Deccal'ın özellikleri nelerdir ?
"Hz. Adem'in yaratılışından itibaren Kıyamete kadar geçen süre içerisinde Deccaldan daha büyük bir hadise (diğer bir rivayette daha büyük bir fitne) yoktur."(1) hadis-i Şerif' in de ifade ettiği gibi Deccalın fitnesi yeryüzünün en büyük fitnesidir.
Sponsorlu Bağlantılar
Korkunç bir tahribatın öncüsü olan Deccalı tanımanın
mânevî hayatımız açısından önemi büyüktür. Bu sûretle onun şerrinden korunabilir
mânevî dünyamızı tehlikelerden kurtarabiliriz.Onu tanımamak
tanıyamamak ise hem büyük bir gaflet
hem de birçok riski berebarinde getiren büyük bir felâkettir. Mâdem ki onun gelişi kâinatın en büyük hadiselerinden birisidir. Mâdem ki o firavunların
nemrutların yapamadığı tahribatı yapmaktadır. Öyleyse onu tanıma yolunda özel bir gayret sarf etmelidir. Besmele gibi heryerde
her vesileyle adı anılan
devamlı muhabbeti telkin edilen
âlemi İslâma ve istikbale pek acı tesiri olan bu müthiş adamın mâhiyetinin ne olduğunun bilinmesi için “binler adam hapse girse
hatta îdam olsalar
din-i İslâm cihetiyle yine ucuzdur.” Onun mahiyetinin okunup öğrenilmesiyle en mütemerridler bile mutlak inançsızlıktan
bir derece kurtulur
küfründe şüpheye düşer
mağrûrâne ve cür’etkârâne tecavüzlerini tadil ederler.(2)Deccala bile bile taraftar olmak felâketlerin en büyüğüdür
mânen ölüm demektir. Halkın yüzde sekseni ehl-i tahkik olmadığı için hakikate doğrudan nüfuz edemez. Ancak âlimlere bakar
onları taklid ederler. Peki
ya âlimler de hakikati bulamamışlarsa? Eğer âlimler de ifrat ve tefrite düşüyor
yanlış kanaatler içerisine giriyorlarsa
halk da doğruyu bulamayacak
şüphe ve tereddütlerden kurtulamayacaktır.Ne yazık ki
bu konuda dünden bugüne ifrat ve tefritler olagelmiştir. Geçmişte ve günümüzde yaşayan bir kısım âlimler
Deccalın harika birkısım özelliklerine bakıp böyle bir şeyin olamayacağını söyleyecek kadar ileri giderlerken
bazı âlimler de hiçbir tevil ve tefsire girmeksizin Deccalı hadislerde anlatıldığı şekliyle aynen bekleme yolunu seçmişlerdir. Birinciler imkânsızlığını belirtirlerken
ikinciler
'ın kudreti açısından herşeyin mümkün olduğunu
O diledikten sonra böyle bir Deccalın gelmesinin imkânsız olmayacağını söylemişlerlerdir. Oysa
normal şartlarda
bir insanın minareden daha yüksek olmasının
alnında kâfir yazısı bulunmasının
kırk günde dünyayı gezmesinin
eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafenin 40 arşın olmasının
bağırdığında bütün dünyanın duymasının aynen gerçekleşmesi mümkün değildir. Eğer bu özelliklerde bir adam gelse
herkes onun Deccal olduğunu bilir
bu da imtihan sırrına ters düşer.Ama
bunları Resûlullah bildirdiğine göre inkâr etmeye de imkân yoktur. Bir bir gerçekleşecektir. Ancak tevilleri bilinmelidir ki akıldan uzak görülmesin
ne kadar yerinde ve hikmetli olduğu anlaşılsın. O halde önemli olan Deccalı nasılsa öyle öğrenmektir. Bu önemi sebebiyledir ki
İslâm âlemleri daha küçük yaşlardayken çocuklara Deccalle ilgili bilgilerin verilmesini
hattâ okullarda ders programlarında yer almasını istemişlerdir.Deccal kolayca nasıl tanınır? Elbette ümmetini her an ve herkesten çok düşünen
onların sevincini sevinç
ıstırabını ıstırap edinen
Resûlünün
ona karşı ümmetini uyarmaması; onun mahiyet
özellik
fonksiyon ve icraatını bildirmemesi düşünülemez. İnsan
İslâmî bir hayatı esas alır ve hadislerde verilen bilgileri göz önüne alırsa onu tanımak zor olmaz. Bir hadis-i şerifte
"Deccalın hayatını ve işlerini beğenmeyenlerin onu tanıyabileceğine"(3) dikkat çekilmiştir. Güçlü bir îmana dayalı İslâmî bir hayat
münafıkâne hareket eden Deccalla onunla mücadeleyi esas alan Hz. Mehdîyi göstermede zorlatmayacaktır.Hadis-i şeriflerinde onun göze çarpan
en dikkat çekici özelliklerini bildirerek ümmetini teyakkuza davet ettiğini görmemek mümkün değildir. Birçoğu müteşabih ve mecaz yolla anlatılmış olan bu tip hadisleri
hadis uzmanları izah
tevil ve tefsir ederek net bir şekilde gözümüzün önüne sermiş
işimizi kolaylaştırmışlardır. Evet
Resûlü
Deccalın özelliklerini bir bir anlatmış ve buna rağmen
"Karıştırırsınız diye endişe ediyorum"(4) diye düşüncesini belirtmekten de geri kalmamıştır. Çünkü îman nuru ve ferasetiyle bakılmazsa
karıştırma her zaman söz konusudur.Yahudîliği
Deccal Yahudîdir. İcraatı dikkate alındığında
onun bir Yahudî oluşu
insana hiç de şaşırtıcı gelmez. Yahudîler de zâten bunu övünelecek bir davranış olarak görürler. Alûsî tefsirinde anlatıldığına göre
bir gün Yahudîler
Resûlullaha (a.s.m.) gelmiş
"Âhirzaman Deccalı bizden olacak
şöyle yapacak
böyle yapacak" demişlerdi. Cenab-ı Hak da bunun üzerine Mü'min Sûresinin 56. âyetini göndermişti.Ebu's-Suud tefsirinde belirtildiğine göre de
Yahudîlerin
Resûlullaha şöyle dedikleri bildirilir:"Bizim Tevrat'ta zikredilen sahibimiz sen değilsin. Davud'un oğlu Mesih'tir. Yani sizin Deccal dediğiniz. O
âhirzamanda çıkacak
bütün dünyaya hâkim olacak
artık mülk ve saltanat da bize geçecek." Gönderilen—yukarıda bahsi geçen—âyette

onlara şu cevabı vermişti:"Kendilerine gelen hiçbir delil olmadığı haldeb. Vücut yapısı'ın âyetleriyle mücadele edenler
hak dini söndürmek gibi
aslâ erişemeyecekleri büyük bir hevesi gönüllerinde taşıyorlar. Sen
'a sığın. Muhakkak ki O
herşeyi hakkıyla işitir
herşeyi hakkıyla görür."
Deccal cüsseli
heybetli(5) kızıl renkli
6 kıvırcık saçlı
(7) ensesi kalın ve alnı geniş
bir kimsedir. Kısa ve ayrık bacaklıdır.(9) Alnında "kâfir" yazısı vardır.(10) Okuma yazması olsun olmasın onu her Müslüman okur. İcraatlarını beğenmeyen herkes o yazıyı okuyacaktır.(11)Bir insanın alnında açık açık kâfir yazısının bulunması
herkes bilir ki imtihan sırrına ters düşer. Öyleyse bununla başka bir mânâ kastedilmiş olmalıdır. Şuâlar'da buna şöyle tevil getirildiğini görüyoruz: "Bunun bir tevili şudur ki: o Süfyanc. Tek gözlülüğükendi başına Frenklerin serpuşunu koyup
herkese de giydirir. Fakat
cebir ve kànun ile tamim ettiğinden
o serpuş dahi secdeye gittiği için
inşaallah
ihtidâ eder (hidayete gelir); daha herkes
yalnız istemeyerek onu giymekle kâfir olmaz."(12)
Deccal tek gözlüdür.(13)
Resûllullah birgün Deccaldan söz açarak
“Şüphesiz
ben sizi
ona karşı uyarıyorum. Hiçbir peygamber yoktur ki
gönderildiği toplumu ona karşı uyarmamış olsun. Nitekim Hz. Nuh da (a.s.) kavmini ona karşı uyarmıştı. Ama ben size Deccal hakkında hiçbir peygamberin kavmine söylemediği bir söz söyleyeceğim. Haberiniz olsun ki
o kördür
Halbuki
asla kör değildir."(14) buyurmuşlardı.“Kör olduğu halde insanlara
"Ben sizin Rabbinizim' der. Halbuki sizin Rabbiniz kör değildir (yaratıklara benzemekten
her türlü kusur ve noksanlıktan uzaktır).”(15)“
kör değildir. Dikkat edin. Mesih-ı Deccalın sağ gözü kördür. Gözü sanki fırlamış bir üzüm tanesi gibidir.”(16) "Silik gözlüdür."(17)Rivayetlerde Deccalın gözünün yeşil renkli bir cama
(18) ve parlak bir yıldıza benzetildiği de görülmektedir.(19)Kurtubî bu rivayetlere dayanarak
Deccalın iki gözünün de kusurlu olduğunu
bir gözünün nurunun çekilmiş
diğerinde de yaratılıştan bozukluk olduğunu söylemektedir.(20)Bu körlüğün onun kalb gözünün kör olduğu anlamına geldiği de belirtilmiştir.(21)
Mevlâna ise
"İnsan hevâ ve gazab sebebiyle kör olur" derken bu körlüğün başka bir yönünü nazara verir.Folklörde ise tek gözlülüğün kötüler ve zorbalar için kullanıldığını görüyoruz. Deccal için kullanılan tek gözlülük de "herşeyin kötüsü" anlamına gelmektedir. Arap folklöründe "gözleri cam gibi" tabiri de kadınlara düşkün kimse için kullanılmaktadır.(22)
Tek gözü kör anlamına gelen Arapça a'ver kelimesinin "içinde asla hayır bulunmayan kimse" için de kullanılması(23) oldukça mânâlıdır.
Nitekim Muhammed Abduh
Deccalı hurafelerin
yalancılık ve kötülüklerin sembolü olarak görür. Muhammed el-Behî ise Deccalın çıkışını
toplumda fesat ve anarşinin yaygınlaşması ve materyalizmin hâkimiyet kurması olarak değerlendirir ve "Deccal zirveye çıkacak olan materyalizmin sembolüdür" der. Muhammed Esed'e göre ise bu özellik sadece maddeyi gören
mâneviyata kapalı
bir kısım olağanüstülükleri olan Batı medeniyetine tıpa tıp uymaktadır. Esed’in bu yorumu
Bediüzzaman'ın gerçek İsevîlikten uzaklaşan Batı için kullandığı
"Deccal gibi bir tek gözü taşıyan kör dehâ"(24) ifadesiyle uyum arz etmektedir.(25)Bediüzzaman ise Büyük Deccalın bir gözünün kör
diğerinin ona nisbeten kör hükmünde olduğunu
gözünde ispirtizma nev'inden büyüleyici bir manyetizma
İslâm Deccalının da
bir gözünde teshir edici manyetizma bulunduğunu söylerken(26) bunları şöyle yorumlamaktadır: "Hattâ rivayetlerde
'Deccalın bir gözü kördür’ diye
nazar-ı dikkati gözüne çevirerek
büyük Deccalın bir gözü kör; ve ötekinin bir gözü öteki göze nisbeten kör hükmünde olduğunu hadiste kaydetmekle
onlar kâfir-i mutlak bulunduğundan yalnız münhasıran bu dünyayı görecek birtek gözü var ve âkibeti ve âhireti görebilecek gözleri olmamasına işaret eder."Bu izahlardan sonra Bediüzzaman
"Ben bir mânevî âlemde İslâm Deccalını gördüm. Yalnız birtek gözünde teshirci bir manyetizma gözümle müşahede ettim ve onu bütün bütün münkir bildim. İşte bu inkâr-ı mutlaktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. Avam-ı nâs hakikat-i hali bilmediklerinden
harikulâde iktidar ve cesaret zannederler"(27) der.Kütüb-ü Sitte Muhtasarı Tercüme ve Şerhi'nde ise bu konuda şu ifadelere yer verildiğini görüyoruz:
"Deccalın yol açtığı âhirzaman fitnesinin
en bariz ve en mühim vasfı dine karşı olmasıdır. Âhirzamanda ortaya çıkacak bir kısım beşerî (hümanist) görüşler ve değerler
dinin yerini almaya çalışacaktır. Kendisine resmen din denmese bile ortaya attığı sistemi
kurmaya çalışacağı nizamıyla akide nokta-i nazarından aynen bir din hüviyetini alacaktır. Bu yeni din
beşer üstünde mevcut her çeşit İlâhî hâkimiyeti kaldırmak için inkâr-ı ulûhiyeti akidesine temel yapar. Her çeşit dinî değerlerin yerine beşerî bir put (hevâ) dikmeye çalışır. Temel mâbûdu madde ve insan olan lâdinî bir dindir. Hadis-i şeriflerden lâdinî olanların İslâmiyeti ortadan kaldırmaya çalışacakları ve mü'minlerin çeşitli hakaretlere maruz kalacakları anlaşılmaktadır. Bunların hem geçmişte
hem günümüzde aynen çıktığı şüphesizdir."(28)Acaba Deccalın bir gözünün kör olmasının özellikle bildirilmesinin hikmeti ne olabilir? Müslümanların kolayca onu tanımalarını sağlamak için olabilir. Tanısınlar ki
gösterebileceği harikulâdeliklere
hilelere
büyüleyiciliğine aldanmasınlar. Gerek maddeten kör olduğunu ve gerekse âhireti inkâr edip dünyayı gâye-i hayat yaptığını görenler onu tanımakta güçlük çekmezler
münkirliğini hemen fark eder
kusurlu haliyle kendini ilahlaştırmasına sadece gülüp geçerler.d. Çocuğunun olmaması
Resûl-i Ekrem (a.s.m.)
Deccal konusunda ümmetini dikkate davet ederken
zaman zaman Sahabîlerinin
Deccal hakkında
merak ve korkuyla sordukları sorulara da cevap vermiş
Bunlardan biri de onun çocuğunun olmayacağıdır.(29) Onun bu hali
Kevser Sûresindeki "ebter
" yani "soyu kesik" tabiriyle bütünüyle uygunluk arz etmektedir. Sûrenin
ayrıca ebced hesabıyla ona işaret ettiği belirtilmektedir.tanımada zorluk çekmemeleri için özelliklerini anlatmıştır.e. Minareden yüksek oluşu
Rivayetlerden Deccalın fevkalâde büyük
hatta minareden daha yüksek
Hz. İsa'nın da ona nisbeten çok küçük olduğunu(30) öğreniyoruz. Hatta Hz. İsâ onu öldüreceği vakit
on arşın yukarıya atladığında ancak kılıcıyla dizine vurabilmektedir. Demek ki Deccal Hz. İsa'dan on yirmi misli daha büyüktür. Hz. Ali'nin belirttiğine göre Süfyan da cüsseli biridir. Önce etrafını yakıp yıkar
sonra da Doğu ülkelerini dolaşıp meliklerini mağlup eder.(31)Tamamen maddeci
tabiatçı
'ı inkâr eden
kendinde bir nevî sahte tanrılık tahayyül eden
Hz. İsa'ya göre çok büyük olması
iktidar ve icraatının büyüklüğüne
maddî ve siyasî gücünün fazlalalığına işaret eder. Rivayetlerden
âhirzamanda çıkacak şahısların fevkalâde iktidarlara sahip olduğunun anlaşıldığını belirten Bediüzzaman
bunu tevil ederken
bir ayağının Büyük Okyanusta
diğer ayağının da Port-Artür kalesinde gösterildiğini
bu sûretle şahs-ı mânevîsinin dehşetli büyüklüğünün o şahsiyetin mümessilinde ve büyük heykellerinde ifade edildiğini anlatır.(32)Diğer bir yerde ise şu teviline rastlıyoruz:
"'Lâ ya'lemü'l-gaybe illallah (Gaybı ancak
bilir) bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâmı nûr-u îman ile tanıyan ve tâbi olan cemaat-i ruhaniye-i mücahidînin kemiyeti (mücahid ruhânî cemaatinin sayısı)
Deccalın mektepçe ve askerce ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir."(33)Kastamonu Lâhikası'nda da yukardaki hadisi hürafe ve muhal gören zındıkları susturur
onu görünürdeki anlamıyla aynen gerçekleşecekmiş gibi itikad eden zahirî hocaları da ikaz eder tarzda farklı mânâlarından bir tanesinin gerçekleştiğini söyleyen Bediüzzaman
İkinci Cihan Savaşında ortaya çıkan tabloyu nazara verir. İsevîliği muhafazaya çalışan bir hükümetle
pis menfaati için Müslümanlar arasında ve Asya'da dinsizliğin yayılmasına taraftar olan fitnekâr ve cebbar hükümetler ve taraftarlarının şahs-ı mânevîleri cisimleştiği takdirde üç cihetle hadis-i şerife uygunluk arz ettiklerini söyler:Birinci cihet: Hakiki İsevî dinini esas tutan İsevî ruhânî cemaatiyle onlara karşı dinsizliği yaymaya başlayan cemaat
ayrı ayrı birer vücut giyecek olsalar
birincisi ikincisine göre minare boyundaki bir insanın yanındaki bir çocuk kadar da kalmaz. İkinci cihet: Resmî îlânıyla
"
'a dayanıp dinsizliği kaldıracağım
İslâmiyeti ve İslâmları himaye edeceğim" diyen ve yüz milyon küsür nüfûsuyla dört yüz milyona yakın bir nüfûsa; Bolşeviklere
müttefikleri olan Çin ve Amerika'ya gâlibâne ve öldürücü darbe vuran hükümetteki muharip cemaatin şahs-ı mânevîsiyle
mücadele ettikleri dinsizlerin şahs-ı mânevîsi cisimleşse
minare boyundaki bir insana nisbeten küçük bir insan gibi kalır. "Deccal dünyayı zabt eder" şeklindeki rivayet
"Dünya ekseriyetle ona taraftar olur" demektir. Nitekim öyle de olmuştur.Üçüncü cihet: Avrupa içerisinde dörtte bir bile yer işgal etmeyen
dine dayanıp Hz. İsa'nın vekâletini dâvâ ederek Asya
Afrika
Amerika ve Avusturalya'ya karşı gâlibâne savaşan bir hükümetin şahs-ı mânevîsiyle diğerlerinin şahs-ı mânevîleri bir insan sûretine girseler
hadis-i şerifin farklı mânâlarından birisi daha kendini göstermiş olacaktır.(34)İktidarlarının fevkalâde ve harika görülmesinin diğer bir sebebini ise şöyle izah eder Bediüzzaman:
“Ekser icraatları tahribat ve müştehiyyat (nefsin hoşuna giden şeyler) olduğundan fevkalâde bir iktidar görünür
çünkü tahrip kolaydır. Bir kiprit bir köyü yakar. Müştehiyyat ise
nefisler taraftar olduğundan çabuk sirayet eder.”(35)Rivayetlerde her iki Deccalın da harikulâde icraat
fevkalâde iktidar ve heybetli gösterilmeleri
Şuâlar'da bunun da dört cihet ve sebebi—özetle—şöyle anlatılır:
Birincisi: İstidrac eseri olarak
müstebidâne olan koca hükümetlerinde
cesur orduların ve faal milletin kuvvetiyle vukûa gelen gelişme ve iyilikler
haksız olarak kendilerine isnad edilerek
şahıslarının binlerce adam kadar bir iktidara sahip olduğu sanılır.İkincisi: Her iki Deccal da
büyük bir istibdad
büyük bir zulüm
büyük bir şiddet ve dehşet ile hareket ettiklerinden
iktidarları da büyük görünür. Öyle bir istibdad sürerler ki
kànunlar perdesi altında herkesin vicdanına ve mukaddesatına
hattâ elbisesine müdahale ederler.Üçüncüsü: Her iki Deccal da
İslâma ve Hıristiyanlığa şiddetli bir intikam besleyen gizli bir Yahudî komitesinin yardımını
kadın hürriyetlerini maske olarak kullanan bir komiteyi
İslâm Deccalı da mason komitelerini aldatıp desteklerini kazandıklarından
iktidarları dehşetli bir iktidar zannedilir. "Hem bazı ehl-i velâyetin istihracatıyla anlaşılıyor ki
İslâm devletinin başına geçecek olan Süfyanî Deccal ise; gâyet muktedir ve dahî ve faal ve gösterişi istemiyen ve şahsî olan şan ve şerefe ehemmiyet vermeyen bir sadrazam ve gâyet cesur ve iktidarı metin ve cevval ve şöhretperestliğe tenezzül etmeyen bir serasker bulur
onları teshir eder (emri altına alır). Onların fevkalâde ve dâhiyâne icraatlarını
riyasızlıklarından istifade ile kendi şahsına isnad ve o vasıta ile koca ordunun ve hükümetin teceddüt (yenilik) ve inkılâb ve Harb-i Umûmî inkılâbından gelen şiddet-i ihtiyacın sevkiyle işledikleri terakkiyâtı şahsına isnad ettirerek şahsında pek acip ve harika bir iktidar bulunduğunu meddahlar tarafından işâa ettirir (yaydırır)."Dördüncüsü: Büyük Deccalın ispirtizma nev'inden teshir edici (büyüleyici) özellikleri bulunur. İslâm Deccalının da gözünde teshir edici bir manyetizma vardır. Sadece dünyayı maksat edinen bu münkir
mutlak inançsızlıktan çıkan bir cür'et ve cesaretle mukaddesâta hücum eder. İşin hakikatini bilmeyen halk
bunu harikulâde bir iktidar ve cesaret olarak görür.(37)f. Kırk günde dünyayı gezmesi
Rivayetlerden
Deccal çıktığında bütün dünyanın işiteceğini
kırk günde dünyayı gezeceğini
Deccalın eşeğinin iki kulağı arasındaki mesafe ise kırk arşını bulmaktadır. (yaklaşık 27 m).(39)
Çağdaş bazı âlimler bundan maksadın iki kanadı arası kırk arşını bulan bir uçak olduğunu söylerler. Herhalde “yeryüzünün ayaklarının altında koçun derisinin yünden dürüldüğü gibi dürülmesi (öylesine hızlı gitmesi)(40) bundan olsa gerek.
"Deccal önüne bulutu katan rüzgâr gibi hızlı gider"(41) rivayetinden de onun hızlı araçlardan yararlanacağını
sür'atli icraat yapacağını anlıyoruz.
Resûlü
kırk günde dünyayı dolaşan Deccalın Mekke ve Medine hariç ayak basmadık belde bırakmayacağını bildirir.(42) Şuâlar'da da belirtildiğine göre
Deccal zamanında haberleşme ve seyahat araçları o derece gelişir ki
bir hadise bir günde bütün dünyada işitilir. Ve bir adam kırk günde dünyayı dolaşabilecek
yedi kıtasını
yetmiş hükümetini görebilecek ve gezebilecektir.Bu rivayet aynı zamanda keşfedilmeden on asır öncesinde tren
otomobil
otobüs ve uçak gibi araçlardan mûcizâne haber vermektedir.Ancak Deccal
deccallık haysiyetiyle değil
aksine gâyet müstebid bir kral sıfatıyla işitilir. Gezmesi de her yeri istilâ etmek için değil
aksine fitneyi uyandırmak ve insanları baştan çıkarmak içindir. Bindiği eşeği de bir kulağı Cehennem gibi ateş ocağı
diğer kulağı Cennet gibi güzelce tezyin ve tefriş edilmiştir. Düşmanlarını ateşli başına
dostlarını da ziyafetli başına gönderir. Veyahut onun eşeği dehşetli bir otomobil veya uçak veyahut da daha başka birşeydir.(43)Konuyla ilgili Bediüzzamanla talebeleri arasında geçen enteresan bir hatırayı da buraya alalım: İnebolulu Ziya Dilek
gelişen hadiseler ışığında Deccalın çıktığına inanmaktadır. Ancak bazı müteşabih hadisleri anlamakta da zorlanmaktadır. Bunlardan biri şöyle: "Deccalın eşeğinin kulakları fil kulağı gibi kocaman
ayakları yumuşak olacak. Yürürken de şiddetli bir ses ve pis bir konu çıkaracak." Konuyu bir ziyaretlerinde Bediüzzaman'a sorarlar. O da şu cevabı verir: "Kardaşım
şu bindiğiniz otomobil bir parça o tarife benzemiyor mu? Bunun da kapıları fil kulağı gibi
ayakları (lastikleri) yumuşak ve giderken de arkasından hem bir pis koku
hem de ses çıkarıyor."(44)Eski zamanın zındıkları bu tip rivayetleri imkânsız görüp inkâra kalkarlarken
şimdikiler de normal görmektedirler.(45)g. Harikulâdelikleri
Deccalın bir kısım harikulâdelikleri vardır. Sihir
manyetizma
ispirtizma gibi istidracî harikalarla kendini muhafaza eder
birçoklarını emri altına alır.(46)Peki
Deccal inançsız biri olduğu halde nasıl olur da böylesine olağanüstülükler gösterebilir ?Bilindiği gibi kâfirlerin gösterdikleri olağanüstülüklere "istidraç" denilir. Bunlar onlara bir üstünlük sağlamaz
sadece inançsızlıklarını arttırır. Tabiî bunu şerre âlet ettikleri için baskı kurar
etkili olur
etraflarında o ölçüde de insan toplarlar.Deccal da böyledir. Ebû Hanife'nin dediği gibi ondaki bu haller istidraç kàbilindendir.(47) Her ne kadar Firavun gibi ilâhlık dâvâsında da bulunsa
birkısım harikulâdelikler de gösterse
beşerî özelliklere sahip bir yaratıktan başka birşey değildir. Ve îmanlı gönüller onun bu hîlekârlığını anlamakta zorlanmazlar. Deccala birçokları boyun büktükleri halde gençlik dolu bir mü'min karşı çıkar. Deccal da onu başından ikiye böler. Sonra da diriltip îman etmesini ister. Fakat tam aksi mü'minin onun Deccallığı hakkındaki kanaati daha da pekişir. Resûlullahın âhirzamanda çıkacağını bildirdiği Deccalın o olduğuna şâhit olur. Bunun üzerine Deccalın gücü gider
artık kimseyi öldürüp diriltemez hale gelir.(48)Bunu yine mecaz olarak düşünmek mümkündür. Halimî (öl. 1012) ise Deccalın öldürüp diriltmesinin bir çeşit tedavî yoluyla olacağını söylemektedir.(49)
h. Cennet ve cehenneminin bulunuşu
Kur’ân-ı Kerimde meşhur bir Talut kıssası vardır. Talut askerleriyle birlikte bir nehir imtihanına tâbi tutulur.
Deccalın yanında da iki nehir vardır ve âhirzamanın insanları da bu nehirlerle imtihan edilirler.
Deccalın iki nehrine geçmeden önce
aralarındaki benzerlikleri anlama açısından Talut’un nehir kıssasına bir göz atalım.Her devirde zulüm ve işkenceye maruz kalan İsrailoğulları
Hz. Musa’dan (a.s) sonra yine sıkıntılarla başbaşa kalmış
düşmanlarıyla baş edebilmek için peygamberlerinden bir kumandan istemiş
“Bize bir kumandan tayin et de
yolunda savaşalım” demişlerdi.Peygamberleri onlara şu îkazı yaptı: “Sakın
üzerinize savaş farz kılındıktan sonra harp etmekten kaçınmayasınız.”Onlar
“Bize ne oluyor ki
yolunda savaşmayalım” demişlerdi. “Biz ki yurdumuzdan çıkarılmış
evladlarımızdan ayrı düşürülmüşüz.”Fakat onlara savaş farz kılındığında az bir kısmı hariç hepsi sözlerinden döndüler.

onlara Talut’u kumandan tayin etti. Talut
ordusuyla düşmana yürüdü. Bir nehre geldiler. İşte o anda önceki imtihanlarına bir imtihan daha eklenecekti. Talut dedi ki:“
sizi bir nehirle imtihan edecek. Kim o nehrin suyundan içerse benden değildir. Kim ondan içmezse şüphesiz o bendendir. Ancak bir avuç içmenin zararı yoktur.”Onlardan pek azı müstesnâ
geri kalanı o nehrin suyundan içtiler. Talût ve beraberindeki mü’minler nehri geçince
kalanlar
‘Bugün bizim Câlût ve askerine karşı koyacak gücümüz yok’ dediler. Âhirete inanıp
’ın huzuruna çıkacaklarını bilenler ise onlara şöyle cevap verdiler: ‘Nice az topluluklar
nice kalabalık topluluklara gâlip gelmişlerdir.
sabredenlerle beraberdir.’Onlar Câlût ve ordusuna karşı meydana çıktıklarında ise
‘Ey Rabbimiz
’ dediler. ‘Üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı sâbit kıl. Ve kâfirler topluluğuna karşı bize yardım et.”Sonra
’ın izniyle düşmanı hezimete uğrattılar. Davud da Câlût’u öldürdü.Bu hadise Bakara Sûresinin 246-251. âyetleri arasında anlatılır.
Şimdi de Tâlut'la Hz. Mehdînin benzerliklerine geçelim.
Tâlût
cesur
gözüpek büyük bir komutandı. Hz. Mehdî de en şirret düşmanlara karşı dahi gözünü budaktan esirgemeyen bir mâneviyat komutanı.Tâlût ve askerleri nehirden su içmemek üzere imtihana tâbi tutulmuşlar
su içenler güç ve tâkâttan düşüp yığılıp kalmış
içmeyen az bir grup ise kahramanca düşmanla çarpışıp gâlip gelmişti.Hz. Mehdî ve askerleri
yani talebeleri de Deccalın nehirleriyle imtihana tâbi tutulacaklar. “Sayıları Tâlût’un askerlerinin sayısı kadar”(50) olan "ihlas
sadakat ve tesanüd"ü esas tutan
onun tatlı sulu nehrinin aslında ateş
parlak bir ateş gibi görünen nehrinin ise soğuk su olduğunu görüp tatlı sudan içmeyeceklerdir. İçenler de imtihanı kaybedeceklerdir.Şimdi Resûlullahın bahsettiği Deccalın bu iki nehrine geçelim.
Bir gün
Resûlü (a.s.m.)
Sahabîlerine Deccalı anlatırken
"Ben Deccalın yanında neler bulunduğunu
kendisinden daha iyi bilirim" diye söze başlıyor ve şunları anlatıyor:"Onun yanında akan iki nehir vardır. Biri dış görünüşüyle beyaz bir sudur. Diğeri de parlak bir ateş olarak görülür. Kim ona yetişirse
ateş olarak görünen nehrin yanına varsın ve başını eğip ondan içsin. Zira bu parlak ateş gibi görünen nehir
soğuk bir sudan ibarettir."(51) Başka bir rivayette Deccalla birlikte su ve ekmek dağlarının bulunduğu da belirtilir.(52)
Müslim'de yer alan başka bir hadiste ise onun cennet ve cehennemi bulunduğu

cennetinin de cehennem olduğu bildirilir.(53) Kendine tâbi olanları cennetine
tâbi olmayanları da cehennemine atar.(54)Âlimler
bu hadisleri yorumlarken
Deccalın kendisine boyun bükmeyen mü'minleri eziyet ve işkencelere atacağını belirtirler. Aliyyü'l-Karî
"Onun suyu nimet ve lezzet
ateşi de meşakkat
azap ve elemdir"(55) der. Deccalı tanımayan mü'minlerin sıkıntı
belâ
çile ve meşakkat içerisinde kalacaklarını
buna rağmen
'ın lütuf ve ihsanıyla rıza
şükür ve sabır gösterecekleri anlatır.(56)Bir hadis-i şerifte bu durum anlatılırken
Deccalı tanımayan
reddeden topluluğun kıtlığa maruz kalacağını
mallarına el konulacağını
aksine onu kabul edenlerin nimetlere mazhar olacakları açıkça bildirilmektedir.(57)Askalanî de cennetten maksadın lezzet ve nimet
cehennemden maksadın da işkence ve azap olabileceğini belirtmektedir.(58)Elindeki maddî güç ve imkânla
zekâ ve kurnazlığıyla istibdat kuran Deccal
kendini kabul etmeyen bir kavmi kıtlık belâsına atar
ellerinde hiçbir mal bırakmaz.(59)Evet
fitneyi en büyük koz olarak kullanan Deccal
medeniyetin zevk ve eğlencelerini
nefsin hoşuna gidecek her şeyi taraftarlarının
dostlarının önüne serer
onları makam
mevkî ve maddî imkânlarla el üstünde tutar
refah ve saadet sunar
yani onlara bir nevi cennet hayatı yaşatır. Kendini tanımayan kimseleri yokluk
azap
işkence ve sıkıntılara atar
hayatlarını zindana çevirir. Hapishaneler onun zamanında bir nevi cehenneme döner.Onun zamanında okullar hûrî ve gılmanın çirkin bir sûreti
hapishane de azap yeri ve zindan haline dönerken
onun merkebinin
yani bindiği trenin bir kulağı
yani bir tarafı dostları için ziyafet alanı
diğer kulağı da
ateş ocağı olur.(60) ı. Bilginleri kendine bende etmesi
Rivayette var ki: "Süfyan büyük bir âlim olacak; ilim ile dalâlete düşer. Ve çok âlimler ona tâbi olacaklar."(61)
Çağımız âlimlerinden Muhammed Gazalî
Deccalı tabiat ilimlerine vâkıf bir Yahudî âlimi olarak nitelendirir ve onun haktan sapan Yahudîlerin vicdanını temsil ettiğini söyler.(62)Bediüzzaman'ın belirttiğine göre ise Deccal birkısım padişahlar gibi kuvvet
kudret
kabile
cesaret ve servet gibi bir saltanat vasıtası olmadığı halde
zekâveti
fenni ve siyasî ilmiyle o mevkii kazanır. Ve aklıyla birçok âlimin aklını emri altına alır
etrafında fetvâcı yapar. Birçok öğretmenleri de kendine taraftar eder
dinderslerinden soyutlanan millî eğitimi rehber edip tamimine şiddetle çalışır.(63)Birer İslâm Deccalı olan Cengiz ve Hülagu; Cafer Hoca
Danişmend Hacip gibi hocaları destekçi buldukları gibi
büyük Deccalla Süfyan da bir kısım hocaları kendilerine fetvacı edineceklerdir.Bağırınca bütün dünyanın duyması
Deccal çıktığında müthiş bir şekilde bağırır
nâra atar ki
Doğu ve Batının bütün halkı onu duyar.(64) İslâm Deccalı öldüğünde de
ona hizmet eden şeytan
İstanbul'da Dikilitaş'ta "O öldü!" diye bütün dünyaya bağıracak ve herkes o sesi işitecek.(65)Normal şartlarda bir insanın sesi ne kadar gür olursa olsun
sesini dünyaya duyurması mümkün olmaz. Böyle olsa bu insan yaratılışına ve imtihan sırrına ters düşer. Çünkü o zaman Deccalı herkes tanır.Mâdem ki bunu Resûl-i Ekrem (a.s.m.) bildirmiştir; doğrudur
haktır. Ama te'vili vardır. Bugün artık herkes biliyor ki
radyo
televizyon gibi cihazlarla herhangi bir konuşma
hem de ânında dünyanın dört bir yanında işitilebilmektedir. Demek ki
Deccal
teknolojinin böylesine geliştiği bir devirde çıkacak
bunlardan da faydalanarak icraatını sürdürecektir.İşte Deccalın kuvvetli görünmesinin sebeplerinden biri de
bu harika âlet ve cihazlardan faydalanması
sûistimal etmesidir.Yeri gelmişken Resûlullahın
keşiflerinden yüzyıllarca önce telgraf
telefon
radyo
televizyon gibi cihazların keşfedileceğine ve Deccalın böyle bir zamanda geleceğine işaret etmesini onun ap açık gaybî bir mûcizesi olarak tecellî ettiğini belirtelim.j. Elinin delik olması
Deccalın elinin delik olması ise
onun israfa düşkün birisi olduğunu gösterir. "Falan adamın eli deliktir" dediğimizde
onun müsrif birisi olduğunu nasıl anlatmaya çalışıyorsak; Deccalın elinin delik oluşundan da
oyun
eğlence ve sefahet yolunda elinde para tutmaz bir kimse olduğunu anlıyoruz. "Süfyan israfı teşvik etmekle
şiddetli bir hırs ve tamaı uyandırarak insanların o zaif damarlarını tutup kendine musahhar eder... İsraf eden ona esir olur
onun dâmına düşer."(66)Bediüzzaman'a Dâru'l-Hikmeti'l-İslâmiyede iken Süfyan'dan sorarlar: "Bir su içecek
onun eli delinecek ve bu hâdise ile 'Süfyan' olduğu bilinecek." O da şu cevabı verir: "Bir darb-ı mesel var: Çok israflı adama 'Eli deliktir' denilir. Yani elinde mal durmuyor
akıyor
zâyi oluyor' deniliyor. İşte o dehşetli adam bir su olan rakıya mübtelâ olup
onun ile hasta olacak ve kendisi hadsiz israfâta girecek
başkalarını da alıştıracak."(67)k. Fitnesinin câzip olması
Bir rivayette bildirildiğine göre
"Fitne-i âhirzaman o kadar dehşetlidir ki
kimse nefsine hâkim olamaz."(68) Bu sebepledir ki
mü'minler kabir azabından sonra
"Bizi Deccalın ve âhirzamanın fitnesinden koru" (69) duâsını vird-i zebân etmişlerdir.Çünkü o fitneler nefisleri kendilerine çeker
meftûn eder; insanlar istekleriyle
belki zevkle içine atılırlar. Meselâ o devirde Rusya'da hamamlara kadın erkek beraber çıplak girerler. Kadın kendi güzelliklerini göstermeye fıtraten meyyal olduğundan
seve seve o fitneye atılır
baştan çıkar. Fıtraten güzelliğe düşkün erkekler de nefsine mağlup olup
o ateşe sarhoşâne bir sürûr ile düşer
yanar. İşte dans ve tiyatro gibi zamanın oyunları
büyük günah ve bid'aları
birer câzibedarlık ile
pervâne gibi
nefisperestleri etrafına toplar
sersem eder.(70)Deccal
sefahetin her türlüsünden istifade eder
kendisi sefahete düşkün olduğu gibi
nefislerine düşkün insanları da câzip fitnesine çeker. Kolayca taraftar bulduğu için taraftarları çok olur.
Son düzenleyen Daisy-BT; 9 Haziran 2011 23:33
Sebep: İfadeler kaldırıldı.
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.

Deccal Nedir? Deccal Hakkında
''
