Cevap Yaz Yazdır
Güncelleme: 17 Aralık 2008  Gösterim: 14.087  Cevap: 2

Atatürk ve İsmet İnönü neden anlaşamazdı?

Ziyaretçi
17 Aralık 2008 22:34       Mesaj #1
Ziyaretçi - avatarı
Ziyaretçi
Atatürk ile İsmet inönü neden anlaşamazdı ve 2.dünya savaşı liderleri kimlerdir?
Sponsorlu Bağlantılar


fadedliver
17 Aralık 2008 23:44       Mesaj #2
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
İsmet Inönü'nün Birinci Dünya savaşı sonrasında karşılaştıkları ve kendisine Anadolu'ya geçip milli mücadele yapmayı teklif eden Kazım Karabekir'e söylediği: "Kazım, bu iş sonu ümitsiz, gel birer çiftlik alalım, sen Kazım Ağa ol, ben İsmet ağa olayım, bırakalım bu işi" mealindeki sözlerinin delili 19.3.1998 tarihli Milliyet gazetesinde yayınlanan bir kupürde ortaya çıktı. İnönü ve ailesi bu iddiayı yıllarca kabul etmedi.
Ali Rıza Kardüz'ün 10 Kasım 1997 tarihli yazısı:
Atatürk'ün hastalığında ve ölümünde İnönü Ankara'da idi.
Atatürk ve İnönü'nün yirmi yıllık arkadaşlıkları, İnönü'nün oniki yıllık başbakanlığı 19 Eylül 1937 akşamı "Çankaya" sofrasında noktalandı.
Birikimleri patlatan olay, Atatürk'e ait Orman Çiftliği'nin Ziraat Bakanlığı tarafından satın alınması girişimi idi. İnönü Hazine yardımıyla ve devlet eliyle geliştirilmiş bir çiftliğin bedel karşılığı devlete satılamayacağını söylüyordu. Atatürk 11 Haziran 1937 tarihinde "bütün çiftliklerini ve mallarını millete bağışladığını" açıkladı.
Bu açıklamadan kısa süre sonra Atatürk'ün davetiyle katıldığı Çankaya sofrasında İnönü'nün "... memleket davaları ilgili olmayanlarla görüşülerek, hep sofra başında kararlaştırılıyor. Ben bu vaziyetten korkuyorum..." demesi bağları kopardı. Atatürk "Bir ara verelim" dedi. İnönü "Hay, hay. Size müteşekkir olurum" diye cevapladı. Atatürk sordu: "Kimi düşünürsün?" İnönü, "Mazur gör, kimseyi söyleyemem" diye karşılık verdi. "Celal Bayar?", "Hakikaten bana iyi tesir etti."
Konuşma bitmişti.
Bunları İnönü'nün torunu Gülsün (Toker) Bilgehan'ın "Mevhibe" isimli kitabından aktarıyorum. (Bilgi Yayınları / Özel Seri 32, Birinci Basım 1994, 280 S.)
Gülsün (Bilgehan) Toker anlatıyor: "Bahar gelmişti. 26 Mayıs 1938 günü Atatürk yazı geçirmek üzere trenle İstanbul'a hareket etti. İstasyonda kendisini uğurlayanlar arasında İsmet Paşa da vardı. Kalabalıktan uzakta, bir köşede bekliyordu. Kargaşa sırasında iki arkadaş birbirlerine yaklaşamadılar. Atatürk dostunun elini sıkamadan başkentten ayrıldı. Ankara'ya bir daha dönemeyecekti."
Çankaya'dayken hastalığı tehlike sinyalleri vermişti. Atatürk ölümcül bir karaciğer rahatsızlığı olan siroza yakalanmıştı.
"Aynı sıralar İsmet Paşa da yatağa düştü. Şiddetli bir safra kesesi krizi geçiriyordu. Ankara'da İsmet Paşa, Mevhibe'nin gayreti ile düzenli bir tedavi görüp iyileşmeye başlarken, İstanbul'da Atatürk'ün sağlığı giderek bozuluyordu."
"Atatürk'ün çevresi İnönü'nün İstanbul'a gelip Atatürk'ü görmesini önlemek için büyük çaba içine girmişlerdi. Atatürk'e İnönü'nün Ankara'dan ayrılamayacak kadar hasta olduğu, ölüm döşeğinde yattığını söylüyorlardı."
İnönü'nün Atatürk'ü görmek için İstanbul'a gitmemesini Gülsüm (Toker) Bilgehan "Mevhibe" isimli kitabında şöyle anlatır:
"Bir gün öğleden sonra İçişleri Bakanı Şükrü Kaya Ankara'yı aradı. Atatürk'ün günleri sayılıydı. Son bir kere İsmet Paşa'yı görmek istiyordu. Mevhibe bu defa tavrını koydu. Kocasının gidip son bir defa arkadaşını ziyaret etmesini istiyordu. Fakat Çankaya ile Dolmabahçe arasında garip bir dram oynanıyordu. İstanbul'da İnönü'nün başkentte kalması tercih ediliyordu. Ankara'da ise eski başbakanın yakın arkadaşları gitmesine engel oluyorlardı. Gazi'den sonra geride kalacak tek lider adayının İsmet Paşa olduğu belliydi. Kendisine bir suikast düzenleneceğinden korkuyorlardı. Mevhibe söylenenlere inanmıyordu. Bütün gücüyle İnönü'yü ikna etmeye çalıştı. Eski dostları Dr. Refik Saydam heyecanlıydı. "Aman Paşam, nasıl gidersiniz? Yapacaklarını biliyorsunuz. İmkanı yok böyle bir çılgınlıkta bulunamazsınız" diye feryat ediyordu. İnönü çaresiz kalmıştı. İki adım attı ve açık telefona kararını bildirdi. Ankara'da kalıyordu."
Sabiha Gökçen anlatıyor: "29 Ekim 1938 sabahı bütün gayretine karşın kalkamadı yatağından. Beni görür görmez ilk sözü şu oldu: Bugün bayram.. Yüzü her zamankinden daha solgundu. Elleri balmumu rengini almıştı. Gözlerinin etrafındaki mor halkalar derin birer kuyuyu andırıyordu.
Akşama doğru gençler yine vapurları doldurarak tıpkı 30 Ağustos'sa olduğu gibi Dolmabahçe Sarayı'nın önüne gelmişlerdi. Ata'yı görmek istiyorlardı. Coşmuşlardı. Tezahürattan yer gök inliyordu.
Pencerenin önüne bir koltuk yerleştirdiler. Atatürk koltuğa oturdu. Onu gören gençler çılgınca alkışlıyor, bayraklarını sallıyorlardı. "Yoruldum" dedi. "Çok çabuk yoruluyorum. Beni lütfen yatağıma yatırınız". Ve yatağına yatırıldı. Atatürk komaya girmişti. Doktorlar onu yeniden hayata döndürmeye muvaffak olmuşlardı. Atatürk ilk krizi atlatmıştı ama, büyük bir eriyiş içindeydi. Atatürk ikinci komaya girdi. Ve de saat, 10 Kasım sabahı 09.05'de durdu.
İnönü'nün torununun kaleminden 10 Kasım 1938 sabahı Pembe Köşk'te olanları okuyalım: "Pembe Köşk'ün telefonu çaldı. Ev halkı günlerdir kötü bir haberin sıkıntılı bekleyişi içindeydi. Duymaktan korktuklarını telefondaki ses söyledi: "Cumhurbaşkanı hazretlerini bu sabah kaybettik. Allah İsmet Paşa'mızı başımızdan eksik etmesin". Mevhibe yukarı katta hüzün içindeyken Pembe Köşk'ün salonlarında hava değişmişti. Son ayların buruk, kasvetli atmosferi yerini telaşlı bir hazırlığa bırakmıştı. Telefonlar ve ziyaretler sıklaştı. Haber kısa sürede ulaştı: CHP Grubu İsmet İnönü'yü Türkiye'nin ikinci cumhurbaşkanlığına aday gösteriyordu.
"İsmet Paşa ancak gece yarısına doğru yukarı kata çıkabildi. Mevhibe başını cama dayamış ağlıyordu. Karısına yaklaştı. "Hanımcığım, artık kendini üzme... Önümüzde çetin günler var. Beni yalnız bırakma" dedi. Bu, ertesi gün cumhurbaşkanı seçileceğinin garip bir açıklamasıydı!.."
(Sabah gazetesi. 10 Kasım 1997)
ALINTI
Konuyla ilgili Falih Rıfkı'nın anlatımı ise şu şekilde:
"Derken başbakan (İnönü) ikinci bir çıkış daha yapıyor:
- Ne oldu paşam size? Eskiden böyle değildiniz. Artık emirlerinizi hep sofradan mı alacağız? Aramıza Kara Tahsinler giriyor. Konuşmamıza meydan vermiyorlar, diyor.
Atatürk gene soğukkanlılığını bozmadan:
- Efendiler anlaşılıyor ki, bugün fazla görüşemeyeceğiz. Siz artık rahatınıza bakın, ben biraz dinleneceğim diyor ve sofrayı bırakıyor.
Vekiller de bir müddet sonra çekilip gidiyorlar.
Ertesi gün Atatürk İstanbul'a hareket etti. Ben de yanında idim. Önce İnönü'yü kompartımanına çağırdı. Kendisine:
- Görev arkadaşlığımız bitmiştir. Ama dostluğumuz devam edecek, dedi. İnönü iki eli ile yüzünü kapadı. Atatürk:
- Dinlenmelisiniz, dedi."
(Falih Rıfkı Atay, Çankaya, İş B. Yay. İstanbul 1969, s 496-497.)
Alıntı
fadedliver
17 Aralık 2008 23:48       Mesaj #3
fadedliver - avatarı
Ziyaretçi
ATATÜRK İSMET PAŞA'YI HİÇ SEVMEZDİ: Atatürk'ün en çok sevdiği insanlar Celal Bayar ve Mareşal Fevzi Çakmak'tı. Hiç sevmediği kimse ise İsmet Paşa idi. İnönü ile aralarının açılmasının üç sebebi vardır. Biri İzmir suikasti, ikincisi Serbest Fırka olayı. Üçüncüsü Nuri Conker.
"Marif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Necati Bey vardı. Atatürk onu çok severdi. Necati bey ölünce İsmet paşa, Atatürk'e danışmadan Adnan Kotan'ı maarif vekili yaptı. Birgün Dolmabahçe Sarayı'ndayız. İri yarı şişman bir adam elinde tavuk, oturuyor. Atatürk dedi ki, 'Git bak bakalım bu adam kim?' Bende adamın yanına gidip, 'Beyefendi siz kimsiniz' diye sordum. Beni azarladı. Bak dedim beni azarlama. O zaman onu masaya çağırdılar. Atatürk ona, 'Marif vekili olmak için ne lazım' diye sordu. Adnan bey de, 'Efendim talebeler olmaz ama.....' Atatürk ona imza attırdı. Onu meclise sokmadı. İsmet Paşa geceleyin

geldiğinde şövalye kılıcıyla, 'Paşam paşam ben başvekil olmak istiyorum' dedi. Atatürk de onu halef yaptı. Celal Bayar'ı da selef yaptı.

Paşam Atatürk hasta "Atatürk hastalanıp yatağa düştüğünde İsmet Paşa 'ya haber verdim. 'Paşam Atatürk çok hasta gel.' Gelmedi, 'Geleyim de beni öldürsün değil mi?' dedi. Araları maarif vekili Adnan Kotan yüzünden

bozuktu. Bir de son zamanlarda İsmet Paşa, Atatürk'e karşı tavır aldı. Şapkasını çıkarmamaya başladı. Karşısında ayak ayak üstüne attı. 4 defa çağırdım gelmedi. Bir de Serbet Fırka vardı. Bu olaydan sonra tamamen araları açıldı." Kadının üstü aranmaz "Atatürk en çok kuru fasulyeyi ve nohutu severdi. Et yemezdi. Sakız leblebisiyle rakı içerdi. Yenice sigarası içerdi. Bana da kocaoğlan derdi. Birgün 'Kocaoğlan ben ölürsem bu memleket felakete gider. Bu sağır (İsmet Paşa'ya sağır derdi) memleketi yok edecek' dedi. Birgün karşılıklı rakı içiyoruz. Bir kadın geldi 35 yaşlarında. Ben üstünü aramaya kalktım Atatürk kızdı, 'Kadın aranmaz' dedi. Kadın Atatürk'ün kulağına birşey söyledi ve gitti. O gittikten sonra Atatürk, 'O sağırı bul, hemen yanıma

gelsin.' İsmet Paşa geldi. 'İzmir'de bir kambur Kemal varmış. (Kambur Kemal de İsmet Paşa'nın abisi.)Söyle o Kambur Kemal'e aklını başına toplasın. Gider o kamburunu düzeltirim' diye konuştu

Atatürk'ün Ismet Inönü'yü sevmedigi iddialari gercekle bagdasmamaktadir. Islamcilar tarafindan propaganda araci olarak uydurulmaktadir.

"ismet inönü başbakanlıktan ayrıldıktan sonra bir akşam atatürk'ün sofrasında bulunur. atatürk onu sofrada kendi yanına oturtur. ismet inönü bir kağıt parçası üzerine şöyle yazar:
-bana hala dargın mısınız?
kağıdı atatürk'e uzatır. atatürk cevap verir:
-niçin dargın olayım?
-altına imzanızı atar mısınız?
atatürk imzasını atar ve kağıdı inönü'ye uzatır. inönü:
-saklayabilir miyim?
atatürk:
-nasıl istersen...
az sonra inönü cebinden ikinci bir kağıt çıkartır ve yazar:
-beni yetiştirdiğinize pişman mısınız?
atatürk'e uzatır. atatürk okuduktan sonra ismet inönü'ye döner:
-sen de bunu imza et.
inönü imzalar. atatürk kağıdı cebine koyar."


Inönü'nün Ikinci inönü savasıni kazandiktan sonra Atatürk'ten aldigi telegrafta Atatürk onu mehgdetmektedir.

"bütün dünya tarihinde, sizin inönü meydan savaşları'nda yüklendiğiniz görev kadar ağır bir görev yüklenmiş komutanlar pek enderdir.milletimizin bağımsızlığı ve varlığı, çok üstün yönetiminiz altında şerefle görevlerini yapan komuta ve silah arkadaşlarınızın duyarlılığına ve yurtseverliğine, büyük güvenle dayanıyordu. siz orada yalnız düşmanı değil, milletin mâkus talihini de yendiniz.düşman çizmesi altındaki kara yazılı topraklarımızla birlikte bütün yurt bu gün, en kıyıda köşede kalmış yerlerine kadar zaferinizi kutluyor. düşmanın yurdumuzda yayılma hırsı,direncinizin ve yurtseverliğinizin yalçın kayalarına çarparak paramparça oldu. adınızı tarihin övünç kitabeleri arasına getiren ve bütün millete size karşı sonsuz bir gönül borcu duygusu uyandıran büyük savaşınızı ve zaferinizi kutlarken, üstünde durduğunuz tepenin, size binlerce düşman ölüleriyle dolu bir şeref alanını gösterdiği kadar, milletimiz ve kendiniz için yükseliş pırıltılarıyla dolu bir geleceğin ufkunu da gösterdiğini, söylemek isterim."
Alıntı


Hızlı Cevap
Mesaj:


Kaynak:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
paneli aç