Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 181.309|Cevap: 5|Güncelleme: 9 Nisan 2016

Wolfgang Amadeus Mozart

virtuecat
2 Ekim 2006 19:30   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Ad:  Mozart1.jpg
Gösterim: 109
Boyut:  22.6 KB
Wolfgang Amadeus Mozart, Avusturyalı besteci (1756-1791).

Mozart'ın yaşamı bir peri masalı gibi başlar ve çocukluğu bir efsane olarak belirlenir: dört yaşındayken klavsen çalıyor, altısında yaptığı bes­teler, babasını, onun müzik eğitimi­ni bizzat ele almağa yöneltiyordu. Birkaç yıl içinde tam bir virtüöz ol­du; klavsen, keman ve org çalarken doğaçtan besteler yapabiliyor, hattâ orkestra bile yönetebiliyordu.

Sponsorlu Bağlantılar
harika çocuğun Avrupa turnesi
Bunlara dayanarak babası, oğlu için Avrupa'da bir dizi konser düzenleme­ğe karar verdi. Ve genç Mozart böy­lece Fransa, Belçika, İngiltere, İtalya ve Orta Avrupa'yı dolaştı. Her yerde büyük bir ilgiyle karşılandı, el üstünde tutuldu. Ama halkın en çok hay­ranlık duyduğu şeyin ne olduğunu kestirmek güçtü: herkes bu harika çocuğa mı, yoksa o tarihte belirmiş olan müzik dehasına mı hayrandı? On altı yaşındayken, doğduğu şehrin (Salzburg) başpiskoposu taralından koro şefliğine atandı. Ama çok kısa zamanda gene özgürlüğüne kavuştu, gene yolculuklar yaptı, sonra da 1780'de Viyana'ya yerleşti.

sefalet ve şöhret
İki yıl sonra Constance Weber ile evlendi ve Tuna kıyılarında, hem ba­şarısızlıklarla, hem de birkaç parlak başarıyla dolu çetin bir yaşam sürdü. Art arda, şöhreti de, gözden düşmeyi de, sefaleti de tattı.

1788'de Don Juan'ın Prag'da kazan­dığı zafer onu çok sevindirmişti. Ama Viyana'ya dönmek zorunda kaldı ve burada saray bestecisi oldu. Mozart'ın son yılları sefalet ve has­talık ile kararmıştır. Son başeserleri olan, 39, 40 ve 41 numaralı üç senfo­niyi, Sihirli Flüt operasını ve Requiem'i çok zor koşullar altında beste­ledi. 35 yaşında öldü.

Mozart'ın sanatı, uyumlu bir sen­tez halinde çeşitli etkileri birleştirir: Alman ciddîliği, Fransız nükteciliği ve İtalyan zarafeti. Sadeliği ve anlaşılırlığı yönünden, büyük klasiklerin (Bach, Haendel) vârisidir. Derin kaygı ve sonsuz sevinç çelişkileri yö­nünden de romantiklerin Beetho­ven) habercisi sayılır.

bazı eserleri
52 senfoni;
27 piyano konçertosu;
birkaç opera ve bu arada Saraydan Kız Kaçırma ile Cosi Fan Tutte;
18 missa;
sonatlar,
dörtlüler,
serenatlar v.b.
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 17:38
Diğer Konular:
GusinapsE
6 Temmuz 2008 18:09   |   Mesaj #2   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Mozart'ın Müzik Anlayışı ve Müziğinin Özellikleri



Onsekizinci yüzyılın ortalarından beri müzik alanındaki harikalardan söz ederken "Yeni bir Mozart" deyimini kullanmak adet olmuştur. Yeni bir Mozart deyimi, hem doğuştan üstün bir yeteneği, hem de verimli bir yaratıcılık gücünü ifade etmektedir. Ne var ki, şimdiye kadar gerçekten ikinci bir Mozart yetişmiş değildir. Mozart kısacık bir ömür için inanılmayacak kadar çok eser yarattı. Ludwig von Köchel'in kataloğundan sayısının 626'yı bulduğu görülen bu eserlerin çoğunluğunu klasik müziğin hemen her çeşidindeki anıtsal örnekler oluşturmaktadır. 41 senfonisi, 20 kadar opera ve 28 kadar da piyano konçertosu vardır. Bu büyük ustanın günümüze kadar yansıyan müzik anlayışı ve müziğinin niteliği, on sekizinci yüzyıla "Mozart Mucizesi" damgasını vurdu. Mozart mucizesi, derin görüşlü sayısız uzmanın araştırmalarına rağmen büyük bir olasılıkla hiç bir zaman tam bir aydınlığa kavuşturulamayacak, sihir gücünün esrarı sürüp gidecektir. Kesin olarak söylenebilecek tek şey, dehasının sentetik ve evrensel olduğu, müzik dilinin de uluslararasi bir değer taşıdığıdır.
Mozart, en çeşitli, hatta birbirini tutmayan etkileri şaşılacak bir kolaylıkla, ahenk içinde birleştirmiştir. Eserlerinde antik çağların polifonisini, Orta ye Kuzey Almanya'nın barok müziğini, İtalyan operasının yeni katkılarını, Viyana Mannheim okullarının çalgı müziği tekniğini ve o zamanki Fransız müziğinin özelliklerini bağdaştırmayı bilmiştir. Romantizmin ilk belirtilerini taşlmakla beraber Mozart her şeyden once İltalyan operasından türeyen melodi anlayışına bağlı bir sanatçıdır. Hiç bir müzikçi onun kadar, eserlerinde inişli çıkışlı, sevinçli ve hüzünlü bir yaşamın kararsızlıklarını yansıtmamıştır. Ortaya çıkardığı her yeni eserini dinlerken tabiatin bu harika çocuğuna hayranlığı daha da büyüyen ünlü düşünür Goethe, O'nun yeteneği ve müziği hakkında, "Tanrı ve doğanın yüzüyle karşımıza çıkan, dolayısıyla kalıcı ve sürekli olan eylemleri doğuran üretici gücün dışında nedir üstün yetenek? Mozart'ın bütün besteleri işte bu nitelikleri taşır; onlar da, kuşaktan kuşağa etkili olan ve yakın bir zamanda tükenecek gibi gözükmeyen yaratıcı bir güç var" demiştir.

Peki, Mozart Tanrı'nın kendisine armağan ettiği bu yaratıcı gücü nasıl etti de, etkisi çağları aşan şaheserlerini ürettiği o erişilmez doruğa çıkardı?
Onsekizinci yüzyılda müzik sanatında büyük değişiklikler oldu. Önceki yüzyılın özenilmiş şekiller ve desenler içinde gelişen, süslü ayrıntılardan ibaret ve ifade ağırlığından yoksun eski "Barok" geleneğinden sıyrılan müzik, yeni anlayışla, insanın gerçek mücadele dünyasını yansıtan bir araç olarak gelişti. Kuşkusuz bu gelişmede Büyük Fransiz Devrimi' ni doğuran düşüncelerin etkisi büyük olmuştur.
Bu yeni müziğin, armonik hareket, dinamik ritimsel kontrastlar üzerine kurulu bir biçimi vardı. Bu yeni biçimler senfoni, uvertür, konçerto, sonat ve yaylı çalgılar dörtlüsüdür. (İki kemanla bir viyola ve bir çellodan oluşan)
Melodi bu müziğin biçiminde birincil durumda idi ve müziğe duygusal renkler katan değişik armonilerle destekleniyordu, halk şarkısı ve halk dansı da zengin biçimde kullanılıyordu.
Gerçekte bu yeniliklerin kökleri, daha önceki ve daha az tanınmış bestecilerdir. Fakat J. Haydn ve L.V. Beethoven'ın yanı sıra Mozart, bu yeniliklerin müzik dünyasına egemen olmasını sağlamıştır.
Genç Mozart, hocası J. Haydn'ın da katkısıyla, gerçek bir dünyada gerçek insanların hareket ve duygusal dramlarını yansıtmayı gaye edinen yeni müzik anlayışının zengin olanaklarını çok iyi görüp değerlendirdi; zengin armonileme ve orkestra egemenliği gibi getirdiği yenilikler yanında, çok daha geniş bir yapı dizesi içinde ifade ağırlığını ve değerliliğini belirginleştirme tekniğini ustalıkla kullanmak suretiyle, bu yeni akımın günümüze kadar gelen ölümsüz eserlerini yarattı. Müziğinde dehası, nükteciliği, hüznü ve hırsı anlam buldu.
Mozart'ın tanrısal seslerle ördüğü ölümsüz eserleri, yoğun olarak SEVGİ, NEŞE, COŞKU ögelerini taşımakta, insanları birbirine yaklaştıran DOSTLUK ve KARDEŞLİK duygusunu coşturmaktadır.
Mozart'ın müziği, içinde taşıdığı anlamları kendi sihirli notaları ile kalplerde duyurur. Mozart hayranlarının, "Fakat Mozart başkadır, onun işi kalplerledir. En küçük bir melodisi bile hemen kalbin yolunu bulur" demeleri de bu yüzdendir.
Mozart'ın yaşamı ve müziği üzerinde çalışmalar yapan Çek asıllı Amerikalı müzik bilgini Paul NETTL'in dediği gibi, "Mozart insanlığa firtınalı ruhları sakinleştiren, acılan gideren, monoton ve melankoli dolu zamanı güzelleştiren, insanlara sevinç veren, onlara güzel duyguları aşılayan müziği ile hizmet etmiştir."
Mozart insanları ölçüsüz derecede seviyordu ve bu sevgisini onlara bıraktığı ses anıtlarıyla kanıtladı. Bu ses anıtlarında üzerinde yaşadığımız dünyanın gerçek anlamını yani İNSAN SEVGİSİ'ni göstermeye çalıştı. "Sevgi, dostluk ve müzikle oluşur. O da, bilgi sahibi, duygu sahibi olmayı gerektirir, yaşamın üstün düzeyine ancak böylelikle varılabilir" diyordu.
Mozart, bütün eserlerinde GÜZELLİK ve SEVGİ'yi daima ön plana çıkarmıştır. Bir çok bestesini çocukluğunda oynayamadığı oyunların özlemini gidermek, tadına varabilmek için adeta onları birer çocuk oyunu yerine koyarak yapmıştır.
Eserlerinin hepsinde yalınlık ve dinginlik egemendir. Bu özellik, eserlerindeki şekil mükemmelliği ile öz derinliği arasındaki harikulade ahenkten ileri gelir. Mozart müziksel ifadede durmadan daha zengin, daha derin ve daha yeni olmaya çalışmıştır. İşte Mozart müziğinin bu dokusu, insan ruhunda Nettl'in de belirttigi etkileri yaratan sihirli gücü ortaya çıkarmaktadır. Piyano için yazdığı eserlerde, melodi zenginliği, olağanüstü aydınlık ve ince bir yapı göze çarpar. Armoni ve melodi yalınlğı içinde soylu, ama çeşitlilik kapsayan bir ruh zenginliğine erişilmiş olduğu görülür. Mozart, "melodi müziğin özüdür" diyordu. Bu yüzden eserlerinin hepsini, dinleyen kalpleri ışıltılarıyla aydınlatacak olan tarifsiz güzellikteki melodilerle bezendirmiştir.
Mozart'ın doyulmaz güzellikte ses dantelleriyle dokuduğu anıtsal eseri "Don Giovanni"yi büyük Alman ozan ve bestecisi Hoffmann, "Operaların operası" diye över ve pek çok müzik eleştirmeni, tarihçisi ve uzmanı da hak verir bu yargıya. Gerçekten de, bu esere türleri arasında belirli bir yer bulmak güçtür. Mozart'ın dram anlayışı ve estetik görüşü yanında, derin anlam ve simgeler taşımaktadır. Eserde Mozart'ın kendi insancıl inancından esinlenmiş bir çabaya yöneldigi ileri sürülür. İşte bu özelliği, "Don Giovanni"yi yüzyılların ötesine itecek, Goethe gibi güç beğenen bir dehaya "müziğin karakteri Don Giovanni gibi olmalı. Faust'u yalnızca bir Mozart besteleyebilir" dedirtecektir.
Eserin uvertürünü, Mozart son anda, ilk temsilden bir önceki gece sabahlayarak yazmış uykuya dalmamak için eşi Constanze'dan yanında durmasını ve dans etmesini istemis. Neden böyle olmuştur? Çünkü, kafasındakileri daha kağıda dökmeden önce bestenin bitmiş olması, Mozart'ın belli başlı bestecilik özelliğidir. Müziğini notaya geçirmesi Q'nun için yalnızca mekanik bir iştir. Dolayısıyla bu işi daima son ana bırakmayı tercih etmiştir. Eserlerinin çoğu, uzun süreli tasarım ve değerlendirmelerin ürünüdür. Bunları, çok sevdiği bilardoyu oynadığı sırada bile, aceleyle kaleme aldığı olmuştur. Bu tutumunu, O'nun sanata karşı gevşek davrandığı biçiminde değerlendirmek yanlış olur. Zira, en hızlı yazdığı zamanlarda bile, el yazısı o kadar açık, seçik ve düzgündü ki, daha sonra temize çekme gereğini hissetmemiştir.

Türk Müziği ve Mozart
Mozart için Türklerin ayrı bir önemi vardır, Türkler için de Mozart'ın. Mozart Türklerle, müzik ve töreleriyle gençlik çağlarından başlayarak ilgilenmiştir. Osmanlıların Viyana'yı kuşatmaları sırasında ve sonrasında, Avrupalılar, özellikle de Avusturya-Macaristan İmparatorluğunun yurttaşları Türklerle yakın ilişkilere girmiştir. Kuşatma dağılıp Viyana kurtulunca, daha önce korkulan düşman artık merak konusu olmaya başlamıştı. Osmanlı giysileri hem erkekler, hem de kadınlar arasında moda olmuş, Mozart'ın da tiryakisi olduğu Türk kahvesi Viyanalıların yaşamına bir daha çıkmamak üzere girmiştir. Mehter takımının vurmalı ve üflemeli çalgıları da Avrupa askeri bandolarını etkilemiş, mehter müziğinden Mozart başta olmak üzere çok sayıda besteci yararlanmıştır.
Türklerle ilgili konular müzikli sahne oyunlarının en gözde malzemesi durumuna gelmiş ve bu gelişme 18. yüzyılda Avrupa'da "Türk Operası" akımını yaratmıştır. Bu akımın sayısı yüzü aşan örnekleri arasında en ölümsüz olanı ise Mozart'ın 'Saraydan Kız Kaçırma" adlı eseri olmuştur. Korsanlar tarafindan kaçırılarak Osmanlı sarayına ya da paşa konağına satılan bir Avrupalı genç kızın vatanındaki sevgilisi tarafindan bin turlü hile ve desiseye başvurularak kaçırılması temasını işleyen "Saraydan Kız Kaçırma" operası, Mozart'ın Türk müziği motiflerine ve harem hikayelerine olan ilgisinin bir ürünüdür. Bu ünlü eser, Mozart'ın yeni yerleşletiği Viyana'da kendisine duyulan hayranlığın artmasına, imparatorun gözüne girmesine ve Alman operasının İtalyan stilinin egemenliğinden bir ölçüde kurtulmasına yol açmştır.
Mozart'ın Türk müziğinin ritmik, ezgisel ve tınısal özelliklerine duydugu ilgi sadece operalarla sınırlı kalmadı. Dünyanın 'Türk Marşı diye adlandırdığı ünlü eser, Mozart'ın en sevilen eserleri arasındaki yerini bu yüzyılımızda da korumaktadır. "Türk Marşı" aslında K.V. 331 La major piyano sonatının "Alla Turca" başlıklı son rondo bölümüdür. Benim de çok sevdiğim bu eserle ilginç bir anım vardır: Memuriyetim nedeniyle Almanya'da bulunduğum sırada, sürekli olarak klasik müzik yayını yapan bir radyonun dinleyici istekleri programını izlerken, orada taksi şoförlüğü yaparak hayatı kazanmakta olan bir vatandaşımızın taksisinden radyoyu arayıp bu eserin çalınmasını istemesi ve spikerin bunu büyük bir heyecanla, "İşte çok önemli bir istek! Şimdi dinleyeceğiniz güzel meledilerin kaynağından anlamlı bir dilek!" diye anons etmesi beni derinden etkilemiştir. Görüldüğü gibi, farklı iki ulusun ve kültürün çocuklarına bu ortak heyecanı duyurtan şey gerçekte, "Mozart müziği her kuşakta türlü parıltılala ışıldayan saf altına dönüştü. Onun evrensel düzenle tınlayan müziği, er geç yeryüzü ruhuna katılarak, ruhtan ruha geçerek dünya karmaşasının bitimine yardım edecektir." diyen Alman müzik bilgini Alfred Einstein'ı da haklı çıkartan, bu müziğin etkileri asırları aşan ve tükenecek gibi görünmeyen evrensel anlatım gücünden ve uluslararası niteliğinden başkaca nedir ki?
Ölümünden bu yana geçen iki asırlık zaman içinde, her kuşak onun eserlerinde bir başka anlam ve güzellikler bulmuştur. Eserlerindeki derin anlam ruhlara işledikçe Mozart'ın insanlığa yardımı daha da önem kazanacaktır.


M. ERTONG
Son düzenleyen Safi; 23 Ekim 2015 01:25
Daisy-BT
30 Kasım 2010 22:12   |   Mesaj #3   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Wolfgang Amadeus Mozart
(1756-1791) yapıtlarındaki insan sevgisi, pırıltılı huzur, yalnız ruhsal bozuklukları değil, fiziksel hastalıkları da onarmakta. Bugün bile ileri tıp merkezlerinde, ameliyat sonrası nice hasta Mozart müziği ile iyileştiriliyor. 1956'da doğumunun 200. yılını kutlayanlar, hemen otuz beş yıl sonra 1992'de ölümünün 200. yılında Mozart'ı andılar. Mozart 20. yüzyılın bu son dilimine bir başka mucize olarak ışık saçtı. Gelişen medyanın baş konuğu oldu. Çikolatadan düğmeye, likörden T-shirt'e, neler Mozart'ın adını taşımadı ki! Her yapıtı seslendirildi; günlerce haftalarca her ortamda, her ülkede Mozart dinlendi. Besteci sanki yeniden keşfedildi.

Mozart, kısacık yaşamına sığdırdığı 600'den fazla yapıtla insanlığa kocaman bir hazine sunmuştur. Nüktesi, çocuksu coşkusu, yalınlığı, hemen dinleyiciyi kavrayıveren tılsımı ve tüm çocuksuluğunun ardındaki derin düşüncesi, onu nice besteciden ayrıcalıklı kılar. Gerek özel yaşamında, gerekse içinde yaşadığı tarih diliminde karanlık günler geçirir ve bunların hiçbirini müziğine yansıtmaz. Bu nedenle, nice besteci müziğini bir otobiyografi gibi kullanırken, Mozart'ın müziği katıksız, saf müziktir. Ne parasız günlerini, ne ateşli hastalığını, ne de tırmanmakta olan Fransız Devrimi'nin hırçın etkilerini anlatır müziğinde. Tüm etkilenmeler, onun zamanından ileri bir teknikle dokuduğu bestelerinin derinliklerinde kendini gösterir.

Johannes Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart, 27 Ocak 1756 tarihinde Salzburg'da dünyaya gelir. Bu adlardan ilk ikisi, doğduğu güne rastlayan azizin adıdır. Ön ad olarak annesinin babası olan, sağlık ve sosyal yardım işleri komiseri Wolfgang Nikolaus Pertl'in adı verilir. Theophilus (veya Gottlieb-Tanrının sevgilisi), vaftiz babası olan belediye meclisi üyesi, tüccar Johann Theophilus Pergmayr tarafından konmuştur. Daha sonra Mozart bu son adı Amade ve Amndeo olarak değiştirir. Kendisi hiçbir zaman Amadeus adını kullanmamıştır.

Babası Leopold Mozart (1719-1787) örnek bir Aydınlanma müzikçisidir. Hem beste yapar, hem de keman çalar. 1737 yılında, doğup büyüdüğü Augsburg'dan ayrılarak Salzburg'a felsefe okumaya gelmiş, bakaloryasını aldıktan sonra kendini asıl ilgi alanı olan müziğe adamıştır. Sürekli araştıran, bilim ve sanatta yenilikleri izleyen, aydın bir kişidir. Küçük Mozart doğduğu sırada Leopold, Salzburg Sarayı'nın orkestra yönetmen yardımcısı görevindedir. Aynı yıl keman çalma kuramı üstüne yazdığı Violinschule adlı kitabı yayınlanmıştır.

Mozart'ın annesi Anna Mari Pertl, iyi koşullarda yaşamış bir burjuva ailesinden gelmektedir. Mozart doğduğunda annesi 35, babası 36 yaşındadır. Ailenin ilk çocuğu, Mozart'ın 4 yaş büyük ablası Maria Anna'dır. Mozart onu Nannerl (Annie) diye çağırır. Leopold, her iki çocuğunun da harika çocuk yeteneklerine sahip olduğunu küçük yaşta keşfeder ve onların tüm eğitimlerini özel olarak üstlenir: Keman ve klavyeli çalgılar çalmayı, Latinceyi, müzik kuramını ve gerekli genel kültür bilgilerini öğretir.

Çocuklarının müzik dehalarını sergilemek üzere Avrupa'nın çeşitli merkezlerine geziler düzenler. Gerek geziler süresinde, gerekse evdeki yaşamlarında Leopold, kendi işini, bestecilik kariyerim bir yana bırakıp sürekli çocukların eğitimiyle ilgilenir. Aslında Leopold Mozart'ın zamanının önemli bir bestecisi olduğu, Haydn'a yakıştırılan Oyuncak Senfonisi'ni onun bestelediği söylenir. Av Konçertosu'nda çeşitli av boruları ve kornolarla köpeklerin havlaması, silahların patlaması ve avcıların coşkuları dile gelir.

Mozart ailesinin yaşamını, baba ve oğul Mozart'ların çeşitli kişilere ve birbirlerine yazdıkları, birer belge niteliğindeki mektuplardan öğrenmekteyiz. Çok iyi bir gözlemci olan Mozart, küçücük yaştan beri yaptığı gezilerden pek çok kişiyi aklında tutar. Güçlü belleğinde sakladığı bu tipleri sonradan operalarındaki kahramanlarına dönüştürür. Mozart'ın Tanrı vergisi büyük yeteneğinin yanısıra, babasının iyi bir öğretmen, aydın ve organizatör biri olması da çok önemlidir.

Mozart'ın zamanında her besteci çevresini eğlendirdiği ölçüde övgü toplamıştır. Mozart da patronlarına, prenslere, kontlara, imparator ve krallara yaranmak için, onların adına adadığı yapıtlar bestelemiştir. Ayrıca arkadaş partilerine, yakın çevresinin doğum günlerine, bahçe eğlencelerine ve çeşitli törenlere de bir çırpıda besteler yazmıştır. Bu nedenle divertiuıeuto, cassation, serenade gibi biçimler ve dans türleri geliştirmiştir. Ünlü Küçük Bir Gece Müziği de bu tür bir serenattır.

Mozart, hemen her yapıtını bir sipariş üstüne yazmış, ama hep ideal bir dinleyici kitlesi ve çok yetenekli bir yorumcu topluluğu düşlemiştir. Kafasının içine bir anda hücum eden müziksel düşünceleri bir çırpıda yazabilmesi, her an, her ortamda, gürültü, kalabalık demeden besteleme sürecine girebilmesi, sanki kısacık ömrüne pek çok şey sığdırma kaygısındandır. Haydn, beste yapmaya oturduğu zaman esin perisi gelsin diye uzun uzun dua edermiş. Oysa Mozart, kafasının içinde doludizgin dolanan esin tohumlarını nasıl dizginleyeceğini bilemediğinden yakınırmış. Üstelik her yapıt, parçacıklar halinde değil, tümüyle doğar Mozart'ın kafasında. Herhangi bir ortamda, örneğin bilardo oynarken aklına gelen bir fikri gülüp oynayarak, şakalaşarak, çevresinden kopmadan kafasında geliştirebildiğini yakın çevresi anlatırmış.
Mozart, kendi üstünlüğünün farkındadır. Çevresindekilerin onunla eşdeğer zeka ve yeteneğe sahip olmadığını acı deneylerle öğrenmiştir. Entrikaları tanımayacak kadar saf bir yüreği, çıkarlarını korumayı bilmeyen çocuksu yönü, ölüm döşeğine kadar taşıdığı özellikleri olmuştur.

ÇOCUKLUK
Wolfgang Amadeus Mozart, gelmiş geçmiş en parlak harika çocuktur. Üç yaşında klavsen çalar, beş yaşında ilk menuet'sini besteler, dokuz yaşında senfonilerin sahibidir. Ablası ile birlikte çeşitli yörelerde verdikleri konserler, herkesin büyük ilgisini çeker. Gezilerin ilk durağı Münih ve Viyana'dır. Sonra Fransa, İngiltere, Hollanda ve İtalya. Bütün bu merkezlerde Wolfgang değişik insanlar tanır, bestecilerle tanışır, o çevrenin müziğini dinler. Böylece ilerdeki üslubunu oluştururken İtalyan, Fransız ve Alman stillerini biriktirip kendi süzgecinden geçirecektir.

İlk gezilerde iki kardeşin dört-el klavye çalması ve küçük Wolfgang'ın inanılmaz doğaçlamaları herkesi büyüler. Bu arada usta bir keman yorumcusu olarak da kendini kanıtlar. 1762 yılında Viyana sarayında İmparatoriçe Maria Theresa ve İmparator I. Francis'in önünde çalarlar. 1763-66 arasındaki gezilerde Almanya'da ve Paris'in Versailles Sarayı'nda yeteneklerini kanıtlarlar. Londra'da yine sarayda çalıp Kral ve Kraliçe'nin övgüsünü kazanırlar. Londra'da Johann Christian Bach bir ikinci baba gibi davranır Wolfgang'a. O sıralarda hasta olan babası yerine onunla ilgilenir, gündemdeki müzisyenlerle ve yeni ortaya çıkan piyano ile tanıştırır. Mozart, bu Londra gezisinde bugün bir kısmı yitmiş olan ilk senfonilerini yazar. 1765'te dokuz yaşında yazdığı dört-el piyano düetini ablasıyla yaptığı gezilerde çalmıştır.

1764'te Paris'te ilk yapıtları yayınlanır: Klavye ve keman için 4 sonat. 1768'de ilk operası olan La finta sempliceyi Viyana için besteler. Ama on iki yaşındaki bir çocuğun operasını sahnelemekten kaçınırlar. Opera, bir yıl sonra Salzburg'da oynanır. Aynı yıl Mozart, Salzburg'daki saray orkestrasına birinci kemancı olarak atanır. Bu mevkiye atanmak parasal olmaktan çok onursal bir olaydır. Tam bu sıralarda bir aile dostu için K.66 Missa'smı besteler. Bir ay sonra baba oğul, bir yıl kalacakları İtalya'ya giderler. Böylece Salzburg'daki görevini aksatmaya başlar. Roma'da Allegri'nin Miserere'si-ni ilk duyuşta hemen notaya alması hayretler uyandırır. Bu gezide Milano için Mitridate, Re di Ponto gibi operalar besteler. Sonraki İtalya gezilerinde Milano için 2 opera daha yazar: Ascanio in Alba (1771) ve Lucio Silla (1772).

1772-73 yıllarında İtalya'ya üçüncü gezisini yapar. Ancak 1772'de Mozart'ların gezilerine göz yuman Salzburg piskoposu ölmüştür; yerine gelen kişi önceleri Mozart'a hoşgörülü davransa da uzun süreli yokluğundan ve inatçı tavrından rahatsız olur. Onu küçük bir ücretle birinci kemancı olarak tutar. Mozart, işini yitirmemek için gezilerinin arasında Salzburg sarayı için dinsel yapıtlar ve birçok senfoni besteler. Genç bir bestecinin geniş ufukları için Salzburg çok sınırlı bir ortamdır. Amacı Salzburg dışında daha iyi bir iş bulmaktır. 1777'de yeni bir gezi için izin alır. Bu kez annesiyle Almanya ve Fransa'ya gider. İlk durakları Mannheim'dır. Buradan bir türlü ayrılmak istemez, çünkü Mannheim Orkestrası üyelerinden birinin kızı olan on beş yaşındaki Aloysia Weber’e aşık olur. Babası mektupları ile onları yönlendirmektedir ve derhal Paris'e gitmeleri gerektiğini yazar. Paris'te büyük bir acı yaşar: Annesi hastalanıp ölür (1778).

Büyük acısı bir yanda, yalnızlığı öte yanda, yine bestecinin üretim gücüne engel değillerdir. Hemen aynı yıl, Paris Senfonisi, keman, klavye sonatları, flüt ve arp konçertoları ve bir dizi çeşitleme ortaya çıkar. Dersler vermekte, yayıncılarla tanışmakta, yapıtlarını yorumlatmayı başarmaktadır. Ancak geleceğe güvenle bakmasına yetecek şeyler değildir bunlar. Yine Mannheim üstünden Salzburg'a geri döner.

ERİŞKİN DÖNEMİ
Annesinin Paris'teki ölümünden sonra yeniden Salzburg'a dönünce saray orgculuğuna atanır. 1780'de Münih'in bir opera ısmarlaması moralini düzeltir. Idomeneo (1781)'yu besteler. Bu arada ünlü Coronation missasım yazar. Ancak Salzburg'daki yeni piskopos Colloredo ile bir türlü geçinemez en sonunda işine son verilir.

Mozart bu durumda Viyana'ya yerleşir. Öğretmenlik ve bestecilik yaparak geçinmektedir. Bu arada Weber ailesi Viyana'ya taşınmış, Aloysia da bir tiyatrocu ile evlenmiştir. Babası hiç istemediği halde Mozart, Aloysia’nın annesi ve diğer kardeşleriyle aynı evi paylaşmaya başlar. Bir yandan da saray operası için Saraydan Kız Kaçırma operasını besteler. Bu operanın ilk sahnelenişini (1782) izleyen günlerde Aloysia’nın kız kardeşi Constanze Weber ile evlenir. Babası bu evlilik yüzünden Mozart'ı hiç bağışlamamıştır. 1783'te karı koca Salzburg'a gidip Mozart'ın hiçbir zaman tamamlanmamış olan Do Minör Missa'sının bölümlerini yorumlarlar. Bu missa, Constanze Weber ile evlendiği için Tanrıya sunduğu şükrandır. Salzburg'daki dinletide Constanze, soprano soloyu söyler.

Mozart, artık tanınan, kendisine eser ısmarlanan, konserleri olay yaratan bir sanatçıdır. Önceleri usta bir kemancı olarak tanınırken şimdi önemli bir piyanist olarak parlamaktadır. 1780'li yıllarda ortaya çıkan birçok piyano konçertosu, üç bölümlü Barok biçiminde yazılmıştır. Bu konçertoların pek çoğu ve yaylı çalgılar kuvartetleri sevgili dostu Haydn'a adanmıştır. İmparator II. Joseph, 1787'de ona düşük bir ücretle de olsa saray bestecisi olmayı kabul ettirir. Ama saraydan umduğu gibi çok sayıda eser siparişi gelmez. Bu sıralarda en büyük başarısı Viyana operası için yazdığı Fı'gfl-ro'nun Düğünü (1786) operası olur. Bütün bu başarılara karşın yine geçim sıkıntısı içindedir. Cons-tanze'nin hastalıkları ve bitip tükenmeyen istekleri için para yetiştirmelidir.

SON YILLARI
1787'de Saraydan Kız Kaçırma'yi ve Figaro'yu yönetmek üzere Prag'a gider. Büyük bir coşkuyla karşılanır ve Prag operasından bir sipariş alır: Don Giovanni operası. Figaro'dan sonra Mozart'ın ünü azalmaya başlar. Soylular ve saray çevresi onun müziğinde fazla devrimci düşünceler olduğundan yakınırlar. Günün diğer bestecileri, örneğin, Dittersdorf ya da Wanhal gibi, daha hafif ve anlaşılır müzik bestelemesini isterler. Mozart bu arada borç içindedir. 1784'te mason locasına üye olmuştur. Locadan bir arkadaşı, Michael Puchberg, onu borçlarından kurtarır.

Don Giovanni'den sonra Mozart'ın ileriye hep umutla bakan iyimser yönü yitmiştir. Kendi içine kapanır. 1788'de yazdığı son üç senfoninin notalarını çoğaltamadığından seslendirme olanağı bulamaz. Öğrenci sayısı da çok azalmıştır. 1789'da Dresden'e bir gezi yapar. Aziz Thomas Kilisesi'nde Bach'ın orgunda çalar. Ardından Berlin'e gidip Prusya Kralı'na sunmayı düşündüğü 6 kuvartetin ancak 3'ünü verebilir. Döndüğünde İmparatordan gelen bir opera isteği yine yüreklendirir Mozart'ı: Cosifan tuttel Böylesi neşeli ve gülünçlü bir operanın onca umutsuz ve yoksul koşullar altında ortaya çıkışı inanması güç bir mucizedir. Aynı zor günlerde, yedi hafta içinde son üç senfonisini (Mi Bemol Majör, Sol Minör ve Jüpiter) ve bir dizi kuvartetini besteler.

1791 yılının ilk yarısı, mason dostu Schikaneder'in işbirliği ile, Sihirli Flüt operasını yazmakla geçer. Temmuz ayında bu çalışma garip bir habercinin kendini tanıtmak istemeyen patronundan gelen bir siparişle kesintiye uğrar: Bir ölüm duası yazması istenmektedir. Hem de yüklü bir ücret karşılığı! Mozart'ın sağlığı gittikçe bozulduğundan, bu requiem'i kendi ölümü için bestelercesine bir duyguya kapılarak kabul eder. Bu arada II. Leopold Bohemya kralı olmuştur ve tahta çıkışını kutlamak üzere Mozart'a bir opera ısmarlar: Metastasio'nun çok kullanılmış bir metni olan La Clenıenza di Tito'yu bestelemesi öngörülmüş ve Mozart'a yalnız iki hafta süre tanınmıştır. Öğrencisi Süssmayr'ın yardımıyla verilen sürede biten operanın Prag'daki ilk temsili çok başarılı değildir.

Sihirli Flüt operası da aynı yıl içinde tamamlanıp 30 Eylülde Viyana'da sahnelenir. Mozart, iyice güçsüzleşen bünyesi, sürekli ateşlenmesine karşın, Requiem'i büyük bir gayretle ölüm döşeğinde yazar. Öğrencisi ve dostu Süssmayr'a, Lacrimosa'nın sonuna dek dikte ettirir, geri kalanı taslak halinde bırakarak 5 Aralık günü ölür. Söylentilerdeki gibi kasten zehirlenmemiş, böbreklerindeki bir rahatsızlık nedeniyle ölmüştür. Fırtına ve yağmurdan cenaze törenine kimsenin katılmadığı, ölüsünü birkaç mezarcının Viyana dışındaki St. Marx adlı bir yoksullar gömütüne attığı söylenir.

Mozartın Eserleri
“Apollo et Hyacinthus” (1767),
“Bastien ve Bastienne” (1768),
“La Finta Semplice” (1768),
“Mitridate” (1770),
“Ascanio in Alba” (1771),
“İl Signo di Scipione” (1772),
“Lucia Silla” (1772),
“La Finta Giardiniera” (1775),
“İl re Pastore” (1775),
“Zaide” (1780),
“İdomeneo” (1781),
“Saraydan Kız Kaçırma” (1782),
“Loca de Cairo”
“La Sposo Delluso” (1783),
“Tiyatro Müdürü” (1786),
“Figaronun Düğünü” (1786),
“Don Juan” (1787),
“Cosi Fan Tutte” (1790),
“Sihirli Flüt” (1791),
“Titus” (1791).
“Jupiter” (1788)
“Türk Marşı” (1775’)
“Saraydan Kız Kaçırma” (1782)
"Requiem"
"Re majör" (1786
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 17:31
16 Şubat 2012 15:52   |   Mesaj #4   |   
buz perisi - avatarı
VIP Lethe

16166d1316092375 beethoven2


MOZART'IN SANATI

Pek çok bestecinin ürünlerini, yaşamı içinde zamandizinsel dönemlere ayırarak inceleriz: Gençlik, orta yaş ve olgunluk dönemleri gibi. Ve nice bestecinin 35 yaşına dek geçen zamanını ancak gençlik dönemi olarak ele aldığımızı düşünürsek, 35 yaşında ölen Mozart'ı belki de hep genç kabul etmemiz gerekecektir. Bu nedenle "çocukluk", ilk gençlik yılları derken orta yaşına bile değinmeden, birdenbire "son yılları" diye bir ayrım yapmaktayız. Belki ancak son üç yılı için daha bir derinleşen felsefesinden, yer yer daha fazla kendini gösteren melankolik renklerinden söz edilebilir. Mutlu, mutsuz, sevdalı, tutkulu, düşkün, yoksul, borçlu, hastalıklı, her ortamda aynı düzeyde, aynı nitelikte müzik üretmiştir.

Gerek çocukluk yıllarında, gerekse erişkin döneminde yalın ve nükteli anlatımı, güçlü ritmik yapısı ve bu coşkunun altına gizlediği derin, koyu bir felsefe, müziğinin özellikleri olmuştur. Mozart'ın melankolisi, karamsarlığı ne Çaykovski'ye benzer, ne Chopin'e ne de Beethoven'a. Kendini iyice gizlemiş bir hüzündür bu, ama en yaşam dolu pasajların altında bile sezilir. On dört yaş ürünü bir senfoni ile ölüm döşeğindeki Reqıtiem'i, benzer yalınlıkla derin düşünceyi bir arada taşır. "Bu besteci bir delikanlı kadar genç, bir yaşlı kadar bilgedir. Hiçbir zaman yaşlanmaz, modern de olmaz. Gömülebilir, fakat hep canlı kalır.".

Mozart her müzik biçimi için örnekler vermiş ve her biçimi kusursuzluğa ulaştırmıştır. Çağdaşları onu karmaşık duygularla yüklü bulmuşlar, anlaşılması zor olarak nitelemişlerdir. Çevresindeki soylular, önceki Rokoko akımının hafif ve yüzeysel deyişine alışık olduklarından, Mozart'ın derin düşüncesini anlayamamış, çağının ötesinde yaşadığını kavrayamamışlardır.

Çağdaşları Mozart'ı, doğayı betimlemediği, yaklaşmakta olan Romantik akımın doğaya övgüsüne kapı açmadığı için de eleştirirler. Oysa Mozart, kuş sesi, deniz uğultusu, fırtına izlenimi duyurmasa da insan doğasını yansıtmıştır müziğine. 1915'ten sonra ruhbilimsel araştırmalar geliştikçe Mozart'ın müziğindeki insan doğası, daha iyi görülür olmuştur. Mozart, insan doğasını acımasızca eleştiren bir ruhbilimci olarak nitelenmiştir. İnsanoğlunun kalbindeki sevgiyi en duyarlı biçimde işleyen, sonraki kuşaklara bir sevgi kozası bırakan bir bestecidir o.

Mozart, Klasik kalıbın öz ve biçim dengesini özenle korur. Fransız Rokoko akımının zarif, güleç ve süslü anlatımım; Mannheim Orkestrası'nın dengeli çalgı birleşimini, İtalyan şan geleneğindeki güzel şarkı söyleme (bel canto) anlayışını, Alman edebiyatından esinli Fırtına ve Gerilim akımının içedönük karamsarlığını, Bach ve Handel'in Barok birikimi ile birleştirmiş ve bütün bunların üstüne kendi dehasını eklemiştir. Haydn ile birlikte büyük senfoni biçimini yerleştirir. Opera dünyasına yeni kapılar açar. Kuvartet ve konçerto dağarcığını klasikleştirir ve gelenekselleştirir. Operalarıyla, opera tarihinde yeni bir dönem açar. Mozart, Haydn'ın olgun dönem müziğine, Beethoven'a, Schubert'e, Mendelssohn'a Brahms'a ve günümüze dek pek çok besteciye ışık tutmuştur.

Mozart'ın yapıtları zamandizinine ve temalarına göre bir Avusturyalı bilim adamı ve Mozart hayranı olan Ludwig von Köchel (1800-77) tarafından derlenmiştir. Örneğin, son yapıtı Requiem'deki Köchel sayısı £.626 olarak gösterilir.

MOZART'IN OPERALARI
18. yüzyılın ciddi İtalyan operası, uzak zamanların yüce kahramanlarını konu ederken, gülünçlü İtalyan operası da gündelik yaşamın sıradan saçmalıklarını sahneye getirmektedir. Tüm karakterleri bir araya toplayıp birbirlerine karşı şarkılarını söyletmek, komik operanın bir yöntemidir. Mozart da bu yöntemi Figaro'da kullanır. Mozart'ın temel tutkusu operalarında yatar. Daha on bir yaşında bestelediği okul operalarında, on iki yaşındaki Latince komik operasında deneyimli bir besteci ataklığı göstermiştir.

Bastien una Bastienne, on iki yaşında yazdığı ilk şarkılı oyundur, Almanca olduğu halde bir Fransız metnine dayanır. Bestecinin opera alanındaki yapıtları, İtalyan ve Alman operaları olarak iki gruba ayrılır. Yalnız dil olarak değil, stil olarak da ülkelere göre yazılmıştır. Sihirli Flüt ve Saraydan Kız Kaçırma onun Alman operalarıdır. Almanya'da ve Avusturya'daki dinleyicilere kendi dillerinde bir eğlence sunmak amacını gütmüştür. Bu yapıtlarda reçitatif yerine müziksiz konuşmalar kullanır.

Idonıeneo (1781), Mozart'ın operada olgunluğa yöneldiği ilk adımdır. Gluck'un reformcu tarzında korolar, az sayıda reçitatif, soylu melodik aryalar, bale, toplu solistler, orkestraya özgü parçalar ve dramatik bir etkinlik sergiler. Ciddi opera geleneği izlense de Mozart'ın gündelik yaşamdan seçtiği tipler, inandırıcı karakterler oluşturur. Figaronun Düğünü (1786) için, tarih boyu yazılmış en gülünçlü ve akıcı opera olduğu söylenir. Dört böİümlük buffa (hafif, soytarı işi) operada zeki bir metin üstüne köpük gibi zarif bir müzik yerleşir. Don Giovanni (1787), Prag'da Mozart için yazılmış bir tiyatro yapıtıdır.

Drama giocoso olarak bilinen bir çeşit gülünçlü operanın ciddi karakterlerde sunul-masıdır. Sonunda yaşayan karakterlerin sahne önüne gelip dinleyiciye kıssadan hisse vermeleri ortaçağdaki ahlak oyunları'nı andırır. Solistlerin ciddi tavrının ardında akan güleç müzik iki ortamı birleştirir. Cosifan tutte (1790), Figaro'nun Düğünü ve Don Giovanni gibi, şair Lorenzo da Ponte'nin işbirliği ile gerçekleşir. Sihirli Flüt (1792) bir İngiliz pandomimi havasındadır. Sahnede iyi ve kötünün kişileştirilmesi yine ahlak piyeslerini anımsatır. Sıradan insanın üstündeki doğaüstü güçlerin etkinliği sergilenir.

Viyana soylularına sunulan renkli bir peri masalıdır bu: Eski Mısır'da İsis ve Osiris piramitlerinin yakınında geçer. Almanca oluşu Viyanalılara gerçek-gerçeküstünün birleşimini daha iyi anlatmak içindir. Reçitatiflerin yerini müziksiz konuşmalar alır. Bir taşlama, comedie burlescjue havasındadır. Bu operada halk ezgileri, popüler şarkılar, marşlar, hünerli bir koloratur soprano ve glockenspiel gibi bir çalgı kullanılarak renkli bir ortam yaratılmıştır.

Mozartın Eserleri
Wolfgang Amadeus Mozart operaları değişik tiplerle 22 tane müzikli dramı kapsamaktadır. Bunlara gençliğinde yazdığı ve diğer bestecileri taklitten ileri gitmeyen küçük çapta eserlerden yetişkinliğinde ortaya çıkardığı tam tekmil opera olarak hazırladığı müziksel anıtlara kadar değişiklik gosterir. Bu eserlerden üçü tamamlanmadan kenara bırakılmıştır ve bestecinin ölümünden çok sonra oynanmıştır. Yetişkinlik çağı eserleri opara sanatının klasikleri sayılmaktadır. Bu nedenle bugün dünya opera sahnelerinden hiç eksik olmadan oynanmakta ve her zaman seyirciler tarafından tutulup sevilmektedir.
Operaları: “Apollo et Hyacinthus” (1767), “Bastien ve Bastienne” (1768), “La Finta Semplice” (1768), “Mitridate” (1770), “Ascanio in Alba” (1771), “İl Signo di Scipione” (1772), “Lucia Silla” (1772), “La Finta Giardiniera” (1775), “İl re Pastore” (1775), “Zaide” (1780), “İdomeneo” (1781), “Saraydan Kız Kaçırma” (1782), “Loca de Cairo” ve “La Sposo Delluso” (1783), “Tiyatro Müdürü” (1786), “Figaronun Düğünü” (1786), “Don Juan” (1787), “Cosi Fan Tutte” (1790), “Sihirli Flüt” (1791), “Titus” (1791).

Bunlardan başka ses için kırk yedi düet, terset ve kuartet, altı oratoryo ve kantat, kilise müziği için pek çok eseri vardır. Bunlar arasında on beş orkestra duası, “Requiem” motetler, hymnler ve on beş orkestra ve org sonatı başta gelir. Mozart bunlardan başka otuz sekiz “lied”, iki terset ve yirmi iki kanon bırakmıştır.

Orkestra eserleri: Kırk sekiz senfoni - ki en meşhurları Re majör (1786), mi bemol majör, sol minör ve do majör “Jupiter” (1788)’dir- ; otuz üç divermenti ve serenad, yirmi dokuz orkestra parçası, kırk bir dans.

Konçertoları: Yedi tane keman için, bir tane iki keman ve bir tane de keman ve viyola için “sinfonia konsertante”, birer tane fagot, obua, klarnet için ve bir tane flüt ve arpa için, üç tane flüt, beş tane korno için. Yirmi beş tane piyano için konçerto, birer tane de iki ve üç piyano için konçerto.

Piyano eserleri: yirmi iki sonat ve fantazi, on beş varyasyon, yirmi beş parça piyano konçertoları için kadans, dört el için sonat, varyasyon ve füg.

Oda müziği eserleri: Kırk beş piyano ve keman için sonat ve varyasyon, sekiz tane piyanolu trio, iki tane piyanolu kuartet, üç tane yaylı sazlar triosu, yirmi sekiz tane yaylı kuarteti; iki flütle, bir obuayla, yedi yaylı kentet ve klarnet kenteti.

Mozart’ın bütün eserleri Dr. Ludwig Köchel tarafından kronolojik olarak sıralanmış ve numaralandırılmıştır.

Klasik dönemde kuşkusuz Türk adını müzikte en çok duyuran besteci Mozart’tır. Sonat, konçerto, opera ve balelerinde Türk vurma çalgılarını ya da renklerini kullanmıştır. 1775’de yazdığı “Türk Marşı” ile 1782’de yazdığı “Saraydan Kız Kaçırma” operası bunların içinde en ünlüleridir.
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 17:21
22 Mayıs 2012 14:16   |   Mesaj #5   |   
bekirr - avatarı
VIP VIP Üye
Mozart’ın göbek adı neydi?
Wolfgang. Mozart’ın tam adı Johann Chrysostomus Wolfgangus Theophilus Mozart idi. O genellikle Wolfgang Amad (Amadeus değil) ya da Wolfgang Gottlieb’i kullanırdı. “Amadeus”, Gottlieb’in Latincesidir ve “Tanrının çok sevdiği” anlamına gelir.

Sponsorlu Bağlantılar
Dikkate değer diğer göbek adları Richard Tiffany Gere, Rupert Chawney Brooke, William Cuthbert Faulkner ve Harry 5. Truman’a (burada 5 harfi noktayla kısaltılmış olmasına rağmen, bir açılımı yoktur) aittir.
Muhtemelen Truman’ın anne ve babası, göbek adını, dedeleri Anderson Shipp Truman’dan mı, yoksa Solomon Young’dan mı alacağına karar verememişlerdi.

Noktalama konusunda hassas olanların dikkatini The Chicago Manual of Styie’a çekmek isteriz: “Kolaylık ve tutarlılık açısından, isimlerde yer alan baş harfler bir ismin kısaltması olmasalar bile, bu baş harflerden sonra nokta gelir.”

Kaynak: Cahillikler Kitabı
Misafir
9 Nisan 2013 17:14   |   Mesaj #6   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Çarpıcı olaylarla dolu, acı ve hüznün her zaman neşeye dönüştürülerek yaşandığı kısa bir hayatın hikayesi ise şöyledir:
27 Ocak 1756'da Avusturya'da Salzburg şehrinde doğdu. 5 Aralık 1791'de Viyana'da öldü. Babası Leopold Mozart, Salzburg Başpiskoposluğu Saray Orkestrası'nda keman çalan, bir çok besteler ve keman için bir metod yazan bir müzikçiydi. Oğlu Wolfgang üç yaşına geldiği zaman kendisinden beş yaş büyük olan kız kardeşi Maria Anna (Nannerl)'ın çaldığı klavsen parçalarını belleğine yerleştirip kendi kendine çalmaya başlayınca ondaki mucizevi özelliği farketti, hele bir gün minik Wolfgang'ın eline geçirdiği bir nota kağıdına daha kullanmayı bile beceremediği kocaman tüy kalemle konçerto çiziktirdiğini görünce, ona ciddi olarak klavsen dersleri vermeye başladı.

Gerçekten de Wolfgang'ın iyi bir müzikçi olmak için doğuştan olağanüstü özellikleri vardı; kulağı bir kemanda bir notanın sekizde bir kadar akort düşüklüğünü farkedecek derecede hassastı ve çirkin seslere, gürültülere karşı tepkisi ise baygınlık geçirecek ölçüde şiddetlenebiliyordu.

Zaman geçtikçe Mozart'ın müzik yanında aritmetik ve resime de yeteneği olduğu ortaya çıkıyordu. Çevrede bu harika çocuğa karşı ilginin artması üzerine, babası bu erken doğan güneşten faydalanmak, çocuklarının sayesinde para ve şöhret sağlayabilmek için, oğlunu ve kızını yanına alarak Avrupa kentlerini dolaşmaya, konserler vermeye başladı. Wolfgang klavsen, keman ve org çalmadaki ustalığıyla, her şeyden fazla doğaçtan çalışlarıyla dinleyicilerini hayrette bırakıyordu. Müzik aletlerini çalmakta gösterdiği kolaylığa denk bir kolaylıkla beste de yapmaya başladı. Beş yaşında menuet, yedi yaşında konçerto ve sekiz yaşında senfoni meydana getirdi.

Yaşamının ilk on iki yılında babası ve kız kardeşi ile birlikte konserler vererek boydan boya dolaştığı Avrupa'da geçtikleri her kentte hayranlık ve ilgi topladı, saraylarda krallar ve kraliçeler önünde çaldı. Soylular, her defasında yeni bir eserle ortaya çıkan harika çocuk Wolfgang'ı dinlemek için yarıştılar, çağın ünlü ressamları Mozart'ların portre ve resimlerini yaptılar.

O günlerde Wolfgang'ı dinleyen ünlü düşünürler Voltaire ve Goethe, bu küçük çocuğun bir gün sanatının en büyük ustaları arasına katılacağından emin olduklarını söylediler.

On Dört yaşında iken, ilk opera eseri "Lucia Silla" Milano'da çalındığı zaman Mozart kendini opera sahnelerine de, üstelik operanın vatanı İtalya'da, kabul ettirmiş bulunuyordu. Papa tarafından kabul edilerek ona, o güne kadar sadece büyük ustalara layık görülen "Altın Mahmuz" nişanı ve şövalyelik beratı verildi.

Mozart, bilinci salt şarkı ve müzikten oluştuğu için kendisini o günlerdeki bu ihtişamlı olayların cazibesine kaptırmadı; sadece besteleri ile uğraştı, bu uğraşını durmadan inatla, ısrarla yürüttü.

Yirmi beş yaşına kadar rahat ve huzur görmeden o kentten bu kente dolaştı, han köşelerinde barındı, bazen yiyeceksiz kaldı, kar ve yağmur yağarken atlı yolcu arabalarında titreyip durdu. Bu meşakkatli yolculuklar esasen sağlıksız ve zayıf olan bünyesini oldukça yıprattı.

Mozart'ın hayret uyandırıcı; bir başka yönü de birbiri ardına geçirdiği tifo, çiçek ve mafsal romatizması gibi o zamana göre ölümcül olan hastalıkları atlatması, ama buna rağmen ürün vermeye devam etmesi ve keyfini hiç bozmamasıdır. Ablası Nannerl onun bu yolculuklarında "Ben ülkesini teftişe çıkan küçük bir kralım" diyerek kendince bir eğlence yarattğını, geçtikleri kasaba ve köylere bir takım uydurma adlar taktığını anlatır anılarında.

Sanat tarihinin bu eşsiz insanı çocukluk nedir bilmedi, Ölünceye dek kendi çocuk ruhuna bağlanıp kaldı. Bu nedenle Mozart yaşamı boyunca iyi ve saf karakteri yanında çocuksu neşe ve espri (mizah) anlayışını hep muhafaza etti.

Hayatın küçük zevklerinden tat almaya bayılırdı, ümitsizliğe düşmek harcı değildi. İnsanlarla beraber olmaktan ve onlarla neşeli konuşmalar yapmaktan hoşlanırdı. Bilardo oynamak, Türk kahvesi içmek ve dans etmek ona büyük keyifler verirdi.

Kariyeri, onur ve şan yönünden parlak biçimde sürmesine rağmen maddi durumunu düzeltmedi. Yaşamı boyunca sonu gelmeyen para sıkıntısı çekti. Ona övgüler yağdıran krallar bile hasis davrandılar. Sadece dersler vererek ve halk konserleriyle yetinerek hayatını kazanmaya çalıştı.

Mozart'ın otuz altı yaşını doldurmadan vakitsiz ölümünde çocukluğunda geçirdiği ağır hastalıkların ve yapılan yıpratıcı yolculukların etkisinin büyük olduğu kabul edilmektedir.

Cenazesi fakir cenazeler için uygulanan biçimde kaldırıldı. Mezarının nerede olduğu ise bilinmemektedir. Söylenenlere göre, Mozart'ın tanıdığı insanlar arasından sadece altı kişinin katıldığı katedraldeki cenaze duasından sonra bu küçük kafile şiddetli yağmur nedeniyle mezarlığa kadar tabuta eşlik edemeyince cenaze aceleye getirilerek dilenciler için ayrılan bir mezara gömüldü. En fenası, bütün araştırmalara rağmen bu mezarın yeri öğrenilemedi, tabutun nasıl olup ta sahipsiz kaldığı ise ölüm sebebi gibi hiç bir zaman anlaşılamadı.
Son düzenleyen Safi; 9 Nisan 2016 17:35

Daha fazla sonuç:
Wolfgang Amadeus Mozart

Hızlı Cevap
Mesaj:



Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç