Arama

25. Kare Tekniği

Güncelleme: 16 Mart 2016 Gösterim: 9.145 Cevap: 2
ISeCReTI - avatarı
ISeCReTI
Ziyaretçi
25 Ekim 2011       Mesaj #1
ISeCReTI - avatarı
Ziyaretçi
Film seyrederken bambaşka bir şey seyrediyor olabilirsiniz.

Sponsorlu Bağlantılar
Bildiğiniz gibi filmler saniyede 25 kare nin gözün önünden geçmesi ile beyinde hareketi oluşturur. Ancak filmde 24 kare normal filmi 1 karede subliminal mesajı gösterirseniz normal görüntüleri gören beyniniz bu mesajı algılayamaz ancak alt beyniniz bu mesajı algılayabilir.böylece normal bir filmin içerisine çok daha anlamlı bir mesajı gömeyebilirsiniz.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
pusula - avatarı
pusula
Ziyaretçi
11 Nisan 2012       Mesaj #2
pusula - avatarı
Ziyaretçi
Gözümüzün saniyede 24 kare algılayabiliyor..
25. kare ise beynimize yazılıyor. İşte bu sistemin adıda 25. Kare
Sponsorlu Bağlantılar
Örneğin Siz tvde bir çizgi film izlerken adamlar 25. Kareye "Coca Cola İç" yazısı koyuyorlar ve canınız cola çekmeye başlıyor ..

Bilinçaltını etkilemeyi amaçlayan bu tür reklamlara (mesajlara) subliminal reklam adı verilir. Genel olarak “bilinçaltına yönelik mesajlar/ reklamlar” olarak ifade edebiliriz. Bu tip mesajlar üç şekilde uygulanır:

1-Reklam afişleri, logoları ve benzeri nitelikteki görsel malzemenin içine saklanmış şekil, kelime ve rakamlar yoluyla

2-Gözle algılanamayacak kadar kısa süreyle ve sık patlayan flaşlar şeklinde sinema ya da televizyon görüntüsü yoluyla

3-İşitsel yollarla

Bu yöntem, bir ürünün reklâmını yapmaktan, bir inancın ya da görüşün propagandasını yapmaya kadar varan geniş bir perspektifte kullanılmaktadır. Görsel ve işitsel olarak algılanamayan da ziyade bilinçaltı düzeyinde algılanan söz, resim, görüntü ve biçimlerden oluşur.
Örneklerine geçmeden evvel bu sistemin kurgulandığı işleyiş üzerinde durmak istiyorum

Bilinçli olarak algılayamadığımız hâlde gördüklerimizin pek çoğu bilinçaltımız tarafından algılanır. Bunu sağlayan göz çukuru olarak isimlendirilen “fovea”dır. “Retinanın merkezinde bulunan, çapı sadece yarım milimetre kadar olan bu çukur, yalnız konileri içerir ve net görüntüyü diğer bir deyişle görüş keskinliğini sağlar”[i] Fovea, retinanın küçük nesneleri ve ayrıntıları ayırt etme yetisinin en yüksek olduğu kısmıdır.

Göz çukuru (fovea) bütün görüntüyü ayrıntısıyla alır ve bunu zihne aktarır, zihin bunları depolar, ama biz bunların hepsini bilinçli olarak algılamayız. Bunu bir kamera gibi düşünün. Kamera, mercek ve diğer mekanizmaları sayesinde kayıt yapar ama sadece kayıt yapar, algılamaz. Şu durumda bizim görüp de bilinçli olarak algılayamadığımız her şeyi bilinçaltımız kaydeder.

Bilincimiz, duyusal girdileri analiz eder. Düşünür, muhakeme eder, eleştirir, değerlendirir. Fikir ve/veya telkinleri yarğılar, kabul eder veya reddeder. Yani mantık süreçleri egemendir ve bilişsel fonksiyonlar üstlenir.[i]

Bilinçaltı ise beynimizin farkında olmadığımız yanıdır. Otomatik bir pilot gibi bütün deneyimlerimizi depolar. Bilinçaltı heyecanlarımızı, sezgilerimizi, alışkanlıklarımızı ve güdülerimizi depoladığı gibi bunların eyleme dökülmesinden de sorumludur. Bilinçaltı zihin telkin ve imgeleme yoluyla iknaya riayetkârdır. Bilinçli zihnin aksine sorgulamadan tekrarlı önerileri kabul eder, pekiştirir. Bütün otomatik davranışlarımız, alışkanlıklarımız ve heveslerimiz hafızada kayıtlı bilgiler arasındadır. En önemli vazifesi ise depoladığı verilere dayanarak mutluluğu sağlamaktır.[ii]

Bilinç aynı anda 3 ilâ 7 işi yapabilir. Daha fazla görev yüklendiğinde kilitlenir. Bu yüzden dikkatimizi yönlendirmediğimiz, bizi o anda ilgilendirmeyen birçok veri bu filtreden süzülür. Beş duyumuzun karşılaştığı çok sayıda duyum, algılanmadan bilinçaltı hafıza deposuna aktarılır.

Demek ki duyduğumuz, gördüğümüz ama bilişsel (kavrayış) olarak algılayamadığımız her şey bilinçaltına ileride tekrar kullanılmak üzere veri olarak depolanır ve gelecekteki hareketlerimize yön çizer. İşte tam da bu aşamada bilişsel sürece değil ama bilinçaltına hitap eden tüm propaganda ve veriler, bizim davranışlarımıza yön çizen güdüler olarak karşımıza çıkar. Zira sıklık arz eden tekrarlar içsel algılarımıza odaklıdır.

Bilincimizin bilişsel olmayan yönünün bu şekilde dış etkilerle güdülenebileceği 1900’lü yıllardan bu yana bilinen ve kullanılan bir yöntemdir. Bu emekleme sürecini şimdilik atlayıp, bu yöntemin bilinen ilk ciddi ispatı olan, 1900’lerin ortasındaki çarpıcı bir deneyi aktarmak istiyorum.

1957 Senesinde Vance Packard bu gizli ikna yollarını ele aldığı “The Hidden Persuaders” adlı kitabını yayınlar. Kitabında, umut, korku, suçluluk ve cinsellikleri üzerine odaklanmış reklâmlar ile insanların ihtiyaçları olmayan malları dahi satın almaya ikna edildiğini tesbit eder.

Yine Reklamların tüketici davranışları üzerindeki etkilerini araştıran James Vicary, 1957 yazında, New Jersey, Ft Lee sinama solonunda Picnic adlı filmin gösterimi sırasında (bir şehir efsanesi olarak bildiğimiz) deneyi gereçekleştirir. Sinema salonunda projeksiyon makinesinin yanına görüş algısı denemelerinde kullanılan ve çok kısa, anlık süreler ile resim ve harf gösteren bir cihazı (takistoskop) yerleştirir. Film süresince her 5 saniyede bir flash şeklinde patlayan reklam mesajlarını ekranda görüntüler. Bu mesajlar saniyenin 1/ 3000’i kadar kısa bir süre sinema perdesinde göründüğü için hiç kimse fark etmez tabii. Az önceki açıklamalardan hatırlayacağız; izleyicilerden hiçbiri bu mesajları bilinçli bir şekilde algılayamamış; şartlı ve sürekli kendilerine aktarılan bu tekrarlamaları büyük bir ihtimâlle bilinçaltına depolamışlardır. Gönderilen mesajlar ne miydi? Hepimizin tahmin edeceği gibi: “Coca Cola için”, “Acıktınız mı? Popcorn Yiyin!” şeklindedir. Sonuç mu? Son derece ilginç: Popcorn satışı %57.8, Coca Cola satışı da %18.1 oranında artmış.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
morphine - avatarı
morphine
Kayıtlı Üye
16 Mart 2016       Mesaj #3
morphine - avatarı
Kayıtlı Üye
25. Kare Tekniği ;

Tam olarak bir teknik diyemeyiz. Çünkü bu yöntemle insanların bilinçaltına mesajlar yollandığına dair iddialar yollandığı söyleniyor. Malesef bilinçaltı mesaj ile ilgili sayısız haber ve 200'ün üzerinde bilimsel makale mevcut, fakat hiçbiri bilinçaltı mesaj veya 25. kare tekniğini onaylamıyor/kanıtla(ya)mıyor.

Bir videoyu izlerken her saniye başı belirli bir sayıda görüntü gösterir. Buna FPS (Frame Per Second - Türkçesi : Saniyelik görüntü sayısı) denir. Eğer FPS 25'in üzerinde ise, gözümüz bu görüntü dizisini akıcı görmeye başlar. 25'in altındaysa takılıyormuş gibi gözükür. 25. Kare Tekniği furyasının kaynağı burasıdır.




James Vicary, 6 hafta boyunca sürdürdüğü bu deneyde Patlamış Mısır satışlarında (yaklaşık &58, Coca cola satışların da da %18 elde ettiğini iddia etti. İnsanlar gazetede okuduklarında bu teknikten çok korkmuşlardı. Amerikalı bir yazar olan Norman Cousins'da pek çok Amerikalı ile aynı düşünceleri paylaşıyordu. Cousins, bir makalesinde "Eğer böyle bir icat patlamış mısırda işe yarıyorsa, ya politikacılar ve başka insanlar kendileri için ondan faydalanmaya kalkarsa?" diyordu.

Anlaşılan Cousins'ın haykırışları yersiz kalmamış olucak ki, Federal İletişim Komisyonu derhan Vicary'nin çalışmalarını incelemeye başlamış, ve bilinçaltı mesajların kullanılmasının yayın lisansının sonlandırılacağı anlamına geleceği kararına varmıştır. Ulusal Yayıncılar Birliği de kendi üyeleri arasında bu tekniğin kullanımının yasaklamakta hiç hız kaybetmemişti. Amerikayı Britanya ve Avusturalya izlemişti. Ayrıca Amerika'nın Nevada eyaletinden bir yargıç, bilinçaltı iletişimin ifade özgürlüğü korumasına dahil olmadığına karar verdi. Tüm bunlar tekniğin işe yaradığına dair tek bir deneysel kanıt ortada olmaksızın bir paranoya kısır döngüsü ile atılan adımlar oldu. Ancak bilinçaltı mesaj öyle ya da böyle bir kere meşhur olmuştu. Türkiyede buna benzer bi kanunnun 15 Şubat 2011 tarihinde kabul edildiğini görüyoruz, tâbi Amerika'dan ve dünyanın geri kalanından biraz geç olarak. 6112 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayın Hizmetleri Hakkında Kanun'un 9. maddesinin 2. fıkrasına göre "Ticarî iletişimde bilinçaltı teknikleri kullanılamaz." Bugün bilinçaltı mesajın gerçek olduğunu savunan ve bunun James Vicary'nin deneylerini örnek göstererek yapan pek çok kişinin farkında olmadığı şeyse, 1962 yılında bir derginin James Vicary ile yaptığı bir röportajda Vicary'nin deneylerin inişe geçen reklamcılık sektörüne daha çok müşteri çekebilmek için yaptığı bir uydurma olduğunu deklare etmesiydi. Kanıtlara göre Vicary bu sefer doğru söylüyordu. Reklamcılar, Federal İletişim Komisyonu ve Psikologlar Vicary'nin iddialarına başından beri şüphe ile yaklaşıyor ve kanıt talep ediyorlardı. Bu beklentileri karşılayabilmek için Vicary, cihazının çalıştığını göstermeye girişti. Teknik aksaklıklar sebebiyle cihazı çalıştırmak bazen mümkün olmuyordu. Çalıştığı zaman da izleyicilere verilen mesaj yönünde telkin etmediği gözlemlenmişti. Bu durum karşısında Federal İletişim Komisyonu yetkilisi "Bu konu beni hiç de heyecanlandırmıyor. Çünkü bunun işe yaradığını düşünmüyorum." dedi. 1958'de, Reklam Araştırma Kuruluşu Vicary'ye araştırma verilerinin ve yönetiminin detaylarını açıklaması konusunda baskı yapmaya başladı. Çünkü deneyin sonuçları açıklanalı 1 yıldan fazla olmuştu ve ortada aletin nasıl çalıştığına dair resmi bir rapor bulunmuyordu. Deneyin geçerliliğini doğrulamak için bu rapor gerekliydi. Bugüne kadar hala sözkonusu deneye ilişkin yayınlanmış bir kaynak bulunmamakta. Deneyi tekrarlamak isteyen bilim insanları bunu, dergilerde çıkan haberlere göre yapmak zorunda kaldılar. Derken deneylerin tekrarlanması için yapılan baskı giderek artmıştı. Psychological Corporation başkanı Henry Link, Vicary'ye bağımsız bir araştırma firması tarafından denetlenen kontrollü bir ortamda deneyleri tekrar etmesi konusunda rest çekti. Deney yapıldı, ve çıkan sonuçlara göre ne kola, ne de patlamış mısır satışlarında bir değişiklik vardı.

Bilinçaltı iknanın yine yükselişe geçtiği 1970'lerin başında bu konuda çok satan, ama bilimsel gerçeklerle pek bağdaşmayan kitaplar yazan Wilson Bryan Key'e göre bilinçaltından ayartma, sadece televizyon ve sinema ile sınırlı değildi. İddia'ya göre akıllıca gizlenmiş, cinsel isteği uyandıran mesajlar basılı reklamlardaki fotoğraflara işlenmişti. Wilson Key seks kelimesini kraker paketlerinden Kola şişesindeki buz resimlerine kadar hemen her yerde bulmayı başarmıştı. Wilson Key'in popüleritesinin sırlarından biride bilinçaltı iknayla o günün problemlerini başarıyla ilişkilendirebilmesiydi. Çünkü 1970'ler, Amerikalıların hükümete, şirketlere ve kurumlara güvenmedikleri bir dönemdi. Wilson Key'e göre büyük reklamcılar ve hükümet, bilinçaltı metodları kullanarak zihinlerimi kontrol edebilmek için anlaşmışlardı. Bugün bizim ülkemizde en çok karşılaştığımız isimlere gizlenen yazılar türünden iddialardı. Örneğin bazı muhafazakarlar batı kaynaklı çizgifilmlerde ve televizyon reklamlarında, çocuklarına bilinçaltı yollarla cinsel içerikli şeylerin aşılanmaya çalışıldığı, ve bu yolla onların dinden soğutulmaya çalışıldığı konusunda ikna olmuşlar. Hatta küçük bi yüzde dahada ileri giderek, bu misyonu üslenen bir takım gizli karanlık gruplar olduğunu ve bunların tek amaçlarının toplumumuzu muhafazakar değerlerden soğutmak olduğu gibi komplo teorileri bile geliştirmiş. (bkz. Zenofobi) Ülkemizde bir başka sıkça gündeme getirilen bilinçaltı mesaj iddiası da bazı reklam ajanslarının daha çok ürün sattırmak için TV reklamlarında cinsellik içeren bilinçaltı mesajlara yer verdikleri, bu sebeple çocukların bunlara karşı korunması gerektiği gibisinden iddialardı. Bunun da gerçeklerle bağdaşır yanı yok. Az önce açıkladığım gibi bu yöntemin işe yaradığını kanıtlayan tek bir deney bulunmuyor. Aksine yanlışlayan deneyler var. Manidar olansa, bunları dile getirenlerin ülkemizdeki psikiyatırlar olması. Siz onların bu yanlışları düzeltmelerini beklerken, onlar pop kültürden çıkma bir söylentiyi bilimsel kılıfa sokarak insanlara anlatıyorlar.

Bilinçaltı algılama ya da kişisel farkındalığımız olmaksızın bilgiyi fark etme, bir gerçek. Ancak bilinçaltı algılama, ikna ya da etkilenme ile karıştırılmamalı. Bilinciniz farkında olmaksızın bilinçaltını bazı bilgileri kapabilir. Fakat bu süreç bir reklamcı tarafından bir resmin içine "seks" yazısı ya da bir kadın silüetini gömmek suretiye o ürünü arzulamanızı sağlamaz. En azından şimdiye kadar yapılan deneylerde bu yönde bir kanıt elde edilemedi.

Belki gün gelir ve bir bilim insanı bilinçaltına gönderdiği mesajlarla davranışları etkilemeyi başarır. Kimse bunun için imkansız demiyor, ancak o gün henüz gelmedi. Ve bugün ortalıkta dolaşan bilinçaltı mesaj iddiaları düzmeceden ibaret.

Kaynak :

Benzer Konular

13 Haziran 2016 / kompetankedi Spor
15 Eylül 2013 / nünü Sanat
23 Eylül 2010 / Misafir Soru-Cevap
7 Nisan 2007 / RuffRyders Taslak Konular
20 Ocak 2010 / _PaPiLLoN_ Taslak Konular