Arama

Bedri Rahmi Eyüboğlu

Güncelleme: 17 Nisan 2018 Gösterim: 64.742 Cevap: 12
PiSiK0PATR - avatarı
PiSiK0PATR
Ziyaretçi
7 Ekim 2006       Mesaj #1
PiSiK0PATR - avatarı
Ziyaretçi

Bedri Rahmi Eyuboğlu

Ad:  berdirahmieyuboğlu1.JPG
Gösterim: 2339
Boyut:  56.8 KB

(d. 1913, Görele, Trabzon - ö. 21 Eylül 1975, İstanbul),
Sponsorlu Bağlantılar
geleneksel süsleme sanatıyla halk sanatının zengin motiflerinden yola çıkarak özgün bir yoruma ulaşan ressam ve şair.

Yazar Sabahattin Eyuboğlu’nun kardeşi, ressam Eren Eyuboğlu’nun kocasıdır.
Ortaöğrenimini Trabzon Lisesi’nde yaptı. Öğrencilik yıllarında resim öğretmeni Zeki Kocamemi’nin ilgisiyle resme yöneldi. 1929’da İstanbul’da Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü’nün hazırlık sınıfına girdi, Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı’ nın öğrencisi oldu. 1931’de diplomasını almadan Akademi’den ayrılarak Fransa’ya gitti. Önce bir süre Dijon’da, sonra da Lyon’daki çeşitli özel atölyelerde çalıştı. 1932’de Paris’e geçti, bir ay kadar Andre Lhote’un atölyesinde çalıştı. 1933’te Londra’ya gitti, aynı yılın sonlarında Türkiye’ye döndü. 1934’te yurt dışında ve Türkiye’de gerçekleştirdiği 30 resmi ile D Grubu’nun sergisine katıldı. 1936’da daha önce yarım bıraktığı Güzel Sanatlar Akademisi’nin diploma sınavına girdi, “Hamam” adlı resmiyle birinci olarak diploma aldı. Aynı yılın sonlarında Akademi’nin Resim Bölümü’ne Leopold Levy’nin asistanı olarak atandı.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin yurt gezisi programı kapsamında 1938’de Edirne’ye, 1942’de Çorum’a gitti. Daha sonra Ses dergisinde sanat ve estetik konularında düzenli yazılar yazdı. Şiir yazmaya lise yıllarında başlamıştı. İlk ürünleri 1932’den sonra Varlık, Yeditepe, Ses, İnsan gibi dergilerde çıktı. 1941’de Yaradana Mektuplarda. başlayarak Karadut (1948), Tuz(1952), Üçü Birden (1953), Dördü Birden (1956), Karadut 69 (1969), Dol Karabakır Dol (1974, bütün şiirleri) gibi birçok şiir kitabı yayımladı. Şiirlerinde de resim çalışmalarına paralel bir anlayışla halk edebiyatının zengin motiflerinden esinlendi. 1939’daki 1. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde Arif Kaptan’la üçüncülük ödülünü paylaştı. 1942’de aynı sergide ikincilik, 1969’da Sâo Paulo Bienali’nde onur, 1972’deki 33. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde birincilik ödüllerini kazandı.
Ad:  Bedri-Rahmi-Eyüboğlu2.jpg
Gösterim: 1316
Boyut:  65.8 KB

Bedri Rahmi Eyuboğlu öğrencilik yıllarında van Gogh’un renk ve biçim anlayışının etkisi altında kalmıştı. Fransa’da bulunduğu yıllarda ve Türkiye’ye döndükten sonra, o dönemde egemen olan kübist ve yapımcı akımlardan etkilenmedi, Duffy ve Matisse’in anlayışlarını kendisine daha yakın buldu. Türk halk sanatlarıyla Osm anlı sanatına bilinçli yönelişi bu yıllara rastlar. Özellikle Çorum’da inceleme fırsatını bulduğu geleneksel halk kültürü, bundan sonraki çalışmaları üzerinde etkili oldu. 1943’ten sonra bir süre renkçi anlayışta manzaralar, 1945- 47 arasında da “Mari’nin Portresi”, “Alis I” ve “Alis II” gibi bir dizi portre gerçekleştirdi. 1950’den sonra Türk süsleme ve Anadolu halk sanatlarından yola çıkarak kübizm etkili geometrik yarı soyut bir anlayışa yöneldi. 1950’deki Paris gezisinde Dekoratif Sanatlar Müzesi’ndeki zengin halk sanatı örneklerinden büyük ölçüde etkilendi ve dönüşünde yazma sanatına ağırlık verdi. Bu çalışmalarında halk sanatından esinlenerek, figürleri ritmik çizgilerle kaligrafik bir düzen içinde kullandı. 1950-52 arasında Bizans mozaikleriyle ilgilendi. “Mürşid’in Evi” (1950), “Güzel İstanbul” (1951) gibi guvaşla yaptığı resimlerle elek baskılarında bu tekniğe benzeyen bir çalışma uyguladı. 1961’de yaptığı bir ABD gezisinden sonra bir süre zengin renklere, soyut biçimlere yöneldi. 1970’lerdeyse yeniden eski konularına dönerek toplumsal içeriği ağır basan resimler gerçekleştirdi.

Eyuboğlu 1940’tan başlayarak bütün sanat yaşamı boyunca, resim çalışmalarına paralel bir anlayışla duvar resimleri, kabartmalar ve mozaik panolar yapmayı da sürdürdü. Ortaköy’de Lido Yüzme Havuzu’ndaki ve Harbiye’de Hilton Oteli’ndeki duvar resimleri, 1958’de Uluslararası Brüksel Fuarı için gerçekleştirdiği 272 m2’lik mozaik pano (fuarın büyük ödülünü kazandı), 1959’da Paris’teki NATO Merkezi için yaptığı bugün Brüksel’de bulunan 50 m2’lik mozaik pano ve İstanbul Manifaturacılar Çarşısındaki (E. Eyuboğlu ile birlikte) duvar kabartması bu çalışmalarından bazılarıdır. Eyuboğlu’nun ayrıca Câmm Anadolu (1953), Tezek (1975), Delifişek (1975) adlı gezi, Nazmi Ziya (1937) adlı monografi kitapları; ölümünden sonra yayımlanmış Yaşadım (1977) adlı şiir ve Resme Başlarken (1977) adlı deneme kitapları vardır. Aynca çeşitli resim ve çizimleri Binbir Bedros (ös 1977), Karadut (ös 1979) ve Babatomiler adlı albümlerde toplanmıştır.
kaynak: Ana Britannica

BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 16:58
Biyografi Konusu: Bedri Rahmi Eyüboğlu nereli hayatı kimdir.
virtuecat - avatarı
virtuecat
Ziyaretçi
9 Kasım 2006       Mesaj #2
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  berdirahmieyuboğlu.JPG
Gösterim: 1218
Boyut:  73.4 KB
Bedri Rahmi Eyüboğlu

(1913-1975)
Sponsorlu Bağlantılar
Türk resminde Anadolu el sanatlarından, süsleme ve nakışlarından esinlenerek çağdaş bir yorumla resimler yapmış öncü bir ressam olan Bedri Rahmi Eyuboğlu ayrıca şiirleriyle de tanınır. Bugün Giresun'a bağlı olan Göre­le ilçesinde doğan Bedri Rahmi beş çocuklu bir ailenin kinci çocuğuydu. Trabzon Lisesi'nde okurker öğretmeni ressam Zeki Kocamemi'nin de etkisiyle resim çalışmalarına ağırlık verdi. 192Ç'da girdiği İstanbul Güzel Sanatlar Akademisinde de Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1931'de, Paris'te öj renim gören ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu'nun yanına gitti ve orada resim çalışmalarını sürdürdü. Paris'te bulunduğu yıllarda Dufy ve Matisse gibi ressamların etkisiyle kuralların ve akademik anlayışların dışında resim yapmayı yeğledi. Bu anlayışla yaptığı bir resmi ile 1934'te İstanbul'da "D Grubu"nun sergisine katıldı. Daha sonra, başarı derecesini yükseltmek için ertelediği bitirme sınavına girdi ve diploma yarışmasın­da birinci olarak 1936'da akademiyi bitirdi.

Bedri Rahmi'nin resim anlayışındaki deği­şim 1938-39 yıllarında, ressamlardan oluşan bir toplulukla katıldığı Anadolu gezisiyle baş­ladı. Hükümetin Anadolu'nun değişik yörele­rinde ressamlar için düzenlediği geziden dön­düğünde coşku içindeydi. Daha sonra da kendi çabasıyla gerçekleştirdiği geziler, Bedri Rahmi'ye yalnızca müze ve salonlarda gördü­ğü Türk süsleme sanatı örneklerini evlerde, pazaryerlerinde, panayırlarda görme olanağı sağladı. Bedri Rahmi, Anadolu insanının el emeği ürünü olan ve beğenisini yansıtan çorap, heybe, yazma ve kilimlerdeki nakışlar­da çağdaş sanat anlayışlarıyla uyuşan, bütün­leşen bir özellik ve zenginlik buluyordu. Türkiye'de halk sanatı ürünleri, Bedri Rah­mi'ye gelene kadar resimde yeterince esin kaynağı olmamıştı. Bedri Rahmi, Türk halk kültürünün önemini ve değerini iyi kavramış bir ressam olarak, halk sanatı ile çağdaş uygarlık ve çağdaş dünya sanatı arasında bir ilişki kurmaya çalıştı. Resim anlayışı ve bu anlayışın ürünü olan başarılı resimleri birçok ressamın Anadolu'ya özgü kültür değerlerine yönelmesinde etkili oldu.

Türk halk sanatı ile çağdaş sanatın bir bileşimini yapmayı amaçlayan Bedri Rahmi, 1940'tan sonra duvar resimleri, mozaik pano­lar, kumaş üzerine baskılar da yaptı. Yurtiçinde ve dışında birçok sergi açtı; sergilere, yarışmalara katıldı. 1958'de Brüksel'de altın madalya, 1969'da Sâo Paulo Bienali'nde onur madalyası kazandı.

Resimleri kadar şiirleriyle de tanınan Bedri Rahmi lise yıllarında şiir yazmaya başladı ve yaşamının sonuna kadar şiir yazmayı sürdür­dü. Şiirde de halk şiirinin söyleyiş özellikle­rinden etkilendi; yalın, akıcı, kolay okunan ve anlaşılan, çarpıcı şiirler yazdı. Bütün şiirleri Yaşadım (1977) adlı kitabında toplandı.

Paris (1930), Yazılı Natürmort (1936), Salı Pazarı (1938), Eren (1940), Nallanan Öküz (1947), Düşünen Adam (1953), Karadut Satı­cısı (1954), Çömelmiş Köylü (1972), Ankara' nin Kavakları (1973), Mor Takkeli Hacı (1974) ve Son Kahve (1975) Bedri Rahmi'nin resimlerinin bazılarıdır. İstanbul'da Lido Yüzme Havuzu'nun, Hilton ve Divan otelle­rinin duvar resimlerini de Bedri Rahmi yap­mıştır. Paris'e ilk gittiğinde tanışıp sonra ev­lendiği Rumen asıllı eşi Eren Eyuboğlu da ressamdır.

MsxLabs & Temel Britannica

Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 16:05
KisukE UraharA - avatarı
KisukE UraharA
VIP !..............!
28 Kasım 2006       Mesaj #3
KisukE UraharA - avatarı
VIP !..............!
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Doğum: 1913 Görele
Ölüm : 1975 İstanbul

Ressam, şair ve yazar. Ortaöğrenimini Trabzon Lisesi'nde, yükseköğrenimini Güzel Sanatlar Akademisi'nde tamamladı. İki yıl da Paris'te öğrenim gördü. Dönüşünde, öğretim üyesi olarak akademiye alındı. Cemal Tollu, Nurullah Berk, Sabri Berkel, Zeki Faik İzer, Zühtü Müridoğlu ile birlikte "D Grubu"nu kurdu (1933). Bir süre Amerika'da kaldığı üç yıl dışında (1960-1963) Akademi'nin resim bölümündeki profesörlüğüne devam etti. Muhit, Yeni Adam, Tan (1928-1934) dergi ve gazetelerindeki ilk yazı ve öyküleriyle tanınan Eyüboğlu, yeni edebiyatımızın öncü girişimleri Ses, İnsan, Gün, İnkılâpçı Gençlik, İşte, Büyük Doğu (1938-1944) dergilerinde yazdı; yüksek sesle okunacak söyleyiş biçimleri içinde yerli deyişlere yeni bir tazelik kazandırdığı ilk şiirleriyle akımın önde gelen şairlerinden sayıldı. Oyuna, fazla gereksiz süslere, kapalılığa eğilim duymadı, bir mısra şairi kimliği aramadı. Varlık ve Yeditepe (1946-1958) dergilerinde yayımladığı sonraki şiirlerinde de aynı özellikleri gösterdi. Bu döneminde unutulmaz aşk şiirleri yazdı.

Yapıtları:
Ad:  bedri-rahmi-eyuboglu.jpg
Gösterim: 1118
Boyut:  300.1 KB
  • "Yaradana Mektuplar" (1944),
  • "Karadut" (1948),
  • "Tuz" (1952),
  • "Canım Anadolu" (nesirler, gezi yazıları, 1953),
  • "Üçü Birden" (ilk kitaplarının ikinci baskısı, 1953),
  • "Dördü Birden" (yeni eklemelerle, yeni baskı, 1956),
  • "Karadut 69" (yeni eklemelerle bütün kitapları, 1969),
  • "Dol Karabakır Dol" (şiirler, 1974),
  • "Tezek" (gezi yazıları, 1975),
  • "Delifişek" (gezi yazıları, 1975),
  • "Yaşadım" (şiirler, 1977).
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 16:59
Gerçekçi ol imkansızı iste...
asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
15 Ekim 2008       Mesaj #4
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Karadut

Ad:  berdirahmieyuboğlu2.JPG
Gösterim: 1190
Boyut:  222.7 KB

Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Agaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın a gülüm
Günahımsın, vebalimsin.

Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

II

Sigara paketlerine resmini çizdiğim
Körpe fidanlara adını yazdığım
Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sıla kokar, arzu tüter
Ilgıt ılgıt buram buram.
Ben beyzade, kişizade,
Her türlü dertten topyekün azade
Hani şu ekmeği elden suyu gölden.
Durup dururken yorulan
Kibrit çöpü gibi kırılan
Yalnız sanat çıkmazlarında başını kaşıyan
Artık otlar göstermelik atlar gibi bedava yaşayan
Sen benim mihnet icinde yanmış kavrulmuşum

N'etmiş, n'eylemiş, n'olmuşum
Cömert ırmaklar gibi gürül gürül
Bahtın karışmış bahtıma çok şükür.
Yunmuş, yıkanmış adam olmuşum.

Karam, karam
Kaşı karam, gözü karam, bahtı karam
Sensiz bana canım dünya haram olsun.


Sevgi Üstüne


Bütün kitapları yakmalı
Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır
Kitaplara göre insan
Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş
Gözleri, yüreği kamaşmış insandır
Aptaldır, hastadır, kahramandır
Bütün kitapları yakmalı
Ad:  Bedri-Rahmi-Eyüboğlu4.jpg
Gösterim: 1246
Boyut:  39.9 KB

Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır.
İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler
Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar
Bir tek meyve veren dalı keserler
İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı
Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli
Bir tek meyve veren dalı kesmeli
İnsan dediğin derya misali
Üstünde milyonlarca dalga
İçinde kıyametler kopmalı
İnsan dediğin derya misali
Uçsuz bucaksız olmalı.

Gel çıkalım sevgilim gel
Gel kurtaralım birler hanesinden
Çekelim gidelim bir uçtan uca
Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar
Sevelim sevelim sevelim
Sevebileceğimiz kadar

Bedri Rahmi Eyüpoğlu
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 17:00
Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....
snackbloot - avatarı
snackbloot
Ziyaretçi
23 Şubat 2011       Mesaj #5
snackbloot - avatarı
Ziyaretçi

YAR YÜREĞİN YAR

Ad:  Bedri-Rahmi-Eyüboğlu3.jpg
Gösterim: 1249
Boyut:  56.8 KB

elmayı ikiye böldüler
içinden kurt çıktığın gördüler
ağacı lime lime dildiler
böceğin halinden bildiler
ferman padişahınsa dağlar bizimdir denildi
dağların bağrı deşildi
çözüldü mevsimlerin sırrı yaprak yaprak
yedi kat yerin dibinden haber getirdi
gözünü sevdiğim tohum, gözünü sevdiğim toprak
kılı kırka yardılar oğul
suyun sudan gizlisi kalmadı
suyun sudan gizlisi kalmadı
buğdayın macerası meydanda
yıldızların sırrı aşikar oldu
arı gözümüzün önünde sızdı balını
karanfil alevini
kırlangıcın alınyazısı
penceremzin önünde yazıldı
bir sensin gizlenen oğul
ağlarsın gizli gizli
seversin gizli gizli
ölürsün gizli gizli
çatlarsın arzudan, iştihadan
yer yarılır yere geçersin
söyleyemezsin
yar yüreğin yar vakit tamamdır
neler aldın dünyamızdan bunca zamandır
yar yüreğin yar gör ki neler var
Ad:  Bedri-Rahmi-Eyüboğlu-Sergisi1.jpg
Gösterim: 1236
Boyut:  84.3 KB

belki seyyar kuşların ömrü kadar sade aydınlık
belki vişne çiçekleri kadar beyaz ılık
belki çürümüş yılanlar kadar mundar
belki mahzende yıllanmış şarap kadar lezzetli
bir aşktır fışkırıp çıkacak
ne çıkarsa bahtımıza
yar yüreğin yar bölüşelim
beraber ağlayalım dertleşelim
yar yüreğin yar yarmağa değer
bir insan tanımak oğul, bir cihan tanımağa bedel...

YARADANA MEKTUPLAR


Yıldızların, çivilediğin yerdeler,
Bulutların, eksik olmasınlar,
Hep ayni minval üzere, senden gelip sana giderler.

Güneşin böler günlerimizi
Bir portakal gibi ortasından ikiye
Yarısını kulların yer, yarısını geceler.

Denizlerin senin elinle doldurduğun kasede çalkalanmaktadırlar
Ne bir damla artmış, ne bir damla eksilmişlerdir.

Dağların bizim ayağımıza çok bol geldi;
Onları bir defa bile giyen olmadı.
Daha dün elinden çıkmış gibi hepsi yepyeni
Şimdilik eskiyen bir şey varsa ömrümüzdür!

Sorup duruyoruz:
Ad:  berdirahmieyuboğlu6.jpg
Gösterim: 720
Boyut:  45.2 KB

Niçin nüfus kütüklerinde her gün yeni bir isim,
Kitaplarda yeni bir kahraman?
Biz ölen ağaçları yontup
Gemilerimize direk yapıyoruz
Bizim canlarımızı alan acep onlarla ne yapar?

Saksılarda hep aynı karanfiller açıyor Tanrım.
Niçin, biz bir defa doğuyoruz?

BEDRİ RAHMİ EYÜPOĞLU
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 17:01
ener - avatarı
ener
Ziyaretçi
28 Eylül 2011       Mesaj #6
ener - avatarı
Ziyaretçi
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Giresun-Görele'de doğdu. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir. Trabzon Lisesi'nde okurken, 1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1930'da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gitti. Orada André Lhote'un yanında resim çalıştı. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı.

Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş'te açtı. 1934'te katıldığı Akademi'nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu yapımında çevirmenlik yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. 1936'daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. Aynı yıl Moskova'da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi'ne katıldı. 1937'de Cemal Tollu'yla birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy'nin asistanı oldular. Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP'nin kültür programı çerçevesinde resim yapmak için 1938'de Edirne'ye, 1941'de de Çorum'a gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu'ya özgü görünümler egemendir.


1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. İlk duvar resmini 1943'te İstanbul'da, Ortaköy'deki Lido Yüzme Havuzu için yaptı. 1947'de İstanbul'da özel bir atölye ve galeri açtı. 1950'de Ankara'da sanatının o güne kadarki bütün dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi. Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris'e gitti ve İnsan Müzesi'nde (Musée de I'homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi. Bu incelemeleri "güzel"in aynı zamanda "yararlı"da olabileceği, "yararlı" olmanın "güzel"in gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle etkiledi, yönlendirdi. Mozaik çalışmalarına 1950'de başladı. 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²'lik bir mozaik pano gerçekleştirdi ve bu yapıtıyla serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazandı. Bundan bir yıl sonra Paris'teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel'de bulunan, 50 m²'lik bir mozaik pano hazırladı. 1960 ve 1961'de iki kez ABD'ye gitti. Orada birçok geziye katıldı, konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı.1969'da Sao Paulo Bienali'nde (iki yıllık sergi) onur madalyası kazandı. Ayrıca 1940'ta Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde resim dalında üçüncülük, 1943'te aynı serginin 4.sünde ikincilik ve 1972'de de 33. sergide birincilik ödülünü aldı. Ölümünden sonra 1976'da Ankara'da "Yaşayan Bedri Rahmi" adıyla bir sergisi düzenlendi. Aynı yıl İstanbul'da da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde adına düzenlenen bir sergiyle anıldı. 1984'te İstanbul'da "Bedri Rahmi-Her Dönemden" adlı bir toplu sergisi açıldı.

Ad:  Bedri-Rahmi-Eyüboğlu7.jpg
Gösterim: 868
Boyut:  33.2 KB

Bedri Rahmi Akademi'deki ilk yıllarından sonra temel bilgilerini Paris'te André Lhote'un akademisinde edinmesine karşın onun kübist ve yapımcı (konstrüktif) yaklaşımını benimsememiş, Dufy ve Matisse'i kendine daha yakın bulmuştur. Paris'ten döndükten sonra Anadolu ve Trakya gezilerinde yaptığı resimlerle İstanbul görünümlerinde Dufy'nin renk ve çizgi anlayışının etkileri görülür. Zamanla bu etkiden sıyrılan Bedri Rahmi halk sanatını sağlam bir kaynak olarak görmeye başlamıştır. Halk sanatından yola çıkarak yeni anlatım biçimleri aramıştır. Minyatürlerden de esinlenmiştir. Anadolu kilimlerinin geometrik, soyut biçimleri, çini, cicim, heybe, yazma ve çorapların bezeme düzeni ve renk uyumlarını kaynak olarak kullanmış, motifin ağırlık kazandığı süslemeci bir tutumla resimler yapmıştır. Ancak, yalnızca motifleri resme uygulamakla yetinmemiş, renk ve malzeme araştırmalarına da girmiştir. Çeşitli teknikleri deneyerek gravür, mozaik, heykel ve seramik alanlarında birçok ürün vermiştir. Yine bir halk sanatı olan yazmacılığa da yönelmiş, kumaş üstüne baskılar yapmış, bu çalışmalarını öğrencileriyle birlikte de yürütmüştür.


İki yıl kadar süren ABD gezisinden sonra değişik malzemelerden yararlanarak soyut resimler ve renk düzenlemelerine yönelmişse de son yıllarında yeniden eski konularına dönmüştür. Kemençeciler, gecekondular, hanlar, kendi portreleri, balıklar ve kahvelerle, yeni renk ve doku deneyimlerinden de yararlanarak, doğaya eğilişin ustaca ve yetkin örneklerini vermiştir. Çağdaş resim öğelerini de içeren bu çalışmalarında, konu soyuta yaklaştığı oranda, resmin de bir tür "nakış"a dönüştüğü izlenir.


Bedri Rahmi 1927'de başladığı resim öğretmenliğini ölümüne değin sürdürmüş, Akademi'deki atölyesinde sayısız öğrenci yetiştirerek, çağdaş Türk resmi için bu açıdan da etkili ve yararlı olmuştur.
Bedri Rahmi 1928'de daha lise öğrencisiyken şiir yazmaya başlamıştır. Şiirlerine, 1933'ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir. 1941'den başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlanmıştır. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi her türüne karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullanarak halk diline yaklaşma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemiştir.Bedri Rahmi Eyüboğlu 21 Eylül 1975'te vefat etti.

RESSAM BEDR
İ RAHMİ
Trabzon lisesinde okurken matematik dersinden dolayı çektiği sıkıntıları tutduğu günlüklerde sık sık dile getirmiştir Bedri Rahmi. Bazı resim ödevlerini ağabeyi Sabahattin Eyuboğlu'na yaptırdığınıda anlatırken hiç de çekinmez. Ne zamanki okula yeni gelen resim hocası Zeki Kocamemi'yi tanır işte o zaman Bedri Rahmi'nin hayatı değişir.
İstanbul'daki Güzel Sanatlar Akademisi'nde okumaktır onun hayali artık. Ailesi her ne kadar onun avukat olmasını istiyorsa da ağabeyinin desteğini de alarak İstanbul'a gelir ve Çallı Atolyesi'nde genç bir ressam adayıdır artık.
Hocası Çallı Bey "Benden alacağını aldın, artık yurt dışına gitmen lazım" dediği gün, canım dediği ağabeyinin bursunu paylaşarak Fransa'ya gider Bedri Rahmi. Kendi ağzından ressamlığını yorumlayarak bitirelim konuyu;
"Ben doğuştan ressam olmadım, çalışarak ressam oldum."

ŞAİR BEDRİ RAHMİ
Bir Anadolu yazması gibi yazdı şiirlerini Bedri Rahmi, kilim gibi dokudu: çok sevdiği kirazları, narları, dutları, işledi kağıtlara... Yiğitliği, mertliği, aşkı, sevdayı, özlemi işledi. Evrenin gizemini tek bir nar tanesinden çözmeye çalıştı o. Bilgeliği, ılık, insan sıcağını bir gölün yüzeyinden akseder gibi ulaştı bize, öyle naif, öyle pürüzsüz, öyle derin. Bedri Rahmi'nin şiirlerinde dolu dolu yaşayan bu kocaman adamın ta içini okuyacaksınız.

ÖĞRETMEN BEDRİ RAHMİ
Bedri Rahmi ürettiği her eser için oldukca mütevazi idi. Birileri şiirleri olsun,resimleri olsun ,yazıları veya mozaikleri,seramikleri ,tabakları,heykelleri olsun hepsini eleştire bilir oda bunları rahatlıkla dinleyebilirdi. Sadece bir tek konuda kimse bana bir şey diyemez derdi, "Öğretmenliğim". Her kim ki benim öğretmenliğim hakkımda kötü bir şey söyleyecek işte onun alnını karışlarım diyecek kadar da emindi hocalığından.
Şu an Türk resminde sevilen ressamlara bir bakın, ne kadar haklı olduğunu göreceksiniz zaten. Her ne kadar Bedri Rahmi atölyesinden olduğunu yazmayı unutacak kadar yoğun resimle meşgul olsalarda bazı talebeleri, Türk resim sanatına bir hayli ressam kazandırmıştır Bedri Rahmi.
Bedri Rahmi'nin Talebeleri
Alaettin Aksoy
Avni Sancaktar
Aydın Ayan
Birim Bozok
Burhan Uygur
Demet Yersel
Devrim Erbil
Dilek Işıksel
Ferit Edgü
Figen Aydıntaşbaş
Fikret Otyam
Gönül İzgi
Gül Derman
Gülseren Südor
Gülsüm Karamustafa
Güner Ener
Hale Sontaş
Ad:  Bedri-Rahmi-Eyüboğlu-Sergisi-CerModernde.jpg
Gösterim: 839
Boyut:  81.6 KB

Hanefi Yeter
İbrahim Örs
İhsan Şurdum
Leyla Gamsız Sarptürk
Mehmet Pesen
Mukaddes Saran
Mustafa Esirkuş
Mustafa Şener
Nazan Sönmez
Nedim Günsür
Nevin Çokay
Oktay Anılanmert
Orhan Peker
Özden Akbaşoğlu
Serpil Akyıl
Tangül Akakıncı
Teoman Südor
Turan Erol
Tülay Tura Börtücene
Türkan Sılay Rador
Utku Varlık
Yusuf Katipoğlu
Zerrin Kehnemuyi

YAZAR BEDRİ RAHMİ
Bedri Rahmi Orta okulda gün gün, "Gün" adını verdiği günlük ile başlamış Bedri Rahmi yazmaya , daha sonra mektuplar ile devam etmiş. Babasına yazmış, annesine yazmış tabii ki abisine ve tüm dostlarına da. Eşi olacak Eren hanıma yazdıklarıyla onun kalbini de kazanmış.
Hayatında ilk kazandığı parada yazdığı bir çocuk hikayesinden olmuş Bedri Rahmi'nin. Zamanla çeşitli gazetelere , dergilere ‘de yazmış. Yazmak onun için bir tutku olmuş, düşündüklerini ve hissettiklerini bu yol ile halkıyla paylaşmış.
KİTAPLARI:
ŞİİR KİTAPLARI:
  • 1941 YARADANA MEKTUPLAR
  • 1948 KARADUT
  • 1952 TUZ
  • 1956 MERHABA YEŞİL
  • 1959 BİGÜZEL
  • 1974 DOLKARABAKIR DOL
MEKTUPLAŞMALARI:
  • 1984 KARDEŞ MEKTUPLARI
    Ad:  berdirahmieyuboğlu2.JPG
Gösterim: 689
Boyut:  58.6 KB
  • 2000 AŞK MEKTUPLARI
MAKALELERİ-DERGİ VE GAZETE YAZILARI:
  • 1932-1936 GECE YARISI
  • 1938-1945 DOST DOST
  • 1945-1952 İNSAN KOKUSU
RESİM ÜZERİNE:
  • 1977 RESME BAŞLARKEN
MOZAİK SANATÇISI BEDRİ RAHMİ
Mozaikleri ile Bedri Rahmi Ayasofya ve Kariye müzesindeki mozaik çalışmalarını gezen Bedri bey bu mozaik çalışmalarından oldukça etkilenmiştir.
Yaptığı bir çok resimde bu etkiyi görmek mümkündür. Noktama tekniği ile yaptığı bazı tablolarında, 1950 'li yıllarda ki mozaik panolarının müjdesini de vermiştir.
1955 MARMARA OTELİ ANKARA
1956 /1957 4.LEVENT KONUTLARI
1957 BRÜKSEL ULUSLAR ARASI SERGİDE TÜRK PAVYONUNA YAPILAN
1958 NATO MERKEZİNE YAPILAN 1959 SAMATYA HASTANESİNE
1959 EFES OTELİ İZMİR 1960 1961 ABD KARMEL KELLOGS MALİKANESİNE YAPILAN 2 PANO
1962 /1963 İSTANBUL MANİFATURACILAR SİTESİ

HEYKELTRAŞ BEDRİ RAHMİ
Bütün dünya heykel sanatının yüzünü ağartan şaheserlerinin hemen hepsinin anadoludan çıktığına inanan Bedri Rahmi, heykelin resmin öz kardeşi olduğunu savunmuştur. Heykelin resimden daha güç bir sanat olduğunu ileri sürmek, sadece çocuk aldatmak olur demiştir 1949 'un şubatında yazdığı bir yazısında. Ona göre; iki karışlık bir büste iki sene çalışmasını bilenin masrafı çamur değil; sevgi, sabır ve ömürdür.
Heykelleri :
1. Karaköy tatlıcılar hanı
2. Vakko fabrikası etap / İstanbul
3. Etap / İstanbul
4. Divan Oteli Panosu

YAZMACI BEDRİ RAHMİ
Sene 1950, Paris’te insan müzesini geziyoruz. “Musee de 1’Homme” Bizim öğrencilik yıllarımızda bu müze yoktu.Çeşitli müzelerden aktarılan binlerce eser bu müzede yepyeni bir anlamla bir araya gelmişti.
Aman Allahım bu ne müthiş bir hayvan başı diyerek,üzerine atıldığımız tahta oymanın bir davul kasnağı olduğunu,ogüne kadar sanat eserlerinin bu kadar kesinlikle işe yarayabileceğini düşünmemiştim. Resme başladığım günden bu yana bizim köy kilimlerini her zaman sevdim ama bir kilimin hem sanat eseri hem de yüzde yüz işe yarayan,günlük hayatımıza karışan faydalı bir dost olacağını düşünmemeiştim. Yurda döner dönmez,güzel ile faydalıyı kendi imkanlarımız içinde,değerlendirmek istedim.İşe yarayan güzeli bu galeride değerlendirebilmek için elbirliği yaptık. Aklıma ilk gelen bizdeki yazmacılığı ele almak oldu.Öteki de çömlekçiliği. Yurdumuzun her yanında yazma basılıyor,hem de çömlek pişiriliyordu.İkisinede el attık.İstanbul’da ne kadar yazmacı ve çömlekçi tezgahıvarsa hepsini bir bir dolaştım.Yazma konusunda dilediğim tezgah Kumkapı'da ve Çamlıca’da, Çömlekçiyi de Anadolu hisarı’nda Göksu’da buldum.

Ama o ara yazmacılık beni daha çok sardı.Çünkü çömlekçilik daha çok heykel bilgisi istiyor buna karşılık yazma yüzde yüz resim sorunlarıyla olup bitiyordu. Dileğin nakışı ıhlamur ağacına oyacaksın yıkanmaya dayanan boyalarla basıcaksın. İster kağıda bas ister beze.Kağıda bastığın zaman adına gravür diyorlar,Gravür resim sanatının bir dalı.Aynı nakışı beze bastığın zaman yazma kesiliyor.Kağıda bastığın zaman yalnız istanbul’da ve istanbul’un bir semtinde kalan gravür,beze basıldığı zaman yazma kisvesine bürünüp bütün yurdu dolaşıyor. 1950-55 arası öylesine sardı ki beni yazmacılık hemen hemen 5 yıl bir perhize girdim.

Perhizin şartı oldukça zordu.Ya açık üstüne koyu,ya koyu üstüne açık. Bir tek renkle yetineceksin. Beri yanda ressam elinin altındaki yüzlerce rengi birbirine karıştırıp harman çorman ederken,yazmacı bir tek anilin siyahıyla onbinlerce metre kare bezi büyük bir ustalıkla donatıyor,bunları yurdun her köşesine ulaştırıyordu. Bu ara yazmacılarda şunu öğrendim. Anadolu’nun şu vilayeti,ille sarı siyah ister, öteki siyah kırmızı. Olmazsa topunu geri çevirir,Falanca vilayet cehri olmazsa birtek yazma almaz. Bana yazmacılık işçiliğini A – sından Z –sine kadar öğreten hanımyan ustanın bir sözünü ömrüm boyunca unutamam. Bir müşteriye 10 metre kare toplayan bir yazma iş hazırlıyorduk,işin tan sonunda yirmibeş kuruş boyunda bir mürekkep damlası geldi,çevrenin ortasında münasebetsiz bir yeri lekelendi.Bizim ödümüz patladı.Çünkü bu boya hiçbir şeyle çıkan soydan değildi.

Hanımyan, usta o canım çocuk gülüşüyle, Keder vermez dedi. Al elini fırçayı o lekeye bir biçim ver zaten kusursuz iş yapmak Allaha mahsustur. Dermiş yazmacıların Piri.. Çıraklar kusursuz bir iş çıkardıkları zaman fırçayı boyaya daldırır yazmaları üzerine kendi eliyle birkaç benek püskürtürmüş.. Ustanın dediğini yaptık. Çevreye damlayan lekeye çeki düzen verdik. İşin tuhafı müşteri en çok bu tarafını sevdi. Yurdumuzda yazma nezamandan beri yapılır.Bize nereden geldi.Bunları gücümün yettiği kadar aradım. Bize Acem’den, Aceme’de Çin’den geldiğinden öte kesin bilgiler elde edemedim. Bu konu üzerinde nekadar durulsa yeridir. Bolu ve Kastamonu dolaylarında basılan yazmalarda Hitit geyikleri var.Din bir yandan sureti yasaklaya dursun geyikler ve kuşlar yazmalarda dolanmağa başlamışlar. Nezamandan beri arayıp bulmaya değer karagöz nakışlarını deriye işlemiş de yazmaya işlememişiz niçin aramağa değer.Yalnız saray çevresinde gelişen nakışlardan hiçbirisi yazmalarımızda hiç yer almamış niçin araştırmağa değer.
Ad:  berdieyupoğlu15.JPG
Gösterim: 680
Boyut:  59.5 KB

Biz üç yıldır, resim aracı resim gerci bulamıyan Akademide atölyemizdeki arkadaşlarımıza biraz boya sağlayabilmek için sergiler açıyoruz.Kendi elimizle oyduğumuz kitapları basarak, yılbaşı kartları sergileri açtık.Son sergimizde yine kalıpla basılan yazmayı denedik.O günümüzün şartları, meslek tasaları ıhlamur ağacını kalıp olarak oymaya fırsat vermedi,kalıp olarak alçıyı oyduk.Ihlamur ağacına en az 10 saat de oyulacak motifi 1 saat de alçıya oyduk ve bütün yazmalrımızı tahta kalıp yerine alçı kalıplara batık.Bu hiç bir zaman tahtanın sağlamlığını ve sıcaklığını vermiyor ama neylersin ki günümüz bizi çok daha çabuk olmağa zorluyor.
Şuan inanıyoruz ki sevdiği işi kendi eliyle çoğaltmak onun herkesin alabileceği bir hale getirmek sanatçının elindedir.Çünkü günümüzün kimyası san’atçıya sayısız araçlar yaratıyor. Bunları incelemek boynumuzun borcu olmalı.. en güzeli araya yabancı eller girmeden sanatçının kendi işini kendi eliyle çoğaltabilmesi hiç değilse günümüzün ressamının daktilo makinesinin icadından haberi olması..

SERAMİK USTASI BEDRİ RAHMİ
Heykel gibi seramik de Bedri Rahmi’nin gençlik yıllarından beri kafasında onu araştırmaya iteleyen bir diğer konudur.
Önceleri 1940 'lı yıllarda yazları oturduğu Beylerbeyinde keşfettiği Göksu deresi kıyısındaki çanak çömlek ustalarını ellili yıllarda tekrar hatırlayan Bedri Rahmi, rahmetli çömlekci Hasan ustayı eşine dostuna tanıttığı gibi kendiside oradan aldığı toprak ile evinde fincanlar, tabaklar çalışmıştır, fakat bu seramik dürtüsü en güzel örneklerini Sadi Diren ile yaptığı çalışmalarda ortaya çıkmıştır.
Sadi Diren atölyesinde Bedri Rahmi’nin çalıştığı büyük ebatlı kaseler, siniler ve tabaklar Eczacıbaşı görsel sanatlar müzesinde halka sunulmaktadır.
Ad:  berdirahmieyuboğlu3.JPG
Gösterim: 677
Boyut:  73.7 KB
VİTRAYCI BEDRİ RAHMİ
Bedri Rahmi malzeme ile coşan, malzemenin sanatçıya getirdiği yeni boyutların tadına varan bir sanatçıdır.
1946 'daki mavi yolculuğundan beri içinden ışığı geçiren malzemelerle oynayan Bedri Rahmi, meşhur balıkcı Paluko'nun çıkardığı 70 cm boyundaki pinaların içersine motifler yapıp atölyesinin camına asmıştır. Işığı geçiren mercan renkli pina halen evinin penceresinde asılı durmaktadır.
Bedri Rahmi vitraya ile olan ilişkisini Almanya’daki T.C Büyükelçiliğinin bir duvarına yaptığı koca beton kalın cam karışımı vitrayda sonuçlandırmıştır. Bu uygulamanın dünyada bir ikinci benzeri yoktur.

Türküler Dolusu Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var
Canıma ciğerime dek işlemiş
Canıma ciğerime
Sapına kadar.
Elma dalından uzağa düşmez
Ne yana gitsem nafile.
Memleketin hali gözümden gitmez
Binbir yerimden bağlanmışım
Bundan ötesine aklım ermez.

Yerliyim yerli olmasına
ilmik ilmik, damar damar
Yerliyim.
Bir dilim Trabzon peyniri
Bir avuç tiftik
Bir çimdik çavdar
Bir tutam şile bezi gibi
Dişimden tırnağıma kadar
Ressamım.
Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım
Taşıma toprağıma toz konduranın
Alnını karışlarım
Şairim şair olmasına
Canım kurban şiirin gerçeğine hasına
içerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum
Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter
Eğri büğrü , kör topal kabulum
Şairim
Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası
Ayak seslerinden tanırım
Ne zaman bir köy türküsü duysam
Şairliğimden utanırım
Şairim
Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum
Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim
Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm

Hey hey, yine de hey hey
Salınsın türküler bir uçtan bir uca
Evelallah hepsinde varım
Ad:  berdirahmieyuboğlu4.JPG
Gösterim: 691
Boyut:  60.0 KB

Onlar kadar sahici
Onlar kadar gerçek
insancasına, erkekçesine
´Bana bir bardak su´ dercesine
Bir türkü söylemeden gidersem yanarım.

Ah bu türküler
Türkülerimiz
Ana sütü gibi candan
Ana sütü gibi temiz
Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla
Köyümüz, köylümüz, memleketimiz.
Ah bu türküler,
Köy türküleri
Dilimizin tuzu biberi
Memleket ahvalini onlardan sor
Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen´i
Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni...
Ben türkülerden aldım haberi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak
Hilesiz hurdasız, çırılçıplak
Dişisi dişi, erkeği erkek
Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara
Bıçağı bıçak .
Ah bu türküler köy türküleri
Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi
Kiminin reyhasından geçilmez
Kimi zehir, kimi zemberek gibi.

Ah bu türküler, köy türküleri
Olgun bir karpuz gibi yarırılır içim
Kan damlar ucundan, murekkep değil
işte söz, işte ses, işte biçim:
´Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar´
iliklerine kadar işlemiş sızı
Artık iflah olmaz kavak ağacı
Bu türkünün yüreğinde sancı var.

Ah bu türküler, köy türküleri
Ne düzeni belli, ne yazanı
Altlarında imza yok ama
içlerinde yürek var
Cennet misali sevişen
Cehennemler gibi dövüşen
Bir çocuk gibi gülüp
Mağaralar gibi inleyen
Nasıl unutur nasıl
Ömrunde bir kez olsun
Halk türküsü dinleyen...
İstanbul Destanı
İstanbul deyince aklıma martı gelir
Yarısı gümüş, yarısı köpük
Yarısı balık yarısı kuş
İstanbul deyince aklıma bir masal gelir
Bir varmış, bir yokmuş

İstanbul deyince aklıma Gülcemal gelir
Anadolu´da toprak damlı bir evde
Gülcemal üstüne türküler söylenir
Süt akar cümle musluklarından
Direklerinde güller tomurcuklanır
Anadolu´da toprak damlı bir evde çocukluğum
Gülcemalle gider İstanbul´a
Gülcemalle gelir

İstanbul deyince aklıma
Bir sepet kınalı yapıncak gelir
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Sepetin üstünde üç tane mum
Bir kız yanaşır insafsızca dişi
Boyuna bosuna kurban olduğum
Kalın dudaklarında yapıncağın balı
Tepeden tırnağa arzu dolu
Sam yeli, söğüt dalı, harmandalı
Bir şarap mahzeninde doğmuş olmalı
Şehzadebaşı´nda akşam üstü
Yine zevrak-ı derunum
Kırılıp kenara düştü

İstanbul deyince aklıma Kapalıçarşı gelir
Dokuzuncu Senfoniyle kolkola
Cezayir marşı gelir
Dört başı mamur bir gelin odası
Haraç mezat satılmakta
Bir gelinle güvey eksik yatakta
Köşede sedef kakmalı tombul bir ut
Tamburi Cemil Bey çalıyor eski plakta
Sonra ellerinde şamdanlar nargileler
Paslı Acem kılıçları
Amerikan kovboyları
Eller yukarı

Ne kadar da beyaz elbiseleri
Amerikan deniz erleri
Kocaman bir papatyadan yolunmuşlar gibi
Sütten duru buluttan beyaz
Beyazın böylesine ölüm yakışır mı dersin
Yakışmaz
Ama harbederken onlara
Bambaşka elbiseler giydirirler
Kan rengi, barut rengi, duman rengi
Kin tutar, kir tutmaz

İstanbul deyince aklıma
Kocaman bir dalyan gelir
Kimi paslı bir örümcek ağı gibi
Gerinir Beykoz´da
Kimi Fenerbahçe´de yan gelir
Dalyanda kırk tane Orkinos
Kırk değirmen taşı gibi dönmektedir
Orkinos dediğin balıkların şahı Orkinos mavzerle gözünden vurulur
Denizin içinde ağaçlar devrilir
Kan çanağına döner dalyanın yüzü
Camgöbeği yeşili bulanır
Bir çırpıda kırk Orkinos
Reisin sevinçten dili dolanır
Bir martı gelir konar direğe
Atılan Kolyosu havada yutar
Bir başkasını beklemez gider
Balıkçı gülümser tatlı tatlı
Adı Marikadır bu martının der
Her zaman böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma Adalar gelir
Dünyanın en kötü Fransızcası orda harcanır
Çalımından geçilmez altmışlık madamların
Ağzı dili olsa da tenhadaki çamların
Görüp göreceği rahmeti anlatsa insanların

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
Ama şu Kızkulesinin aklı olsa
Galata kulesine varır
Bir sürü çocukları olur

İstanbul deyince aklıma
Tophane´de küçücük bir sokak gelir
Her Allahın günü kahvelerine
Anadolu´dan bir sürü fakir fukara gelir
Kimi dilenecek dilenmesine utanır
Kiminin elinde bir süpürge peyda olur uzun
Dudaklarında kirli paslı bir tebessüm
Çöpçü olmuştur bugüne bugün
Kiminin sırtında perişan bir küfe
Ad:  berdirahmieyuboğlu5.JPG
Gösterim: 642
Boyut:  61.1 KB

Kiminin sırtında nakışlı semer
Şehrin cümbüşüne katılır gider
Kalın yağlı bir kolana koşulur
Piyano taşırlar omuz omuza
Kendinden ağır yükün altında adamlar
Balmumu gibi erir dururlar
Sonra kanter içinde soluk alırlar
Nazik eşya nazik hamallar ister neylersin
Ama onlar kadar piyanoyu ciddiye alırlar mı dersin
Nazdan nazik çiniden bilezik eller
Derken
Karşı radyoda gayetle mülayim bir ses
Evlere şenlik Üstad Sinir Zulmettin
Hacıyağına bulanmış sesiyle esner:
Gamı şadiyi felek
Böyle gelir böyle gider

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Güne güneşe karşı yirmibeşbin kişi
Hepsinin dudağında İstiklal Marşı
Bulutlar atılır top top pare pare
Yirmibeşbin kişilik bir aydınlık içinde eririm
Canım ağzıma gelir sevinçten hilafsız
İsteseler bir gelincik gibi koparır veririm

İstanbul deyince aklıma
Stadyum gelir
Kanımın karıştığını duyarım ılık ılık
Memleketimin insanlarına
Daha fazla sokulmak isterim yanlarına
Ben de bağırırım birlikte Avazım çıktığı kadar
Göğsümü gere gere
Ver Lefter´e yaz deftere
Stadyum gelir
İstanbul deyince aklıma
Binlerce insanın aynı anda
Aynı şeyi duymasından doğan sevincin
Heybetini düşünürüm
Birbirine eklenir kafamda
Binler yüzbinler milyonlar
Sonra bir mısra havalanır ürkek
Bir uykuyu cananla beraber uyuyanlar

İstanbul deyince aklıma
Yahya Kemal gelirdi bir eyyam
Şimdi Orhan Veli gelir
Demindenberi dilimin ucundasın Orhan Veli
Demindenberi senin tadın senin tuzun
Senin şiirin senin yüzün
Yaralı bir güvercin misali
Başımın üstünde dolanır durur
Gelir sessizce konar bu şiirin bir yerine
Neresine mi arayan bulur
Erbabı bilir
Deli eder insanı bu şehir deli
Kadehlerin çınlasın Orhan Veli

İstanbul deyince aklıma Sait Faik gelir
Burgaz adasında kıyıda
Mavi gözlü bir çocuk büyür döne döne
Mavi gözlü bir ihtiyar balıkçı gencelir küçülür
İkisi bir boya geldi mi Sait kesilirler
Bütün İstanbul´u dolaşırlar elele başbaşa
Ana avrat küfrederler uçan kuşa eşe dosta
Sivriadada da martı yumurtası toplarlar çilli çilli
Ziba mahallesinde gece yarısı
Sabaha Galata´dan geçer yolları
Maytaba alacakları tutar kahvede
Zararsız bir deliyi
Ula Hasan derler gazeteyi ters tutaysun
Çaktırmadan gazetesini tutuştururlar fakirin
Sonra oturup sessizce ağlarlar

İstanbul deyince aklıma
Sait Faik gelir
Taşında toprağında suyunda
Fakirin fukaranın yanıbaşında
Bir kalem bir bilek bilendikçe bilenir
Kıldan ince kılıçtan keskin
Hep iyiden güzelden yana
Hep kimsesizlerin

İstanbul deyince aklıma
Said´in son yılları gelir
Hey Allahım en güzel çağında Said´e
Dört beş yıl ömrün kaldı denir
Sait Sait olur da nasıl dayanır
Mavi gözlü çocuk boşverir ölüm haberine
İhtiyar balıkçı pis pis düşünür
Bir zehir yeşilidir açılır
Bir yeşil ki ciğerine işler adamın
Bir yeşil ki kasıp kavurur
Küçük mavi çocuk
İhtiyar balıkçı
Ve dilimize bulaşan zehir yeşili
İstanbul çalkalandıkça bu denizlerde dipdiri
Dilimiz yaşadıkça yaşasın Said´in şiiri

İstanbul deyince aklıma
Sabiyem gelir
Sabiyem boynundan büyük bir demetle
Sarıyer´den gelir Pendik´ten gelir
Bahar nereden gelirse velhasıl
Sabiyem oradan gelir
Ne delidir ne divane
Aslını ararsan çingenedir
Tepeden tırnağa güneştir
Topraktır
Anadır
Analar içinde bir tanedir
Biri sırtında biri memesinde biri karnında
Karnı her daim burnundadır
Canını mendil gibi takar dişine
Yürekten birşeyler katar işine
Bir ucundan girer şehrin ötekinden çıkar
Alçakgönüllüdür Sabiyem
Hem maşa satar, hem göbek atar
Ver bir çeyrek güzelim der
Neyse halin o çıksın falin
Canı çıkar Sabiyemin falı çıkmaz
Sonra anlatır dün gece başına gelenleri
Görürüm üryamda bir sarı yılan
Cenabet uğraşır durur benimlen
Uyanır bakarım benim bebeler
Yatağın ucuna kaymış
Ayağımın parmaklarını emer
Ad:  kahvesi.JPG
Gösterim: 657
Boyut:  74.0 KB


İstanbul deyince aklıma
Bir basma fabrikası gelir
Duvarları uzun masaları uzun sobaları uzun
Dal gibi dalyan gibi kızlar çalışır bütün gün ayakta
Kanter içinde mahzun
Yüzleri uzun elleri uzun günleri uzun
Fabrikada pencereler tavana yakın
Al topuklu beyaz kızlar dalga geçmeyin
Dışarda ağaçlar dizi dizi
Duvarlar duvarlar uzun duvarlar
Niçin ağaçlardan ayırdınız bizi
Dışarda tarlalar turuncu asfalt mosmor
Dışarda dışarda dışarda
Mevsim gürül gürül akıp gidiyor
Ondokuz yaşında Eyüplü Gülsüm
Dalmış beyaz köpüklü akışına ipeklilerin
Kötü kötü düşünüyor
İpeğin akışına doyum olmaz
Ama gel gör ki ipekli emprimeden oğlana don olmaz
Bir top Amerikan bezi sakız gibi beyaz
Bir top Amerikandan neler çıkmaz
Perdeler yatak çarşafları çoluğa çocuğa çamaşır
Sakız gibi ağarmış bir top Amerikan bezi
Gülsüm´ün gözleri kamaşır
Üçüncü oğlanı doğururken Gülsüm
Bir top Amerikana hasret sizlere ömür
Gülsüm´lerin sürüsüne bereket
Yerine bir Gülsüm´cük bulunur elbet
Gider Gülsüm gelir Gülsüm
Azrail ettiğin bulsun

İstanbul deyince aklıma
Ağzına kadar soğan yüklü bir taka gelir
Sülyen kırmızısı üstüne zehir gibi yeşil
Samsun´dan Sürmene´den Sinop´tan
Yaz demez kış demez mutlaka gelir
Kirli yelkeninde yeni bir yama
Demirinin pası gelir dilime
Nabzımda duyarım motorunun hızını
Canımın içine sokasım gelir
İri kalçaları pullu denizkızını

İstanbul deyince aklıma
Takalar gelir
Alçakgönüllü kalender
Ya Peleng-i Deryadır adları ya Şimşir-i Zafer
İstanbul deyince aklıma
Koca Sinan gelir
On parmağı on ulu çınar gibi
Her yandan yükselir
Sonra gecekondular gelir ardısıra
İsli paslı yetim
Eyy benim dev memesinde cüceler emziren
acayip memleketim
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 19:33
Candy_Girl - avatarı
Candy_Girl
Ziyaretçi
5 Ocak 2012       Mesaj #7
Candy_Girl - avatarı
Ziyaretçi
SİTEM...
Önde zeytin ağaçları arkasında yar
Ad:  berdieyupoğlu1.JPG
Gösterim: 691
Boyut:  46.5 KB

Sene 1946
Mevsim
Sonbahar
Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim
Dalları neyleyim.
Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim.

Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar
Değirmen misali döner başım
Sevda değil bu bir hışım
Gel gör beni darmadağın
Tel tel çözülüp kalmışım.
Yar yar
Canımın çekirdeğinde diken
Gözümün bebeğinde sitem var

ÇAKIL
Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde
Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar
Bir gelincik açılır ansızın
Bir gelincik sinsi sinsi kanar

Seni düşünürken
Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır
Deliler gibi dönmeğe başlar
Döndükçe yumak yumak çözülür
Ad:  berdieyupoğlu2.JPG
Gösterim: 710
Boyut:  37.3 KB

Çözüldükçe ufalır küçülür
Çekirdeği henüz süt bağlamış
Masmavi bir erik kesilir ağzımda
Dokundukça yanar dudaklarım

Seni düşünürken
Bir çakıl taşı ısınır içimde.
 
ERİMEK
Erimek belirsizce herşeyde,
Karışmak sulara yıldızlara,
Sinmek kokusuna mor menekşenin,
Yanmak damar damar, nefes nefes,
Yaşamak tükene tükene.

KARADUT
Karadutum, çatal karam, çingenem
Nar tanem, nur tanem, bir tanem
Ağaç isem dalımsın salkım saçak
Petek isem balımsın ağulum
Günahımsın, vebalimsin.
Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan
Yoluna bir can koyduğum
Gökte ararken yerde bulduğum
Karadutum, çatal karam, çingenem
Daha nem olacaktın bir tanem
Gülen ayvam, ağlayan narımsın
Kadınım, kısrağım, karımsın.

ÜÇ DİL
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde düşünüp rüya göreceksin
En azından üç dil
Birisi ana dilin
Elin ayağın kadar senin
Ana sütü gibi tatlı
Ad:  berdieyupoğlu3.JPG
Gösterim: 671
Boyut:  35.0 KB

Ana sütü gibi bedava
Nenniler, masallar, küfürler de caba
Ötekiler yedi kat yabancı
Her kelime arslan ağzında
Her kelimeyi bir bir dişinle tırnağınla
Kök sökercesine söküp çıkartacaksın
Her kelimede bir tuğla boyu yükselecek
Her kelime bir kat daha artacaksın

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Canımın içi demesini
Canım ağzıma geldi demesini
Kırmızı gülün alı var demesini
Nerden ince ise ordan kopsun demesini
Atın ölümü arpadan olsun demesini
Keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur demesini
İnsanın insanı sömürmesi
Rezilliğin dik alası demesini
Ne demesi be
Gümbür gümbür gümbürdemesini becereceksin

En azından üç dil bileceksin
En azından üç dilde
Ana avrat dümdüz gideceksin
En azından üç dil
Çünkü sen ne tarih ne coğrafya
Ne şu ne busun
Oğlum Mernuş
Sen otobüsü kaçırmış bir milletin çocuğusun.

MOR GELİN
Ben şimdi uyur giderim
Gelinim
Mor gelinim
Ad:  berdieyupoğlu4.JPG
Gösterim: 682
Boyut:  41.4 KB

Karanlığım yumuşacık
Ben şimdi uyur giderim
Gelinim
Mor gelinim
Sana doğru
Usulcacık Uzar gider karanlığım
Senin karanlığın küçücük
Ürkmüş simsiyah bir kuş
Cimri bir şişe çini mürekkebi
Benim karanlığım
Kocaman
45 numara hantal cömert
Senin karanlığın bekler beni

MERHABA
Arzuladıkça kulunum arzuladıkça kölen
Merhaba
Gönlünce sevip sevilen
Merhaba reyis
Eğer sen varsan
Merhaba yahu
Bizim gibi insansan
Merhaba bin merhaba
Binbir öpücük sana
Binbir gelincik daha
Merhaba özlediği kadar özlenen
İnsan insana taparmı durup dururken

Merhaba reyis eğer sen varsan
Merhaba yahu farkındaysan
Özlediğince özlenmek ne kelime
Sen susuzluktan çatlıyorsun mesela
Çeşmenin umurunda mı
Sen açlıktan geberiyorsun söz temsili
Çavdar ekmeğinin umrunda mı?
Senin canın kiraz çekmiş Şubatın ortasında
Kiraz ağacı ne haltetsin
Merhaba yahu gönlünce sevip sevilen
İnsan insana tapar mı durup duruken

Bi TANE DAHA
Cengiz Bektaş´a
Bu yürek kahpe yürek yetim yürek
Yoksul yürek
Hani şu uzun havalarda, bozlaklarda, mayalarda
İflah olmaz türkülerden tütün
Hani şu insanı kahreden canım...
Kurşun misali delip geçen
Kurşun misali çöken

Bu yürek yetim yürek yoksul yürek
Binbir yerinden yaralı binbir yerinden yamalı yürek
Bir yanı tanrı bir yanı kul
Bir yanı tezek bir yanı gül
Bizim insanlarımız oğul nezaman gülecek

Bu yürek yetim yürek yoksun yürek
Varımız yoğumuz malımız mülkümüz sermayemiz
Canevine konan ilk taş
Canevinden uçan ilk kuş
Bu yürek yetim yürek yoksul yürek
Bir yanı gül bir yanı tezek
Ad:  berdieyupoğlu5.JPG
Gösterim: 641
Boyut:  69.0 KB

Bizim insanlarımız oğul ne zaman gülecek
Ağlamak ayıp değil kana kana
Ama gülmeyi unutmuşlar yüzlerine baksana
O canım sevinç pırıltısı düşmüş gözlerinden
Paramparça tuz buz
Bizim insanlarımız böylesine karagülmezse
Birimizden biri suçluyuz
Peki neyleyip nidelim
Alıp başımızı limon misali avuçlarımızın içine
Kara kara düşünelim

Bir ilimiz var adı Rize
Durup duruken bir bardak çay sundu bize
Rize´de çayı kim yetiştirdi Rize´dev Misisipi´ye karışan çayları öğretirler bize
Rize´de çayı kim buldu Rize´de
Kimdi o sessiz sedasız kumral kurmal demlenen mübarek adam
Adını öğretmediler bize
İşte o güzel adamdan bre şahin aman
Bi tane daha

Şu dağın başında bir top gül vardı
Eşi görülmemiş bir top gül katmer katmer açardı
Kırk bin köyde kırk bin umut
Kırk bin köyde kırk bin tomurcuk
Kırk bin adet meyveye vurmuş fidan
Köyde okullarımıza nasıl kahbece kıydılar anlatamam
Hey gidi mangal yürekli Tonguç baba
Köy okullarımızı kilim misali ilmik ilmik ören
Adını kaç aydın koydu caba
Mangal yürekli Tonguç baba
Sana Anadolunun her yanından
Kekik kokan keklik kokan Cevat Şakir işi
Kınından çekilen kılıç gibi bir merhaba
Bir mangal yürekli Tonguç baba yetmedi bre şahin aman
Bir Tonguç baba daha

Pırıl pırıl bir Karacaoğlan
Bir Dadaloğlu bir Pir Sultan
Dilimize düşen ilk mübarek cemre
Bitip tükenmeyen Yunus Emre
Biz dünyadan gider olduk demiş kalanlara selam olsun
Ama hep böyle gidecekse bu dünya canım Yunus topumuza haram olsun

Gözünün nurunu sevdiğim koca Sinan
On parmağı on ulu çınar misali her yandan yükselen
Dünya durdukça duracak olan
Gecekondular mı gelecekti arkandan
Bir koca Sinan yetmedi bre şahin aman
Ad:  berdieyupoğlu6.JPG
Gösterim: 764
Boyut:  83.5 KB

Bir Sinan daha
Bir tren kalkıyor Haydarpaşa´dan
Gözyaşları yoncadan Eminem
Öfkeleri meşeden
Bir tren kalkıyor Haydarpaşa´dan
Dünyanın en güzel treni
Ağzına kadar Mehmetçik yüklü
Lokomotifi pala bıyıklı
Vagonlarda bir telaş bir kıyamet
Memetcik Memet Memetcik Memet
Bir tren kalkıyor Haydarpaşa´dan
Tren değil bu bir hışım
İlk Türkçe dersimi ondan almışım
Memetcik Memet
Türkçem kadar güzelsin diyen büyük usta
Nazım Hikmet
Bir Nazım Hikmet yetmedi bre şahin aman
Bir Nazım daha

Kırmızı gülün alı var
Kolay kolay gelirmiydi bir Mustafa Kemal
Bir Mustafa Kemal Yetmedi bre şahin aman
Bir Mustafa Kemal daha

Bu Anadolu var ya bu Anadolu
Bu misli menendi görülmemiş cömert ama
Bu her yanı meme bu her yanı dudak bu her yanı gül
Bu zırnık almadan veren habire veren yediveren gül
Bu Anadolu var ya bu Anadolu
Bu üç yosma denizde üç defa ıslanan
Gürbüz ırmaklar ortasında susuzluktan çatlayan
Bu Anadolu var ya bu Anadolu
Bu sapsarı sıtma bu masmavi gurur
Ne tosunlar doğurmuş ne tosunlar
Bak daha neler doğurur
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 19:26
Rüya Kütükcü - avatarı
Rüya Kütükcü
Ziyaretçi
11 Nisan 2012       Mesaj #8
Rüya Kütükcü - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  berdieyupoğlu7.JPG
Gösterim: 714
Boyut:  65.7 KB

Bedri Rahmi Eyüboğlu (1913 - 1975)


Görele'de doğdu. Ailesinin beş çocuğundan ikincisidir. Trabzon Lisesi'nde okurken, 1927'de bu okula resim öğretmeni atanan Zeki Kocamemi'nin öğrencisi oldu. Onun derslerinin etkisi ve okul müdürünün özendirmesiyle 1929'da İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi'ne (şimdi Mimar Sinan Üniversitesi) girdi. Burada Nazmi Ziya veİbrahim Çallı'nın öğrencisi oldu. 1930'da eğitimini bitirmeden, ağabeyisi Sabahattin Eyüboğlu'nun yanına Paris'e gitti. Orada André Lhote'un yanında resim çalıştı. Daha sonra evleneceği Rumen asıllı eşi Eren Eyüboğlu ile de burada tanıştı.

Yurda döndükten sonra 1934'te D Grubu'nun dördüncü sergisine otuz resmi ile katıldı. İlk kişisel sergisini de aynı yıl Bükreş'te açtı. 1934'te katıldığı Akademi'nin diploma yarışmasında üçüncü oldu. Bu derece ile mezun olmak istemediği için bir yandan diploma yarışmasına yeniden hazırlanırken, bir yandan da bir süre Çerkeş demiryolu
yapımında çevirmenlik yaptı, Tekel Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. 1936'daki diploma yarışmasında Hamam adlı kompozisyonuyla birinci oldu. Aynı yıl Moskova'da düzenlenen Çağdaş Türk Sanat Sergisi'ne katıldı. 1937'de Cemal Tollu'yla birlikte Akademi'nin Resim Bölümü Şefi Léopold Lévy'nin asistanı oldular. Bedri Rahmi birçok ressamın katıldığı CHP'nin kültür programı çerçevesinde resim yapmak için 1938'de Edirne'ye, 1941'de de Çorum'a gitti. Bu dönem resimlerinde köy manzaraları, köy kahveleri, faytonlu yollar, iğde dalı takmış gelinler gibi Anadolu'ya özgü görünümler egemendir.

1940'lardan sonra duvar resimlerine yöneldi. İlk duvar resmini 1943'te İstanbul'da, Ortaköy'deki Lido Yüzme Havuzu için yaptı. 1947'de İstanbul'da özel bir atölye ve galeri açtı. 1950'de Ankara'da sanatının o güne kadarki bütün dönemlerini kapsayan bir sergisi düzenlendi. Bedri Rahmi aynı yıl bir kez daha Paris'e gitti ve İnsan Müzesi'nde (Musée de I'homme) ilkel kavimlerin sanatını inceledi. Bu incelemeleri "güzel"in aynı zamanda "yararlı"da olabileceği, "yararlı" olmanın "güzel"in gücünü eksiltmeyeceği düşüncesine ulaşmasına yol açtı. Bu düşünce ise onun bundan sonraki sanat görüşünü tümüyle etkiledi, yönlendirdi. Mozaik çalışmalarına 1950'de başladı. 1958'de Uluslararası Brüksel Sergisi için 272 m²'lik bir mozaik pano gerçekleştirdi ve bu yapıtıyla serginin büyük ödülü olan altın madalyayı kazandı. Bundan bir yıl sonra Paris'teki NATO yapısı için, şimdi Brüksel'de bulunan, 50 m²'lik bir mozaik pano hazırladı. 1960 ve 1961'de iki kez ABD'ye gitti. Orada birçok geziye katıldı, konferanslar verdi ve resim çalışmaları yaptı.1969'da Sao Paulo Bienali'nde (iki yıllık sergi) onur madalyası kazandı. Ayrıca 1940'ta Devlet Resim ve Heykel Sergisi'nde resim dalında üçüncülük, 1943'te aynı serginin 4.sünde ikincilik ve 1972'de de 33. sergide birincilik ödülünü aldı. Ölümünden sonra 1976'da Ankara'da "Yaşayan Bedri Rahmi" adıyla bir sergisi düzenlendi. Aynı yıl İstanbul'da da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde adına düzenlenen bir sergiyle anıldı. 1984'te İstanbul'da "Bedri Rahmi-Her Dönemden" adlı bir toplu sergisi açıldı.

Ad:  berdieyupoğlu8.JPG
Gösterim: 922
Boyut:  123.7 KB

Bedri Rahmi Akademi'deki ilk yıllarından sonra temel bilgilerini Paris'te André Lhote'un akademisinde edinmesine karşın onun kübist ve yapımcı (konstrüktif) yaklaşımını benimsememiş, Dufy ve Matisse'i kendine daha yakın bulmuştur. Paris'ten döndükten sonra Anadolu ve Trakya gezilerinde yaptığı resimlerle İstanbul görünümlerinde Dufy'nin renk ve çizgi anlayışının etkileri görülür. Zamanla bu etkiden sıyrılan Bedri Rahmi halk sanatını sağlam bir kaynak olarak görmeye başlamıştır. Halk sanatından yola çıkarak yeni anlatım biçimleri aramıştır. Minyatürlerden de esinlenmiştir. Anadolu kilimlerinin geometrik, soyut biçimleri, çini, cicim, heybe, yazma ve çorapların bezeme düzeni ve renk uyumlarını kaynak olarak kullanmış, motifin ağırlık kazandığı süslemeci bir tutumla resimler yapmıştır. Ancak, yalnızca motifleri resme uygulamakla yetinmemiş, renk ve malzeme araştırmalarına da girmiştir. Çeşitli teknikleri deneyerek gravür, mozaik, heykel ve seramik alanlarında birçok ürün vermiştir. Yine bir halk sanatı olan yazmacılığa da yönelmiş, kumaş üstüne baskılar yapmış, bu çalışmalarını öğrencileriyle birlikte de yürütmüştür.


İki yıl kadar süren ABD gezisinden sonra değişik malzemelerden yararlanarak soyut resimler ve renk düzenlemelerine yönelmişse de son yıllarında yeniden eski konularına dönmüştür. Kemençeciler, gecekondular, hanlar, kendi portreleri, balıklar ve kahvelerle, yeni renk ve doku deneyimlerinden de yararlanarak, doğaya eğilişin ustaca ve yetkin örneklerini vermiştir. Çağdaş resim öğelerini de içeren bu çalışmalarında, konu soyuta yaklaştığı oranda, resmin de bir tür "nakış"a dönüştüğü izlenir.

Ad:  berdieyupoğlu9.JPG
Gösterim: 680
Boyut:  192.9 KB

Bedri Rahmi 1927'de başladığı resim öğretmenliğini ölümüne değin sürdürmüş, Akademi'deki atölyesinde sayısız öğrenci yetiştirerek, çağdaş Türk resmi için bu açıdan da etkili ve yararlı olmuştur.
Bedri Rahmi 1928'de daha lise öğrencisiyken şiir yazmaya başlamıştır. Şiirlerine, 1933'ten sonra Yeditepe, Ses, Güney, İnsan, İnkılapçı Gençlik ve Varlık dergilerinde yer verilmiştir. 1941'den başlayarak çeşitli şiir kitapları yayımlanmıştır. Halk edebiyatının masal, şiir, deyiş gibi her türüne karşı duyduğu hayranlık, şiirlerine de yansımıştır. Halk dilinden ve şiirinden aldığı öğeleri kendine özgü bir biçimde kullanarak halk diline yaklaşma çabasını sonuna dek götürmüştür. Bu nitelikleriyle şiirleri, resimleriyle büyük bir benzerlik gösterir. Akıcı, rahat bir dille kaleme aldığı gezi ve deneme yazılarında ise sürekli gündeminde olan halk kültürü, halk sanatı konularındaki görüşlerini sergilemiştir.Bedri Rahmi Eyüboğlu 21 Eylül 1975'te vefat etti.
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 19:28
KAPTAN - avatarı
KAPTAN
Ziyaretçi
5 Ocak 2013       Mesaj #9
KAPTAN - avatarı
Ziyaretçi
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Ad:  berdieyupoğlu10.JPG
Gösterim: 693
Boyut:  111.7 KB

Çırağan Sarayı Sanat Galerisi’nde bugün açılacak sergide, yazma, gravür, seramik, heykel, vitray, mozaik, hat, serigrafi, litografi gibi birçok formlarda eserler üreten, geleneksel süsleme ve halk el sanatlarında seçtiği motifleri eserlerinde Batı’nın teknikleriyle birleştirerek kullanan Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun yağlıboya tablolarından ve yazmalarından oluşan 52 eseri sergilenecek. Sergi, 18 Şubat’a kadar günün her saati ücretsiz ziyaret edilebilecek.

1911 yılında Giresun’da doğdu. Trabzon’da lisede okurken, öğretmeni Zeki Kocamemi’nin katkısıyla resim ve şiire yöneldi. 1929’da İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’ne (şimdiki adıyla Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi) girdi ve Nazmi Ziya ve İbrahim Çallı’nın yanında çalıştı. 1931 yılında Paris’e gitti. 1932 yılında Paris’te Andre Lhote’un Atölyesi’nde çalıştı. 1933 yılında Akademi’ye geri döndü ve 1936’da mezun oldu. Akademi’de Leopold Levy’nin yanında resim öğretmeni olarak çalışmaya başladı. Bu göreve 1975 yılına kadar devam etti. D Grubunun sergilerine katıldı. 1935 yılında Bükreş ve 1936 Moskova’da sergilere katıldı. 1950’lerde International Brussels Exhibition için 227m’lik bir panel hazırladı ve biricilik ödülünü aldı. Ayrıca 50m’lik bir paneli NATO’nun Brüksel merkezi için hazırladı. São Paulo Bienali, Tokyo Print Bienallerine katıldı. 1960 yılında Rockefeller ve Ford Foundation Grant ile konuk profesör olarak University of Berkeley, California’da bulundu. 1975 yılında İstanbul’da vefat etti.

Bedri Rahmi Eyüboğlu Resminin Özellikleri
Eyüboğlu’nun eserleri önemli koleksiyonlarda ve Museum of Modern Art, New York gibi önemli müzelerde bulunmaktadır. Eyüboğlu Değişik araç-gereç ve farklı tekniklerle oluşturduğu işlerinde, Batı sanatının zengin deneyim ve birikimleriyle, yöresel ve geleneksel halk sanatının ürünleri arasında, kendi sanat anlayışına özgü köprüler kurdu. Çağımızın sanat anlayışı içinde daha çok renge önem veren bir ressamımızdır. Az malzemeyle çok şey anlatma sanatı olarak tanımladığı halk sanatı, Bedri Rahmi’nin coşku dolu bir üretimle biçimlenen resimlerinde, tükenmez bir kaynak oluşturur. Çağdaş resim sanatımızda, bu kaynağı ilk keşfeden ve öğrencilerine özgün sanat üretmenin yollarını öncelikle bu kaynakta ve yaşamın içinde aramak gerektiğini esinlendiren o olmuştur. Aynı zamanda bir sanat yazarı olarak da, dönemine büyük katkıda bulunmuştur.

ENGLISH BIOGRAPHY
Bedri Rahmi Eyüpoğlu was born in Giresun in 1911. During his high school education in Trabzon, he began writing poetry and experimenting with painting, with encouragement from his teacher Zeki Kocamemi. Eyüboğlu entered the İstanbul Academy of Fine Arts in 1929 and studied under Nazmi Ziya Güran and İbrahim Çallı. In 1931, he temporarily left the Academy to reside in France and worked in studios in Dijon and Lyon for a year, later enrolling at the André Lhote Studio in Paris in 1932. After living in London for a year, he returned to İstanbul in 1933 and finally completed his studies at the Academy, graduating in 1936. Eyüboğlu then took up a teaching role at the institution as the assistant of Leopold Levy and later as a painting tutor, which he continued until his death in 1975. Eyüboğlu also participated in a number of the “d” Group exhibitions in 1934 and had his first solo exhibition in Bucharest in 1935. In 1936, Eyüboğlu took part in the Contemporary Turkish Art Exhibition in Moscow. Experimenting with mosaics, serigraphy, lithography and engraving, in the 1950s he prepared a 227 metre panel for the International Brussels Exhibition (1958), winning the first prize. He also made a 50 metre panel for the NATO headquarters in Paris in 1960 which was moved to the NATO headquarters in Brussels shortly afterwards. Eyüboğlu participated in the São Paulo Biennial, Tokyo Print Biennial and his work was also published in the New York Times in the 1950s. Eyüboğlu was invited to the United States on a Rockefeller and Ford Foundation Grant in 1960, and he acted as a visiting professor at the University of Berkeley, California. His works were included in various exhibitions in Turkey. Eyüboğlu’s works can be found in numerous international art collections and museums including the Museum of Modern Art, New York. He passed away in İstanbul in 1975
Ad:  berdieyupoğlu11.JPG
Gösterim: 683
Boyut:  77.2 KB

ESERLERİ:
Resim:
Paris, Mustafa Eyüboğlu, 1933; Yazılı Natürmort,1936; Salı Pazarı, 1938; Eren, 1940; Nallanan Öküz, 1947; Düşünen Adam, 1953; Köylü Kadın (Tren-Yataklı Vagon), İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Karadut Satıcısı, 1954; Çömelmiş Köylü, 1972; Ankara'nın Kavakları,1973; Mor Takkeli Hacı, 1974; Son Kahve, 1975; Anadoluhisarı, Ankara Resim ve Heykel Müzesi; Çıplak; Ev İçi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi; Han, 1975; son resmi.

Duvar Resmi:
Lido Yüzme Havuzu'nda duvar resmi; 1943, Ortaköy/İstanbul;Hilton Oteli'nde duvar resmi; Divan Oteli'nde duvar resmi. Mozaik Pano: Uluslararası Brüksel Sergisi için mozaik pano, 1958; Nato yapısında mozaik pano, 1959, Brüksel; İşçi Sigortaları Hastanesi'nde seramik pano, 1959, Samatya/İstanbul; Etibank yapısında seramik pano, Ankara; Marmara Oteli'nde mozaik pano, Ankara; Vakko Fabrikası'nda mozaik pano, Topkapı/İstanbul.

Duvar Kabartması:
Manifaturacılar Çarşısı'nda duvar kabartması, Unkapanı/İstanbul;
Aksu İşhan'ında duvar kabartması, Karaköy/İstanbul.

ESERLERİ:
Şiir: Yaradana Mektuplar, 1941; Karadut, 1948; Tuz, 1952; Üçü Birden, 1953; Dördü Birden, 1956; Karadut 1969; Dol Karabakır Dol, 1974, tüm şiirleri; Yaşadım, 1977.

Gezi ve Deneme: Cânım Anadolu, 1953; Tezek, 1975; Delifişek, 1975; Resme Başlarken, 1977.

Monografi:
Nazmi Ziya, 1937.

Resim Albümü: Binbir Bedros, 1977, Karadut, 1979; Babatomiler, 1979.
Son düzenleyen Safi; 17 Nisan 2018 19:30
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
17 Nisan 2018       Mesaj #10
Safi - avatarı
SMD MiSiM

EYÜBOĞLU (Bedri Rahmi)


türk ressam, şair, yazar
Ad:  bedri_rahmi.jpg
Gösterim: 816
Boyut:  67.8 KB

(Görele, Giresun, 1911 -İstanbul 1975).

Sabahattin Eyüboğlu'nun kardeşi, Eren Eyüboğlu’nun eşi. Güzel sanatlar akademisi'nde başlayan resim öğrenimini Paris’te Andrö Jhote atölyesi'nde sürdürdü. Güzel sanatlar akademisi’nde profesör olarak ölümüne kadar ders verdi. Resimlerinde yerli yaşama yönelik gözlemlerini halk sanatından (yazma, kilim vb.) gelen malzemeyle birleştirdi. Tablolar, gravürler yanında büyük boyutlu duvar resimleri, mozaik, seramik panolar yaptı. Yazmalar, kumaş üzerine baskılarla yapıtlarını geniş kitlelere ulaştırdı.

Ölümünden sonra bazı desenleri Binbir Bed ros (1977), Karadul (1979), Babatomıler (1979) albümlerinde derlendi. Halk kayna ğından beslenen sanat anlayışı şiirlerinin de (Dol kara bakır dol, bütün şiirleri [1974]) temeli oldu. Konuşma dilinden, deyimlerden, türkülerden yararlanan bir anlatımla doğaya hayranlığını, yaşama sevincini, insan sevgisini, toplumsal sorunları dile getirdi. Sanat ve toplum sorunlarıyla ilgili görüşlerini şiirlerle bezeli söyleşi yazıların- daÇTezek [1975], Delifişek [1975], Resme başlarken [1977]) belirtti.
Kaynak: Büyük Larousse
SİLENTİUM EST AURUM

Benzer Konular

9 Şubat 2008 / PiSiK0PATR Sanat tr
17 Nisan 2018 / GÜZEL CANSEL Cevaplanmış
3 Şubat 2018 / BlueNighT Sanat tr
17 Aralık 2008 / Ziyaretçi Cevaplanmış
7 Şubat 2012 / Misafir Cevaplanmış