Arama

Hikayeler ve Öyküler -2- - Tek Mesaj #309

HayLaZ61 - avatarı
HayLaZ61
VIP BuGS_BuNNY
5 Mart 2007       Mesaj #309
HayLaZ61 - avatarı
VIP BuGS_BuNNY
HİKAYE / ÖYKÜ DETAY SAYFASI bana koşan ben


Bana Koşan Ben…….

Tanrı tanımazda binilen her tren yalnızlığa götürür, düşleri bozuk avuntuları. Makinistin solgun bakışlarını görüyorum, sonrasına kendisi bile aldırmıyor; Bir peron birde basamakları kırık merdiven arkasında kalıyor tren denilen hüzünlü yalnızlığın. Parmakları arasında saatlerce hiç durmadan sallanan sarı kehribar tespihin miskin sahibi… Makinist.

Nereye gideceğini bilmeden, öğrenme belasına baktığı demir rayların kıvrımı. Makinistin kavgalı olduğu banliyö treninin
numarasını hiç öğrenemediğim koltuğuna oturdum. Karşımda bir zamanlar otogarda gördüğüm iki genç sevgili, şimdi ise evli. Adam delice bakıyordu genç kızın yoğun sisli gözlerine, artık sevişme meşru bir eylemdi onlara ve bir kapalı alana yetişebilme telaşında değildiler. Eczanenin önündeki sabırsızlık ve tedirginlik dolu bakışlar yoktu merasimlerinde. Bir hesaplaşmaya tahrik edilmiş bakışlara hapis olmuştu genç adam. Hüznün kurumuş sedalı bahçelerine dalmıştı kadın. Kondüktörün sesi, tek başına
olduğu adanın sıcak melteminden alıp, banliyö trenine getirmişti. Sessizliğimde onlara yönelen seslerin irkintisiyle beliriyordum.

Gözlerim iki koltuk sonraki çocuklara takıldı. Anımsıyor, bir yerlerden tanıyordum. Birbirleriyle sıcak şakalarla
sürdürüyorlardı gizemlerini… Ha evet tanıdım. Gözleri maviye çalan çocuk bunalımın arifesinde intihar eden arkadaşıma benziyor. Duygularım cadı kazanında kaynayan iksirdi. Çocuk bana bakıyordu. Göz gözeydik. Konuşmuyorduk. Gözlerimiz bizi bir panayıra götürmüştü. Mutluydu çocuk Gözleriyle sol tarafında duran sarı saçlı çocuğu gösterdi… Bir an yüreğimin
atışı durdu. İnanamıyordum. Gözlerim yüreğim olmuştu. Yüreğimin atışı çocuğu görmemi engelliyor. Paranoyanın eşiğimdeydim.Kurtulmanın başa bela arzusu sarmıştı bedenimi..Gözleri maviye çalan çocuk intihar eden arkadaşımdı.Sarı
saçlı, sıtma nöbetindeki bir hastayı andıran çocuk ise bendim.On yıl önceki halimdi.Gözlerim maddecilikten uzaklaşıyordu. Kanım çekiliyor, rahatça nefes alamıyordum. Sağ omzumda kocaman, kıllı bir el. Elin sahibi Nazif abi. Neydi olanlar çıldıracak gibiydim. O tatlı tebessümüyle merhaba diyor. Duyumsamaktan başka her şey yapıyordum… Yatıştırıyor beni. Sinirlerim
iyice bozulmuş, hıçkırıklara boğuluyorum.’’ Ağabey, Nazif ağabey, ne oldu bana, ne oldu size’’ Puslu bir sessizlik içerisinde gözleriyle anlatmaya çalışıyor bir şeyleri. Anlamıyorum. Şaşkınlığımı tanır gibi bir hali var. Tanıklığına perde çekiyor. Duyumsamıyor beni… Çocuklar aklıma geliyor arkamı dönüyorum yoklar. Gitmişler. Meraktanlanıyor ve korku sarıyor her yerimi.

Kendimi toparlamaya çalışırken, birden trenin hızlandığını fark ettim. Miskin makinist.Kendini kaybetmişti.Hayallerine
ulaşabilmekti hedefi.Tren rüzgarı parçalıyor, rüzgarlar anlaşmışçasına gözleri *** çanağına dönmüş yer yuvarlağından kaçışıyorlardı.Tren bilinmeze ulaşmak üzereydi.Korkularım ve merakım kendini hayatın gizli öznelerine bırakmıştı.Artık her şeye hazırdım.Tren bahçeleri, göl kıyılarını terk etmişti.Ucu gözükmeyen bir tünele girdi.Tünel simsiyahtı.İs kokuyordu..Vagon
kapısından içeriye yaşlı bir adam girdi.İlkin tanıyamadım.Sonra ise deliye dönmemek için kendimi zor tuttum.Haziranın kinci-dinci sıcaklığında ölüm haberini almıştım yaşam nedenimin.Dedemin. Mavi gözlü adam sıcaklarla sözleşmiş beni terk etmişti. Bir an dalgınlıktan kurtulup yanına gitmek istedim. Bu sefer o yoktu. Bekleyemezdim. Sabrın bana yaptığı ihaneti
kaldıramazdım.

Yerimden kalkıp koşar adımlarla bir vagondan diğer vagona geçtim. Öbürüne, sonrakine ama o yoktu, ama onlar yoktu. Tren tünelden çıktı. Makinist ani kararla treni durdurma gereksinimi duydu. Tren durdu. Kafamı kapı girişine çarptım. Kanadı, acı hissetmedim. Kan sıcaktı, ben soğuk. Bir tren garına gelmiştik. İsmi yazmıyordu. Birileri iniyor bende
seyrediyordum... Bahar kendini kötü havaya bırakmıştı. Trende kimse kalmadı. Evli çift, makinist, Nazif abi, dedem, intihar eden arkadaşım ve ben. Hepsi gar kapısında toplanmış bana bakıyorlardı. Trendeki benim de inmesi gerekiyordu. Bulanık yeşil gözlerim korkuyordu. Benden… Benden. Bir kaç korkulu adım attım. Aşağıdaki ben, kendini bırakıp bana doğru gelmeye
başladı. Ben çok yakın uzaklıktaydım. Tren hareket etti. Makinist aşağıdaydı. Ben trende. İnmeye çalıştım, başaramadım. Ben bana doğru koşuyordu.’’ Gelme ‘’ diyordu. Ben gitmek istiyordum. Gelme diyordu. Dayanamıyordum. Ben bana kızıyordu. Ben bana ne diyeceğimi bilmiyordum. Küçücük haliyle bağırdı bana ‘’ Söz başladı; her şey bitti: Söz benimle birlikteydi:Artık değil:’’ Anlayamadım:Üşümeye başladım birden:İrkildim:Fırladım hasta yatağımdan bozuk düşleri olmayan hayata
doğru...
HİKAYE / ÖYKÜ DETAY SAYFASI bana koşan ben


Bana Koşan Ben…….

Tanrı tanımazda binilen her tren yalnızlığa götürür, düşleri bozuk avuntuları. Makinistin solgun bakışlarını görüyorum, sonrasına kendisi bile aldırmıyor; Bir peron birde basamakları kırık merdiven arkasında kalıyor tren denilen hüzünlü yalnızlığın. Parmakları arasında saatlerce hiç durmadan sallanan sarı kehribar tespihin miskin sahibi… Makinist.

Nereye gideceğini bilmeden, öğrenme belasına baktığı demir rayların kıvrımı. Makinistin kavgalı olduğu banliyö treninin
numarasını hiç öğrenemediğim koltuğuna oturdum. Karşımda bir zamanlar otogarda gördüğüm iki genç sevgili, şimdi ise evli. Adam delice bakıyordu genç kızın yoğun sisli gözlerine, artık sevişme meşru bir eylemdi onlara ve bir kapalı alana yetişebilme telaşında değildiler. Eczanenin önündeki sabırsızlık ve tedirginlik dolu bakışlar yoktu merasimlerinde. Bir hesaplaşmaya tahrik edilmiş bakışlara hapis olmuştu genç adam. Hüznün kurumuş sedalı bahçelerine dalmıştı kadın. Kondüktörün sesi, tek başına
olduğu adanın sıcak melteminden alıp, banliyö trenine getirmişti. Sessizliğimde onlara yönelen seslerin irkintisiyle beliriyordum.

Gözlerim iki koltuk sonraki çocuklara takıldı. Anımsıyor, bir yerlerden tanıyordum. Birbirleriyle sıcak şakalarla
sürdürüyorlardı gizemlerini… Ha evet tanıdım. Gözleri maviye çalan çocuk bunalımın arifesinde intihar eden arkadaşıma benziyor. Duygularım cadı kazanında kaynayan iksirdi. Çocuk bana bakıyordu. Göz gözeydik. Konuşmuyorduk. Gözlerimiz bizi bir panayıra götürmüştü. Mutluydu çocuk Gözleriyle sol tarafında duran sarı saçlı çocuğu gösterdi… Bir an yüreğimin
atışı durdu. İnanamıyordum. Gözlerim yüreğim olmuştu. Yüreğimin atışı çocuğu görmemi engelliyor. Paranoyanın eşiğimdeydim.Kurtulmanın başa bela arzusu sarmıştı bedenimi..Gözleri maviye çalan çocuk intihar eden arkadaşımdı.Sarı
saçlı, sıtma nöbetindeki bir hastayı andıran çocuk ise bendim.On yıl önceki halimdi.Gözlerim maddecilikten uzaklaşıyordu. Kanım çekiliyor, rahatça nefes alamıyordum. Sağ omzumda kocaman, kıllı bir el. Elin sahibi Nazif abi. Neydi olanlar çıldıracak gibiydim. O tatlı tebessümüyle merhaba diyor. Duyumsamaktan başka her şey yapıyordum… Yatıştırıyor beni. Sinirlerim
iyice bozulmuş, hıçkırıklara boğuluyorum.’’ Ağabey, Nazif ağabey, ne oldu bana, ne oldu size’’ Puslu bir sessizlik içerisinde gözleriyle anlatmaya çalışıyor bir şeyleri. Anlamıyorum. Şaşkınlığımı tanır gibi bir hali var. Tanıklığına perde çekiyor. Duyumsamıyor beni… Çocuklar aklıma geliyor arkamı dönüyorum yoklar. Gitmişler. Meraktanlanıyor ve korku sarıyor her yerimi.

Kendimi toparlamaya çalışırken, birden trenin hızlandığını fark ettim. Miskin makinist.Kendini kaybetmişti.Hayallerine
ulaşabilmekti hedefi.Tren rüzgarı parçalıyor, rüzgarlar anlaşmışçasına gözleri *** çanağına dönmüş yer yuvarlağından kaçışıyorlardı.Tren bilinmeze ulaşmak üzereydi.Korkularım ve merakım kendini hayatın gizli öznelerine bırakmıştı.Artık her şeye hazırdım.Tren bahçeleri, göl kıyılarını terk etmişti.Ucu gözükmeyen bir tünele girdi.Tünel simsiyahtı.İs kokuyordu..Vagon
kapısından içeriye yaşlı bir adam girdi.İlkin tanıyamadım.Sonra ise deliye dönmemek için kendimi zor tuttum.Haziranın kinci-dinci sıcaklığında ölüm haberini almıştım yaşam nedenimin.Dedemin. Mavi gözlü adam sıcaklarla sözleşmiş beni terk etmişti. Bir an dalgınlıktan kurtulup yanına gitmek istedim. Bu sefer o yoktu. Bekleyemezdim. Sabrın bana yaptığı ihaneti
kaldıramazdım.

Yerimden kalkıp koşar adımlarla bir vagondan diğer vagona geçtim. Öbürüne, sonrakine ama o yoktu, ama onlar yoktu. Tren tünelden çıktı. Makinist ani kararla treni durdurma gereksinimi duydu. Tren durdu. Kafamı kapı girişine çarptım. Kanadı, acı hissetmedim. Kan sıcaktı, ben soğuk. Bir tren garına gelmiştik. İsmi yazmıyordu. Birileri iniyor bende
seyrediyordum... Bahar kendini kötü havaya bırakmıştı. Trende kimse kalmadı. Evli çift, makinist, Nazif abi, dedem, intihar eden arkadaşım ve ben. Hepsi gar kapısında toplanmış bana bakıyorlardı. Trendeki benim de inmesi gerekiyordu. Bulanık yeşil gözlerim korkuyordu. Benden… Benden. Bir kaç korkulu adım attım. Aşağıdaki ben, kendini bırakıp bana doğru gelmeye
başladı. Ben çok yakın uzaklıktaydım. Tren hareket etti. Makinist aşağıdaydı. Ben trende. İnmeye çalıştım, başaramadım. Ben bana doğru koşuyordu.’’ Gelme ‘’ diyordu. Ben gitmek istiyordum. Gelme diyordu. Dayanamıyordum. Ben bana kızıyordu. Ben bana ne diyeceğimi bilmiyordum. Küçücük haliyle bağırdı bana ‘’ Söz başladı; her şey bitti: Söz benimle birlikteydi:Artık değil:’’ Anlayamadım:Üşümeye başladım birden:İrkildim:Fırladım hasta yatağımdan bozuk düşleri olmayan hayata
doğru...
Pirana Kovalayan Çılgın Hamsi...