Arama


Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
11 Aralık 2008       Mesaj #2
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
Alıntı

ÖNCELİKLE HOŞ GELDİNİZMsn Happy
BU KONU ALTINDA BİLİM ADAMININ BULABİLDİĞİM TÜM BİLGİLERİNİ PAYLAŞMAYA ÇALIŞACAĞIZ..

"Fuzzy logic" terimi ilk kez, Lütfi (Aliasker) Zâde isminde bir Azerbaycanlı tarafından ortaya atılmıştır. 1921'de Bakü'de doğan Lütfi Zâde'nin annesi Rus, babası ise İran Azerisi idi. 14 yaşında Shakespeare'ın Rusça tercümesi de dahil bütün klasikleri okumuştu. Daha o yaşında, yaklaşık 3.000 kitaptan oluşan bir kütüphanesi vardı.
Yüksek Öğrenimini İran'da tamamlayan Zâde, çalışmalarını sürdürmek için ABD'ye gitti. Burada, 1964 yılında "fuzzy logic" terimini ortaya attı. Birden ortalığı tartışmalar kapladı. Bu tartışmaların en önemli sebebi şuydu: "Fuzzy" kelimesini kim duyduysa "mantık"la telif edemiyor ve alaycı bir tavırla tenkit etmeye başlıyordu. Hatta bazı yazarlar, eğer Zâde, "fuzzy" yerine daha olumlu şeyler çağrıştıran bir kelime kullanmış olsaydı, kendisine bu kadar çok kişi karşı çıkmayacak ve bu mantık anlayışının ABD teknolojisinde uygulanması daha çabuk ve yaygın olacaktı demektedirler. (Bu yüzden biz de "puslu" veya "bulanık" yerine "nispi" mantık demeyi daha uygun gördük).
ABD'de tartışmalar halen devam ededursun, bu orijinal fikri alıp geliştirmeyi, Japonlar doğrusu çok iyi becerdiler. Önce terime karşı soğuk tepkiyi önlemenin yolunu araştırdılar. "Fuzzy"i dillerindeki karşılığı olan "aimai" (belirsiz) şeklinde tercüme etmeyip "faaji" şeklinde aynen aldılar. "Faaji" kullanıla kullanıla "zeki" manasını çağrıştırır oldu. Onlardaki bu zeki girişime rağmen ABD'deki şirketlerin bazılarında: "Bugün fuzzy-vuzzileriniz ne âlemde?" şakaları yapılıyor, subaylar harp taktiklerinde "fuzzy" mantığından bahsedecek olurlarsa, mevcut olumsuz tavır yüzünden terfi edemeyeceklerine inanıyorlardı.

Nispi mantığın muhtevası

Geleneksel (klasik) mantık bizleri çok katı sınırlar çizmeye zorlar. Meselâ batı edebiyatında "novel" denilen roman, 90 veya daha fazla sayfadan oluşur. "Novella" ise 90'dan daha az sayfadan. Bu standarda göre 91 sayfalık bir eser, roman olurken, 89 sayfalık bir çalışma "novella" (uzun hikâye) olur. Eğer bir bilgisayarda kelimelerin puntosu büyütülürse uzun hikâye, roman haline gelebilir. Nispi mantık bu tür saçmalıkları önler. Bunu şu şekilde yapar: Klasik mantıkta büyüklük-küçüklük, uzunluk-kısalık gibi kavramların kesin sınırları vardır. Diyelim ki uzun insanların alt sınırı 1.70 m'dir. Klasik mantığa, "Ali uzun mudur?" sorusu sorulursa, bu sınıra bakıp Ali'nin boyuna bakar. Eğer 1.70 m'in üzerinde ise Ali uzun, 1.69 m ise kısadır. Halbuki nispi mantık, Ali'nin ne kadar uzun olduğunu sorar. Klasik mantık gibi uzuna 1, kısaya 0 gibi katı değerler vermez. 0.1, 0.2, 0.3... gibi daha hassas ve esnek değerler bulur. Böylelikle 1.69 m boyundaki bir insana kısa (0) demez, 0.2 gibi bir uzunluktadır der. Tabiî nispi mantığın da belli sınırları vardır ve bu sınırlar makama, ele alınan elemanlar ve şartlara göre değişirler. Onu klasik mantıktan ayıran nokta bu sınırların daha esnek olmasıdır. İşte bu esneklik sayesinde nispi mantık tatbik edildiği her sahada çok daha hassas sonuçlar ve semereler doğurmaktadır.

Uygulama sahaları

Nispi mantık ilk kez 1973 yılında, Londra'ki Queen Mary College'da profesör olan Ebrahim H. Mamdani tarafından bir buhar makinasında uygulandı. Ticarî olarak ise ilk defa, 1980 yılında, Danimarka'daki bir çimento fabrikasının fırınını kontrol etmede kullanıldı. Çimento, farklı kimyevî maddelerin belli sıcaklıkta (yaklaşık 1400 0C), belli bir süre içinde yakılmasıyla elde edilen katı bir maddenin daha sonra toz haline getirilmesiyle oluşur. Eğer kimyevî maddeler arzu edilen sıcaklığın üzerinde bir derecede yakılırsa, ortaya çıkan katı madde ufalanamayacak kadar sert olur. Bu sıcaklığın altında bir derecede yakmak ise kaliteyi düşürür. Saatlerce süren bu ayarlama işlemi insan gücünü aşan bir husûsiyet arzeder. 8 saat, dikkatini dağıtmadan maddeleri, ısıyı ve fırın içindeki rotasyonu ayarlayan bir mühendisten sonra yerine geçen bir başkası herşeyi mahvedebilir. İşte nispi mantık ile hazırlanan bir sistem, bilgisayar desteğinde, sensörlerden ısı ve maddelere ait bilgileri alarak ve "feed-back" (geri besleme) metoduyla değişkenleri kontrol ederek, bu ayarlama işini çok hassas ölçümlerle gerçekleştirmiş ve büyük nispette enerji tasarrufu temin etmiştir.
1980 sonrası nispi mantığın uygulama sahaları gittikçe genişlemiştir. Bilhassa Japonya'da nispi mantığın ticarî gayelerle tatbik edildiği sistemler birbiri ardından ortaya çıkmaya başlamıştır. Almanya, Fransa, Danimarka, Rusya ve Çin ise bu sahada uzman yetiştirmeyi ihmal etmemişlerdir. (Japonya'da 1000 kadar nispi mantık uzmanı varken Çin'de bu sayının 10.000 olduğu söylenmektedir).
1987'de, Milletlerarası Nispi Sistemler Derneği'nin Tokyo'da düzenlediği bir konferans sonrası nispi mantığa duyulan ilgi birden artmıştır. Bu konferansta bir mühendis, nispi mantıkla programladığı bir robota, bir çiçeği ince bir çubuğun üzerinde düşmeyecek şekilde bıraktırmayı başarmıştır. Bundan daha fazla ilgi çeken gerçek ise, robotun bunu yaptığını gören bir seyircinin mühendise, sistemden bir devreyi çıkarmasını teklif etmesinden sonra görülmüştür. Mühendis önce, devreyi çıkarırsam çiçek düşer diye bunu kabul etmemiş, fakat seyircinin çiçeğin ne tarafa doğru düştüğünü görmek istediğini söylemesi üzerine devreyi çıkarmıştır. Robot yine aynı hassaslıkla çiçeği düşürmeden çubuğun üzerine bırakınca herkesin ağzı açık kalmıştır. Kısacası nispi mantık sistemleri, yetersiz bilgi temin edilse bile tıpkı insanların yaptığı gibi bir tür "sağduyu" kullanarak (yani mevcut bilgiler yardımıyla neticeye götürücü akıl yürütmeler yaparak) işlemleri gerçekleştirebilmektedir.
Yazının başında bahsettiğimiz metro, dünyanın sadece en pürüzsüz ve yumuşak hareket eden metrosu değildir. Çok kısa bir mesafe içinde durabilir (hedefe 7 cm kala). Ondaki bu tepki süresi insanlarınkinden üç kat daha kısadır. Ayrıca % 10 yakıt tasarrufu sağlar ve şimdiye kadar hiçbir tehlikeye yol açmamıştır.
Nispi mantık kullanılarak imal edilen fotoğraf makineleri, otomatik odaklama yapanlardan bile daha net bir görüntü vermektedir. Fotokopi makineleri ise nispi mantıkla çok daha kaliteli kopyalar çıkarmaktadırlar. Zira odanın sıcaklığı, nemi ve orijinal kağıttaki karakter yoğunluğuna göre değişen resim kalitesi, bu üç temel faktör hesaplanarak mükemmele yakın hale getirilmektedir.
Nispi mantık bir eli arkasına bağlı olduğu (yani karşı çıkanları çok olduğu) halde geleneksel teknolojinin üstesinden gelmiştir. Bu mantıkla donatılan çamaşır makineleri çamaşırın cinsi ve kirliliği, suyun durumu gibi şartları özel sensörlerle tespit ettikten sonra deterjanı, devir sayısı ve süresini ayarlamakta, böylelikle mevcut şartlara göre en uygun şekilde çalışmaktadır. Bunun büyük bir enerji tasarrufu doğurduğu açıktır. Tüketicinin sadece bir düğmeye basmasının yeterli olması ise, büyük bir kullanım kolaylığı temin etmiş ve bu tür makinelerin sadece bir fabrikada ayda 35.000 adet üretilmesine rağmen talebin karşılanamamasına sebep olmuştur.
Kameralardaki nispi mantık devreleri ise sarsıntılardan doğan görüntü bozukluklarını asgariye indirmektedir. Bilindiği gibi elde taşınan kameralar, ne kadar dikkat edilirse edilsin net bir görüntü vermez. Nispi mantık programları bu görüntüleri netleştirmek için şöyle bir metot kullanır: Eğer görüntüdeki bütün şekiller, aynı anda, bir tarafa doğru kayıyorsa bu, insan hatasından kaynaklanan bir durumdur; kayma göz önüne alınmadan kayıt yapılır. Bunun dışındaki şekiller ve hareketler ise normal çekim durumunda gerçekleştiği için müdahale edilmez.
Birkaç nispi mantık sistemi ise, mekanik cihazlardan çok daha verimli bir şekilde bilgi tasnif ve değerlendirmesi yapmaktadır. Japon Omron Grubu, büyük firmalara sağlık hizmeti veren bir sisteme ait beş tıp veri tabanını, nispi mantık kaideleriyle kontrol etmektedir. Bu nispi sistem, 10.000 kadar hastanın sağlık durumlarını öğrenmek ve hastalıklardan korunmalarına, sağlıklı kalmalarına ve stresten kurtulmalarına yardımcı olmak üzere kişiye has plânlar çizebilen yaklaşık 500 kural kullanmaktadır.
Pilav pişirme aletlerinden asansörlere, arabaların motor ve süspansiyon sistemlerinden nükleer reaktörlerdeki soğutma ünitelerine, klimalardan elektrikli süpürgelere kadar nispi mantığın uygulandığı birçok saha mevcuttur. Bu sahalarda temin ettiği enerji, iş gücü ve zaman tasarrufu ise, onun "iktisat" adına ne kadar çok önem verilmesi gereken bir sistem olduğunu göstermektedir.
Ayrıca bu mantıkla donatılan sistemlerin insanlardan daha hassas olması, bazı tehlikeli durumlarda onun kullanılması gerektiğini ima etmektedir. Fırtınalı havalarda denizde mahsur kalan gemicileri kurtarmak için kullanılan helikopterlere kumanda etmek oldukça güçtür. Japonya'daki bir araştırma enstitüsü bu helikopterlerin bilgisayarda simülasyonunu ve daha sonra da maketini yapmış, insanların kumanda ederken helikopterin titrediği, nispi mantık programıyla kontrol edilen bu benzetim ve maketin ise çiviyle çakılmış gibi sabit bir şekilde havada kaldığı görülmüştür.
Nispi mantığı çekemeyenler, genellikle, başka bir sahaya gönül verenlerdir. Meselâ, sunî zekâ sahasında araştırma yapanlar veya ihtimaliyat hesaplarının da nispi mantığın yaptığı herşeyi yapabileceğini iddia edenler, bu yeni mantık anlayışını bir türlü anlamamakta, belki de anlamak istememektedirler. Lütfi Zâde ilk kez ABD'de "fuzzy logic" dese de ona kadirşinaslık örneği gösterenler Japonlar olmuşlardır. 1989'da Zade'yi Honda ödülüne layık görmüşler ve kendisine 10 milyon yen (yaklaşık 77.000 dolar) vermişlerdir.
Zâde'nin yaptığı şey bir icad değil, keşiftir. Yani ondan önce de farklı sahalarda, şöyle veya böyle bir nispiyet, izafiyet veya "çok değerli mantık"tan bahsediliyordu. Meselâ Russell, Lukasiewicz ve Black bu tür bir mantık anlayışına dikkat çekmişlerdir. Fakat Lütfi Zâde'nin tespitlerinden sonra bu mantık anlayışının ilim ve teknoloji sahalarında uygulanmasıyla yepyeni ufuklar açılmıştır. Zaten kendisi de bu yüzden ödüle layık görülmüştür.
Nispi mantığı kıskanmaya hiç gerek yoktur aslında. Zira o da diğer sahalar gibi istifade edilmesi gereken bir nimettir. Farklı disiplinlerin birbiriyle rekabet edip birbirlerine tahakküm etmesi yerine, disiplinler arası ortak çalışmalar yapmak çok daha makul olacaktır. Gerçekten de nispi mantıkla desteklenen ihtimal hesapları, sunî zekâ programları, uzman sistemleri ve nöral ağlar eskisine nazaran daha verimli çalışmaktadır.
1985 yılında Masaki Togai ve Hiroyuki Watanabe adındaki araştırmacılar tarafından geliştirilen "fuzzy chip"ler (nispi mantıkla çalışan minik elektronik devreler) şu anda saniyede yaklaşık 2 milyon işlem yapabilmektedir. Bu çiplerle donatılan mikroişlemcilerin hemen her sahada çok daha verimli sonuçlar verdiği görülmektedir. Hatta yakın bir gelecekte, bu tür çiplerle donatılmış aletlerin, her bir tüketicinin hususî arzu ve ihtiyaçlarına göre imal edilmesi plânlanmaktadır.
Nispi mantığın gelecekteki uygulama sahaları, daha da genişleyecek gibi gözükmektedir. Şeker hastaları için vücuttaki insülün miktarını ayarlayarak sunî bir pankreas görevi yapan minik yapıların imalinde, prematüre doğumlarda bebeğin ihtiyaç duyduğu ortamı devam ettiren sistemlerin hazırlanmasında, suların klorlanmasında, kalp pillerinin üretiminde, oda içindeki ışığın miktarının ayarlanmasında ve bilgisayar sistemlerinin soğutulmasında nispi mantık çok şeyler vaadetmektedir. Yalnız önce gereksiz, gerekli ve elzem uygulamaların sınıflandırılması lazımdır.
ABD'deki genç araştırmacılar ve dünyanın çoğu yerindeki bilim adamları "fuzzy", "fuzzy" diye sayıklarken ülkemizdeki sağır sultanlığa diyecek yok doğrusu. Nispi mantık sahasında Araştırma ve Geliştirme çalışmalarının yürütüldüğü bir Japon firması olan Hitachi Laboratuarı, aynı firmanın 4'ü denizaşırı ülkelerde olmak üzere 22 laboratuarından birisidir. Dünyanın ikinci büyük elektronik firması olan Hitachi, süper iletkenlerden bilgisayar destekli tercümeye, nöral ağlardan nispi mantığa kadar birçok sahada araştırma yapmaktadır. 1991'de bu araştırmalara ayırdığı para 3 milyar 480 milyon dolardır (ki bu miktar Jamaika, Liberya ve Madagaskar gibi ülkelerin gayri safî milli hasılalarından daha fazladır). ABD'deki Millî Bilim Kurumu ise, 1990 yılındaki çalışmalara sadece 2 milyar 800 milyon dolar ayırmıştır.
Yabancılar, Araştırma ve Geliştirme çalışmalarına sadece para ayırmakla kalmıyor, adam da yetiştiriyorlar. Ne sayıyı ne de kaliteyi ihmal etmiyorlar. (Meselâ, AT&T adlı bir elektronik firmasında 5000 doktoralı araştırmacının bulunduğu söyleniyor). Bu hususta bir Japon araştırmacı hakkında anlatılanlar da oldukça ilgi çekicidir. Nispi mantığın Japonya'da uygulanması için gayret eden Takeshi Yamakawa, günde 3-4 saat uykuyla yetinen bir araştırmacıdır. Kendisi bunun çok zor bir şey olmadığını, bir defasında 60 saat uykusuz kaldıktan sonra bir ders verip milletlerarası bir konferansa katıldığını söylemiştir.
Önemli bir husus da tercüme faaliyetleridir. Şu anda Japonya'da 100.000'den fazla profesyonel tercüman mevcuttur. ABD'de ise bu sayı yaklaşık 3.000'dir.
1868'de Japon İmparatorluğu'nun içtiği 5 anddan birisi şöyle idi: "İmparatorluğun temellerini güçlendirmek için bilgi dünyanın neresinde olursa olsun aranacaktır." Bu felsefeyle hareket eden Japonlar oldukça mesafe katetmişlerdir. Bilhassa II. Dünya Savaşı'ndan sonra bu bilgi arayışı ABD'ye yönelmiş, 1990'da Japonlar, İngilizce'den tercüme ettikleri 3000 kitabı basmışlar, aynı yıl Amerikalılar ise Japonca'dan sadece 82 kitap tercüme edebilmişlerdir.
Nispi mantık sahasında ABD, Japonya'nın 5-10 sene gerisinde kaldı. İlmî enaniyet, esnek düşünceden mahrum olma ve yeniliklere kapalılık onlara bu darbeyi vurdu. Bizler de Amerikalıların düştüğü duruma düşmek istemiyorsak bu tür yeni sahalara en az Japonlar kadar açık olmalıyız. Bu da ancak, kaynak ayırmakla daha da önemlisi "insan" yetiştirmekle gerçekleşir.
Quo vadis?