KARANLIK a.
1. Işık yokluğu, aydınlık almayan yerin durumu: Kış akşamlarının karanlığı. Elektrikler kesilince karanlık çöktü. Karanlıkta kalmak.
2. Karanlık basmak, hava kararmak, akşam olmak: Karanlık basarken eve döndük. || Karanlık etmek, bir şeyin önünde durarak görünmesini engellemek. || Karanlığa kalmak, gidilecek, varılacak yere ulaşmadan akşam olmak: Yola geç çıktık, karanlığa kaldık bu yüzden. || Karanlığa kurşun sıkmak, yapılacak iş ya da tutulacak yol konusunda kesin bir bilgisi bulunmama yüzünden gelişigüzel davranışlar içinde olmak. || Karanlıkta göz kırpmak, bir şeyi, anlamasını istediği kimsenin bile anlayamayacağı biçimde anlatmaya çabalamak.
♦ sıt.
1. Işıktan yoksun bir yer için kullanılır: Karanlık bir koridor.
2. Yeterince ışık almayan ya da gün ışığının içeri giremediği bir yer için kullanılır: Karanlık sokaklar. Avluya bakan odalar çok karanlık.
3. Anlaşılması, kavranılması güç, kapalı: Karanlık bir metin.
4. Kuşkulu ya da eksik olarak bilinen; belirsiz: Tarihin karanlık dönemleri. Bu olayın karanlık yönleri var.
5. Endişe belirtisi gösteren, mutsuzluk verici olayların izini taşıyan: Geleceği karanlık gözüküyor
6. Gizli kapaklı, yasalara aykırı, karışık: Karanlık işler yapmak. Karanlık bir yaşam sürmek.
7. Gizli kapaklı, iyice anlaşılamayan ya da yasalara aykırı bir yaşam süren kimse için kullanılır: Karanlık bir adam.
8. Karanlık gece, çok karanlık olan gece. || Karanlık görmek, bir işin, bir kimsenin geleceği konusunda iyimser olmamak, onu parlak bulmamak: Bu işin sonunu karanlık görüyorum.
—Foto. Karanlık oda, fotoğraf makinesinde duyarlı yüzeyin konduğu kapalı, karanlık bölüm -Fotoğraf makinesinde ya da bir laboratuvarda, fotoğrafların işlendiği ve basıldığı karanlık bölüm.
Kaynak: Büyük Larousse