Fakat biz de iki yetişkiniz ve ben Alya uyuduktan sonra, sevgilimle etrafta Barbie’lerin, oyuncak atların, vagonların, fillerin, Lego’ların olmadığı bir ortamda romantizm yapmak istiyorum,” diye anlatıyor Arman.
Bu ev romantizm için biçilmiş kaftan. Evi terk ederken güneş ışıkları Ayşe Arman için mum yakma zamanının habercisi oluyor. Bahçeye açılan ve giriş katında yer alan salonun farklı noktalarındaki tüm mumlar yanarken, bir yandan çölden esen hafif rüzgarı hissediveriyorsunuz. Peki Ayşe Arman neler hissediyor böyle zamanlarda? “Dubai tuhaf bir yer, gündüz ısıran, sevimsiz bir ışığı var. Ama akşamüzeri, aman Allah’ım bir çöl ülkesi olmaya başlıyor. Işık kırılıyor, toprak renkleri, sarılar, safranlar her yere hakim oluyor. Zaten evde sürekli klima çalışıyor, ama kapılar da açık ve akşam bir meltem esmeye başlıyor. Beyaz tül, perde, mumlar ve rüzgar gülleri… E o halde şarap içmeye bayılıyorum!”
Evde en çok vakit geçirmeyi sevdiği yer ise Ömer Dormen’in sınırları içinde olduğunu özellikle belirttiği L kanepeymiş. Burada eşiyle baş başa televizyon izlerken uyumaya bayılıyor Ayşe Arman. “Televizyon önünde (Fener maçı yoksa o gün) ona sarılmak ve uyumak harika! Yatağımızı da seviyorum… Alya daimi misafirimiz, sabaha karşı gelir, sıcak karşılarız onu. O kadar hızlı büyüyor ki, bir süre sonra istesek de gelmeyecek, onun için itirazımız yok. Bir de yatak çok büyük, yuvarlanıyorsun, yuvarlanıyorsun düşmüyorsun!”
Arman’ın evdeki diğer favori mekanlarından giriş katında yer alan açık mutfak, çocuklu bir aile için oldukça fonksiyonel bir şekilde planlanmış. Alya için küçük bir masa ve sandalyelerin de yer aldığı mutfakta, anne-kız birlikte çok keyifli zaman geçiriyorlar.
Hafta sonları ise plaja gitmeye üşenirlerse Ayşe Arman’ın deyimiyle 8,5 kulaçlık havuzlarında serinlemeyi tercih ediyorlar. Dubai tam bir yaz şehri, havuz küçük de olsa can kurtarıcı görünüyor. Alya’yı da havuzdan çıkarmak zaman zaman epey zor oluyormuş.
İki katlı evin üst katı Alya doğmadan önce ‘cool’ bir görünümdeymiş. “Zen havuzu ve taşlar filan vardı,” diye anlatıyor Ayşe Arman. Orada iki sevgili beyaz kanepeye uzanıp film izlerlermiş. “Bir de şimdi görün! Alya geldi eve renk geldi! Kanepeyi ikiye böldüm, üzerine Zara örtüler ve yastıklar attım, her yerden oyuncaklar fışkırıyor. Evde en büyük alan, Alya’nın. Orada tamamen özgür. Dilediği gibi oynayabilir, arkadaşlarını ağırlayabilir. Ama o da babasının alanında resim yapmaması, babasının beyaz koltuklarını boyamaması gerektiğini öğrenecek. Lütfen annesinin de röportaj kasetlerini rahat bıraksın! Kendi alanında ise her şeye hakkı var,” diye anlatıyor Alya’lı günleri...
İnsanlara gümüşler içinde ikramlar yapmak, küçük kendi halinde davetler vermek…” İşte bütün bunların özeti de Ayşe Arman’ın Dubai’deki huzurlu hayatının fotoğraf karesi oluyor…
Dubai’ye taşınmanın Ayşe Arman için birden fazla anlamı var aslında. Burası onun hayatının kalın çizgilerinden birkaçını peş peşe çektiği şehir olmuş. Bu şehirde evlenmiş, bu şehirde anne olmuş ama en önemlisi bu şehirde bir ailesi olmuş. “Burası benim ‘aile’ olduğum ev. Bugüne kadar 11 ev filan değiştirdim İstanbul’da. Bayılırdım taşınmaya ama tek tabancaydım. Evimi severdim ama çok da yaşamazdım.
Seksi bekâr evlerim oldu hep. Uyumaya giderdim, sevişmeye giderdim ve cumartesi-pazar kahvaltılarını ederdim. Geri kalan hayatımsa zaten gazete de geçerdi. Şimdi öyle değil. Hayatımda ilk defa evde bu kadar uzun zaman geçiriyorum.
Ve artık hangi gündelikçinin işi şişirip şişirmediğinin farkına varabiliyorum. Bir ev temiz midir değil midir ilk görüşte anlıyorum. Evde yemek yapıyorum, yapmıyorsam da yapana yardım ediyorum; sofra kuruyorum, topluyorum. İtiraf ediyorum bu domestik hal de hoşuma gidiyor.