Arama


Baturalp - avatarı
Baturalp
Ziyaretçi
4 Kasım 2005       Mesaj #1
Baturalp - avatarı
Ziyaretçi

Asya Hunları

Ad:  Asya_Hun_Devleti1.JPG
Gösterim: 4433
Boyut:  53.1 KB

Çin’in kuzeyinde, Orhon -Selenga ırmakları ile Ûtügen çevresi merkez olmak üzere ortaya çıkan hun siyasal birliğinin ne zaman kurulduğu kesin olarak bilinememektedir. Bu tarihi İ.Ö. XIII. yy.'a kadar götürenler olmakla birlikte Hunlar’la ilgili ilk tarihsel belge İ.Û. 318 tarihli bir antlaşma metnidir. Daha sonra çin toprakları üzerinde baskıyı artıran Hunlar’a karşı, imparator Şi Huangdi (İ.Û. 247 - İ.Ö. 210) ünlü Çin Seddi'ni inşa ettirdi.

Çin kaynaklarının adını belirttikleri ilk hun hükümdarı (tanhu) Tuman'ı (Teoman) öldürerek (İ.Û. 2u9) hun devletinin başına geçen oğlu Mao-Dun (eski okunuşu Mete), toprak talebinde bulunan moğol tunguz kabileler birliği Tunghular'ı, Orta Asya'da Tanrı dağları-Kansu çevresindeki Yüeciler'i yendikten sonra Çin'e yöneldi. Mayi, Tayvan bölgelerini zapt etti; üzerine gelen Han sülalesinin kurucusu imparator Kaotsu'nun ordusunu bozkır savaşı taktiğiyle çember içine aldı; yiyecek, ipek, yıllık vergi ödemeleri koşuluyla bir barış antlaşması yaptı, Türk soyundan bütün toplulukları yönetimi altında toplayarak ülkesinin sınırlarını Kore ve Japon denizi'nden Volga’ya kadar genişletti.

Mao-Dun İ.Ö. 174'te öldüğünde Hun İmparatorluğu gücünün doruğunda bulunuyordu. Oğlu ve ardılı Kiok (Lao Şang) Yüeciler'i yurtlarından sürdü, Çin’e girerek başkent Çang’an yakınındaki imparator sarayını yaktı; Çin ile barış yaparak bir çin prensesiyle evlendi. Oğlu Kun Sin döneminde (İp. 160 - İ.Ö. 126) Hun imparatorluğu'nda ilk sarsıntılar baş gösterdi. Çinliler hun akınlarını durdurmayı ve giderek savaşları hun ülkesine götürmeyi başardılar. İ.Ö. 127 - İ.Ö. 115 arasında Or- dos'taki Hunlar'a karşı kazandıkları zaferler, hun ağırlık merkezinin kuzeye, Orhon ırmağı bölgesine kaymasına neden oldu. Çu Di Hu döneminden (İ.Ö. 101 - İ.Ö. 96) başlayarak hun ülkesinin zengin güney -batı topraklarının istilaya uğraması, devletin gelirlerini azalttı. Bu arada hun prensleri arasındaki mücadeleler, imparatorluğu ciddi biçimde sarsıp zayıflattı.

Hunlar'a bağlı boylar yavaş yavaş ayrılmaya ve Çin'e yaklaşmaya başladılar. İktisadi güçlükler ve askeri zayıflık karşısında tanhu Hu Han Yeh'in Çin himayesine girme eğilimine kardeşi Çi Çi karşı çıktı. Hu Han Yeh Çin himayesini kabul edip halkının bir bölümünü Ördos'a gönderirken, Çi Çi kendisine bağlı kitlelerle batıya yöneldi (İ.Ö. 54). Tanrı dağları - Işık göl çevresindeki Vusunlar'ın direnişini kırdı; Tarbagatay bölgesindeki boylara ve kuzeydeki Kırgız- lar’a boyun eğdirdi. Daha sonra egemenlik alanını Aral gölüne kadar genişletti. Ancak bu Orta Asya Hun devleti fazla sürmedi.

Hunlar’ı adım adım izleyen Çinliler, Çi Çi'nin boyun eğdirdiği boyları da yanarına alarak Talaş ırmağı üzerindeki hun raşkentinı tahrip ettiler. Çi Çi de aralarınla olmak üzere bütün saray erkânı öldürüldü. Hu Han Yeh'i izleyen hun kitleleri bir süre Çin seddi'nin kuzeyinde Çin’e bağlı olarak yaşadılar. Hu döneminde (İ.S. 8 - İ.S. 46) Hunlar, Çin'deki iç mücadeleden de yararlanarak bağımsızlıklarını elde ettiler ve topraklarını genişlettiler.

Hu'nun ölümünden sonra yerine eçen oğlu Pu Nu ile amcası Pi arasındaki iktidar kavgası, hun ülkesinin bir kez laha İkiye bölünmesiyle sonuçlandı. Ku- ey Orhon ve Dış Moğolistan yörelerine ekilen Pi ve ona bağlı boylar Kuzey Hun- r'ını oluşturdular ve bağımsızlıklarını koldular. Güney Sibirya ve Çungarya öteme kadar Batı ve iç Asya’nın bütün memli tenderini elinde tutan Kuzey Hun levleti, Çinliler ve Sienpiler’in baskısı solunda öldü. Kalabalık kitleler halinde balya göç eden hun boyları, Güney Kaza- tistan ve Başkırt ülkesinde yaşayan Hunlara katıldılar.

Moğolistan'da Çin Seddi’nin kuzeyinde Çin'e bağlı olarak yaşayan Güney Hunları, Kuzey Hun devleti ortadan kalkıncaya kadar onları rahatsız ettiler. Kukla hükümdarlara karşı hun boylarının ayaklanmaları güçlükle bastırılabildi (124, 140, 153, 158). Bu yıllarda Kuzey Moğolistan'ı işgal eden Sienpiler, Güney Hunları için de tehlike oluşturmaya başladılar. 188’deki bir ayaklanmada Çinliler’ce atanan tanhunun öldürülmesi Güney Hunla- rı'nı başsız bıralstı. Çinliler’in atadığı iki tanhu, hun boylarınca kabul edilmedi. Sonunda Çinliler son tanhuyu hapsederek Güney Hun devletine son verdiler (216). Bununla birlikte Asya Hunları V. yy.'ın soluna kadar varlıklarını korudular ve Çin’ in çeşitli yerlerinde kısa ömürlü küçük devletler kurdular. C'te yandan Aral gölüne Türkistan bölgelerinde yaşayan hun toplulukları, doğudan gelen hun kalıntılarıyla sayıları artmış olarak varlıklarını sürdürdüler.

Tarihte bilinen ilk türk siyasal kuruluşu olan hun devleti aralarında hiyerarşik ilişki bulunan boylar ve budunlar topluluğuydu. Devletin başında soylu Tu-ku boyundan, "sonsuz genişlik, yücelik, ululuk" anlamında tanhu
unvanını taşıyan bir hükümdar bulunuyordu. Tanhu'nun boyu dışında soylu sayılan dört boy daha vardı. Bunların altında öteki hun boyları, daha alt sırada da köleleştirilmiş boylar yer alıyordu. Askeri ve idari örgütlenmede sol ve sağ ayrımı vardı ve bu kanatların yöneticileri sol bilge elig ve sağ bilge elig adını taşıyordu. Hun İmparatorluğumun gerçek kurucusu Mao-Dun orduyu 10, 100, 1000, 10 000 kişilik birimlere ayırmıştı. Bu birimler, sol ve sağ kanatlarda 11'er askeri şefin yönetimindeydiler. Bu askeri sistem, mülki yönetimin de temelini oluşturuyordu. Besiciliğe elverişli topraklar üzerinde yaşayan hun boylarının başlıca iktisadi etkinlikleri başta at olmak üzere hayvan yetiştiriciliğiydi.

Batı Hunları Aral gölü ve Türkistan bölgelerinde yaşayan hun halkları, iklim değişikliği ya da doğudan gelen Uarlar'ın baskısıyla yurtlarını terk ederek Volga'nın batısına geçtiler (374). Başbuğları Bala- mir'in yönetiminde önce Ostrogotlar'ı, sonra Vizigotlar’ı çökerttiler (Vizigotlar’ın batıya hareketleri Avrupa’yı altüst eden kavimler göçünü başlattı). Gotlar'dan,Alanlar'dan ve germen Taifaller'den oluşturdukları kuvvetlerle güçlenmiş olarak 378’de Tuna’yı geçtiler ve herhangi bir direnişle karşılaşmadan Trakya’ya kadar ilerlediler, ama bir süre sonra yurtlarına döndüler.

Hunlar, Roma imparatoru Theodosius l'in öldüğü 395 yılında doğu ve batı yönlerinde yeniden harekete geçtiler. Hunlar’ ın bir bölümü Balkanlar üzerinden Trakya'ya ilerlerken, Don havzasından hareket eden bir böiümü de Anadolu üzerinden Suriye'ye indikten sonra Kappadokia ve Kafkaslar üzerinden yurtlarına döndüler. 400 yılına doğru Balamir’in oğlu ya da torunu Uldız’ın büyük kuvvetlerle Tuna' nın batısında görülmesi, kavimler göçünün ikinci dalgasını başlattı. Batıya kaçan Vandallar ve Vizigotlar roma topraklarına girdiler. Vizigotlar’ın önderi Alarik, 402'de Roma’ya girerek kenti üç gün yağmaladı. Çeşitli germen kavimlerini (Vandallar, Saksonlar, Alamanlar) çevresine toplayan Radagais'in İtalya'daki ilerleyişini durduramayan Roma, Hunlar'dan yardım istemek zorunda kaldı. Uldız, roma takviyeli kuvvetleriyle Radagais’i Floransa yakınlarında yendi ve öldürdü. 410 sıralarında ölen Üldız’ın ardılı Karaton'un doğuda Balkaş gölüne kadar uzandığı sanılan Hun imparatorluğu'nun doğu sınırları ile ilgilenmiş olması olasıdır.

Avrupa kaynaklarının Hunlar'dan yeniden bahsettiği 412 yılında imparatorluğun başında Rua bulunuyordu. Rua 422’de Bizans üzerine bir ordu gönderdi ve hiçbir direniş göstermeyen Bizans'ı vergiye bağladı (350 libre altın). Bizans’ın Roma üzerine bir ordu göndermesi Roma'nın bir kez daha Hunlar' dan yardım istemesine yol açtı. Rua'nın 60 bin kişilik bir orduyla harekete geçmesi üzerine Bizans savaşa girmeden kuvvetlerini geri çekti. Rua'nın ölümü (434) üzerine yerine kardeşi Muncuk'un oğulları At- tila ve Bleda geçtiler. Attila, Doğu Roma' nın ödediği yıllık vergiyi iki katına çıkardı (Margos barışı). 437’de Oktar’ın komuta ettiği Hunlar, Ren kıyılarında yaşayan Burgundlar’ı yenilgiye uğrattılar. Böylece hun egemenliği Kuzey denizi ve Manş kıyılarına kadar yayıldı. Attila 440’tan başlayarak Doğu Roma üzerindeki baskıyı artırdı. 441-442’de Singidunum (Belgrad) ve Naissus (Niş) üzerinden Trakya'ya doğru ilerleyen Attila, Batı Roma'nın araya girmesiyle durdu: yapılan barış antlaşmasında eski koşullar aynen yinelendiği gibi. Tuna boyundaki kaleler Hunlar'a bırakıldı. 445'te kardeşi Bleda'yı öldürten Attila, Hunlar'ın tek imparatoru oldu. 447'de yeniden Doğu Roma üzerine yürüyerek Serdica (Sofya), Philippopolis (Filibe), Arca- diupolis (Lüleburgaz) kentlerini zapt etti.

Barış isteyen Bizans savaş tazminatı ödemeyi ve yıllık vergi miktarını üç katına çıkarmayı kabul etmek zorunda kaldı (Ana- tolios barışı). Bizans’ı denetimi altına alan Attila, bu kez Batı Roma'ya yöneldi. 451 yılı başlarında Galya'ya girdi; romalı general Aetius'la Aureliani (Orlöans) yakınında yaptığı savaşta kesin bir sonuç alamadı. Ertesi yıl Alpler’i geçerek Po ovasına indi. Hunlar’ın yolu üzerindeki kentleri ele geçirerek Roma üzerine yürümesi Batı Roma'yı barış istemek zorunda bıraktı. Atila'nın ölümü (453) üzerine birbiri ardından Hun imparatorluğu'nun başına geçen oğulları ilek (453-454), Dengizik (454- 469) ve irnek (469) imparatorluğun birliğini sağlayamadılar. İlek, ayaklanan germen kavimleri ile savaşırken öldü. Dengi- zikin imparatorluğun birliğini sağlama çabaları sonuç vermedi, sonunda Bizans1 la yapılan bir savaşta hayatını kaybetti. Orta Avrupa'da tutunmalarının olanaksızlığını anlayan irnek, Hunlar'ın büyük bölümüyle Karadeniz'in batı kıyılarına döndü. Hunlar'ın Güney Iran ve Batı Afganistan'a inen bir kolu ise Akhunlar adını aldı.

SANAT


Altay dağları eteklerindeki Pazırıkta bulunan kurganlarda rus arkeolog Ru- denko tarafından yapılan kazılarda, İ.Ö. IV.III. yy.'lardan birçok eşya (halı, kilim, keçe, eyer altı örtüsü, at koşum takımları, dört tekerlekli araba gibi daha çok göçebelikle ilgili yapıtlar) insan ve hayvan iskeletleri bulundu. Halı ve çeşitli dokumalar, bu sanatın Hunlar'da özel bir yeri olduğunu gösterir. Bunların bir bölümünde ahemeni sanatının etkileri görülürse de, keçe üzerine ince ve renkli deriler yapıştırılarak süslenen eyer altı örtüleri tümüyle hun üslubundadır.
Kurganlardan birinde bulunan bir halı üstün tekniği ve motiflerinin zenginliğiyle dikkati çeker. Keçeden yapılmış bir eyer altı örtüsü üzerine renkli deriden kesilerek yapıştırılmış parçalarla elde edilen, dağ keçisine saldıran kartal betimi gerçekçi üslubunun yanı sıra, hun sanatına özgü olarak, aynı motifin bakışık düzende iki kez kullanılması açısından da ilginçtir. Benzer buluntular içeren Katanda ve Şibe kurganları da aynı dönemdendir. Alma-Ata’nın 50 km Doğusunda, Isık-kul yakınlarındaki Eşik kurganında ortaya çıkarılan bir delikanlıya ait altın giysi ve altın plakalar K. ve Orta Asya sanatının gelişmiş örnekleridir. İ.Ö. IV. yy.’a tarihlenen ve sayıları dört bini bulan altın plakalarda at, kaplan, geyik, pars, kurt, dağ keçisi, aslan ve yırtıcı kuş figürleri, hayvan mücadelesi sahneleri büyük bir ustalıkla işlenmiştir. Gümüşten bir kadehin içindeki yirmi altı harften oluşan yazıt, hun ve göktürk abecelerinin ilişkisini ortaya koyması açısından önemlidir. Selenga nehrinin Baykal gölüne döküldüğü yerin yakınındaki Noyun Ula bölgesindeki, I. yy.'a tarihlenen kurganlardan birinde, çok iyi işçilik gösteren ahşap bir tabut bulundu. Mezar odası ipek, keçe ve yünden örtülerle kaplıydı. Mezardan ayrıca hun sanatını aydınlatan pek çok gümüş plaka, eyer takımları, üç ayaklı masalar, ahşap eşya, tunç kaplar, takılar, giysiler ortaya çıkarıldı (tümü Leningrad Er- mitaj müzesi'ndedir). Kurganlardan birinde bulunan bir işlemede hun atlıları canlandırılıyordu.

Kaynak: Büyük Larousse
Son düzenleyen Baturalp; 5 Kasım 2016 10:59