Arama

Kurban Nedir? Kurban Hakkında

Güncelleme: 4 Mart 2017 Gösterim: 41.442 Cevap: 17
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
17 Aralık 2005       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Kurban

Ad:  Kurban4.PNG
Gösterim: 317
Boyut:  9.2 KB

Çeşitli dinlerde bir Tanrı’ya ya da bir başka doğaüstü varlığa sunulan can; İslamda Tanrı’ya yakınlaşmak amacıyla kesilen hayvan.
Sponsorlu Bağlantılar

Hemen bütün dinlerde kurban, canlılığın kutlanması, onun tanrısal ve yok edilemez doğasının olumlanması anlamına gelir. Kurbanın doğaüstü varlığa adanarak kutsanan canı, kurbanı sunan ile doğaüstü varlık arasında bağ kuran kutsal bir güce dönüşür. Kurban aracılığıyla canlılık tanrısal kaynağına döner ve o kaynağın gücünü, yani canlılığını yenileyip tazeler; bir başka deyişle, yaşam yaşamla beslenir. Örneğin kurban sunan bir Romalı kendi tanrısına, “Bu sunu seni çoğaltsın” biçiminde seslenir. Kurban sunan kişinin temel özlemi kutsal gücün çoğalmasından yararlanmaktır. Bir anlamda kurban, tanrısal yaşam gücünün, kaynağı ile görünümleri arasındaki karşılıklı akışının itici gücü ve güvencesidir. Kurban olarak sunulan canlıyı yakmak, kesmek ya da bir başka biçimde canını almak, kurban etine, yani o cam kutsama edimiyle genellikle özdeş değildir. Örneğin bir hayvanın kesilmesi, onun önceden Tanrı’ya adanmış yaşamının “özgür kılınarak” Tanrı’ya verilmesidir. Gene canlı bir öğe içeren yiyecek sunulanların sunak ateşinde yakılması, sununun tütsü yoluyla Tanrı’ya ulaşmasını sağlar. Kurban ayinleri pek çok değişik biçim ve amaç taşımasına karşın hepsinin temel anlamı kutsal güçle zorunlu ve etkili bir ilişki kurmak, insanın ve dünyasının kutsal düzendeki yerini pekiştirmektir.

İnsanın kutsal gerçekliğe ilişkin deneyiminin bir görünümü olarak kurbanın dinsel bilinçte derin kökleri vardır. Bu nedenle kurban geleneğinin olası kökenleriyle ilgili her önerme, dinin kökenleriyle ilgili önermeler gibi büyük ölçüde kurguya dayanmak zorundadır. Özellikle E.B. Taylor, W. Robertson Smith ve J.G. Frazer’ın bu konudaki araştırmaları kurban geleneğinin anlaşılmasına büyük katkılarda bulunmuş, ama doyurucu sonuç vermemiştir.

İnsan kurban etme.


Tanrı’yla bütünleşmek ve onun kutsal yaşamına katılmak amacıyla insan kurban edilmesi ya da insan yerine bir hayvan sunulması da dinler tarihinde rastlanan olgulardır. En değerli sunu olarak insan yaşamının kurban edilmesinde kefaret amacının da bulunduğu görülür. Savaşta kazanılan zaferin karşılığı olarak tanrılara kurban sunmak amacıyla savaş tutsaklarının kılıçtan geçirilmesi eski çağların yaygın geleneklerinden biridir. İnsan kurban etmenin toprağın verimliliğini artırma çabasıyla ilişkisi, bu geleneğin avcı ya da çoban halklara göre tarım topluluklarınca daha yaygın biçimde benimsenmesini açıklar. Örneğin bu topluluklarda bereket tanrılarını bedenleştirdiğine inanılan kutsal krallar güçten düştüklerinde, toprağın verimliliğini olumsuz yönde etkilememeleri için kurban edilirlerdi. Bazen de kralların yerine bir süre için başkaları kutsanır ve öldürülürdü. Afrika’da insan kurban etmenin atalara tapınma ile bağlantılı olduğu çeşitli yerlerde, ölenlerin kölelerinden bazıları da onlarla birlikte canlı olarak gömülür ya da öldürülerek efendilerinin mezarında onların altına konurdu. Fonlar, krallarının ölümü dolayısıyla çok gösterişli insan kurban etme törenleri düzenlerlerdi. Asantiler de Taze Yam Şenliği’nde turfanda adağı olarak genellikle suçluları, bazen de köleleri kurban ederlerdi.

Bugün Meksika’nın bulunduğu bölgede Güneş’in insanlarla beslenmesi gerektiği yolundaki inanç nedeniyle Azteklerle Nahuaların mevsimlik mısır ayinlerinde her yıl binlerce kişi kurban edilirdi. İnkalarda ise bu tür toplu kurbanlar kralların tahta çıkışıyla sınırlıydı. Bugünkü Peru’da ve Kuzey Amerika’daki bazı Yerli kabileleri arasında da insan kurban edildiği olurdu.

Mısır’da ve Ortadoğu’da yapılan kazılar, eski çağlarda kraliyet ailesinden biri öldüğünde öbür dünyadaki yaşamını maiyetiyle birlikte geçirmesi için bazen çok sayıda hizmetkârlarının da gömüldüğünü ortaya çıkarmıştır. Asur ve Kenan dinlerinde, bazen de İsraiİoğulları arasında çocukların yakıldığı anlaşılmaktadır.

Vedalar dönemindeki Hindistan’da insan kurban etme geleneğini sürdüren Tanrıça Kali’nin müritleri her cuma akşamı bir erkek çocuk kurban ederlerdi. Japonya’da da insan kurban etme geleneği ortaçağların başlarına değin sürdü. Çin’de ise kralı maiyetiyle birlikte gömme uygulaması, 17. yüzyıla değin aralıklarla sürdürüldü.

Eski Yunanlılar ve Romalılar arasında hayvanların öldürüldüğü çeşitli ayinlerde önceleri insanların da kurban edildiği sanılmaktadır. Sonraları Hıristiyanlar da gece şölenlerinde kurban edilmiş insanların etini yemekle suçlanmıştır. Ortaçağlardan başlayarak yakın geçmişe değin Yahudilere, Pesah (Hamursuz) Bayramı’nda Hıristiyan çocuklarını kurban ettikleri yolunda haksız suçlamalar yöneltilmiştir.

İslamda kurban.


îslamda gerekli vasıfları taşıyan kişilerin Kurban Bayramı’nda kurban (Arapça udhiye) kesmesi vaciptir. Hicret’in ikinci yılında (623) konulan bu yükümlülükte vacip olan, kurbanı kesip kanını akıtmaktır. Kurban kesmekle yükümlü sayılması için kişinin Müslüman, özgür ve zengin olması, aynca seferi olmaması gerekir. Zenginliğin ölçüsü fitre verebilecek nisaba, yani 96 gr altın ya da 640 gr gümüşe sahip olmaktır. Bu nisabın üzerinden bir yıl geçmesi gerekmez; bayram günü bu güce ulaşılsa bile kurban kesilmesi gerekir. Bu malı gücü bulunmayan kişinin kestiği kurban nafile sayılır. Vacip olan bu kurbandan başka kefaret, hac, adak ve akika gibi kurbanlar da vardır.
Ad:  Kurban.JPG
Gösterim: 1048
Boyut:  38.2 KB
Kurban, bayramın eyyam-ı nahr (kesim günleri) denen ilk üç günü (Zilhicce’nin 10. 11. ve 12. günleri) kesilir. Kesim zamanı kentlerde bayram namazından, bayram namazı kılınmayan köylerde şafak sökümünden sonra başlayarak üç gün sürer. Gece kurban kesilmesi mekruhtur. Deve, sığır ve davar cinsinden hayvanların erkek ya da dişisi kurban olabilir. Kümes hayvanları ile eti yenebilen yabani hayvanlar kurban edilemez. Davar cinsinden olan hayvanları ancak bir kişi kurban edebilir. Bir deve ya da sığıra ise yedi kişi ortak olabilir. Ortaklık durumunda hepsinin kurban kesme niyetinde olması gerekir. Bir kişi başka bir amaçla ortak olmuşsa, ortakların tümünün kurbanı geçersiz olur.

Kurban edilebilmesi için devenin en az beş, sığırın iki, davarın bir yaşında olması gerekir. İki ya da bir gözü kör, dişlerinin çoğu dökülmüş, kulaklarının ya da kuyruğunun yandan fazlası olmayan, boynuzlarından biri ya da ikisi kökünden kırılmış, memelerinin başları kopmuş, kulakları ya da kuyruğu doğuştan bulunmayan hayvanlarla, çok zayıf, yürüyemeyecek kadar sakat ve hasta hayvanlar kurban edilemez. Kurban için alman bir hayvanda sayılan özürlerden birisi sonradan ortaya çıkarsa, başka bir hayvan alınarak kurban edilmesi gerekir. Ancak kendisine kurban vacip olmayan yoksul biri böyle bir hayvanı kurban edebilir.

Kurban sahibi, özellikle ailesi kalabalık ve gereksinim içindeyse, kurbanın etinin tümünü alıkoyabilir. Bununla birlikte etin üçte birinin yoksullara, üçte birinin akraba ve komşulara dağıtılması doğru kabul edilmiş ve böylece gelenekleşmiştir. Kurbanın deri ve bağırsak gibi yararlanılabilir bölümleri sadaka edilmelidir. Kefaret ve adak kurbanlarının ise tümüyle dağıtılması gerekir; sahibi bu tür kurbanların etinden yiyemez.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Baturalp; 3 Mart 2017 20:47
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
7 Ocak 2006       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Kurban İbadetini önemsememenin dinen hükmü mevzuunda değerlendirme ortaya koyabilmek için öncelikle onun İslam hukuku açısından hükmünün ne olduğunu bilmek gerekir.

Sponsorlu Bağlantılar
Peki dinimizce Kurban kesmenin illeti nedir?
Kısa cevap: Allah'ın emridir, Rasulullah'ın sünnetidir.

Kurban bayramında kurban kesmenin fıkhî hükmü nedir?
Nasslardan hareket eden Hanefi fukahâsı kurban kesmenin vâcip olduğu görüşündedirler. [ Serahsî, el-Mebsût, Kahire 1324-31, XII, 8; Kâsânî, Bedâyîu's-Sanâyi', Kahire, 1327-28/1910, V, 61, 62; el-Fetâva'l Hindiyye, Bulak 1310, V, 291 ]. Eğer bir sahih nassın hükmü kat'î, delaleti zannî ise, ona vacip denilir. Kurban bayramında, dinen aranan belli şartları taşıyan mü'minlerin kurban kesmeleri Hanefî mezhebine göre vaciptir, diğer mezheplere göre ise terk edilmesi istenmeyen müekked sünnettir.

Ve gelelim mühim bir soruya:


İmkanı olduğu halde kurban kesmemenin cezası var mıdır?

Hz. Peygamber: "İmkânı olup da kurban kesmeyen bizim namazgâhımıza yaklaşmasın!" buyurmuştur [ İbn Mâce, Edâhı, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, II, 321 ]. Namazgâhımıza yaklaşmasın ifadesi gerçekten ürkütücü ağır bir ifadedir. Bir vacip emrin terki, elbetteki ahirette sorgu-suale takılacak olan bir amelsizlik durumu olacaktır. Dünyada namazgahında görmek istemediği bir mü'mini, acaba ahirette etrafında görmek ister mi Allah Rasulü (sas)? İmam-ı Malik ve İmam-ı Ahmed'e göre kurban vacip değil, sünnettir. Dolasıyla bir mükellef kurban keserse sevap kazanır, ancak kesmezse günahkâr olmaz. Hanefi fukahası; "Kurbanın vücûbunun şartlarını hâiz olan bir mükellef, kurban kesmezse günahkâr olur." hükmünde görüşbirliği halindedirler.

Kurban sadece hacılara değil, bütün müslümanların ittifakiyle, müslüman olan herkese şamildir. Fark sadece bazı müçtehidlerin vacip görmeyip, müekked sünnet saymalarındadır. “Biz her ümmete kurban ibadeti koyduk ki Allah'ın kendilerine erzak olarak verdiği hayvanları keserken Allah'ın adını ansınlar. Şunu unutmayın ki hepinizin ilahı bir tek İlahtır. Öyleyse yalnız O'na teslim olun. Sen ey Resulüm: O alçak gönüllü, samimi ve ihlaslı olanları müjdele!” [ Hac 22/34 ].

“Kurban, sünnettir” diyerek kurban kesmemenin dinî açıdan değerlendirilmesi nedir? Burada fıkhî bir isimlendirmeyi, “sünnet” kavramını hafife alma gibi bir anlayıştan ötürü kurbanı terk durumu sözkonusu ise, evvela bir sünneti hafife almanın yine fıkıhtan hükmünü hatırlamakta fayda var ki, o da endişeye sevkedecek derecede ciddi olan “küfre düşürme” durumudur. Fakat “Kurban sünnettir” deyip de kesmemek, böyle bir istihfaf sebebiyle değil de, sırf normal diğer sünnetler gibi telakki edilmesinden kaynaklanan bir vicdanî rahatlık, dinî mükellefiyet yükünün hafifliği ise, burada da üzerinde ayrıca durulması gereken çok mühim bir “doğru bilgi” ihtiyacı ile karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkar ki, bu konuda Prof. Dr. Beşir Gözübenli'nin Farklı Bir Açıdan Kurban başlıklı makalesinden aşağıdaki iktibası kaydetmek yeterli olacaktır kanaatindeyiz.

“Kurbanın Hükmü Konusunda Müçtehid İmamların İçtihadları:
Konuyla ilgili bu ayet ve hadisleri bir bütün olarak değerlendiren müçtehit imamlardan her birisi, kendi içtihat sistematiğindeki temel ilkeler (usul-ü fıkıh) gereği olarak kurban ibadetinin dini hükmünü belirlemeye çalışmışlardır. Konuyla ilgili görüş ayrılıkları, farklı içtihat ilkelerinden kaynaklanmaktadır. Dinen gerekli şartları taşıyan kimselerin kurban kesmesi, İmam Ebu Hanife'ye göre vaciptir.

Bu konuda İmam Malik'ten iki görüş nakledilmektedir ki, bu görüşlerden birisine göre kurban kesmek vacip, diğerine göre ise müekked sünnettir. Bilindiği gibi, Maliki içtihat sistematiğinde vacip terimi, Hanefilerin farz teriminin karşılığıdır. Zira Maliki, Şafii ve Zahiriler başta olmak üzere, müçtehit imamların çoğunluğuna göre, özellikle de ibadet konularında farz - vacip ayrımı bulunmamakta ve bu iki terim aynı anlamda kullanılmaktadır.

Zahirî mezhebi alimlerinden İbn Hazm, İmam Ebu Hanife'nin kurbanla ilgili görüşünü naklederken "farz" şeklinde ifade etmesi [ İbn-i Hazm, el-Muhalla, 8/4 ], genellikle ilk dönem müçtehitlerinin vacip-farz ayrımı yapmadan, farza vacip, vacibe farz demeleri sebebiyledir. Bundan dolayı, içtihat sistematiklerinde farz-vacip ayrımı netleşmeyen ilk dönem müçtehitlerinin, kurbanın hükmü konusunda vacip derken, Malikilerde olduğu gibi "farz" anlamını kastetmiş olma ihtimalleri oldukça yüksektir.

Maliki mezhebinde, kurban konusunda İmam Malik'in iki görüşünden vacip (farz) olduğuna dair görüşü değil, müekked aynî sünnet olduğuna dair olan görüşü mezhepte ağırlık kazanmıştır. Maliki mezhebindeki müçtehitlerden, kurban kesmenin vacip (farz) değil müekked sünnet olduğunu kabul edenler de, kurbanı diğer müekked sünnetlerden daha üst derecede gördüklerinden dolayı, sünnet olduğunu söylerken de, özel olarak önemini vurgulayan ifadeler eklemektedirler.

Maliki mezhebinde kurbanın sünnet olduğunu söyleyen fakihlerin konuyla ilgili ifadelerinden anlaşıldığına göre kurban kesmek, normal şartlardaki müekked sünnetlerden daha üst derecede bir konumda olup, ancak farz da değildir. Farz (vacip) ile müekked sünnet arasındaki bu konumlandırma, adeta Hanefilerin vacip anlayışı paralelindedir. Görülüyor ki, kurbanın hükmü konusunda, Malikilerin görüşüyle Hanefilerin görüşü, büyük ölçüde paralellik arz etmektedir. (…)

Şafiiler, Hanbelîler, Caferiler ve Zeydilerin de içinde bulunduğu müçtehit imamların çoğunluğuna göre, kurban kesmek müekked sünnettir. Hanefi müçtehitlerden İmam Ebu Yusuf'tan da bu konuda iki ayrı görüş nakledilmiştir ki, bunlardan birisine göre kurban kesmek vaciptir, diğerine göre ise müekked sünnettir.

İmam Şafii'ye göre, kurban kesmeye gücü yeten kimse, yolcu hatta hac için Mina'da bulunuyor olsa bile, kurban (udhiyye) kesmekle mükelleftir. Fakat İmam Şafii'ye göre, kurban kesmek, gücü yeten kimse için müekked aynî sünnet, bakmakla yükümlü bulunduğu aile fertlerinin her biri hakkında ise, kifai sünnettir. Dolayısıyla, bir ailede kesilen bir kurban, sahibi için ayni müekked sünnetin, aile fertleri içinse kifai sünnetin ifası mahiyetindedir [ Şafiî, el-Ümm, 2/221-224 ].

Şafiilere göre kurban kesmeye gücü yeten kimsenin kurban kesmesi, müekked sünnet ise de, Şafii içtihat sistematiği içerisinde kurban ibadeti, diğer müekked sünnetlerden daha üst derecede bir mükellefiyettir; ancak farz da değildir. Bilindiği gibi, Şafii içtihat sistematiğinde de, vacip ve farz genellikle aynı anlamda kullanılmaktadır. Dolayısıyla, sünnet ile farz (vacip) arasında ara bir teklifi hüküm bulunmamaktadır. Ancak, kurbanı diğer sünnetlerle aynı seviyede görmedikleri için, normal olarak müekked sünnetlerden üst, farzdan (vacipten) ise daha alt kademede bir ibadet olduğunu belirtirken, bu ara kademeyi ifade eden bir terim bulunmadığı için, müekked sünnet ifadesi yanında bazı kayıtlar koymayı gerekli görmektedirler. İmam Şafii'nin, kurbanın hükmü konusundaki ifadelerinde, kurbanın sünnet bir ibadet olduğunu, terk edilmesini sevmediğini, ancak farz da olmadığını belirtmesi bu durumdan dolayıdır [ Şafiî, el-Ümm, 2/221-224 ].

Bu yüzden, kurbanla ilgili olarak Şafii mezhebindeki temel fıkıh kitaplarında "terk edilmemesi gereken, dini şeairden olan müekked sünnet" ifadesi yer almaktadır. Dolayısıyla, kurbanın diğer sünnetlerden farklı olarak, sahip olduğu bu özel konumunun, şeair boyutlu bir ibadet olmasından kaynaklandığı ifade edilmiştir [ Nevevî, Mecmu, 8/383-384 ].

Bilindiği gibi, Şafii mezhebinde şeair boyutlu mükellefiyetler, özel bir konuma sahiptir. Herhangi bir dini mükellefiyetin şeair (şiar) boyutlu olması, onu değerler sistemi içerisinde daha üst seviyede bir konuma getirmektedir. Şafii mezhebindeki fıkıh kitaplarında, sırf şeair özelliği taşıdığından dolayı, ezan, namazın cemaatla kılınması ve hatta cemaatle namaz kılarken kamet getirilmesi, (farklı içtihatlar bulunmakla birlikte,) müekked sünnet olduğu halde, farz-ı kifaye gibi değerlendirildiği görülmektedir. [ Nevevî Mecmu, 3/82 vd.; 4/182 vd.; Remlî, Nihayetu'l-Muhtac, 2/129 vd. ]. Şafii içtihat sistematiğinde, şeair özelliğinden dolayı, kifai sünnetler ayni müekked sünnete, kifai farzlar da ayni farzlara göre, sevap ve sorumluluk açısından daha önceliklidir. [ İsnevî, Temhid, s.74-78 ].

Görülüyor ki, Şafii mezhebindeki anlayışa göre de, kurban kesmenin hükmü sünnet olarak isimlendirilmekle birlikte, normal şartlardaki müekked sünnetlerden daha üst konumdadır. Yani, Şafiilere göre de kurban kesmek farz değildir; ancak şiar mahiyetli olduğu için diğer müekked sünnetlerden de daha üst konumdadır. Hatta, bu değerlendirmelerden, Şafilere göre kurbanın, Hanefilerdeki vacipten daha üst seviyede bir dini mükellefiyet olduğu anlaşılmaktadır.

Buna göre, hem Maliki ve hem de Şafii mezhebinde yazılan fıkıh kitaplarındaki, kurbanın (udhiyye) sünnet olduğuna dair ifadelerden hareketle, bu ibadetin gerektiği gibi önemsenmemesi sonucuna götüren değerlendirmeler bilimsel olmaktan uzaktır.” [ Prof.Dr. Beşir Gözübenli, “Farklı Bir Açıdan Kurban”, Yeni Ümit Dergisi, Temmuz - Ağustos - Eylül 2005, Sayı : 69 ].

“Kurban kesmek sünnettir” diyerek, yahut da başka bir sebeple kurban ibadetini gerektiğince önemsememek, ciddi bir itikatla ifa etmemek çok büyük bir ilmî yanılgıdır, manevî kayıptır, amelî mahrumiyettir; belki hepsinden önemlisi iman î bir problemdir. Sünnetleri önemsememenin itikaden insanı içine attığı tehlikeli durum izahtan varestedir, bir de ahiretteki şefaat mahrumiyeti düşünüldüğünde ortada l â üb â lilikten veya tenbellikten kaynaklanan bir kurban gafleti kalmayacaktır, bunda şüphe yok...
Son düzenleyen Baturalp; 4 Mart 2017 00:16 Sebep: düzenlendi.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
8 Ocak 2006       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

KURBANDA ORTAKLIK

Ad:  Kurban3.JPG
Gösterim: 188
Boyut:  49.2 KB


Soru: Bir hayvan kaç kişi namına kurban edilebilir?
Cevap: Bir koyun veya keçi yalnız bir kişi namına kurban edilebilir Bir deve veya bir sığır, bir kişiden yedi kişiye kadar kimseler için kurban edilebilir 5 Yedi kişiyi geçmemek şartıyla ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur.

Soru: Zengin bir kimsenin tek başına kurban kesmek niyetiyle satın aldığı bir sığıra başkasını ortak etmesi caiz olur mu?
Cevap: Evet, zengin bir kimsenin tek başına kurban kesmek niyetiyle satın aldığı bir sığıra daha sonra başkalarını bedelini alarak ortak etmesi caizdir. Fakat bunda kerahet vardır. Çünkü o kimse verdiği sözden caymış sayılır. Bu durumda uygun olan alınan paranın tasadduk edilmesidir.

Soru: Fakir bir kimsenin tek başına kurban kesmek niyetiyle satın aldığı bir sığıra başkalarını ortak etmesi caiz olur mu?
Cevap: Hayır, fakir kimsenin bu durumda başkasını ortak etmesi caiz değildir. Çünkü fakir onu satn almakla kendine vacip kılmıştır.

Soru: Bir kimsenin başkalarını da ortak etmek kasdıyla bir sığır satın almasında ve daha sonra onları ortak etmesinde bir kerahet var mıdır?
Cevap: Hayır, bu durumda başkalarını ortak etmesinde kerahet yoktur. 9

ORTAKLARDA ARANAN ŞARTLAR


Soru: Kurbanda ortak olanlarda aranan şartlar nelerdir?
Cevap: Bir sığır veya deveyi kurban kesmek üzere ortak olanlarda aranan şartlar şunlardır:
1- Bütün ortakların Müslüman olmaları,
2- Hepsinin kurban niyetiyle ortak olmaları, 10
3- Her birinin müşterek kurbanda en az yedide bir hisseye sahip olmaları.
Ortaklardan biri Müslüman değilse veya kurban niyetiyle değil de et için takılırsa veyahut birinin hissesi yedide birden az olursa o kurbanın tamamı geçersiz sayılır. Fakat kurban türlerinin aynı olması şart değildir. Yani bir kısmının vacip kurbanına, bir kısmının da sünnet, nafile, veya akika gibi değişik kurban türlerine niyet etmesi caizdir. Ancak bütün ortakların aynı tür kurban için ortak olmaları müstehaptır.

Soru: Sekiz kişinin iki sığıra ortak olması caiz midir?
Cevap: Hayır, caiz değildir. Çünkü bu durumda her ortağın her bir sığırda hissesi yedide birden azdır. Fakat yedi veya daha az kişinin bir sığıra ortak olması caiz olduğu gibi, birden fazla sığıra ortak olması da caizdir. Zira bu durumda her bir ortağın her bir sığırda en az yedide bir hissesi vardır.

Soru: İki kişinin iki koyuna ortak olması caiz midir?
Cevap: Evet, iki kişinin iki koyuna ortak olması isihsanen 13 caizdir. 14

Soru: Adak kurbanı niyetiyle bir sığır veya bir deveye ortak olmak caiz midir?
Cevap: Evet, adak kurbanı niyetiyle bir sığır veya bir deveye ortak olmak caizdir. 15 . Çünkü fıkıh kitaplarında geçen "Kurbet cihetinin (Kurban nevilerinin) değişik olmasında sakınca yoktur." ibarelerinin hiç birisinde adak kurbanı istisna edilmemiştir.16

Soru: Velime (evlilik ziyafeti) niyetiyle bir sığır veya bir deveye ortak olmak caiz midir?
Cevap: Evet, şükür veya sünnet kasdıyla velime için bir sığır veya deveye ortak olmak caizdir.

Soru: Kaza kurbanı 18 niyetiyle bir sığır veya deveye ortak olan bir kimse bu vecibeyi yerine getirmiş sayılır mı?
Cevap: Hayır, sayılmaz. Çünkü ortaklardan birisi buna niyet ederse, niyeti, geçersiz olup, kazaya niyet ettiği şey nafileye dönüşür. Diğer ortakların kurbanları sahih ise de hisseleri müşterek hisse olduğundan hepsinin tasadduk edilmesi gerekir.

EFDAL OLAN KURBAN


Soru: Hangi hayvanı kurban etmek daha efdaldir?
Cevap: Deve sığırdan, sığır koyundan, koyun da keçiden efdaldir.20

Soru: Kurbanın erkeği mi dişisi mi efdaldir?
Cevap: Koyun ile keçinin erkeği, deve ile sığırın dişisi efdaldir.21

Soru: Koyun veya keçi kurban etmek mi, yoksa deve veya sığırın yedide bir hissesine ortak olmak mı daha efdaldir?
Cevap: Koyun veya keçi kurban etmek, et ve kıymette eşit oldukları taktirde, deve veya sığırın yedide bir hissesine ortak olmaktan efdaldir.

KURBANIN RÜKÜNLERİ


Soru: Kurbanın rükünleri nelerdir?
Cevap: Kurbanın yalnız bir rüknü vardır, oda kurban edilmesi caiz olan hayvanlardan birini kesmektir. Hayvanı kesmeden canlı olarak veya bedelini fakire vermekle kurban yükümlülüğü yerine getirilmiş olmaz.

KURBANIN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI


Soru: Kurbanın sahih olmasının şartları nelerdir?
Cevap: Kurbanın sahih olmasının şartları şunlardır:
1- Kurban edilecek hayvanın kusursuz olması,
2- Vaktinde kesilmiş olması
Son düzenleyen Baturalp; 4 Mart 2017 00:16 Sebep: düzenlendi.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
8 Ocak 2006       Mesaj #4
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

KURBANA ENGEL OLAN KUSURLAR

Ad:  Kurban5.JPG
Gösterim: 211
Boyut:  32.3 KB

Soru: Bir hayvanın kurban edilmesine engel olan kusurlar nelerdir?
Cevap: Kurbana engel olan kusurların başlıcaları şunlardır:
1- Hasta olduğunun açıkça belli olması,
2- Kemikleri içinde iliği kalmayacak kadar zayıf olması,
3- İki veya bir gözünün kör olması,
4- Aksak ayağını yere basıp kesilecek yere gidemeyecek kadar topal olması,
5- Dişlerinin çoğunun düşmüş olması,
6- Kulağının veya kuyruğunun yarısından fazlasının kopmuş veya kesilmiş olması,
7- Boynuzlarının bir veya ikisinin kökünden kesilmiş olması,
8- Koyunda bir, sığırda iki meme ucunun kopmuş olması,
9- Kuyruğunun veya kulaklarının doğuştan olmaması,
10- Burnunun kesilmiş olması,
11- Yalnız pislik yemiş olması,
12- Dilinin çoğunun kesilmiş olması.
Ancak kurbanlık hayvanın şaşı, uyuzlu ve deli olmasında, kulaklarının delinmiş veya yarılmış ya da ucundan kesilip sarkık bir halde bulunmasında, cinsel organlarının bulunmamasından veya burulmuş bir halde bulunmasında bir sakınca yoktur.

Soru: Kurban etmeye mani olan kusurlar ne ile belirlenmiştir?
Cevap: Bu kusurlardan dört tanesi (apaçık hastalık, zayıflık, körlük ve topallık) hadisle belirlenmiştir. Diğerleri de bunlara kıyas edilmek suretiyle müçtehitlerce eklenmiştir ki, bunlar da onların ayarında veya daha kötü kusurlardır.

Soru: Zengin kimsenin satın aldığı kurbanlıkta belirtilen kusurlardan biri sonradan meydana gelse yerine başkasını alıp kesmesi gerekir mi?
Cevap: Evet, bu durumda zenginin onun yerine başkasını alıp kesmesi gerekir.

Soru: Fakir kimsenin satın aldığı kurbanlıkta kusurlardan bir sonradan meydana gelse, yerine başkasını alıp kesmesi gerekir mi?
Cevap: Hayır, fakir kimsenin bunun yerine başka bir hayvan alması gerekmediği gibi böyle kusurlu bir hayvanı alıp kesmesi de yeterlidir. 27 Çünkü kurban onun hakkında bir nafiledir. Nafilelerde ise genişlik ve kolaylık vardır.

Soru: Kurbanlık hayvan, kesim esnasında kusurlanırsa yerine başkasını almak gerekir mi?
Cevap: Hayır, bu durumda zengin olsun fakir olsun yerine başkasını almak gerekmez.

Soru: Kurbanlık hayvanda bulunması mekruh olan kusurlar nelerdir?
Cevap: Kurbanlık hayvanda bulunması mekruh olan başlıca kusurlar şunlardır:
1- Yaşlılık sebebiyle sütten veya dölden kesilmiş olması,
2- Kulağın yarılmış veya delinmiş olması,
3- Yeni doğurmuş olması,
4- Gebe olması (doğumu yakın olan),
Soru: Zengin kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölüm veya kaybolsa yerine başkasını alması gerekir mi?
Cevap: Evet, zengin kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölse veya kaybolsa, yerine başkasını alması gerekir.

Soru: Fakir kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölse veya kaybolsa, yerine başkasını alması gerekir mi?
Cevap: Hayır, fakir kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan ölse veya kaybolsa yerine başkasını alması gerekmez.

Soru: Zengin kimsenin satın aldığı kurbanlık hayvan çalınsa veya kaybolsa, yerine başkasını kestikten sonra bulunsa onu da kesmesi gerekir mi?
Cevap: Hayır, zengin kimsenin onu da kesmesi gerekmez. Çünkü kurban kesme yükümlülüğünü yerine getirmiştir.

Soru: Fakir kimsenin satın aldığı kurban çalınsa veya kaybolsa, yerine başkasını kestikten sonra bulunsa onu da kesmesi gerekir mi?
Cevap: Evet, fakirin kimsenin bu durumda onu da kesmesi gerekir. Çünkü fakirin kurban niyetiyle satın aldığı hayvan kurban olmak üzere belirlenmiştir. Kendisine vacip olmadığı halde bunun kurban olmasını kendine gerekli kılmıştır.

Soru: Zengin bir kimsenin kurban için aldığı hayvanı satması caiz midir?
Cevap: İmam-ı Azam ve İmam Muhammed'e göre, zengin bir kimsenin kurban için aldığı hayvanı satması kerahetle caizdir. Bu durumda yerine benzerini veya daha iyisini alıp kurban eder. İmam Yusuf'a göre, kurban niyetiyle alınan hayvanı satmak caiz değildir.

Soru: Fakir bir kimsenin kurban niyetiyle aldığı hayvanı satması caiz midir?
Cevap: Hayır, fakir bir kimsenin kurban niyetiyle satın aldığı hayvanı satması caiz değildir. Çünkü fakirin bu amaçla aldığı hayvan kurban olarak belirlenmiştir.

Soru: Kurban niyetiyle satın alınan bir hayvanın değiştirilmesi caiz olur mu?
Cevap: Zenginin kurban niyetiyle satın aldığı hayvanı benzeri ve daha iyisi ile değiştirmesi caiz, fakat fakirin kurban niyetiyle satın aldığı hayvanı değiştirmesi caiz değildir.

Soru: Kurbanlık hayvan kesilmeden önce doğursa, yavrusunu kesmek gerekir mi?
Cevap: Evet, bu durumda yavrusunu da kesmek gerekir. Çünkü yavru anasına bağlıdır. Eğer yavru kesilmeyip satılırsa parasını sadaka olarak vermek gerekir.

Soru: Kurban ne zaman kesilir?
Cevap: Kurban kesme zamanı, kurban bayramının birinci günü tan yerinin ağarmasıyla başlar, üçüncü günü güneş batıncaya kadar devam eder. Ancak bayramın birinci günü kesilmesi efdaldir.

Şehirde ve bayram namazının kılındığı yerlerde kurbanın bayram namazından sonra kesilmesi şarttır. 37 Ancak bayram namazının kılınmadığı yerlerde bayram günü tan yerinin ağarmasından itibaren kesilebilir.

Soru: Birinci gün zeval (öğle) vakti girmeden önce bayram namazı kılınmadıysa kurban kesmek caiz olur mu?
Cevap: Bayramın birinci günü zeval vakti girmeden önce bayram namazı kılınmadıysa zevalden önce kurban kesmek caiz olmaz. Ancak, bayramın birici günü zeval vaktine kadar bayram namazı kılınmamışsa, zeval vaktinden sonra kurban kesmek caiz olur. Eğer bayram namazının kılınması ikinci veya üçüncü güne kalmışsa, bu günlerde kurban, zeval vaktinden önce de sonra da kesilebilir; bayram namazının kılınmasını beklemek gerekmez. Çünkü bayram namazıyla kurban kesmek arasında tertip, edada şart olup, kazada şart değildir. Bilindiği gibi bayram namazının vakti, güneşin bir veya iki mızrak boyu 40 yükselmesinden zeval vaktine kadar geçen süredir.

Soru: Kurban kesildikten sonra o günün bayram değil arefe günü olduğu anlaşılırsa kesilen kurban geçerli olur mu?
Cevap: Eğer Zilhicce'nin onuncu gününün olduğuna şahitlik edilir de bayram namazı kılındıktan ve kurban kesildikten sonar o günün bayram değil arefe günü olduğu anlaşılırsa kesilen kurban geçerli olur. Çünkü bu tür hatalardan korunmak her zaman mümkün olmayabilir.

Soru: Kurbanın vacip olması için zamanın neresine itibar edilir?
Cevap: Kurbanın vacip olması için zamanın sonuna itibar edilir. Yani, kurban bayramının üçüncü günü güneş batmadan önce zengin olan kimsenin kurban kesmesi gerekir. Aksine o günün güneşin batışından önce fakir düşen veya ölen kimseden kurban yükümlülüğü kalkar.

Soru: Zengin olan bir kimse kurban kesmeyip de bayram günleri geçtikten sonra düşse üzerinden kurban yükümlülüğü kalkar mı?
Cevap: Hayrı, bu durumda kişinin üzerinden kurban yükümlülüğü kalkmaz.

Soru: Mukimlik ve misafirlik için de zamanın soruna mı itibar edilir?
Cevap: Evet, mukimlik ve misafirlik için de zamanın sonuna itibar edilir. Yani kurban bayramının üçüncü günü güneş batmadan önce mukim olan kimsenin kurban kesmesi gerekir. Aksine o günün güneş batışından önce misafir olan kimseden kurban yükümlülüğü kalkar.

Soru: Fakir bir kimse kurban kestikten sonra, kurban kesme günlerinde zengin olursa tekrar kesmesi gerekir mi?
Cevap: Bu hususta iki görüş vardır. Tercih edilen görüşe göre tekrar kesmesi gerekmez.

VAKTİNDE KESİLMEYEN KURBAN


Soru: Zengin bir kimse herhangi bir sebepten dolayı bayram günlerinde kurban kesmemişse ne yapması gerekir?
Cevap: Bu durumda bir kurbanlık koyunun değerini fakirlere tasadduk etmesi gerekir. Ertesi seneye bırakılmaz.

Soru: Bir kimse kurban bayramında kesmek niyetiyle aldığı hayvanı kesmeyip kurban günleri geçerse ne yapar?
Cevap: Kişi zengin ise dilerse aynını, yani o hayvanı, dilerse kıymetini, fakir ise aynını tasadduk eder.

Soru: Bir kimse aldığı bir hayvanı bayram günlerinde kurban olarak kesmeyi adasa, fakat bayram günlerinde kesmezse ne yapması gerekir?
Cevap: Bu durumda sahibi zengin olsun, fakir olsun, o hayvanı fakirlere tasadduk etmesi gerekir.

KURBANIN KESİLMESİ


Soru: Kurban nasıl kesilir?
Cevap: Kurban kıbleye karşı yatırılır, dua niyetiyle:

(İnne salâtî ve nüsükî ve mahyâye ve memâtî lillâhi rabbi'l-âlemîne lâ şerîke lehû=Benim namazım, ibadetlerim, yaşayışım ve ölümüm, âlemlerin rabbi Allah için dir ki, O'nun ortağı yoktur) âyet-i kerimesi okunduktan sonra

(Bismillahi Allahü Ekber) denilerek kesilir. Kurbanı, elinden geliyorsa sahibi kesmelidir, değilse uygun gördüğü bir Müslüman'a vekalet verip kestirebilir.
Son düzenleyen Baturalp; 4 Mart 2017 00:21 Sebep: düzenlendi.
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
8 Ocak 2006       Mesaj #5
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

ORTAK KESİLEN KURBAN ETİNİN TAKSİMİ


Soru: Ortak kesilen kurbanın eti nasıl taksim edilir?
Cevap: Deve veya sığır gibi hayvanlar ortaklaşa kurban edildiğinde, etleri ortaklar arasında tartılarak eşit bir şekilde taksim edilmelidir. Göz kararı ile taksim etmek caiz değildir. Çünkü bu cinsin cinsle değişmesi hükmündü olduğu için fazlalık faiz olur. Ancak baş, deri ve ayaklardan bir şeyler ete eklenirse cinsin cins hilâfına değişmesi olacağı için göz kararı ile caiz olur.

Soru: Baba, oğul ve kardeşler gibi yakın akraba arasında ortaklaşa kesilen kurbanın etinin taksim edilmesi de gerekir mi?
Cevap: Aynı kazandan yemek yiyorlarsa etin taksim edilmesi gerekmez. Aksi taktirde gerekir.

Soru: Fakir bir kimse kurban niyetiyle satın alıp kestiği hayvanın etinden yiyebilir mi?
Cevap: Bu hususta iki görüş vardır. Bir görüşe göre yiyemez. Çünkü kendisine kurban vacip olmadığı halde böyle kurban alıp kesmesi bir adak hükmündedir. Diğer bir görüşe göre adamak söz konusu olmadıkça sadece kurban niyetiyle satın almakla adağa dönüşmeyeceği içi yemesinde bir sakınca yoktur. Fetva bu görüşe göredir.

KURBANIN DERİSİ


Soru: Kurbanın derisi ne yapılır?
Cevap: Kişinin kendi kurbanının derisini kullanması veya kendisinden yararlanabilecek bir şeyle değiştirmesi caiz ise de, uygun olan onu sadaka olarak bir yoksula vermektir.

Soru: Kurban derisi hayır kurumlarına verilebilir mi?
Cevap: Evet, kurban derisi şahıslara verilebildiği gibi hayır kurumlarına da verilebilir.

KURBANDA MÜSTEHAP OLANLAR


Soru: Kurbanda müstehap olan şeyler nelerdir?
Cevap: Kurbanda müstehap olan şeylerin başlıcaları şunlardır:
1- Kurban edilecek hayvanın bir müddet alıkonup beslenmesi,
2- Kurbanlık hayvanın boynuna gerdanlık gibi süs türünden bir şey takılması.
3- Kurbanın semiz olması,
4- Kesimden öne veya sonra dua okunması,
5- Elinden geliyorsa sahibinin kesmesi,
6- Kesildikten sonra gerdanlığın tasadduk edilmesi,
7- Kurbanın kesilmesinden sonra iki rek'at namaz kılması,
8- Kurbanın etinden sahibinin yemesi,
9- Kurban etinden tasadduk edilmesi.

KURBANDA MEKRUH OLANLAR


Soru: Kurbanda mekruh olan şeyler nelerdir?
Cevap: Kurbanda mekruh olan şeylerin başlıcaları şunlardır:
1- Kurbanlık hayvanın yününden veya sütünden yararlanılması.
2- Kurbanlık hayvanın değiştirilmesi,
3- Kurbanlık hayvana binilmesi,
4- Bulunması mekruh olan kusuru taşıyan hayvanın kurban edilmesi,
5- Kurbanın ehl-i kitaptan birine kestirilmesi,
6- Satın alınan kurbanlığa sonradan ortak olunması,
7- Kurban etinin veya derisinin satılması,
8- Kurban etinin nakledilmesi,
9- Kurban etinin veya derisinin kasap ücreti olarak verilmesi.
Son düzenleyen Baturalp; 3 Mart 2017 00:10 Sebep: düzenlendi.
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
13 Nisan 2006       Mesaj #6
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi

Kimlere kurban kesmek vâcibdir?


Mukîm olan, seferde olmıyan, âkıl-bâlig, hür, müslüman erkek ve kadının, ihtiyaç eşyasından fazla nisâb miktarı malı veya parası varsa, kurban kesmeleri vâcibdir. Kurban, koyun, keçi, sığırr, deveden birini, kurban bayramının ilk üç gününde, kurban niyeti ile kesmek demektir.

Seferî olan zenginin veya durumu müsâit olan fakîrin, kurban kesmesinde hiçbir mahzûr yoktur. Çok iyi olur, sevâb olur.
Ad:  Kurban4.JPG
Gösterim: 225
Boyut:  59.1 KB

Neler ihtiyaç eşyasına girer?


İhtiyaç eşyası demek, kıymetleri ne kadar çok olursa olsun, bir ev, bir aylık yiyecek, her yıl üç kat elbise, çamaşır, evde kullanılan eşya ve âletler, binecek vâsıtası, meslek kitapları ve ödeyeceği borçlarıdır. Bu eşyaların mevcut olması şart değildir. Eğer mevcut iseler, zekât ve kurban için nisâb hesâbına katılmazlar.

Ticâret için olmayan, ihtiyacından artan eşya, evindeki süs eşyası, yere serili olmayan halılar, kullanılmayan fazla ev eşyası, san'at ve ticâret âletleri, kurban için ihtiyaç eşyası sayılmaz. Bunlar, fıtra ve kurban için, nisâb hesâbına katılır.

Tarlasından aldığı mahsûl veya tarlanın, evin, dükkânın, atelyenin, kamyonun bir senelik kirâsı, ne kadar çok olursa olsun, bir yılıIk ev ihtiyacını veya aylık geliri, aylık ihtiyacını ve kul borcunu karşılamıyan kimse, İmâm-ı Muhammed hazretlerine göre, fakîrdir. Fetvâ da böyledir.

İmâm-ı a'zama göre ise zengin sayılır. Çünkü, mülkü olan tarlanın ve bu demirbaş malların değeri, ihtiyacın karşılar ve nisâb kadar da artar. Bunun, kirâyı her alışta, bir miktar ayırıp, biriktirerek kurban kesmesi lâzımdır. Ya'nî, büyük sevâba kavuşması lâzımdır. Fıtra vermez ve kurban kesmezse, imâm-ı Muhammed'e göre, günâhtan kurtulur.

Aldığı kira ile güç geçinen kimse, nisâba mâlik ise, para biriktirip, kurban kesmelidir. Etin hepsini kavurma yapıp, birkaç ay et parasından biriktirerek, gelecek yılın fıtra ve kurban parası olarak saklamalıdır. Böylece, kurban sevâbından mahrûm kalmamalıdır.

Bir sığırı en fazla yedi kişi ortak olarak kesebilir. Bunlara, nâfile kurban, adak veya akîka da ortak edilebilir.

Zenginin satın aldığına, sonradan ortak olmak câiz ise de mekrûhtur. Hiçbirinin hissesi yedidebirden az olmamalıdır. Sekiz kişinin yedi sığırı veya iki kişinin iki koyunu ortak satın almaları câiz olmaz. Çünkü, herbirinin her hayvanda hissesi vardır.
Son düzenleyen Baturalp; 4 Mart 2017 00:38
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
14 Nisan 2006       Mesaj #7
arwen - avatarı
Ziyaretçi

Muhterem Müslümanlar !


Hac sûresinin 34. ayetinde: “Biz her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanların üzerine Allah’ın adını ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İlahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız O’na teslim olun. (Ey Peygamberim!) itaatkâr ve mütevazı olan müminleri müjdele” buyrulmaktadır.

Kurban, ibadet maksadıyla muayyen bir zamanda, belirli şartları taşıyan bir hayvanı usûlüne göre Allah rızası için kesmek demektir. Akıllı, buluğa ermiş, yolcu olmayan ve belirli bir mali güce sahip olan her müslüman kurban kesmekle yükümlüdür. Koyun, keçi, sığır, manda ve deve, dinen kurban olarak kesilmesi kabul edilmiş hayvan türleridir. Bu hayvanların erkek veya dişi olması arasında fark yoktur. Ancak hayvancılığımızın geleceği açısından henüz yavru yapma çağındaki dişi hayvanlar değil; bunların erkeklerinin kurban olarak seçilmesi daha isabetli olur.

Koyun ve keçi bir kişi için; deve, sığır ve manda yedi kişiyi aşmamak üzere ortaklaşa kurban olarak kesilebilir. Kurban olmaya engel bir kusurunun bulunmaması şartıyla, koyun ve keçi cinsinden hayvanlar bir yaşını doldurduktan sonra, sığır ve manda cinsinden hayvanlar iki yaşını, deve ise beş yaşını tamamladıktan sonra kurban olarak kesilebilir.

Kurban, bayram namazının kılınmasından üçüncü günün akşamına kadar kesilebilir. Şafiî bilginlerin içtihatlarına göre kurban bayramın 4. günü akşamına kadar kesilebilir. Kurban sahibi, kurbanının etinden kendisi, ev halkı ve misafirleri yiyebileceği gibi etin bir kısmını veya tamamını fakirlere verebilir. Kurban, vekalet yoluyla da kestirilebilir. Kurban sahibi, kurbanın derisi, yünü ve sakatatını evde kullanabileceği gibi bir başkasına da verebilir, ancak kesim ücreti olarak veremez.

Değerli Mü’minler!


Kurban satış ve kesim yerlerinin uygun, yeterli ve modern kriterleri taşıması, asgari teknik ve temizlik şartlarına sahip olması gerekir. Bu maksatla il ve ilçelerde bulunan kurban komisyonları tarafından sağlık şartlarına uygun kurban satış ve kesim yerleri hazırlanmaktadır. Bu yerlerde kasap, sağlık personeli, veteriner ve din görevlisi bulundurulmaktadır. Kurban kesen herkesin bayramın birinci günü bu vazifesini yerine getirmek istemesi sebebiyle oluşan kalabalığı, kasap yetersizliğini ve trafik sıkışıklığını önlemek için kurbanın, bayramın ilk üç gününde kesilebildiği hususu bütün vatandaşlarımız tarafından dikkate alınmalıdır.

Muhterem Mü’minler!


Kurbanımızı kendi imkanlarımızla kesecek isek, izah edilen niteliklere uygun olan kurbanlık seçelim, onu incitmeden kesim yerine götürelim, eziyet vermeden güzelce sol yanı üzerine yatıralım, ayaklarını sağlam bir iple bağlayıp yönünü kıbleye çevirelim, bekletmeden, duamızı okuyup “bismillahi Allahüekber” diyerek keskin bir bıçakla keselim.

Aziz Müminler


Kesilen hayvanın derisinin yüzülmesine ve çevre temizliğine azami dikkati gösterelim. Kurbanın yenilmeyen ve kullanılmayan parçalarını sokağa atmayalım, mümkünse toprağa gömelim, kurban kesim esnasında çevrimizi rahatsız etmeyelim, temizlik ve sağlık kurallarına uymayı da ihmal etmeyelim.
Son düzenleyen Baturalp; 3 Mart 2017 00:17 Sebep: başlık ve sayfa düzeni
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
15 Nisan 2006       Mesaj #8
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Kesmek yerine sadaka vermekle bu ibadet yerine getirilmiş olur mu?


Mezheplerin çoğuna göre udhiyye kurbanının hükmü sünnettir. Hanefi fıkhında tercih edilen görüş ise, kurbanın vacip olduğudur. Ancak bir ibadetin farz olmayışı, onu ibadet olmaktan çıkarmayacağı gibi, şeklinin de değiştirilmesini gerektirmez. İbadetlerin; şekil, şart ve rükünleri olduğu gibi hikmetleri, amaçları ve teşri gerekçeleri de vardır. İbadetlerdeki bu özelliklerin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün değildir.

Fıkhi hükmü ister vacip, ister sünnet olsun; kurban ibadeti ancak kurban olacak hayvan usulüne uygun olarak kesilerek yerine getirilebilir. Bedelini infak etmek suretiyle, kurban ibadeti yerine getirilmiş olmaz. Allâh Teâlâ’nın rızasını kazanmak niyetiyle, karşılıksız olarak fakir ve muhtaçlara yardım etmek, iyilik ve ihsanda bulunmak da Müslüman’ın önemli vazifelerinden biridir. Zaruret derecesinde ihtiyaç içerisinde bulunan kimseye yardım etmek dinimizde farz kabul edilmiştir. Ancak, bu iki ibadetin birbirinin alternatifi olarak sunulması doğru değildir.
Son düzenleyen Baturalp; 3 Mart 2017 00:18
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
16 Nisan 2006       Mesaj #9
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi

Kurban kesilirken nelere dikkat edilir?


Kurban satın alınırken, (Bayram günü kesmesi vâcib olan kurbanı almaya) niyet etmelidir. Bunu keserken, tekrar niyet etmesi şart değildir.

Hayvanı keserken üç kerre bayram tekbîri okunur. Sonra "Bismillahi Allahü ekber" diyerek, hayvanın boğazının herhangi bir yerinden kesilir. "Bismillahi" derken, (h) yi belli etmek lâzımdır.

Hayvanın boğazında "Merî" denilen yemek borusu, "Hulkûm" denilen hava borusu ve "Evdâc" denilen iki yanda birer kan damarı vardır. Bu dört borudan üçü bir anda kesilmelidir. Kesenin de kıbleye karşı dönmesi sünnettir.

Hayvan tamamen ölüp, çırpınması durmadan, kafasını koparmak ve derisini yüzmeye başlamak da mekrûhtur. Kesmesini bilenin kendi kesmesi müstehabdır. Bilmiyenin, vekîline kestirmesi ve kesilirken yanında bulunup, (En'âm) sûresinin yüzaltmışikinci "İnne salâtî" âyetini "lâ şerîke leh"e kadar okuması müstehabdır.
Son düzenleyen Baturalp; 3 Mart 2017 00:31
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
17 Nisan 2006       Mesaj #10
arwen - avatarı
Ziyaretçi

Kurban ibadeti İslâmiyetten önce de vardı.


Cenab-ı Hakk'ın dostu olma şerefiyle şereflenmiş bir peygamber olan İbrahim (a.s.) bir adakta bulunmuş, bir oğlu olduğu takdirde onu Allah'a kurban edeceğini adamıştı. Aradan geçen zaman içerisinde oğulları olmuş ama o, adağını nasılsa unutmuştu. Rüyada oğlunu kurban ediyor görmüş ve irkilmişti. Hz. İbrahim bu rüyayı üç ayrı gece görmüştür. Peygamberlerin rüyası vahiy olduğu gibi onlar tarafından yapılan tabirleri de vahiydir. İbrahim a.s. da rüyasını, oğlunu kurban etmesi gerektiği şeklinde tabir etmiş ve böylece bu tabir de vahiy olmuştur. Artık Hz. İbrahim'in bu vahyi yerine getirmesi gerekiyordu.

Elbette bu çok zordu ama Allah'tan aldığı vahye uymaması daha zordu. İbrahim a.s büyük bir imtihan karşısında olduğunu anladı. Hiç tereddüt etmeden Allah'a teslim oldu ve durumu oğlu İsmail aleyhi's-selâm'a açmaya karar verdi.

Şimdi konu ile ilgili olarak Kur'an-ı Kerim'in açıklamalarını dinleyelim: Allah Teala buyuruyor:

"İbrahim 'Ey Rabbim, bana iyilerden (bir oğul) ihsan et' dedi. Biz de kendisine yumuşak huylu bir oğul müjdeledik. Oğlu yanında koşacak çağa gelince, 'Ey oğlum, ben seni rüyamda boğazladığımı gôrüyorum, bir düşün, ne dersin ?' dedi. (İsmail) Babacığım, sana ne emrolunuyorsa yap. İnşaallah beni sabredenlerden bulacaksın.' dedi. Her ikisi de Allah'a teslim oldular (Allah'ın emrine boyun eğdiler). İbrahim, oğlunu şakağı üzerine yatırdı. Biz de ona şöyle seslendik: 'Ey İbrahim, rüyana gerçekten sadakat gösterdin, şüphesiz ki bu apaçık bir imtihandı.' Dedik ve ona (İsmail'e karşılık ) büyük bir kurbanlık fidye verdik. Kendisine sonradan gelenler için de iyi bir nam bıraktık. Selam olsun İbrahim'e. İşte biz iyilik yapanları böyle ödüllendiririz. Çünkü 0, bizim mümin kullarımızdandır."

Görülüyor ki, Kur'an da Hz. İbrahim'in gördüğü rüyanın vahiy olduğunu teyit etmiştir. Çünkü Cenâb-ı Hak kendisine seslenirken: "Ey İbrahim, gördüğün rüyaya gerçekten sadakat gösterdin." buyurmuştur. İbrahim a.s, Allah'ın emrine boyun eğerek oğlunu kurban etmek üzere şakağı üzerine yatırınca Cenab-ı Hak, İsmail'in yerine bir koyun kurban etmesini emretmiştir. Bu, Allah'ın insanlığa büyük bir lütfudur. Allah, insanları Hz. İbrahim'in aracılığı ile insanı kurban etmekten korumuş olmasaydı muhtemelen insanlar, insan kurban etme, gibi korkunç bir geleneğe sahip olabilirdi ve insanları bu korkunç gelenekten kimse de kurtaramazdı.

İbrahim a.s oğlu yerine Cenâb-ı Hakk'ın kendisine gönderdiği koçu kurban etmiştir. Böylece kurban Hz. İbrahim'den sünnet olarak bize intikal etmiştir. Kurban, insanın Allah'a yaklaşmasına ve O'nun rızasını kazanmasına vesile olan bir ibadettir. "Kurban" kelimesinde bu mana vardır. İnsan kurban kesmekle İbrahim (a.s.) gibi Allah'a ve O'nun emirlerine bağlılığını, gerekirse O'nun rızasını kazanmak için her fedakârlığa katlanacağını göstermiş olur.

Allah'ın hoşnutluğunu kazanmak için yapılan her şeyde esas olan iyi niyettir. Kurbanda da böyledir, iyi niyet ve ihlas esastır. Bakınız, bu konuda Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

"Onların (kurbanların ) ne etleri ne de kanları Allah'a ulaşır. Fakat O'na sadece sizin takvanız ulaşır.'' Esasen Allah Teâla ancak takva sahiplerinin yapmış oldukları ibadetleri kabul eder. Maide suresindeki şu ayet-i kerimeler bu konuyu bir örnek vererek açıklıyor. Allah Tealâ buyuruyor.

"(Ey Muhammed) Onlara Adem'in iki oğlu ile ilgili haberi hakkıyle oku. Hani her ikisi birer kurban sunmuşlardı, birinden kabul edilmiş, diğerinden kabul edilmemişti (Kurbanı kabul edilmeyen ötekine). Seni öldüreceğim, demişti. Diğeri ise : Allah, yalnız kendisinden korkanlardan kabul eder, dedi ve devam etti : "Allah'a yemin ederim ki sen beni öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim. Ben, alemlerin Rabbi olan Allah'tan korkarım.'' dedi.

Görülüyor ki, kurban kesenlerden biri iyi niyeti ve Allah'tan korkması sebebiyle sunduğu kurban kabul görmüş, diğeri ise kötü niyeti sebebiyle kurbanı kabul edilmemiştir. Sevgili Peygamberimiz de bu konuda şöyle buyurmuştur :

"Amellerin kıymeti ancak niyetlere göredir. Herkesin niyet ettiği ne ise eline geçecek olan ancak odur.''

Kurban, İslâm'daki sosyal yardımlaşma ve dayanışmanın bir başka örneğidir. Her gün dünyada sayısız hayvan kesilir ve bundan çoğunlukla varlıklı kimseler yararlanır. Halbuki kurban bayramında kesilen kurbanlardan daha çok yoksullar ve hayır kurumları istifade eder.

Kurban Bir İbadet midir Yoksa Gelenek midir?
Kurban bir gelenek değil, kitap ve sünnetle meşrûiyeti sabit olan bir ibadettir. Kurban da zekat gibi Hicretin ikinci yılında meşru kılınmıştır. Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyuruluyor:

"Kurbanlık deve ve sığırlar, Allah'ın size olan nişanelerinden kıldık. Sizin için onlarda hayır vardır. O halde onları ön ayaklarından biri bağlı olduğu halde keserken üzerlerine Allah'ın adını anın. Yanları yere yaslandığı vakit onların etlerinden yiyin, kanaat edip istemeyene de, isteyene de yedirin. Böylece onları sizin emrinize verdik ki, şükredesiniz."(5)

Peygamberimiz de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
"Ademoğlu kurban bayramı günü, Allah katında kurban kesmekten daha sevimli bir iş yapmamıştır. Şüphesiz ki o kesilen kurban kıyamet günü boynuzları ve kılları ile gelir. Hiç şüphe yok ki, kurbanın kanı yere düşmeden önce Allah katında kabul görür. Öyle ise gönüllerinizi kurban ile hoş edin."

Peygamberimiz kurbanı tavsiye ederlerken kendileri bizzat kurban keserek de örnek olmuşlardır. Müslim'in rivayetine göre Enes (r.a.) şöyle demiştir :

"Allah'ın Resûlü, beyaz renkli iki koç kurban ederdi."

Kurbanın Hükmü


İslâm alim ve müçtehitleri kurbanın hükmü hakkında farklı içtihatlarda bulunmuşlardır. İmam Azam Ebû Hanife'ye göre kurban vaciptir. Delili de:"Rabbin için namaz kıl ve kurban kes"Msn Note âyet-i kerimesinin delâletiyle peygamberimizin :

"Kimin hali vakti yerinde olur da kurban kesmezse namazgahımıza yaklaşmasın."

Hadisindeki vaid (korkutma) dır. Böyle bir korkutma ancak vacip olan bir ibadetin terki için yapılır. Yani İmam Azam demek istiyor ki, kurban vacip olmasaydı peygamberimiz onu terkedene böyle bir tehditte bulunmazdı. Şâfiî, Mâliki ve Hanbelîler ile Hanefîlerden İmam Ebû Yusuf'a göre ise kurban vacip değil, sünnet-i müekkededir.

Kurbanın sünnet olduğunu söyleyenlerin dayandıkları delillerin bir kısmı aşağıdaki hadis-i şeriflerdir: Ümmü Seleme (r.a.)' den rivayete göre Peygamberimiz şöyle buyurmuştur:

"Bilinen on gün girdiği vakit elinde kurbanı olup kurban kesmek isteyen kimse (bedeninden) asla bir kıl almasın, tek bir tırnak kesmesin."

Bu hadis-i şerifte Peygamberimiz kurbanı kişinin isteğine bırakmıştır. Bu ise onun vacip olmadığını gösterir. Bir başka hadis-i şerif ise meâlen şöyledir:

"Üç şey vardır, bunlar bana farz, size nafiledir. Onlar da vitir, kurban ve kuşluk namazıdır."

Kurbanın hükmü (yani vacip mi sünnet mi olduğu) hakkındaki bu farklı görüş ve içtihatlar sebebiyle; bir kimsenin zekât, hac, sadaka-i fıtır, ve kurban borcu olduğu halde vefat edip bu borçlarının ödenmesi için malının üçte birini vasiyet etse (ki ancak malının üçte birini vasiyet etmeye mezundur) malının üçte biri yeterse borçlarının tamamı ödenir. Malının üçte biri borçlarını ödemeye yetmediği takdirde önce zekât borcu ödenir. Çünkü borçların içerisinden önemli olanı zekâttır. Bu borcu ödendikten sonra malı artarsa haccı yaptırılır. Bundan sonra sadaka-i fıtır borcu ödenir. Daha sonra da malı kalırsa kurban borcu ödenir

Arafat, Mekke’nin 25 km. güney doğusunda bulunan geniş bir alanın adıdır. Arafat vakfesi bu alanda yapılır. Bu geniş alanın sınırları levhalarla gösterilmiştir. Arafat vakfesi, haccın en önemli bölümüdür. Haccın geçerli olabilmesi için belirlenen süre içinde bir an bile olsa orada ihramıyla bulunanlar, görevlerini yapmış sayılır. Çünkü süresi içinde orada bulunamayanlar o sene hacca yetişememiş sayılırlar. Hz.Peygamber "Hac Arafattır" buyurmuştur.

Arafat Vakfesinin Zamanı


Arafat vakfesinin zamanı, yani Arefe günü öğlen vakti, Güneş’in tepe noktasına gelip Batı’ya meyletmeye başladığı andan (Zeval vaktinden) bayramın birinci günü fecr-i sadık dediğimiz tan yerinin ağarmaya başladığı ana kadarki süredir.

Bu süre içinde her ne halde olursa olsun (uykuda, baygın, vakfenin farkında olsun, ya da olmasın) bir an orada bulunan kimse vakfe farzını yerine getirmiş olur.

Arafat Vakfesinin Yapılışı


Arafe günü Arafat’ta öğle ve ikindi namazları birleştirilerek kılındıktan sonra, ayağa kalkılarak kıbleye karşı dönülür. Diyanet İşleri Başkanlığı, bütün Türk hacılar için Arafat duasının tek bir çadırdan yönetmektedir. Arafat duası da genelde ayakta yapılmaktadır. Telbiye, tekbir, tehlil ve salavat getirilir. Tevbe, istiğfar ve dua edilir. Esas olan herkesin içinden geldiği gibi dua etmesidir. Ancak isteyenler Dua kitabındaki Arafat Vakfesi duasını okuyabilirler.

DİKKAT: Arafat'a çıktığınız zaman Cebel'ü Rahme tepesine gitmek isterseniz, çok erken saatte gitmeye çalışın. Çünkü burası Türk hacı adaylarının kaldığı çadırların bulunduğu yere çok uzak. Burası Hz. Adem ile Havva'nın yer yüzünde ilk buluştukları nokta olarak biliniyor. O nedenle özellikle buraya yakın yerde çadırları bulunanlar, çıkıp dua etmeye çalışıyorlar. Ama unutmayın! Günün her saati burası çok kalabalık.

Hangi Hayvanlar Kurban Edilir?


Kurban edilecek hayvanlar; koyun, keçi, deve, sığır ve mandadır.

Bu hayvanlardan devenin 5, sığır ile mandanın 2 ve koyun ile keçinin 1 yaşını doldurmuş olmaları gerekir. Ancak koyunlar altı ayı tamamladıkları halde bir yaşını doldurmuş gibi gösterişli olurlarsa bunlar da kurban edilebilir. Bir koyun veya keçiyi ancak bir kişi kurban edebilir. Fakat sığır, manda ve deve yedi kişiye kadar ortaklaşa kurban edilebilir. Ortakların tek veya çift olmalarında bir sakınca yoktur.

Ortakların hepsi ibadet niyetiyle katılmak durumundadır. Meselâ ortaklardan biri vacip olan kurbanı, diğeri adak kurbanı, bir diğeri de nafile kurbanı niyet edebilir. Çünkü hepsinin niyeti ibadettir. Fakat ortaklardan biri her hangi bir ibadet değil de et kasdiyle katılmış olsa bu sahih olmaz, diğerleri de niyet etmiş oldukları kurbanı kesmiş, sayılmazlar.

Hangi Ayıplar Hayvanın Kurban Olmasına Mani Olur?
Bilindiği üzere kurban bir ibadettir. Bunun için kurbanlık hayvanların kusursuz olmaları esastır. Her kusur olmasa da bazı kusurlar kurbana manidir. Bu kusurlar kısaca şunlardır:
İki veya bir gözü kör olan,
Aşırı derecede zayıf olan,
Kesim yerine yürüyerek gidemeyecek derecede aksak olan,
Kulağının, kuyruğunun veya tenasül organının üçte birinden fazlası gitmiş olan,
Dişlerinin yarıdan fazlası düşmüş olan,
Doğuştan kulağı ve tenasül organı olmayan,
Koyun ve keçide bir, sığırda iki memesi kurumuş olan,
Burnu kesilmiş olan,
Dilinin çoğu kesilmiş olan,
Ölüm derecesinde hasta olan.
Böyle kusuru olan hayvanları kurban etmek câiz değildir. Bunun için kurbanlık satın alınırken kusurlu olup olmadığına dikkat etmek gerekir. Kurban, bayram namazı kılınan yerlerde namazdan sonra olmak üzere bayramın ilk üç günüdür. (Şafiîlerde dördüncü günü de olabilir.) Arefe günü veya bayramın ilk üç gününden sonra kurban kesmek, kurban olmaz. Peygamberimiz buyuruyor :

"Bu günümüzde yapacağımız ilk şey bayram namazı kılmaktır. Sonra evlerinize dönüp kurban kesmek olacaktır. Her kim böyle yaparsa sünnetimize uygun iş yapmış olur. Kim önce kurban keserse o da ancak ailesine bir et sunmuş olur, bu kestiği kurban olmaz.''(15)
Son düzenleyen Baturalp; 3 Mart 2017 00:32 Sebep: düzenlendi.

Benzer Konular

4 Ekim 2014 / Misafir Soru-Cevap
4 Mart 2017 / Ziyaretçi Cevaplanmış
4 Mart 2017 / Ziyaretçi Cevaplanmış
6 Ocak 2009 / Ziyaretçi Soru-Cevap