Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 7 Aralık 2016  Gösterim: 127.031  Cevap: 8

Ahmet Yesevi

Kısaca
Ünlü mutasavvıf ve şair. Yesevi yolunun öncüsüdür. Yaygın olan kanaate göre, Lokman Perende'yi ve Bektaşi Veli'yi etkilemiştir.Arapça ve Farsça da bilmesine rağmen şiirlerini Türkçe söylemiştir.
Mystic@L
21 Kasım 2006 21:13       Mesaj #1
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi

Ahmed Yesevi

Ad:  Ahmed_Yesevi.JPG
Gösterim: 415
Boyut:  40.0 KB

(d. Sayram, Batı Türkistan - ö. 1166, Yesi)
Yesevi tarikatının kurucusu olan Türk mutasavvıf ve şair.
Sponsorlu Bağlantılar

Yaşamı üzerine bilinenler menakıbnamelere dayanır. Bu kaynaklara göre Ahmed Yesevi, İbrahim adlı bir şeyhin oğludur. Yedi yaşındayken babasını yitirince ablasıyla birlikte Yesi kentine yerleşti. Sonra Buhara’ya giderek ünlü mutasavvıf Şeyh Yusuf Hemedani’nin öğrencisi oldu; onunla birlikte birçok kenti dolaştı. Şeyhi 1160’ta Buhara’da ölünce onun yerine geçti. Bir süre sonra Yesi’ye döndü ve ölümüne değin orada kalarak tasavvufi düşüncelerini yaydı. İbrahim adındaki oğlu babasından önce öldüğü için, Yesevi’nin soyu kızı Gevher Şehnaz’la sürmüştür.

Ahmed Yesevi, özellikle Sirderya (Seyhun) ve Taşkent yöresindeki bozkırlarda yaşayan göçebe Türkler arasında İslam inancının yerleşmesinde büyük rol oynadı. Çeşitli bölgelere halifeler yollayarak tarikatını kolaylıkla yaymayı başardı. Yesevilik, göçebe Türkler arasında eski Türk gelenek ve törelerini içeren bir öğreti olarak yerleşti. Etkisi sonralan Türkistan sınırlarını aşarak, Horasan ve Hazer’in doğu ve kuzey kıyılarına, 13. yüzyılda da Azerbaycan yoluyla Anadolu’ya yayıldı. Yesevilik zamanla Türkler arasında Babailik ve Bektaşilik gibi başka tarikatların kurulmasına yol açmış, Ahmed Yesevi aynı zamanda Nakşibendi tarikatının pirlerinden sayılmıştır.

Tasavvufi Türk halk şiirinin de öncüsü olan Ahmed Yesevi, düşüncelerini yayabilmek için hece vezni ve yalın bir Türkçeyle tasavvufi şiirler yazdı. Hikmet adı verilen bu şiirlerin iki belirgin özelliği, öz açısından tasavvufa, biçim açısından Türk halk edebiyatına dayanmasıdır. Sanat kaygısıyla değil, düşünceleri anlatmak amacıyla yazılan bu tasavvufi şiirler, Divan-ı Hikmet'te (1882) derlenmiştir. Yapıtta Ahmed Yesevi’nin hikmetlerinin yanı sıra başka Yesevi dervişlerinin hikmetlerine de yer verilmiştir. Hikmet söyleyen Yesevi dervişleri, şeyhlerine duydukları saygıdan dolayı kendi adlarını anmamışlar, böylece anonim bir hikmetler kitabı ortaya çıkmıştır. Divan-ı Hikmet'in eldeki en eski yazma nüshası 17. yüzyıldan kalmadır. Bu yüzden, hikmetlerden hangisinin Ahmed Yesevi’ye ait olduğu belirlenememiştir.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 7 Aralık 2016 00:38


Misafir
21 Kasım 2006 21:24       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Ahmet Yesevi


(1093 - 1156)
Osmanlı topraklarında doğmasa da, Osmanlı döneminde yaşamasa da Ahmet Yesevi'nin Osmanlı İmparatorluğu üzerinde önemli etkileri olmuştur. Etkileri günümüze kadar ulaşan Ahmet Yesevi, 11. Yüzyılın ikinci yarısında bugünkü Kazakistan'ın Çimkent şehrinin doğusundaki Sayram kasabasında doğmuştur. Sayram, o dönemde önemli bir kültür ve ticaret merkezidir.
Sponsorlu Bağlantılar

Babasının ölümünden sonra, ablası ile birlikte Sayram yakınlarındaki Yesi'ye yerleşen Yesevi, burada "Arslan Baba" adlı bir Türk şeyhinden ilk eğitimini almaya başlamıştır. Türbesi Yesi yakınındaki Otrar'da bulunan Arslan Baba, rivayete göre; Hz. Muhammed'in emanet ettiği hurmayı Ahmet Yesevi'ye ulaştırmak görevini üstlenmiştir. Mezar-ı Şerifte bulunduğu bir dönem, İmam Rıza'nın öğrencisi olduğu belirtilen Arslan Babanın, Yesevi'nin manevi yücelmesinde önemli bir yeri vardır.

Eğitiminin ilk aşamasını tamamladıktan sonra dönemin en önemli merkezi olan ve değişik bölgelerden binlerce öğrencinin akınına uğrayan Buhara'ya giden Yesevi, burada dönemin önde gelen din bilginlerinden olan Şeyh Yusuf Hemedani'ye bağlanmıştır. Türbesi Merv'de bulunan Hemedani'den yoğun bir tasavvuf eğitimi alan Yesevi, Şeyhin dört halifesinden üçüncüsü olmuş ve ilk iki halifeden sonra şeyhinin yerine geçmiştir.

Hamedani'den aldığı bir işaretle buradaki irşad makamını Şeyh Adülhalik Gücdûvani'ye bırakarak Yesi'ye dönen Yesevi, büyük bir etki alanına ulaşacak olan Yeseviye Ocağı'nı kurmuştur. Abdülhalik Gücdüvani ise öğrencisi Muhammed Bahaüddin Nakşbend'i yetiştirerek, o dönemde Yeseviye Ocağı dışında ortaya çıkan iki büyük tarikattan birinin öncülüğünü yapmıştır. Buhara'da kurulan Nakşibendiye tarikatı, zamanla Afganistan, Hindistan ve Anadolu'ya yayılmıştır.

Yesevi, öğretisini hocası Arslan Baba'dan aldığı "ehl-i beyt" sevgisi ve bu doğrultudaki tasavvuf anlayışı üzerine kurmuştur. Bir Türk sufi tarafından kurulan bu ilk büyük "Türk tarikatı", önce Maveraünnehir, Taşkent ve çevresi ile batı Türkistan'da etkili olmuştur. Daha sonra Horasan, İran ve Azerbeycan'da yaşayan Türkler arasında yayılan Yesevi tarikatı, 13 yüz yıldan başlayarak göçlerle Anadolu'ya, oradan da Balkanlara ulaşmıştır.

Yesevi öğretisinin bu denli etkili olmasının temel nedenlerinden biri; Ahmet Yesevi'nin düşüncelerini anlatmak için, o dönemde gelenek olduğu üzere Arapça veya Farsça'yı değil, Türkçe'yi seçmesidir. Hece vezniyle yazdığı şiirlerle öğretisinin hızla yayılmasını ve kuşaktan kuşağa kolayca aktarılmasını bu yolla sağlayan Yesevi'nin "Hikmet" olarak adlandırılan ve yüzyıllarca sözlü olarak yaşatılan şiirleri, 15. Yüzyılda yazıya geçirilerek "Divan-ı Hikmet" adı altında toplanmış ve kutsal bir kitap olarak elden ele dolaşmıştır.

İslam'ın değerlerini Türk kültürünün değerleri ile kaynaştıran Yesevi öğretisi, özellikle bozkırlarda yaşayan Türk boylarının İslamiyet'i benimsemesini kolaylaştırmıştır. İslam'ı tanımalarına ve benimsemelerine karşın, varolan değerlerinden kopmayan bu topluluklar için, kentli din bilginlerinin sunduğu kuralcı İslamiyet'ten çok, dervişlerin sunduğu, dine esnek yaklaşan ve eski inançları yadsımayan, bir İslam anlayışı daha yakın gelmiştir. Böylece "şaman" geleneklerinin bir kısmı az ya da çok değişikliklere uğrasa bile varlığını sürdürmek imkanı bulmuştur. Geleneğe göre, toplumsal yaşamın her alanında olduğu gibi, dinsel törenlerde de kadın-erkek birliktedir. Kazakistan'da "Yesevi Zikri" adı verilen törenlerde, geleneğin islami değerlerle kaynaştırılarak bu gün bile sürdürüldüğü görülebilir.

Bu örnekler, Yesevi'nin temsil ettiği İslam'ın, varolan inanç sisteminin tamamen terk edilmesini şart koşmadığını ortaya koymaktadır. Bu yüzden bugün yalnızca Kazakistan'da değil, eski Türkistan toprakları üzerinde yaşayan Türk topluluklarının çoğunda şaman gelenekleri İslamiyet içinde varlığını sürdürür. Üstelik bu uygulamalar, Ahmet Yesevi'nin izinden gidenlerce Anadolu'ya ve Balkanlar'a da taşınmıştır.

Ahmet Yesevi, öğretisini "Dört Kapı" olarak bilinen şu ilkeler üzerine kurmuştur: Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat'tir. Dört Kapı, İslamiyet'ten önceki Türk inançlardan kaynaklanmıştır. Şamanlıkta Doğu, Batı, Kuzey ve Güney yönleri, kutsal kabul edilen dört ögedir. Yönler dört renk ve dört kutsal varlıkla simgeleştirilmiştir: Mavi, Beyaz, Siyah ve Kızıl. Ağaç, Demir, Su ve Ateş. Şaman inancına göre bunlar, evrenin ve insanın özünü oluşturur: Adalet, Kudret, Akıl ve Uyum. Dört Kapı ilkesi Hacı Bektaş Veli'nin öğretisine de temel oluşturur. Hacı Bektaş Veli her bir kapıya onar makam ekler ve "Dört Kapı, Kırk Makam" olarak adlandırılan ilkeler bütününü ortaya koyar.
Son düzenleyen Baturalp; 7 Aralık 2016 00:45 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
29 Aralık 2007 15:13       Mesaj #3
KisukE UraharA - avatarı
VIP !..............!

Ahmet Yesevi


(1103 Sayram - ö. 1165 Yasi, Kazakistan)
Ünlü mutasavvıf ve şair. Yesevi yolunun öncüsüdür. Yaygın olan kanaate göre, Lokman Perende'yi ve Bektaşi Veli'yi etkilemiştir.Arapça ve Farsça da bilmesine rağmen şiirlerini Türkçe söylemiştir.
Ad:  Ahmed_Yesevi2.JPG
Gösterim: 257
Boyut:  32.4 KB
Ahmet Yesevinin Mausoleumu "Kazakistan"

Yaşamı


Türkistan'da yetişen büyük velilerdendir. Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Ali'nin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir.Babası İbrahim erken yaşta öldü. Yasi kentinde Arslan Baba adında bir sufi öğretmenin etkisinin altında kaldı. Onun ölümünden sonra Buhara'ya giderek kendi eğitimini Yusuf Hemedani'nin yanında 1140 yılında tamamladı.

63 yaşına gelince kendisine yer altında bir hücre kazdırmış ve kalan ömrünü burada tamamlamıştır.Ahmet Yesevi, Yunus Emre'den önce yetişmiş ilk büyük Türk mutasavvıflarındandır. Mozolesi, Türkistan kentinde güney Kazakistan'da 1389 ile 1405 yılarında Timurlenk tarafından yapıldı. 2002 yılında UNESCO tarafından dünya tarih eseri olarak kabul gördü. Ahmet Yesevi'nin türbesi Türkiye Cumhuriyeti tarafından restore edilmiştir.

Eserleri

  • Divan-ı Hikmet şiirleri, Türk tasavvuf edebiyatının bilinen,çok önemli ve anlamlı en eski örneklerini içeren kitaptır
  • Akaid islamın esaslarının yer aldığı temel eseri
Son düzenleyen Baturalp; 7 Aralık 2016 00:50 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Rapcisair
31 Mayıs 2009 19:42       Mesaj #4
Rapcisair - avatarı
Ziyaretçi
Ahmet Yesevi, (1103 Sayram - ö. 1165 Yasi, Kazakistan), Türki mutasavvıf ve şair. Yaseviliğin öncüsüdür. Yaygın olan kanaate göre, Lokman Perende'yi ve Bektaşi Veli'yi etkilemiştir. Arapça ve Farsça da bilmesine rağmen şiirlerini Türkçe söylemiştir. Ona saygıyı ifade eden Hazrat-i Türkistan veya Şah-i Türkistan ünvanı verilmiştir.

Ahmet Yesevi
Takma adı: Piri Sultan
Hoca Ahmet
Kul Hace Ahmet Doğumu: 1103
Sayram Ölümü: 1165
Yasi Mesleği: mutasavvıf ve şair Milliyeti: Türk
Daisy-BT
15 Nisan 2011 18:25       Mesaj #5
Daisy-BT - avatarı
Ziyaretçi

Ahmet Yesevi



Doğumu: 1103, Sayram
Ölümü: 1165, Yesi)
Mutasavvıf, şair.

7 yaşındayken babası öldü. Ablasıyla Yesi kasabasına, oradan da çağın büyük bilim merkezlerinden biri olan Buhara'ya gitti. Buhara'da, ünlü tasavvuf bilgini Yusuf Hemedani'nin müridi oldu; birlikte İslâm ülkelerinin birçok yerini dolaştı. Ölen şeyhinin vasiyetine uyarak Yesi'ye yerleşti ve tarikatını kurdu. Tarikatı, Türk törelerine uygun olduğu için, kısa sürede yayılıp genişledi. Ahmet Yesevi'nin yaşantısı üzerine birçok menkıbeler vardır. Sade Türkçe ile yazılmış dörtlüklerden oluşan "Divanı Hikmet" (Bilgelik Kitabı) adlı bir yapıtı vardır. Ancak bu yapıttaki koşukların birçoğunun ya da tümünün, müritlerince sonradan yazılmış olduğu sanılmaktadır.

Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi & MsXLabs
Son düzenleyen Baturalp; 7 Aralık 2016 00:52 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
GüNeSss
17 Mayıs 2012 18:02       Mesaj #6
GüNeSss - avatarı
Ziyaretçi

Ahmet Yesevi



Adı Ahmet bin İbrahim bin İlyas Yesevi olup, Piri Sultan, Hoca Ahmet, Kul Hace Ahmet diyede tanınır. Babası Hace İbrahim'in nesebi Hz. Alinin oğlu Muhammet bin Hanefi'ye dayanır.

Hicri 5. asrın ortalarında doğduğu tahmin edilmektedir. Ahmet Yesevi çok küçük yaşta babasını, 7 yaşındada annesini kaybetmiştir. Yesi şehrinde ilim ve terbiye tahsiletmiştir.

Bundan dolayı YESEVİ nisbetiyle şöhret bulduğu kabul edilmiştir. Yesi'de, önce Arslan Baba Hazretlerinden ders aldı. Arslan Baba'nın vefatıyla Buhara'ya gitti. Orada Ehli Sünnet alimlerinden Yusuf Hamedaniye bağlandı ve manevi ilimleri tahsil etti. İnsanlara doğru yolu göstermek için ondan icazet (diploma) aldı.

Buhara bu tarihlerde Karahanlıların hakimiyeti altındaydı ve devrin en büyük ilim merkezlerinden biriydi. Dünyanın çeşitli yerlerinden talebeler buraya gelip ilim tahsil ediyorlardı. Buhara'da güçlü bir Hanefi Fıkıh geleneği mevcuttu. Hoca Ahmet Yesevi Buhara'da bir müddet ders verdi.

Daha sonra bu vazifeyi başkasına devredip Yesi'ye döndü ve burada talebe yetiştirmeye başladı. Büyüklüğü ve şöhreti kısa zamanda Maveraünnehir, Horasan ve Harzem dolaylarına yayıldı.

Zamanın en büyük ve üstün evliyelarından oldu. Zahiri ve batını bütün ilimlerde derin alim olan Ahmet Yesevi Hazretleri, Hızır Aleyhisselam ile görüşür sohbet ederdi. Günün büyük bölümünü ibadet ve zikir ile geçirirdi. Zamanında arta kalan diğer bir kısmında, talebelerine zahiri ve batını ilimleri öğretir, günün kısa bir bölümünde ise, alınteri ile geçimini sağlamak üzere, tahta kaşık ve kepçe yapıp bunları satardı.

Ahmet Yesevi Hazretleri yetiştirdiği talebelerinin her birini bir memlekete göndermek suretiyle İslamiyetin doğru olarak öğretilip yayılmasını sağladı. Onun bu şekilde gönderdiği talebelerinden bir kısmı da Anadoluya geldiler. Bu vesileyle onun yolu Anadoluda yayılıp tanındı. Anadolunun Müslüman Türklere yurt olması, onun manevi işaretiyle hazırlandı. Talebelerinin gayretiyle Anadolu ebediyyen Türk yurdu oldu.

Ahmet Yesevi Hazretlerinin en önemli özelliği, Arapça ve Farsça bilmesine rağmen çok sade bir Türkçe ile Hikmet denilen eğitici sözleri, Türkistan Türkleri üzerinde büyük izleri bırakmış olmasıdır. Bu hikmetli sözlerde şeriat erkanını ve tarikat adaplarını anlatmıştır.

Yesevi Ocağı aynı zamanda bir tarikattır. Önemli ve büyük tarikatlardan Nakşilik ve Bektaşilik, Yeseviliğin kollarıdır. Yeseviliğin, adapları müridlerin uyması gerekli hususlar ve ahkamları vardır. Yesevi dergahı, fakirler, yoksullar, yetim ve çaresizler için bir sığınak yeriydi. Bu dergahlar aynı zamanda, tekke edebiyatının ilk temsil edildiği yerler olmuştur.

Ahmet Yesevi Hazretleri tekke edebiyatının ilk temsilcisidir. Bu vesileyle Anadoludaki Türk edebiyatının yeşerip gelişmesine zemin hazırlamış, Yunus Emre gibi büyük şairlerin yetişmesine sebep olmuştur. Bu şekilde yetiştirdiği talebelerinden tayin ettiği halifeleri şunlardır;

Mansur Ata, Abdulmelik Ata, Süleyman Hakim Ata (Bu Türkler arasında en meşhur halifesidir) Muhammed Danişmend, Muhammed Buhari (Sarı Saltuk) Zengi Ata, Tac Ata v.b. Bu halifelerinin yetiştirdiği birçok talebe ki; Ahi Evran, Hacı Bektaş, Mevlana, Taptuk Emre, Yunus Emre gibi talebeler Anadoluda, Ahmet Yesevi Hazretlerinin çizdiği yolda ilerlemişler ve Türk dilini, edebiyatını, kültürünü özellikle İslam dinini doğru olarak gelecek nesillere aktarmışlardır. Sade bir Türkçe ile Halkın anlayacağı, sohbet tarzındakiHikmet adlı şiirleri, Çin'den, Marmara sahillerine kadar yayılıp, Türk Milletine manevi ışık olmuştur. Ahmet Yesevi Hazretleri Hicri 590 (1194) de Yesi şehrinde vefat etmiştir. Kabri üzerine türbe, 200 yıl sonra, Timur Han tarafından inşa edilmiştir.

"Kafir bile olsan, hiç kimsenin kalbini kırma. Çünkü kalbi kırmak Allh'ü Taala'yı kırmaktır. Gönlü kırık zavallı garip birini görsen, yarasına merhem koy, yoldaşı ve yardımcısı ol."

Ahmet Yesevi Hazretleri'nin bu sözlerinde, özellikle biz Avrupada yaşayan Türkler için, altın değerinde bir nasihat vardır.

Biz Avrupa Türklüğü, Gayrimüslimler ile beraber yaşarken, geçmişimize bakıp güç almalıyız. Buraları Türkleştiremeyiz, fakat Türk kalabilmemiz için, Ahmet Yesevi Hazretlerini ve onun yolundan gidenleri çok iyi bilmemiz gerekmektedir.

Son düzenleyen Baturalp; 7 Aralık 2016 00:54
Misafir
20 Mayıs 2012 20:03       Mesaj #7
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

AHMET YESEVİ


Büyük Türk manevi önderi Ahmet Yesevî, Kazakistan'ın YESİ şehrinde, yaygın görüşe göre 1093 yılında doğmuş ve 1166 yılında ölmüştürİlk hocası Arslan Baba olmuş, sonra Yusuf Hemadanî'ye bağlanmıştır. Yesevî, Arapça ve Farsça'yı çok iyi bilmesine rağmen, eserlerini Türkçe veriştir. Yesevî, eski Türk geleneklerini İslâmiyet ile uzlaştırmaya çalışan, İslâm'ı yeni kabul etmiş insanlara bu dinin sıcak, samimi, hoşgörülü, insan ve Allah sevgisine dayalı gerçek yüzünü tanıtmaya çalışmıştır.
Son düzenleyen Baturalp; 7 Aralık 2016 00:55
7 Aralık 2016 00:39       Mesaj #8
Baturalp - avatarı
MOD Moderatör

Ahmed Yesevi

Ad:  Ahmed_Yesevi1.JPG
Gösterim: 273
Boyut:  32.7 KB


Hayatı
Türk tasavvuf geleneğinin hareket noktası "Pîr-i Türkistan" Hoca Ahmed Yesevî, Güney Kazakistan'da Çimkent şehrine 7 km., bugün Türkistan adıyla tanınan Yesi şehrine 157 km. uzaklıktaki Sayram kasabasında doğmuştur. Doğum yılı kesin olarak bilinmemektedir. 73 yıl yaşadığı ve 1166 yılında vefat ettiği şeklindeki yaygın görüş ışığında, 1093 yılında doğduğu ortaya çıkar.

Babası Sayram'ın ünlü bilginlerinden İbrahim Şeyh, annesi ise Kara Saç Ana'dır. Halkın inanışı, İbrahim Şeyh'in soyunu Hz. Ali'nin oğullarından Muhammed el-Hanefî'ye çıkarır.

Ahmed Yesevî, ilk öğrenimini yedi yaşında iken kaybettiği babası İbrahim Şeyh'ten alır. Babasının vefatından sonra ise, onun eğitimini menkıbelerin Hz. Peygamber'in talimatıyla bu iş için görevlendirildiğini söyledikleri Şeyh Arslan Baba üstlenir ve Ahmed Yesevî'nin manevî babası olur. Arslan Baba'dan tasavvufla ilgili ilk bilgileri alan Ahmed Yesevî, onun vefatından sonra yine onun önceden verdiği işarete uyarak dönemin ilim ve irfan merkezi olan Buhâra'ya gider.

Ahmed Yesevî, muhtemelen 27 yaşlarında iken, Buhâra'da, devrin önde gelen mutasavvıf ve bilginlerinden olan Şeyh Yûsuf Hemedânî'nin öğrencisi ve müridi olur. Yûsuf Hemedânî, eğer deyim yerinde ise, "gezginci bir şeyh"tir. O, çoğunlukla Buhâra'da ikamet etmekle beraber Mevr, Semerkanî, Herat gibi önemli merkezleri dolaşarak halkı Allah yolunda hizmete çağırır, dinî açıdan aydınlatır ve özellikle dînin özünün ve temel amacının, insanın ahlâkî açıdan olgunlaşması olduğunu söylerdi .

İşte Ahmed Yesevî de hocası Yûsuf Hemedânî'den dinî ve tasavvufî bilgileri onunla birlikte gezerek, görerek ve yaşayarak öğrenmiş ve öğrendiklerini de yalnız Türkistan'a değil, bütün Türk dünyasına güzel, sâde ve saf Türkçesiyle vermiş ve öğretmiştir. Nitekim o, şeyhi Yûsuf Hemedânî'nin vefatından sonra onun dergâhında halîfelik postuna oturmuş ve bir süre Buhâra'da Şeyhinin görevlerini üstlenmiştir. Daha sonra Yesî'ye dönen Ahmed Yesevî, vefat tarihi olan 1166 yılına kadar burayı merkez edinmiştir.

Yesî, artık Hoca Ahmed Yesevî'nin görüşleri ve eğitimiyle aydınlanan hareketli bir kent haline gelmiştir. Çünkü Türkistan'ın hemen hemen her yerinden öğrenci gelmiş ve Hoca Ahmed Yesevî'nin irşad halkasına girmişlerdir. Yesevî ocağında öğrenimlerini tamamlayan genç-yaşlı Yesevi müritleri, Türkistan'dan Balkanlara kadar uzanan bütün Türk yurtlarında Hoca Ahmed Yesevî'nin saf ve sâde Türkçe ile söylenmiş "hikmet"lerini terennüm ettiler ve eski Türk inanışlarının kalıntılarını İslâmiyetle uzlaştırmaya çalışan ve dolayısıyla kitabî dinin emirlerini tam olarak yerime getiremeyen henüz müslüman olmuş insanlara İslâm'ın sıcak, samimî, hoşgörü, tanrı ve insan sevgisine dayalı gerçek güzel yüzünü tanıttılar. Böylece Hoca Ahmed Yesevî'nin dînin özünü tam olarak yakalamış aydınlık görüşleri, çok kısa sürede , bütün Türk illerine yayıldı.

Hoca Ahmed Yesevî, içinde yaşadığı dönemin Türk toplumunun bozkırlarda at koşturan yan göçebe insanlar olduklarını; kadın-erkek, yaşlı genç hareketli ve kendi gelenek ve göreneklerini diri tutma yolunda başarılı ve mücadeleli bir hayatın içinde olduklarını çok iyi biliyordu. Bu insanlara o, kılı kırk yaran fıkıh kuralları içinde ve Arap -Acem kültür çevresinin etkileriyle boğulmuş karma karışık bir İslâm yerine, samimî ve sarsılmaz bir îman anlayışım telkîn eden dinî ve ahlakî kuralları Arapça ve Farsça'yı çok iyi bildiği halde; kendi dilleriyle ve onların seviyelerine uygun bir üslûpla sunmanın başarısının temeli olacağımı görmüştür. Onun için de Türk boylarının halk edebiyatından alınmış şekillerle insanlar arasında, dostluğu, sevgiyi, dayanışmayı, dünyayı Tanrı ve insan sevgisi ile kucaklamayı, yine Kur'an'dan aldığı ilhamla öğretti.
7 Aralık 2016 00:58       Mesaj #9
Baturalp - avatarı
MOD Moderatör
Ahmed Yesevi


Daha fazla sonuç:
Ahmet Yesevi

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:


Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç