Arama

Sanat Tarihi ve Arkeoloji

Güncelleme: 6 Temmuz 2015 Gösterim: 9.656 Cevap: 3
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Ocak 2007       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Bu iki bilimin birbirleriyle olan ilişkisi veya farklılıkları çoğu defa yanlış anlamalara yol açabilecek şekilde karıştırılmaktadır. Arkeoloji va sanat tarihinin ayrı ayrı bilim dalları olduğunu ileri sürenler bu ayrılığı şu noktalarda toplarlar:

Sponsorlu Bağlantılar
1. Her iki bilim, sanatın farklı devrelerini inceler. Arkeoloji, öncelikle eski Yunan ve Roma sanatını ele alır. Yunan-öncesi, prohistorya adı verilen arkeolojinin özel bir alanına girerken, Roma devrinden sonraki sanatlar yani Bizans ve İslâm sanatlarını sanat tarihi inceler.
2. Arkeoloji, insan elinden çıkan her türlü (estetik değer taşıyan veya taşımayan) malzemeyi inceler. Sanat tarihi ise bunların “güzel” olanlarını inceler.
3. Arkeoloji, kendi eserlerini bulmak için kazıya başvurur. Arkeolojik araştırmalarda kazı esastır veya önemli bir yer tutar.
Görüldüğü üzere, sanatın çeşitli tarihî dönemleri için ayrı ayrı bilim dalları doğmuş gibi bir durum söz konusudur. Yunan ve Roma uygarlıklarının maddî kalıntılarını ortaya çıkarıp inceleyen arkeoloji, klâsik arkeoloji adıyla tanımlanmakta, klâsik arkeolojinin başlangıcı yazının icadına kadar indirilmektedir. Gerçekte, “eskinin bilimi” (arhaios + logos) anlamına gelen arkeolojinin , ilgi alanına bir zaman sınırı koymaması gerekirdi. Öteden beri bilim dünyasında, enstitü ve üniversitelerdeki kürsülerde yerleşmiş olan bu yanlışlık, arkeoloji biliminin kuruluş yıllarındaki araştırmaların, özellikle Yunan-Roma eserlerine yönelik olmasından kaynaklanmaktadır. Daha sonraları Güney Amerika’dan Asya’ya, Afrika’dan Anadolu’ya kadar yoğun bir arkeolojik kazı faaliyetlerinin olduğunu görüyoruz. Bu kazılarda Ortaçağ kentleri kazıldığı gibi, tarih öncesi yerleşim merkezleri de kazılmıştır.
“Sanat tarihi nedir?” sorusunun en kestirme cevabı, “sanatın tarihidir” şeklinde verilebilir. Ancak bu tanımlama çok kısa ve kapalıdır. Bu bilim dalının zenginliğini ve çok boyutlu muhtevasını yansıtabilmek üzere, şu tarif yapılabilir: Sanat tarihi, tarih şartlarından doğan maddî kültür eşyasını inceleyen bir bilimdir.
Bugün bağımsız bir bilim dalı olan sanat tarihi, yeryüzünün gelmiş geçmiş bütün sanatlarını kapsayan birçok konuyu ilgi alanı içine alır. Dünyanın herhangi bir köşesinde ya da herhangi bir çağın belirli yıllarındaki sanat hareketi, özetle insanın sanat deneyleri olarak yaşadığı her şey, sanat tarihinin ilgi alanına girer. Bundan da anlaşılıyor ki, genel bir sanat tarihi yanında, yalnızca belirli bir sanata yönelik sorunları konu edinen özel sanat tarihleri vardır: Çin sanatı, Türk sanatı, Mısır sanatı v.b. gibi. Belirli karakteristiklerle birbirinden ayrılan bu sanatlar arasındaki ilişkiler kadar, aynı sanatın içinde yer alan üslûp ve ekollerin birbiriyle olan ilişkileri de sanat tarihinin inceleme alanına girmektedir.

Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
4 Şubat 2007       Mesaj #2
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
1967 Yılında Prof. Dr. Afif Erzen tarafından kurulan İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi’ne bağlı “Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi” 1971 yılından bu yana İskele Caddesi üzerinde yer alan 13 dönümlük arazi üzerinde, modern binalarda faaliyetlerini kesintisiz olarak sürdürmektedir. Araştırma merkezi bugün 33 yıllık bir birikimin ve deneyimin verdiği güçle Doğu Anadolu Bölgesinde yürütülen tarih ve arkeoloji çalışmalarının merkez üssü durumuna gelmiştir. Araştırma merkezi yapmış olduğu birçok arkeolojik kazının yanında bölge kültürü ve insanı ile ilgili gerek ulusal gerekse uluslar arası birçok toplantı ve konferansa ev sahipliği yapmıştır.
Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi bünyesinde yapılan çalışmaların tarihi aslında 1958’li yıllara kadar iner. Henüz kuruluş aşamasında olan merkezin Prof. Dr. Afif Erzen başkanlığında gerçekleştirmiş olduğu 1958-60 Ernis Kazıları, 1959-60 Van Kalesi Kazıları ve 1959-61 yılları arasında yapılan Toprakkale kazıları aynı zamanda Türk bilim adamlarınca bölgede yapılan ilk arkeolojik kazılardır. 1961 yılında Prof. Dr. Afif Erzen başkanlığında başlanan Çavuştepe Kazıları ile bölgedeki Tarih-Arkeoloji çalışmaları büyük bir ivme kazanmıştır. Bugün bölgenin birçok yerinde arkeolojik kazı ve yüzey araştırması gerçekleştiren tanınmış bilim adamlarının birçoğu ilk kazı deneyimlerini Çavuştepe Kazıları ile yaşamışlardır. Çavuştepe Kazıları ile aynı zamanda bu alandaki alt yapı eksiklikleri de gündeme gelmiştir. Artık, kalabalıklaşan kazı ekiplerinin barınma-çalışma problemlerinin yanı sıra kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların koruma-onarım ve diğer belgeleme işlemlerinin yapılabileceği bir kuruma da ihtiyaç vardır . 1970’li yıllarda Van’da bir üniversite bile olmadığı halde böyle bir merkezin kurulmaya çalışılması ve kurulması, Prof. Dr. Afif Erzen’in ileri görüşlülüğünün en büyük göstergelerinden biridir. Gerek Türkiye üniversitelerinden, gerekse Yurt dışındaki üniversitelerden bölgeye arkeoloji, tarih ve sanat tarihi alanlarında araştırma ve kazı yapmaya gelen bilim adamlarının, bu çalışmalarının sağlıklı ve verimli yapılmasında Araştırma Merkezi önemli bir görev üstlenmiştir. Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi bu önemli tarihsel görevini bugün de büyük bir kararlılıkla sürdürmekte, arkeoloji, tarih ve sanat tarihi alanlarında çalışma yapacak birçok bilim adamına ev sahipliği yapmaktadır.
Sponsorlu Bağlantılar

1958’li yıllarda Ernis kazıları, Toprakkale kazıları ve Van Kalesi kazıları ile başlayan süreçte Araştırma Merkezi bünyesindeki bilim adamları birçok yüzey araştırması ve kazı gerçekleştirmiş ve bölge ile ilgili sayısız makale ve kitap yayınlamışlardır. Prof. Dr. Afif Erzen Başkanlığında gerçekleştirilen Çavuştepe kazıları, Prof. Dr. Taner Tarhan tarafından gerçekleştirilen Van Kalesi ve Eski Van Şehiri Kazıları, Gevaş Tarihi Türk Mezarlığı Kurtarma Çalışmaları, Prof. Dr. Oktay Belli başkanlığında yürütülen Aşağı ve Yukarı Anzaf Kaleleri ve Yoncatepe Kalesi ve Nekropolü Kazıları ile Urartu Baraj ve Sulama Kanallarının Araştırılması, Urartu Maden Yataklarının Araştırılması, Urartu Yollarının Araştırılması ve Erken Demir Çağ Kale ve Nekropolleri, yüzey araştırmaları, Prof. Dr. Veli Sevin başkanlığında gerçekleştirilen Karagündüz Höyüğü Kazıları, Van-Altıntepe Nekropolü Kazıları, Hakkari Kazıları, Prof. Dr. Altan Çilingiroğu başkanlığında yapılmış olan Dilkaya Höyüğü Kazıları, Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi bünyesinde gerçekleştirilen çalışmaların başlıcalarıdır. Bunun yanında bu bilim adamlarınca yürütülen birçok yüksek lisans ve doktorası çalışmasının konusunu da yine Van Bölgesi oluşturmuştur, böylelikle bölge konusunda uzman yeni bilim adamları yetiştirilmektedir. Halen devam eden arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarına katılmak amacı ile Türkiye’nin birçok üniversitesinden arkeoloji, sanat tarihi, tarih bölümü öğrencileri Araştırma Merkezinde bir araya gelmektedirler. Bazen sayıları 70’i bulan bu öğrencilere arkeoloji konusunda teorik bilgilerinin yanında pratik yapma imkanı da verilerek gerek arazi gerekse laboratuar deneyimleri artırılmaktadır.
Araştırma Merkezi bünyesinde yer alan Restorasyon ve Konservasyon Laboratuarı, mimari çizim ve küçük buluntu-keramik çizim salonları, fotoğraf laboratuarında öğrencilere konuları ile ilgili uygulama yapma imkanı tanınmaktadır. Özellikle Restorasyon ve Konservasyon Laboratuarı, arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan metal, çanak çömlek buluntuların temizlenmesi, korunması için bütün imkanlara ve ekipmana sahip olarak düzenlenmiştir. İstanbul Üniversitesi Taşınabilir Kültür Varlıklarını Koruma Onarım Bölümünden her yıl kazı sezonunda Araştırma Merkezine gelen Uzman restoratörler ve öğrenciler kendi alanlarında pratik yapma imkanı bulabilmekte aynı zamanda kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların temizlik ve koruma çalışmalarına yaparak, eserin müzeye sağlıklı koşullarda ulaşmasını sağlamaktadırlar. Kazıya katılan öğrencilere gerek mimari çizim gerekse çanak-çömlek ve küçük buluntu çizim teknikleri öğretilerek bu alanda yetenekli öğrencilerin kazılara uyum sağlamasına çalışılmaktadır. Bütün bunlar yapmış olduğu arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarının yanında Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezinin, enstitü niteliğinde bir Eğitim-Öğretim kurumuna da dönüştüğünü göstermektedir. Yine bu çerçevede artık geleneksel hale dönüşen ve merkezdeki öğrencilerin yanı sıra dışarıdan da katılımın kabul edildiği, konusunda uzman yerli ve yabancı bilim adamlarının konuşmacı olarak davet edildiği Pazartesi Konferansları düzenlenmekte, bu konferanslarda Van’nın tarihsel ve kültürel zenginlikleri dia gösterisi ışığında anlatılmaktadır.
Araştırma Merkezi 1990 Yılında III. Uluslararası Anadolu Demir Çağları Konferansına ev sahipliği yapmış ve konusunda uzman ve büyük bölümü yurt dışındaki üniversitelerden gelmiş olan 70 bilim adamını Araştırma Merkezinde ağırlamıştır. Konferans süresince Van’ın önemli tarihi ve turistik yerlerine geziler düzenlenmiştir. Bu gezilerde Van Bölgesi’nin tarih ve kültür varlıkları yabancı bilim adamlarına gösterildiği gibi, Van’ın mahalli yemekleri ve özellikle folkloru da bilim adamlarına tanıtılmıştır. Başka bir değişle milyarlarca lira harcanarak bile yapılamayacak bir “Bütün yönleri ile Van Bölgesi” tanıtımı bu sayede gerçekleştirilebilmiştir.
Araştırma Merkezi’nin bu konferansta göstermiş olduğu performans ve büyük başarı dikkate alınarak 2001 yılında yapılacak olan V. Uluslararası Anadolu Demir Çağları Sempozyumu’nun da Van’da, Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezinde yapılmasına karar verilmiştir.
Araştırma Merkezi son yıllarda yurt içindeki çalışmalarının yanında yurt dışında da çeşitli arkeoloji projeler yürütmüştür. Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Oktay BELLİ’nin 1997 yılında yaptığı girişimler ile Türkiye’nin ilk, yurt dışı arkeolojik kazı ve yüzey araştırması gerçekleştirilmiştir. Nitekim bunun sonuçları hızla alınmış ve Nahçıvan Devlet Üniversitesi ile İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü arasında bir protokol imzalanmıştır. Bu çerçevede Nahçıvan Özerk Cumhuriyetinde 3 yıl süren “Nahçıvan Arkeolojik yüzey araştırması” yapılmıştır. 1997 yılından bu yana Türk Cumhuriyetleri’nde yapılan çalışmalar gerek kültürel gerekse siyasal anlamda bu ülkeler ile ilişkilerimizi pekiştirmiştir. Bu çerçevede 1999-2000 yıllarında bu çalışmalara bir yenisi eklenmiş, “Avrasya Arkeoloji Projesi” kapsamında yine Prof. Dr. Oktay Belli başkanlığında bir heyet Kazakistan, Kırgızistan, Türkmenistan da arkeolojik yüzey araştırması gerçekleştirmişlerdir.
Bu çalışmalar ışığında Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırmaları Merkezi’nin davetlisi olarak gelen Doç. Dr. Veli Bahşeliyev’e (Nahçıvan Bilimler Akademisi) sağlanan olanaklar ile “Nahçıvan Arkeolojisi” adlı Türkçe yayının yapılması sağlanmıştır. Ayrıca yine bu çalışmalar doğrultusunda Prof. Dr. Oktay Belli ve Prof. Dr. Veli Sevin tarafından 1998 yılında yapılan çalışmaların sonuçları değerlendirilmiş ve “Nahçıvan’da Arkeoloji Çalışmaları”-Archeologial Survey ın Nakhichevan, İstanbul,1999 adlı kitap basılmıştır. Yapılan kazı çalışmaları ve yüzey araştırmaları konularına göre ayrı ayrı yayınlanmaya devam etmektedir.
Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi gerek Van gerekse Doğu Anadolu’nun diğer bölgelerindeki arkeolojik yerleşmelerin envanterinin yapılması için de bir proje başlatmıştır. İstanbul Üniversitesi’nin mali katkıları ile gerçekleştirilecek olan bu proje çerçevesinde bölgedeki bütün eski kalıntıların belgelenmesine başlanmıştır. Başka bir değişle en eski çağlardan Osmanlı Devleti’nin kuruluşuna değin uzanan süreçte yapılan kültür varlıkları belgelenerek kitaplar halinde yayınlanacaktır. Bu çalışma bölgenin gerek yurt içinde gerekse yurt dışında tanınmasında önemli rol oynayacaktır. Bu çalışmaların internet ortamına taşınması için de gerekli çalışmalar yapılmaktadır.
Araştırma merkezi Van başta olmak üzere Doğu Anadolu Bölgesinin kültürel ve tarihsel zenginliğinin gerek ülke insanına gerekse yurt dışına yansıtarak bölgenin yeterince tanınmasını sağlamayı görev bilmiştir.Bu doğrultuda taşımış olduğu misyonun bilinciyle her geçen gün araştırma sahasını ve çalışma kapasitesini artırmaktadır.

Yaklaşık 35 yıldan beri bu bölgede hizmet veren ve Türkiye çapında başka bir örneği olmayan, Van Bölgesi Tarih ve Arkeoloji Araştırma Merkezi’nin Van halkı tarafından da tanınması ve sahip çıkılması, gerek bu bölgeye emek veren bilim adamlarının gerekse halen bölgede çalışmalarını sürdüren kazı ekiplerinin maddi daha da önemlisi manevi yönden desteklenmesi, bu bölgeye gönül vermiş ve yıllardan beri bütün olumsuz koşullara rağmen arkeolojik kazı ve yüzey araştırmalarını kesintisiz olarak sürdüren bu insanların, çalışmalarını daha da verimli ve içtenlikle sürdürmelerine olanak sağlayacaktır.

_AERYU_ - avatarı
_AERYU_
Ziyaretçi
1 Haziran 2015       Mesaj #3
_AERYU_ - avatarı
Ziyaretçi
Arkeoloji ve Sanat
MsXLabs & Büyük L.


Tarih öncesi dönem, Dere-i kür (orta yont mataş), Ak Kupruk (üst yontmataş) ve Gar-i Mar'da (burada daha VII. binyılda tarımla uğraşılıyordu) yapılan kazılarla belgelenmiştir. Eski İran kültürleri etkilerinin Kandahar ovası üzerinden Güney Belucistan’a ulaştığı sanılmaktadır. Mün- digek kazılarından anlaşıldığına göre ilk sürekli yerleşimler IV. binyılın sonlarına doğru başlamış, konutlar ve ardından şehircilik III. binyıl boyunca gelişmiş ve bu dönemin sonunda, yeni bir kültür (Şortu- gay) yerleşmiştir, i.O. VIII. yy.'dan başlayarak (Mündigek, Nad-i Ali), Kafkas bölgeleriyle bir araç -gereç benzerliği göz- lemlenebilmektedir. Önceleri yunanbaktria krallarının varlığıyla (İ.Ö. 250- 130’a doğr.), Ay-Hanum örneğinde de görülebileceği gibi, yunan uygarlığının izlerini taşıyan sanat, ardından Part İmparatorluğu geleneklerinin etkisi altında kalır: kuşani kralları, yerel sanatçılara hiç kuşkusuz kendi görünümlerini yansıtan büyük heykeller ısmarlamışlardı. Daha önceleri Begram'da da gözlenen baktria sonrası ve kuşan dönemleri sanatının bu resmi görünümü, kuşan heykelciliği örneklerinin bulunduğu Surh Kotel ve Şu- torek'te daha da belirgindir.
III. yy.'da Sasani ve belki de IV. yy.’dan başlayarak Hindistan'daki Gupta dönemi etkileri, I. yy.’ın sonunda oluştuğu sanılan buddhacı dinsel sanatın gelişimi üzerinde rol oynar. Tacirlerle birlikte, “ipek yolu”nu izleyen batı ve Hint modellerinden etkilenen birçok zengin kişiden sipariş alan sanatçılar, tapınak ve manastırları (Hadda, Bâmiyan) heykel ve resimlerle donatırlar. Yöresel olmakla birlikte gerçekçi bir dehaya, canlı hayal gücüne ve süsleme sanatı ustalığına sahip oldukları yadsınamaz. Öte yandan da oluşturdukları süsleme biçimleriyle Sovyet Tür- kistanı’nda.ÇinTürkistanı'nda (Tarim) Çin ve hatta Japonya'da ipek yolu sanatçılarını büyük ölçüde etkilediler. Ne Eftalit Hunları’nın (V. yy.'ın ilk yarısı), ne Türk- ler'in (V. ve VI. yy. sonu), ne de Araplar’ ın akınları (VIII. yy.'ın başı), Fundukistan’ da olduğu gibi Gazne ve Kunduz' da da buddhacı topluluklarının oluşmasını, bir süre için dağılsalar da yeniden canlanmalarını kesintiye uğratamamıştır. Bunun gibi (VII. ve X. yy.'lar arasında Kabil’deki Turkişahiler'in koruduğu) Hindistan dinlerinin yarattığı tasvirlere Hayır Hane’de, Şiga - Saray ve Tepeyi - İskender’ de rastlanmıştır.

İslam mimarisi her yerde olduğundan daha fazla, XIII. yy. Moğol istilalarından etkilenmiş ve eski anıtlar yıkılmıştır (Şerir - i Gulgule). Ancak bir tanesi, bir bölümü bugün de ayakta kalmış olan, Belh'teki küçük Hacı Piyad camisi, islamın ilk dönemlerinin etkinliğine tanıklık eder ve bak- tria sanatının samarra sanatından belki de daha eski olup olmadığı sorununu ortaya koyar. Gazneliler döneminde durum daha açıktır. Yıkılmış Gazne’de günümüze XII. yy.'dan iki tuğla minare ve Mahmut'un harap olmuş mezarı kalmıştır. Ama, büyük önem taşıyan Leşker-i Bazar sit alanında Fransızlar'ın elde ettiği buluntular, İtalyan kazılarıyla daha da zenginleşmiştir. Bunlar en azından üç olgunun saptanmasını sağladı: saraylarda, daha önce yalnızca medreselerde kullanıldığı sanılan, dört eyvanlı haç biçimindeki plan uygulanması; IX. yy.'dan sonra unutulduğu sanılan büyük bir duvar resmi geleneğinin varlığı; Anadolu'da ya da Dağıstan' dakini andıran mermer levhalar üzerine yapılan bir heykelciliğin varlığı. Buna karşılık Guriler döneminden bir tek ama çok önemli bir yapı kalmıştır. Bu, 1957'de bulunan 60 m yüksekliğindeki Câm minaresidir. XV. yy.'da Herat, Behzat Usta ile en büyük minyatür merkezi oldu ve burada "Timur dönemi rönesansı" gelişti (musalla, el-Ansari’nin mezarı [1425]; 1200’de yapılan,ancak çok değişikliğe uğrayan Büyük cami). Bu rönesans Mezar-ı Şerif te de etkisini gösterdi ve burada, Hz. Ali’ ye ait olduğu varsayılan mezarın üzerinde kurulmuş olan külliye Herat'ın Büyük cami’siyle karşılaştırılabilecek bir güzelliğe ulaştı. Her iki yapıtta da çok kubbelilik görülür; kobalt ve firuze renklerinin egemen olduğu sırlı çini süslemeler göz alır. XVI. yy.’dan başlayarak doğu bölgeleri Hint-Moğol sanatının etkisinde kaldı (Kâbil'de Babür'ün mezarı, cami ve bahçesi). Ama yine Kâbil'deki Timur Şah anıt kabrinin de kanıtladığı gibi, ülke genelde,yani İslam etkisi altındaki durumda olduğu gibi, İran sanatının bir taşra ili durumunda kalmıştır.
_AERYU_ - avatarı
_AERYU_
Ziyaretçi
6 Temmuz 2015       Mesaj #4
_AERYU_ - avatarı
Ziyaretçi
Arkeoloji ve Sanat
MsXLabs & Büyük L.


Uzun boylu incelenmiş olan Batı ve Orta Afrika sanatlarının tersine, Doğu Afrika sanatları hâlâ iyice bilinmemektedir. Sanatçıları, yeteneklerini takı, müzik, dans, şiir gibi alanlarda gösterdiklerinden ve heykelcilik ürünleri az olduğundan bu bölgeler, gerektiği gibi incelenemedi.
Sudanlı Nilotlar'da ve Etyopya’nın gü- ney-batısındaki bazı Etniler’de, çoğunlukla kırmızı, bazen de sarı ve sert tahtadan bir tür heykel yapımına rastlanır. Bu heykeller, cinsiyetleri açıkça belli olan erkek ve daha seyrek olarak da kadın figürleridir ve ilkel maddelere,örneğin ağaç kütüğüne kabaca oyulmuşlardır. Gövde her zaman ince ve uzun; bacaklar uzun, ayrık ve dümdüz; kollar da dümdüz, uzun ve gövdeye yapışıktır. Yok denecek kadar kısa boynun üzerinde, yuvarlak, bazen de piramit biçiminde bir kafa bulunur. Bu tasvirlere baş süslerinde, yüzüklerde, kulübe çatılarında da rastlanır, insan bedeninin genellikle "kaba” olarak nitelendirilen bu tür canlandırmışı, Orta Afrika Cumhuriyetinde ki Zande, Kuzey Doğu Zaire ve Kuzey Nijerya heykelciliğini hatırlatmaktan geri kalmayan bir şemalaştırmaya ulaşabilmektedir. Büyük göller bölgesinde, tahta heykelciği daha da silik bir varlık gösterir. Buna karşılık sık örgülü, sarmal süslemeli sepetçilik, inci süslemeciliği, çömlekçilik, deri ve su kabağı işçiliği, aristokratik tipte toplumların her zaman taşıdıkları estetik kaygıları dile getirir. Bu toplumlar özellikle oturdukları konutlara özen gösterirler. Kral konutlarını çevreleyen incir ağacı dallarından ve kamışlardan yapılmış ve uyumlu arabesk biçimlerle bezenmiş tahta perdeler, kulübelerin iç duvarlarına yapılmış renkli figüratif ya da geometrik motifler, bunun örnekleridir.
Gerçek bir toplumsal kurum olan savaş da, bir sanat araştırmaları kaynağıdır. Takılar, işlemeli silahlar, boyalı kalkanlar, buna tanıklık eder. Figüratif heykelcilikse Tanzanya’da, Mozambik’in kuzeyinde Kondeler arasında yeniden ortaya çıkar. Kuzeyde Victoria, güneyde Nyasa gölleriyle batıda Tanganyika gölü ve doğuda deniz kıyısı arasında kalan alanda (yani önce Arap, sonra da Portekiz etkisinin kendisini özellikle mimarlık ve mücevhercilik konularında hissettirdiği bölgede) birçok heykel bulunmuştur. Malavi’deki Angurular’ın, Tanzanya’daki Sukumalar’ın, Şambalalar’ın ve Nyamveziler’in heykelciliği, büyük farklılıklar gösterir; kuzeyden (Güney Rodezya, Zaire) ve doğu kıyılarından gelerek (XIII. veXV.yy.’lar arasında, buralardaki ticaret kentleri Güney Arabistan pazarlarıyla sürekli bir ilişki içindeydi) birbirine karışan çeşitli etkilerin varlığını ortaya koyar.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

25 Mart 2007 / Misafir Sanat
27 Eylül 2010 / Misafir Soru-Cevap
29 Kasım 2010 / _Yağmur_ Taslak Konular
9 Nisan 2016 / Baturalp Turizm