Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 62.985|Cevap: 3|Güncelleme: 22 Şubat 2016

Berzah Alemi

1 Eylül 2008 15:41   |   Mesaj #1   |   
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
İnsanın öldükten sonra ilk ayak bastığı alem, berzah alemidir. Kıyamet kopuncaya kadar bu alemde kalacaktır.

Berzah kelimesi, Arapça bir kelime olup sözlükte, iki şeyin arasında vaki olarak, onların birbirlerine kavuşmalarına mani olan perde gibi engele denir.
Sponsorlu Bağlantılar

İbn-i Manzur berzahı şöyle açıklıyor: "Berzah, iki şeyin arasında olan şeye denir. "Sihah" kitabında berzah iki şeyin arasını ayıran şey olarak açıklanmıştır. Ayrıca berzah, dünya ile ahiret alemi arasında kalan, öldükten mahşer gününe kadar olan duruma denir. O halde kim ölürse, berzah alemine girer."(101)

Kur'an-ı Kerim, Rahman Sûresi'nde tatlı su ile acı suyun yan yana olup da birbirine karışmamalarını berzah kelimesiyle beyan etmiştir.

Allah Teala şöyle buyuruyor: "Acı ve tatlı sulu iki denizi, birbirine kavuşmamak üzere salıvermiştir. Aralarında bir (berzah) engel vardır; birbirinin sınırını aşamazlar." (102)

Bizim burada bahis konusu yapmak istediğimiz berzahtan maksat, insan ruhunun öldükten sonra kıyamete kadar içinde bulunduğu, dünya hayatı ile ahiret hayatı arasında yer alan bir alemdir. İnsan ruhunun öldükten sonra ilk ayak bastığı menzil, işte bu alemdir. Kıyamete kadar, bu alemde kendisine layık bir hayatla hayatını sürdürüp, büyük kıyamet gününün gelmesini bekleyecektir.

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Tekrar diriltilecekleri güne kadar, arkalarında geriye dönmekten onları alı koyan berzah vardır." (103)

Bütün İslam ümmeti, berzah aleminin varlığı ve insan ruhunun ölümden sonra kıyamete kadar bu alemde kendisine layık bir hayat sürdüreceği hususunda ittifak etmişlerdir.

Ruhu, maddenin bir çeşit kimyasal özelliği olarak gören materyalist düşünceli pek azınlık bir grup dışında, bütün düşünür ve filozoflar da, insan ruhunun ölmekle yok olup gitmediği ve hayatını sürdürdüğü konusunu akli metotlarla ispatlamışlardır.

İslam uleması, bu konuyu kabir suali, kabir azabı bölümünde ele almış ve bütün İslam ümmetinin bu konuda ittifak ettiğini belirtmişlerdir.

Ehl-i Sünnet mezheplerinden Hanbeli mezhebinin kurucusu olan Ahmet bin Hanbel şöyle diyor: "Kabir azabı haktır, kula kabirde dini ve Rabbi sorulacak, cennet ve cehennemdeki yeri gösterilecektir." (104)

Yine Ehl-i Sünnet'in önde gelen liderlerinden olan, Kadı Abdulcebbar, kabir azabı bölümünde şöyle diyor: "Velhasıl ümmet arasında bu konuda bir ihtilaf yoktur. Sadece Zırar bin Amir'in bu konuda tereddüt ettiği nakledilmektedir. O, ilk önceleri Mutezile mezhebini benimsiyordu. Fakat daha sonra cebir mezhebini benimseyenlere katıldı." (105)

Ehl-i Beyt mektebine gelince; aşağıda göreceğimiz üzere; Ehl-i Beyt mektebinde bu konu en açık şekilde ortaya konmuştur.

Ehl-i Beyt ulemasının önde gelenlerinden olan Şeyh Saduk "Akaid" adlı kitabında şöyle yazıyor: "Kabir suali konusundaki inancımız, onun şüphesiz hak olduğudur. Kim, o suallere doğru cevap verirse, kabrinde neşe ve rahatlığa, ahirette ise cennet nimetine ulaşacaktır. Kim de, doğru cevap veremezse, kabrinde kaynar su ve yakıcı ateş ile karşılaşacak, ahirette ise, cehennem ateşiyle yakılacaktır." (106)

Yine Ehl-i Beyt ulemasının önde gelen liderlerinden olan Şeyh Müfit, Şeyh Saduk'un bu sözünün açıklamasında şunları yazıyor: "Hz. Resulullah (s.a.a)'dan gelen sahih hadislerde mezara defnedilmiş insanlara meleklerin nazil olup dinleri hakkında soru sordukları gelmiştir.

Bu konuda gelen hadislerin tabirleri birbirine yakındır. Bazı hadislerde, Allah Teala'nın Nekir ve Münkir isminde iki meleği olduğu ve bunların ölen kimseye nazil olarak ona, Rabbi, dini, peygamberi ve imamı hakkında soru sordukları; eğer doğru cevap verirse, onu nimet meleklerine ve eğer dili tutulur ve doğru cevap veremezse; onu azap meleklerine teslim ettikleri yer almıştır.

Bazı hadislerde de, kafirlere nazil olan iki meleğin isimlerinin Nekir ve Münkir, mü'minlere inen iki meleğin isimlerinin ise, Beşir ve Mübeşşir olduğu geçmektedir." (107)

Şeyh Müfit daha sonra şöyle devam ediyor: "Açıktır ki, o iki melek ancak, hayatı devam eden kimseye nazil olabilir ve ancak soruyu anlayıp kavrayan kimseye soru yöneltebilir. İşte bu, Allah Teala'nın ölen kulu öldükten sonra dirilttiğine ve hayatını; hak ettiyse, nimetlerden yararlanması veya hak ettiyse, azabını çekmesi için devam ettirdiğine delalet etmektedir." (108)

Büyük Ehl-i Beyt fakihi Allame Meclisi ise şöyle yazıyor: "Bil ki, berzah azabı ve mükafatı, önceki ve sonraki bütün İslam ümmetinin ittifak ettiği bir konudur. Diğer ilahi dinlerin çoğu da bunu kabul etmektedir. Müslümanlar'dan itina edilmeyen bir azınlık dışında, kimse buna karşı çıkmamış ve hem önceki Müslümanlar, hem de sonraki Müslümanlar onların görüşünün doğru olmadığı hususunda ittifak etmişlerdir.

Ayrıca, berzah alemiyle ilgili, hem Ehl-i Sünnet, hem de Ehl-i Beyt kanalından muhteva açısından mütevatir olan hadisler nakledilmiştir." (109)

Görüldüğü üzere; İslam ümmeti, öldükten sonra kişinin hayatının sürdüğü ve kıyamet gününe kadar durumuna göre, nimet veya azap içerisinde olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. İşte ölümden sonra başlayıp, kıyamet gününe kadar süren bu hayat sürecine berzah hayatı denir.

Kur'an-ı Kerim'de Berzah


İslam uleması, Kur'an-ı Kerim'in bazı ayetlerinin açıkça veya ima yoluyla berzah hayatına delalet ettiğini belirtmişlerdir. Şimdi bu ayetlerden bazılarına kısaca bir göz atalım.

1- Allah Teala şöyle buyuruyor: "Onlardan birine ölüm gelince: "Rabbim! Beni geri çevir, belki, yapmadan bıraktığımı tamamlar, iyi iş işlerim" der. Hayır; bu, onun söylediği bir sözdür. Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir berzah (engel) vardır." (110)

Her ne kadar, İslam müfessirleri içerisinde bu ayette geçen berzah kelimesini, sadece ölen insanın tekrar dünya hayatına dönmesine, ya da mahşer gününden önce kıyamet alemine intikal etmesine mani olan bir engel olarak tefsir edenler olmuşsa da, ancak İslam müfessirlerinin büyük bir çoğunluğu, bu ayetin ölümden sonra başlayıp mahşer gününe kadar devam edecek olan berzah hayatına delalet ettiğini savunmuşlardır.

Birinci grup müfessirlere; Zemahşeri'yi, Fahri Razi'yi ve Ebu-s Suud El- İmadi'yi örnek olarak zikredebiliriz.

Zemahşeri bu konuda şöyle yazıyor: "Bu ayette geçen berzah kelimesinden maksat, mahşer gününe kadar, insanın dünya hayatına geri dönmesine mani olan engeldir." (111)

Ebu-s Suud ise şöyle diyor: "Berzah, kıyamet gününe kadar, ölen insanların geri dönmelerine mani olan engeldir. Bu, insanları tekrar dünya hayatına dönmekten büsbütün meyus kılmak demektir. Kıyamet günü ise, dönüş dünya hayatına değil, ahiret hayatına olacaktır." (112)

İkinci gurup müfessirlere ise, Ehl-i Beyt mektebi müfessirlerinden Allame Seyit Muhammed Hüseyin Tabatabai'yi, (El-Mizan tefsirinde) Tabersi'yi, (Mecme-ül Beyan tefsirinde) Ali bin İbrahim El- Kummi'yi, (Tefsir-ül Kummi'de) El Huveyzi'yi, (Nur-üs Sakaleyn tefsirinde) Ehl-i Sünnet müfessirlerinden ise, İbn-i Kesir'i, (Tefsir-ül Kur'an-ül Azim'de) Şevkani'yi, (Feth-ül Kadir tefsirinde) İbn-ül Kayyim'i, (Er-Ruh adlı kitabında) Ebu Hayyan Endulusi'yi (Bahr-ül Muhit adlı tefsirinde) vs. örnek olarak zikredebiliriz.

Allame Muhammed Hüseyin Tabatabai bu konuda şunları yazıyor: "Berzahtan maksat, kabir alemidir. O, insanın öldükten sonra kıyamet gününe kadar yaşadığı Misal Alemi denilen alemdir. Ayetin söz akışından bu anlaşılır. Şia kanalıyla Hz. Resulullah ve Ehl-i Beyt İmamları'ndan nakledilen mütevatir niteliğindeki hadisler ile Ehl-i Sünnet kanalından gelen hadisler de buna delalet ediyor." (113)

Ebu Hayyan Endulusi ise bu ayetin tefsiriyle ilgili olarak şunları yazıyor: "İnsanın ölümüyle kıyamet günü tekrar diriltilmesi arasında geçen sürece istiare olarak, berzah ismi verilmiştir." (114)

İbn-ül Kayyim ise konu hakkında şöyle yazmıştır: "Kabir azabı ve mükafatı berzah azabı ve mükafatının ismidir. Bu ise dünya ile ahiret arasında olacaktır. Allah Teala "Tekrar diriltilecekleri güne kadar arkalarında geriye dönmekten onları alıkoyan bir (berzah) engel vardır" buyurmaktadır." (115)

Ancak şunu belirtmeliyiz ki, her ne kadar Allame Tabatabai'nin belirttiği gibi, ayetin söz akışı berzah alemine delalet ettiğini açıkça ortaya koyuyorsa da, hatta biz birinci grup müfessirlerin görüşünü kabul edip ve ayette geçen berzah kelimesinin sadece engel manasını ifade ettiğini benimsesek bile, bu ayetin insan ruhunun ölümden sonra tekrar dünyaya dönmesine mani olan bir engel yüzünden dünyaya dönemediğine delalet etmesinden, insan ruhunun öldükten sonra yok olup gitmediği ve varlığını sürdürdüğü anlaşılmaktadır. Zaten berzah aleminden maksat bundan gayri bir şey değildir. O halde bu ayet, her iki taktirde de berzah aleminin varlığına delalet etmektedir.

2- Allah Teala şöyle buyuruyor: "Onlar: "Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Biz de suçlarımızı iti­raf ettik, buradan çıkmaya bir yol var mıdır?" derler." (116)

İslam uleması, Allah Teala'nın kafirlerin kıyamet gününde söyleyeceklerini buyurduğu bu ayette geçen tabirin berzah hayatına işaret ettiğini belirtmişlerdir.

Zira bu ayette, iki defa öldürülme ve iki defa diriltilmeden bahsedilmektedir. O halde, birinci öldürülme ile birinci diriltilme dünya hayatındaki öldürülme ile berzah hayatındaki diriltilmeye ve ikinci öldürülme ve diriltilme ise berzah hayatındaki öldürülme ile kıyamet hayatındaki diriltilmeye işaret etmektedir.

3- Allah Teala Nuh peygamberin kavmi hakkında şöyle buyurmuştur: "İşte günahlarından dolayı suda boğuldular da, ateşe sokuldular ve Allah'a karşı kendilerine hiçbir yardımcı bulamadılar." (117)

İslam uleması, bu ayetin berzah azabına delalet ettiğini belirtmişlerdir. Zira bu ayet, Nuh kavminin boğulmalarından hemen sonra ateşe sokulduklarını belirtmektedir. Bunu, ayette geçen boğulmayla ateşe sokulma arasında kullanılan "fe" harfinden ve ateşe sokulmanın muhakkak gerçekleştiğini gösteren geçmiş zaman kipinin kullanılmasından anlıyoruz.

Zira, boğulduktan hemen sonra ateşe sokulmasaydılar, ilk önce; "fe" harfi yerine sonra gerçekleşeceğini ifade eden "sümme" kelimesi kullanılırdı.

Saniyen; işin muhakkak olduğunu gösteren geçmiş zaman kipi yerine gelecekte gerçekleşeceğini belirten gelecek zaman kipi seçilirdi. O halde bu ayette geçen ateş kıyamet ateşi değildir. Kıyamet ateşinden önce olan ateş ise, berzah ateşinden başka bir ateş değildir.

4- Allah Teala Firavun kavmi hakkında şöyle buyuruyor: "Onlar, sabah akşam ateşe sunulurlar. Kıyamet gelip çattığı gün ise, "Firavun'un adam­larını azabın en ağırına sokun"denir." (118)

Bu ayet, berzah aleminin varlığını gösteren ayetlerden bir diğeridir. Zira Allah Teala bu ayette Firavun kavminin sabah ve akşam ateşle cezalandırdıklarını kıyamet gününde ise, daha ağır bir azaba sokulacaklarını belirtmektedir.

O halde, onların sabah akşam cezalandırıldıkları ateş, kıyamet ateşinden önce olan bir ateş olup, kıyamet ateşi ve azabına oranla daha hafif olan bir azap ve ateş türüdür.

Sonra; bu ayette sabah ve akşamdan söz ediliyor. Oysa, kıyamet gününde bunların bir anlamı yoktur. Bu da, bu azabın kıyamet gününden önce olan bir azap olduğunu göstermektedir.

5- Yine Allah Teala, gönderilen ilahi elçileri yalanlayan kavmine karşı çıkarak: "Ey Milletim! Gönderilen elçilere uyun. Sizden bir ücret istemeyenlere uyun, onlar doğru yoldadırlar. Beni yaratana ne diye kulluk etmeyeyim? Siz de O'na döneceksiniz. O'nu bırakıp da ilahlar edinir miyim? Eğer Rahman olan Allah, bana bir zarar vermek isterse, o ilahların şefaati bana fayda vermez, beni kurtaramazlar. Doğrusu, o takdirde apaçık bir sapıklık içinde olurum. Şüphesiz, ben Rabbinize inandım, beni dinleyin" diyerek, onları ikaz eden Al-i Yasin'in mü'min kişisinin kavmi tarafından şehid edildiğinde; Allah Teala'nın onu, "Cennete gir" diyerek mükafatlandırmasını ve onun ilahi nimetleri görünce: "Keşke milletim Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikrama mazhar olanlardan kıldığını bilseydi!" (119) diyerek, öldükten hemen sonra sevincini ortaya koyması, bu mükafatlandırmanın kıyamet mükafatından önce olduğunu ve bu ayette geçen cennetin kıyamet cennetinden önce olan berzah cenneti olduğunu göstermektedir. İşte bu ayet de, berzah hayatını ispatlayan ayetlerden bir diğeridir.

6- Allah Teala'nın, Allah yolunda cihad ederken şehid düşenler hakkında nazil etmiş olduğu ayetler, açıkça berzah hayatının olduğunu kanıtlamaktadır.

Allah Teala şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda öldürülenleri ölü saymayın, bilakis Rableri katında diridir­ler. Allah'ın bol nimetinden onlara verdiği şeylerle sevinç içinde rızklanırlar, arka­larından kendilerine ulaşamayan kimselere, kendilerine korku olmadığını ve kendi­lerinin üzülmeyeceklerini müjde etmek isterler." (120)

Yine Allah Teala şehidler hakkında şöyle buyurmuştur: "Allah yolunda öldürülenlere "ölüler" demeyin, zira onlar diridirler, fakat siz farkında değilsiniz." (121)

Bu ayetler, ölümden sonra başlayan berzah hayatını ve o hayatta mükafatların olabileceğini açıkça belgelemektedir. Zira bu ayetlerde, şehidlerin Allah Teala'nın katında ilahi nimetlerden yararlanmakta olduklarını ve henüz dünya hayatında olan mü'min kardeşlerine, kendileri için bir korku ve hüznün söz konusu olmayacağını müjdelediklerini, ancak henüz dünya hayatında olan bizlerin bu hayatı algılamak imkanına sahip olmadığımızı ortaya koymaktadır.

Berzah hayatını ispatlayan başka ayetler de vardır. Ancak biz bu kadarıyla yetinip, berzah hayatına değinen hadislere de kısaca bir göz atmak istiyoruz.

Hadisler Işığında Berzah Hayatı

Berzah hayatıyla ilgili olarak, ister Ehl-i Beyt kanalından, ister Ehl-i Sünnet kanalından bir çok hadis nakledilmiştir. Onların tamamına burada yer vermemiz imkansızdır. Biz konuya ışık tutmak açısından sadece birkaç hadise değineceğiz.

Hadisler, berzah alemindeki hayatı çeşitli eziyetler, hüzünler, lezzetler ve sevinçlerle karşılaştığımız uyku alemine benzetmişlerdir. İnsan berzahta dünyadaki bedenine benzer bir bedenle hayata devam edecektir. Eğer iyi amel sahibi ise çeşitli lezzetlerle karşılaşacak, aksi halde azap görecektir.

Bu hususta İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Allah Teala birinin ruhunu aldığı zaman, onu dünyada bulunduğu bedene benzer bir bedene koyar. Onlar orada yerler, içerler, aralarına yeni biri geldiğinde, onu dünyadaki şeklinden tanırlar." (122)

Başka bir hadiste de şöyle buyurmuştur: "Mü'minlerin ruhları birbirleriyle görüşüp konuşurlar. Öyle ki insan, o Misali bedeni görürse; "İşte o falan şahıstır" der." (123)

Yine Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a: "Berzah nedir?" diye sorulduğunda, İmam: "Berzah ölümden kıyamete kadar devam eden bildiğiniz kabir alemidir(124) cevabını vermişlerdir.

İshak El-Cevzi diyor: "Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a: "Mü'minlerin ruhları nerededir?" diye sordum. İmam (a.s): "Mü'minlerin ruhları cennet evlerindedir. Cennetin yemeklerinden yer, içeceklerinden de içerler. Birbirlerini ziyaret eder ve: "Rabbimiz! Kıyameti getirip de bize va'de ettiğini gerçekleştir" derler buyurdu.

Ben: "Peki, kafirlerin ruhları nerededir?" dedim. İmam (a.s): "Onların ruhları da cehennem odalarındadır. Onlar da onun yemeklerinden yer ve içeceklerinden içerler, birbirlerini ziyaret edip: "Rabbimiz! Kıyameti getirerek bize va'dettiklerini gerçekleştirme" diye yalvarırlar buyurdu."(125)

Yine Hz. İmam Cafer Sadık (a.s) berzah aleminin önemini şöyle beyan etmiştir: "Andolsun Allah'a ki, sizin için korktuğum, sadece berzah aleminde meydana gelen olaylardır. Ama mahşer günü bizim şefaatimiz size ulaşacaktır."(126)

Hz. İmam Ali (a.s)'dan nakledilen uzunca bir hadiste Hazret, berzah alemi hakkında şöyle buyurmuştur: "İnsan ömrünün son günü ve ahiret hayatının ilk günü yetiştiğinde, kişi ihtizar halinde iken, o kimsenin malı, evlatları ve ameli tecessüm bularak gözünün önüne gelir. İhtizar halinde olan bu şahıs malına dönerek: "Allah'a yemin olsun ki, seni kazanmak için çok çaba sarf ettim; şimdi söyle senden bana ne hayır vardır" der. Mal cevabında: "Kefenini benden al ve git" der. Sonra evlatlarına dönerek: "Allah'a yemin olsun ki, sizin seveniniz ve koruyanınız idim; şimdi söyleyin bakayım bana ne hayrınız olacak" der. Onlar: "Biz seni mezara kadar uğurlar ve gömeriz" derler. Sonra ameline dönerek: "Allah'a yemin olsun ki, senden yüz çevirirdim, sen bana çok yorucu ve ağır gelirdin. Şimdi senden bana gelecek hayır nedir?" diye sorar. Amel onun cevabında: "Sen ve ben Rabbine sunuluncaya kadar, kabirde ve kıyamet gününde seninle arkadaş olup yanında bulunacağım" der.

Eğer dünyadan göçen insan, Allah'ın dostlarından olur ise, ameli onun yanına, en güzel kıyafette olan güzel yüzlü, güzel kokulu bir insan şeklinde gelerek: "Seni bütün üzüntü ve tehlikelerden kurtulmak ve cennet nimetleriyle müjdeliyorum. Hoş sefa geldin" der.

İhtizar halindeki o kişi ona: "Sen kimsin?" diye sorar. O, cevabında: "Ben senin güzel ve salih amellerinim" der.

Sonra böylece o insan dünyadan cennete göçer. O, kendine gusül vereni tanır ve acele etmesi için ona yemin verir.

O cenaze mezara gömüldüğü zaman, onun yanına iki melek gelir. Onlar kabir melekleridir. Tüyleri yerde sürünür ayakları ise yere gömülür, sesleri şimşeğin sesi gibi korkunç, gözleri ise, yıldırımdan çıkan ışık gibidir. Ondan "Rabbin kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir?" diye sorarlar. O, cevaplarında: "Rabbim Allah, Peygamberim Muhammed (s.a.a) ve dinim İslam'dır" der.

Bunun üzerine, o melekler ona dua ederek, Allah'tan onu sevdiği ve istediği şeyler üzere sabit kılmasını isterler. İşte Allah Teala'nın; "Allah, sağlam sözle iman edenleri hem dünya hayatında, hem de ahirette sapasağlam tutar" ayetinin anlamı budur.

Sonra, o kimsenin kabrini göz alabildiğine genişletir ve onun için cennetten bir kapı açarlar ve ona: "Rahat bir şekilde, bir gencin bol nimet içerisinde uyuduğu gibi uyu" derler. İşte bu, Allah'ın şu va'didir: "O gün cennettekilerin kalacakları yer çok huzurlu ve dinlenecekleri yer pek güzeldir." (127)

Ama eğer ölen kimse, Allah'ın düşmanı olur ise, ameli onun yanına en kötü kokular içerisinde Allah'ın en çirkin bir yaratığı kılığında gelir ve: "Seni cehennem ateşiyle müjdelerim" der.

O adam da ona gusül verenleri tanır. Ancak onu mezara götürenlere onu geciktirmeleri için yemin vermeye başlar.

Sonra o adam kabre bırakılınca, kabir melekleri gelerek onun kefenini açarlar ve ona: "Rabbin kim? Peygamberin kim? Dinin nedir?" sorularını yöneltirler. O, cevaplarında "Bilmiyorum" der. Bunun üzerine melekler ona: "Öğrenmedin ve hidayet olmadın ha!" diye hitap ederler ve demir bir topuzla ona öyle bir şekilde vururlar ki, yeryüzünde cinler ve insanlar dışındaki bütün canlılar bundan korkar.

Sonra onun yüzüne ateşten bir kapı açarlar ve ona "En kötü bir şekilde uyu" derler. O, öyle bir darlık içine düşer ki, kabrinin onu sıkması sonucu, o bir mızrak ve mızrak ucu gibi erir ve incelir. Bu sıkma sonucu beyni kulak ve tırnak kısmından dışarı fışkırır.

Sonra Allah yerdeki yılan, akrep ve haşereleri ona musallat eder. Kıyamet kopuncaya kadar bedenini ısırıp kopararak ona azap ederler. Bu dönem o kadar zorlu bir dönem olur ki, kıyametin bir an önce koparak, bu zorluktan kurtulmasını arzu eder." (128)

İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kabir cennet bahçelerinden bir bahçe veya cehennem çukurlarından bir çukurdur." (129)

Hz. Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: "Sizden biri öldüğünde sabah akşam kalacağı yerden ona sunulur. Eğer cennet ehli ise cennetten, eğer cehennem ehli ise cehennemden ona sunulur ve ona: "Bu Allah seni kıyamette tekrar diriltinceye kadar kalacağın yerdir" denilir." (130)

Buna göre berzah alemi, insanın ölümden sonra kıyamete kadar dünyadaki bedenine benzer bir bedenle içinde bulduğu ve durumuna göre, zevk-ü safa veya çeşitli eziyetler çektiği bir alemdir.

Kabir Suali

Ehl-i Beyt İmamları'ndan bize ulaşan rivayetlere göre, insanoğlu kabre konduğu zaman Nekir ve Münkir isminde iki sorgu meleği ona gelip, akide ve inanç esaslarından, Ehl-i Beyt'in velayet ve sevgisinden, hatta bazı rivayetlerde olduğu gibi, ömrünü hangi yolda sona erdirdiğinden, mal varlığını hangi yoldan kazanıp ve nerede harcadığından soracaklardır. Eğer gerçek inananlardan ise, sorulara Allah'ın izniyle doğru cevap verip onun rahmet ve nimetine kavuşacaktır. Aksi takdirde sorulanlara cevap veremeyecek ve azaba duçar olacaktır.

Kabir sualinin kesin olacağı ile ilgili İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kim üç şeyi inkar ederse bizim şialarımızdan (takipçilerimizden) değildir:

1- Peygamber efendimizin Miraca gitmesini

2- Kabir sualini

3- Biz Ehl-i Beyt'in kıyamet günündeki şefaatini." (131)

Kabirde (Berzahta) Nelerden Sorulacağız?

İmam Zeyn-ül Abidin (a.s) her Cuma günü Medine'de Peygamber'in camiinde, kabirde insanoğlunun nelerden sorgulanacağına değinerek, halka şöyle nasihat ediyordu: "Ey insanlar! Takvayı seçin çünkü dönüşünüz Allah'adır. Burada iyilik etmiş olan herkes orada iyiliği kendi karşısında bulacak, kötü amel işlemiş olan herkes orada kötülüğü kendi karşısında bulacak ve kötü amel işlemiş olan kimse kendisi ile ameli arasında uzun bir mesafenin olmasını dileyecektir.

Allah sizleri çetin bir azapla uyarıyor. Ey insanoğlu! Ne yazık ki sen gaflettesin, ama senden gafil değiller; ölüm her şeyden daha hızlı varıp seni arayacak ve nihayet seni bulacaktır. Sanki o an gelip çatmış, ölüm meleği senin ruhunu almış, tek başına kabir evine gelmiş ve soru melekleri zor bir sorgulama ve imtihan için yanına varmışlardır.

Onlar; ilk olarak taptığın Allah, sana gönderilen peygamber, bağlandığın din, okuduğun kitap, velayetini seçip emrine uyduğun imam hakkında, daha sonra da ömrünü hangi yolda harcadığından ve mal varlığını nasıl kazanıp, nerede harcadığından soracaklar.

O halde sorgulanmadan önce dikkatli ol, cevaplamaya hazırlan. Eğer imanlı ve takva ehli isen, kendi dinini iyi tanımış, gerçek ve hak imamlara uymuş isen, Allah dostlarını sevmiş isen, Allah dilini hakkı söylemeye açacak, seni cennetle ve kendi rızasıyla müjdeleyecek, melekler nimet ve rızk ile seni karşılamaya gelecekler. Aksi halde dilin tutulacak cevap veremeyeceksin ve ateş sözünü sana verecekler, azap melekleri seni konuklamak için ateşle sana doğru gelecekler." (132)

İmam Cafer Sadık (a.s) şöyle buyurmuştur: "Kabirde beş şeyden soracaklar: "Namaz, zekat, hac, oruç ve biz Ehl-i Beyt'in velayetinden." (133)

Berzahta Kimler Sorguya Çekilecekler?

Kabir aleminde sorguya çekilecek olan guruplar şunlardır:

1- İman ehli olanlar

2- Kafir olanlar

Bu iki grubun arasında yer alan mustazafların durumunu belirlemek ise kıyamet gününde Allah Teala'ya aittir.

Ebu Bekir Hazremi diyor ki; "Hz. İmam Muhammed Bakır (a.s): "Kabirde sırf iman ve sırf küfr sahipleri sorguya çekilecektir" buyurdu. Ben: "Peki, diğer insanların durumu ne olacaktır?" deyince, İmam (a.s): "Onlardan geçilir" buyurdu."(134)

Kabirdeki sorgu ve sualden sonra, ehli takva olanlar cennet müjdesi, kafir olanlar ise azapla karşılaşacaklar.

Nitekim Allah Teala Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruyor: "Eğer o (ölen kişi), yakın kılınanlardan (mukarrep olan) ise, bu durumda rahatlık, güzel rızk ve nimetlerle donatılmış cennet onundur. Ve eğer ashab-ı yeminden (amel defterleri sağ ellerine verilenlerden) ise, artık ashab-ı yeminden selam sana. Ve eğer o, yalanlayan sapıklardan ise, artık onun için de ala bildiğine kaynar sudan bir şölen vardır. Ve çılgınca yanan ateşe bir atılma da." (135)

Bu ayet-i kerimeden de anlaşıldığı üzere, Allah Teala inkarcıları ve hakikati yalanlayanları cehennem ateşine sokacaktır. Önemli bir hakikat olan Ehl-i Beyt İmamlarını inkara kalkışanlar da aynı akıbete duçar olacaklardır.

Yunus isminde bir ravi şöyle diyor: "İmam Rıza (a.s)'ın huzuruna vardığımda, Hazret bana dönerek: "Ali bin Hamza vefat etti" dedi. Ben: "Ey Peygamber oğlu! Evet öyledir" dedim. İmam: "O cehenneme dahil oldu" buyurunca, ben irkildim ve korktum. İmam nedenini şöyle açıkladı: "Kabir aleminde ona İmam Musa Kazım (a.s)'dan sonra imamından sorduklarında "tanımıyorum" deyip inkara kalkıştı, dolayısıyla kabri ateşle doldu." (136)

Ali bin Hamza İmam Rıza (a.s)'ın imametini kabul etmeden dünyadan giden bir şahıstır.

Hz. Resul (s.a.a) şöyle buyurdular: "Allah'ın Nekir ve Münkir isminde iki meleği vardır. Kabirde, ölen şahıstan, Allah'ından, Peygamber ve imamından soracaklar. Hakkıyla cevap verebildiyse cennet meleklerine teslim olunacaktır. Ama eğer o ölen şahıs dili tutulup cevap vermezse azap meleklerine teslim edeceklerdir." (137)

Kummi tefsirinde Zureysi Kennasi'ye istinaden şöyle yazıyor: "Zureysi şöyle rivayet etti: İmam Muhammed Bakır (a.s)'a: "Canım sana feda olsun, bana, Allah'ı ve Peygamberi'ni tanıyan, ama günahkar olan ve sizin velayet ve imametinizden haberdar olamayanların durumlarını, açıklar mısınız?" dedim. İmam şöyle buyurdular: "Bu durumda olanlar kabirlerinde kalacaklar. İşlerinde salih amel sahibi olup da biz Ehl-i Beyt'e düşmanlık etmeyenler için, cennetin kapılarından bir kapı yüzlerine açılacaktır, oradan Allah'larına kavuşana kadar, bir çeşit rahatlık esintisinden istifade edeceklerdir. Allah onları iyi ve kötü amellerine göre hesaba çekecektir. Ve bunlar hesapları Allah'a ait olan guruplardandır. mustazafların, akılsızların, çocukların, buluğ çağına girmeyen Müslüman çocuklarının durumları da Allah'a aittir." (138)

İmamın bunların durumları Allah'a aittir buyruğu aşağıda zikredilen ayeti kerimeye işarettir:

Kur'an-ı Kerim şöyle buyuruyor: "Diğer bir kısmın da, durumları Allah'a aittir. Ya, azap eder veya tevbelerini kabul buyurur, Allah alim ve hekimdir." (139)

Kabir Sıkması

Berzah aleminde karşılaşacağımız ikinci bir husus da kabir azabı ve sıkmasıdır. Bu konu Ehl-i Beyt İmamları'nca birçok hadislerde beyan olunmuştur.

Ebu Besir diyor, Hz. İmam Cafer Sadık (a.s)'a: "Hiç kabir sıkmasından kurtulan olur mu?" diye sordum. İmam (a.s): "Ondan Allah'a sığınırım, çok az kimse ondan kurtulur" (140) buyurdu.

Kabir sıkması ve azabı bazıları için yaptıklarının cezası olarak şiddetli olabilir. Ama bazıları için hafif olacaktır. Bu onların günahlarına oranla değişecektir.

İmam Cafer Sadık (a.s) Allah'ın Resulünden naklen şöyle buyurdular: "Kabir sıkması, imanlı kişiler için, israf ettikleri ilahi nimetlere karşılıktır." (141)

Kabir Sıkmasının Nedenleri

Ehl-i Beyt kanalından ulaşan hadislerden anlaşılıyor ki, kabir sıkması en çok şu aşağıda saydığımız amellerden dolayıdır:

1- Namazı hafife almak

2- Zor durumda kalan mazlumun (çağırdığı halde) yardımına koşmamak

3- Gıybet etmek

4- Söz dolandırmak

5 Ayak üstü idrar etmek ve idrarın sıçrayan damlalarından kaçınmamak

6- Kendi helalının (hanımının)doğal isteklerine olumlu cevap vermemek

7- Aile fertlerine karşı iyi ahlaka sahip olmamak

8- İlahi nimetleri israf etmek. (142)

Ders Verici Bir Öykü

Peygamberi Ekrem (s.a.a)'in büyük ashabından biri olan Sa'd bin Muaz vefat ettiğinde Allah'ın habibi Sa'd'in cenazesi yıkandıktan sonra, bizzat kendi mübarek elleriyle cenazenin bir tarafından tuttular ve gömüleceği yere kadar geldiler. Sa'd'in bedenini kabre koyup, ashabın yardımıyla bizzat kendisi kabrin üzerini örtüp sağlamlaştırdılar ve Resul-i Ekrem (s.a.a) defin esnasında şöyle buyurdular:

"Biliyorum, Sa'd'in kefeni ve bedeni çürüyecektir. Ama Allah işini iyi ve sağlam yapan kulunu sever, bunun için ben de kabrin üzerini ve içini sağlam yaptım."

Sa'd'in annesi, Hazret'in oğlunun cenazesine gösterdiği ilgi ve yakınlığı görünce: "Ey oğlum! Cennet sana afiyet olsun" dedi.

Peygamberi Ekrem (s.a.a) Sa'd'in annesinin böyle güvenli konuşmasını duyunca, şöyle buyurdular: "Ey Sa'd'in annesi! Oğlun hakkında cennet hususunda öyle kesin konuşma! Senin oğlun aile içerisinde haşin bir ahlaka sahip olduğu için bu anda kabir sıkmasına duçar olmuştur." (143)

Ruhun Bu Dünya İle Olan Bağlantısı

İslam Peygamberi ve Ehl-i Beyt'inden bize ulaşan rivayetlere göre, ölen kimsenin ruhu, tamamen bu dünyadan alakasını kesmiyor ve bazen yaşadığı eve dönerek aile fertlerini izler.

İmam Cafer Sadık (a.s) bu hususta şöyle buyurmuştur: "Her mü'min ve kafirin ruhu öğle üzeri kendi dünyadaki ailesinin yanına geliverir. Mü'min olan ruh kendi ev halkının iyi amellerle baş başa olduğunu görünce, Allah'a şükreder. Kafir ise kendi ev halkının iyi amele yöneldiklerini gördüğünde, hasret duyar."(144)

İshak bin Ammar dedi ki; "Hz. İmam Musa Kazım (a.s)'a: "Ölen insan ailesini ziyaret eder mi?" diye sordum. İmam (a.s): "Evet ziyaret eder" buyurdu.

Ben: "Ne kadar bir sürede ziyaret eder?" dedim.

İmam (a.s): "Derecelerine göre, cuma günleri, ayda bir veya senede bir ziyaret eden olur. Ölen insan bu ziyaretinde eğer ailesinin hayır amel yaptıklarını ve ferah içinde olduklarını görürse sevinir, ama eğer onları kötü amel üzere bulur veya zorluklar içinde olduklarını görürse üzülür" buyurdu. (145)

İlim ve tecrübe yoluyla, ruhlarla irtibat sağlayan bilim adamları da ruhların bu dünya ile olan bağlantılarını savunmaktadırlar.




pesimist
27 Mayıs 2011 19:54   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Berzah

Set, engel, iki şey arasındaki perde. Istılahî anlamıyla berzah; madde âlemi ile mana âlemi (ruhlar âlemi), ruhlar âlemi yani ölümden sonra ruhların kıyamete kadar kalacakları âlem, ya da kabir âleminin adıdır. (es-Seyyit eş-Şerif el-Cürcanî, et-Târifat, Kahire 1938, s. 38; Râgıb el-Isfahânî, el-Müfredât s. 56).

Berzah kelimesi Kur'an-ı Kerîm'de üç yerde geçmektedir. Bunlardan "İki denizi kavuşmaları için salıvermiştir. (Böyle iken) aralarında karışmalarına engel perde (berzah) vardır karışamazlar. "(er-Rahman, 55/19-20) Ayrıca iki şey arasındaki engel anlamında kullanılmıştır. (el-Furkan, 25/53). Müminun suresinde ise "Nihayet onlara ölüm gelip çatınca tekrar tekrar şöyle diyecekler: "Rabbım beni dünyaya geri gönder, tâ ki ben zaâyi ettiğim ömrüm mukabilinde iyi amel ve harekette bulunayım ". Hayır onun söylediği hu söz hakikatte boş laftan ibarettir. Önlerinde ise diriltilip kaldırılacakları güne kadar (dönmelerine mani) bir engel (berzah) vardır. " şekliyle, yani dünya ve kabir âlemini ayıran perde anlamında kullanılmıştır. (el-Mû'minun, 23/100). Bu ayetten anlamaktayız ki ruhlar ölmemekte; cesedin ölümünden sonra, İslâmî ıstılahta berzah denilen bir âlemde yaşamaktadırlar.

Mümin öldüğünde ise kendisi için bir berzah olmayacaktır. Hadislerde belirtildiğine göre kabirdeki soru ve cevaptan sonra salih amel işlemiş olanlara şöyle denilecektir: "Gelinler gibi uyuyun. Gelin çok sevildikçe rahat uyur. Allah onları bu uykudan uyandırıncaya kadar gelinler gibi uyurlar. " (Tirmizî, Cenaiz, 70).

Bu delillerden anlaşıldığına göre berzahtaki yaşayışda ruh bedenden ayrıdır.

Buradaki yaşayış nasıldır? sorusunun cevabında Şah Veliyyullah ed-Dehlevî şöyle der: "Bu âlemde insanların (yani ruhlarının) sayılamayacak kadar çok tabakaları vardır. Fakat bu tabakalar başlıca dört sınıftır. Birincisi uyanıklık (yakaza) ehli olanlar ki iyiliklerinden ve kötülüklerinden dolayı iyilik veya azap görecek olan ruhlardır. İkincisi ise tabiî uyku halinde olup rüya gören, rüya ile ferahlandırılan veya azaplandırılan ruhlardır. Üçüncüsü behîmî (hayvanî) ve melekî yönleri zayıf olanlardır. Bunlardan başka bir de fazilet ehli iyi ruhlar vardır ki (dördüncü sınıf olsa gerek) bunlar meleklere karışır, melekî bir hayat sürerler." (Huccetullahi'l-Bâliğa, Kahire 1355, I, s. 34-36).

Bilindiği gibi ruhlar birer emri ilâhidir. Asıl mahiyetleri insanlar tarafından pek bilinmez, insan ölünce ruhu geçici olarak başka bir âleme gider; orada ameline göre ya rahat yaşar, veya azap görür. O âleme "Âlemi Berzah" denir ki dünya ile ahiretten başka bir âlemdir. Yaşayışla ölüm arasındaki uyku âlemi nasılsa; dünya ile ahiret arasındaki berzah âlemi de o gibi bir varlıktır. Bunun mahiyetini ancak Allah bilir. (Ömer Nasuhî Bilmen, Büyük İslâm İlmihali s. 28),



KAYNAK: İSLAM ANSİKLOPEDİSİ
kayıtlı1mod
21 Kasım 2011 20:05   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Âhiret âlemlerinin ilk durağı kabirdir. Burası, bir anlamda, bir ara merhaledir; dünya ile âhireti birbirinden ayırır ve her ikisine de komşudur. İki deniz arasındaki dar kara parçasına verilen ‘berzah’ adı, bu âlem için de kullanılır.

Berzah âlemi, fâni dünya hayatından sonra, kıyamet günündeki dirilişe kadar konuk olacağımız âlemdir. Buna kabir âlemi de denir; ancak insan kabre girmeyip de denizde boğulsa, yahut yakılıp külleri savrulacak olsa, yine bu âleme girer ve oranın yasalarına uygun şekilde muamele görür, diriliş gününü bekler.

Kabir, fiziksel olarak bizim dünyamız içinde yer alsa da, koşulları ve yasaları bizim dünyamızdan farklıdır. Bizim bulunduğumuz yerden kara toprağın bağrında karanlık bir çukur olarak görünen o yer, içinde nice âlemler saklar. Bazan üstü rengârenk süslerle mâmur olur o yerin, ama altında kıyametler kopar; bazan da harap bir mezar taşının altında Cennetler seyredilir ve koklanır.

Herşeyden önce canlıdır kabir âlemi; yalnız hayat koşulları farklıdır. Farklı hayat koşulları, aslında, gezegenimizin hiç de yabancı olmadığı birşeydir. Denizlerinin dibinde, çayırında, ırmağında, toprağında, dağında, ormanında bu gezegen birbirinden o kadar farklı hayat biçimleri barındırır ki, bunlardan biri için ölüm anlamına gelen şey, diğeri için hayatın tâ kendisi olabilir. Berzah âlemi ise, diğer hayat türlerinden farkı biraz daha belirgin olan bir hayat biçimidir ve o da, diğer bütün hayatlar gibi, hayatı yaratanın eseridir.
Bir mü’minin bu dünya hayatından berzah hayatına geçişini Peygamberimiz şöyle anlatıyor:

Mü’min kulun dünyadan ayrılıp âhirete geçmesi yaklaştığında, gökten onun üzerine yüzleri güneş gibi parlayan melekler iner, beraberlerinde getirdikleri Cennet kefeni ve Cennet kokularıyla onun gözü önünde bir yere otururlar. Derken Ölüm Meleği (selâm üzerine olsun) gelir ve yanı başına oturur. “Ey temiz ruh,” diye seslenir. “Rabbinin af ve hoşnutluğuna çıkıver.” Ve ruh, tıpkı bir su kabından damlayan su gibi kolaylıkla çıkar.

Melekler ruhu alır almaz Cennet kefenine ve kokularına sararlar. Öyle ki, o ruhtan, yeryüzünde bulunabilecek en güzel kokular yayılmaya başlar. Melekler onunla yükselirken, yanlarından geçtikleri melek toplulukları “Bu güzel koku da ne?” diye sorarlar. Onlar da “Bu filân oğlu [veya kızı] filândır” diye, dünyada iken anıldığı en güzel isimlerle onu tanıtırlar. Dünya semâsının sonuna geldiklerinde kapının açılmasını isterler ve onlara semâ kapıları açılır. Her semâ katından, böylece bir sonraki semâya uğurlanırlar. En sonunda yedinci semâya geldiklerinde Yüce Allah buyurur ki:

“Kulumu İlliyyûn’a1 kaydedin ve tekrar yeryüzüne götürün. Zira Ben onları topraktan yarattım; sonra ona döndürür, sonra bir kere daha ondan çıkarırım.”

Bunun üzerine melekler onun ruhunu tekrar cesedine getirirler.2

Melekler arasında, Cennet kefeni ve Cennet kokuları içinde dolaşan, Yer ve Gökler Rabbinin iltifatına erişen ve Cennete kaydını yaptıran mü’min ruhu, kabre getirildiğinde, yine dostlarla ve müjdelerle karşılaşır. Onu herşeyden önce muhabbetle karşılayan, bağrına girdiği topraktır. Mü’min, kabre konduğu zaman, yer ona şöyle seslenir:

“Hoş geldin, safâlar getirdin. Benim için sen, üzerimde dolaşanların en sevgili olanısın. Artık işin bana havale edildiğine ve sen de bana döndüğüne göre, şimdi sana ne yapacağımı göreceksin.” 3

Derken, mü’min kul, dostu olan toprağın bağrında, başka dostlarla da karşılaşır ve onlarla arasında kısa bir soru-cevap faslı cereyan eder. Bu sohbet sırasında, mü’min, kendisini berzah âleminde huzur ve müjdelere ehil kılacak parolayı doğru olarak söyler. Yine Peygamberimiz haber veriyor:

Onun yanına iki melek gelir ki, birinin adı Münker, diğerininki Nekir’dir. Ona “Şu adam [Muhammed Aleyhisselâm] hakkında ne diyorsun?” diye sorarlar. O da daha önce söylediği gibi der ki:

“O Allah’ın kulu ve resulüdür. Tanıklık ederim ki, Allah’tan başka hiçbir İlah yoktur ve Muhammed de Onun kulu ve resulüdür.”

Bunun üzerine melekler “Senin böyle söylediğini biz zaten biliyorduk” derler.

Sonra kabrinde ona yetmişe yetmiş arşın genişliğinde yer açılır ve aydınlatılır.

Sonra da ona “Uyu” denir.

O “Dönüp de aileme haber verebilir miyim?” diye sorar.

Melekler ona “Sen uyumana bak,” derler. “Damat [veya gelin] uykusuyla uyu ki, onu ancak en sevdiği kişi uyandırır.”

İşte, o mü’min kul, yattığı yerde, Allah’ın onu dirilteceği güne kadar böylece uyur.4

Münker ile Nekir’in sorularını doğru olarak cevaplandıran mü’min kula, bu arada, Cennet ve Cehennemdeki yerleri gösterilir ve “Ateşteki yerine bak; Allah bunun yerine, sana Cennetten bir yer verdi” denir. Mü’min bakar, ikisini de görür.5 Cehennemden ona gösterilen yer, iman edip güzel işler yapmadığı takdirde girmiş olacağı yerdir. Böylece mü’min hem ateşten kurtulmak, hem de Cennet gibi bir ödüle erişmek şeklindeki iki müjdeyle birden sevinir. ?

1. “İyilik ehli olanların kayıtları İlliyyûn’dadır. İlliyyûn’un ne olduğunu bilir misin? O herşeyin apaçık kaydedildiği bir kitaptır. Ona, Allah katında yakınlık sahibi olanlar şahittir.” (Mutaffifîn Sûresi, 83:18-21.)

kayıtlı1mod Msn Happy
22 Şubat 2016 16:11   |   Mesaj #4   |   
_Yağmur_ - avatarı
SMD MsXTeam
Bedenler genellikle çürüyüp toprak olduğu ve ruhlar baki kaldığı için "ruhlar âlemi" de denilen ölümden sonraki hayat, gaybi konulardandır. Hayatta olan insan ile berzah âlemine göçmüş olan kişi ayrı ayrı âlemlerdedir.

Berzah âlemindekilerin de kendilerine göre bir hayatı vardır, lezzetleri, elemleri, ferah ve sevinçleri hisseder. Fakat henüz madde âleminde bulunanlar, ruhun bedenden sonraki hayatını ve orada kişinin neler hissettiğini, nelerle karşılaşacağını normal duyularıyla hissedip bilemez. Bu hususu, ancak ilahi gerçeklere vakıf olan Peygambermizden öğreniriz.
Sponsorlu Bağlantılar

Mümin ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştüklerini Peygamberimizin hadislerinden anlamaktayız. Ayrıca ölülerin hayattakilerden haber aldıkları ve kabirlerinin başına giden kimseleri gördükleri yine rivayetlerde vardır. Onlar için yapılan dua ve manevi hediyelerin kimlerden geldiğini bilebilirler. Mümin ruhlar nimet içinde oldukları için ve ruhları serbest oldukları için serbest dolaşabilirler. Ancak kâfirlerin ruhları ve günahları fazla olan müminlerin ruhları azabla meşguldurlar.

Ölülere Kur'an okunduğu zaman eve gelmeleri mümkün olabilir. Ancak bu her ölü için söylemek zordur.

Ölülerin Berzah Âleminde Birbirleriyle Görüşmeleri:
Berzah âlemindeki ruhlar iki kısımdır: Nimet içinde olanlar ve azapta olanlar. İbnü'l-Kayyim'in açıklamasına göre azapta olan ruhlar birbirleriyle görüşmeye fırsat bulamazlar. Onlar bir nevi tutuklu gibidirler. Ama tutuklu olmayıp serbest olan, yani nimet içindeki ruhlar birbirleriyle buluşup görüşürler, birbirlerini ziyaret ederler. Dünyadaki olmuş ve olacak şeyleri müzakere ederler. Her ruh, amelde kendi dengi ve kendi derecesinde olan arkadaşlarıyla beraber olur. Hz. Peygamber (asm)'in ruhu ise Refiku'l-A'lâ (en yüksek mertebe) dadır.

Nisa sûresi'nde:
"Kim Allah'a ve Peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehidlerle ve sâlihlerle beraberdirler. Onlar ne güzel arkadaştırlar."(1)
buyurulmuştur ki, bu beraberlik dünyada, berzahta ve âhirette olmak üzere üç yerdedir. Bu üç âlemin hepsinde de kişi sevdiği ile beraberdir.(2)

Bu âyet-i kerimede ruhların berzah âleminde birbirlerine kavuşacakları haber verilmektedir. Çünkü bu âyetin iniş sebebi olarak şöyle bir olay anlatılmaktadır:
Ashaptan biri, öldükten sonra Hz. Peygamber (asm)'in makamının kendilerinden çok yüce olacağını ve Hz. Peygamber (asm)'den ayrı kalacaklarını düşünerek üzülmüş ve ağlamış. Üzüntüsünün sebebini soran Hz. Muhammed (asm)'e: "Biz dünyada senden ayrılmaya hiç tahammül edemiyoruz va Rasulullah. Öldükten sonra senin merteben bizden yüce olacağı için seni göremeyeceğiz. Senin ayrılığına nasıl tahammül edebilirim?" diye derdini açar. Bu olay üzerine yukarıdaki âyet nâzil olmuş(3) ve Allah'ı ve Rasulullah'ı sevenlerin berzah âleminde ve âhirette de, dünyadaki gibi, Hz. Rasûl ile birlikte olacakları bildirilmiştir.

Allah Tealâ Âl-u îmrân Suresi'nde şehitlerin diri ve Rabbleri indinde rızıklanmakta olduklarını, arkalarında bulunanlara da korku ve üzüntü olmadığının müjdelenmesini istediklerini, Allah'ın nimet ve keremiyle sevinç duyduklarını haber vermiştir.(4) Bu âyet-i kerime de berzah âlemindeki ruhların birbirleriyle buluşup konuştuklarına delâlet eder. Çünkü âyette geçen "yestebşirûn" kelimesi, "müjde verilmesini isterler" anlamına geldiği gibi, "sevinirler ve birbirlerini müjdelerler" manasına da gelir. (5) Birbirlerine müjde verdiklerine göre demek ki birbirleriyle görüşüp konuşmaktadırlar.

Ebu Hureyre, Rasulullah (asm)'in:
"Muhakkak Cennet ehli orada (Cennet'te) birbirlerini ziyaret ederler."
buyurduğunu söylemiştir.( 6 ) Mü'min ruhlarının berzah âleminde Cennet'te olacakları bildirilmiştir. Buna göre bu hadis-i şerifteki Cennet ehliyle, berzah âleminde Cennet'te olanlar kastedilmiş olabilir. Hadisin bu şekilde anlaşılmasını, Ebû Tâlib'in kızı Ümmü Hâni'den (40/ 660) rivayet edilen şu hadis de doğrulamaktadır:
Ümmü Hâni' bir gün Hz. Peygamber (asm)'e şöyle soruyor:
"Ölünce de birbirimizi görür ve ziyaretleşir miyiz?"
Rasulullah (asm)'in cevabı şudur:
"Ruh, Cennet meyvelerinden yiyen bir kuş olur. Kıyamet günü olunca da her ruh kendi cesedine girer."(7)
Bu cevaptan da anlaşılan, mü'minlerin ruhlarının Cennet'te birbirleriyle görüştükleridir.
İbn Ebi'd-Dünyâ'nın naklettiği bir haberde de Rasulullah (asm)'e:
"Ölüler birbirini bilir mi?" diye sorulunca Rasulullah (asm)'in cevabı:
"Evet, nefsim yed-i kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki onlar, kuşların ağaçların tepelerinde birbirlerini bildiği (tanıdıkları gibi) birbirlerini bilirler."
şeklinde olmuştur.( 8 ) Bu soruyu ashaptan Bişr b. Berâ' b. Ma'rûr'un annesi sormuş ve ölülerin birbirleriyle tanışıp biliştiklerini öğrenince hemen Beni Seleme'den ölmek üzere olan birinin yanına varıp, oğlu Bişr'e onunla selâm göndermiştir.(9) Hadisin bir diğer rivayetinde Cennet'te kuşlar gibi birbirleriyle buluşup tanışacak olan ruhların "iyi ruhlar " oldukları zikredilmiştir.

Ashaptan Bilâl b. Rebâh (v. 20/641) vefat edeceği zaman hanımı ah, vah etmeye başlar. Hz. Bilâl ise: "Ne büyük neşe ne büyük sevinç. Yani sevgililere, Muhammed'e ve onun gurubuna kavuşacağım." demeye başlar,(10) Burada Bilâl berzahta Rasulullah (asm)'e ve ashabına kavuşacağını ve tıpkı dünyadaki gibi, orada da onunla bir arada olacaklarını müjdelemektedir.(11) ve hanımının ah, vah edip üzülmemesi gerektiğini, aslında sevinmesi gerektiğini hatırlatmaktadır bu sözüyle.

Beyhakî'nin hasen bir senetle İbn Abbas'dan tahric ettiği kabir suâliyle ilgli bir hadis-i şerifte, kabirdeki sorgulama sırasında iyi cevap veren mü'minin ruhunun diğer mü'minlerle beraber olacağı haber verilmiştir.(12)

Yine Beyhakî'nin "Şu'abu'l-İman" da Ali b. Ebi Tâlib'den tahric ettiği haberde Hz. Ali şöyle demiştir:
"İki mü'min ve iki kâfir dost vardı. Bunlardan mü'min olanların biri öldü. Cennetle müjdelenince arkadaşını hatırlar ve:
"Allah'ım, benim falan arkadaşım bana her zaman sana ve Rasulûne itaati emreder, hayırla tavsiye eder, kötülükten nehyederdi..." diyerek onun kendisinden sonra sapıtmaması ve kendisine verilen nimetlerin ona da verilmesi için dua eder. Sonra öbür arkadaşı da ölünce ruhları bir araya gelir ve birbirlerine:
"Ne güzel kardeş, ne güzel arkadaş ve ne güzel dost" derler.
Kâfir olan iki arkadaştan birisi ölüp de azapla müjdelenince diğer arkadaşını hatırlayıp şöyle der:
"Allahım, arkadaşım bana hep sana ve senin Rasulûne isyanı emrediyor, kötülüğü yapıp iyiliği yapmamamı söylüyordu. Allahım, onu benden sonra hidayete erdirme ki, benim gördüğüm azabı o da görsün ve bana kızdığın gibi ona da kızasın." Sonra diğeri de ölür, ruhları bir araya gelince birbirlerine:
"Ne kötü kardeş ve ne kötü arkadaş." derler."(13)
Bundan da iyi ve kötülerin ruhlarının berzahta birbirleriyle buluştukları anlaşılmaktadır.

Ebû Katâde ve Câbir'den tahric edilen, ölülerin kefenlerinin güzel yapılması ile ilgili hadis-i şerifin Suyûtî ve Beyhakî tarafından rivayet edilen şeklinde:
"Muhakkak ki onlar kabirlerinde birbirlerini ziyaret ederler."
cümlesi de yer almaktadır.(14)

Beyhakî "Şu'abu'l-Iman" da Ebu Katâde'den (54/673) hadisi naklettikten sonra, bu hadisin şehitler hakkındaki onların rızıklandırıldıklannı haber vererir Âl-u îmrân, 3/169-170 âyetiyle mutabakat arzettiğini söylemiştir. (15)

Rasulullah (asm)'in Miraç gecesinde semâda Hz. Âdem (as) ile karşılaştığında Hz. Âdem'in sağ ve solunda bir takım karartılar görmesi ve bunların kimler olduğunu sorunca, cennetlik ve cehennemlik olanların ruhları olduklarının bildirilmesi de,(16) berzahta iyi ve kötülerin -Hz. Ali'nin de, dediği gibi- bir arada olacaklarına delildir.

Ruhların berzah âleminde birbirleriyle görüştükleri ve konuştuklarının bir delili de, ölümü müteakip semâya yükseltilen mü'min ruhunun rahmet ehli tarafından karşılanıp, dünyadan ve dünyadakilerden haber soracaklarını bildiren hadis-i şeriftir. Ebu Eyyûb el-Ensârî'den rivayet edilen hadis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz (asm) şöyle buyurmuştur:
"Mü'minin ruhu kabz olunca onu Allah katında rahmet ehli karşılarlar."(17)
Müminlerin ruhları, gelen müminin ruhuna birinizin uzaktaki sevdiği birine kavuşmasından daha çok sevinirler ve o şekilde karşılarlar ve falan filan nasıldır, diye sorarlar.
Bu esnada yeni ölmüş olanın ruhunu getiren melekler) derler ki:
- Onu bırakın, fırsat verin de bir dinlensin. Çünkü o büyük bir sıkıntı içinde idi. Ona:
- O benden önce ölmüştü, derse;
- İnnâ Lillâh ve İnnâ İleyhi Râci'ûn (biz Allah'a aidiz ve yine ona döneceğiz), ebedi kalış yeri olan Hâviye'ye (kızgın ateşli Cehennem'e) gitmiş. O ne kötü yer ve ne kötü terbiyecidir, derler.(18)
Bu hususta Abdullah b. Mübârek'in de şöyle dediği rivayet edilir:
"Kabir ehli haberleri beklerler. Bir ölü oraya gittiği zaman ona falan ne yaptı, filan ne yaptı diye sorarlar. Birisi için:
"O öldü, size gelmedi mi?" deyince:
"İnnâ lillâh ve İnnâ İleyhi Râciûn" derler ve: "Bizim yolumuzdan başka yola gitti o." diye ilave ederler."(19)
Tabiinden Sa'id b. el-Müseyyeb (v. 94/712) de:
"Bir adam öldüğü zaman (daha önce ölmüş olan) çocuğu onu, seferden dönen gaibin karşılandığı gibi karşılar." demiştir.(20)
Ölülerin berzahta birbirleriyle görüştüklerini ve yeni ölüp de aralarına katılanlardan haber aldıklarını bildiren bu hadis ve haberleri, evlât, torun ve yakın akrabaların amellerinin kabirdeki baba ve yakınlarına arz olunacağım, onların da amelleri kendilerine arz edilen akrabalarının iyiliklerinden ötürü sevineceklerini, kötülükleri sebebiyle de üzüleceklerini bildiren haberler de desteklemektedir.

Kabir ehli, geride bıraktıkları akraba ve arkadaşlarının yaptıkları işlerden haberdar olup, iyi amellerinden ötürü sevinir, kötülüklerine de üzülürler.(21) Mücâhid'in bu hususta şöyle dediği sahih rivayetle gelmiştir:
"Kişi kabrinde kendinden sonra çocuğunun iyilikleri (salahı) ile müjdelenir."(22)
Sa'id b. Cübeyr'in (v. 95/714) de şöyle dediği rivayet edilir:
"Muhakkak ki ölülere dirilerin haberleri gelir. Daha önce bir yakını ölmüş, olan hiç bir kimse yoktur ki ona geride kalan akrabalarının haberleri gelmesin. Eğer gelen haber iyi ise sevinir ve ferahlar; kötü ise o zaman da üzülür."(23)
Ashaptan Ebu'd-Derdâ (v. 32/652) da şöyle dua ederdi:
"Allahım, ölülerimin rezil olacağı bir iş yapmaktan sana sığınırım.''(24)
Abdullah b. Mübarek de ashaptan Ebu Eyyûb el-Ensarî'nin şöyle dediğini rivayet eder:
"Dirilerin amelleri ölülere arz olunur. Eğer bir iyilik görürlerse sevinir, birbirlerine müjdelerler; bir kötülük görünce de, Allah’ım onu ondan geri çevir, derler."(25)
Yukarıdaki yeni gelen ölüden haber sormalarından da anlaşılacağı üzere, ölülerin dirilerden bizzat haberdar olduklarını -Allah'ın diledikleri müstesna- söyleyemeyiz. Bu sebeple buradaki haberdar oluşlarını, yeni gelen ve aralarına katılanlardan öğrenirler şeklinde anlıyoruz. Yeni gelenlerden haber alışları da, ruhların berzahta birbirleriyle görüşüp konuştuklarına delâlet eder.

- Ölmüş olanların ruhları, berzah âleminde birbirleriyle görüşüp konuşuyorlar. Acaba henüz ölmemiş ve dünyada yaşamakta olanların da berzahtakilerle görüşüp konuşmaları mümkün müdür? Ve ölülerin dirilerle bir takım münâsebetleri var mıdır?

Hayattakilerin Berzahtakilerle Görüşmeleri:

Henüz hayatta olanların berzahtakilerle görüşmeleri uyanık ve uyku halinde olmak üzere iki şekildedir.

Uyanıkken görüşmenin en büyük misâli ve olabilirliğinin delili, Rasulullah (asm)'in Miraç'ta bazı peygamberlerin ruhlarıyla karşılaştığını haber veren ve kabir ziyaretini öğreten hadislerdir.

Cenab-ı Allah Kur'an-ı Kerim'de, Hz. Muhammed (asm)'e hitaben:
"Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerden sor ki; biz, Rahman'dan başka ibadet olunacak ilâhlar yapmış mıyız?"(26)
buyurmaktadır. Müfessirlerden bir kısmı buradaki sorma fiilinin sadece İsrâ ve Miraç gecesine has olduğunu söylerken,(27) bazıları da her istediği zaman Allah Tealâ'nın Rasulullah (asm)'e önceki peygamberlerle konuşma imkânı verdiği şeklinde tefsir etmişlerdir. Bu ikinci görüşte olanlara göre âyetteki mutlak lafzı (sözü), İsrâ ve Miraç gecesi ile takyid etmek (kayıtlamak) hatalı bir te'vil olur. Ve âyetin olduğu gibi anlaşılıp, her istediği zaman Rasulullah (asm)'e bu imkânın verileceğini söylemek daha isâbetlidir.(28)

Hz. Peygamber (asm)'in önceki peygamberlerle daha kendisi hayatta iken görüşmesi, vukuu mümkün olan işlerdendir. Ve Allah'ın kudretine göre bunda hiç bir zorluk yoktur. Allah Tealâ görüştürünce de bu olay gerçekleşmiştir ki, Hz. Peygamber (asm) Miraç gecesinde, uyanık halde iken diğer peygamberlerin ruhlarıyla Beytü'l-Makdis'de (Kudüs'teki Mescid-i Aksâ'da) bir araya gelmiştir. Daha sonra semâvât (gökler) âleminde de onlardan bazıları ile bir araya gelip konuştuğuna sahih haberler delâlet etmektedir,(29)
Yine Hz. Ömer'den rivayet edilen bir hadisinde Rasulullah (asm), Hz. Musa (as) in Allah Tealâ'ya dua edip, Hz. Adem (as) ile görüşmeyi dilediğini ve Yüce Allah'ın, henüz hayatta iken ve uyanıkken, Âdem (as) ı Hz. Musa'ya gösterip ve birbirleriyle konuşmuş olduklarını haber vermiştir, (30)

Peygamberlerden başkasının hayattayken ve uyanıkken berzahtakilerle görüşmeleri ise, ancak Allah'ın ikram ettiği kimselere nasip olmuştur ki, bu hususta Allah'ın veli kullarının, Hz. Peygamber (asm) ve bazı büyük zevatla görüştüklerine dair pek çok olay anlatılmaktadır. (31)

Kabir ziyaretinde ziyaret edene "zâir", ziyaret edilene "mezür" denilmesi de, ziyaret edilenin ziyaret esnasında ziyaretçisini duyup bildiğine delildir. Çünkü ziyaret edilen, ziyaretçisini bilmezse buna "mezûr= ziyaret edilen" denmez. Kaldı ki, Peygamberimiz (asm) ziyaret adabını öğretirken, kabristana varınca ölülere selâm verilmesini öğretmişlerdir ki, bu da onların dirilerle olan münâsebetleri cümlesindendir.(32)

Hayattakilerin berzahtakilerle rüyada görüşmeleri ise, İbnu'l-Kayyim'in belirttiğine göre, nübüvvetin bir parçası olan sâlih rüyalardandır ve İlim ifade eder.(33) Erzurumlu İbrahim Hakkı da:
"Ölüleri rüyada hayırla veya şerle görmek, onların halini aynen bilmektir. Bu, ölünün halini bildirmek veya uyanık olmayı sağlamak içindir,.."(34)
diyerek ölüleri rüyada görmenin, sâdık rüyalardan olduğuna işaret etmiştir.

Rüya ya da keramet yoluyla -peygamberlerden gayri için- olan bu görüşmeler ve görülenler, kelâm âlimlerine göre umum için değil, ancak sahibi için (gören kişinin kendisi için) delil olabilir. Ancak bizim burada onlardan bahsedişimiz, sadece imkânını belirtmek içindir.

Hayattakilerle berzahtakilerin rüyada görüşmeleri, ikisinden birinin arzusu ve bazı gayeler için bu görüşmeyi Allah Tealâ'dan istemesiyle, Allah'ın bir lütfu olarak meydana gelmektedir. Hayattakilerin görüşmeyi istemesine -hepimizin en büyük arzusu olan ve pek çok mü'mine nasib olan- Hz. Peygamber (asm)'i rüyada görmek istemeyi ya da çok sevdiğimiz yakınlarımızdan âhirete göçmüş olanları, rüyada olsun görmek isteyişimizi misâl verebiliriz.

İbnü'l-Kayyim diyor ki:
"Rüyada ölülerle buluşmak ve onlarla bazı haber alışverişinde bulunmak; falan yerde hazine var, filan yerde şu var, falan iş şöyle olacak, filan zamanda bize geleceksin...gibi haberler vermeleri ve bunların da aynen çıkması, bu buluşmanın gerçekliğini ifade eder."(35)
Rivayete göre Ashab-ı kiramdan Sa'b b. Cessâme ile Avf b. Mâlik (v. 73/692) kardeş olmuşlar ve öldükten sonra da birbirimizden haberdar olalım diye sözleşmişler. Aradan bir müddet geçtikten sonra Sa'b ölüyor. Avf bir gece rüyasında, aynen hayattaymış gibi Sa'b'ın kendisine geldiğini görüyor ve Sa'b'a hesap ve suâlin nasıl geçtiğini soruyor. O da şimdilik iyi olduğunu söyleyip Allah'a hamdediyor. Bu arada Avf, Sa'b'ın göğsünde gördüğü bir kara lekenin sebebini soruyor. O da bir Yahudiden on dirhem ödünç aldığını ve paraların asılı olduğu yeri söyleyerek, o paranın sahabine verilmesini istiyor. Yine evdeki kedisinin öldüğünü, kızının da yakında öleceğini haber veriyor ve bütün bunlar aynen çıkıyor. Sabah olup da Avf, arkadaşının evine gidince, paranın aynen haber verilen yerde olduğunu görüyor ve alıp Yahudiye götürüyor. Yahudiye, ölmüş olan arkadaşının kendisinden ödünç para alıp almadığını sorunca, Yahudi aldığını ve miktarını söylüyor. Bunun üzerine rüyada gördüklerinin gerçek olduğunu anlayan Avf, elindeki paralan, arkadaşının rüyadaki vasiyetine uyarak Yahudiye veriyor.(36)


Daha fazla sonuç:
berzah alemi