Arama


Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
15 Ocak 2006       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Şizofreni

(Yunanca schizo:“yarılmış”,phrenia: “zihin”), genellikle genç yaşta başlayan, hastanın kişiler arası ilişkiler ve gerçeklerden uzaklaşarak kendine özgü bir içe kapanıklık halinde yaşaması ve düşünce, duygu ve davranış bozukluklarıyla ortaya çıkan psikoz türü.

Belirtileri eski çağlardan bu yana tanımlanmış olan hastalık, erken yaşlarda başlaması nedeniyle Alman psikiyatr Emil Kraepelin tarafından erken bunama {dementia praecox) olarak adlandırıldı; 20. yüzyılın başlarında Eugen Bleuler hastalığın erken dönemde başlaması ve bunamayla sonuçlanmasının zorunlu olmadığını göstererek hastanın ruhsal yaşamındaki bölünmeye dikkati çekerek şizofreni terimini önerdi.
Ad:  şizofreni.jpg
Gösterim: 5820
Boyut:  34.7 KB
Günümüzde erken bunama terimi geçerliliğini tümüyle yitirmiş olmakla birlikte, yanlış olarak kullanılabilmektedir. En sık rastlanan ruhsal bozukluklardan
biri olan şizofreni 15-45 yaşlar arasında, sıklıkla gençlik çağında başlar. Çocukluk döneminin ilk yıllarında görülen çocukluk şizofrenisi özel ve ayrı bir tür olarak kabul edilir. Hastalığın nedeni kesin olarak belirlenememiştir; tek bir hastalıktan çok homojen olmayan bir tepkiler grubu olarak kabul edilen şizofrenide organik, psikolojik ve toplumsal etkenlerin birlikte rol oynadığı düşünülür. Hastalığın kalıtımla ilgisi de araştırılmış, kesin bir sonuç elde edilememiştir.

Alman psikiyatr Ernst Kretschmer 1920’lerde beden tiplerini ayırıp tanımlarken şizofreninin daha çok astenik tiplerde ortaya çıktığını ileri sürdüyse de, bu ilişki günümüzde genel olarak kabul edilmemektedir. Son yıllarda şizofreni nedenleri arasında biyokimyasal etkenler araştırılmış, şizofrenlerde beyin dokusunda dopamin etkinliğinin anormal derecede yüksek olduğu saptanmıştır.

Şizofrenideki düşünce biçiminin rüyalardaki gibi ilkel ve simgesel olduğuna dikkat çeken Freud’un psikanalitik kuramına göre, ergenlik ya da gençlik yıllarında bir stres nedeniyle benlik ilkel bir düzeye geriler, kişi libidosunu nesnelerden geri çekerek kendi benliğine yöneltir, kişinin dış dünyayla ilişkileri azalır. Bu kuramı temel alan araştırmalar şizofrenide aile bireyleri arasındaki iletişim ve hastanın anne ve babasının kişilik özelliklerinin de önem taşıdığını düşündürür.

Şizofreni her tür ruhsal stresle başlayabilir. Hastalığa özgü bir başlangıç biçimi yoktur. Kimi vakalarda ilk belirtiler nevroz türlerinden birine benzerken kimi zaman ruhsal çöküntü (depresyon) ya da maniyle başlar.

Belirtiler şöyle sınıflandırılabilir:


  • 1) Duygusal tepkilerde bozukluk, duygu azalması ya da küntlüğüne yol açar. Genel bir ilgi azalmasının yanı sıra olaylara tepki azalmış, yok olmuştur ya da uygunsuzdur. Soğuk, ilişki kurulması zor olmasına karşılık, hastanın yoğun bir bunaltısı (anksiyete) vardır. Kimilerinde yersiz ve anlamsız görünen gülme, ağlama, taşkınlık gibi duygulanım bozuklukları görülür.
  • 2) Düşüncelerdeki bozukluğa düşünce biçimi ve akışında ya da düşünce içeriğinde rastlanır. Düşünceyi oluşturan kavramlar arasındaki bağlantı kırılmıştır. Birkaç sözcükten parçalar ya da kavramlar bir araya getirerek yeni sözcükler türetme, karışık, anlamsız görünen “sözcük salatası” görülür. Yer, zaman ve nedensellik kavramları ortadan kalkabilir. Düzensiz, dağınık ve tutarsız sanrılardan en sık rastlananlar cinsellikbüyüklük, hastalık, kötülük görme ve beden görünüşüne ilişkin olanlardır.
  • 3) Hastanın gerçeği değerlendirme yetisindeki yıkılma sonucu ortaya çıkan algı bozuklukları varsanılar (halüsinasyon) ve yanılsamalardır (ilüzyon).
  • 4) Hareket bozuklukları arasında garip el ve yüz hareketleri, kalıplaşmış, yinelenen hareketler, taşkınlık ve saldırganlığın yanı sıra katatoni olarak bilinen, belirli bir pozisyonda uzun süre haraketsiz kalma sayılabilir.
  • 5) Birbirine karşıt duygu, düşünce ve eğilimlerin aynı anda bulunması karşıt değerlilik (ambivalans) olarak bilinir.
  • 6) En tipik belirti olan içekapanmada (otizm) hasta dış dünyanın gerçeğini yadsıyarak kendine özgü bir iç dünya yaratır ve bu iç dünyaya çekilir

Özetle şizofrenide gerçeği değerlendirme yetisinin çok bozulduğu, kişinin düşünceleri ve duygularıyla dış dünyada olanları birbirinden ayıramaz duruma geldiği söylenebilir. Buna karşılık hastanın bilinci açıktır, yönelim, zekâ ve bellek bozuklukları yoktur.

Sınıflandırma

. Şizofreninin farklı tiplerini ilk kez sınıflandıran Emil Kraepelin bu tipleri basit, hebefrenik, paranoit ve katatonik olarak adlandırmıştır. Günümüzde, şizoafektif tip ve sınır vakaların da eklenmesiyle bu sınıflandırma, Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Psikiyatri Derneği’ nin sınıflandırmalarının yanında bir ölçüde gerçerliliğini korumaktadır.
  • Buna göre basit tip yavaş başlar, tanınması güçtür. Varsam ve sanrılar pek görülmez. Düşüncede yetersizleşme, kişilik parçalanması ve gerileme görülür.
  • Hebefrenik tipte düşünce ve hareket bozuklukları belirgindir. Sıklıkla 15-25 yaşında başlar; davranışlar çok ilkel ve çocuksudur.
  • Katatonik tipte hareket bozuklukları, özellikle katatoni baskındır.
  • Paranoit tip genellikle 30-40 yaşında yavaş başlar. Düşünce içeriğinde bozukluk, özellikle kötülük görme ve büyüklük sanrıları ve kuşkuculuk görülür.

Şizoafektif tipteki duygulanım bozukluğu ruhsal çöküntü (depresyon) ya da maniyi andırır. Sınır vakalarda ise nevroz belirtileri ve görünümü vardır, gerçeği değerlendirme yetisinin zaman zaman bozulması, düşüncelerin denetlenememesi şizofreniyi düşündürür. Hastalığın nedenleri ve yapısı tam olarak aydınlanmadığından uygulanacak tedavi konusundaki görüşler de değişebilir. Tedavinin her hastada farklı biçimde olabileceği, ağır vakaların kendilerine ya da çevrelerine zarar vermemeleri için hastaneye yatırılabileceği, tedavinin akut dönem geçtikten sonra da sürmesi gerektiği söylenebilir.

Şizofreni tedavisinde 1950’lerden bu yana fenotiyazin (örn. klorpromazin) ve bütirofenon (örn. haloperidol) grubu ilaçlarla tiyotiksen kullanılmaktadır. Katatoni, çok ağır içekapanma gibi durumlarda elektroşok tedavisi uygulanabilir. İnsülin koma tedavisi ve lobotomi 1950’lere değin geçerliliğini korumuşsa da psikotrop ilaçların kullanılmaya başlamasıyla terk edilmiştir.

Şizofrenide ilaç tedavisinin yanı sıra uygulanan destekleyici psikoterapi, hastanın gereksinim duyduğu halde korktuğu insan ilişkilerinin düzenlenmesine, içekapanma durumundan çıkıp çevresine güven duymasına yardımcı olur.

Kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen perlina; 17 Ocak 2017 15:45