Arama

Özgün

Güncelleme: 27 Eylül 2012 Gösterim: 34.949 Cevap: 8
tubis__17 - avatarı
tubis__17
Ziyaretçi
27 Temmuz 2006       Mesaj #1
tubis__17 - avatarı
Ziyaretçi
Özgün

Sponsorlu Bağlantılar
Hayatım
19 Ekim 1979’da Eskişehir’de doğdum. Çalışan bir anne- babanın çocuğuydum. O zamanlar annem sekreter, babam memurmuş. Tek çocuk olarak büyüdüm… Hayatımdaki en önemli kişilerden biri dedem İlyas Küçükcan’dır. Dedem eğitimci ve yazardı.

8 yaşındayken Eskişehir Anadolu Üniversitesi Çocuk Korosu’na girdim. Daha o yaştayken bile tek hayalim konservatuvara gidebilmekti. Ancak babam bu konuya pek de olumlu yaklaşmıyordu. O konservatuvara torpille girilebileceğine inandığı ve de bu konuda benim üzüleceğimi düşündüğü için beni sürekli bu fikirden uzaklaştırıyordu.
Ama ben çok direndim ve de sınav sabahı uyuya kalan babamı zorla uyandırarak konservatuvar sınavına girdim. Sınavda parmaklarıma ve dişlerine baktılar. Aralık olan dişlerimden acaba hava kaçırır mıyım diye korktular herhalde.

Sonuçlar açıklandı, viyola bölümünü kazanmıştım. Annem ve babamla birlikte ansiklopediden viyolayı arayıp bulduk ve nasıl bir enstrüman olduğunu o zaman öğrendim. Çünkü o zamana kadar viyola diye bir enstrüman hiç görmemiştim.

11 yaşımda tek başıma Ankara’nın yolunu tuttum… Ankara Devlet Konservatuvarı’nda yatılı olarak okumaya başladım. O okuldaki hele yatakhanedeki ilk günlerimi hiç unutmam. Herkes ailesinden uzak olduğu için ağlıyordu ama ben hedefime ulaştığım için çok mutluydum.

Ailem harçlık yolluyordu ama ben o parayı okuldan kaçıp arkadaşlarımla atari oynayarak harcıyordum. Tabii sonra da aç kalmamak için peynir ekmeğe talim ediyordum.
Öğretmenlerim benden memnundu ama hepsinin ortak kanaati aynıydı. “Çok yeteneklisin ama çalışman gerekir”… Yani çok çalışkan değildim…

Bir yandan da gitar çalıyordum kendi kendime… 16 yaşındayken bu işten para kazanmaya başladım. Tabii hem gitar çalıp, hem şarkı söyleyerek.
Önce kafelerde sahneye çıkmaya başladım. İlk işimden 500 bin lira almıştım.

Yatılı okuduğum için tabii ki sahneye çıkma konusunda çok zorlanıyordum. Okuldan kaçıyor, sahne programımı yapıyor ve gece 03’de tekrar sessizce yatakhaneye giriyordum. Yani o dönem hep kapı yerine pencereyi kullandım. Bu arada ailem okurken çalışmama karşı olduğu için çalıştığımı onlardan da saklamıştım.

Kafelerden barlara transfer oldum. İlk bar çalışmam çok beğenildi ve epey bir popülerlik kazandım. Tabii yaşım küçük olduğu için sanırım bu beni şımarttı ve patrona şartlar öne sürmeye başladım. Sonuç: İşime son verildi… Artık işsizdim…
Neyse ki bu dönem çok uzun sürmedi yine barlarda iş buldum. Gece 24’de sahne alıp, sabahın ilk ışıklarında sahneden iniyordum. 5 kişilik orkestramla yine çok popüler oldum.

Her şey yolunda gibi görünse de ters giden bazı şeyler de vardı… Geceleri çok geç yattığım için viyola çalışmalarım etkilenmeye başlamıştı. Çünkü ben viyoladan çok şarkı söylemeye zaman ayırıyordum.

Mezuniyet dönemim gelip çattığında içimi “ya mezun olamazsam” korkusu sardı. Her şeyden elimi eteğimi çektim ve kendimi okulun çalışma odasına kapatıp sabahlara kadar viyola çalıştım.

Bu sıkıntıları unutturacak bir sonuçla okuldan mezun oldum. 100 üzerinden 99 aldım…Okulda kalmam için teklif geldi. Kabul ettim ama bir yandan da bar çalışmalarına devam ediyordum.

Bu arada Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nda da çalışmaya başladım. Araya bir de master sıkıştırdım ve Polonya’ya gidip master class çalışması yaptım.

Polonya dönüşü okulun oda orkestrasında da çalışmaya başladım. Bir yandan da senfoni orkestrası ve dışarıda da bar çalışmalarım devam ediyordu. Tam bir üçgen oluşmuştu. İtiraf etmeliyim bir yanda klasik müzik, öte yanda pop, tam bir ikilem yaşadım o dönemde…

Tabii ki amacım senfonide kadrolu olarak yer alabilmekti. Ama zaman içinde bu ihtimalin zayıfladığını gördüm ve sonunda klasik müzik ile yollarımı ayırmaya karar verdim.

Bu arada pop müzik sanatçıları değil ama kendi sözlerini ve müziklerini yapan sanatçılar benim çok dikkatimi çekiyordu. Bu konuda kendimi yokladım ve bir de baktım besteci kimliğim beni başka bir yöne çekiyor. Artık ben de söz yazıp, beste yapıyordum.
İçimden gelen sese kulak verdim ve de Türkiye’nin iyi müzik yapan müzisyenlerinden ve sevilen pop starlarından biri olma kararı aldım kendi kendime…
Sizce iyi etmiş miyim böyle bir karar almakta, ne dersiniz?



Özgün'ün "İlk"leri
İlk aşkı:

1992-2002 yılları arasında yaşadığım ilk kız arkadaşımla olan aşkım.

İlk ayrılığı:
2002’de bir daha bir araya gelmemek üzere 10 yıllık ilişkimi bitirdim.

İlk önemli kararı:
Konservatuar sınavına girmek.

İlk pişmanlığı:

İstanbul’a albüm yapmak için ilk geldiğimde çok korktum ve de geldiğime pişman oldum.

İlk para kazandığı iş:
Bir kafede gitar çalıp, şarkı söylemek.

İlk gerçekleşmesini istediği hayali:
Konservatuara girmekti.

İlk yaptığı yemek:
Yumurta

İlk kavgası:
Küçükken mahallede Ersoy adlı bir çocukla kavga etmiştim.

İlk küstüğü kişi:
Kimseyle küsmeyi sevmem.

İlk büyük hayal kırıklığı:
Konservatuar eğitimim sırasında çok önemli bir sınavdan düşük not almıştım.

İlk büyük sevinci:
Konservatuarı kazandığımı öğrendiğim an yaşadığım sevinç.

İlk hayattan öğrendiği ders:
Hayatı hiç boşlamamak lazım, yoksa düşersin.

İlk korkutan olay:
Her şeyin ilki beni biraz korkutur.

İlk okuduğu kitap:
Şeker Portakalı


İlk etkilendiği oyuncu:
Robin Williams


Özgün'ün "En"leri
En sevdiği insan:
İnsanlar desek olmaz mı; ailem.

En büyük korkusu:
Yalnız kalmak.

En büyük aşkı:
Daha yaşamadığım aşk.

Başına gelen en büyük olay:
Bir gece sahnede şarkı söylerken önde oturan bir adam tabancasını çekti ve sağa sola ateş etmeye başladı. Ben yere attım kendimi ve yerde şarkımı söylemeye devam ettim. Olay bitince de “Kurşun Adres Sormaz ki” adlı şarkıyı söyledim.

En çok neye güler:
Kamera şakaları ve Ata Demirer.

En sevdiği huyları:
İyi niyetli ve arabulucu olmam. Yani herhangi bir anlaşmazlık olduğunda hemen araya girip insanları uzlaştırabilirim.

En sevdiği yemek:
Balık.

En sevdiği şehir:
Ben Eskişehir’de doğdum, Ankara’da büyüdüm bu nedenle de İstanbul bana çok büyülü geldi.

Söylediği en büyük yalan:
Ben hiç yalan söylemem (Bundan büyük yalan var mı)

En önemli pişmanlığı:
Konservatuarı bitirme döneminde çalışmadım ve çok zorlandım.

En önemli hatası:
İlk bar çalışmamda biraz tanınınca şımardım ve de patrona şartlar ileri sürdüm sonunda da işsiz kaldım.

En büyük başarısı:
Umarım bu albüm olur.

En büyük başarısızlığı:
Sınavlarda aldığım birkaç kötü not dışında yok.

En üzüldüğü olay:
Aldatılmak

En heyecanlandığı an:
Okulun oda orkestrası ile konser veriyorduk ve ben viyola gurup şefiydim. Uzun bir notada solo yapmam gerekiyordu. Yayı çekerken heyecandan elim titredi ve kendimi çok kötü hissettim.


Özgün'ün kendine ait bir web sitesi var Özgün Online girin ve bakaın özgün hakkında herşeyi burda bulabilirsiniz.

img0122xd2

Biyografi Konusu: Özgün nereli hayatı kimdir.
tubis__17 - avatarı
tubis__17
Ziyaretçi
27 Temmuz 2006       Mesaj #2
tubis__17 - avatarı
Ziyaretçi
img0188io1

Sponsorlu Bağlantılar
Son düzenleyen Kral_Aslan; 13 Eylül 2008 14:14
tubis__17 - avatarı
tubis__17
Ziyaretçi
28 Temmuz 2006       Mesaj #3
tubis__17 - avatarı
Ziyaretçi
img0028pn4
Son düzenleyen Kral_Aslan; 13 Eylül 2008 14:14
tubis__17 - avatarı
tubis__17
Ziyaretçi
29 Temmuz 2006       Mesaj #4
tubis__17 - avatarı
Ziyaretçi
KANDIRMAM LAZIM KLİP ARKASI RESİMLERİ


img0205ynyu5



img0239ynbt9


img0275ynne9
tubis__17 - avatarı
tubis__17
Ziyaretçi
30 Temmuz 2006       Mesaj #5
tubis__17 - avatarı
Ziyaretçi
anadolu3wk4
Son düzenleyen Kral_Aslan; 13 Eylül 2008 14:15
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
20 Haziran 2008       Mesaj #6
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Özgün

ozgunphoto2tf6
arwen - avatarı
arwen
Ziyaretçi
20 Haziran 2008       Mesaj #7
arwen - avatarı
Ziyaretçi
ozgun 21
karayel - avatarı
karayel
Ziyaretçi
5 Kasım 2008       Mesaj #8
karayel - avatarı
Ziyaretçi
Romantik görünmekten sıkıldım

Özgün

“En İyi Çıkış Yapan Şarkıcı” ödüllerini 3 yıldır toplayan Özgün, son günlerdeki elektronik müzik savaşları hakkında yorum yaptı. Elektronik müzik yapan kişilerin tavrının cool olması gerektiğini belirten şarkıcı; “Demet Akalın değil ama Ayşe Hatun Önal’ın tavrı yaptığı müziğe gayet uygun” dedi.

Geçen yıl; “Yaz mevsiminin en iyi albümünü ben yaptım” diye oldukça iddialı konuşmuştunuz. Umduğunuz gibi oldu mu her şey?
Vallahi oldu. Öncelikle ödüllerimizi aldık. En çok satan albüm sıralamasına girdik. Ki sadece dokuz kişiye verildi bu ödül. Bütün parçalarımız sevildi. Amacımıza ulaştık. Eylül ayında kapanış klibiyle inşallah bu albüme son vereceğiz.

Başarının tek göstergesi ödül almak mıdır?
Değil ama ödül almak farklı bir şey. Bir de ödül almayı kimse umursamıyor gibi gözükse de, herkes o ödülü almak istiyor. Aynı dönemde benimle birlikte yola çıkan pek çok isim yok olup gitti. İlk çıktığım zamandan itibaren bütün müzik ödüllerinde hep en iyi erkek dalına aday gösteriliyordum. Geçen yıl zaten bütün en iyi çıkışları topladık. 40’a yakın ödül aldık. “Bu sene ne yapacağız” diye düşünüyorum şimdi. Bakalım beni nereye aday gösterecekler!

Bu yaz sizin geçen seneki albümünüz yine piyasada olacak. Yani yenilik yok. Peki yine de iddialı mısınız?
Aslında bir buçuk ay önce çok güzel bir, iki tane parça yaptık. Dedik ki: “Bir klip çeksek, albüme ekstra bir parça olarak koysak.” Sonra düşündük; daha “Nöbetçi Aşık” şarkımız var. Hem albümümüzün isim parçası, hem de ilk çıktığından beri çok fazla istek alıyor. Zaten biz o şarkıyı yaza şaklamıştık. Bu arada yeni klibimizi “Kıpır Kıpır”a çektik. Çok enteresan ve iddialı bir klip oldu.

Hangi açıdan enteresan bir klip oldu?
Bir kere görüntü, tavır olarak çok farklı. Aslında benim hep içimde olan, ama ya parçadan ya da klibin senaryosundan dolayı bir türlü ortaya koyamadığım bir sahne enerjisi vardı. Bunu ortaya koyalım istiyorduk. Çünkü hep romantik ve sakin adam gibi görünüyorum. Bu durumdan sıkılmaya başladım. Sürekli sakin bir adam değilim! Bu şarkı agresif ve biraz da içinde erotik sözler olan bir şarkıydı. Sonuçta konuşulacak bir klip oldu.

Kendinize daha güvenli görünüyorsunuz artık...
İlk zamanlarda da kendime çok güveniyordum. Ama Türkiye’de çok güvenli işler olmayabildiği için önümüzü tam göremiyorduk. Baktık ki; doğru yolda ilerliyoruz. Artık insanların aklında Özgün ismi de bir yere oturdu. Başkalarıyla karıştırılmıyorum. Tabii tüm bunlar insanın özgüvenini artırıyor. Biraz da tecrübe kazandık yani!

Bir de son zamanlarda elektronik müzik modası var. Hatta elektronik müzik tartışmaları yaşanıyor ülkemizde...
Aslında dünyada da büyük bir trend elektronik müzik. Türkiye’de bunun örneklerinin olması normal. Ama çok iyi elektronik müzik yapıldığını düşünmüyorum. En iyi örneği Bedük mesela. Hande Yener de doğru işler yapıyor. Bunların dışındakiler yine klasik pop şarkılarına, bir iki tane elektronik ses ekleyip, elektronik müzik yapmış gibi dolaşıyor. İnsanlar bu müziği kulüplerde çalmak için isteyebilir. Ben de eğlenmek için elektronik müzik dinlerim. Ama evimde ya da arabamda akustik müzikleri dinlemeyi tercih ederim.
Bir de komik olan şey şu; bizde biri bir şey yapıyor. Onunki tutarsa herkes aynısını yapıyor.

Peki elektronik müzik savaşlarına ne diyorsunuz? Demet Akalın, Ayşe Hatun Önal... Herkes en iyisini kendinin yaptığını iddia ediyor...
Aslında Ayşe’nin yaptığı doğru bir iş. Gerçekten düzgün ve güzel bir iş yapıyor. Bir de elektronik müzik yapanların biraz cool olması gerekir. Hali, tavrı... Demet değil ama Ayşe yaptığı müziğe uygun hal ve tavır sergiliyor. Demet’in yaptığı müzik elektronik değil, bildiğimiz popüler müzik.

Siz yeni albümünüzle ilgili çalışmalara ne zaman başlayacaksınız?
Bir süre uzak kalıp, dinlenmeyi düşünüyorum. Çünkü üç yıldır hiç ara vermeden çalıştık. Yurtdışına gitmeyi düşünüyorum.

Peki bunca süre ara vermeden çalıştıktan sonra, mola verebilecek misiniz?
Ortaya bir şeyler çıkması için bunalıma girmem gerek. Onun için ara veriyoruz zaten. Yoksa mutlu olmak için ara vermiyoruz!

Bir ara dizi film projeniz vardı. Neden gerçekleşmedi?
Teklifler geliyordu. Benim kabul etmeyi düşünme sebebim maddi sıkıntılardı. Sonra dedim ki; “Üç, beş kuruş kazanacağım diye, daha kendimi müzikal anlamda ispat etmeden bir de başka bir yönde insanların kafasını karıştırmayayım.” Diziye harcayacağım enerjiyi, müziğe harcamak daha mantıklı geldi bana. Biraz daha sabrederiz, biraz daha bekleriz. Daha iyi işler, daha iyi besteler yaparız. “Para elbette kazanılır” diye düşündük ve dizi projesinden vazgeçtik. Bir de TV programı projesi vardı. Baktım ki; habire gidiyoruz, görüşüyoruz. Ucu bucağı gözükmeyen projeler hiçbir zaman bana güven vermedi. Bir de herkes her şeyi çok iyi yapıyor gibi konuşuyor; herkes oyuncu, herkes yönetmen. O insanların konuşmaları ve tavırları bana sahte geldi.

Allah bana aşk yaşatmasın

Bu süre içinde bizden gizli saklı bir aşk yaşadınız mı?
Duygusal olarak bir şeyler hissettiğim, yakınlaştığım insanlar oldu. Ama boyut değiştirmesine işim engel oldu. Çünkü kadınlar da doğal olarak ilgi istiyorlar. Benim de işim var, vaktim yok. O yüzden genelde başlama arifesindeyken, hep uzak durdum ve başlamasını engelledim.

Ne olacak bu işin sonu peki?
Ben çok kötü aşık olacağım birine. Kesin olacak bunu biliyorum ve onu bekliyorum. Çıkacak biri mutlaka. Bu işe girerken, böyle olacağını biliyordum. İkisi birlikte maalesef çok kolay yürümüyor.

Ya deli gibi aşık olursanız...
O zaman çok fena bir durum işte! Zaten ben çok fazla aşık olursam, onun söylemesine gerek kalmadan gereğinden fazla ilgi gösteririm. İşte sorun da orada başlıyor. O yüzden Allah çok büyük bir aşk vermesin. En azından gözümü kör edecek kadar!
zehraceceli - avatarı
zehraceceli
Ziyaretçi
27 Eylül 2012       Mesaj #9
zehraceceli - avatarı
Ziyaretçi
seni çok seviyorum

---------- Mesaj tarihi 20:18 ---------- Önceki mesaj tarihi 20:08 ----------

seni seviyom

Benzer Konular

11 Aralık 2015 / Gabriella X-Sözlük
5 Aralık 2009 / Misafir Cevaplanmış
3 Temmuz 2010 / _Yağmur_ Sanat tr
5 Eylül 2009 / By_Dark Soru-Cevap