Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 17 Aralık 2008  Gösterim: 1.605  Cevap: 3

Osmanlı devrinde Karadeniz'de yapılan denizcilik çalışmaları nelerdir?

Ziyaretçi
17 Aralık 2008 15:50       Mesaj #1
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
osmanlı devrinde karadenızde ilk denizcilik??
Sponsorlu Bağlantılar


17 Aralık 2008 16:05       Mesaj #2
Keten Prenses - avatarı
Üye
Osmanlı devletinin ilk zamanlarında İzmit, Gemlik taraflarının ve daha sonra Karesi ili'nin elde edilmesi bu küçük beyliği tabii olarak denizle alâkadar etmiş, mükemmel bir donanmaya malik olan Karesi beyliği gemilerinden de istifade edilerek Rumeli'ye geçilmiş ve daha sonra da yani XIV. yüzyıl sonlarında (1390) Gelibolu'da, ehemmiyetli bit tersane vücuda getirilmiştir.
Bu ilk devirler Osmanlı denizciliğinin acemilik zamanı olup denizde pek kuvvetli ve yetenekli olan Venediklilerle boy ölçüşecek kudrette değildi; bununla beraber bazı başarısızlıklara rağmen günden güne tecrübeli bir Osmanlı denizciliği vücuda gelmekteydi; çünkü boğazlara ve Rumeli'ye de sahip olan Osmanlıların bu tarafa geçmek için düşmandan emin olacak bir donanmaya sahip olmaları zarurî idi; nitekim Varna muharebesine geldiği sırada Boğaz tarafının düşman donanması tarafından kapandığını duyan II. Sultan Murad, yolunu değiştirerek İstanbul Boğazına gelip külliyetli bir para mukabilinde Ceneviz gemileriyle o tarafa geçmişti.
II. Murad zamanındaki donanma Trabzon imparatorluğunu denizden tehdit edecek kadar çoğalıp deniz harekâtına alışmıştı. İstanbul muhasarasında da Osmanlı donanması manevrasında muvaffak olamamakla beraber adetçe 300 parçadan fazla idi.
Fatih Sultan Mehmed İstaubul'u aldıktan sonra burayı Akdeniz'den gelecek bir tehlikeye karşı muhafaza için Çanakkale boğazını tahkim etmekle beraber donanmaya da ehemmiyet verdi, ve bu sayede imroz, Limni, Taşoz, Semadirek, Midilli, Ağrıboz adaları alındı, Sakız ve Sisam vergiye bağlandı. Bu suretle Anadolu sahilleri emniyet altına girdi. Fatih devrinde Rodos muhasara edildi. Venedik ve müttefikleriyle yapılan muharebeler evvelkilere nazaran daha müsait geçti; Osmanlı hükümeti galip vaziyette anlaşmalar imzaladı.
Akdeniz'de korsanlık eden Türk levendleri reislerinden meşhur Kemal Reis'in Osmanlı devleti hizmetine girmesi donanmada yeni bir canlılık vücuda getirdi; Akdeniz'de İspanya sahillerine kadar gidildi.
II. Bayezid devrindeki gemicilik daha fazla gelişti; Memlûklerle yapılan muharebede Hersekzade kumandasıyla mühim bir donanma İskenderun sahillerine kadar gönderilmişti. Yavuz Sultan Selim, donanmaya çok ehemmiyet verdi; o tarihe kadar Osmanlıların asıl tersanesi olan Gelibolu'dan başka Haliç'te de mükemmel bir tersanenin esasını kurdu; gemiler yaptırdı. Karadaki büyük zaferleriyle eşit olmak üzere denizcilikte de Akdeniz hâkimiyetini elde etmek istiyordu. Fakat ömrü yetmedi; oğlu Sultan Süleyman, Akdeniz'de İspanyollarla daimî surette mücadele halinde bulunan ve müstakil Cezayir beyi olan Barbaros Hayreddin'i devlet hizmetine çağırdı ve gelir gelmez onu donanmaya umum kumandan yaptı; Hayreddin Paşa'ya ait Cezayir beyliğini yine ona ona verdi. Tersaneyi yeni tesisat ve ilâvelerle genişletti. Bu suretle bu büyük denizci Osmanlı devleti hizmetine girdikten ve bir takım muvaffakiyetlerden sonra İspanyolların meşhur denizcisi ve Akdeniz hâkimi Andrea Dorya'ya, Preveze'de vurduğu darbe ile dehasını gösterdi; Osmanlı devleti hizmetine girdikten ve bir takım muvaffakiyetlerden sonra; Osmanlı devleti bu suretle karadaki hâkimiyetine ilâveten deniz hâkimiyetini de elde etti.
Osmanlı hükümeti karada olduğu gibi denizde de yardım etmek suretiyle Fransa krallığını büyük bir tehlikeden kurtardı; bu yardım Fransa kralı I. Fransuva'nın düşmanı olan Alman imparatoru V. Şarl (Şarlken)'ın vefatından sonra da devam etti. Batı Akdeniz sularına giden Barbaros Nis'i aldı; Turgut Reis ve kaptan Piyale Paşa da Fransızlara yardım etmek suretiyle aradaki ittifaka uyuldu.
Osmanlı donanması yalnız Gelibolu ve İstanbul'da yapılmayıp Karadeniz, Marmara denizi ve Akdeniz'deki inşaat tezgâhlarında da yapılırdı; Karadenizde Sinop, Çayağzı, Kefken adası, Rumeli sahilinde Varna, Burgaz, Ahyolu ve Tuna kenarında Rusçuk, Marmara denizinde İzmit, Gemlik, Edincik, Karabiga ve Ege denizinde bazı adalarla Edremit, Ayasuluğ (Selçuk), Milas (Küllük), Akdeniz'de Bodrum, Antalya, Alâiye ve Rodos adası bunlardan bir kısmıdır.
Osmanlılar gemi levazımatı olan yelken, halat, zift, kürek, tel, gemi demiri vesaireyi tedarik için ocaklık olarak teşkilâta sahip olduklarından gerek gemi yapmak ve gerek bunların eşyasını tedarik hususunda asla sıkıntı çekmezlerdi.
Başlangıçtan XVI. yüzyıl sonlarına kadar Osmanlılarda donanmanın esası çekdiri sınıfından kadırga olup bu o devirde Osmanlıların en ileri savaş gemisi idi; bunlardan başka donanma olarak mavuna, kalite, perkende ve küçük olarak İşkampavye, Firkete, Karamürsel, Kütük isimlerinde gemiler ve kayıklarla bir de Çardak ile Gelibolu arasından çalışan ve tımarlı sipahi ve atlı sınıfını nakleden at gemileri vardı. Bu asırlarda Osmanlı donanması çektiri türünden yani kürekli sınıfındandı.
Bir kadırganın boyu bodoslama arasında 55 ve 56 zırâ yani 42 metre olup 24 oturaklı idi. Her oturağında 4 kürekçisi bulunuyordu ve mevcut kürekçisi 196 idi. 100 kadar cenkçi kaptan, yelkenci, kalafatçı, dümenci ve sairesiyle kadırga mevcudu 330 kişiyi bulurdu. 13-14 topu vardı. Mavuna kadırgadan büyük olup her küreğini yedişer kişi çekerdi; 150 cenkçisi, 24 topu vardı. Kalite ve perkende ve diğerleri kadırgadan küçüktü; işkampavya haberci gemisi idi.
Kaptan paşanın bindiği daha büyük kadırgaya baştarde adı verilirdi; kaptan paşa denize çıktığı vakit 36 oturaklı olan bu kadırgaya binerdi; her oturağında 5 ilâ 7 kürekçisi vardı. Paşa baştardesinin mevcudu kaptan ve 500 kürekçi, 216 cenkçi, topçu ve sair gemicileriyle birlikte 800 kadardı
17 Aralık 2008 16:05       Mesaj #3
Keten Prenses - avatarı
Üye
Osmanlı Donanmasının Çıkışı

Osmanlı donanması, İstanbul'dan çıkan donanma ve kaptan paşa eyaletindeki sancaklarla bazı eyâlet ve adalardan çıkan bey gemileri, Mısır donanması ve bir de Garp ocakları donanması olarak dört kısımda İstanbul'da kaptan paşa kumandasında olarak hazırlanan donanma haliçten çıktıktan sonra evvela Beşiktaş önüne gelip bir iki gün sonra Yedikule'ye gider ve orada askeri yerleştirir ve oradan Akdeniz'e hareket ederdi. Boğazdan çıkıldıktan sonra daha evvelden donanmaya iltihakları emrolunan bey gemileri ile Garb ocakları gemileri gelip muayyen yerde kaptan paşa ile buluşurlardı. Kaptan paşa maiyyetinde olan on dört sancak beyinden her birinin bir kadırgası vardı. On yedinci yüzyılda 1030 H.-1621 M.'de İstanbul'daki donanmadan başka Akdenizde altı donanma bölgesi şunlardı:
1- Rodos beyi ile Kiklad adalarından Milos ve Santurin adaları gemileri, Sığacık (Sakız adasının karşısında Anadolu sahilinde) ve Menteşe (Muğla) sancak beyinin kadırgaları ki toplamı yedidir.
2- Sakız sancak beyinin yedi kadırgası
3- Kıbrıs beylerbeyi kadırgası ile Magosa (Famagosta) Baf, Tuzla, Limasol, Girine (Girinyo) beylerinin altı kadırgası 4- Mora kısmı olup Mora sancak beyinin iki gemisi ile Mizistra, İnebahtı, Santa Mavra (Ayamavra) ve diğer altı kadırga ki mecmuu on bir kadırgadır. 5- Mısır donanması olup beylerbeyi ve Dimyat beyinin gemileriyle diğer altı kadırga 6- Akdenizin adalar ve sahil kısımları yani Midilli sancak beyi ile Çanakkale, Limni, Kavala, Selanik, Ağrıboz, Andros, Şira, Naksos (Nakşa) ve Parüs adaları beylerinin gemileri ki bütün bu Akdeniz filosu mevcudu -Garp ocakları hariç olarak- kırk ikiyi bulmakta idi.
17 Aralık 2008 16:10       Mesaj #4
Keten Prenses - avatarı
Üye
OSMANLI DÖNEMİNDE KARADENİZ DE DENİZCİLİK

Bu dönemde, Donanma Komutanlığına atanmış bulunan Alman Amiral Souchon,YAVUZ ve MİDİLLİ gemilerinin de bulunduğu Osmanlı Donanmasını keşif, gözetleme ve muhtelif eğitimler yaptırmak gerekçesiyle 27 Ekim 1914 tarihinde Karadeniz’e çıkarmıştır.Alman Amiral Souchon’un emriyle YAVUZ Muharebe Kruvazörü ile TAŞOZ ve SAMSUN Muhripleri Sivastopol’u; MİDİLLİ Kruvazörü Novorosisk’i; MUAVENET-İ MİLLİYE ve GAYRET-İ VATANİYE Muhripleri ise Odesa Limanı’nı 29 Ekim 1914 sabahı bombardıman etmiş ve bu olay fiili olarak Osmanlı Devleti’nin I.Dünya Harbi'ne girmesine neden olmuştur.

Osmanlı Donanması, I.Dünya Harbi’nde, Karadeniz ve Çanakkale Boğazı yaklaşma sularında görev yapmıştır. Bu savaşta, Karadeniz Filosu; YAVUZ, MİDİLLİ Zırhlıları ile HAMİDİYE ve MECİDİYE Kruvazörleri, BERK-İ SATVET ve PEYK-İ ŞEVKET Torpido Kruvazörleri ile MUAVENET-İ MİLLİYE ve “TAŞOZ” Sınıflarından dörder muhripten oluşmuştur. BARBAROS HAYREDDİN, TURGUTREİS ve MESUDİYE Zırhlıları Çanakkale’de konuşlandırılmıştır. Küçük torpidobot ve gambotlar ise, İstanbul-Çanakkale lojistik nakliyatını idame, denizaltı savunma harbi, mayın tarama ve diğer görevlerde kullanılmıştır.


Osmanlı Donanması Karadeniz’de, Doğu Cephesi’ne yapılan personel ve malzeme nakliyatını emniyete almış; Rusya’nın Karadeniz sahillerindeki bazı şehirlerine baskın tipi taaruzlar tertiplemiş ve aynı zamanda İstanbul-Zonguldak arasındaki kömür nakliyatını emniyete almıştır. YAVUZ Zırhlısı’nın sürat ve ateş gücü üstünlüğü Rus Donanmasının Karadeniz’deki faaliyetlerini önemli ölçüde baltalamıştır. Diğer taraftan, Karadeniz’de konuşlanan Donanmamız, Rus Donanmasını İstanbul Boğazı’ndan uzak tutmuş; böylece Çanakkale Cephesi’ndeki birliklerimizin Doğu’dan baskı altına alınmasını engellemiştir. Karadeniz’deki harekat, 16 Mart 1917 tarihinde Rusya’da Bolşevik İhtilali’nin çıkması üzerine, bu devletin savaştan çekilmesi ile son bulmuştur.

Ege’deki güçlü İngiliz ve Fransız Donanmalarının mevcudiyeti nedeniyle, Osmanlı Donanması I.Dünya Harbi esnasında Ege’de sınırlı olarak faaliyet göstermiştir.

İngiltere ve Fransa’nın, Osmanlı Devleti’nin harbe devam azim ve iradesini kırmak ve aynı zamanda müttefikleri olan Rusya’yı Boğazlar üzerinden takviye etmek üzere, “Yenilmez Armada” olarak nitelenen güçlü donanmaları ile Çanakkale Boğazı’ndan geçerek İstanbul’a ulaşma hedefi, gerçek bir Türk destanı olan ve şanlı Türk Tarihine altın harflerle yazılan Çanakkale Deniz Zaferi’ne neden olacak olayların başlangıcı olmuştur.

İtilaf Devletlerinin yaratmış olduğu bu çok ciddi ve önemli tehdidi karşılamak için, mevcut son derece sınırlı imkan ve kabiliyetler de göz önünde bulundurularak, Operatif Harekat Alanı’nın özelliklerine en uygun savunma stratejisi tespit edilmiştir. Buna göre: Boğaz Tahkimatı’nın Donanma Bataryaları ile takviye edilmesi, Boğaz’daki kritik alanların mayınlanması, bu iki silahın müşterek tesirinden azami ölçüde istifade edilmesi ve ayrıca Donanma gemilerinin daha geride mevkilendirilmesi suretiyle ikinci bir savunma hattı oluşturulması kararlaştırılmıştır.

Müttefik Donanmanın yapmış olduğu stratejik taarruz hazırlıkları karşısında; Türk Donanması da savunma etkinliğini artıracak son imkanlarını seferber etmeye başlamıştır. Bu kapsamda, 1915 yılının Mart ayı başında SELANİK Mayın Gemisi elde kalmış son 26 mayını büyük zorluklarla İstanbul’dan Çanakkale’ye getirerek, burada 360 tonluk NUSRET Gemimize transfer etmiştir.

Deniz Harp Tarihimizin bir gurur abidesi olan Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey komutasındaki NUSRET Mayın Gemimiz, 07-08 Mart 1915 gecesi büyük bir gizlilik içerisinde Erenköy önlerindeki Karanlık Limanı’na intikal ederek mevcut 26 mayını yüzer metre aralıklarla 11’inci hat olarak, daha önce tesis edilen diğer 10 hattan farklı şekilde, sahile paralel olarak dökmüştür. Müttefik Donanmanın, bu bölgede Kıyı Bataryalarımızın yoğun ateşine maruz kalarak ilerleme hızının azalacağı, geri dönüş veya taktik manevralar için daha geniş bir deniz sahası olan Erenköy Koyu’na yönelebilecekleri hesaplanmıştır.

100 gemi ve yaklaşık 250 ağır topa sahip olan Müttefik Donanması, üç hat şeklinde teşkilatlandırılmış olarak 18 Mart 1915 sabahı saat 10.00’dan itibaren Boğazı zorlamaya başlamış; Donanma gemilerinin önünde kontrol ve temizlik taraması yapan MKT gemileri ve onları emniyete alan 2 kruvazör mevkilendirilmiştir.


Müttefik Donanma, Bataryalarımızın ateşine rağmen Çanakkale’ye 14.000 Yarda mesafeye kadar yaklaşmış; ancak bu andan itibaren Deniz Top Bataryalarımızın son derece yoğun, etkili ve caydırıcı atışları başlamıştır. İngiliz ve Fransız gemilerinin almış oldukları isabetler, onları çeşitli sakınma ve dönüş manevraları yapmaya zorlamış ve gemiler Boğaz’ın coğrafi özelliklerini göz önüne alarak, manevra yapılacak tek alan olan ve nispeten daha geniş deniz sahasını kapsayan Erenköy önlerindeki Karanlık Limanı’na sancak taraftan dönüş yapmaya başlamıştır.

Ancak, bölgede NUSRET’in gizli bir şekilde dökmüş olduğu ve hiçbir şekilde hesaba katılmayan 26 mayın, Müttefik Donanmanın İstanbul’u ele geçirme düşlerine kesin bir nokta koymuş; kendisinden emin ve mağrur Armada, saat 19.00’dan itibaren bir daha dönmemek üzere Bataryalarımızın yoğun ateşi altında Boğaz’ı terk etmiştir.


18 Mart 1915 günü, İngiliz Donanmasına ait IRRESISTIBLE ve OCEAN Zırhlıları ile Fransız Donanmasına ait BOUVET Zırhlısı batmış; Müttefik Donanmaya ait GAULOIS, SUFFREN, INFLEXIBLE Zırhlıları ağır hasar almış; bir çok zırhlı da Kıyı Bataryalarımızın ateşi nedeniyle çeşitli yaralar almıştır.

NUSRET Mayın Gemisi tarafından dökülen mayınlara çarparak büyük maddi kayba uğrayan Müttefik Donanması, ağır yenilginin yanı sıra ülkelerinde küçümsenemeyecek bir prestij kaybına uğramıştır. Çanakkale Boğazı’nı denizden geçemeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915 tarihinden 20 Ocak 1916 tarihine kadar sürecek olan Gelibolu üzerinden bir amfibi harekat ve müteakiben bir Kara Harekatı ile harbin hedefini ele geçirmeye çalışmıştır.

Bu kapsamda, İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti’nin Marmara Denizi’nden Çanakkale Cephesi’ni takviyesini engellemek maksadıyla denizaltı harekatı planlamış ve bu nedenle çok sayıda denizaltıyı gizli yollardan Marmara Denizi’ne nakletmiştir. Osmanlı Donanması, gerek Boğaz’ın dar geçitlerinde mevkilendirdiği ağ ve mayın maniaları gerekse Marmara Denizi’ndeki suüstü gemileri ile İtilaf Devletleri’nin denizaltı harekatını önemli ölçüde sekteye uğratmıştır.

Denizaltı Savunma Harbi Harekatı kapsamında, I.Dünya Harbi’nde sonunda Marmara’da ve Çanakkale Boğazı’nda toplam 7 İngiliz, 1 Avustralya ve 5 Fransız olmak üzere toplam 13 denizaltı batırılmıştır.


Boğaz’a 30 Nisan 1915 günü girmeyi başaran Avustralya’ya ait AE-2 Denizaltısını top ve torpido taarruzları ile nötralize eden SULTANHİSAR Torpidobotu, İngiltere’ye ait GOLIATH Zırhlısını 13 Mayıs 1915 gecesi batıran MUAVENET-İ MİLLİYE Muhribi ile Fransa’ya ait TURQUOISE Denizaltısı’nın periskobunu 30 Ekim 1915 günü vurarak ele geçirilmesini sağlayan kıyı bataryalarında görevli Müstecip Onbaşı’nın başarı ve kahramanlıkları halk arasında büyük yankı uyandırmış; moral, motivasyon açısından Türk Ulusu’nu olumlu yönde etkilemiştir. Ancak, bu mücadele esnasında BARBAROS HAYREDDİN Zırhlısı ve YARHİSAR Torpidobotu İngiliz E-11 Denizaltısı tarafından batırılmıştır.

Çanakkale Cephesi’nde istediği sonuçları alamayan İtilaf Devletleri, harbi başka cephelerden devam ettirme kararı almıştır. Selanik’ten Filistin’e intikal eden Müttefik Konvoyu’nu engellemek maksadıyla YAVUZ ve MİDİLLİ Zırhlıları, beraberlerinde MUAVENET-İ MİLLİYE, BASRA ve SAMSUN Gemileri ile 20 Ocak 1918 günü Çanakkale Boğazı’ndan Ege’ye çıkmıştır. Gökçeada yakınlarında YAVUZ Zırhlısı mayına çarparak yara almış; müteakiben İngiliz uçaklarının hücumuna uğramış; sakınma manevrası yaparken ikinci bir yara daha almıştır. Bu esnada MİDİLLİ Kruvazörü, mayınlı sahadan geçerken 5 mayın yarası alarak batmıştır. YAVUZ Zırhlısı onarım için geri intikalde iken, Çanakkale Boğazı’nda, Nara açıklarında üçüncü kez mayına çarparak karaya oturmuş; burada altı gün boyunca İngiliz uçaklarının hava hücumuna uğramış; daha sonra kurtularak İstinye’ye çekilmiştir.


Dört yıl süren Birinci Dünya Harbi’nde, zaten zayıf olan Osmanlı Donanması büyük kayıplara uğramış ve savaştan son derece yıpranmış olarak çıkmıştır. Elde kalan gemilerin kontrolü ise, 30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi hükümleri uyarınca, İtilaf Devletleri’nce teşkil edilen Kontrol Komisyonuna bırakılmıştır.


Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç