Arama

Şiirde söyleyiş ve ses anlamı nasıl etkiler?

En İyi Cevap Var Güncelleme: 11 Aralık 2008 Gösterim: 12.302 Cevap: 2
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Ziyaretçi
11 Aralık 2008       Mesaj #1
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
şiirde söyleyiş ve ses anlamı nasıl etkiler
EN İYİ CEVABI Keten Prenses verdi
Her sanat dalının, kendine has bir malzemesi var. Müzikte nota, resimde boya, ve şiirde ise, kelimelerle “güzel şekiller” kurmaya çalışırız. İlk önce, şiirin, “fikirlerle değil, kelimelerle” yazıldığını kabul etmeliyiz; yalnız, fikir ve manayı bu kelimeler arkasına saklamamız gerektiği gerçeğini de göz ardı etmeden.. En amiyâne tabirle dil, duygu, düşünce ve hayallerimizi aktarmakta kullandığımız, canlı bir vasıtadır. Şiir ve dil meselesine geçmeden önce, bu çağda, dilimizin düşürüldüğü kötü durumdan bahsetmeyi gerekli görüyorum. Her şeyden önce dilin, bizim için önemini kabul etmek lazım. Kültürümüzü, geleneğimizi ve benliğimizi, dilimiz sayesinde koruduğumuz gerçeğini unutmamalıyız. Bugün “sal”lı “sel”li bir uydurmacılık ve yabancı kelimelere karşı duyulan hayranlık, her geçen gün artıyor. İnanın ki, insanlarımız ve şairler, bu konunun ciddiyetini anlasalar, başta kendilerine ve dilimize verdikleri zararı bilseler, bu yanlışlardan bir an önce döneceklerdir. Burada, suçlu sadece insanlarımız değildir; bu bilinci okul sıralarında gençliğe kazandıramayanlarla beraber, sistem de suçludur. Zaten okumayan ve çabuk etki altında kalan bir milletiz; ne medyamız ne de basınımız, bu konuya çok fazla duyarlı değil. Başta şairlerimiz bu işin ciddiyetini anlarlarsa, Türkçe adına geleceğe umutla bakacağım.

Reklamlar
Yazı ve konuşma dili hususunda geçerli olan telaffuz şekli, “İstanbul ağzı”dır. Ama bakıyorum ki, hem şairlerimiz hem de insanlarımız, bu konuşma şeklini- belki de bilmeden- bir bölgeye ait, mahalli ağızlara çevirmeye çalışıyor. Dilde söyleyiş birlikteliği, önemli bir husustur ve bunun göz ardı edilmesi, “aman, ne olacak canım” diyerek, meseleyi basitmiş gibi algılamak, gaflettir. İnsanlarımızı bir tarafa bırakalım, söylemde ve anlamda dilimizi güzelleştirmekle yükümlü şairlerimizin, dili yanlış kullandıklarını ve imla hatası yaptıklarını gördükçe, hem şairlik mefhumu hem de Türkçemiz adına üzülüyorum. Hatalarla dolu şiir kitaplarını gördükçe, şairlik iddiası ile yola çıkanların, bırakın şiiri bilmelerini, Türkçeyi bile kurallarıyla bilmeyişleri karşısında, diyecek kelime bulamıyorum. Dil konusuna ciddiyetle eğilmeyen kişilerin- kimse kusura bakmasın- ama şairliğinden şüphe ediyorum.

Bir milleti bir arada tutan faktörlerin başında dil gelir. Bir milleti yıkmak istiyorsak, her konuda- sanatta, inançta, tarihte ve anlamda birlikteliği sağlayan-dillerini bozmak yeterlidir. İşte, şiir ciddi bir iştir derken, bunu sadece şiir yazma anlamında değil, dil açısından da düşünerek söylüyorum. Şair dediğimiz kişinin, dili en güzel şekilde kullanması, işlemesi ve kurallarıyla bilmesi lazım. Hele de bu yanlışı, “dil” konusunda, eğitim almış birinin yapmasını, affedilmez bir hata olarak değerlendiriyorum. “Yürüyen Merdiven 3”adlı şiir antolojisinde, “Pırasa Köftesi” adıyla yer alan şiirin şu mısraını: “Sana bıkamıyorum pırasa köftesi”, böyle bir hata olarak görüyorum. İnanın ki, şairleri işledikleri dil suçlarından dolayı cezalandırsak, halihazırda bulunan cezaevlerine yenilerini eklemek gerekecektir. Aslında, dili korumak için, meclisin bazı kanunlar çıkarması gerektiğini düşünüyor ve bir kitabın basılabilmesi için, içinde hem dizgi, hem de Türkçe adına bir hatanın olmaması gerektiğine inanıyorum.

Hedefimiz, “büyük şair” olmaksa, bunun için dilimizi çok iyi tanımalıyız. N. Sami Banarlı, büyük şairi, “milletin dilindeki güzel sesi duyan ve duyuran insan” şeklinde tanımlamaktadır. Şair olabilmek için dil kadar, geleneği de bilmemiz gerek. Dilimiz içersinde bulunan ve kök itibariyle Arapça, Farsça ve… gibi kelimeleri, hâlâ kullanmayalım, dilden atalım diyenleri, Mehmet Kaplan’ın, Alain’den aktardığı şu söz üzerinde düşünmeye dâvet ediyorum:” Aslanın vücudu yediği hayvanlardan mürekkeptir.”

Şiirlerimizi güçlü kılacak olanların başında, kelimelerin ses ve mana uyumu gelir. Eğer Türkçenin güzelliğini görebilsek ve musikisini duyabilsek, konuşurken bile ondan zevk alırız. Hani bazı şairler, bazı kelimeleri çokça kullanır ya, bunun anlamdan ziyade sesle ve şairin gönlüyle alakası olduğunu düşünüyorum. Kelimelerin, bizlere bir şeyleri anlatırken, çağrışımlara yol açan ve kişiden kişiye göre değişen bir duygu dünyası vardır. “Gökyüzü”, “akşam” … gibi mefhumların, mana yönünden başka, bize aksettirdiği bir de duygu yönü var. Şiir yazarken şair, bunları da düşünmelidir..

Kelime hazinesi hususunda, dile hakim olabilmek için, kelime dağarcığımızı devamlı geliştirmeliyiz. Şiirde asıl önemli olan, neyi, nasıl anlattığımızdır. Türkçeyi bir deryâya, kelimeleri de, onun içinde yaşayan balıklara benzetirsek; bütün cömertliğini bize gösteren deniz karşısında, hep aynı balıkları tutmakta ısrar etmenin bizi tekrara düşürdüğünü ve gereksiz laf kalabalıklarının şiirimize zarar verdiğini görürüz. Dili bilinçli kullanırsak, araştırma ve düşünme neticesinde, kelimelere zamanla hükmedeceğimizi unutmamalıyız. Böyle yapmaz ve kelimelerin ses ve anlam güzelliğini ön plana çıkarmazsak, şiirden bahsetmemiz, beyhûde bir uğraş olur. İşte bu yüzden, günümüzde şairden çok “manzume” yazarı var.

“Bu dil ağzımda annemim sütü gididir” diyen Yahya Kemal’in, Türkçeye ve şiire gösterdiği itinanın aynısını, biz de göstermeliyiz. Şair, dile karşı borçlu olan kişidir ve bu borcu yazacağı güzel şiirler ile ödemek zorundadır. Özellikle bu devirde, Türkçe üzerinde hassasiyetle durmalıyız ve bilmeliyiz ki, dili doğru şekilde kullandığımız ve dilin inceliğine vardığımız zaman, Türkçe, kapılarını, muhakkak biz şairlere açacaktır.

Peki, şiirde Türkçeden nasıl yararlanılabilir? Neler yapabiliriz? Bu sorularının cevabına gelince, bu konuda bilinmeyen bir şeyi ortaya koyacağım sanılmasın. Türkçe açısından bilinen birçok özelliği, şiir için bir araya getireceğim. Bu noktalara dikkat ettiğimiz ölçüde, şiirlerimizin daha da güzelleşeceğine inanıyorum.
1-Şiirlerimizde dolaylı ama etkileyici anlatımı kullanmalı; gerektiği yerde, deyim ve atasözlerinden yararlanmayı bilmeliyiz.


“Ben toprak oldum yoluna Hem öyle olur hem böyle
Sen aşurı gözetirsin Hem kara olur hem ak.
Şu karşıma göğüs geren Hem davul çal hem rebâp
Taş bağırlı dağlar mısın?”( Yunus Emre) Oh ne âlâ memleket
“NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP”(Semih Sergen)

2-Şiirimizi kurarken, hem ses hem de anlam özelliklerinden yararlanmak lazım. Anlamla beraber, imge oluşturabilecek, alışılmamış bağdaştırmalardan da yararlanırsak, şiirimiz etkileyici bir söyleme kavuşur.

“Bu emel gurbetinin yoktur ucu “Gördüler aynada bir gizli cihân
Daima yollar uzar, kalp üzülür” Ufku çepçevre ölüm servileri”
( Mehlika Sultan-Yahya Kemal Beyatlı) ( Mehlika Sultan-Yahya Kemal Beyatlı)

3- Kelimelerin gerçek anlamlarının yanında yan ve mecaz anlamlarından da istifade edersek, şiirimiz mana olarak zenginleşir.
“ Garbın ucunda son kıyıdan en gürültülü (Burada “kurşun” sözcüğü bulut anlamında)
Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü” (Yahya Kemal Beyatlı)

4- Şiirin, düzyazıdan farklı olduğunu kabul etmemiz lazım. Şiir, mısralarla kurulur, cümlelerle değil; ama birçok şairin şiirini mısralar yerine, cümlelerle yazdığını görüyorum. Bazen mısralarımız cümleye de benzeyebilir; fakat şiiriyet içinde, bunlar kaybolur gider.
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider. (Otuz Beş Yaş- Cahit Sıtkı Tarancı)

5- Kelimeleri sadece ses ve mana olarak değerlendirmemek lazım. Biz kelimeyi duyduğumuz an, onun arkasındaki manayla beraber, kelimenin duyguya dair değerlerini de hissederiz. Unutmayalım ki, şair, kelimelerini ses, mana ve duygu yönüyle, en etkileyici biçimde seçmesini bilen adamdır.

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur (Sevmek-tutku-yalnızlık-ustura ağzı-rezilce
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Kapının çalınması, kelimelerinin
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan manası dışında bize ulaşan duygu
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu değerleri de vardır.)
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu (Ben Sana Mecburum-Atilla İlhan)

6- Özel adlardan ve sıfatlardan yararlanmak. Özel adlar, bazen “telmih” sanatına yol açar; sıfatlar ise, tasvirin daha güçlü bir şekilde bize ulaşmasını sağlar.
Leylâ gelin oldu, Mecnun mezarda, Bursa'da eski bir cami avlusu,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda, Küçük şadırvanda şakırdayan su.
Ateşten kızaran bir gül ararda, Orhan zamanından kalma bir duvar...
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi. Onunla bir yaşta ihtiyar çınar.
(Çoban Çeşmesi- F. Nafiz Çamlıbel) ( Bursa’da Zaman- A. Hamdi Tanpınar)

7- Benzetme, tezat, kinâye, hüsn-i tâlil, tecahül-i ârif ve diğer edebi sanatlardan yararlanmak. Dolaylı anlatım, şiir dilinin vazgeçilmez özelliklerdendir. Tabi ki, bu sanatları yerinde kullanmak şartıyla.

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... (Merdiven- Ahmet Haşim)

8- Şiirde sesi güzelleştirecek ve mısralar arasında bir musiki oluşmasını sağlayacak, kafiye, vezin, ve ses oyunlarından gerektiğince yararlanmak. Burada, şairlerimizin bilinçsizce yaptığına inandığım, şiirlerindeki sesi bozan bir hatadan bahsetmenin gerekliliğine inanıyorum. Kalın seslilerle kafiyeye başlıyorlar, ince sesliyle devam ediyorlar ve böylece şiirin, kafiye değeri de düşmüş oluyor.

İçimde damla damla bir korku birikiyor; ( “i” ve “a” sesleri çokça kullanılmış)
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. (Kaldırımlar- N. Fazıl Kısakürek)

Çok az kaldı vuslâta gönül sakın vazgeçme (Vazgeçme-seçme-kaçma, ses bozulmuş)
Kaderimdir diyerek acıyı derdi seçme
Yoksa olanlar olur nasıl mutlu olursun
Yüzleş korkularınla çekinme ondan kaçma ( Şevki Dinçal)

9- Şiirde, söylemin, vezne en uygun şeklini tercih etmek, ancak dili ve kelimeleri tam olarak tanımakla mümkündür. Serbest yazılması gereken bir şiiri, heceyle yazmak, şiirin şiiriyetini düşürdüğü gibi, anlatımda da arızalara yol açabilir. Mehmet Turan Yarar’ın “Sitem” şiirini, dikkatle incelersek, söylemine en uygun vezinle yazıldığını görürüz.

SİTEM
Unutuldum diye küsmem sana ben
Öldüğüm gün geleceksin, bilirim
El uzatmam tasalardan yana ben
Çile çeksem güleceksin, bilirim.

Bana ister acı, ister acıma
Karlı bir dağ yeli saldın saçıma
Tutup öldür, yine gitmez gücüme
Sen de er geç solacaksın, bilirim

Ne kızıl kor güle meylim, ne meye
Ne gerek var gam içip gam yemeye
Niyetim yok “beter olsun” demeye
Ettiğin çok, bulacaksın, bilirim.

Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
11 Aralık 2008       Mesaj #2
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
Şiirde ses ve söyleyiş özelliklen son derece önemlidir. Bunun, hiç kuşku yok ki seçilen konuyla da yakından ilgisi vardır. Örneğin insanlara kahramanlığın öğütlendiği bir şiirde yiğitçe bir söyleyiş gözlenirken, bireysel duyguların anlatıldığı bir şiirde içli bir anlatımla karşılaşılır. Millî Edebiyat akımı şairlerinin, özellikle gençleri vatan savunmasına teşvik edici şiirlerinde ve Türklük fikrinin aşılandığı manzumelerinde coşkulu bir söyleyiş göze çarpar. Ancak onların, Servet-i Fünûn şairleri gibi bireysel duyarlılıkları anlattıkları duygusal şiirleri de vardır.
Sponsorlu Bağlantılar
Quo vadis?
Keten Prenses - avatarı
Keten Prenses
Kayıtlı Üye
11 Aralık 2008       Mesaj #3
Keten Prenses - avatarı
Kayıtlı Üye
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
Her sanat dalının, kendine has bir malzemesi var. Müzikte nota, resimde boya, ve şiirde ise, kelimelerle “güzel şekiller” kurmaya çalışırız. İlk önce, şiirin, “fikirlerle değil, kelimelerle” yazıldığını kabul etmeliyiz; yalnız, fikir ve manayı bu kelimeler arkasına saklamamız gerektiği gerçeğini de göz ardı etmeden.. En amiyâne tabirle dil, duygu, düşünce ve hayallerimizi aktarmakta kullandığımız, canlı bir vasıtadır. Şiir ve dil meselesine geçmeden önce, bu çağda, dilimizin düşürüldüğü kötü durumdan bahsetmeyi gerekli görüyorum. Her şeyden önce dilin, bizim için önemini kabul etmek lazım. Kültürümüzü, geleneğimizi ve benliğimizi, dilimiz sayesinde koruduğumuz gerçeğini unutmamalıyız. Bugün “sal”lı “sel”li bir uydurmacılık ve yabancı kelimelere karşı duyulan hayranlık, her geçen gün artıyor. İnanın ki, insanlarımız ve şairler, bu konunun ciddiyetini anlasalar, başta kendilerine ve dilimize verdikleri zararı bilseler, bu yanlışlardan bir an önce döneceklerdir. Burada, suçlu sadece insanlarımız değildir; bu bilinci okul sıralarında gençliğe kazandıramayanlarla beraber, sistem de suçludur. Zaten okumayan ve çabuk etki altında kalan bir milletiz; ne medyamız ne de basınımız, bu konuya çok fazla duyarlı değil. Başta şairlerimiz bu işin ciddiyetini anlarlarsa, Türkçe adına geleceğe umutla bakacağım.

Yazı ve konuşma dili hususunda geçerli olan telaffuz şekli, “İstanbul ağzı”dır. Ama bakıyorum ki, hem şairlerimiz hem de insanlarımız, bu konuşma şeklini- belki de bilmeden- bir bölgeye ait, mahalli ağızlara çevirmeye çalışıyor. Dilde söyleyiş birlikteliği, önemli bir husustur ve bunun göz ardı edilmesi, “aman, ne olacak canım” diyerek, meseleyi basitmiş gibi algılamak, gaflettir. İnsanlarımızı bir tarafa bırakalım, söylemde ve anlamda dilimizi güzelleştirmekle yükümlü şairlerimizin, dili yanlış kullandıklarını ve imla hatası yaptıklarını gördükçe, hem şairlik mefhumu hem de Türkçemiz adına üzülüyorum. Hatalarla dolu şiir kitaplarını gördükçe, şairlik iddiası ile yola çıkanların, bırakın şiiri bilmelerini, Türkçeyi bile kurallarıyla bilmeyişleri karşısında, diyecek kelime bulamıyorum. Dil konusuna ciddiyetle eğilmeyen kişilerin- kimse kusura bakmasın- ama şairliğinden şüphe ediyorum.

Bir milleti bir arada tutan faktörlerin başında dil gelir. Bir milleti yıkmak istiyorsak, her konuda- sanatta, inançta, tarihte ve anlamda birlikteliği sağlayan-dillerini bozmak yeterlidir. İşte, şiir ciddi bir iştir derken, bunu sadece şiir yazma anlamında değil, dil açısından da düşünerek söylüyorum. Şair dediğimiz kişinin, dili en güzel şekilde kullanması, işlemesi ve kurallarıyla bilmesi lazım. Hele de bu yanlışı, “dil” konusunda, eğitim almış birinin yapmasını, affedilmez bir hata olarak değerlendiriyorum. “Yürüyen Merdiven 3”adlı şiir antolojisinde, “Pırasa Köftesi” adıyla yer alan şiirin şu mısraını: “Sana bıkamıyorum pırasa köftesi”, böyle bir hata olarak görüyorum. İnanın ki, şairleri işledikleri dil suçlarından dolayı cezalandırsak, halihazırda bulunan cezaevlerine yenilerini eklemek gerekecektir. Aslında, dili korumak için, meclisin bazı kanunlar çıkarması gerektiğini düşünüyor ve bir kitabın basılabilmesi için, içinde hem dizgi, hem de Türkçe adına bir hatanın olmaması gerektiğine inanıyorum.

Hedefimiz, “büyük şair” olmaksa, bunun için dilimizi çok iyi tanımalıyız. N. Sami Banarlı, büyük şairi, “milletin dilindeki güzel sesi duyan ve duyuran insan” şeklinde tanımlamaktadır. Şair olabilmek için dil kadar, geleneği de bilmemiz gerek. Dilimiz içersinde bulunan ve kök itibariyle Arapça, Farsça ve… gibi kelimeleri, hâlâ kullanmayalım, dilden atalım diyenleri, Mehmet Kaplan’ın, Alain’den aktardığı şu söz üzerinde düşünmeye dâvet ediyorum:” Aslanın vücudu yediği hayvanlardan mürekkeptir.”

Şiirlerimizi güçlü kılacak olanların başında, kelimelerin ses ve mana uyumu gelir. Eğer Türkçenin güzelliğini görebilsek ve musikisini duyabilsek, konuşurken bile ondan zevk alırız. Hani bazı şairler, bazı kelimeleri çokça kullanır ya, bunun anlamdan ziyade sesle ve şairin gönlüyle alakası olduğunu düşünüyorum. Kelimelerin, bizlere bir şeyleri anlatırken, çağrışımlara yol açan ve kişiden kişiye göre değişen bir duygu dünyası vardır. “Gökyüzü”, “akşam” … gibi mefhumların, mana yönünden başka, bize aksettirdiği bir de duygu yönü var. Şiir yazarken şair, bunları da düşünmelidir..

Kelime hazinesi hususunda, dile hakim olabilmek için, kelime dağarcığımızı devamlı geliştirmeliyiz. Şiirde asıl önemli olan, neyi, nasıl anlattığımızdır. Türkçeyi bir deryâya, kelimeleri de, onun içinde yaşayan balıklara benzetirsek; bütün cömertliğini bize gösteren deniz karşısında, hep aynı balıkları tutmakta ısrar etmenin bizi tekrara düşürdüğünü ve gereksiz laf kalabalıklarının şiirimize zarar verdiğini görürüz. Dili bilinçli kullanırsak, araştırma ve düşünme neticesinde, kelimelere zamanla hükmedeceğimizi unutmamalıyız. Böyle yapmaz ve kelimelerin ses ve anlam güzelliğini ön plana çıkarmazsak, şiirden bahsetmemiz, beyhûde bir uğraş olur. İşte bu yüzden, günümüzde şairden çok “manzume” yazarı var.

“Bu dil ağzımda annemim sütü gididir” diyen Yahya Kemal’in, Türkçeye ve şiire gösterdiği itinanın aynısını, biz de göstermeliyiz. Şair, dile karşı borçlu olan kişidir ve bu borcu yazacağı güzel şiirler ile ödemek zorundadır. Özellikle bu devirde, Türkçe üzerinde hassasiyetle durmalıyız ve bilmeliyiz ki, dili doğru şekilde kullandığımız ve dilin inceliğine vardığımız zaman, Türkçe, kapılarını, muhakkak biz şairlere açacaktır.

Peki, şiirde Türkçeden nasıl yararlanılabilir? Neler yapabiliriz? Bu sorularının cevabına gelince, bu konuda bilinmeyen bir şeyi ortaya koyacağım sanılmasın. Türkçe açısından bilinen birçok özelliği, şiir için bir araya getireceğim. Bu noktalara dikkat ettiğimiz ölçüde, şiirlerimizin daha da güzelleşeceğine inanıyorum.
1-Şiirlerimizde dolaylı ama etkileyici anlatımı kullanmalı; gerektiği yerde, deyim ve atasözlerinden yararlanmayı bilmeliyiz.


“Ben toprak oldum yoluna Hem öyle olur hem böyle
Sen aşurı gözetirsin Hem kara olur hem ak.
Şu karşıma göğüs geren Hem davul çal hem rebâp
Taş bağırlı dağlar mısın?”( Yunus Emre) Oh ne âlâ memleket
“NE ŞİŞ YANSIN NE KEBAP”(Semih Sergen)

2-Şiirimizi kurarken, hem ses hem de anlam özelliklerinden yararlanmak lazım. Anlamla beraber, imge oluşturabilecek, alışılmamış bağdaştırmalardan da yararlanırsak, şiirimiz etkileyici bir söyleme kavuşur.

“Bu emel gurbetinin yoktur ucu “Gördüler aynada bir gizli cihân
Daima yollar uzar, kalp üzülür” Ufku çepçevre ölüm servileri”
( Mehlika Sultan-Yahya Kemal Beyatlı) ( Mehlika Sultan-Yahya Kemal Beyatlı)

3- Kelimelerin gerçek anlamlarının yanında yan ve mecaz anlamlarından da istifade edersek, şiirimiz mana olarak zenginleşir.
“ Garbın ucunda son kıyıdan en gürültülü (Burada “kurşun” sözcüğü bulut anlamında)
Bir med zamanı gökyüzü kurşunla örtülü” (Yahya Kemal Beyatlı)

4- Şiirin, düzyazıdan farklı olduğunu kabul etmemiz lazım. Şiir, mısralarla kurulur, cümlelerle değil; ama birçok şairin şiirini mısralar yerine, cümlelerle yazdığını görüyorum. Bazen mısralarımız cümleye de benzeyebilir; fakat şiiriyet içinde, bunlar kaybolur gider.
Yaş otuz beş! Yolun yarısı eder.
Dante gibi ortasındayız ömrün.
Delikanlı çağımızdaki cevher,
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün,
Gözünün yaşına bakmadan gider. (Otuz Beş Yaş- Cahit Sıtkı Tarancı)

5- Kelimeleri sadece ses ve mana olarak değerlendirmemek lazım. Biz kelimeyi duyduğumuz an, onun arkasındaki manayla beraber, kelimenin duyguya dair değerlerini de hissederiz. Unutmayalım ki, şair, kelimelerini ses, mana ve duygu yönüyle, en etkileyici biçimde seçmesini bilen adamdır.

Sevmek kimi zaman rezilce korkudur (Sevmek-tutku-yalnızlık-ustura ağzı-rezilce
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur Kapının çalınması, kelimelerinin
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan manası dışında bize ulaşan duygu
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu değerleri de vardır.)
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu (Ben Sana Mecburum-Atilla İlhan)

6- Özel adlardan ve sıfatlardan yararlanmak. Özel adlar, bazen “telmih” sanatına yol açar; sıfatlar ise, tasvirin daha güçlü bir şekilde bize ulaşmasını sağlar.
Leylâ gelin oldu, Mecnun mezarda, Bursa'da eski bir cami avlusu,
Bir susuz yolcu yok şimdi dağlarda, Küçük şadırvanda şakırdayan su.
Ateşten kızaran bir gül ararda, Orhan zamanından kalma bir duvar...
Gezer bağdan bağa çoban çeşmesi. Onunla bir yaşta ihtiyar çınar.
(Çoban Çeşmesi- F. Nafiz Çamlıbel) ( Bursa’da Zaman- A. Hamdi Tanpınar)

7- Benzetme, tezat, kinâye, hüsn-i tâlil, tecahül-i ârif ve diğer edebi sanatlardan yararlanmak. Dolaylı anlatım, şiir dilinin vazgeçilmez özelliklerdendir. Tabi ki, bu sanatları yerinde kullanmak şartıyla.

Ağır, ağır çıkacaksın bu merdivenlerden,
Eteklerinde güneş rengi bir yığın yaprak,
Ve bir zaman bakacaksın semâya ağlayarak... (Merdiven- Ahmet Haşim)

8- Şiirde sesi güzelleştirecek ve mısralar arasında bir musiki oluşmasını sağlayacak, kafiye, vezin, ve ses oyunlarından gerektiğince yararlanmak. Burada, şairlerimizin bilinçsizce yaptığına inandığım, şiirlerindeki sesi bozan bir hatadan bahsetmenin gerekliliğine inanıyorum. Kalın seslilerle kafiyeye başlıyorlar, ince sesliyle devam ediyorlar ve böylece şiirin, kafiye değeri de düşmüş oluyor.

İçimde damla damla bir korku birikiyor; ( “i” ve “a” sesleri çokça kullanılmış)
Sanıyorum, her sokak başını kesmiş devler...
Üstüme camlarını, hep simsiyah, dikiyor;
Gözüne mil çekilmiş bir âmâ gibi evler. (Kaldırımlar- N. Fazıl Kısakürek)

Çok az kaldı vuslâta gönül sakın vazgeçme (Vazgeçme-seçme-kaçma, ses bozulmuş)
Kaderimdir diyerek acıyı derdi seçme
Yoksa olanlar olur nasıl mutlu olursun
Yüzleş korkularınla çekinme ondan kaçma ( Şevki Dinçal)

9- Şiirde, söylemin, vezne en uygun şeklini tercih etmek, ancak dili ve kelimeleri tam olarak tanımakla mümkündür. Serbest yazılması gereken bir şiiri, heceyle yazmak, şiirin şiiriyetini düşürdüğü gibi, anlatımda da arızalara yol açabilir. Mehmet Turan Yarar’ın “Sitem” şiirini, dikkatle incelersek, söylemine en uygun vezinle yazıldığını görürüz.

SİTEM
Unutuldum diye küsmem sana ben
Öldüğüm gün geleceksin, bilirim
El uzatmam tasalardan yana ben
Çile çeksem güleceksin, bilirim.

Bana ister acı, ister acıma
Karlı bir dağ yeli saldın saçıma
Tutup öldür, yine gitmez gücüme
Sen de er geç solacaksın, bilirim

Ne kızıl kor güle meylim, ne meye
Ne gerek var gam içip gam yemeye
Niyetim yok “beter olsun” demeye
Ettiğin çok, bulacaksın, bilirim.
Quo vadis?
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

15 Haziran 2017 / Misafir Cevaplanmış
19 Şubat 2012 / acillllll Soru-Cevap
26 Mart 2012 / Misafir Soru-Cevap
8 Mayıs 2013 / Misafir Soru-Cevap
10 Kasım 2015 / Safi X-Sözlük