Kaç tipte görülüyor?
Psoriasis'in klasik tipteki klinik gösterimi; keskin sınırlı, pembe – kırmızı eritemli bir papül veya makül üzerine yerleşmiş sedefi beyaz parlak kabuklar şeklinde. Çocuklarda genellikle gövde, saç, deri, kol ve bacaklarda nokta veya damla şekilli elemanlar görülürken, yetişkinlerde de travmayla ilgili olarak diz, dirsek ve bel bölgesinde plak yapma eğilimli lezyonlar halinde ortaya çıkıyor. Ancak bu kural değil. Tek bir lezyonun büyüklüğü toplu iğne başı gibi son derece küçük veya büyük bir vücut bölümünü kaplayacak kadar olabiliyor. Bu elemanların büyüklük ve şekillerine göre morfolojik tiplemeler yapılmış. Bu elemanlar özel isimleriyle anılıyor.
Nasıl tanı koyuluyor?
Klasik bir tip psoriasis dışında klinikte başka psoriasis tipleri de mevcut. Bunlar atipik psoriasis formları olarak biliniyor. Bunların başlıcaları vücutta yaygın kızarıklık yapan ve genellikle hastane tedavisini gerektiren eritrodermik psoriasis, yine tüm vücudu tutan fakat kızarıklığın yanı sıra içi steril püy ile dolu kabarcıkların bulunduğu püstüler psoriasis, eklemlerin tutulduğu ve bazen romatoid artrit ya da ankilozan spondilit ile karışan artropatik form ve nihayet gebelik prosiasisidir. Bu formların tümü genellikle ciddi seyrediyor ve sistemik tedaviye gereksinim duyuluyor. Tipik özellikler gösteren klasik psoriasis olgularında tanı zorluk göstermiyor. Fakat sınırlı yerleşim gösteren veya atipik vakalarda; egzama, deri lenfoması, frengi, mantar hastalıkları, liken gibi dermatozlarla ayrım zor olabiliyor. Böyle deriden parça alınarak histopatolojik tetkik yapılıyor ve hastalığa özel bulgular saptanarak tanı konuluyor. Tanıda diğer laboratuar bulgularının bir önemi olmuyor ve her ne kadar ürik asit yüksekliği, hafif anemi hipoalbüminemi, yüksek sedimantasyon saptanabilse de spesifik olarak nitelendirilmiyor.
Tedavi olarak neler uygulanıyor?
Hastalığın tedavisinde şimdiye kadar pek çok çeşitli ilaç ve yöntemler denendi ve her geçen gün bunlara yenileri ekleniyor. Bunun nedeni etiyolojinin belli olmaması ve dolayısıyla nedene yönelik sağaltım yapılamadığı için bunların kısmen ya da tümüyle başarısız kalmasıdır. Tedavinin ana ilkeleri nüksü önlemek üzere çeşitli tetikleyici faktörleri elimine etmeye çalışmak, yani enfeksiyonu ortadan kaldırmak, travmadan kaçınmak, psişik faktörleri düzeltmek; hastalık tipi, lezyon morfolojisi ve yerleşim yeri ile hastanın yaşı ve genel durumuna göre uygun bir yöntemi ve / veya ilacı seçiyor. Bölgesel soyucular katran, antralin gibi eski ve konvansiyonel ajanlar bugün önemlerini hala koruyor. Topikal kortikosteroidli merhemler fototerapi, helioterapi, bazı sitostatik ilaçlar, sulfasalazin, kolşisin, topical ve sistemik D vitamini sistemik retinoidler, hatta interferon diğer tedavi seçeneklerini oluşturuyor.
- Sedef Hastalığı tedavisinde amaç en az yan etki ile en iyi sonuçları elde etmek ve belirtisiz dönemi mümkün olduğunca uzun sürdürmektir.
- Her Sedef hastasına önerilen tedavi aynı değildir ve her hasta için, uygun olan tedavi yöntemi belirlenmelidir.
- Genelde tedaviye, yan etkileri daha az olan ve deriye dıştan sürülen ilaçlarla başlanır. Bu uygulamalardan önce, kepek dökücü ilaçlarla yüzey temizlenir ve diğer ilaçların etkinliği arttırılır.
- Belirtilerin yaygın olduğu durumlarda ultraviyole ışını ile tedavi uygulanabilir (UVB, PUVA, vb.).
- Çok inatçı ve ağır tiplerde ağız yolu ya da iğne şeklinde uygulanan ve yan etki riski daha yüksek olan ilaçların takip altında kullanılması önerilebilir.
- Hangi tedavi uygulanırsa uygulansın tetikleyici etkenler aradan çıkartılmaya çalışılır. Banyodan sonra nemlendiriciler kullanılıp, derinin kuruma, kaşıntı ve zedelenmesi, dolayısıyla yinelemeler önlenmeye çalışılır.
- Sedef Hastalığı'nda lokal ve kabin PUVA tedavileri uygulanmaktadır.
Son düzenleyen Safi; 23 Temmuz 2016 23:40