olarak okuttu. Bu seferki tedris hayatı uzun sürmedi. Doğduğu yer olan Tus’a gitti. Burada yine Bâtınilere karşı Ed-Dercülmerkum kitabı ile El-Kıstâs-ul-Müstakim, Faysal-ut-Tefrika, Kimyâ-ı Seâdet, Nasihât ül-Müluk ve Et- Tibr-ul-Mesbuk adlı kıymetli eserlerini yazdı. On sene kadar süren bu hizmetlerinden sonra Selçuklu veziri Fahr-ül-Mülk’ün ricası üzerine bir müddet daha Nizamiye Üniversitesinde ders verdi. Tasavvufu anlatan Mişkât-ül-Envâr adlı eserini de bu sırada yazdı.

İmam-ı Gazali'nin Tasavvufa Girişi


İmam-ı Gazali'nin tasavvufta mürşidi, Silsile-i aliyyenin büyüklerinden olan Ebu Ali Farmedi'dir. Onun huzurunda kemale geldi. Zahir ilimlerinde eşsiz âlim olduğu gibi, tasavvuf ilimlerinde (evliyalık ilimlerinde) de mürşid (yol gösterici) oldu. Kısa bir müddet daha Nizamiye Üniversitesinde ders verdikten sonra doğduğu yer olan Tus’a döndü. Elli beş sene gibi kısa bir ömür süren imam-ı Gazali, ömrünün son yıllarını Tus’ta geçirdi. Burada evinin yakınına bir medrese ve bir de tekke yaptırdı. Günleri insanları irşâd etmekle geçti. Elli yaşını aştığı bu sıralarda El-Munkızu Aniddalâl, fıkhın kaynaklarına (Usul-i fıkha) dâir El-Mustesfâ ve selef-i salihine (Ehli Sünnet itikadına) tâbi olmayı anlatan İlcâmü’l-Avâm an İlm-il-Kelam adlı eserlerini yazdı.

İslam Devletine Etkisi


İmam-ı Gazali'nin yaşadığı devirde İslam âleminde siyasi ve fikri bakımdan büyük bir kargaşalık hüküm sürüyordu. Bağdat’ta Abbasi halifelerinin hakimiyeti zayıflamaya yüz tutmuştu. Bunun yanında Büyük Selçuklu Devleti'nin sınırları genişliyor ve nüfuzu artıyordu. İmam-ı Gazali, bu devletin büyük hükümdarları Tuğrul Beyin, Alp Arslan’ın ve Melik Şah'ın devirlerini yaşadı. Melik Şahın kıymetli veziri Nizamülmülk, hem savaş meydanlarında zaferler kazanıyor, hem de o zamanın parlak ilim ocakları olan İslam üniversitelerini açıyordu.

İmam-ı Gazali 23 yaşındayken doğuda Hasan Sabbah ve adamları, Selçuklu otoritesini yıkmak gayesi ile İsmailiyye düsturunu yaymaya çalışıyorlardı. Mısır’da Şii FatımiEndülüs İslam Devleti gerilemeye yüz tutmuştu. Mukaddes toprakları Müslümanlardan almak için ilk Haçlı seferleri de İmam-ı Gazali zamanında başlamıştı.

Bunlardan birincisi olan Haçlı seferine katılan Haçlılar, Anadolu Selçuklu Hükümdarı I. Kılıç Arslan’ın üstün gayretlerine rağmen 600 binden 40-50 bine düşmek pahasına da olsa, Anadolu’yu geçmiş, Torosları aşmış, Antakya’yı ve bir yıl sonra da Kudüs’ü ele geçirmişlerdi (1096). Hanedanı çökmeye başlamış, Avrupa’da ise İslam âlemindeki bu siyasi karışıklıkların yanında bir de fikir ve düşünce ayrılıkları vardı. Bu fikir ayrılıklarının temelinde yatan neden iktidar mücadelesi idi; ortadoğu coğrafyasındaki iktidarı eline geçirmek isteyen gruplar, halk arasında meşruiyet kazanmak gayesi ile farklı islami anlayışlar ve disiplinlerden faydalanmak çabasındaydılar. Müslümanlar arasında itikad birliği sarsılmış, düşünce ve fikirlerde ayrılıklar meydana gelmişti.

Bir taraftan eski Yunan felsefesini anlatan kitapları okuyarak yazılanlarla İslam inançlarını yeniden yorumlayanlar, diğer taraftan Kur’an-ı Kerim'in âyetlerinin manasını farklı yorum yöntemleri ile açıklamaya kalkışan Bâtıniler ve Mutezile ile diğer fırkalar iktidarı elinde bulunduran sınıfların şekil verdiği İslam anlayışına muhalif bir tutumla iktidar mücadelesine dahil olmaya çalışıyorlardı. Böylece, İslam tarihinin en yoğun düşünsel-felsefi dönemi yaşanmaya başlandı. Bu yoğun düşünsel dönemde, iktidar yanlısı bir anlayışla muhalifler ile aynı düşünsel seviyede mücadele edebilecek zamanın nadir ilim adamlarının başında, akli ve nakli ilimlerde zamanın en büyük âlimlerinden, İmam-ı Gazali geliyordu.

O, bir taraftan kıymetli talebeler yetiştirdi, bir taraftan da muhalif fırkaların muhalif inançlarını çürütmek için kıymetli kitaplar yazdı. Üç yüz binden fazla hadis-i şerifi ravileriyle ezbere bilen ve Hüccetül-İslam adıyla meşhur olan İmam-ı Gazali, İslamın yirmi temel ilmi ile bunların yardımcıları olan müsbet ilimlerde de söz sahibiydi. Zamanında yaşayan ve sonra gelen âlimler onun kitaplarını önemli bir kaynak kabul etmişlerdir.

Vefatı


İmam-ı Gazali 1111 (h.505) yılının Cemaziyelevvel ayının 14. Pazartesi günü büyük kısmını zikir ve tâat ve Kur’an-ı Kerim okumakla geçirdiği gecenin sabah namazı vaktinde abdest tazeleyip namazını kıldı, sonra yanındakilerden kefen istedi. Kefeni öpüp yüzüne sürdü, başına koydu: “Ey benim Rabbim, Mâlikim! Emrin başım gözüm üzere olsun” dedi. Odasına girdi. İçeride, her zamankinden çok kaldı. Dışarı çıkmadı. Bunun üzerine oradakilerden üç kişi içeri girince, İmam-ı Gazali hazretlerinin kefenini giyip, yüzünü kıbleye dönüp, ruhunu teslim ettiğini gördüler. Başı ucunda şu beytler yazılıydı:

Beni ölü gören ve ağlayan dostlarıma,
Şöyle söyle, üzülen o din kardeşlerime:
“Sanmayınız ki, sakın ben ölmüşüm gerçekten,
Vallahi siz de kaçın buna ölüm demekten.”

Ben bir serçeyim ve bu beden benim kafesim.
Ben uçtum o kafesten, rehin kaldı bedenim.

Bana rahmet okuyun, rahmet olunasınız.
Biz gittik. Biliniz ki, sırada siz varsınız.
Son sözüm olsun, “Aleyküm selam” dostlar.
Allah selamet versin, diyecek başka ne var?

İmam-ı Gazali, kendisini mezarın içine Şeyh Ebu Bekr en-Nessâc koysun, diye vasiyet etmişti. Şeyh bu vasiyeti yerine getirip mezardan çıktığında hâli değişmiş, yüzü kül gibi olmuş görüldü. Oradakiler “Size ne oldu?.. Niçin böyle sarardınız, soldunuz efendim?..” dediler. Cevap vermedi. Israr ettiler, gene cevap vermedi. Yemin vererek tekrar ısrarla sorulunca, mecbur kalarak şunları anlattı:

“İmamın nâşını mezara koyduğum zaman, Kıble tarafından nurlu bir sağ elin çıktığını gördüm. Hafiften bir ses bana şöyle seslendi. «Muhammed Gazali’nin elini, Seyyidü’l Mürselin Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemin eline koy» Ben denileni yaptım. İşte mezardan çıktığımda benzimin sararmış, solmuş olmasının sebebi budur. Allah ona rahmet eylesin.”

İmam-ı Gazali asrının müceddidi olup, din bilgilerinden unutulmuş olanlarını meydana çıkarmış, açıklamış ve herkese öğretmişti. İmam-ı Gazali, zamanındaki devlet adamlarının ikram ve iltifatlarına kavuşmuştu. Onlara zaman zaman nasihat ederek ve mektup yazarak hakkı tavsiye etmiş, Müslümanların huzur ve refahı için dua etmiştir.

Selçuklu Sultanı Sencer’e Yazdığı Mektup


Bunlardan Selçuklu Sultanı Sencer’e nasihat için aşağıdaki mektubu yazmıştır:

“Allahü teâlâ İslam beldesinde muvaffak eylesin, nasibdâr kılsın. Ahirette ona, yanında yeryüzü padişahlığının hiç kalacağı mülk-i azim ve ahiret sultanlığı ihsan etsin. Dünya padişahlığı, nihayet bütün dünyaya hakim olmaktan ibarettir. İnsanın ömrü ise, en çok yüz sene kadardır.

Cenab-ı Hakk’ın, ahirette bir insana ihsan edeceği şeylerin yanında, bütün yeryüzü, bir kervan gibi kalır. Yeryüzünün bütün beldeleri, vilayetleri, o kerpicin tozu toprağı gibidir. Kerpicin ve tozunun toprağının ne kıymeti olur? Ebedi sultanlık ve saadet yanında, yüz senelik ömrün ne kıymeti vardır ki, insan onunla sevinip mağrur olsun? Yükseklikleri ara, Allahü teâlânın vereceği padişahlıktan başkasına aldanma.

Bu ebedi padişahlığa (saadete) kavuşmak, herkes için güç bir şey ise de, senin için kolaydır. Çünkü Resulullah sallallahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Bir gün adalet ile hükmetmek, altmış senelik ibadetten efdaldir.” Madem ki Allahü teâlâ sana, başkalarının altmış senede kazanacağı şeyi bir günde kazanma sebebini ihsan etmiştir, bundan daha iyi fırsat olamaz! Zamanımızda ise iş o hâle gelmiştir ki, değil bir gün, bir saat adaletle iş yapmak, altmış yıl ibadetten efdal olacak dereceye varmıştır.

Dünyanın kıymetsizliği, açık ve ortadadır. Büyükler buyurdular ki: «Dünya kırılan altın bir testi, ahiret de kırılmaz toprak bir testi olsa, akıllı kimse, geçici olan ve yok olacak olan altın testiyi bırakır, ebedi olan toprak testiyi alır. Kaldı ki dünya, geçici ve kırılacak toprak bir testi gibidir.» Ahiret ise hiç kırılmayan ebediyyen bâki kalacak olan altın testi gibidir. Öyleyse, buna rağmen dünyaya sarılan kimseye nasıl akıllı denilebilir? Bu misali iyi düşününüz ve daima göz önünde tutunuz...”

İmam-ı Gazali'nin güzel sözlerinden bazıları

  • Allahü teâlânın verdiği nimeti, Onun sevdiği yerde harcamak şükür; sevmediği yerde kullanmak ise küfran-ı nimettir (nimeti inkâr etmektir).
  • Belaya şükretmek lazımdır. Çünkü küfür ve günahlardan başka bela yoktur ki, içinde senin bilmediğin bir iyilik olmasın! Allah, senin iyiliğini senden iyi bilir.
  • Bir sözü söyleyeceğin zaman düşün! Eğer o sözü söylemediğin zaman mesul olacaksan söyle. Yoksa sus!
  • Bil ki, kalble gıybet etmek, dille etmek gibi haramdır. Bir kimsenin noksanını, kusurunu başkasına söylemek doğru olmadığı gibi, kendi kendine söylemek de caiz değildir.
  • Sabır insana mahsustur. Hayvanlarda sabır yoktur. Meleklerin ise sabra ihtiyacı yoktur.
  • Allahü teâlânın, her yaptığımızı her düşündüğümüzü bildiğini unutmamalıyız. İnsanlar birbirinin dışını görür.
  • Allahü teâlâ ise, hem dışını, hem içini görür. Bunu bilen bir kimsenin işleri ve düşünceleri edepli olur.
  • Aklı olan kimse nefsine demelidir ki: Benim sermayem, yalnız ömrümdür. Başka bir şeyim yoktur. Bu sermaye, o kadar kıymetlidir ki, her çıkan nefes hiçbir şeyle tekrar ele geçmez ve nefesler sayılıdır, azalmaktadır. O halde bu günü elden kaçırmamak bunu saadete kavuşmak için kullanmamaktan daha büyük ziyan olur mu? Yarın ölecekmiş gibi bütün âzâlarını haramdan koru.
  • Ey nefsim, sonra tevbe ederim ve iyi şeyler yaparım, diyorsan, ölüm daha önce gelebilir, pişman olup kalırsın. Yarın tevbe etmeyi bugün tevbe etmekten kolay sanıyorsan, aldanıyorsun.

Eserleri


İmam-ı Gazali, ömrü boyunca gece gündüz devamlı yazmış büyük bir İslam âlimidir. O kadar çok kitap yazdı ki, ömrüne bölününce, bir güne on sekiz sayfa düşmektedir. Eserlerinin sayısının 1000’e ulaştığı, Mevduât-ul-Ulum kitabında bildirilmektedir. Bunlardan 400’ünün isimleri Şeyh Ebu İshak Şirâzi’nin Hazâin kitabında yazılıdır.

Eserleri üstünde Avrupalılar geniş ve uzun süren incelemeler yapmışlardır. Bunlardan Maurice Bouyges adlı müsteşrik Essai de chronologie des oeuvres de al-Ghazali adlı eserinde İmam-ı Gazali’nin 404 kitabının ismini vermiştir. Meşhur müsteşrik Brockelmann da Geschichte Der Arabischen Litteratur adlı eserinde, eserlerinden 75 tanesinin listesini vermiştir. 1959’da dört Alman ordinaryüs profesörü, İmam-ı Gazali'nin kitaplarını okuyarak, İslam dinine aşık olmuşlar ve İmam’ın kitaplarını Almancaya çevirerek sonunda müslüman olmuşlardır.

İmam-ı Gazali'nin vefatından sonra İslam dünyasının maruz kaldığı Moğol felaketi esnasında yakıp yıkılan binlerce kütüphane içinde Gazali hazretlerinin sayısız eseri de yok edilmiştir. Bu sebepten bugüne kadar eserlerinin tam bir listesi ve tasnifi yapılamamış, ilim dünyası bu husustaki eksikliğini tamamlayamamıştır.
Baturalp
15 Aralık 2016 04:11       Mesaj #8
Baturalp - avatarı
Ziyaretçi
İmam-ı Gazali


Daha fazla sonuç:
imam gazali kimdir

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç