Arama

Fosil Nedir? - Tek Mesaj #3

asla_asla_deme - avatarı
asla_asla_deme
VIP Never Say Never Agaın
20 Ekim 2008       Mesaj #3
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın
Ad:  fosil2.jpg
Gösterim: 1982
Boyut:  40.1 KB

Fosil


Fosiller çok eskiçağlarda yaşayıp yeryüzünden silinmiş bitki ve hayvanların sertleşmiş kalıntıları ya da izleridir. Bu kalın­tılar kayaçların arasına gömülmüş halde bulu­nur. Çünkü ölen bitki ve hayvanların üstünü kaplayan çamur ya da kum katmanları za­manla, bazen milyonlarca yıl sonra kayaçlara dönüşür.

İçinde en çok fosil barındıran kayaçlar kireçtaşı, kumtaşı, kiltaşı (şeyi) ya da kil ve tebeşir gibi tortul kayaçlardır. Çamur ve kumların üst üste yığılması, bazen aralarına deniz dibine çökelmiş küçük kavkıların (ki­reçli kabukların) karışmasıyla oluşan katman­lar zamanla katılaşarak kayaçlaşır. Bu kayaç­larda fosillerin bulunduğu yerler, bir katmanı öbüründen ayıran katmanlaşma yüzeyleri ile kayaç yarıklarıdır.

Çok ender olmakla birlikte, bütün gövdesi, uzantıları, hatta derisi ve tüyleriyle birlikte olduğu gibi korunmuş hayvan fosillerine bile rastlanır. Bu durumda, soyu tükenmiş olan hayvanın canlıyken neye benzediğini tam olarak öğrenme şansımız vardır. Örneğin fillerin ilk atalarından olan dev yapılı, uzun tüylü mamutların, donmuş çamurların arasın­da hiç bozulmadan kalmış fosilleri bulunmuş­tur. Eskiden insanlar, sanki soğuk hava depo­suna konmuş gibi binlerce yıldır kokuşmadan saklanan bu hayvanların etini yemeyi bile denemişler, ama tadı çok kötü olduğu için vazgeçmişlerdi.

Dev mamutların yanı sıra karınca ve ha­mamböceği gibi küçük hayvanların da hiç bozulmadan bütün olarak kalmış fosilleri vardır. Özellikle Baltık Denizi'nin güney kıyı­ları boyunca uzanan sarı kehribar yatakları içine gömülmüş çok sayıda böcek fosili bulun­muştur. Yarı saydam, taşa benzer bir madde olan kehribar, reçinelerin zamanla sertleşme-siyle oluşur. Demek ki, milyonlarca yıl önce yaşamış olan bu küçük böcekler sıvı haldeki reçineye yapışıp kalmış ve zamanla sertleşen kehribarın içinde fosilleşmiştir.
Bu kadar iyi korunmuş fosillere çok sık rastlanmaz. Genellikle ölen hayvanların üstü çamur ve kumla örtülmeden önce vücutları­nın yumuşak bölümleri çürüyüp yok olur ve fosil olarak geride yalnızca kemikleri ile kabukları kalır. Bitkilerin kuruyup dökülen parçaları da düştükleri yerde zamanla dağılır ve kayaç katmanlarının arasında yalnızca bir yaprağının ya da dalının zar gibi incecik kalıntısı bulunur. Karbonifer Dönem'den kal­ma şeyi katmanlarının arasında kömürleşmiş eğreltiotu fosilleri çok yaygındır. Nitekim kömür de böyle bir fosilleşmenin ürünüdür.

Fosiller çoğu zaman kaya gibi sertleşerek taşlaşmış halde bulunur. Bu yüzden fosillere taşıl da denir. Taşlaşmanın nedeni, kayaçların arasından sızan suların taşıdığı minerallerdir. Bazen kayacın içindeki hayvan ya da bitki kalıntısının her molekülünün yerini bir mine­ral molekülü alır. Eğer bu süreç çok yavaş gerçekleşirse, canlının kendi dokuları yok olup gitse bile yerinde mineralleşmiş izi kalır. Killi kayaçların arasında fosilleşmiş çok sayı­da hayvan kabuğu vardır. Ama bu kabukların bazen kâğıt kadar ince olan kireçli dokusu yok olup gitmiş, yerini piritlere bırakmıştır. Demir ve kükürt içeren bu bileşikler parıltılı olduğu için, bu tip kabuk fosillerinin görünü­mü çok güzeldir. ABD'nin Arizona eyaletin­de de bütünüyle taşlaşmış ormanlar bulunur. Bir zamanlar o yörede gür ormanlar oluşturan 200 milyon yıllık Şili arokaryaları (maymun-ağaçları) tortulların arasına gömülüp kalmış ve odunsu maddenin yerini tümüyle silis almış­tır. Bu süreç öylesine kusursuz işlemiştir ki, taşlaşmış ağaçlar mikroskopla incelendiğinde canlı ağaçların dokusundaki en ince ayrıntılar bile görülebilir.
Sular kayaçların arasından sızarken bazen katmanlara gömülmüş olan hayvan kabukları­nı eriterek birlikte taşır. Eğer kayaç yeterince sertleşmişse bu kabukların yerleri boş kalır. Böylece, döküm kalıbından hiç farkı olmayan bu boşluklara suların taşıdığı mineraller dolar ve eriyen kabuğun mineralden bir döküm örneği oluşur. Mineralli sular kabuğu eritme­den içine dolmuşsa bu kez döküm parçası iç yüzeyinin biçimini yansıtır.

Deniz kıyısındaki ıslak kumlarda ve yumu­şak çamurlarda yürüyen ya da sürünen hay­vanların da izleri kalır. Bu çamur ya da kumlar sonradan kayaca dönüştüğünde bazen hiç bozulmamış "iz fosilleri"ni taşır.
Fosiller tek tek değil, genellikle bir araya kümelenmiş topluluklar halinde bulunur. Ba­zen bu topluluklar, bir kum ya da çamur yığını üstlerine doğru yıkılırken canlılar ne durumdaysa aynı konumda fosilleşmiştir. Bunlara "yaşam toplulukları" denir. Örneğin yeraltındaki yuvalarında topluca fosilleşmiş kazıcı hayvanların ya da çenetleri hâlâ birbiri­ne kenetlenmiş durumda olan istiridyelerin bu tip fosilleri bulunmuştur. "Ölüm topluluk­ları" denen fosil gruplarında ise canlıların kalıntıları parçalanıp çevreye dağılmış halde­dir. Bu durumda, canlıların fosilleşmeden bir süre önce ölmüş oldukları anlaşılır.
Çok yaşlı kayaçların içinde fosillere rastlan­ması neredeyse bir mucizedir. Gerçekten de. 100 milyon yıl ya da çok daha önce yaşamış bir hayvan ya da bitkinin fosilinin, bunca zaman bütün dış etkenlere direnerek günü­müze ulaşma olasılığı son derece azdır. Buna karşılık bitkilerin çiçektozları hiç umulmaya­cak kadar dayanıklıdır. Üçüncü Dönem'den (günümüzden yaklaşık 65 milyon yıl önce) kalma göl çökellerinde bulunmuş olan fosil çiçektozları, o dönemin iklimi ve bitki örtüsü konusunda bilgi verir.
Bir fosilin günümüze ulaşması için, her şeyden önce, canlının ölür ölmez hemen kuma ya da çamura gömülmüş olması gerekir. Yoksa ya çürüyüp gider ya da leşini başka hayvanlar yer. Bulunan fosillerin pek çoğu deniz hayvanlarının kalıntılarıdır. Çünkü bu hayvanların ölüsünün deniz dibine çökerek kumlara gömülmesi karadakinden çok daha kolaydır.

Ölen hayvanın ya da bitkinin çürüyüp ayrışmadan hemen gömüldüğünü varsaysak bile, bu kez de kayaçlardan sızan sular kalıntı­ları eritip sürükler. Ayrıca yerkabuğunun büyük çaplı kıvrımlanma hareketi, fosilleri barındıran kayaçları da etkiler. Bu kayaçlar kıvrılıp biçim değiştirirken içlerindeki fosiller de yok olur. Bu arada, daha alttaki erimiş kayaçlar basıncın etkisiyle yüzeydeki kayaçla­rın arasına sızarak fosilleri eritebilir.
Bütün bu olasılıklar göz önünde bulundu­rularak, bugüne kadar yeryüzünde yaşamış bütün canlıların en az yüzde 99'unun hiçbir iz bırakmadan yok olup gittiği sanılıyor. Özel­likle kabuk, kemik gibi sert bölümleri olma­yan yumuşak gövdeli canlılardan geriye pek az fosil kalmıştır. Solucan, denizanası gibi yumuşak gövdeli canlıların izleri ancak hiç kıvrımlanmamış ve ısıyla karşılaşmamış çok ince taneli çamurlarda bulunur. Nitekim sert kabuğu olmayan birçok böcek türünden gü­nümüze ancak birer fosil kalmıştır.

Gene de, fosil hayvanları inceleyen paleo-zooloji ile fosil bitkileri inceleyen paleobota-nik bilginlerinin elinde yeterince fosil vardır. Bilim adamları bu fosiller sayesinde, çok eskiden yaşamış canlıların yapılarını inceler ve evrim süreçlerinin nasıl işlediğini saptama­ya çalışırlar. İlk insanlann fosil­leri ve kullandıkları eşyaların kalıntıları ince­lenerek, insan soyunun geçmişine ışık tutan pek çok bilgi derlenmiştir.
Fosiller jeologların da en büyük yardımcısıdır Özellikle çok kısa bir zaman aralığında yaşamış canlıların fosilleri ya da yalnızca belli kayaçlarda bulunan fosiller büyük önem taşır. Örneğin, yeryüzündeki varlığı yalnızca birkaç milyon yıl sürmüş bir canlının fosilleri hem Alpler'deki kireçtaşlarında, hem de Kayalık Dağlar'daki kumtaşlarında bulunmuşsa, bu kayaçların aynı dönemde oluştukları kesin olarak söylenebilir. Bu tür bilgileri veren fosillere kuşak fosilleri denir. Soyu tükenmiş ammonitlerin birçok türü bu açıdan çok yararlı olmuştur .

Varlığı yalnızca belirli koşullara bağlı olan canlıların fosilleri de jeologların gözünde çok değerlidir. Örneğin bazı trilobit türleri yalnız­ca tortulların arasında, pek çok bitki ve hayvan artığının bulunduğu çamurlu deniz diplerinde yaşamıştır. Bu yüzden jeologlar bir kayaçta trilobit fosili buldukları zaman, o kayacın hangi koşullar altında oluştuğunu da kesin olarak söyleyebi­lirler. Fosiller petrol araştırmalarında da çok yardımcı olur. Çünkü jeologlar petrol oluşu­mu için en uygun koşullan ve o koşullarda hangi canlı türlerinin yaşadığını bilirler. Bir kayaçta o canlıların fosilleri varsa petrol de var demektir. Bu tip fosillere de fasiyes fosilleri denir.
Genel olarak, bir kayaç ne kadar yaşlıysa içinde fosil bulunma olasılığı da o kadar azdır. Üstelik, bulunan fosilleri yaşlı kayaçların içinden çıkarmak son derece güçtür. Bazen fosili çevreleyen kireçtaşı sert bir fırçayla, bir bıçakla ya da iğneyle kazılarak fosil bozulma­dan çıkarılabilir. Ama kayaç çok sertse özel küçük matkaplar, çekiçler ya da kayacı erite­bilecek kimyasal maddeler kullanmak ge­rekir.
Bazen fosili barındıran kayaç aşınıp yok olur ve içindeki canlıların, örneğin 100 milyon yıldan çok daha önce yaşamış olan dev dinozorların iskelet fosilleri toprağın üstünde kemik yığınları halinde kalır . Bu durumda, hâlâ toprağa gömülü olan ke­mikler varsa üstleri açılır ve kırılıp dağılma­maları için bütün kemikler tek tek vernikle­nir. Daha sonra üstleri koruyucu bir alçı katmanıyla kaplanır. Bu kemikler ve içinde fosil bulunan bütün kayaçlar sandıklara yer­leştirilerek müzeye gönderilir. Orada kayaç­lar yontularak kemikler büyük bir özenle ayrılır. Bütün kemikleri yerine yerleştirerek eksiksiz bir iskelet oluşturmak için, daha önceki fosil örnekler ve o türün bugün de yaşayan en yakın akrabaları incelenir. Böyle­ce eldeki bütün parçalar birbirine eklenir; eksik parçalar da modelleri yapılarak tamam­lanır. Dünyanın birçok yerindeki doğa tarihi müzelerinin fosil galerilerinde, bu uzun çalış­maların ürünü olan dev hayvan iskeletleri vardır.



MsxLabs & TemelBritannica
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 2 üye beğendi.
Son düzenleyen Safi; 27 Mayıs 2016 19:35
Şeytan Yaşamak İçin Her Şeyi Yapar....