Üye Ol
Giriş
Hoş geldiniz
Misafir
Son ziyaretiniz:
05:40, 1 Dakika Önce
MsXLabs Üye Girişi
Beni hatırla
Şifremi unuttum?
Giriş Yap
Ana Sayfa
Forumlar
Soru-Cevap
Tüm Sorular
Cevaplanmışlar
Yeni Soru Sor
Günlükler
Son Mesajlar
Kısayollar
Üye Listesi
Üye Arama
Üye Albümleri
Bugünün Mesajları
Forum BB Kodları
Your browser can not hear *giggles*...
Your browser can not hear *giggles*...
Sayfaya Git...
Cuma, 06 Şubat 2026 - 05:41
Arama
MaviKaranlık Forum
Şövalyelik
-
Tek Mesaj #2
ThinkerBeLL
VIP
VIP Üye
25 Şubat 2010
Mesaj
#2
VIP
VIP Üye
Şövalyelik Eğitimi
MsXLabs.org & Temel Britannica
Şövalye olarak eğitilecek çocuklar (din adamı olmak için kiliseye girecek olanlar dışında, ortaçağda birçok soylu aile çocuğu) yedi yaşına gelince bir soylunun şatosuna gönderilerek soylu bir hanıma yardımcı (paj) sıfatıyla hizmet vermeye başlardı. Buna karşılık da ona soylu davranış kuralları öğretilirdi. Çocuk ata binmeyi, şarkı söylemeyi, bir müzik aleti çalmayı, Latince ve Fransızca okumayı, hatta bazen okuma yazmayı öğrenirdi. Kimseyi arkadan vurmamak, silahsız kişiye saldırmamak, düşene dokunmamak, övünmemek, ama başkalarını başarilaniçin kutlamak gibi temel şövalyelik kuralları öğretilirdi.
14 yaşına gelince şövalye yardımcılığı (squire) rütbesine yükselirdi. Fransız yazar Jean Froissart'ın vakayinameleri, şövalye yardımcılarının efendilerine köklü bağlılıklarının öyküleriyle doludur. Gence artık daha değişik ve zor görevler verilirdi. Mızrak, kılıç ve savaş baltası gibi şövalye silahlarını kullanmayı öğrenmeye başlardı. Şövalyesinin zırhının bakımını yapmak, zırhı giyip çıkarmasına yardım etmek zorundaydı. Sofrada da hizmet eder, ahırda çalışır ve atlara bakardı. Açlığa ve soğuğa dayanma, uzun nöbet saatleri boyunca uyanık kalma konusunda kendisini eğitirdi. Savaşlar ya da turnuvalar boyunca şövalyenin donanımına göz kulak olur, onun yanında çarpışır, yaralanırsa yardım eder ve öldürülürse gömerdi.
Şövalye olamayanlar yaşamları boyunca yardımcılığa razı olurlardı. Ama çoğu 21 yaşına gelince şövalye olurdu.
Şövalyeliğe hazır duruma gelen aday için uzun ve ciddi bir tören düzenlenirdi. Önce yıkanır, temizliği simgeleyen beyaz bir tunik, bunun üzerine de kan dökmeye ve ölümü göğüslemeye istekli olduğunu göstermek için kırmızı elbise ve siyah ceket giyerdi. Ardından 24 saat oruç tutar ve geceyi kilisede, zırhının yanında diz çöküp dua ederek geçirirdi. Gün doğarken günah çıkartır ve şükran ayinine katılırdı. Daha sonra şatodaki herkes kiliseye toplanır ve şövalye adayı onların önünde kılıcını rahibe verirdi. Rahip de kilisenin, dulların ve yetimlerin savunulması yolunda kullanılacak bu kılıcı kutsaması için Tanrı'ya dua ederdi. Şövalye adayı ise diz çökerek, Tanrı'dan korkacağına, Hıristiyan dinini koruyacağına, krala cesaretle hizmet edeceğine, zayıfları koruyacağına, iyilik uğruna savaşacağına, efendisine boyun eğeceğine, adil ve dürüst olacağına, başladığı her şeyi bitireceğine, kadınları sayacağına ve düşmandan asla kaçmayacağına yemin ederdi. Ardından şato sahibi soylu yeni kutsanmış kılıcın sırtıyla adayın omuzlarına dokunur ve "Baba, Oğul ve Kutsal Ruh adına seni şövalye ilan ediyorum" derdi. Şövalye bundan sonra zırhını giyer, kılıcını kuşanır ve altın mahmuzlarını takardı.
Şövalyelerin asıl görevleri savaşmaktı. Barış zamanlarında turnuva adı verilen karşılaşmalar düzenlerlerdi. Bu turnuvalarda şövalyeler bağlı oldukları soylunun karısının onuruna çarpışırlardı. Bu oyunlar genellikle kör mızrak ve tahta kılıçlarla gerçekleştirilirdi. Gene de, bazen gerçek silahlar kullanılması sonucu yarışmacılar yaralanabilir, hatta ölebilirdi. Sir Walter Scott'ın Kara Şövalye (Ivanhoe; 1819) adlı romanında bu turnuvaların görkem ve coşkusu anlatılmıştır (
bak.
Turnuva
).
Ama savaş yöntemlerinin değişmesiyle, şövalyelerin eğitim gördüğü göğüs göğüse çarpışma yerini başka savaş türlerine bıraktı. Cr6cy (1346) ve Poitiers (1356) çarpışmalarında ağır zırhlı Fransız şövalyeleri, büyük yaylar kullanan İngiliz askerleriyle eşit konumda değillerdi. Barutun kullanılmaya başlarımasıyla da şövalyelik önemini yitirdi.
Şövalyeliğin, insanları onur ve zafer isteğiyle savaşa özendirdiği için kötü bir şey olduğu ileri sürülebilir. Öte yandan şövalyelik düşmana karşı bile onurlu davranmayı özendirmiştir.
BEĞEN
Paylaş
Paylaş
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
Cevapla
Kapat
Saat: 05:41
Hoş Geldiniz Ziyaretçi
Ücretsiz
üye olarak sohbete ve
forumlarımıza katılabilirsiniz.
Üye olmak için lütfen
tıklayınız
.
Son Mesajlar
Yenile
Yükleniyor...