forumda dolaşırken tiyatro severlerle karşılaşmak ilginç oldu. geleneksel hakkında bilgi istenmiş bir ara. hazırladığım bir ödev vardı onu ekleyeyim müsadenizle. daha kapsamlı bir şeyler yazarım isteyen olursa.
Karagöz Karagöz Geleneksel Halk Tiyatrosu başlığı altında incelememiz gereken en önemli türlerden birisidir. Beyaz bir perdenin arkasına konulan bir ışıkla ve bu ışığın önünden geçirilerek perdeye aksettirilen şekillerle oynanır. Şekilleri hareket ettiren ve onlara ses veren “Hayali” adı verilen kişilerdir. Karagöz oyununun Türk Geleneksel Tiyatrosundaki yerini ve önemini belirtmeden önce bu oyunun ilk çıkış noktası hakkında ileri sürülen görüşleri incelemek yerinde olacaktır. Gölge oyunun Ortaya Çıkışı Gölge oyununun ortaya çıkışı hakkında değişik rivayetler vardır. Bir rivayete göre Çin hükümdarı Wu (M.Ö. 140-87) karısının ölümü üzerine derin bir üzüntüye kapılır. Şav Wong adlı bir Çinli, hükümdarın üzüntüsünü hafifletmek için sarayın bir odasına gerdiği beyaz bir perdenin arkasından geçirdiği bir kadının perde üzerine düşen gölgesini ölen kadının hayali diye sunar. Bir başka rivayete göre ise Hint’ten çıkmış 4. ve 5. yüzyıllarda Java’ya geçmiş ve buradan da batı dünyasına yayılmıştır.[1] Bu ve bunlara benzer rivayetler Osmanlı’da da bulunmaktadır. Bunların en yaygını ise; Sultan Orhan devrinde (1324-1362) Ulucami’nin inşaatı sırasında Bursa’da geçmiştir. Cami inşaatında çalışan demirci ustası Kambur Bâli Çelebi (Karagöz) ile duvarcı ustası Halil Hacı İvaz (Hacivat) arasında geçen nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler işi gücü bırakıp onların etrafında toplanır,bu yüzden de inşaat yavaş ilerlermiş. Bu durumu öğrenen padişah her ikisini de idam ettirmiş.(Bir rivayete göre ise Karagöz idam edilmiş, Hacivat ise hacca giderken yolda ölmüştür). Daha sonra çok pişman olan padişahı teselli etmek isteyen Şeyh Küşterî başından beyaz sarığını çıkarıp germiş ve arkasına bir şema(ışık) yakarak ayağından çıkardığı çarıkları ile de Karagöz ve Hacivat’ın tasvirlerini canlandırıp nükteli konuşmalarını tekrar etmiş. O tarihten sonra da Karagöz oyunları değişik mekanlarda oynanır olmuş. Günümüzde de Karagöz perdesine Şeyh Küşterî meydanı denir ve Şeyh Küşterî Karagözcülüğün pîri kabul edilir.[2] Şeklinde ki rivayettir. İki rivayet arasında ki benzerlik daha sonra olanın öncekinden etkilendiğinin bir kanıtı gibi gözükmektedir. Tabi ki rivayetler bununla sınırlı değildir. Yukarıdaki örnekler gölge oyunun batı doğu kökenli bir oyun olduğuna sonradan doğudan batıya doğru yayıldığına işaret etmektedir. Oysa oyunun batı kaynaklı olup sonradan doğuya doğru yayıldığını savunan görüşlerde vardır. Reich İ.Ö V.yy’dan beri kukla oyununun batıda çok yaygın olduğunu, bir çok eserde bu kukla oyunundan bahsedildiğini kanıt göstererek, oyunun batı kaynaklı olduğunu iddia etmektedir. Prof. Dr. Metin AND, gölge oyununun Hindistan, Cava veya Çin’den çıkmış olma ihtimalinin daha yüksek olduğunu Geleneksel Türk Tarihi adlı eserinde Asya’nın zengin gölge oyunu geleneğini kanıt olarak göstererek Reich’in bu görüşüne karşı olduğunu belirtmiştir. [3] Karagöz oyununun doğuşundan sonra ele alınması gereken ikinci soru ise oyunun Türkiye’ye ne zaman ve hangi ülkeden gelmiş olduğudur. Tıpkı oyunun kaynağında olduğu gibi bu konuda da çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Prof.Dr. Metin AND bu konuda üç görüşe yer vermektedir. Bunlardan zayıf olan olasılıklar ; Karagöz oyununun çingeneler vasıtası ile ülkeye girdiği ve Hindistan’dan Yahudiler eliyle İspanya’ya getirilmiş olan Bommalattams denilen oyunun XVI. yüzyılda ülkeye girmiş olduğudur. Birinci görüş Prof. Dr. AND tarafından sadece bir yakıştırma olarak görülmekte, ikinci ise kaynak yetersizliği yüzünden askıda kalmaktadır. [4] Üçüncü görüş ise oyunun XVI. yüzyılda Mısır’dan gelmiş olduğunu belirten görüştür. Prof. Dr. AND bu görüşün kesin olarak kanıtlandığını söylemektedir ; Türkler 16. yüzyılın başında perde gerisinden gölge yansıtma tekniğini Mısır’dan almışlardır. Mısır oyunlarında birbirinden kopuk sahneler bulunduğu için ilk başlarda Türk gölge oyunlarında da buna uyulmuştur. Ayrıca, Mısır gölge oyunlarında belirli, kalıplaşmış kişilere pek rastlanmaz. Nitekim 16. yüzyılda Karagöz ve Hacivat’ın adını pek duymayız. Böylece, Mısır’dan alınmış olan bu yeni oyuna zamanla Türk yaratıcılığı katılmış, çok renkli, hareketli bir biçim verilmiş, kesin biçimini aldıktan sonra da Osmanlı İmparatorluğunun etki alanı çevresinde yayılmıştır. Böylece gölge oyunu Mısır’a yani geldiği yere bu yeni biçimiyle dönüp yerleşmiştir. Nitekim bir çok gezgin, 19. yüzyılda Mısır’daki gölge oyununu anlatırken, bunun Karagöz olduğunu, Mısır’a Türkler tarafından sokulduğunu ve çoğunlukla Türkçe oynatıldığını belirtmişlerdir.[5] Bu konuda daha ayrıntılı bilgi Ekler bölümünde Karagöz’ün Türkiye’ye girişi başlığı altında verilmiştir. Karagöz’ün Tiyatrodaki Yeri Ve İşlevi Geleneksel Halk Tiyatrosu üst başlığı altında inceleyebileceğimiz Karagöz oyunu, halk çoğunluğunun beğenisine göre biçimlenmiş, kent halkının yaşam görüşünü, olaylar karşısındaki tepkisini eğlendirici bir şekilde yansıtan bir oyun türüdür. Prof. Dr. Sevda ŞENER ; Karagöz oyununun halkın günlük yaşamına ayna tuttuğunu, bu oyunlara bakılarak Osmanlı toplumunun kapalı mahalle yaşantısını, belli başlı toplum tabakalarını, bu tabakaları temsil eden kişileri anlayabileceğimizi söylemektedir. Oyun kişileri toplum yapısında yer alan sınıf ve zümrelerin temsilcileri durumundadırlar ve sınıfsal karşıtlıkları gösterecek özelliklerle donatılmışlardır. Sınıf, zümre, ırk, inanç, düşünce, yaşama biçimi farklılıkları bu karşıtlıklarla yansıtılır. Tipik özellikleri ile canlandırılmış olan oyun kişileri, yönetici kesimin ve aydınların halka, halkın yöneticilere ve aydınlara nasıl baktığını, azınlıkların, kadınların, çocukların toplum içinde hangi rolleri üstlendiklerini gösterir. Karşıtlıkları sergileyen davranışlar derinlemesine incelenmemişte olsa kışkırtıcıdır. Ortak değerlere ters düşenler kamu tarafından gülünçleştirme yolu ile cezalandırılmaktadır.[6] Prof. Dr. Sevinç SOKULLU, Karagöz’ün; güncel yaşamın sorunlarını yansıtan, bu güncel gerçekle hem bir kent kesiminin töre ve göreneğini hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş döneminin yankılarının bulunabileceği bir oyun türü olduğunu belirtmiştir. SOKULLU çalışmasında Karagöz oyununun beslendiği kaynaklar olarak; tarihsel olayları, masalları ve batı tiyatrosu konularını göstermiş, bunlara çeşitli örneklerde vermiştir. Örneğin Tuzsuz Deli Bekir tipinin on yedinci yüzyılda yaşamış ve sarhoşluğuyla ünlü Bekri Mustafa’dan esinlendiği rivayeti üzerinde durmuş, Kanlı Nigar oyununu örnek oyun olarak sunmuştur. [7] Anlaşılıyor ki Karagöz, halkın güncel yaşamlarını ele alan ve toplumsal sınıfların belirgin bir şekilde ifade edildiği bir oyun türüdür. Yansıyan tipler temsil ettikleri toplum kesimlerini tanımlamakla beraber aynı zamanda da o kesimlerin belli değer yargılarına işaret etmektedirler. Yavuz PEKMAN kitabında Şerif MARDİN’in şu görüşlerine yer vermektedir. “Bir sultanın ve sarayın etrafında toplananların hayatı, diğeri de çevrenin hayatı. Burada çevre kelimesi aşiret alıntılarını, köylüleri ve hatta İstanbul’da ki alt sınıfları kapsayabilecek bir genişlikte kullanılmıştır. Bu ikili gurubun en belli başlı özelliği, birinin vergi toplayıcılarından diğerinin de vergi ödeyicilerinden meydana gelmesidir. Bu temel iktisadi fark nedeni ile, metropolle çevrenin kültürü birbirinden ayrı olarak belirginleşti. Bir yandan sarayın ve yönetici seçkinlerin kültürü, öte yandan çevre’nin , yani kitlenin kültürü. Sarayın kültürü, askeri ve bürokratik görevlilerden oluşan dar bir çevre ile kısıtlanmıştı. Önemli din adamları da, biraz ayrı olmalarına rağmen, bu guruba dahildiler.” “ Osmanlı kültürel yapısı çok zayıf bağlarla birbirine bağlı ve semboller alanından birbirinden kesinlikle ayrılmış iki guruptan oluşuyordu… Kitleler halk kültürünü küçümseyen insanlar tarafından yönetildiklerinin farkındaydılar. Kitleler, yöneticilerin küçümsemesine onlara alay ederek karşılık verdiler. Onları bu iki kültür arasında ki farktan yararlanarak bilgiçlik taslayan, alt sınıfları aldatmaya çalışan kimseler olarak gösterdiler. Türk gölge oyununda bu şarlatanları Hacivat canlandırır. Onun karşısında ise sokaktaki adamı temsil eden Karagöz vardır. Hacivat aslında kendisini yönetici sınıfından birsi olarak gösterebilmek için çapraşık ve anlaşılmaz bir dil kullanır.”[8] Bu açıklamalar ışığında Karagöz oyununun aslında halkın kendini eleştirenleri gülünçleştirme yoluyla cezalandırdığı sonucuna varmak mümkündür. PEKMAN çalışmasında Karagöz ve diğer geleneksel oyunlarda yer alan Göstermeci Açık Biçim, Karşıtlıklar, Dil özellikleri, Taklit şekilleri, Müzik ve Dans Kullanımı, Toplumsal Eleştirinin boyutu, Açık Saçıklık konularını da ele almaktadır. Karagöz Oyunun Bölümleri [9] Her Karagöz oyununu dört bölümden oluşur. Mukaddime ( Öndeyiş) : Mukaddeme sözlük anlamı olarak “Maksada girmeden önce söylenen söz” anlamına gelmektedir. Bu bölüm çeşitli bölümleri içerisinde barındıran bir bölümdür. İlk önce müzikle boş perdede göstermelik denilen çoğu kez oyunun konusu ile ilgili olmayan bir görüntü konulur. Bazı zamanlar ise konuyla ilgili olduğu da olabilir. Bundan sonra Hacivat perdenin solundan gelir ve bir semai okur. Bunu kimi kez bir ara semaisi izler. Semaisini bitiren Hacivat “hay Hak!” diyerek perde gazeline geçer. Perde gazellerinde Karagöz oyununun bir öğrenek yeri olduğu, felsefi ve tasavvufi anlamı, kurucusunun Şeyh Küşteri olduğu belirtilmektedir. Bundan sonra Hacivat secili (uyaklı bir nesir) anlatımıyla yakarır, ve bir beyit okur. Kendisine kafa dengi bir arkadaş arar. Hacivat “Yar bana bir Eğlence” dedikten sonra Karagöz indirilir. Karagöz ve Hacivat dövüşürler, Hacivat kaçar, karagöz boylu boyunca yere yatar ve seçili bir deyişle Hacivat’a veriştirir, bir tekerleme söyler. Böylece mukaddime bölümü sona erer ve Muhavere bölümü başlar. Muhavere (Söyleşme) : Genel olarak muhavere, Karagöz oyununun iki baş kişisi olan Karagöz ile Hacivat arasında geçer. Muhavere ile fasıl arasındaki başlıca ayrım, birincinin salt söze dayandırması, olaylar dizisinden sıyrılıp, soyutlanmasıdır. Bunların görevi, Karagöz ve Hacivat gibi iki baş kişinin kişiliklerini, özelliklerini gerek ses, gerek yaradılış ve yetişiş bakımından birbirlerine karşıt düşen özlüklerini tanıtmaktır. Muhavereler fasılla ilgili olan ve fasılla ilgili olmayan olarak iki ana gurup içerisinde incelenebilir. Bir çok muhavere konusu vardır. Akıl , Babam Öldü, Bekçi ve bunun gibi bir çok konu vardır. Bunların dışında birkaç özel muhavere çeşidine de rastlanmaktadır. Gel-geç muhaveresi (Karagöz’ün Hacivat’ın söylediği dizelere karşı saçma kelimeler uydurduğu muhavere çeşidi) ve Çifte Kavuklu Oyunu ( Karagöz’ün sahnede başka bir Karagöz bulması) gibi muhavereler bu özel muhavere çeşitleri için örnek teşkil etmektedir. Ara muhaveresi de belirtilmesi gereken muhavere çeşitlerinden birisidir. Oyunu uzatmak amacıyla kullanılan ek bir muhavere’dir. Konu bakımından fasıldan bağımsızdır, bununla birlikte bu muhavere’ye üç, dört kişi katıldığı olur. Yukarıdakilerden farklı olarak bir çok muhavere çeşidi ve konusu saymak mümkün olacaktır. Muhaverenin bitimin de önce Hacivat gider, Karagöz’de : “Sen gidersin de beni pamuk ipliğiyle mi bağlıyorlar? Ben de gideyim idgaha, dolaba, dilber seyrine! Bakalım, ayine-yi devran ne suret gösterir. “der. Ve fasıl bölümüne geçilir. Fasıl Fasıl, oyunun kendisidir, burada Hacivat ve Karagöz’den başka oyunun çeşitli kişileri bir konu ve olaylar dizisinde gözükür, oyuna katılırlar. Bitiş bölümü fasıl’ın sonunda bir ek bölümdür. Çoğu kez kısa tutulmuştur. Karagöz oyunun bittiğini duyurur, kusurlar için özür diler, gelecek oyunu haber verir. Karagöz ve Hacivat oyun sırasında kılık değiştirmişlerse, eski kılıkları ile perdeye dönerler, aralarında kısa bir söyleşme geçer, bu söyleşmede oyundan çıkacak öğrenekte belirtilir. Oyun Kişileri [10] Karagöz Oyunun baş kahramanıdır. Okumamış bir halk adamıdır. Hacivat’ın kullandığı ağdalı kelimeleri çoğu zaman anlamaz ya da anlamazdan gelir. Onunla alay eder. En önemli özelliklerinden birisi her şeye burnunu sokmasıdır. Karagöz oyununda Karagöz, Orta Oyununda Kavuklu karakterleri oyunun komedi malzemesini oluşturan en önemli kişilerdir. Karagöz çoğu zaman işsizdir. Hacivat’ın bulduğu işlerde çalışır. Hacivat Tam bir düzen adamıdır. Nabza göre şerbet verir, eyyamcıdır.Kişisel çıkarlarını her zaman ön planda tutar.Az buçuk okumuşluğundan dolayı yabancı sözcüklerle konuşmayı sever. Perdeye gelen hemen herkesi tanır, onların işlerine aracılık eder. Alın teriyle çalışıp kazanmaktan çok Karagöz’ü çalıştırarak onun sırtından geçinmeye bakar. Zenne : Oyundaki bütün kadın tiplere istisnasız olarak Zenne denir. İçinde basitte olsa entrika unsuru olan oyunlarda bu unsuru mutlaka yaratan kişi olurlar. Arnavut : Cahil fakat dürüst bir tiplemedir. Öfkelenmediği zamanlarda dilinin döndüğünce nezaketle konuşmaya çalışır. Zaman zaman mübalağa ettiği görünür. Çelebi : İstanbul ağzı ile kusursuz bir Türkçe konuşur.Bazı oyunlarda zengin bir bey, bazı oyunlarda bir mirasyedi, bazı oyunlarda ise zevk düşkünü bir çapkındır. Nazik ve çıtkırıldım bir tiptir. Yahudi : Oyunlarda karşımıza Eskici, Kuyumcu yada sarraf olarak çıkar. Elinde “Tevrat” olduğu halde meyhaneye gelir. En belirleyici özelliği cimriliğidir. Kayserili : Tüccardır. Kurnazlığı ve becerikliliği ile ön plandadır. Bundan doğan mağrurluğu küstahlığa kadar varabilir. Türk (Hırbo) : Saf bir orta Anadolu köylüsüdür. Belli bir meslek belirlemesi yoktur bu tip için, hemen hemen her oyunda başka bir meslektendir. Denyo : Bir İstanbul mahallesinde halkın merhametine sığınmış, bunun karşılığında onlara küçük hizmetlerde bulunan bir meczup tipinden çok, mahallelinin acıma duygusunu ve hoşgörülülüğünü karşısında bu hisleri istismar edecek kadar şımarmış ve yüzsüzleşmiş, küfürbaz, küstah ve arsız bir mahalle çocuğudur. Acem : Halıcılıkla uğraşan zengin İranlı tipleme. Kürt : Çocuksu, munis, geçim ehli bir karakter olarak temsil edilir. Laz : Karadenizli, çabuk çabuk konuşan ağzı kalabalık bir tiplemedir. Matiz : Matiz çingenece sarhoş demektir. Matiz,zeybek,efe,sarhoş,külhanbeyi tiplerinin hepsi yaklaşık olarak aynı tiplerdir.(Bekri Mustafa, Bekri Veli, Sakallı Deli, Hımhım Ali, Hovarda Çakır, Kırmızı Suratlı Bakır, Burunsuz Mehmet, Çopur Hasan, Cingöz Mustafa) TUZSUZ DELİ BEKİR: Bir elinde içki şişesi,bir elinde tabanca ya da kama vardır.Olayların karmaşıklaştığı anda gelip kaba kuvvetle olayı çözer. Diğer tipler : BOLULU AŞÇI, RUM, İMAM, RUM DOKTOR, ÇERKEZ, HAHAM, RUMELİLİ, ARAP, ZENCİ, DOKTOR, HACIVAT’IN KIZI, KÜLHANCI, ERMENİ, AYVAZ SERKİS, KİLCİ, KARAGÖZ’ÜN OĞLU-(YAŞAR), SÜNNETÇİ, FRENK, HACIVAT’IN OĞLU-(SİVRİKOZ), HOKKABAZ, ÇENGİ, CAMBAZ, KÖÇEK, SOYTARI, CİNLER, ŞİRİN’İN ANNESİ, AŞIK HASAN, CAZULAR, TULUMBACILAR, FERHAT, İSKELE KAHYASI, DEDİĞİGİBİ, DELİLER, KEKEME, DEMELİ, CURCUNABAZLAR, CANAN, DANSÖZ, *** ANA, SEYMENLER, TAVTATİKÜTÜPATİ, TAHİR, ÇİNGENE, BEKÇİ, SATICILAR, ARNAVUT. Oyundaki kişilere bakıldığı zaman halkın neredeyse her kesiminden insanlar olduğu göze çarpmaktadır. Bu noktada Prof. Dr. Sevda ŞENER’in oyun hakkında söylediklerini hatırlamamız yerinde olacaktır. “Oyun kişileri toplum yapısında yer alan sınıf ve zümrelerin temsilcileri durumundadırlar ve sınıfsal karşıtlıkları gösterecek özelliklerle donatılmışlardır. Sınıf, zümre, ırk, inanç, düşünce, yaşama biçimi farklılıkları bu karşıtlıklarla yansıtılır. Tipik özellikleri ile canlandırılmış olan oyun kişileri, yönetici kesimin ve aydınların halka, halkın yöneticilere ve aydınlara nasıl baktığını, azınlıkların, kadınların, çocukların toplum içinde hangi rolleri üstlendiklerini gösterir.”. Bahçe Sefası yada Karagöz’ün Başına Gelenler Oyunu[11] Oyun tüm karagöz oyunlarında olduğu gibi dört bölümden oluşmuştur. İlk bölüm olan Mukaddime’de Hacivat sahneye gelir ve Semai okur. “Hay Hak!” dedikten sonra perde gazeli bölümüne geçer. Bahçe oyununda perde gazeli yine perdenin tasavvufi ve öğretici yönünden bahsetmektedir. “ Görünen güzellikler, yarattığı şekillerin sembolüdür; hakikat perdesi, tanrının ezeli hükmünden başka bir şey değildir.” kelimeleri ile başlar gazel. Ve teganniye ile son bulur. Karagözle kavgalarının ardından Hacivat gider. Muhavere bölümüne girilir. Bahçe oyununda ki ilk ara muhaverenin çeşidi Çifte- Karagöz olarak adlandırılır. Sahnede iki karagöz birbirleri ile karşılaşırlar. Karagözlerden birisinin kaybolmasıyla ara muhavere sona ere ve muhavere bölümüne geçilir. Bahçe oyununda Muhavere bölümünde Karagöz Beyoğlu’nda dayak yiyişini anlatır. Tiyatroda rezalet çıkaran Karagöz’ün yediği dayak konu edilir. Oyunun esas bölümü olan Fasıl bu iki bölümden sonra gelmektedir. Fasıl bölümünde bulunan tipler sırasıyla ; Karagöz, Hacivat , Karagöz’ün karısı, Çelebi, Acemler, Zenneler , Yahudi ve Bekçidir. Bu tiplerin taşıdığı özellikler oyun kişileri bölümünde ele alınmıştır. Olay dizisine baktığımız zaman her şeyin Çelebi’nin Hacivat’a bahçesini emanet etmesiyle başladığını görürüz. Karagöz bunları camdan duyar ve altınların peşine düşer. Hacivat Karagöz’ün oyununa gelmez, altınlarını kaptırmadığı gibi Karagöz’ü bahçeden de atar. Daha sonra Acem Bahçeye girmek için Hacivat’a bin dinar verir. Karagöz bu paranın da peşine düşer fakat alamaz Hacivat’ın elinden. Üstelik yine tekme tokat kovulur bahçeden. Bu noktadan sonra Karagöz bahçeye girmenin yollarını aramaya başlar. İçeriye giren acemlerle girmeyi dener, eşeğinden olur sopa yer, içeriye girmeye çalışan zennelerle girmeyi dener, sopa yer, Yahudi’yle girmeyi dener sopa yiyip dışarı atılır. Daha sonra çaldığı zurna sayesinde bahçeye davet edilen Karagöz önce nazlanır girmez. Daha sonra da bahçede içki içip rezalet çıkarır. Kaçanlar tarafından ezilen karagöz ölür. Borçları alacağından fazla olduğu için dirilir. Bitiş bölümünde Karagöz Hacivat’a saldırır. Hacivat çıkar. Karagöz bir sonraki oyunun duyurusunu yapar ve oyun burada sona erer. Kaynakça AND, Metin; Geleneksel Türk Tiyatrosu, Bilgi Yay.,1969 KUDRET, Cevdet; Karagöz , Cilt I, Bilgi Yay. , 1970 PEKMAN, Yavuz; Çağdaş Tiyatromuzda Geleneksellik, Mitos&Boyut Yay SEVİLEN, Muhittin; Karagöz, Kültür ve Turizm Bakanlığı yay., Ankara SOKULLU, Sevinç; Türk Tiyatrosunda Komedyanın Evrimi, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara,1993 ŞENER, Sevda; Cumhuriyetin 75 Yılında Türk Tiyatrosu, İş Bankası Kültür Yay., TÜRKMEN, Nihal; Orta Oyunu, Milli Eğitim Bakanlığı Yay. , İstanbul, 1991 Web : http://www.karagoz.tiyatrosu.com/ Ek Karagöz’ün Türkiye’ye Girişi Gölge oyununun Türkiye'ye nerden,nasıl ve ne zaman girdiğine gelince, Birçok yazar ve incelemecinin daha sonra çürütülen görüşlerine bakılırsa, gölge oyunu Türkiye'ye Ortaasya'dan İran yoluyla gelmiştir. Ve XVI yüzyıldan çok öncedir. Kimi de Evliya Çelebi'deki hiçbir temeli olmayan söylentiye kanarak bunu Selçuklu çağına uzatmaktadır.Bu incelemecileri yanıltan her şeyden önce "hayal" sözcüğü olmuştur. Orta Asya'daki ipli kukla türü olan "Çadır Hayal"i gölge oyunu sanmışlar, XVI yüzyıldan önce eski metinlerde sık sık rastlanan ve kukla anlamında kullanılan "hayal" sözcüğünün gölge oyununa bir anıştırma olduğunu sanmışlardır. (Metin And, 100 Soruda Türk Tiyatrosu Tarihi, İstanbul 1970 )
XVI. yüzyılda Mısır'dan gelmiş olduğu üzerine kesin bir kanıt vardır. İlk kez profesör Jacob'un ilgimizi çektiği bu kanıt, Arap talihçisi Mehmed bin Ahmed bin İlyas-ül Hanefi'nin "Bedayi-üz-zuhür fi vekaayi-üd-dühur adlı Mısır tarihindedir. Bu eserin birkaç yerinde gölge oyunuyla ilintili yerler vardır. Mesela; Sultan Melik-ün Nasirüddin Muhammed'in gölge oyuncusu Ebul-Şer'in gösterisiyle eğlendiği belirtilmektedir. Bir başka yerde de, yalnız Ramazan'da olmayıp bütün yıl boyunca oynatılan gölge oyununun 9 Zilhicce 924'te yasak edildiği bildirilmiş, bunun gerekçesi olarak Osmanlı askerlerinin bu temsillerden dönen seyircileri soydukları, aralarındaki kız ve erkek çocuklarını kaçırdıkları gösterilmiştir.Bu kaynağın konumuzla ilintili yerine gelince, 1571'de Mısır'ı ele geçiren Yavuz Sultan Selim,Memluk Sultanı II. Tumanbay'ı 15 Nisan 1517'de astırmıştı. Cize'de, Nil üzerinde,Roda Adası'ndaki sarayda bir gölge oyuncusu, Tumanbay'ın Züveyle kapısında asılışını ve iki ipin,iki kez kopuşunu canlandırmış,sultan bu gösteriyi çok beğenmiş, oyuncuya 80altın ve işlemeli kaftan armağan ettikten sonra "İstanbul'a dönerken sen de bizimle gel, bu oyunu oğlum da görsün,eğlensin" demiştir.
Bunu destekleyen başka kanıtlara geçmeden önce Mısır'daki gölge oyununun XVI. yüzıldaki Türk Gölge Oyunuyla ortak noktalarının bulunup bulunmadığını görelim. Mısır'da XI.,XII. Ve XII. yüzyıllarda gölge oyunu bulunduğunu biliyoruz. XIII. yüzyıldan Mehmed bin Danyal bin Yusuf'un yazdığı manzum ve uyaklı nesirle üç gölge oyunu metni bulunmaktadır.
Bunlardan birisinin adı Tayf-ül-hayal'dir. Başı tıpkı Karagöz'de olduğu gibi şarkı,seyircilere teşekkür,Tanrı'ya yakarış ve hükümdar için dua bölümlerini içine alır. Oyunun konusu Şinasi'nin "Şair Evlenmesi"ni çağrıştırdığı gibi, Karagöz dağarcığının çok tanınmış oyunlarından "Büyük Evlenme"ye de yakınlığı vardır.Oyunun baş kişileri Garib ile Acib'dir.Garib kurnaz, yoksul! Acib ise Allah'a şarabı yarattığı için dua eden, dilencileri isteklendiren bir sözendir. Bunlar tıpkı Karagöz ve Hacivat gibi karşıt kişilerdir.
Mısır gölge oyununda belirli kalıplaşmış kişilere, tiplere pek rastlanmaz. Nitekim XVI. yüzyılda Karagöz ve Hacivat'ın adını duymayız. Böylece, Mısır'dan alınmış olan bu yeni oyuna zamanla Türk yaratıcılığı katılmış; çok renkli, hareketli, özgün bir biçim verilmiş, kesin biçimini aldıktan sonra da Osmanlı İmparatorluğu'nun etki alanı ve çevresinde yayılmıştır. Böylece "Gölge Oyunu" Mısır'a yani geldiği yere bu yeni ve gelişmiş biçimiyle dönüp yerleşmiştir. Nitekim birçok gezgin ,XIX yüzyılda Mısır'daki gölge oyununu anlatırken, bunun Karagöz olduğunu, Mısır'a Türkler tarafından sokulduğunu ve çoğunlukla Türkçe oynatıldığını belirtmişlerdir.
Gölge oyununu en geniş ve ayrıntılı bir biçimde anlatan belgelerden biri 1582 şenliğini anlatan Surname-i Hümayun'dur.Bu esein birçok yerinde "hayalbazan" deyimi geçer. Bu deyim;belki kukla,belki de bir başka oyunun adıydı.Profesör Jakob bu kaynağı bilmemekle birlikte aynı şenliğin görgü tanıklarından bir yabancının anlatılarına yer vermiştir. "Biri altı tekerlek üzerinde tahtadan bir küçük baraka veya sahneyi ortaya getirdi. Bunun önünde keten bezinden bir perde, içinde ise birkaç ışık vardı, birisi görüntüleri ışıklarla perdeye yansıtarak bunları oynatıyordu. Bunlardan başka, iki kişi parmaklarıyla dilsiz gibi işaretleşip konuşuyorlar, buna yakın şeyler yapıyorlardı. Biri kovalıyor ve koşuyordu vb. Bunların tümünü seyretmek, bu görüntüleri oraya buraya çeken ipler gözükmese,çok hoşa gidecekti" Metinde görüntülerin iple oynatıldığı belirtilmektedir. Ancak tanıklar bunları oynatan sopaların gölgesini ip sanmış olabilirler.
Gölge oyununun 1517 yılında Türkiye'ye girdiğini kabul edersek, 1582 şenliğine değin bizde de bu alanda sanatçı yetişecek elli yılı aşkın bir süre geçmiştir.
XVII yüzyılda ise artık Karagöz'ün kesin biçimini aldığını biliyoruz. Bu yüzyılda Evliya Çelebi gölge oyunu üzerine kesin bilgi verdiği gibi, Türkiye'ye gelen gezginler de Karagöz oyununu anlatmaktadırlar. Bunlardan Pietro della Valle, Ramazan'da kahvelerde, çeşitli soytarı ve oyuncuların yanısıra, geriden aydınlatılmış bir perde veya boyanmış bir kağıt üzerinde gölgelerin oynatıldığını, bunların kendi ülkesi İtalya'da ,Napoli'deki saray önündekilerden veya Raoma'da Navone Meydanı'ndakilerden değişik olarak sözlü olduklarını, bunları oynatanın sesini değiştirerek çeşitli dilleri ve ağızları taklit ettiğini, kadın-erkek ilişkilerinin büyük bir açık-seçiklikle gösterildiğini,bu konuların böyle bir dinsel bayramda ve genel yerler için aşırı utanmasız olduğunu belirtiyor.
Bu yüzyılda en çok bilgi Evliya Çelebi'de buluyoruz. Onun kitabında ilk kez Karagöz ve Hacivat'ın adları anıldığı gibi, oyun konuları, oyunun özellikleri, perde gazelleri,çağın ünlü oyuncuları üzerine bilgiler de buluyoruz.
Evliya Çelebi iki çeşit gölge oyunu oynatıcısı sayıyor: "Pehlivan-ı şebbaz" yani "Hayal-i zılciyan" ve "Hayal-i zıll-i tasvirciyan" Ancak bunların tanımlamasını yapmıyor. Bu bakımdan Evliya Çelebi'nin 1834'te yayımlanmış İngilizce çevirisi belki yardımcı olabilir. Bu çeviri kesin olarak kabul edilmese de bir ipucu verebilir. Çeviri "Hayal-i zılciyan"ı , "Hayal-i zıll-i tasvirciyan" ı ise < geceleyin ombresgic lantern ile gösterenler > diye karşılıyor. Çeviri doğru ise, birincisi Karagöz gibi perde arkasından oynatılmış oluyor, ikincisi ise sinema gibi karşıdaki perde üzerine yansıtılıyor.
Bir tartışma konusu da, Karagöz ve arkadaşı Hacivat'ın yaşamış gerçek kişiler olup olmadığıdır. Gölge oyununun bu iki kahramanı halkın gönlünde yüzyıllarca öyle yerleşmişlerdir ki, halk onları gerçekten yaşamış kişiler olarak görmek istemiştir.Bu bakımdan bir takım söylentilerde onların gerçekten yaşadıkları ileri sürülmüştür. (Metin And, Geleneksel Türk Tiyatrosu, İstanbul 1985 )
Bu söylentilerden birine göre; Sultan Orhan (hük.1239-1254) devrinde Bursa'da bir camii yapımında Karagöz demirci, Hacivat da duvarcı olarak çalışıyormuş. İkisi arasında her gün sürüp giden nükteli konuşmaları dinlemek isteyen işçiler, işlerini güçlerini bırakıp onların çevresinde toplanır, bu yüzden de yapım işleri ilerlemezmiş. Bunu öğrenen Sultan Orhan, Karagöz ile Hacivat'ı öldürtmüşse de, bir süre sonra iç acısı çekmeye başlamış; padişahın acısını dindirmek isteyen Şeyh Küşteri bir perde kurdurmuş, Hacivat'la Karagöz'ün deriden yapılmış tasvirlerini perde arkasında oynatıp onların şakalarını tekrarlayarak padişahı avutmuş. ( Çin söylentisinde, ölen karısına acınan imparator Wu'yu avutmak için perde arkasından bir kadın geçirme olayı ile bu Türk söylentisi arasındaki benzerlik, ayrıca dikkate değer.) (CevdetKudret,Karagöz,Ankara1968)
İkinci söylentiyi Evliya Çelebi'de buluyoruz: Ona göre, Efelioğlu Hacı Eyvad, Selçuklular çağında Mekke'den Bursa'ya gidip gelen Yorkça Halil diye tanınmış biridir. Bu yolculuklardan birinde kendisini Eşkıyalar öldürmüştür. Karagöz ise İstanbul Tekfuru Konstantin'in seyisi olup Edirne dolaylarında Kırk Kilise'den Kıpti Sofyozlu Bali Çelebi'ydi, yılda bir kez Tekfur kendisini Alaeddin Selçuki'ye gönderdiğinde Hacivat ile buluşup konuşurlardı. Hayal-i zıll sanatçıları onların söyleşmelerini gölge oyunu olarak oynatırlardı. Evliya'nın kendi çağından şöyle bir dört yüz yıl öncesinin olayları üzerine vereceği bilgi ne denli doğru olabilirse, bu söylenti de o denli güvenilebilir.Elde güvenilir bir kaynak olmadıkça Karagöz ve Hacivat'ın ne yaşadığı, ne de yaşamadığı yolunda bir sonuca ulaşabiliriz. Netekim günümüze dek Karagöz'ün gerçek veya yapıntı bir kişi olup olmadığına dair basında uzunca tartışmalar olmuş. Bu tartışmalardan birinde Filibeli Mithat Beyin Bursa Belediye Başkanı Muhittin Beye bir mektubu yayınlanmıştır.
Mektup sahibi 1333 yılında Hisar'daki Ortapazar medresesi kitaplığında, "Hayat ve menakıb-i Kara Oğuz ve Hacı Ehvad" adında bir kitabın bulunduğunu, sonra bir yangında yanmış olduğunu, Bursa'da Sahaflar Çarşısı'nda oturan kahveci Şeyh Hakkı Efendi'nin Karagöz'ün Orhaneli ilçesinde Karakeçili aşiretinden < Kara Oğuz > adını taşıyan bir köylü olduğunu söylediğini, fakat bu adın daha sonra < Kara Öküz > e çevrildiği, arkadaşı < Hacı Ahvad > ile birlikte düzenledikleri oyunların Şeyh Küşteri'nin ilgisini çektiğini ve ü "Karagöz"e çevirdiği ileri sürülmüştür.[12]
[1] SEVİLEN, Muhittin; Karagöz, Kültür ve Turizm Bakanlığı yay., Ankara, [2] A.g.e [3] AND, Metin; Geleneksel Türk Tiyatrosu, Bilgi Yay.,1969 [4] A.g.e sf 112 [5] A.g.e [6] ŞENER, Sevda; Cumhuriyetin 75 Yılında Türk Tiyatrosu, İş Bankası Kültür Yay., [7] SOKULLU, Sevinç; Türk Tiyatrosunda Komedyanın Evrimi, Kültür Bakanlığı Yay., Ankara,1993 [8] PEKMAN, Yavuz; Çağdaş Tiyatromuzda Geleneksellik, Mitos&Boyut Yay., [9] AND, Metin; Geleneksel Türk Tiyatrosu, Bilgi Yay.,1969 [10] TÜRKMEN, Nihal; Orta Oyunu, Milli Eğitim Bakanlığı Yay. , İstanbul, 1991 [11] KUDRET, Cevdet; Karagöz , Cilt I, Bilgi Yay. , 1970 [12] www.tiyatronline.com