Arama

Hüseyin Nihal Atsız

Güncelleme: 27 Şubat 2020 Gösterim: 32.736 Cevap: 11
perlina - avatarı
perlina
Ziyaretçi
5 Ocak 2006       Mesaj #1
perlina - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  ATSIZ-2-350x500.jpg
Gösterim: 2117
Boyut:  16.3 KB

Atsız, Nihal

, tam adı Hüseyîn Nîhal Atsız (d. 25 Ocak 1905, İstanbul - ö. 11 Aralık 1975, İstanbul), Türk düşün ve siyaset adamı, yazar. Turancılık akımının Cumhuriyet dönemindeki önde gelen temsilcilerindendir.

Sponsorlu Bağlantılar
İstanbul Edebiyat Fakültesi’ni bitirdi, aynı okulda asistan oldu (1931). Aynı yıl, Atsız Mecmua'yı yayımlamaya başladı. Köycü bir yaklaşımdan Turancı bir yaklaşıma yönelen bu dergideki yazıları nedeniyle öğretmen olarak Malatya’ya sürüldü (1933). Bu tarihten 1952’ye değin, Anadolu ve İstanbul’daki ortaöğretim kurumlarında aralıklarla öğretmenlik etti. Kasım 1933 - Temmuz 1934 arasında Orhun dergisini çıkardı. II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Alman başarılarına koşut olarak güçlenen Turancı akım içinde önemli bir yeri oldu, dönemin tartışmalarına katıldı. Ekim 1943’te Orhun'u yeniden çıkarmaya başladı. Bu dergide solcu etkinlikleri ve solcuları Başbakan Şükrü Saraçoğlu’na şikâyet eden iki mektup yayımlaması (Mart-Nisan 1944) olaylara neden oldu {bak. Atsız-Sabahattin Ali Davası). Almanya’nın savaşı yitireceğinin anlaşılması üzerine Turancılar hükümetin desteğinden yoksun kalınca, Eylül 1944’te Irkçılık-Turancılık Davası’yla ilgili olarak tutuklandı. Ekim 1945’te serbest bırakıldı; 1947’de beraat etti. 1952’de daha önce de bir süre çalıştığı Süleymaniye Kütüphanesinde görevlendirildi. 1952’de Orhun, 1964’te Ötüken (1975’e değin) dergilerini çıkardı. Ötüken'de yazdığı bir yazı nedeniyle 1973’te hüküm giydi, ama ertesi yıl özel afla serbest bırakıldı.

Atsız’ın milliyetçiliği şamancı-ırkçı yönelimlidir ve İslamiyet öğesine yer vermez. Ama bu görüşleri, Türkçülük akımı içinde egemen olamamıştır.

Türk tarihi ve edebiyatı konusundaki araştırmaları {Türk Tarihi Üzerine Toplamalar, 1935; Türk Tarihinde Meseleler, .1966), tarihsel romanları {Bozkurtların Ölümü, 1946; Bozkurtlar Diriliyor, 1949; Deli Kurt, 1958), hece ve aruz ölçüsüyle yazdığı şiirleri {Yolların Sonu, 1946) vardır.

Atsız-Sabahattin Ali Davası, Sabahattin Ali’nin Nisan-Mayıs 1944’te, Nihal Atsız’ın solcuları hedef alan makaleleri üzerine onun aleyhine açtığı dava ve bu dava nedeniyle çıkan olaylar dizisi.

II. Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında, Naziliğin ideolojik etkisi ve Almanya’nın siyasal-askeri çıkarları nedeniyle sağladığı destek, Türkiye’de Irkçılık-Turancılık akımının gelişmesine yol açmıştı. Ama Almanya’nın savaş alanlarında gerilemesi, özellikle 1943’ten başlayarak resmî çevrelerde bu akıma karşı gösterilen hoşgörünün azalması sonucunu verdi. Öte yandan sol yayınlarda da bir canlanma olmuştu. Mayıs 1943’te sol eğilimli Faris Erkman, Irkçılık ve Turancılığı hedef alan, bu akımı yabancı (Alman) kuklası olmak, ülkeyi savaşa sokmayı istemek ve Kemalizme ve hükümet politikasına karşı çıkmakla suçlayan “En Büyük Tehlike” adlı bir broşür yayımladı. Böylece Turancılarla sol kesim arasında, basının da katıldığı sert bir tartışma başladı. Süregiden bu tartışma çerçevesinde, Irkçı-Turancı çevrelerin önde gelen adlarından Nihal Atsız Mart 1944’te, kendi çıkardığı Orhun dergisinde “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye Açık Mektup” adlı bir yazı yayımladı. Yazı son zamanlardaki solcu yayın ve etkinlikleri hedef almakta, bunları başbakana şikâyet etmekteydi. Ama başbakana salt görevi nedeniyle değil, aynı zamanda “Türkçü” olarak tanındığı için sesleniyordu. Solculara karşı ittifak temelinde, Turancı akıma karşı hoşgörülü tutumu son zamanlarda zayıflayan hükümet çevrelerine yakınlaşma isteğini de dile getirmekteydi. Atsız, Nisan 1944’te aynı dergide “Başvekil Saraçoğlu Şükrü’ye ikinci Açık Mektup”u yayımladı. Bu yazıda da, aralarında Ankara Devlet Konservatuvarı dramaturglarından yazar Sabahattin Ali ile bazı üniversite öğretim üyelerinin dt bulunduğu sol eğilimli kişilerin adları verilmekte, bunlar solcu etkinliklerde bulunmakla suçlanmaktaydı.

Bu yazı üzerine dergi kapatıldı yazıda adı geçenlerden Sabahattin Ali, Atsız aleyhine hakaret davası açtı. 26 Nisan 1944’te Ankara’da başlayan dava sırasında Adliye’de Atsız lehine gösteriler yapıldı, olaylar çıktı. Bir gün sonra Turancı bir grup Sabahattin Ali’ye saldırdı. 3 Mayıs’taki ikinci duruşmada, Atsız yanlısı kalabalık bir öğrenci grubu Ankara sokaklarında yürüyüş yaptı, Sabahattin Ali’nin kitapları yakıldı. Polisin karışması üzerine olaylar daha da büyüdü. 9 Mayıs’taki son duruşmada Nihal Atsız, dört ay hapis cezasına çarptırıldı ,cezası tecil edildi.

Olay basında ve kamuoyunda geniş yankılar yarattı. Hükümete yakın basında Turancılığı hedef alan yazılar yazıldı. Bu olay kamuoyu ve hükümet çevrelerinde Irkçı- Turancı akıma hoşgörülü havanın kesinlikle değiştiğine tanıklık ediyordu. Nitekim bu davayı Irkçılık-Turancılık Davası izlemiştir. Bu dava daha sonraki kimi gelişmelerin de (Tan olayı, DTCF’deki tasfiye vb) başlangıç noktası sayılabilir.
kaynak: Ana Britannica

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen perlina; 6 Kasım 2016 00:17
Biyografi Konusu: Hüseyin Nihal Atsız nereli hayatı kimdir.
perlina - avatarı
perlina
Ziyaretçi
31 Mayıs 2006       Mesaj #2
perlina - avatarı
Ziyaretçi

Nihal Atsız


Doğum: 1905, İstanbul
Sponsorlu Bağlantılar
Ölüm: 1975, İstanbul,Yazar.

Ortaöğrenimini İstanbul Erkek Lisesi'nde, yükseköğrenimini Yüksek Öğretmen Okulu Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde tamamladı (1930). Türkiyat Enstitüsü'nde bir yıl asistanlık, Malatya Ortaokulu'nda, Edirne Lisesi'nde Türkçe ve edebiyat öğretmenliği yaptı (1934-1938). Turancı yazılar yazdığı için tek parti döneminde birkaç kez bakanlık emrine alındı, tutuklandı. 1950'den sonra Haydarpaşa Lisesi'ne atanarak mesleğine döndü.

Başlıca yapıtları:
  • "Yolların sonu" (şiirler, 1946),
  • "Bozkurtların Ölümü" (roman, 1946),
  • "Osmanlı Tarihleri" (1949),
  • "Bozkurtlar Diriliyor" (roman, 1959),
  • "Deli Kurt" (roman, 1968)

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi

Son düzenleyen perlina; 5 Kasım 2016 23:36
virtuecat - avatarı
virtuecat
Ziyaretçi
8 Kasım 2006       Mesaj #3
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi

Hüseyin Nihâl Atsız

, 12 Ocak 1905'te İstanbul Kadıköy'de doğdu.
İlköğrenimini Kadıköy’deki çeşitli okullarda, orta öğrenimini Kadıköy ve İstanbul sultanilerinde yaptı. Buradan mezun olunca Askeri Tıbbıye’ye yazıldı.

H3]Ailesi[/H3]
Atsız' ın babası Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünün Çiftçioğulları ailesinden Deniz Güverte Binbaşısı Mehmet Nail Bey, annesi Trabzon'un Kadıoğulları ailesinden Deniz Yarbayı Osman Fevzi Bey'in kızı Fatma Zehra Hanım'dır. Atsız' ın ailesi, Gümüşhane'nin Torul kazasının Midi köyünde Çiftçioğulları adı ile bilinmektedir. Çiftçioğulları, Midi Köyünde 18. asrın sonlarına doğru yakınındaki Edire köyünden göçmüşlerdir..
Çiftçioğulları ailesinin tesbit edilen ceddi 19. asrın başlarında yaşadığı tahmin edilen Ahmed Ağa'dır. Ahmet Ağa'nın İsmail, Süleyman, Hüseyin ve Şakir adlı dört oğlu olmuştur. İsmail Ağa'nın çocukları Midi'den, Yozgat'ın Akdağ Madeni kazasının Dayılı köyüne göçmüşlerdir. Şakir Ağa'nın evladı olup olmadığı bilinmemektedir.
Ahmet Ağa'nın üçüncü çocuğu olan Hüseyin Ağa (1832 - 1894 ) ise 1850-1852 şıralarında Deniz eri olarak Istanbul'a gelmiş, okumayı ve yazmayı asker ocağında öğrenmiş, askerliğinin nihayetinde de teskere bırakarak Donanma-yı Hümayün' da kalmış ve makina önyüzbaşlığına Çarkçı Kolağalığı'na terfi etmiştir.

Hüseyin Ağa'nın eşi Emine Hayriye Hanım'dır. İki çocukları olmuştur. Nevber Hanım ile Mehmet Nail Bey (1877- 1944). Mehmet Nail Bey de Osmanlı Donanması'na girmiş ve Deniz Kuvvetlerinde Deniz Güverte Binbaşılığı'ndan emekli olmuştur.
Mehmet Nail Bey'in ilk eşi 1903 yılında Yüzbaşı iken evlendiği Fatma Zehra Hanım (1884 - 1930)'dır. Fatma Zehra Hanım, Deniz Yarbayı (Bahriye Kaymakamı) Osman Fevzi Bey ile Tevfika Hanım'ın kızıdır. Osman Fevzi Bey, Trabzon'lu olup, ailesi Kadıoğulları namı ile marufdur.
Mehmet Nail Bey'in ilk eşinden üç çocuğu olmuştur. 12 Ocak 1905'de Hüseyin Nihal (Atsız), 1 Mayıs 1910'da Ahmet Nejdet Sançar ve Aralık 1912'de Fatma Nezihe Çiftçioğlu.
1930 yılında ilk eşinin damar sertliğinden vefatı üzerine Mehmed Nail Bey, 1931 yılında yeniden evlenmiştir. İkinci eşinin adı da Fatma Zehra'dır. İkinci eşinden 1932 yılında Necla Çiftçioğlu adlı bir kızı olan Mehmed Nail Bey ikinci eşiyle geçinememiş ve iki yıl sonra ayrılmıştır.
Atsız, yükseköğrenim çağına gelip Askeri Tıbbiye'ye kaydolduğu çağlarda Türkçülük Ziya Gökalp'in cenaze töreninin yapıldığı günün gecesi Türkçülük fikrine karşı öğrencilerle kavga ettiği ve daha sonrasında ise aralarında bir takım problemler geçen Arap asıllı Bağdatlı Mesut Süreyya Efendi adlı bir mülazım (teğmen)'a selam vermediği gerekçesi ile 4 Mart 1925 tarihinde 3. sınıf talebesiyken Askeri Tıbbiye'den çıkarılmıştır. fikrinin etkisi altına girmeye başladı.
Bu olaydan sonra üç ay kadar Kabataş Erkek Lisesi'nde yardımcı öğretmenlik yapan Atsız, daha sonraları Deniz Yolları'nın Mahmut Şevket Paşa adlı vapurunda kâtip muavini olarak çalışmış ve bu vapurla İstanbul-Mersin arasında birkaç sefer yapmıştır.

Üniversite Yılları ve İlk Fikirler


1926 yılında İstanbul Dârülfünûnu'nun Edebiyat Fakültesi'nin "Edebiyat Bölümü"ne ve İstanbul Dârülfünûnu'nun yatılı kısmı olan Yüksek Muallim Mektebi'ne kaydolan Atsız, bir hafta sonra askere çağırılmış, tecil isteği kabul edilmeyen Atsız askerliğini 9 ay olarak 28 Ekim 1926-28 Temmuz 1927 tarihleri arasında İstanbul'da Taşkışla'da 5. piyade alayında er olarak yapmıştır.
Ahmet Naci adlı arkadaşı ile birlikte hazırladığı Anadolu'da Türklere Ait Yer İsimleriTürkiyat Mecmuası' nın ikinci cildinde yayınlanması ile hocası olan Mehmet Fuat Köprülü' nün dikkatini çeken Atsız, 1930 yılında Edirneli Nazmî'nin divanı üzerinde mezuniyet çalışması yapmıştır (Divân-ı Türkî-i Basit, Gramer ve Lügati, 1930, 111 s. Türkiyat Enstitüsü Mezuniyet Tezi, no 82). Aynı yıl Edebiyat Fakültesi'nden mezun olmuştur. adlı makalenin
Atsız'ın sınıf arkadaşları arasında Tahsin Banguoğlu, Ziya Karamuk, Orhan Şâik Gökyay, Pertev Nâilî Boratav, Nihad Sâmi Banarlı gibi isimler yer alıyordu.
Mezuniyetinden sonra Edebiyat Fakültesi Dekanı olan hocası Prof. Dr. Mehmet Fuat Köprülü, Maarif Vekâleti’nde Atsız için girişimde bulunarak, Yüksek Öğretmen Okulu'nu öğrenci olarak bitirdiği için, liselerde yapması gereken 8 yıllık mecburi hizmetini affettirmiş ve 25 Ocak 1931’de Atsız'ı kendisine asistan olarak almıştır.
Atsız, yine 1931 yılında Dârülfünûnun felsefe bölümünden mezun olan ilk eşi Mehpare Hanım ile evlenmiş, ancak 1935 yılında ayrılmıştır.

Atsız, 15 Mayıs 1931'den 25 Eylül 1932 tarihine kadar Atsız Mecmua (17 sayı)'yı çıkarmaya başladı. Mehmet Fuat Köprülü, Zeki Velidi Togan ,Abdülkadir İnan gibi edebiyat ve tarih bilginlerinin de içinde bulunduğu bir kadro ile yayın hayatına atılan bu "Türkçü ve Köycü" dergi, devrinde ilim, fikir ve sanat alanında çok tesir yaratan Türkçü bir çığır açmış, âdetâ Cumhuriyet devri Türkçülüğünün öncüsü olmuştur.
Atsız, kendini tanıtmaya başlayan ilk yazılarını (H. Nihâl) imzası ile, hikâyelerini de (Y.D.) imzasıyla, bu dergide yayınlamaya başlamıştır.

1932 Temmuzunda Ankara'da toplanan Birinci Türk Tarih Kongresi esnasında, Prof. Dr. Zeki Velidi Togan'a Dr. Reşid Galib'in yaptığı eleştiriler üzerine Atsız, içerisinde ikinci eşi Bedriye Atsız ile Pertev Nâilî Boratav' ın da bulunduğu 8 arkadaşı ile, Dr. Reşid Galib'e "Zeki Velîdî'nin talebesi olmakla iftihar ederiz" diyen bir protesto telgrafı çekmiş ve bu telgraf üzerine de Reşid Galib'in tepkisini üzerine çekmiştir.
19 Eylül 1932' de Dr. Reşid Galib, Maarif Vekili olmuştu. Kısa bir süre sonra da Mehmet Fuat Köprülü'nün dekanlıktan ayrılması üzerine Edebiyat Fakültesi Dekanlığı'na vekâleten bakan Ali Muzaffer Bey asâleten tâyin edilmiştir.Reşid Galib, Atsız Mecmua'nın 17. sayısındaki "Dârülfünûn'un kara, daha doğru bir tabirle, yüz kızartacak listesi" adlı makalesi nedeniyle Edebiyat Fakültesi Dekanı'na baskı yaparak, 13 Mart 1933 tarihinde Atsız'ın üniversite asistanlığına son vermiştir.
Üniversiteden çıkarılmasından birkaç gün sonra Atsız, Edebiyat Fakültesi'nin Dekanı'nı Tokatlıyan'daki bir çayda yakalayıp yüzlerce kişinin önünde tokatlamıştır. Atsız'a bu hadise için hiç bir şekilde tepki gösterilmemiştir.

Memuriyet Zamanları


Üniversite asistanlığından çıkarılan Atsız, Malatya Ortaokulu'na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiştir, Malatya'da kısa bir müddet (8 Nisan 1933-31 Temmuz 1933) Türkçe öğretmenliği yapan Atsız, Edirne Lisesi edebiyat öğretmenliğine tayin edilmiştir. Atsız'ın Edirne'deki edebiyat öğretmenliği de 3-4 ay kadar kısa bir müddet devam etmiştir. (11 Eylül 1933-28 Aralık 1933).
Atsız, Edirne'de iken Atsız Mecmua'nın devamı mahiyetindeki "Aylık Türkçü Dergi" olan Orhun (5 Kasım 1933-16 Temmuz 1934, sayı 1-9' u yayımlamıştır. Orhun dergisinde, Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan ve liselerde ders kitabı olarak okutulan dört ciltlik tarih kitaplarının yanlışlarını ağır bir şekilde eleştirdiği için 28 Aralık 1933’te bakanlık emrine alınmıştır. 9. sayısında da Orhun, Bakanlar Kurulu kararı ile kapatılmıştır.
Dokuz ay bakanlık emrinde kalan Atsız, 9 Eylül 1934 tarihinde Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'na Türkçe öğretmeni olarak tayin olunmuştur.
Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım ile evlenen Atsız'ın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur Atsız ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra Atsız adlı iki oğlu olmuştur. Atsız, ikinci eşi Bedriye Atsız'dan da Mart 1975 tarihinde ayrılmıştır.
Atsız, Kasımpaşa'daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'nda Türkçe öğretmeni olarak 4 yıl kadar çalışmış ve 1 Temmuz 1938 tarihinde bu görevinden ihraç edilmiştir.
Bunun üzerine Özel Yüce-Ülkü Lisesi' ne geçen Atsız, burada 1937 yılından 193919 Mayıs1939 ile 7 Nisan 1944 tarihleri arasında yine özel bir lise olan Boğaziçi Lisesi'nde edebiyat öğretmenliğinde bulunmuştur. yılının Haziranının sonuna kadar edebiyat öğretmenliği yapmıştır.

Atsız, Boğaziçi Lisesi'nin Türkçe öğretmeni iken Orhun Dergisini (1 Ekim 1943-1 Nisan1944, sayı:10 ile 16 arası, 7 sayı) yeniden yayınlamaya başlamıştır

.

1944 Türkçülük Davası


İkinci Dünya Savaşı sürerken Türkiye'de artan komünist faaliyetler üzerine; Atsız, ilgilileri ikaz için Orhun.'un Mart 1944'te yayınlanan 15. sayısında, devrin Başbakanı Şükrü Saraçoğlu'na hitaben bir açık mektup yayınlamıştır.
Atsız, Nisan 1944'te yayımlanan 16. sayıda, Giritli Ahmed Cevad Emre, Pertev Nâilî Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettin Celâl Antel'in Marksist faaliyetlerini açıklayarak devrin Millî Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel'i istifaya çağırmıştır. Bu ikinci açık mektup, yurt içinde büyük bir millî galeyana sebep olmuş, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere birçok şehirde, komünizm aleyhinde gösteriler yapılmaya başlanmıştır.
Bunun üzerine Hasan Ali Yücel, 7 Nisan 1944 tarihinde Atsız'ın Boğaziçi Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliğine son vermiştir.
Orhun dergisi ise Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatılmış, bu arada Sabahattin Ali de Atsız aleyhine hakaret davası açmıştır Aleyhine dava açılan Atsız, trenle Ankara'ya gitmiş ve Türkçü gençler tarafından istasyonda karşılanarak bir otelde misafir edilmiştir.
Hakaret davasının 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumu olaylı geçmiştir. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma üniversite öğrencileri alınmamış, bu yüzden de öğrenci gösterileri olmuş ve yüzlerce kişi tutuklanmıştır.
"Sabahattin Ali - Nihâl Atsız davası" olmaktan çok "Komünizme karşı Türkçülük davası" halini alan bu davanın 9 Mayıs 1944 günü yapılan karar oturumunda, Sabahattin Ali' ye "vatan haini" dediği için 6 aya mahkûm edilen Atsız'ın cezası hâkim tarafından "milli tahrik" gerekçesi ile 4 aya indirilmiş ve 4 aylık bu ceza da ertelenmiştir.
Atsız, cezasının ertelenmesine rağmen 9 Mayıs 1944 tarihinde mahkemenin kapısından çıkarken tevkif edilmiştir.
19 Mayıs 1944 törenlerinde Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde eleştiren nutkunu söylemiş ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde yargılanmaya başlanmışlardır. Aralarında Alparslan Türkeş gibi subay, üniversite profesörü, öğretmen, doktor ve üniversite öğrencilerinin de bulunduğu sanıklar, sorguya çekilmişler; Atsız dahil sanıklar, daha sonra tabutluk diye adlandırılan hücrelerde işkence gördüklerini belirtmişlerdir. 7 Eylül 1944 günü yargılama başlamış, "Irkçılık-Turancılık Davası adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde sonuçlanmış ve Atsız 6,5 yıl hapse mahkûm olmuştur.
Atsız, bu kararı temyiz etmiş ve Askerî Yargıtay, 1 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nin kararı esastan bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekim 1945 tarihinde tahliye edilmiştir.
5 Ağustos 1946 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetim Mahkemesi'nde tutuksuz olarak başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası (bu dava Prof. Kenan Öner-Hasan Ali Yücel31 Mart 1947 tarihinde sonuçlanmış ve 29 oturum devam eden mahkemede bütün sanıkların beraatına karar verilmiştir. davası adı ile tanınmıştır),

Mahkeme Sonrası Fikirlerini Yayması


Nisan 1947'den Temmuz 1949'a kadar kendisine iş verilmeyen Atsız, Ekim 1945-Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir müddet Türkiye Yayınevi'nde çalışan Atsız, Türk-RusTürkiye Asla Boyun Eğmeyecektir" adlı kitabını da Sururi Ermete adlı şahsın adı ile yayınlamak zorunda kalmıştır.
Atsız'ın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahsin Banguoğlu Millî Eğitim Bakanı olunca, Atsız'ı 25 Temmuz 1949'da Süleymaniye Kütüphânesi'ne "uzman" olarak tayin etmiştir.
Bir müddet bu vazifede çalışan Atsız, Demokrat Parti'nin iktidara gelmesinden sonra 21 Eylül 1950’de Haydarpaşa Lisesi Edebiyat Öğretmenliği'ne tayin olmuştur.
4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara Atatürk Lisesi' nde vermiş olduğu "Türkiye'nin Kurtuluşu" konulu bir konferans üzerine Cumhuriyet Gazetesi, Atsız'ın aleyhine haberler yayımlamıştır. Hakkında bakanlık tarafından soruşturma açılan Atsız'ın konuşmasının bilimsel olduğu tespit edilmiştir. Fakat Atsız 13 Mayıs 1952 tarihinde Haydarpaşa Lisesi'ndeki edebiyat öğretmenliği görevinden "muvakkat" kaydı ile alınarak yine Süleymaniye Kütüphânesi' ndeki görevine tayin edilmiştir.
31 Mayıs 1952 tarihinden itibaren emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphânesi'nde çalışan Atsız'ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphânedeki memuriyet olmuştur.
Atsız, 1950-1952 yıllarında yayımlanan haftalık Orkun dergisinin başyazarlığını yaptı. 1962’de kurulan Türkçüler Derneği’ nin genel başkanlığını üstlendi. 1964’ ten vefatına kadar Ötüken dergisini yayımladı.
Devrin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay, Gaziantep' e giderken bir işçinin kendisine "idareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar" sözlerine karşılık, "Türk topraklarında yaşayan herkes Türk’tür." demiş; Atsız bunun üzerine, Ötüken'in Nisan 1967'de yayınlanan 40, sayısından itibaren "Konuşmalar, 1" (Sayı 40), "Konuşmalar, II" (Sayı 41), "Konuşmalar, III" (Sayı 43), "Bağımsız Kürt Devleti Propagandası" (Sayı 43), "Doğu mitinglerinde perde arkası" (Sayı 47) ve "Satılmışlar-Moskof uşakları" (Sayı 48) adlarıyla yayınladığı seri makalelerinde, Marksistlerin Doğu bölgelerinde yaptıkları gizli çalışmaları açıklamıştı. Bu makaleler hakkında savcılıkça soruşturma açılmış fakat Atsız'a hiç bir suçlamada bulunulmamıştır.
Ancak bu yazılar üzerine, Ankara sokaklarında Atsız aleyhine hazırlanmış, ayrılıkçılığı ilan eden bildiriler dağıtılmış ve aynı günlerde Adalet Partisi Diyarbakır senatörlerinden biri, Senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır.
Hasan Dinçer'in Adalet Bakanı olduğu dönemde, bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart (1971) muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilân edilmiştir.
Uzun duruşmalardan sonra mahkeme, Ötüken'in sahibi Atsız'ı ve Sorumlu Yazı İşleri Müdürü Mustafa Kayabek'i 15'er ay hapse mahkûm etmiştir. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1'lik ekseriyetle verilen bu karar, temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulmuştur. Fakat aynı mahkeme 2-1'lik kararda ısrar edince, Yargıtay kararı onaylamıştır. Atsız ve Mustafa Kayabek "Tashih-i karar" isteğinde bulunmuşlar ancak bu istekleri mahkemece kabul edilmemiştir. Böylece mahkûmiyet kararı kesinleşmiştir.
Kronik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesi' ne yatan Atsız'a, Haydarpaşa Numune Hastanesi tarafından "Cezaevine konulamayacağı" kaydı bulunan rapor verilmiştir. Ancak 4 aylık bir rapor Adlî Tıp tarafından kabul edilmemiş ve "reviri olan cezaevinde kalabilir" şeklinde değiştirilmiştir.
Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsız'ı evinden aldırarak Toptaşı Cezaevi' ne sevk etmiştir. 40 kişilik adi suçlular koğuşuna konulan Atsız, bir müddet sonra reviri olan Sağmalcılar Cezaevi' ne nakledilmiştir.
Atsız, kesinleşen 1,5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, üniversite hocaları ve öğrencilerinden oluşan bir aydın grubu Cumhurbaşkanı'na başvurup Atsız'ın affını istemiştir.
Atsız, suç işlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği halde, Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk, kendi yetkisini kullanarak Atsız'ın cezasını affetmiştir.
22 Ocak 1974'te Bayrampaşa Cezaevi' nden tahliye edilen Atsız, 1,5 yıllık cezasının 2,5 ay kadarını cezaevinde geçirmiştir.
İbnülemin Mahmut Kemal İnal' ın tarifi ile "Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan" Atsız, ateşli ve keskin bir üslûba sahip idi.

Ölümü


Atsız, 1975 yılının kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenmiş, ancak yapılan muayene ve testler sonucunda bir hastalık bulunamamıştır. 10 Aralık 197511 Aralık 1975 Perşembe Çarşamba gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen doktor enfarktüs olduğunu anlayamamıştır. Ertesi akşam Atsız yeni bir kriz geçirmiş , günü vefat etmiştir.
13 Aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramının ilk günü Kadıköy Osmanağa Câmii'nde Kılınan ikindi namazını müteakip defnedilmiştir.

Vasiyeti


Yağmur Oğlum!
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetnameyi bitirdim, kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigar olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, iyi bir Türk ol.
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle. Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, Fransızlar, Araplar, Sırplar, Hırvatlar, İspanyollar, Portekizliler, Romenler yeni düşmanlarımızdır.
Japonlar, Afganlılar ve Amerikalılar yarın ki düşmanlarımızdır.
Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içer(de)ki düşmanlarımızdır.
Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanmalı.
Tanrı yardımcın olsun!
Nihâl Atsız
4 Mayıs 1941

Eserleri


Türkçüğün öncülerinden olan Nihâl Atsız, aynı zamanda güçlü bir Türkolog' tur. Türk dilini, tarihini ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, özellikle Türk tarihinin Göktürk kısmında uzmanlaşmıştı. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor adlı iki eser ile romanlaştırmıştır. Deli Kurt adlı romanı Osmanlı tarihinin ilk devrelerinin romanlaştırılmış şeklidir. Ruh Adam'daki Selim Pusat'ın şahsiyetinde Atsız'ı görürüz. Ruh Adam'ın devamı olarak Yalnız Adam' ı yazacağını söylüyordu. Yine yazacağını bildirdiği bir eseri de Bozkurtlar'ın 3. cildi idi. Yayınlanmamış eserlerinin içerisinde II. Mahmut'tan Günümüze Kadar Osmanlı Hanedanı Tarihi adlı bir eseri de vardır.
Nihâl Atsız'n şiirleri "Yolların Sonu" adı ile kitap halinde basılmıştır.

Kitapları


  • "Divan-ı Türk-i Basit, Gramer ve Lugati", İstanbul 1930
  • "Şart Başına Cevap", İstanbul 1933
  • "Çanakkale'ye Yürüyüş", İstanbul 1933.
  • "16. Asır Şairlerinden Edirneli Nazmi'nin Eseri ve Bu Eserin Türk Dili ve Kültürü Bakımından Ehemmiyeti", İstanbul 1934.
  • "Komünist Don Kişotu Proleter Burjuva Nâzım Hikmetof Yoldaşa", İstanbul 1935.
  • "Türk Tarihi Üzerinde Toplamalar, I. Bölüm", İstanbul 1935.
  • "15. Asır Tarihçisi Şükrullah, Dokuz Boy Türkler ve Osmanlı Sultanları Tarihi", İstanbul 1939.
  • "Müneccimbaşı Şeyh Ahmed Dede Efendi, Hayatı ve Eserleri", İstanbul 1940.
  • "900. Yıldönümü (1040-1940)", İstanbul 1940.
  • "İçimizdeki Şeytanlar", İstanbul 1940.
  • "Türk Edebiyatı Tarihi", İstanbul 1940.
  • "Dalkavuklar Gecesi", İstanbul 1941.
  • "En Sinsi Tehlike", İstanbul 1943.
  • "Hesap Böyle Verilir", İstanbul 1943.
  • "Türkiye Asla Boyun Eğmeyecektir", İstanbul 1943.
  • "Yolların Sonu", (Bütün şiirlerinin toplandığı kitap) İstanbul 1946.
  • "Bozkurtların Ölümü", İstanbul 1946.
  • "Bozkurtlar Diriliyor", İstanbul 1949.
  • "Osmanlı Tarihleri I", İstanbul 1949.
  • "Türk Ülküsü", İstanbul 1956.
  • "Deli Kurt", İstanbul 1958.
  • "Z Vitamini", İstanbul 1959
  • "Osman (Bayburtlu), Tevârih-i Cedîd-i Mir'at-ı Cihan", İstanbul 1961.
  • "Osmanlı Tarihine Ait Takvimler" İstanbul 1961.
  • "Ordinaryüs'ün Fahiş Yanlışları", İstanbul 1961.
  • "Türk Tarihinde Meseleler", Ankara 1966.
  • "Birgili Mehmed Efendi Bibliyografyası", İstanbul 1966.
  • "İstanbul Kütüphanelerine Göre Ebussuud Bibliyografyası", İstanbul 1967.
  • "Âli Bibliyografyası", İstanbul 1968.
  • "Âşıkpaşaoğlu Tarihi", İstanbul 1970.
  • "Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler I", İstanbul 1971.
  • "Evliya Çelebi Seyahatnâmesi'nden Seçmeler II", İstanbul 1972.
  • "Ruh Adam", İstanbul 1972.
  • "Oruç Beğ Tarihi", İstanbul 1973.

Şiirleri


  • Afşın'a Ağıt
  • Aşkınla
  • Ay Yüzlü Güzel Konçuy
  • Ayrılık
  • Bahtiyarlık
  • Davetiye
  • Dosta Sesleniş
  • Dün Gece
  • Eski Bir Sonbahar
  • Gel Buyruğu
  • Geri Dönen Mektup
  • Hâtıralar
  • Kader
  • Kağanlığa Doğru
  • Kahramanların Ölümü
  • Kahramanlık
  • Karanlık
  • Kardeş Kahraman Macarlar
  • Korku
  • Koşmalar-Ağıt
  • Koşmalar-Sesleniş
  • Kömen
  • Mutlak Seveceksin
  • Özleyiş
  • Sarı Zeybek
  • Selam
  • Sona Doğru
  • Topal Asker
  • Toprak - Mazi
  • Türk Gençliğine
  • Türk Kızı
  • Türkçülük Bayrağı
  • Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü
  • Türklerin Türküsü
  • Unutma
  • Varsağı
  • Yakarış I
  • Yakarış II
  • Yalnızlık
  • Yarının Türküsü
  • Yaşayan Türkçülere Ağıt
  • Yolların Sonu
Son düzenleyen perlina; 5 Kasım 2016 23:51
ReaLin - avatarı
ReaLin
Ziyaretçi
29 Kasım 2006       Mesaj #4
ReaLin - avatarı
Ziyaretçi
KAHRAMANLIK

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir
Ölmezliği düşünmek boşuna bir emektir
Kahramanlık, saldırıp bir daha dönmemektir

Sızlasa da gönüller düşenlerin yasından
Koşar adım gitmeli onların arkasından
Kahramanlık, içerek acı ölüm tasından
İleriye atılmak ve sonra dönmemektir

Yırtıcılar az yaşar, uzun sürmez doğanlık
Her ışığın ardında gizlidir bir karanlık
Adsız sansız olsa da, en büyük kahramanlık
Göz kırpmadan saldırıp bir daha dönmemektir

Kahramanlık ne yalnız bir yükseliş demektir
Ne de yıldızlar gibi parlayıp sönmektir
Bunun için ölüme bir atılış gerekir
Atıldıktan sonra bir daha dönmemektir
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Mart 2007       Mesaj #5
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Hayatı boyunca otuz kadar eser vermiş ve yüzlerce makale yazmış olan Hüseyin Nihal Atsız Hoca`mızın bütün eserlerini uluslararası ağa döküp, Dünya çapında isteyen herkesin ulaşabileceği bir kaynak oluşturmak amacıyla bu siteyi yapmaya başladık. Sizlerinde takdir edeceğiniz gibi bu hiçde kolay ve çabuk yapılacak bir iş değildir. O yüzdendir ki, yardım edebilecek her Türkçünün bu sitenin yapımında katkısı olması bizleri çok sevindirecek ve calışmalarımızı mümkün olduğu kadar hızlandıracaktır. Sayfamıza yapacağınız katkılar ve yardımlar çok çeşitli olabilir. Kişisel olarak yardım yapmak istiyorsanız, en basitinden Atsız`ın sitemizde bulunmayan bir makalesini, şiirini yada Atsız hakkında yazılan bir yazıyı bize yolluyabilirsiniz. Atsız`la yada Türk Birliği ile ilgili sayfamızda yayınlanmasını istediğiniz grafikler, masaüstü kağıtları vs. yapıp bize yolluyabilirsiniz. Yada birkaç kişi toplanıp Atsız Hoca`mızın bir hikayesini yada kitabını yazıp bize gönderebilirsiniz. Amacımız Atsız ile ilgili hertürlü bilgiyi ve kaynağı sayfamızda aktarıp herkesin erişimine sunmaktır. Eger ki elinizde tarayıp gönderebileceğiniz Atsız`ın resimleri, çıkardığı dergiler varsa, bunları sitemizde yayınlamaktan büyük bir mutluluk duyacağız. Yeteri kadar teknik bilgisi olan Türkçüler ise sitemizin yapımında da bize yardımda bulunabilirler. Bu sayfalar Linüks işletim sistemi üzerine PHP dili ve May-es-ku-el veritabanı kullanılarak hazırlanmıştır. Bu konularda bilgisi bulunan ırkdaşlarımız sayfamıza ilerisi için tasarladığımız programlama projelerinde bize yardım edebilirler. Yardım edecek kişilerde şu nitelikler aranmaktadır.
  • Türk ırkına mensup olmak. Kanında herhangibir gayriTürk unsur bulunanlar lütfen bu siteye hiçbirşey göndermesinler. Sayfa yapımında aktif olarak görev almak isteyenler için bilahare ırkiyat soruşturması yapılacak ve tanıdığımız, güvendiğimiz kaynaklardan Türk olduğunu ispat edemediğimiz kişilerin yardım talepleri kabul olmuyacaktır.
  • Sayfamızda yayınlanması istenilen grafiklerin üzerinde grafiği yapan kişinin isminin veya sayfa adresinin bulunmasına izin verilmeyecektir. Bu sayfalar tamamen ve tamamen Hüseyin Nihal Atsız`ı tanıtmak ve fikirlerini yeni nesile aktarmak için yapılmıştır. Bu sayfaların yayın hakkı Türk ırkına aittir ve sayfada bulunan her türlü bilginin çekilmesi, dağıtılması ve başka yerlerde kullanılması serbesttir. Bu sayfalarda emeği geçen hiç kimsenin kendisini reklam etme amacı olmamalıdır. Bu sitenin yapımında sadece ve sadece büyük Türkçü Atsız`ın fikirlerinin tanıtılması ve aşılanması amacı güdülmektedir.
MaTTo - avatarı
MaTTo
Ziyaretçi
23 Mart 2007       Mesaj #6
MaTTo - avatarı
Ziyaretçi

TÜRKİSTAN İHTİLALCİLERİNİN TÜRKÜSÜ


Ey, Türkistan, şanlı ülke, güzel anayurt!
Bir gün gelir kaldırırız yine bayrağı;
İçimizden elbet çıkar yeni bir Bozkurt,
Yabancıdan geri alır kutlu toprağı...

Küçük kuşlar bize hergün şöylece çiler:
Ey ölümle el sıkışan ihtilalciler!
Size der ki gökten inen kutsi elçiler!
Siz buldunuz ebediyet denen kaynağı...

Biz, mezarsız ölüp giden genç atsızlarız;
Yaramızı suyla yıkar, otla sararız;
Kimsemiz yok, fakat gönüllerde biz varız,
Bize şefkat sunmaz hiçbir kadın dudağı...

Bak Timur’un, Gültekin’in ruhu ne diyor:
Şanlı günler şimdi efsane diyor,
İt canlı rus vatanını soyuyor, yiyor,
Ey, büyük Türk haydi artık kaldır sancağı!

Mazideki zaferlerden kalmadı bir iz;
Döktüğünüz kanlar oldu bir deniz...
Birgün elbet yeni baştan birleştiririz:
Türkmen, Kırgız, Uygur, Başkurt, Özbek, Kazağı.
Son düzenleyen perlina; 5 Kasım 2016 23:56
feuerengel - avatarı
feuerengel
Ziyaretçi
17 Aralık 2007       Mesaj #7
feuerengel - avatarı
Ziyaretçi
Hayat kronolojisi
  • 12 Ocak 1905 : Hüseyin Nihal Atsız`in doğumu.
  • 1 Mayıs 1910: Atsız'in kardeşi Nejdet Sancar`ın doğumu.
  • 25 Ocak 1925: Prof. Dr. M. Fuat Köprülü Atsız'ı kendisine asistan olarak alıyor.
  • 4 Mart 1925: Atsız Askeri Tıbbıye`de bir arap teğmene selam vermediği için Tıbbıye`den çıkartılıyor.
  • 28 Ekim 1926: Atsız`in askerliğe gidişi.
  • 28 Temmuz 1927: Atsız`in askerliğinin bitişi.
  • 15 Mayıs 1931: Atsız Mecmua`nin ilk sayısı çıkıyor
  • 25 Eylül 1932: Atsız Mecmua`nin son sayısı çıkıyor.
  • 13 Mart 1933: Reşit Galib kanuni hiçbir sebebi yokken Atsız`ın universite asistanlığına son veriyor.
  • 8 Nisan 1933: Atsız Malatya Ortaokulu`nda Türkçe öğretmeni olarak göreve başlıyor.
  • 31 Temmuz 1933: Atsız Malatya Ortaokulu Türkçe öğretmenliğinden Edirne Lisesi edebiyat oğretmenliğine tayin ediliyor.
  • 11 Eylül 1933: Atsız Edirne Lisesinde edebiyat öğretmenliği yapmaya başlıyor.
  • 5 Kasım 1933: Atsız Orhun Dergisi`nin ilk sayısını yayınlıyor.
  • 28 Aralık 1933: Atsız liselerde okutulan tarih kitaplarındakı yanlışlıkları ağır bir dille tenkit ettiği için Edirne Lisesi`ndeki görevinden alınıyor.
  • 16 Temmuz 1934: Orhun Dergisi Atsız devlet içindeki komünist kadrolaşmayı açıkladığı için bakanlar kurulu kararı ile kapatılıyor.
  • 9 Eylül 1934: Atsız, Kasımpaşa`daki Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`na Türkçe öğretmeni olarak atanıyor. 27 Şubat 1936: Atsız ikinci eşi Bedriye Hanım ile evleniyor.
  • 1 Temmuz 1938: Atsız haksız bir şekilde sadece kanunları uyguladığı için Deniz Gedikli Hazırlama Okulu'ndaki görevinden alınıyor.
  • 19 Mayıs 1939: Atsız Özel Boğaziçi Lisesi'nde edebiyat öğretmeni olarak göreve basliyor.
  • 4 Kasım 1939: Atsız`in ilk çocuğu, Yağmur Atsız, doğuyor.
  • 1 Ekim 1943: Atsız Orhun dergisini tekrardan çıkartmaya başlıyor
  • 21 Mart 1944: Atsız başbakan olur olmaz en büyük Türkçü kesilip te Türkçülere büyük darbeler vuran devrin başbakani Şükrü Saraçoğluna ikinci açık mektubunu yazıp devlet kademelerindeki vatan haini örgütlenmeye dikkat çekiyor. Atsız`ın bu yazısı ülkede büyük ilgi topluyor ve büyük şehirlerde komünizm aleyhtarı gösterilerin olmasi Ankara`yı tedirgin ediyor.
  • 7 Nisan 1944: Atsız'in Boğaziçi Lisesi'ndeki görevine ülkemizin bugün içinde bulunduğu durumun tohumlarının atıldığına Orhun dergisinde dikkat çektiğı için son veriliyor.
  • 26 Nisan 1944: Atsız`ın yazdığı yazılardaki açıkladığı apaçık gerçeklerden dolayı hakkında "sözde" hakaret davası başlıyor.
  • 3 Mayıs 1944: Türkçülük`ün harekete dönüştüğü kutsal gün.. Atsız`ın davası için Ankara`ya toplanan binlerce Türkçü genç durumu protesto ediyor. Devrin başbakanı İtönü`nün ödünü kopartan olay sonucu Atsız ve 34 arkadaşı "Irkçılık-Turancılık davası" adı verilen Türk tarihinin yüz karası davalara sevkediliyorlar.
  • 19 Mayıs 1944: İtönü 19 Mayıs nutkunda irin saçarak Türk Milliyetçilerine karşı bir savaş başlatmış olduğunu açıklıyor.
  • 7 Eylül 1944: Irkçılık-Turancılık davası başlıyor.
  • 29 Mart 1945: Irkçılık-Turancılık davası bitiyor, Atsız 6.5 yıla mahkum edilse de Askeri Yargıtay`in kararı bozması sonucu hemen hemen 1.5 yıl kadar tutuklu kalıp serbest bırakılıyor.
  • 23 Ekim 1945: Atsız tahliye ediliyor..
  • 14 Temmuz 1946: Atsız`in ikinci çocuğu , Buğra Atsız, doğuyor.
  • 5 Ağustos 1946: Atsız ve arkadaşlarının tutuksuz olarak Prof. Kenan Öner- Hasan Ali Yücel davasında yargılanıyorlar.
  • 31 Mart 1947: Prof. Kenan Öner - Hasan Ali davası sona eriyor ve mahkeme bütün sanıkların beraatine karar veriyorl
  • 25 Temmuz 1949: Atsız Süleymaniye Kütüphanesine uzman olarak tayin ediliyor.
  • 21 Eylül 1950: Atsız Haydarpaşa Lisesi edebiyat öğretmenliğine atanıyor.
  • 4 Mayıs 1952: Atsız Ankara Atatürk Lisesi`nde verdigi "Türkiye`nin Kurtuluşu" adlı konferansı sonucu, Cumhuriyet gazetesi tarafından hakkında yalan yayın yapılıyor ve hakkında soruşturma başlanıyor.
  • 13 Mayıs 1952: Cumhuriyet gazetesinin yaptığı yalan yayın üzerine hakkında yapılan tahkikat sonucu Atsız`ın konuşmasının ilmi olduğu tesbit edilse de "muvakkat" kaydı ile Haydarpaşa Lisesi`ndeki öğretmenlik görevinden alınıyor.
  • 31 Mayıs 1952: Atsız Süleymaniye Kütüphane`sinde calismaya basliyor.
  • 1 Nisan 1969: Atsız emekliye ayrılıyor.
  • 14 Kasım 1973: Atsız Ötüken Dergisi`nde yayinladığı kızıl komünist kürtlerin Türkiye`yi yıkmaya yönelik faaliyetlerini anlatan makalelerinden dolayı hasta olduğu halde 1.5 yıl hapis yatmak üzere hapishaneye gönderiliyor.
  • 22 Ocak 1974: Atsız Türkçü ilim adamlarının ve gençlerinin girişimleri sonucunda cumhurbaşkanı Fahri Korutürk tarafından affı çıkartılarak tahliye ediliyor.
  • 22 Şubat 1975: Nejdet Sancar`in vefatı.
  • 11 Aralık 1975: Hüseyin Nihal Atsız`in vefatı.
  • 13 Aralık 1975: Atsız gözyaşları içinde Karacaahmet mezarlığında kardeşi Nejdet Sancar`ın yanında toprağa veriliyor...ıdan geri alır kutlu toprağı...
Son düzenleyen perlina; 5 Kasım 2016 23:58 Sebep: Sayfa düzeni.
feuerengel - avatarı
feuerengel
Ziyaretçi
17 Aralık 2007       Mesaj #8
feuerengel - avatarı
Ziyaretçi

YAKARIŞ-II


Bir gün olur, elbette eski beğler dirilir;

Yine kılıç kuşanır tarihteki paşalar.
Yine şanlar alınıp nice canlar verilir,
Yiğit akınımızdan yine dünya şaşalar.

“Türk tarihi” denen kahramanlık şiirini
Yeniden yazmak için harcayacağın kandır.
Mısraların içinde en güzel ve derini
Batıda “Niğbolu””, doğuda “Çaldıran”dır.

Yine batılıların üçüncü Kosova’da
Topraklara sereriz, bir değil, birkaçını.
Çekilince kılıçlar yeniden Haçova’da
Param parça ederiz Cermenliğin haçını.

Yine ufka açılır şanlı korsanlarımız,
Bir Türk gölü yaparlar Akdeniz’in içini.
Acı acı gülerek bu gün susanlarımız.
Yarın rezil ederler Romalı’nın ***ini.

Genç Fatih’in ordusu yine tekbir alınca
Söndürürüz kafirin Meryem Ana mumunu.
Haritadan sileriz Tuna’ya at salınca
Ulah’ını, Sırb’ını, Bulgar’ını, Rum’unu.

Gövdesini elbette döndürürüz kalbura
Bir geçerse Moskof’un elimize yakası.
Çanakkale önünde yine kopar bir bora
Süngümüzle bozulur İngiliz’in cakası...

Yiğit Harbiyeliler! Öğrenin dersinizi:
Kahraman göz kırpmadan düşmana saldırandır.
Vazifeniz: Kanije, Silistire, Pilevne,
Niğbolu, Kosova, Malazgirt, Çaldıran’dır.

Yarın Yavuz dirilip bize buyruk verince
Kızgın kum çöllerini yeni baştan aşarız.
Kanlarımız sebildir; akıtarak hepsini
Belirsiz mezarlarda anılmadan yaşarız...
Hüseyin Nihal Atsız
Son düzenleyen perlina; 6 Kasım 2016 00:00
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
17 Mart 2009       Mesaj #9
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye

Hüseyin Nihal Atsız Makaleleri



Bize Bir''Gençlik'' Lazımdır!


"Bir milletin ikbali gençliğinin terbiyesine mevdudur." Layibniç bu sözünde çok haklıdır. Bugünün çocukları, bugünün gençleri yarının kumandanları, idarecileri, kanun yapıcılarıdır. Bugün mazbut bir ahlâk, ilmî bir şuurla yetişen genç, yarın cemiyeti için fena bir uzuv olamaz. Genci, gençliği yetiştirmek bir millet meselesidir.

Yeni Türk cemiyetinde gencin, gençliğin vazifesi nedir?... Ona verilen cephe, gösterilen yollar hangileridir?...

Cumhuriyet memleketinde herşey değişmiştir. Hadiseler daha birçok şeylerin değişmesini emretmektedir. Bu hummalı istihale devrinde Türk gencinin vazifesi nedir? Onun kuvvet ve zekâsı bu değişiklikler karşısında kayıtsız mı kalacaktır?...

Mazinin karanlık günlerini hatırlatmak istiyoruz. Çok uzağa gitmiyeceğiz, hepimiz hatırlarız:

Büyük harpten çok yorgun ve bitik bir hâlde çıkan Türkiye Mondros mütarekesiyle kanlı ve şerefli bir maziyi karanlık ve zelil bir devre bağladı, Türk'ün bükülmez kollarına *****ce zincirler vuruldu. İstanbul'un mahut ve menfur bir zümresi, başta Sultan olmak üzere bu masum ve yorgun millet için en hatıra gelmez hainlikler hazırladılar. İstanbul, Adana, Edirne ve İzmir gibi Türk'ün en can alıcı mafsalları tüyler ürpertecek birer vahşetle alındı.

Evvela Erzurum'da, sonra Sivas'ta Mustafa Kemal Paşa etrafında toplanan "Türk" savaş tarihlerinin göstermediği bir yararlılıkla vurulan zincirleri kırdı, kendi varlığını dünyaya tanıttı. Sultanı ve adamlarını koğarak memlekette cumhuriyet ilan etti. Çok az bir zamanda içtimaî ve siyasi yenilikler yaparak mazinin köhne ve sakat müesseselerini yıktı. Fakat:

İnkilap tamam değildir.İnkilabın en mühim eksikliği yeni binaya yaraşan; müşterek düşünür, müşterek amel ve aksülamellere malik bir gençlik yokluğudur.

Yeni binanın adı "Cumhuriyet"tir.Temelinde kan ve iman vardır. Biz bu binanın yıkılmayacağına inanmışız. Bizim gözümüzün önünde yapılan bu binanın bazı ustalarında beceriksizlik, kayıtsızlık, yorgunluk vardır. Genç kuvvetlerin yardımına muhtaçtırlar. Ustalar, dülgerler çalışmaktadırlar, fakat bunların mesaisinde ihtisas ve işbölümü yoktur.
Milletimizin yeni doğuşuyla muasırız. Bütün müesseselerimize bakınız bir yenilik, bir acemilik göreceksiniz. Bazıları bu beceriksizliği, bu acemiliği kötü niyetimize, bazıları şarklılığımıza atfetmektedirler. Siyasetimizde, idaremizde, iktisadımızda acemilik vardır.
Bu pek tabiidir. Ahdiatika göre Allah dünyayı yedi günde yaratmıştır. İşte biz Yeni Türkiye'nin daha ilk günündeyiz. Fakat dikkat edelim. Nuh'un tufanları, Firavun'un zulüm ve istibdadı bizim içindir. Her attığımız adım metin olmalı ve bir daha geri dönmemeliyiz. Garbın teşekkül ve tekemmül etmiş cemiyetlerine benzer hiçbir yerimiz yoktur. Garp cemiyetlerindeki ahenk ve inzibattan mahrumuz. İhtisas, iş bölümü, kıymet ve ehliyet mefhumları daha bize ulaşmamıştır. Yeni Türkiye'nin inkişaf ve neşvüneması güçtür. Garp milletlerinde olduğu gibi bizde müşterek hisler kuvvetli değildir. Buna mukabil müfrit bir "bencillik" vardır. Halkın idraki sathan genişlemiş fakat derinlik itibarıyla azalmıştır. Dünün karanlık hükümlerinden kurtulan millî duygularda şuur yoktur. Sevki tabiiye müstenittir.
Bugünün adamlarına düşen vazife, temeli kan ve iman örülü yeni binada oturacak insanları buraya layık bir şekilde yerleştirmektir. Binada oturacak insanların bu binanın en ücra köşesine varıncaya kadar hürmetkar olmaları lazımdır.

Büyük devlet adamları, şöhretli alimler gençlikle meşgul olmuşlar, onu yetiştirmeğe çalışmışlardır. Atina'da Solon, İsparta'da Likörg, Yunan sitelerine genç yetiştiriyorlardı, Fransa'da Ansiklopedistler, Almanya'da Fihte, Fransız ve Alman medeniyetlerinin sağlam temellerini gençlerle beraber örmüşlerdir.
Bize lazım olan gençlik bir fırka veya zümre gençliği değildir. Biz fırka ve şahsiyetlerin ebediyetine kani değiliz. Herşeyden üstün, herşeyden önce bir Türkiye vardır. Biz Türk gençliği istiyoruz!...

Teşkilâtı esasiye kanunumuz mükemmeldir. İdare şeklimiz en asrî esaslar üzerine kurulmuştur. Fakat biz bütün bunlara müstahak olabilmek için Ansiklopedistler devrini hiç olmazsa bugün yaşamaklığımız lâzımdır.

Dünyanın her tarafında gençlik bir şahsiyet sahibidir. Bu, nişan, rütbe değildir. Bir kül halinde gençliğin müteradifidir. Kanunlarla, emirlerle bahşolunmaz. Demokrasi en müşkül idare sistemidir. Demokrat idarelerde vatandaşlardan ruhî istikrar, ahlâkî ciddiyet istenir. Ruhî istikrar, ahlâkî ciddiyet olmıyan demokrasiler monarşilerden daha vehim neticeler tevlit edebilirler.
Türk genci inkılâbı benimsememiştir.
Mugalâtaya lüzum yoktur. Biz hâdise ve vakialara eserleriyle kıymet ve mânâ veririz. Mersin'de mütevazi ve bin türlü mahrumiyetler içinde görünmeğe çalışan bir ışık, münevver Türk gencinin Anadolu'ya karşı lâkaydisinden bahsediyordu. Çok yazık ki bu ışık feryadlarına bir cevap gelmeden söndü.

İtiraf etmeliyiz... Vazifemizi yapamıyoruz. El çırpmakla, yaşa demekle inkılâba karşı borcumuzu ödemiş sayılamayız. Hangi adsız Türk genci şehirden köye bir damla nur ulaştırmıştır?
Efendimiz olduğunu kanunlarımızla ilân ettiğimiz köylüye her başımız sıkıştıkça koşarız. O ananevî bir tevekkülle bize her şeyini verir? Biz ona ne veriyoruz?...

Demokratik müesseselerde muallim, avukat, doktor, sanatkâr ve gazeteci gibi münevverler millî gayelerin tahakkuku için hükümet kadar faaldirler.

Her şeyi hükümetten beklemek doğru değildir. Biz, bu memleketin sırtında münevveriz diye geçinenler fazileti, şuuru anlayabildiğimiz kadar etrafımızdakilere anlatmak ve onları tenvir etmek mecburiyetindeyiz.

Umumî harpten sonra bütün dünya cemiyetleri şumüllü ve afakî bir surette gençliği hazırlamaktadırlar. Bu hareketlerde hükümetin müzaheret alâkasına ihtiyaç yoktur denemez. Fakat birçok memleketlerde bu heyecan, bu teşekkül halkın içinden doğmuştur. Almanya'da 1923 senesinde bir yüzbaşı etrafında toplanan yedi genç 1931 senesi nihayetinde 600.000 faal sivil asker,on iki milyon taraftar kazanmıştır. Finlandiya da, Polonya da ve bilhassa Çekoslovakya da böyledir. İtalya'da ise devlet bizzat eski Yunan sitelerinde olduğu gibi gençliği kendi sevk ve idaresine almıştır.

Biz her işe şarkılara ait bir heyecanla başlarız. Halk evleri güzel ve heyecanlı bir harekettir. Temenni ederiz ki bu güzel ve heyecanlı hareket şuurlu neticeler vererek, merhum Türk Ocakları'nın son zamanlarında olduğu gibi faaliyeti yalnız Cumhuriyet bayramlarında verilen balolara inhisar etmesin.

Memleketin en mütekâmil gençlik muhiti olan Darülfünun'da talebe cemiyetleri, birlikleri vardır. Bu efendilerin gayesi müderrislerine danslı çay, arkadaşlarına gezintiler tertip etmektir. Evet bunlar da gencin hakkıdır. Fakat yapılacak vazifeler?...

Bize Turkuvaz salonlarında hocalarına kasidekâr nutuklar söyleyen genç lazım değildir. Köye inen, fışkı ve toprak kokularına alışkın nasırlı köylü eli sıkacak, onu bıkmadan dinliyecek genç lazımdır.

Bize yalnız dansetmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve âşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lâzımdır.
Bize bir gençlik lâzımdır. Temelinde cehalet, duvarlarında riya, tavanlarında dalkavukluk bulunmasın.

Atsız Mecmua, 15 Nisan 1932, Sayı: 12


kaynak
Son düzenleyen perlina; 6 Kasım 2016 00:06
Quo vadis?
manashan - avatarı
manashan
Ziyaretçi
1 Nisan 2009       Mesaj #10
manashan - avatarı
Ziyaretçi
GERİ DÖNEN MEKTUP

Ruhun mu ateş, yoksa o gözler mi alevden?
Bilmem, bu yanardağ ne biçim korla tutuştu?
Pervane olan,kendini gizler mi alevden?
Sen istedin,ondan bu gönül zorla tutuştu..

Gün senden ışık alsa da bir renge bürünse;
Ay secde edip çehrene, yerlerde sürünse;
Her şey silinip kayboluyorken nazarımdan,
Yalnız o yeşil gözlerinin nuru görünse...

Ey sen ki, kul ettin beni onmaz yakışınla,
Ey sen ki, gönüller tutuşur her bakışınla!
Hançer gibi keskin ve çiçekler gibi ince
Çehren bana uğrunda ölüm hazzı verince

Gönlümdeki azgın devi rüzgarlara attım;
Gözlerle günah işlemenin zevkini tattım.
Gözler ki, birer parçasıdır senden ilah'ın,
Gözler ki, senin en katı zulmün ve silahın,

Vur şanlı silahınla,gönül mülkü düzelsin;
Sen öldürüyorken de, vururken de güzelsin!
Bir başka füsun fışkırıyor sanki yüzünden,
Bir yüz ki,yapılmış dişi kaplanla hüzünden...

Hasret sana,ey yirmi yılın taze baharı,
Vaslınla da dinmez yine bağrımdaki ağrı.
Dinmez! Gönülün, tapmanın, aşkın sesidir bu!
Dinmez! Ebedi özleyişin bestesidir bu!

Hasret çekerek uğruna ölmek kolaydı,
Görmek seni ukbadan eğer mümkün olaydı..
Dünyayı boğup mahşere döndürse denizler,
Tek bendeki volkanları söndürse denizler!

Hala yaşıyor gizlenerek ruhuma "Kaabil",
İmkanı bulunsaydı, bütün ömre mukabil
Sirretmeye elden seni, bir perde olurdum.
Toprak gibi her çiğnediğin yerde olurdum.

Mehtaplı yüzün Tanrı'yı kıskandırıyordur,
En hisli şiirden de örülmez bu güzellik.
Yaklaşması güç, senden uzaklaşması zordur;
Kalbin işidir, gözle görülmez bu güzellik...

Benzer Konular

13 Kasım 2006 / BARIŞ Edebiyat tr
12 Mart 2010 / _KleopatrA_ Basın/Magazin tr
18 Ocak 2010 / BiRuMuT Tiyatro tr
1 Ocak 2016 / Safi X-Sözlük