Nimet Kavramı
Nimet, en genel tabirle “İman, can, mal evlat, makam, ilim vs gibi yaşamımızı kolaylaştıran, bizi mutlu kılan her şey” olarak tanımlanabilir.
İmam Gazali; “Her hayır, lezzet ve saadet, her talep edilen, istenen şey “nimet” olarak adlandırılır. Fakat hakikatte nimet, uhrevi saadettir
[1]” der. Allah’ın sayılamayacak kadar çok olan nimetlerinden ilim ve güzel ahlak gibi, hem dünyada, hem ahirette faydalı olanları olduğu gibi; şehvetlerin ardı sıra koşmak gibi (bunlar gerçek manada nimet değildirler, insana kısa süreli menfaat sağlayan şeylerdir) dünyada kârlı, ahirette zararlı olanları; şehvetlere direnmek gibi dünyada zor fakat ahirette kârlı olanları vardır. “Cehalet ve kötü huy” ise dünyada da, ahirette de sevimli olmayan şeylerdir.
Hem dünyada hem de ahirette menfaat veren nesneler, hakikat açısından asıl nimet olan menfaatlerdir.
Bazı menfaatlerin “nimet” olup olmadıkları, bizim onları kullanışımıza göre değişir. Örneğin çok malı olan salih bir kimse, malı ne kadar çok olursa olsun, o maldan menfaat görür. Çünkü onu Allah yolunda sarf eder, hayırlarda kullanır. O mal o kişi hakkında nimettir. Nitekim Allah Rasûlü (s.a.v); “Salih mal, salih kişi için ne güzeldir” buyurmuştur. Elbette malı olmayan kimse bütün vaktini yiyecek, giyecek vs. ihtiyaçlarını temin edebilmek için çalışmakla geçirir. Zikre, ilme vakti kalmaz. Aynı zamanda hac, zekat, sadaka gibi hayırların faziletinden mahrum kalır. O halde “tasadduk edebilmek, Allah yolunda harcayabilmek için müminin mal istemesinde, mal edinmesinde zarar değil, bilakis fayda vardır” diyebiliriz.
Fakat çok insan vardır ki, azıcık malı da olsa, o maldan zarar görür. Durmadan o malı azımsar, şikayet eder ve daha fazlasını talep eder. O mal da, o kişi için bela olur. Rabbim malını kendisi için ‘nimet’e çevirebilen kullarından eylesin bizleri!..
Yine Hz. Peygamber (s.a.v); “Kim ki bedeninde sıhhatli, cemaatinde emin ve yanında günlük nafakası olduğu halde sabahlarsa, sanki dünya bütün varlıkları ile onun için musahhar kılınmış ve derlenmiştir” buyurmuştur. Bütün bunların, dünya hayatını kolaylaştırıcı nimetler olduğunu böylelikle ifade etmiştir Rasulallah (s.a.v).
İnsanın eşi ve çocukları da onun için nimettir. Hz Peygamber (s.a.v); “Din hususunda saliha kadın ne güzel yardımcıdır” demiştir. Yine çocuk hakkında da; “Kul öldüğü zaman ameli kesilir. Ancak üç şeyden ameli kesilmez. Biri, kendisine dua eden salih evlattır…” buyurmuştur. Eşimizi seçerken onun kaşına gözüne, malına bakmadan önce ahlâkına, dindarlığına bakıp tercih etmişsek, evliliğimizi de hem bu dünya hem de ahiret saadetimiz için Allah’ın izniyle “nimet”e çevirmişiz demektir. İyi yetişmiş, dinine bağlı, hayırlı evlatlar da hem bizim için hem ümmet-i Muhammed için birer nimettirler. Eşlerimiz ve çocuklarımız dünya işlerinde bize yardımcı olurlar ve böylelikle bizim bunlara daha az zaman harcamamızı; ilme, irfana, zikre daha fazla zamanımızın kalmasını temin ederler. Bu manasıyla da onlar bizim için yine “nimet”tirler.
Sıhhat, kuvvet ve uzun ömür de insan için bir nimettir. Rasulullah (s.a.v); “Saadetlerin en üstünü, Allah’ın ibadetinde geçen uzun ömürdür” buyurmuştur.
Denilmiştir ki; “Hayırları anmakta, meşgul edici hastalıktan bedenin sağlam bulunması kafidir.” Yani bizi hayır yapmaktan alıkoyan, bizi bitap düşürerek yeri geldiğinde bizi ilim ve amelden men eden hastalıklarımız yoksa, sıhhatli isek “en büyük nimetlerden” birine daha nail olmuşuz demektir.
Saymış olduğumuz bütün bu dünya nimetleri, pek çok ayet-i kerime ve hadis-i şerifte de ifade olunduğu üzere, bizler için imtihan vesilesidir aynı zamanda.
Mal, içinde cevher ve incilerin çeşitleri bulunan deniz gibidir. Denize dalan kimse, yüzmeyi, ondan gelecek tehlikelere karşı nasıl korunacağını iyi biliyorsa, o denizdeki nimetleri elde etmiş demektir. Yok eğer, bunları bilmediği halde denize dalarsa, helak olur gider. Diğer nimetler için de durum aynıdır.
Gazali der ki; “Dünya nimetleri karışıktır. Onların hastalıkları şifalılarına, ümitleri korkularına, menfaati zararına karışmıştır. O halde kim basiretine ve marifetinin kemaline güveniyorsa, o dünyanın hastalığından korunduğu halde, bu nimetlere yaklaşabilir. İlaçlarını çıkardığı halde bunları kullanabilir. Bu konuda kendine güvenmeyen bir kimse için ise bu tehlikeli yerlerden kaçmak gerekir.
[2]”
Yüce Allah “hidayet”i de kullarına nimet olarak vermiştir. Bazısına akılla vermiş, bazısına da peygamber vasıtasıyla. Hased, kibir, dünya sevgisi gibi sebepler insanı bu nimetten mahrum bırakırlar. Hidayetin de ötesinde, Allah’ın zaman zaman kullarına ihsan ettiği haller de, kul için birer nimettir. Bu haller mücahedenin meyvesidir. Kulun, kendisine verilen bu nimet için de şükretmesi, bunları hayır için kullanması ve gizli tutması gerekmektedir. Aksi taktirde işin içine nefis girer ve Rabbimiz verdiği nimetten o kullarını mahrum bırakır.
Saymış olduklarımız gibi iman, akıl, ahlak, ilim gibi faziletler de eğer biz onları doğru ve yerinde kullanırsak bizler için birer nimet olurlar. Bize hem bu dünyayı, hem ahiretimizi kazandırırlar.
“Bir kimse, fakirliğini basiret sahiplerinden birine şikayet etti ve bundan çok üzüldüğünü belirtti. O basiret sahibi ona dedi ki:
- Senin iki gözünün kör olup, on bin dirheminin olması seni sevindirir mi?
- Hayır, dedi.
- Dilsiz olup da on bin dirhemin olsa!
- Hayır.
- Ellerin, ayakların kesik olduğu halde, yirmi bin dirhemin olsun
- Hayır.
- Deli olup da, on bin dirheme sahip olsan?
- Hayır.
- O halde utanmaz mısın, Mevlâ’nın senin yanında elli bin dirhem değerinde nimetleri var, hâlâ şikayet ediyorsun.”
Hikayeden de anladığımız gibi gaflet ve cehalet, yani nimeti bilmemek, nimetin farkında olmamak, bizi nimetin şükründen alıkoyar.
Bakara Suresi 85 Bütün bunlardan sonra siz şu insanlarsınız: Birbirinizi öldürüyorsunuz.İçinizden bir zümreyi yurtlarından çıkarıyorsunuz.Onlar aleyhine kötülük ve düşmanlık hususunda dayanışmaya giriyorsunuz.Esasında onları yurtlarından çıkarmak size haram edildiği halde esir olarak size geldiklerinde fidyelerini veriyorsunuz.Şimdi siz Kitap'ın bir kısmına inanıp bir kısmını inkar mı ediyorsunuz?İçinizden bunu yapanın cezası dünya hayatında rezillikten başka birşey değildir.Kı- met gününde ise böyleleri azabın en şiddetlisine itilir.Allah yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
Bakara Suresi 86 İşte bunlar ahiret karşılığında dünyayı satın alan kişilerdir.Azap hafifletilmeyecektir onlardan. Hiçbir şekilde yardım da edilmeyecektir onlara.
Bakara Suresi 114 Allah'ın mescitlerini içlerinde Allah'ın adı anılmasın diye engelleyen ve onların yıkımı için uğraşan kişiden daha zalim kim olabilir!...Böylelerinin o mescitlere girmeleri ancak korka korka olacaktır.Böyleleri için dünyada bir rezillik vardır.Ahirette ise bunlara çok büyük bir azap öngörülmüştür.
Bakara Suresi 130 Öz benliğini beyinsizliğe itenden başka kim İbrahim'in milletinden yüz çevirir?Yemin olsun ki biz onu dünyada seçip yüceltmiştik.Ve o ahirette de barış ve iyilik sevenlerden biri olacaktır elbette...
Bakara Suresi 200 Gerekli ibadetlerinizi bitirdiğinizde yine Allah'ı anın. Tıpkı atalarınızı andığınız gibi hatta daha kuvvetli bir anışla. İnsanlardan bazısı şöyle der: "Ey Rabbimiz bize dünyada ver!" Böylesi için âhirette bir nasip yoktur.
Bakara Suresi 201 Onlardan kimi de şöyle yakarır: "Ey Rabbimiz bize dünyada da güzellik ver âhirette de güzellik ver! Ve bizi ateş azabından koru!" 202. İşte böyle diyenlere kazandıklarından bir nasip vardır. Allah hesabı çok çabuk görür.
Bakara Suresi 204 İnsanlardan öylesi vardır ki onun dünya hayatına ilişkin sözü senin hoşuna gider ve o kalbindekine Allah'ı tanık tutar. Oysaki o düşmanların en yamanıdır.
Bakara Suresi 217 Sana haram ayı onda savaşmayı soruyorlar. De ki: "O ayda savaş büyük bir günahtır. Ama Allah yolundan alıkoymak O'na ve Mescid-i Haram'a nankörlük etmek ora halkını oradan sürüp çıkarmak Allah katında daha büyük bir günahtır." Fitne/baskı ve bozgunculuk cana kıymaktan daha büyük bir kötülüktür. Eğer güçleri yetse sizi dininizden çevirinceye kadar sizinle savaşmayı sürdürürler. İçinizden kim irtidat edip dininden döner de kâfir olarak ölürse böylelerinin amelleri dünyada da âhirette de boşa gitmiştir. Ateş ehlidir onlar. Sürekli kalacaklardır orada.
Bakara Suresi 220 dünya ve âhiret hakkında... Sana yetimlerden de soruyorlar. De ki: "Onları işe yarar hale getimek kendileri için daha hayırlıdır. Eğer onlarla bir arada yaşarsanız onlar sizin kardeşlerinizdir." Allah bozguncuyu barışseverden ayırmasını bilir. Eğer Allah dileseydi sizi zora sürerdi. Allah tüm onurların sahibi tüm hikmetlerin sahibidir.
Ali İmran Suresi 22 Çalışıp ürettikleri hem dünyada hem de ahirette boşa çıkmıştır.Hiçbir yardımcıları da yoktur onların.
Ali İmran Suresi 45 Bir de melekler şöyle demişlerdi: “Ey Meryem!Allah seni kendisinden bir kelimeyle muştuluyor.Adı Meryem oğlu İsa Mesih’tir.dünya ve ahirette yüz akıdır.Allah’a yaklaştırılanlardandır.”
Ali İmran Suresi 56 “Küfre sapanlar var ya işte onlara dünyada ve ahirette şiddetle azap edeceğim.Hiçbir yardımcıları olmayacaktır onların.”
Ali İmran Suresi 91 Gerçeği örtüp de küfre sapmış olarak ölenlere gelince onların herbiri kendini kurturmak için dünya dolusu altın verse de asla kabul edilmeyecektir.Korkunç bir azap vardır onlar için.Hiçbir yardımcıları olmayacaktır.
Ali İmran Suresi 117 Bu dünya hayatında harcamakta olduklarının durumu bir rüzgar örneğine benzer: Onda kavurucu bir soğuk vardır.Öz benliklerine zulmetmiş bir topluluğun ekinine değmiş de onu mahvetmiştir.Allah onlara zulmetmedi onlar kendilerine zulmediyorlardı.
Ali İmran Suresi 145 Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kişi ölmez.Vakti belirlenmiş bir yazıdır o.dünya çıkarını gözetene ondan veririz; ahiret yararını gözetene de ondan veririz.Şükredenleri ödüllendireceğiz biz.
Ali İmran Suresi 148 Allah da onlara hem dünya nimetini verdi hem de ahiret sevabının en güzelini.Allah güzel düşünüp güzellik sergileyenleri sever.
Ali İmran Suresi 152 Andolsun ki siz onları Allah’ın izniyle öldürmekteyken Allah size vaadini doğrulamıştı.Nihayet siz korkuya kapıldınız yapılacak iş hususunda çekiştiniz.Ve Allah sevdiğiniz şeyi size gösterdikten sonra isyan ettiniz.İçinizden bir kısmı dünyayı istiyordu bir kısmınız ise ahireti istiyordu.Sonra sizi imtihan etmek için onlardan uzaklaştırdı.Yemin olsun sizi affetmişti.Allah müminlere karşı lütuf sahibidir.
Nisa Suresi 77 Kendilerine "Ellerinizi çekin namazı kılın zekâtı verin!" denilenleri görmedin mi? Üzerlerine savaş yazılınca içlerinden bir grup insanlardan Allah'tan korkmuş gibi hatta daha şiddetli bir korkuyla korkar oldu. Ve şöyle dediler: "Ey Rabbimiz! Ne diye yazdın üzerimize savaşı; yakın bir süreye kadar bizi erteleseydin ya!" De ki: "dünya nimeti çok azdır. Kötülükten sakınan için âhiret daha hayırlıdır. Bir kıl kadar bile zulme uğratılmazsınız."
Nisa Suresi 109 Diyelim siz onlar için dünya hayatında mücadele verdiniz. Peki kıyamet günü Allah'a karşı onlar için kim mücadele verir onlar hakkında kim vekillik yapar?
Nisa Suresi 134 dünya nimeti ve bereketini isteyen bilsin ki dünya nimeti de âhiret mutluluğu da Allah katındadır. Allah çok iyi işitir çok iyi görür
Maide Suresi 33 Allah ve resulüyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculuk yapmaya çalışanların cezası şudur: Öldürülürler yahut asılırlar yahut elleriyle ayakları çaprazlamasına kesilir yahut bulundukları yerden sürülürler. Bu onlar için dünyada bir rezilliktir. Âhirette de onlara büyük bir azap vardır.
Maide Suresi 41 Ey resul! Kalpleri inanmamış olduğu halde ağızlarıyla "inandık" diyenlerin küfürde yarışırcasına koşanları seni üzmesin. Yahudilerden bazıları yalancılık etmek için dinlerler; huzuruna çıkmamış olan başka bir topluluk için dinlerler. Yerlerine oturmuş kelimeleri yapılarını bozup değiştirirler. "Size şu verilirse alın eğer o verilmezse çekinin." derler. Allah birini fitneye çarptırmak isterse sen onun için Allah karşısında hiçbir şey yapamazsın. Bunlar o kişilerdir ki Allah kalplerini temizlemek istemiyor. dünyada bir rezillik vardır onlar için; âhirette de büyük bir azap var onlara.
En'** Suresi 3 O göklerde de Allah'tır yerde de. O sizin iç dünyanızı da bilir açığa vurduklarınızı da. Neler kazanmakta olduğunuzu da bilir O!
En'** Suresi 29 Dediler ki: "Şu dünya hayatımızdan başkası yok. Biz diriltilecek de değiliz."
En'** Suresi 31 Allah'ın huzuruna varmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramıştır. Sonunda o saat ansızın kendilerine gelip çatınca sırtlarında günahlarını taşır bir halde şöyle demişlerdir: "dünya hayatında düşdüğümüz aşırılıklardan dolayı vay hasretimize!" Dikkat edin! Ne kötü şeylerdir taşıyıp durdukları.
En'** Suresi 70 Dinlerini oyun ve eğlence haline getirmiş dünya hayatı kendilerini aldatmış olanları bırak da o Kur'an ile şunu hatırlat: Bir kişi kendi elinin üretip kazandığına teslim edilirse onun Allah dışında ne bir dostu kalır ne de şefaatçısı. Her türlü fidyeyi verse de ondan kabul edilmez. İşte bunlar kazandıklarına teslim edilmişlerdir. Nankörlük ettiklerinden ötürü onlar için kaynar sudan bir içki ve korkunç bir azap vardır.
A'raf Suresi 32 De ki: "Allah'ın kulları için çıkardığı süsü güzel ve tatlı rızıkları kim haram etmiş?" De ki: "dünya hayatında inananlar için de var. Kıyamet gününde ise yalnız inananlar içindirler." Bilgiden nasipli bir topluluk için biz ayetleri böyle ayrıntılı kılıyor.
A'raf Suresi 152 Buzağıyı ilah edinenler var ya yakında onlara Rablerinden bir öfke ve dünya hayatında bir zillet ulaşacaktır. İftiracıları böyle cezalandırırız biz.
A'raf Suresi 156 "Bize hem bu dünyada güzellik yaz hem de ahirette. Dönüp dolaşıp sana geldik." Buyurdu ki: "Azabıma dilediğimi çarptırırım. Rahmetime gelince o herşeyi çepeçevre kuşatmıştır. Ben onu; sakınıp korunanlara zekatı verenlere ayetlerimize inananlara yazacağım."
A'raf Suresi 169 Arkalarından yerlerini alan halefler geldi. Bunlar Kitap'a varis olmuşlardı. Şu basit dünyanın geçici menffatini esas alıyorlar ve şöyle diyorlardı: "Biz zaten bağışlanacağız!" Kendilerine bir menfaat daha gelse onu da alıyorlardı. Bunlardan Allah hakkında gerçek dışında birşey söylememelerine ilişkin Kitap misakı alınmamış mıydı? O Kitap'ın içindekileri okuyup incelemediler mi? Ahiret yurdu takvaya sarılanlar için daha hayırlıdır. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?
Enfal Suresi 67 Hiçbir peygamber için yeryüzünde ağır basmadıkça esirlere sahip olmak uygun değildir. Siz şu iğreti dünyanın nimetini istiyorsunuz; Allah ise âhireti istiyor. Allah Azîz'dir Hakîm'dir.
Tevbe Suresi 42 Eğer o yakın bir dünya menfaati yahut orta bir yolculuk olsa idi elbette seni izleyeceklerdi. Ama o zorluklarla dolu yolculuk kendilerine uzak geldi. "Gücümüz yetseydi sizinle çıkacaktık" diye Allah'a yemin de ederler. Kendilerini mahvediyorlar. Allah biliyor ki onlar kesinlikle yalancıdırlar.
Tevbe Suresi 69 Tıpkı sizden öncekiler gibi. Onlar kuvvetçe sizden daha zorlu mallar ve çocuklar bakımından daha zengindiler. Kendi nasipleriyle zevk sürdüler. Siz de kendi payınıza düşenle zevk sürdünüz. Tıpkı sizden öncekilerin kendi nasipleriyle zevklendikleri gibi. Tıpkı onların dalıp gittiği gibi siz de dalıp gittiniz. İşte böylelerinin amelleri dünyada da âhirette de boşa çıkmıştır. İşte böyleleri hüsrana batmıştır.
Tevbe Suresi 74 Söylemediklerine ilişkin Allah'a yemin ediyorlar. Yemin olsun ki o küfür sözünü söylediler. İslam'a girmeleri ardından küfre saptılar. Başaramadıkları bir şeyi tasarladılar. Oysaki intikal almaları için Allah'ın ve resulünün Allah'ın lütfuyla kendilerini zengin etmiş olmasından başka bir sebep de yoktu. Eğer tövbe ederlerse kendileri için hayırlı olur. Eğer yan çizerlerse Allah onlara dünyada da âhirette de acıklı bir azapla azap edecektir. Ve yeryüzünde onların ne bir dostu olacaktır ne de bir yardımcısı.
Tevbe Suresi 85 Malları da evlatları da seni imrendirmesin. Allah bunlarla dünyada onlara azap etmek istiyor. Kâfir olarak çıkaracaktır canları.
Yunus Suresi 45 Onları huzuruna toplayacağı gün gündüzün bir saatinden başka dünyada durmamış gibidirler; aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu tutmamış bulunanlar hüsrana uğramışlardır.
Yunus Suresi 64 dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara. Allah'ın kelimelerinde değişme/değiştirme olmaz. İşte budur o büyük kurtuluş.
Yunus Suresi 70 dünyada biraz nimetlenme ardından dönüşleri bize! Sonra biz inkâr ettikerinden ötürü şiddetli azabı onlara tattıracağız.
Yunus Suresi 98 Bir kent inansa da imanı kendisine yarar sağlasa ya! Yûnus'un kavmi müstesna. Onlar inanınca dünya hayatında rezillik azabını üstlerinden kaldırmış ve kendilerini belirli bir süreye kadar nimetlendirmiştik.
Hud Suresi 15 Her kim iğreti hayatı ve onun süsünü isterse böylelerinin yapıp ettiklerinin karşılığını kendilerine bu hayatta tam olarak veririz. Onlar dünyada hiçbir eksiltmeye uğratılmazlar.