Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 30 Temmuz 2016  Gösterim: 16.135  Cevap: 3

Otto von Bismarck

GusinapsE
11 Ekim 2006 14:04       Mesaj #1
GusinapsE - avatarı
Ziyaretçi

Otto von Bismarck

Ad:  oto fon bismark1.jpg
Gösterim: 187
Boyut:  37.5 KB

tam adı OTTO EDUARD LEOPOLD, BİSMARCK PRENSİ, BISMARCK- SCHÖNHAUSEN KONTU, LAUENBURG DÜKÜ
(d. 1 Nisan 1815, Schönhausen, Altmark, Prusya - ö. 30 Temmuz 1896, Friedrichsruh, Hamburg yakınları)
Sponsorlu Bağlantılar
Alman İmparatorluğumun kurucusu ve 1871-90 arasında ilk şansölyesi, 1862-73 ve 1873-90 dönemlerinde Prusya başbakanı olan devlet adamı.

İçerde baskıcı ve tutucu bir yönetim kurmuş, askeri ve diplomatik girişimleriyle Prusya’nın Avrupa’daki konumunu ve güvenliğini güçlendiren bir ittifaklar sistemi oluşturmuştur.

Gençliği.


Babası Prusya ordusunda subaylık yapmış bir Junker, annesi ise unvansız bir yüksek memurun kızıydı. Bismarck, okul çağma geldiğinde annesi ile birlikte Berlin’e yerleşti. Göttingen ve Berlin üniversitelerinde pek parlak geçmeyen hukuk öğreniminin ardından Prusya ordusuna girdi, Aachen’de adli kâtipliğe atandı. Disiplinsiz davranışları yüzünden üstlerince paylanmaya katlanamadığı için, bir yıl sonra ordudan ayrılarak kötüye giden aile yatırımlarının başına geçti. Annesinin etkisiyle Yaradancı olarak yetişmişti; bu yüzden Hıristiyanlığa karşı ilgisizdi. Ama bu yıllarda ilişkiye girdiği Pietist çevreden bir kızla evlenebilmek için koyu bir dindarlığa yöneldi.

1847’de yarı temsili bir organ olan Birleşik Meclis’e (Vereinigter Landtag) girdi. Burada mutlakıyetçiliğin ve reaksiyoner kesimin sözcüsü olarak sivrildi. Almanya’yı saran 1848 Devrimi’ni bastırmak için askeri önlemlere başvurulmasını savundu. Bu yüzden ne Frankfurt Ulusal Meclisi’ne, ne Berlin’de toplanan ilk Prusya Parlamentosu’na seçilebildi. Ordunun Berlin’i işgal etmesinden sonra, Prusya kralı IV. Friedrich’in ilan ettiği ve daha monarşist eğilimler taşıyan anayasa çerçevesinde oluşturulan İkinci Meclis’te yer aldı. Avusturya-Prusya işbirliğinden yana olduğu için, Friedrich’in prenslerle işbirliği yaparak Kuzey Almanya’nın öncülüğünü ele geçirme girişimine karşı çıktı. Prusya’nın, Alman Federasyonumun yeniden düzenlenmesini kabul etmesi üzerine, 1851’de temsilci olarak Federal Meclis’e (Bundestag) gönderildi.

Rusya ile Prusya’nın yardımı olmaksızın devrimle başedebileceğine inanan Avusturya’nın tepeden bakan tutumu, Bismarck’m görüşlerinde köklü bir değişikliğe yol açtı. Prusya’nın çıkarlarını temel alan gerçekçi bir siyaset benimsemesi ve Almanya’nın birliğinin sağlanmasında öncülüğü ele geçirmek için Avusturya’ya karşı dış güçlerle de ittifak kurması gerektiği sonucuna vardı. Kırım Savaşı ve Balkanlar konusunda Avusturya’nın desteklenmesine karşı çıktı. Bu sırada Friedrich’in delirmesi üzerine Wilhelm’in naipliği üstlenmesiyle Prusya’da yeniden liberal bir hava esmeye başlamıştı. Gerici çizgisiyle tanınan Bismarck, 1859’da Frankfurt’tan çağrıldı ve büyükelçi olarak Petersburg’a gönderildi.

Ocak 1861’de kardeşinin ölümü üzerine tahta çıkan I. Wilhelm, Landwehr adı verilen milisleri ortadan kaldırmak ve orduyu güçlendirmek için askeri ödeneklerin artırılmasını istedi. Liberallerin çoğunlukta olduğu Prusya Parlamentosu yalnızca bir yıllık artışı onayladı ve askerlik hizmeti süresinin indirilmesi yönünde bir tutum takındı. Alman İlerici Partisi adı altında örgütlenen liberaller, Kasım 1861 seçimlerinden daha da güçlenerek çıktı. Bu gelişmeler karşısında, Muhafazakârların başbakanlığa getirilmesini istediği Bismarck Mart 1862’de ülkeye çağrıldı. Wilhelm, Bismarck’ın Fransa ile ittifak düşüncesini ve Alman prensliklerini ortadan kaldırma tasarısını benimsemediğinden, onu bu kez Paris büyükelçiliğine atadı.

Başbakanlık dönemi


Askeri ödenekler konusundaki anlaşmazlığın bir bunalıma dönüşmesi, Wilhelm’i Bismarck’ın başbakanlığını kabul etmeye yöneltti. 22 Eylül 1862’de göreve başlayan Bismarck, bütçenin alt ve üst meclisler ile kralca onaylanması gerektiğine ilişkin anayasa hükmünün bir “boşluk” bıraktığını öne sürerek, anlaşma sağlanana değin hükümetin vergi toplayıp harcama yapabileceği gerekçesiyle ordu için istenen ödenekleri çıkarttı. Mecliste yaptığı ilk konuşmada büyük sorunların “kan ve demir” ile çözülebileceğini belirterek meclisi ikinci plana atan bir politika izlemeye başladı. Liberal çoğunluğun uzlaşma önerilerini sürekli geri çevirdi.

Avusturya’nın Frankfurt’ta bir temsilciler konferansı toplanması önerisi karşısında, doğrudan seçimle bir “Alman parlamentosu oluşturulması görüşünü ortaya attı. Bu gergin hava Federal Meclis’in Avusturya önerisini reddetmesiyle yatışır gibi oldu. Bismarck, 1863 başlarında Polonya’da patlak veren ayaklanmaya karşı Rusya’yı destekleyerek, dış politikadaki yönelimini belli etti. Wilhelm’in Frankfurt’taki Alman prensleri toplantısına katılmaması için bütün ağırlığını koydu, Avusturya’nın birleşme yönündeki bu önemli girişimini de boşa çıkardı. Bu arada Fransa ile ticari bir anlaşma imzaladı, bu anlaşmanın Prusya denetimindeki Gümrük Birliği (Zollverein) için de geçerli olmasını sağladı. Böylece Avusturya’yı ekonomik bakımdan Almanya’dan koparan önemli bir adım attı.

Nüfusunun büyük bölümü Almanlardan oluşan, Danimarka’ya bağlı Schleswig ve Holstein düklükleri sorunu bu sırada yeniden gündeme geldi. Bismarck, Ocak 1864’te Danimarka ile savaşmak üzere Avusturya ile ittifak anlaşması imzaladı. Savaştan yenik çıkan Danimarka, bu düklükleri Prusya ve Avusturya’nın ortak yönetimine bıraktı. Almanya ile Avusturya arasında Alman önderliği konusunda süregiden rekabet, Holstein’ın Avusturya’ya, Schieswig’in de Prusya’ya verilmesini öngören Gastein Antlaşması ile (1865) yeni bir uzlaşmaya bağlandı. Bismarck, III. Napoleon ile yürüttüğü görüşmeler sonunda Fransa’yı tarafsızlaştırdıktan sonra, Venedik karşılığında da İtalya’nın desteğini kazandı. Avusturya, Haziran 1866’da düklükler sorununu Federal Meclis’e getirince, Bismarck da Holstein’ı işgal ederek Alman Konfederasyonu’nun sona erdiğini açıkladı.

Bohemya’ya giren Prusya ordusu Avusturya ordusunu Königgrâtz’ın kuzeybatısındaki Sadowa’da kesin bir yenilgiye uğrattı. Bazı topraklarını alarak Avusturya’ya ders verme yönündeki isteklere karşı duran Bismarck, Avusturya’yı Almanya’dan bütünüyle dışlayan bir antlaşmayla yetindi. Main Irmağının kuzeyindeki devletler savaşta Prusya’ya karşı cephe almıştı; Saksonya dışında bu devletlerin tümü ilhak edildi. Öteki devletler ise Prusya’nın denetiminde yeni bir federasyon altında birleştirildi. Halkın seçtiği parlamentonun (Reichstag) yanı sıra, devletlerin atadığı temsilcilerden oluşan bir Federal Konsey (Bundesrat) kuruldu. Bu arada seçimlerden zayıflayarak çıkmış olan İlerici Parti’nin bölünmesinden yararlanan Bismarck, çoğunluğun oluşturduğu Ulusal Liberal Parti’nin desteğini kazanmayı başardı.

1866’dan sonra Bismarck’ın dış politikasının odağı Güney Almanya devletleri oldu. Önceleri Fransa ve Avusturya’nın müdahalelerine karşı bu devletlerde liberalizmin güçlü olmasına güvenen Bismarck, Prusya aleyhtarı Katolik dincilerin giderek Liberallere ağır basması üzerine bir ikilemle karşı karşıya geldi. Birleşme önerisiyle güneyli Liberallerin harekete geçmesi bütün Almanya’da liberalizmin güçlenmesi sonucunu verecekti. Hiçbir şey yapmaması durumunda ise, Avusturya ve hatta Fransa birliklerinin Main hattına dayanması kaçınılmazdı. Bismarck Prusya monarşisinin saygınlığını artırarak birleşme için gerekli zemini hazırlama yolunu seçti. Bu amaçla Hohenzollern hanedanını, kendisine sunulacak boş tahtları kabul etmeye yöneltti. Temmuz 1870’te Leopold’u İspanya tahtına oturtma girişimi Fransa’nın büyük tepkisine yol açtı. Bismarck’m olayları tırmandırmasına Fransa savaş açarak yanıt verdi. Güney Almanya devletlerinin de Prusya’nın yanında yer aldığı savaş sonunda, Fransa toprak kaybının yanı sıra yüklü bir tazminat ödemek zorunda kaldı. Bismarck bu elverişli koşullarda güneydeki Alman prenslerini bazı ödünler ve rüşvet karşılığında elde ederek, sonunda Almanya’nın birliğini gerçekleştirdi. Wilhelm Alman imparatoru olarak taç giydi.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 01:40


21 Eylül 2008 14:24       Mesaj #2
asla_asla_deme - avatarı
VIP Never Say Never Agaın

Şansölyelik dönemi


Alman halkının kahramanı haline gelen Bismarck, 21 Mart 1871’de prens unvanı alarak şansölyeliğe atandı. Devlet Meclisi’nde Ulusal Liberaller ile sıkı bir işbirliği yaparak ortaçağ kalıntılarını ortadan kaldırmaya yönelik bir dizi önemli adım attı. Ortak bir para sistemi ve bir merkez bankası kurdu. Tek bir ticaret hukuku ve medeni hukuk oluşturdu. Katolik haklarının savunucusu Merkez Partisi’ne karşı eğitimin devlet denetiminde olmasını öngören bir kültür savaşı (Kulturkampf) açarak yoğun bir mücadele yürüttü.
Ad:  oto fon bismark2.jpg
Gösterim: 143
Boyut:  40.7 KB

1871’den sonra Fransa’nın öç almaya kalkışmasından çekinen Bismarck, Avusturya ve Rusya ile yakınlaşmaya yönelerek 1873’te Uç İmparator Birliği’nin (Dreikaiserbund) oluşturulmasına ön ayak oldu. Daha çok monarşiler arasında bir dayanışmayı yansıtan bu birlik, giderek İngiltere’ye yakınlaşan Avusturya ile Rusya arasında Balkanlar ve Yakındoğu konusunda patlak veren çatışmayla sarsıldı. Doğu topraklarının Almanya için “bir Pomeranyalı askerin kemiklerine” bile değmediği kanısında olan Bismarck, iki devletin arasının açılmaması için çaba gösterdi.

Osmanlı Devleti’ne savaş açmaya hazırlanan Rusya’nın, Avusturya’yı tarafsızlaştırma yönündeki baskılarına karşı koydu. Rusya’nın Mart 1878’de OsmanlIlara ağır bir antlaşma dayatmasıyla savaş tehlikesi belirince, araya girerek Berlin Kongresi’nin toplanmasını sağladı ve kongreye başkanlık etti. Barışın mimarı olarak kendisine büyük saygınlık kazandıran bu olay, aynı zamanda yürüttüğü diplomasinin de bir dönüm noktası oldu. Ö zamana değin yansız kalarak Prusya’yı büyük devletler arasındaki çekişmeden uzak tutmayı temel alan Bismarck, bunu gelişmelerde etkili bir rol üstlenerek sağlamaya yöneldi. Avusturya’yı Balkanlar’da bir serüvenden alıkoymaya çalışmakla birlikte, Rusya’dan gelebilecek bir saldırıya karşı bu ülkeyi korumaya önem verdi. Wilhelm’in direnişini istifa tehdidiyle kırarak, 1879’da Avusturya ile bir ittifak antlaşması yaptı.

Bismarck bu sırada iç politikada da tutucu bir yola girmiş bulunuyordu. Bütçe açığını gidermek amacıyla dolaylı vergiler koymak istemesi, Ulusal Liberaller ile arasının açılmasına neden oldu. Bir süre sonra Wil- helm’e yönelik bir suikast girişimini bahane ederek Parlamento’yu dağıttı ve sosyalistlere karşı bir kampanya başlattı. 1879’da eski düşmanı Merkez Partisi ile uzlaşma yoluna gitti. Avrupa’yı sarsan tarım ürünlerindeki fiyat düşüşleri karşısında, temel dayanağını oluşturan tarım kesimini desteklemek amacıyla korumacılığa yöneldi. Başta demir ve çelik olmak üzere sanayi ürünleri için de gümrük duvarlarını yükseltti. Bu politika değişikliği Junkerler ile ortaklığı kabul etmeye hazır olan büyük sanayicilerin de desteğini kazandı. Böylece geri kalmış ülkelerin bir savunma aracı olan koruyuculuk, o dönemde en hızlı gelişen sanayi toplumu olan Almanya’da saldırgan bir içerik kazandı.

Bismarck’m bu manevrası serbest ticaret yanlısı Ulusal Liberallere büyük darbe vurdu. Tabanı giderek İlerici Parti’ye kayan Ulusal Liberaller zamanla küçülerek azınlık durumuna düştü. Bu partinin yerine yeni bir siyasal dayanak oluşturmayan Bismarck, İlerici Parti ve Sosyal Demokratlara karşı mücadelede pek güvenilir olmayan Merkez Partisi ile işbirliğine gitmek zorunda kaldı. Bu nedenle, kitleleri korkutmak için sürekli olarak düş ürünü iç ve dış tehditler ortaya atma yoluna gitti. Sosyal Demokratların tabanını eritmek amacıyla, Avrupa’da ilk kez işçiler için sağlık ve kaza sigortası kurarak emekli aylığı sistemini getirdi.

Bismarck’m 1879’da Avusturya ile imzaladığı antlaşma, Rusya’yı bütünüyle gözden çıkarmayı amaçlamıyordu. Avusturya Liberallerin iktidara geldiği İngiltere’den uzaklaşınca, Haziran 1881’de Üç İmparator Birliği yeniden oluşturuldu. Bismarck, Rusya’ya derin bir güvensizlik duyan Avusturya’ya güvence'vermek için 1882’de İtalya’yı da içine alan bir Üçlü İttifak imzaladı. 1884’te ilk kez sömürgeler mücadelesine el atarak bir yıl gibi kısa bir sürede Almanya’nın Kamerunlar, Güneybatı Afrika, Doğu Afrika ve Yeni Gine’nin bir bölümünü almasını sağladı. Seçimlere malzeme sağlama ve Hamburglu büyük tüccarların desteğini kazanma kaygısından kaynaklanan bu girişimin bir başka nedeni, Alsace-Lorraine’e göz diken Fransa’ya, dünyanın öteki yerlerinde İngiltere’ye karşı işbirliği yapma önerisinin iki ülkeyi birbirine düşürmeye yönelik bir aldatmaca olmadığını göstermekti. Bismarck 1886’da bu kez Fransa’da yükselen intikamcılık akımını ustaca abartarak, mecliste kendisine tam destek sunacak bir çoğunluğun oluşmasını sağladı.

Bismarck’ın asıl kaygısı Rusya Ve Avusturya arasında bir çatışmanın patlak vermesiydi. İki ülkeyi Balkanlar’ı paylaşma konusunda uyuşturanı ayınca, Avusturya’yı İngiltere ve İtalya ile Yakındoğu’da statükoyu korumaya yönelik anlaşmalar yapmaya yöneltti (1887). Bu arada kendisi Rusya ile gizli bir antlaşma yapma yoluna gitti. Görüşmelerde Rusya’nın Avusturya’ya saldırması durumunda bu ülkeye yardım edeceğini bildirince, Ruslar da Almanya’nın Fransa’ya yönelik bir saldırısında tarafsız kalmayacaklarını belirttiler. Bu istisnalar dışında genel bir tarafsızlığı öngören İkili Güvence Antlaşması, Yakındoğu’da bir ölçüde rahatlayan Rusya’nın dikkatini Avrupa’ya yöneltmesine yol açtı. Bu sırada Almanların Rus tahılına karşı gümrük duvarlarını yükseltmesi, Rusya’daki büyük toprak sahipleriyle sürtüşmelere neden oldu. Bismarck Alman para piyasasını Ruslara kapatınca, Ruslar borç için Fransa’ya dönmek zorunda kaldılar.

Mart 1888’de I. Wilhelm’in ölmesi üzerine Alman tahtına liberal görüşleriyle tanınan III. Friedrich çıktı. Gerekli önlemleri almış olan Bismarck, ölmek üzere olan imparatorun çevresini kuşatarak, liberal siyasetçilerle ilişkiye girmesini önledi. Üç ay sonra Friedrich’in yerine geçen II. Wilhelm’i kolayca avucuna alabileceği kanısındaydı. Oysa içerde sendikalara özgürlük vererek Sosyal Demokratlarla uzlaşmaktan ve Almanya’nın Yakındoğu’daki ekonomik mücadelede daha büyük bir pay alması için dışarda Rusya’ya karşı İngiltere ile ittifak kurmaktan yana olan yeni imparator, denetimi kendi eünde toplamakta kararlıydı. Bismarck bu politikayı destekliyormuş görünerek, ortaya çıkabilecek bir karışıklıkta duruma el koyma fırsatını kollamaya başladı.

Beklenen bunalım, 1890’da süresi biten antisosyalist yasaların yenilenmesi konusunda patlak verdi. Muhafazakârlar yasaların hiçbir değişiklik yapılmaksızın uzatılmasını savundular. Ulusal Liberaller bazı küçük değişikliklerle yeni bir yasa tasarısı üzerinde diretince, muhalefetin desteğiyle yasanın çıkmasını engellediler. Meclisin dağıtılmasından sonra yapılan seçimlerde İlerici Parti, Sosyal Demokrat Parti ve Merkez Partisi güçlü bir çoğunluk elde ederken, Bismarckçı partiler yenilgiye uğradı. Bismarck, askeri bir darbe yoluyla genel seçimleri kaldıracak ve meclisin yetkilerini daraltacak yeni bir anayasa oluşturulmasını önerdi. II. Wilhelm bu plana karşı çıkınca, onu hükümetten soyutlamak amacıyla, başbakanın bilgisi olmaksızın bakanların imparatorla görüşemeyeceğine ilişkin 1852 tarihli bir genelgeyi ortaya sürdü. Ayrıca bakanları ortak bir istifa tehdidine bulunmaya çağırdı. Ama 1886’da dışişleri bakanlığına getirmiş olduğu oğlu Herbert dışında hiçbir bakandan destek görmedi. 18 Mart 1890’da II. Wilhelm istifasını istedi.

Son yılları


Şansölyelikten alındıktan sonra Wilhelm’i gözden düşürmek için her araca başvuran Bismarck, önce krala karşı demokratik kamuoyunu harekete geçirmeyi denedi. Ama Alman halkı, yaşamı boyunca demokratik istemleri bastırmış olan Bismarck’ın bu oyununa gelmedi. Dahası sol partiler, 1895’te 80. yaşgünü dolayısıyla Parlamentomun Bismarck’a kutlama göndermesine engel oldu. Bundan sonra yeniden aşırı sağcı kişiliğine bürünen Bismarck, Rusya ile ilişkilerin bozulduğunu göstermek için, yasaları çiğneme pahasına İkili Güvence Antlaşmasının metnini yayımladı. Bu arada, tarihsel değeri tartışma götürmekle birlikte büyük edebi değer taşıyan Gedankerı und Erinnerungen'i {Düşünceler ve Hatıralar, 1952-55; 1965-68) yazdı. Ölmeden önce mezartaşına “İmparator I. Wilhelm’in Gerçek Bir Alman Hizmetkârı” yazılmasını vasiyet etti.

Değerlendirme. Bismarck büyük bir siyaset dehası olmakla birlikte, yapıcı bir devlet adamında bulunması gereken geleceğe güven duygusundan yoksundu. Bütün politikalarının temelinde, çökmesi kaçınılmaz olan eski düzeni demokratik güçlerin gelişmesine fırsat tanımadan yeni kurumlarla donatarak ayakta tutma amacı yatıyordu. Siyasetin “bir olanaklar sanatı” olduğu ilkesini dış ilişkilerde büyük ustalıkla uygulayan Bismarck, Berlin Kongresi’ni izleyen barışçı dönemin başlıca mimarı oldu. Büyük devletleri birbirine karşı kullanmaya dayalı bir denge siyaseti izlerken, Avrupa’ya egemen olma özleminden titizlikle kaçınmış ve savaşı yalnızca diplomasiyi destekleyen bir araç olarak görmüştü.

kaynak: Ana Britannica

Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 01:41
Narzhul
20 Aralık 2015 01:29       Mesaj #3
Narzhul - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  oto fon bismark3.jpg
Gösterim: 230
Boyut:  55.0 KB

Otto von BISMARCK


(1815-1898)
Bismarck 19. yüzyılda yaşamış önemli bir Al­man devlet adamıdır.

Siyasete atıldığında, Almanya ayrı ayrı devletlere bölünmüştü. Bismarck'ın amacı bu devletleri tek bir ulus halinde birleştirerek Avrupa'nın büyük güçle­rinden biri yapmaktı. Yeni Almanya'yı "kan ve demir"le kuracağını söyleyen Bismarck'ın tutumu katı ve acımasızdı. Bu yüzden ona "Demir Şansölye" (başbakan) dendi.

Bismarck, Junker denilen toprak sahibi, zengin, kuşaklar boyu askerliği meslek edin­miş Prusyalı bir aileden geliyordu. Göttingen ve Berlin üniversitelerinde hukuk okuduktan sonra devlet hizmetine girdi. Uygulanan di­siplin ve kurallardan hoşlanmadığı için 25 yaşında işini bıraktı ve babasının mülkünü yönetmeye başladı.

Bu sakin yaşamı çok sürmedi. 1847'de Prusya Birleşik Meclis'i (parlamento) üyeliği­ne seçildi. Bu sıralarda tüm Avrupa halkları, eski yönetim biçimlerinin değişmesini isteme­ye başlamıştı. Krallar ile egemen sınıfı oluştu­ran soyluların buyruklarını sorgusuz sualsiz uygulamak yerine, yönetimde söz sahibi ol­mayı ve ülkelerini yönetecek kişileri seçebil­meyi istiyorlardı. Bismarck bu yeni düşüncelere karşıydı; aşırı tutucu olduğu için, ne pahasına olursa olsun eski yönetim biçimini korumaktan yanaydı. Almanya'yı sarsan 1848 Devrimi'ni asker zoruyla bastırmayı savunu­yordu.

Bismarck, Birleşik Meclis'e girdikten son­ra, Almanya'nın siyasal yaşamında etkili ol­du. Gerici tutumundan ötürü, bir süre ülke­den uzaklaşmasını sağlamak için, 1859'da Rusya'ya, 1862'de de Fransa'ya büyükelçi olarak atandı. Bu sırada Prusya'nın yeni kralı I. VVilhelm orduyu kralın mı yoksa meclisin mi yönetmesi gerektiği konusunda meclisle çatışmaya girmişti. 1862'de kral, Bismarck'ı Prusya başbakanlığına atadı. Bismarck, baş­bakan olur olmaz vakit kaybetmeden meclisi dağıttı ve ülke yasalarının kendisine, meclise danışmadan orduyu yönetme yetkisini verdi­ğini ileri sürdü. Bismarck, kral otoritesinin üstünde bir güç tanımamaya kararlıydı. Prusya Almanya'nın önderi, Almanya ise Av­rupa'nın en önde gelen ülkesi olacaktı.

Almanya'nın Birliği


Bismarck'ın ilk işi, 1864'te Danimarka'ya karşı açtığı savaşta Avusturyalılara yanına almak oldu. Sonuçta, önceleri Danimarka kralınca yönetilen Schlesvvig ve Holstein dük­lükleri, Prusya ile Avusturya'nın egemenliği altına girdi. 1866'da bir anlaşmazlığı bahane eden Bismarck, Avusturya ile de savaşa tutuştu. Yedi hafta süren bu savaştan sonra yenilen Avusturya, Prusya'nın tartışılmaz ön­derliğindeki Kuzey Alman Konfederasyo­numdan çıkarıldı.

Bundan sonraki aşama, güneydeki Alman devletlerini de Prusya'nın denetimi altına almaktı. Bunu sağlamak için Bismarck, Fran­sa ile bir çatışma nedeni yaratmaya çalıştı. Böylelikle, Prusya'nın tüm Alman devletleri­nin savunucusu ve önderi durumuna geleceği­ni umuyordu. Aradığı fırsat 1870'te çıktı. Fransa Kral Wilhelm'den, Alman kral ailesi Ffohenzollernler'in başı olarak, İspanya tahtı üzerindeki haklarından vazgeçmesini istedi. Kral VVilhelm buna karşı çıktı; böylece Bis­marck'ın istediği olmuş, Fransız ve Alman hükümetleri çatışma ortamına sürüklenmişti. Güney Almanya devletlerinin de Prusya'nın yanında yer aldığı savaşta Fransa yenildi. Topraklarının bir bölümünü yitirdikten sonra savaş tazminatı ödemek zorunda kaldı

Bismarck'ın, Prusya egemenliğinde güçlü bir Almanya kurma düşü tümüyle gerçekleşti. Prusya Kralı VVilhelm, 1871'de Alman impa­ratoru olarak taç giydi. Bismarck başbakanlı­ğa getirildi ve kendisine prens unvanı verildi.

Bismarck, artık savaşmak istemiyordu. Var gücüyle yeni Almanya'yı güçlendirmeye ve zenginleştirmeye girişti. Almanya, Avus­turya ve Rusya arasında, Üç İmparator Birliği diye bilinen anlaşmayla barışı korumaya çalış­tı. Bu girişimin, Fransa'yı Almanya'dan öç alma savaşına girmekten caydıracağını ve Avusturya ile Rusya'nın çatışmasını önleyece­ğini umuyordu. Tüm çabalarına karşın, büyük güçler arasında tartışmalar ve sorunlar sürdü; yeni bir savaş çıkmadıysa da, Rusya ve Avrupa'nın öbür ülkeleri gittikçe Almanya'ya güvensizlik duymaya başladılar. 1882'de Bis­marck Prusya'yı, Avusturya ve İtalya ile Üçlü İttifak'ta birleştirdi.

Ülke içinde, Bismarck siyasi partileri bir­birlerine düşürerek, güçlerini kralın egemen­liğine karşı birleştirmelerine engel oldu ve imparatorun egemenliğini sürdürmesini sağla­dı. Aynı zamanda, bazı yeni kazanımlar sağlayarak halkın hoşnutsuzluğunu giderme­ye çalıştı. Örneğin, işçilere hastalanıp işe gidemediklerinde ödeme yapılmasını öngören bir sağlık sigortası sistemi başlattı, ama hükü­mette söz sahibi olmalarına asla izin vermedi. Almanya'yı güçlü bir devlet yapma amacında ise başarılı oldu. Almanya'nın ticareti ve sanayisi gelişti; güçlü bir ordu kuruldu.

1890'da yeni İmparator II. VVilhelm, gerek iç gerek dış siyasette Bismarck'ı çok tedbirli bulduğu için istifa etmeye zorladı ve Bismarck görevinden ayrıldı.

Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica
Son düzenleyen Safi; 30 Temmuz 2016 01:41
30 Temmuz 2016 01:38       Mesaj #4
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Otto Von BİSMARCK

Ad:  oto fon bismark4.jpg
Gösterim: 119
Boyut:  38.0 KB

(prensi) ya da asıl adıyla, von Bismarck-Schönhausen, alman devlet adamı
(Schönhausen 1815 - Frıedrichsruh 1898).

Kendini toprağıyla uğraşmaya vermiş eski bir subayın oğludur. Genç Bismarck'ın çocukluğu, altı yaşından on iki yaşına kadar Berlin'de yatılı bir okulda, sıkı disiplin altında geçti. Gençliğindeyse Göttingen ve daha sonra Berlin üniversitelerinde öğrenci olarak, oldukça serbest bir ortamda yaşadı. 1835'te hukuk öğrenimini tamamladı ve 1836'da yöneticilik yaşamına atıldı. 1839’da annesinin ölümüyle yöneticilikten ayrılarak Pomeranya'ya yerleşti ve bir kırsal bölge soylusu olarak yaşamını sürdürdü, tarıma büyük ilgi duydu ve 1847'de evlendi.

Aynı yıl Prusya Landtagı’na seçildi. Alman ulusu düşüncesinden çok Prusya devleti düşüncesine bağlı olan bu junker, mecliste gerici bir siyaseti savundu ve mart 1848 devrim hareketlerinin ardından karşıdevrimin hizmetine girdi. Frankfurt diyet meclisi'nde Prusya’yı temsil etti. Bu meclisin güçsüzlüğünü sergiledi ve Avusturya'yı’meciisin dışında bırakmak istedi (1851-1859). Petersburg (1859-1862) ve Paris'te (1862) büyükelçilik yaptı; bu başkentlerde yararlı dostlar edindi.
Roon askeri reformunun gerektirdiği krediler konusunda Landtag'da yeterli oyu elde edemeyen Wilhelm I tarafından telgrafla Berlin'e çağrıldı. 20 eylülde Berlin'deydi; 23 eylülde devlet bakanı, bir ay sonra da başbakan ve dışişleri bakanı oldu.

Landtag hiçe sayılmış, krediler onaylanmış, askeri reform gerçekleştirilerek Prusya’ya iyi eğitilmiş 300 000 kişilik bir ordu kazandırılmıştı. Bismarck, Prusya devletinin otoritesini güçlendirdi, ancak kurduğu sistemle liberallerin derin nefretini kazandı. 1862'den başlayarak kralla Bismarck arasında, hükümdarın 1888 yılında ölümüne değin sürecek etkili bir işbirliği kuruldu.

Bismarck, alman birliğini 1864-1871 arasında, iki aşamada gerçekleştirdi. Önce Avusturya’yı saf dışı bıraktı: Düklükler savaşı (1864); Gastein sözleşmesi (1865). Bu sözleşmeye dayanarak diplomasi yoluyla tecrit etmeyi başardığı (Biarritz buluşması, ekim 1865; İtalya ile antlaşma, nisan 1866) Flabsburglar ile savaş çıkardı. Prusya'nın kazandığı Sadovğ zaferi (3 temmuz 1866) sonunda yapılan Prag antlaşması ile (23 ağustos 1866) Avusturya, Almanya konfederasyonu'nun dağıtılmasını, kendisinin ve Main'ın kuzey kesiminin dışarıda bırakıldığı bir Kuzey Almanya konfederasyonu kurulmasını kabul etti; Prusya'nın denetimi altına girecek konfederasyon, ayrıca üç Danimarka dukalığıyla Avusturya'yı desteklemiş olan Kuzey-batı Almanya devletlerini (Flannover) Hessen-Nassau ve Hessen-Darmstadt, Frankfurt-am-Maın) kendisine katma hakkını elde etti, ikinci aşamada, daha 1866'da alman birliği girişimini tamamlamasına izin vermeyen Fransa'yı, bu ülkenin Main'ın güneyindeki devletleri topraklarına katmasını engelleyerek saf dışı bıraktı.

Bu konuda en büyük yardımcısı da Napoleon III oldu; Bismarck ile pazarlığa girerek Ren'in sol kıyısına, Belçika'ya ve Lüksemburg'a dokunulmaması karşılığında tarafsız kalacağını bildiren (bahşiş siyaseti) Napoleon III, Avrupa'nın kendisine güvensizlik duymasına, Almanya'da, Fransa aleyhine milliyetçilik duygularının canlanmasına yol açtı. Bu gizli pazarlıkların yabancı basına ustaca sızdırılması ve daha sonra, temmuz 1870'te, Hohenzollernler’in ispanya tahtına aday gösterilmesi konusunda Ems telgrafının kurnazca kısatılması (değiştirilmesi değil) sonucunda Fransız-Alman savaşı patlak verdi. Bu savaşı Roon ve von Moltke kadar Bismarck da arzuluyordu. Zaferle sonuçlanması durumunda bu savaş, Almanya'ya, Main'ın güneyindeki devletleri topraklarına katma olanağını verecek ve Fransa’dan kopartılıp alman devletlerinin bölünmez parçası haline getirilecek bir imparatorluk toprağı (Alsace-Lorraine) yaratarak alman birliğini pekiştirecekti.

Versailles sarayı'nın Aynalı salonu'nda VVilhelm I adına, II. Reich'ın kurulduğunun ilan edilmesi (18 ocak 1871) ve Frankfurt antlaşması (10 mayıs 1871), Bismarck’ın düşlerini gerçek yaptı.

Alman birliği sağlandıktan sonra Bismarck, bu birliğin güçlendirilmesi çalışmalarına girişti. Bunu, önce anayasal açıdan (Kuzey Almanya konfederasyonu'na Main’ın güneyindeki devletlerin kabul edilmesi, imparator ve başbakanın yetkilerinin artırılması), sonra mali (markın imparatorluk bankası tarafından tedavüle çıkarılması (1875] ve bunun 5 milyar altın frank tutarındaki savaş tazminatıyla kolaylaştırılması), hukuki (medeni usul ve ceza usulü yasaları, 1872-1876), askeri (askerlik yükümlülüğünü yedi yıla çıkaran yasa, 1874) ve düşünsel açılardan (ulusal azınlıkların germenleştirilmesi) gerçekleştirdi.

Ancak, otoriter tutumu yüzünden güçlü bir muhalefetle karşılaştı; hemen ustaca oportünist bir tavır alarak bu muhalefeti kırmaya çalıştı. Kişisel durumu, (Alman imparatorluğu başbakanı ve Prusya meclisi başkanı olması) kendisine olağanüstü hakemlik konumu sağlamakla birlikte, nispeten liberal bir meclis (genel oyla seçilmiş imparatorluk Reichstag'ı) ve çok tutucu bir başka meclisle (sınıf esasına göre seçilmiş Prusya Landtagıjuğraşmak zorunda kalması, işini güçleştiriyordu.

ilk dönemde (1871 -1878)


koruma sisteminden yana olan tutucularla (Bismarck serbest değişimden yanaydı) Merkez par- tisi’nde VVİndthorst’un çevresinde toplanan katoliklerin çifte muhalefetiyle karşılaştı. Bunlara karşı, alman katoliklerıyle polonyalı, alsacelı, lorraineli katolikler arasında çıkabilecek ve alman birliğine engel oluşturabilecek herhangi bir çatışmayı önlemek amacıyla Kulturkampf'ı uyguladı (sivil devleti laikleştiren, tarikat topluluklarını ortadan kaldıran mayıs yasaları, vb.).

ikinci dönemde (1878-1890)


gerek iktisadi, gerekse siyasal nedenler (Prusya tarımının korunması, 1877’de 12 sosyalist milletvekilinin meclise girmesi) Bis- marck'ı siyasetine yeni bir yön vermeye zorladı. Tutucu çiftçileri memnun etmek için serbest değişim sisteminden vazgeçti (1879 yasası), ancak bu kez de sanayicileri ve Ulusal liberal parti’yi karşısına aldı. Sosyalistleri alt etmek için Merkez partisi ile anlaşma arayışına girdi (mayıs yasalarının yürürlükten kaldırılması); bir yandan sosyal demokratlar üzerinde bir baskı siyaseti uyguladı (1878 istisna yasaları), öte yandan da işçi kitlelerine birtakım haklar verdi ve bir devlet sosyalizmi gerçekleştirdi (zorunlu sigortalara ilişkin toplumsal yasalar, 1883-1889). Bununla birlikte, sosyalist oyların artmasını engelleyemedi: 1881'de 312 000 olan bu oyların sayısı, 1890'da 1 427 000’e yükseldi.

Alman birliğinin tamamlanması için her şeyden önce barışı korumanın gerekliliğine inanan başbakan, Fransa'ya karşı zaman zaman yeniden güç kullanma tehdidinde bulunmakla birlikte (1874 ve 1875 uyarıları, 1887’de Schnaebele olayı) gerçekte, Fransa'nın kalkınmasını geciktirmekten, onu tecrit etmekten ve sömürge siyasetini destekleyerek Alsace-Lorraine konusunda bir gün karşı harekete geçme tutkusunu yok etmekten başka bir şey düşünmüyordu. Fransa ile Rusya'nın anlaşması durumunda iki cephede birden gireceği bir savaş olasılığını göz önüne alarak, Fransa’ya karşı, hem Avusturya-Macaristan, hem de Rusya ile ittifak kurmaya dayanan karmaşık, ama etkili bir sistem oluşturdu.

Balkanlar'da birbirleriyle rekabet halinde olan bu iki devletle dostluğunu sürdürmesi ve bu ülkelere, genellikle, bir diğeri için uzlaşmaz hükümler içeren antlaşmalarla bağlı olmasında gösterdiği ustalık, Bismarck’ı, uluslararası siyasetin ünlü arabulucusu durumuna getirdi. Ruslar’ın Balkanlar'da uyguladığı panslavcılık akımını durdurmayı başardığı Berlin kongresi (1878) ile Berlin konferansı’nda (1884-85) Avrupa devletlerinin Afrika’daki nüfuz bölgelerinin sınırlarının saptanmasında yaptığı yönlendirme, onun bu uluslararası niteliğini kanıtladı.

Bismarck’ın, bu atak siyaseti uygularken gösterdiği otoriter tavır, bundan memnun olmayanların sayısını da hızla artırdı. Başbakanın isteklerine her zaman boyun eğen, etki altında çok çabuk kalan bir imparator olan Wilhelm l’in ölümü, liberal Friedrich lll'ün çok kısa süren (mayıs-haziran 1888) hükümdarlığından sonra, Bismarck'a kuşkusuz hayranlık duyan, ama bir yandan da devlet yönetimini bir an önce eline almak için sabırsızlanan genç Wilhelm ll'nin tahta geçmesi, Bismarck'ın düşmesine yol açtı. Bunun birçok nedeni vardı: sosyalist partinin sürekli gelişmesi, birbiriyle bağdaşmayan ittifak antlaşmaları yapılmış olması, Bis marck’ın, başbakanlığı oğluna devretmek istemesi ve son olarak da, imparatora haber vermeden, parti liderlerini evinde kabul etme ihtiyatsızlığını göstermesi, imparatorun bu konuda bir sitemi üzerine Bismarck, istifasını gönderdi; Wilhelm l’in yaptığı gibi yeni hükümdarın da bunu kabul etmeyeceğini sanıyordu. Flesabı yanlış çıkınca Varzin’deki (Pomeranya) topraklarına çekildi. Burada son yıllarını, 1894’teki gürültülü barışmaya rağmen, Hamburger Nachrichten'öe imparator ve yeni yöneticileri yeren birçok makale yayımlayarak ve Anılar'ını yazarak geçirdi.

Kaynak: Büyük Larousse


Daha fazla sonuç:
Otto von Bismarck

Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç