Ziyaretçi
Son on yılda biyokimya
moleküler biyoloji ve bakteriyolojideki ilerlemeler
bakterilerin antikanser ajan olarak kullanımının yanı sıra
antikanser ilaçların verilmesinde kemoterapiye duyarlı ajan ve gen tedavisi için vektör olarak kullanımına kadar kullanışlı bir çok yönlerini ortaya koymuştur.
Bu alanda özellikle Escherichia coli genleri ve enzimleri
kansere karşı vücut dışında etkisiz olan fakat vücut içinde oldukça aktif türlerine dönüşebilen ön-ilaç uygulamalarında yer almaktadır. Ayrıca Pseudomonas ekzotoksinlerine konjuge edilmiş IL-4
direkt olarak malignant beyin tümörlerine uygulanmış ve normal beyin hücreleri haricindeki hücrelerin IL-4 reseptörlerine yüksek afinite ile bağlandığı görülmüş ve böylece normal beyin dokusuna zarar vermeden tümörün büyük bir kısmının tahrip edildiği saptanmıştır. Bu derleme
bazı kanser tiplerinin tedavisi için kullanılan bakteriyel orijinli antikanser ajanlar üzerine odaklanmıştır.
Bakterilerin organik maddelerin transformasyonundaki rolü 19‘uncu yüzyılın ortalarına kadar anlaşılamamıştır. Buna rağmen insanoğlu ilk çağlardan beri mikroorganizmaları gıda (peynir
ekmek
bira
şarap
sirke vs.) alanında kullana gelmişlerdir. Son yıllarda biyokimya ve moleküler biyolojide ki gelişmeler mikroorganizmaların antikanser ajan olarak özellikle kanser tedavisinin omurgasını oluşturan kemoterapide kullanımını gündeme getirmiştir. Kanser gen tedavisinde onkolitik ajan olan virüslerin vektör olarak kullanımı çok iyi bilinmesine rağmen
bugüne kadar bakterilerin antikanser potansiyeli ile ilgili fazla araştırma yapılmamıştır. İlk kez 1978’de malignant beyin tümörleri için bakteriler onkolitik ajan olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yapılan bu çalışmada
hastalık oluşturmayan Clostridium butyricum M55 sporlarının karotid artere enjeksiyonu yapılmıştır. Bu sporlar beyin tümörlerine ulaştıktan bir hafta sonra da onkolizis oluştuğu gözlenmiş ve cerrahi olarak çıkarılmıştır 1. Benzer olarak
bakteriyoloji ve moleküler biyolojideki gelişmeler
kanser tedavisinde bakteriyel uygulama alanlarını ve olanakları genişletmiştir.
Antikanser ajan olarak mikroorganizmaların kullanım alanları şunlardır (Jain Pharma Biotech) :
1. Onkolitik ajan olarak patojenik bakterilerin kullanımı
2. Antikanser ilacı yapan ajanlar olarak bakterilerin kullanımı
3. Tümörün seçici olarak tahribi için bakteriyel toksinler ve genetik olarak modifiye edilmiş bakterilerin kullanımı
4. Kanser gen tedavisi için Vibrio cholerae ve Yersinia enterocolitica’nın bakteriyel vektör olarak kullanımı
5. Kemoterapide kansere duyarlı bakterilerin kullanılmaları
6. Bazı mikrobiyal orijinli enzimlerin kanser kemoterapisinde ilaç olarak kullanımı
Tedavi amacıyla genetik olarak değişikliğe uğratılmamış patojenik bakterilerin kullanımı arzulanan bir yöntem değildir. Bakterilerin pratik ve güvenli bir şekilde tedavide kullanımı için genetik işlem yapılabileceğine dair önemli bilgiler vardır. Bakteriyel toksinler de immun düzenleyici etki kadar tümör üzerine direkt etkili bir onkolitik ajan olarak kullanılabilirler. Bakterilerin genetik olarak modifikasyonu
bakteriyel genomların diziliminin belirlenmesi ile uygun hale gelebilir. Ayrıca genetik olarak modifiye edilmiş bakteriler antikanser ajana dönüşebilir ve kanser gen tedavisinin bir bölümünü oluşturabilirler. Genetik olarak modifiye edilmiş bakteriler
normal dokulara zarar vermeden seçici olarak tümörün tahribinde ilk ajan olarak da kullanılabilirler.
1. Bakterilerin Kanser Gen Tedavisindeki Rolü
Kanser gen tedavisinin önündeki ana engel
bir antikanser gen ürününün solid bir tümör için spesifikliğinin sağlanmasıdır 2. Bir vektörün ilk olarak direkt bir tümörle karşılaşmasında gen ekspresyonunun kontrolünü bozan ciddi stratejiler bulunmaktadır. Bu sebeple solid tümörleri spesifik olarak hedefleyen sistemik bir buluşma metodu sağlanamamıştır. Bu duruma karşın E.coli genleri ve enzimleri
kanser için en iyi bilinen ön ilaç uygulamalarının bir parçasını oluşturmaktadır 2
3. Ön-ilaçlar
farmakodinamik ve toksikolojik olarak etkisiz olan fakat in vivo koşullarda oldukça aktif türlerine dönüşebilen kimyasallardır 2.
1.1. Sitozin Deaminaz Genleri
Bakteri ve mantarlarda bulunan bir enzim olan sitozin deaminaz (SD)
sitozinin urasile deaminasyonunu katalizlemektedir. Ayrıca kanser tedavisinde sık kullanılan toksik antimetabolit olan 5-florourasin toksik olmayan analoğu 5-florositozine dönüşümünde de deaminasyon sağlamaktadır. Ayrıca insan kolorektal karsinoma hücre kültürlerine SD genlerinin uygulanması
5-florositozine duyarlılığı arttırmıştır. İnsan kolorektal hücre serilerinde yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda bu teknik
Herpes simplex virüs timidin kinaz (HSV-tk) stratejisine göre daha üstün bulunmuştur 4
5.
1.2. E.coli Pürin Nükleosid Fosforilaz Geni
E.coli pürin nükleosid fosforilaz geni (PNP) kullanılarak kanserli hücrelerin tahribatı sağlanmaktadır. Bu olay toksik olmayan deoksiadenozinin
toksik olan adenin analoguna dönüşmesiyle gerçekleştirilmektedir 6.
1.3. Kanser Gen Tedavisinde Ön-İlaç Uygulamaları
Bakteriler ile ilgili ön-ilaçların içinde; bakteriyel sitozin deaminazla aktive edilen 5-florositozin ve bakteriyel nitroredüktaz ile aktive edilen CB1954 yer almaktadır. İntihar (suicide) gen tedavisi ilaca duyarlı bir genin hedef hücrelerle buluşturulmasıdır. Daha sonra normal hücreleri etkilemeyen dozlardaki ilaç
hedef hücreleri öldürmektedir 7
8.
1.4. E.coli gpt Geni
Bu gen (gpt)
bakteriyel bir enzim olan ve riboz fosfatıksantin ve analoglarına transfer eden ksantin-guaninfosforibozil transferazı kodlamaktadır. Bu genin rat glioma hücrelerini tahribi 6-tiyoksantin veya 6-tiyoguanin vasıtasıyla gerçekleşmektedir 8.
1.5. E.coli Nitroredüktaz B Geni
Nitroredüktaz B enzimini kodlayan gendir ve HSV-tk sisteminde CB1954 ön- ilacı olarak kullanılmaktadır 9. E.coli nitroredüktaz geni
C. beijerinckii zinciri içine sokularak
CB1954 toksik olmayan ön-ilacının toksik olan bir antikanser ilaca aktifleşmesi sağlanmaktadır (9).
2.Tip III Sekresyon Sistemleri
Çeşitli gram negatif patojenler
basit bir virulans mekanizması olan özel bir protein sekresyon sistemi kullanırlar. Buna Tip III sekresyon sistemi adı verilir ve proteinler ökaryotik hücrelerin sitozolüne enjekte (transloke) edilebilirler. Transloke edilen proteinler
konakçı hücrenin transdüksiyon ve diğer hücresel işlemlerini kullanarak bakteriyel patogenezi gerçekleştirirler 10. Tip III sekresyon sistemleri
Yersinia
Salmonella
Shigella
Bordotella türleri
Pseudomonas aeruginosa ve enteropatojenik E.coli’nin ökaryotik hücrenin yüzeyine tutunarak bakteriyel proteinlerini
hedef hücreyi tahrip etmesi için enjeksiyonuna izin verir 11
12. Pseudomonas aeruginosa ekzoenzim S (ExoS)
çift fonksiyonlu bir sitotoksindir. ExoS’in karboksi ucu
kültür hücrelerinde eksprese olabildiğinden sitotoksik etkisi olan ADPriboziltransferaz zincirinden oluşur. Patojenik potansiyeli olan bakterilerde Tip III sekresyon sisteminin varlığı
kanser tedavisinde kullanılabilecek normal floradan yayılan terapotik ajanların geliştirilmesi için bir hedef sağlayabilir 13. Tip III sekresyon sistemi aynı zamanda terapotik ajan olarak heterolog proteinlerin yapılması için de kullanılabilir (14).
3. Protein İfadesi Güçlendirilmiş Tümör Tedavisi (PİGTT)
PİGTT
solid tümörleri tercih eden antikanser ilaçların oluşturulması için genetik olarak modifiye edilmiş bir bakteriyel vektör veya vektor olarak Salmonella bakterisisni kullanan bir yöntemdir. Bu çeşit biyomühendislik ürünü bakteriler
normal dokulara kıyasla tümörlerde daha fazla miktarda replikasyon gösterirler ve preklinik toksikolojik çalışmalarda da yüksek güvenirlilik profili sergilerler 15. Tümöre karşı adeta ilaç fabrikası haline getirilen PİGTT
daha konsantre
etkili ve normal dokular için daha az toksik bir kanser tedavisi haline dönüştürülür. A faz I klinik denemeleri
Ulusal Kanser Enstitüsü’nde (Bethesta
Maryland
ABD)
en uygun tedaviye rağmen ilerlemiş kanser hastalarının damar içi PİGTT enjeksiyonunu tolere edilebilirliğini ve güvenilirliğini belirlemek için gerçekleştirilmektedir. Solid tümörler içinde PİGTT organizmalarının miktarındaki artış
mikroorganizmaların tümörlerde bulunan protein ve DNA elemanlarıyla beslenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu
bakterilerin tümör büyümesini inhibe etmesini arttırmakta ve tümör hücrelerinde kendi başına devamlı antikanser ilaçları üretmelerine izin vermektedir. PİGTT bakterileri
damar içi olarak uygulanabilmekte ve farklı bir bölgeden inokülasyon sonrası metastazik tümörlerde yüksek konsantrasyonlara erişebilmektedirler 15.
4. Bakteriyel Toksinler
4.1. Escherichia coli toksinleri
Escherichia coli
Shiga toksin (Stx) ailesinden olan bakteriyofajlar tarafından kodlanan Stx1 (VT1) veya Shiga benzeri toksin: (SLT1) ve Stx2 (VT2
SLT2) adlı iki tipi içermektedir. Bazı kötü huylu kanser hücrelerinin yüzeyindeki spesifik reseptörlere bağlanan ve onların protein sentezini engelleyerek öldüren VT1
antikanser etkisi için çalışılmıştır. Fındık farelerinde nakille geliştirilmiş insan astrositom tümörü verotoksin ile tedavi edilmiştir 16. Verotoksin
bir vazotoksin olarak da bilinmektedir (17).
Otolog-kök hücre nakillerinin başarı ile gerçekleştirildiği CD77 + B hücre lenfoma vakalarında otolog kemik iliği naklinden önce insan kemik iliğinin arındırılması için VT1 kullanılmıştır. Bu çalışmaların sonuçları 18
VT1’in vücut dışında kullanımının myeloma
lenfoma ve meme kanseri otolog hücre greftlerinden VT1 reseptörü eksprese eden habis hücrelerin temizlenmesinde etkili olduğunu göstermiştir 19. Lenfoproliferatif hastalıklı doku nakli sonrası hastalardan alınan infiltre olmuş lenfoma hücrelerinde VT1’i tespit eden seçici boyama yardımıyla da CD77’nin bu hücrelerin yeni bir belirleyicisi olduğu gösterilmiştir 20. Bu gibi bireyler için VT1
habis durumların kontrolünde başvurulacak bir ajandır. VT1
N veya C ucunda influenza virüsüne ait matriks proteini kaynaklı MHC (major histokompatibilite kompleksi) sınıf 1 molekülü olan bir peptit taşıyacak şekilde genetik mühendisliği tarafından dizayn edilmiştir 21.
4.2. İmmunotoksinler
Tümör hücrelerini hedefleyen ve kanser gen tedavisinde kullanılan bakteriyel orijinli immunotoksinler
Pseudomonas ekzotoksini ve difteri toksinidir 22.
4.3.Transferrin-CRM 107
İnsana ait transferrin (TS) ile difteri toksininin genetik bir mutantının konjugatıdır. Kan beyin bariyerine karşı interstisyel infüzyon ile glioblastomanın tedavisi için kullanılmaktadır 23.
4.4. IL-4 Toksin Bileşiği
İlaç ismi NBI-3001 olan IL-4 toksin bileşiği (Neurocrine Biosciences
San Diego
ABD)
IL-4 ile Pseudomonas ekzotoksininin birleştirilmesi ile elde edilmiştir. İlaç
bir kateter yardımıyla tümöre uygulanmaktadır ve IL-4 reseptörlerine yüksek afinite ile bağlanarak normal beyin hücrelerine zarar vermeden habis beyin tümörlerini yok etmektedir 24.
4.5. Pseudomonas Ekzotoksinleri İçeren Bileşik Toksinler
İlk Pseudomonas ekzotoksinleri (PE) içeren bileşik toksin
transforme edilmiş büyüme faktörü (TGF) ile PE40 arasında gerçekleştirilmiştir 24. İdrar kesesi karsinomunda mesane içi tedavisi için klinik uygulamalara girmiştir 25. IL- 2 reseptörleri taşıyan hedef hücrelerin bulunduğu kanla ilgili tümörlerin hedeflenmesi için PE40 ile IL-2 birleştirilerek yetişkin T hücre lösemisinin tedavisinde terapötik bir ajan olarak kullanılmıştır 26
27.
5. Genetik Olarak Modifiye Edilmiş Bakteriler
Bakteri genetik mühendisliği
proteinlerin rekombinant olarak üretilmesi üzerine kurulmuştur. Bakteriyel genomlar hakkındaki bilgi
genlerin silinmesi ve eklenmesiyle bakterilerin özelliklerinin değiştirilmesini mümkün kılmaktadır.
5.1. Bakteriyel Genomlar
Şu ana kadar yaklaşık 100 mikroorganizmanın genomu çalışılmıştır. Yeni tedavilerin geliştirilmesi ile ilişkili olarak genomik dizilimi tamamen bilinen bakteriler ise şunlardır: Bacillus subtilis
Borrelia burdorgferi
Chlamidya trachomatis Clostridium tetani
Escherichia coli
Haemophilus influenza
Helicobacter pylori
Mycobacterium tuberculosis
Mycoplasma genitalium
Mycoplasma pneumonia
Neisseria meningitis
Proteus mirabilis
Pseudomonas aeruginosa
Rickettsia prozawekii
Salmonella typhimurium
Treponema pallidum. Bakteriyel genomun bilinmesi daha çok kansere yönelik ilaçların geliştirilmesinde yararlı olup aynı zamanda terapötik amaçlar için bakterilerin maniplasyonunu da mümkün kılmaktadır 28.
.2. Tümöre Hedeflenen Bakteriler
Gen tedavisindeki uygulamaların çoğu lipozomlar gibi viral veya viral olmayan vektörlere sahiptir. Bakterilerden özellikle Salmonella
antikanser vektörü olarak birçok potansiyel avantaja sahiptir:
1. Salmonella
anaerobik ya da aerobik koşullar altında üretilebilir.
2. Farklı bir inokulasyon bölgesinden birçok tümör hedeflenebilir.
3. Salmonella
Herpes simplex virüsü timidin kinazı (HSV-tk) gibi intihar genlerini eksprese etme yeteneğindedir. Yabani tip Salmonella tümör tedavisi için kullanıldığında tümör dokusunda yüksek konsantrasyonlara ulaştığı zaman hayvanların ölümüne sebep olmaktadır. Fakat atenüe edilmiş hiperinvazif mutant Salmonella türlerinin ise
tümör hedeflerini tahrip ederken sınırlı miktarda da patojenite gösterdiği rapor edilmiştir. HSV-tk geni içeren bir plazmid Salmonella’ya aktarılmış ve ganciclovir ile birlikte melanom taşıyan hayvanlara uygulandığında doza bağımlı olarak tümör büyümesini baskıladığı gösterilmiştir 28. Tümöre-hedefli Salmonella’nın msbB geninin çıkarılması ile genetik modifikasyonu
lipit A’yı değiştirmiş ve TNF indüksiyonunu azaltarak güvenliği arttırmıştır. Tümöre spesifik bakteriyel vektörlerin lipit modifikasyonu
septik şoku anlamlı bir şekilde azaltmış ve bakterilerin antitümör aktivitesinin TNF’den bağımsız olduğu ileri sürülmüştür. Genetik mühendisliği ürünü Salmonella
solid tümörleri seçici hedef olarak algılamıştır. Lipit A mutant-Salmonella’nın antitümör etkisi
tek başına ve röntgen ışınları eşliğinde B16F10 ya da Cloudman S91 melanomu taşıyan farelerde gösterilmiştir 29. Her bir tedavi tek başına tümör büyümesini yavaşlatmış ve yaşam süresini uzatmıştır. Tek dozlu Salmonella ile yükseltilen radyasyonla doza bağımlı çalışmalarda iki ajan hesaplanan aditif etkiden daha fazla tümör büyümesini geriletmiştir. Sonuçlar genetik mühendisliği ürünü Salmonella ile radyoterapinin birlikte melanom
akciğer
kalın barsak
meme
böbrek ve karaciğerin solid tümörleri için yeni ve yararlı bir tedavi olduğunu göstermiştir 30.
6. Bazı mikrobiyal orijinli enzimlerin kanser kemoterapisinde ilaç olarak kullanımı
Bu çeşit uygulamada en yaygın kullanılan enzimden
bazı gram-negatif bakterilerden elde edilen L-asparaginazdır 31. L-asparaginaz enzimi çeşitli kanser (çocuk lösemisi başta olmak üzere
lemfosarkoma
melanosarkoma
non-Hodkin
vb.) türlerindeki yüksek terapötik değeri ile bilinmektedir 32. Geni insanlarda bulunmayan bu enzimin anti-lösemik etkisi sirkülasyonda bulunan L-asparagin amino asidini hızlı bir şekilde yıkmaya dayanmaktadır. Enzim
asparagini aspartat ve amonyağa çevirerek kanserli hücrelerin büyümek ve bölünmek için ihtiyaç duydukları essansiyel amino asitten yoksun bırakmaktadır. Normal hücreler için L-asparagin essansiyel bir amino asit olmadığından bu hücreler
böyle bir enzim muamelesinden etkilenmezler. Çünkü nedeni
normal hücreler kendi asparagin amino asidini aktif şekilde üreten asparagin sentetaz enzimine sahipken
kanserli hücrelerde bu enzim ya bulunmaz ya da normal hücrelerdeki seviyede sentezlenmemektedir. Dolayısı ile kanserli hücrelerde
sağlıklı hücrelerin tersine yeterince L-asaparagin sentezi yapılamamaktadır. Bu nedenle
kanserli hücreler dışardan alınan veya sağlıklı hücreler tarafından yapılarak kana verilen L-asparagine bağımlıdırlar. Dolaşımda serbest olarak bulunan bu amino asitin
enjekte edilen L-asparginazla yıkılması sonucu neoplastik hücrelerde protein sentezi bloke edilmiş olmaktadır. Böylece
hücre büyümesi durmakta ve aynı zamanda DNA replikasyonu gerçekleşmemektedir. Bu uygulama sonunda hücrelerin belli bir süre sonra normal apoptosis ile ortadan kalktıkları saptanmıştır 33. Enzim tedavisi görmüş lösemili çocuklarda
kanserli hücrelerinin zamanla ortadan kalktığı saptanırken
çeşitli kanser tümörlerinin ise büzüşerek kayboldukları rapor edilmiştir 34. Bu çeşit bir uygulamada kullanılan diğer bir enzim çeşidi ise L-lizin oksidazdır 35.
Moleküler biyoloji
bakteriyoloji ve biyokimya alanındaki gelişmeler
mikroorganizmaların antikanser ajan olarak keşfini ve böylece kanser gen tedavisinde kullanımını gündeme getirmiştir. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda kanser tedavisinde mikroorganizmaların genlerinden yararlanılabileceği de ortaya konulmuştur. Fakat kanser vakalarında amaçlanan tedavinin anlamlı olması için tümörlerin % 100 ortadan kalkmasının gerekliliği sınırlamasını da beraberinde getirmektedir.
moleküler biyoloji ve bakteriyolojideki ilerlemeler
bakterilerin antikanser ajan olarak kullanımının yanı sıra
antikanser ilaçların verilmesinde kemoterapiye duyarlı ajan ve gen tedavisi için vektör olarak kullanımına kadar kullanışlı bir çok yönlerini ortaya koymuştur. Bu alanda özellikle Escherichia coli genleri ve enzimleri
kansere karşı vücut dışında etkisiz olan fakat vücut içinde oldukça aktif türlerine dönüşebilen ön-ilaç uygulamalarında yer almaktadır. Ayrıca Pseudomonas ekzotoksinlerine konjuge edilmiş IL-4
direkt olarak malignant beyin tümörlerine uygulanmış ve normal beyin hücreleri haricindeki hücrelerin IL-4 reseptörlerine yüksek afinite ile bağlandığı görülmüş ve böylece normal beyin dokusuna zarar vermeden tümörün büyük bir kısmının tahrip edildiği saptanmıştır. Bu derleme
bazı kanser tiplerinin tedavisi için kullanılan bakteriyel orijinli antikanser ajanlar üzerine odaklanmıştır.Sponsorlu Bağlantılar
Bakterilerin organik maddelerin transformasyonundaki rolü 19‘uncu yüzyılın ortalarına kadar anlaşılamamıştır. Buna rağmen insanoğlu ilk çağlardan beri mikroorganizmaları gıda (peynir
ekmek
bira
şarap
sirke vs.) alanında kullana gelmişlerdir. Son yıllarda biyokimya ve moleküler biyolojide ki gelişmeler mikroorganizmaların antikanser ajan olarak özellikle kanser tedavisinin omurgasını oluşturan kemoterapide kullanımını gündeme getirmiştir. Kanser gen tedavisinde onkolitik ajan olan virüslerin vektör olarak kullanımı çok iyi bilinmesine rağmen
bugüne kadar bakterilerin antikanser potansiyeli ile ilgili fazla araştırma yapılmamıştır. İlk kez 1978’de malignant beyin tümörleri için bakteriler onkolitik ajan olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yapılan bu çalışmada
hastalık oluşturmayan Clostridium butyricum M55 sporlarının karotid artere enjeksiyonu yapılmıştır. Bu sporlar beyin tümörlerine ulaştıktan bir hafta sonra da onkolizis oluştuğu gözlenmiş ve cerrahi olarak çıkarılmıştır 1. Benzer olarak
bakteriyoloji ve moleküler biyolojideki gelişmeler
kanser tedavisinde bakteriyel uygulama alanlarını ve olanakları genişletmiştir. Antikanser ajan olarak mikroorganizmaların kullanım alanları şunlardır (Jain Pharma Biotech) :
1. Onkolitik ajan olarak patojenik bakterilerin kullanımı
2. Antikanser ilacı yapan ajanlar olarak bakterilerin kullanımı
3. Tümörün seçici olarak tahribi için bakteriyel toksinler ve genetik olarak modifiye edilmiş bakterilerin kullanımı
4. Kanser gen tedavisi için Vibrio cholerae ve Yersinia enterocolitica’nın bakteriyel vektör olarak kullanımı
5. Kemoterapide kansere duyarlı bakterilerin kullanılmaları
6. Bazı mikrobiyal orijinli enzimlerin kanser kemoterapisinde ilaç olarak kullanımı
Tedavi amacıyla genetik olarak değişikliğe uğratılmamış patojenik bakterilerin kullanımı arzulanan bir yöntem değildir. Bakterilerin pratik ve güvenli bir şekilde tedavide kullanımı için genetik işlem yapılabileceğine dair önemli bilgiler vardır. Bakteriyel toksinler de immun düzenleyici etki kadar tümör üzerine direkt etkili bir onkolitik ajan olarak kullanılabilirler. Bakterilerin genetik olarak modifikasyonu
bakteriyel genomların diziliminin belirlenmesi ile uygun hale gelebilir. Ayrıca genetik olarak modifiye edilmiş bakteriler antikanser ajana dönüşebilir ve kanser gen tedavisinin bir bölümünü oluşturabilirler. Genetik olarak modifiye edilmiş bakteriler
normal dokulara zarar vermeden seçici olarak tümörün tahribinde ilk ajan olarak da kullanılabilirler. 1. Bakterilerin Kanser Gen Tedavisindeki Rolü
Kanser gen tedavisinin önündeki ana engel
bir antikanser gen ürününün solid bir tümör için spesifikliğinin sağlanmasıdır 2. Bir vektörün ilk olarak direkt bir tümörle karşılaşmasında gen ekspresyonunun kontrolünü bozan ciddi stratejiler bulunmaktadır. Bu sebeple solid tümörleri spesifik olarak hedefleyen sistemik bir buluşma metodu sağlanamamıştır. Bu duruma karşın E.coli genleri ve enzimleri
kanser için en iyi bilinen ön ilaç uygulamalarının bir parçasını oluşturmaktadır 2
3. Ön-ilaçlar
farmakodinamik ve toksikolojik olarak etkisiz olan fakat in vivo koşullarda oldukça aktif türlerine dönüşebilen kimyasallardır 2. 1.1. Sitozin Deaminaz Genleri
Bakteri ve mantarlarda bulunan bir enzim olan sitozin deaminaz (SD)
sitozinin urasile deaminasyonunu katalizlemektedir. Ayrıca kanser tedavisinde sık kullanılan toksik antimetabolit olan 5-florourasin toksik olmayan analoğu 5-florositozine dönüşümünde de deaminasyon sağlamaktadır. Ayrıca insan kolorektal karsinoma hücre kültürlerine SD genlerinin uygulanması
5-florositozine duyarlılığı arttırmıştır. İnsan kolorektal hücre serilerinde yapılan karşılaştırmalı çalışmalarda bu teknik
Herpes simplex virüs timidin kinaz (HSV-tk) stratejisine göre daha üstün bulunmuştur 4
5. 1.2. E.coli Pürin Nükleosid Fosforilaz Geni
E.coli pürin nükleosid fosforilaz geni (PNP) kullanılarak kanserli hücrelerin tahribatı sağlanmaktadır. Bu olay toksik olmayan deoksiadenozinin
toksik olan adenin analoguna dönüşmesiyle gerçekleştirilmektedir 6. 1.3. Kanser Gen Tedavisinde Ön-İlaç Uygulamaları
Bakteriler ile ilgili ön-ilaçların içinde; bakteriyel sitozin deaminazla aktive edilen 5-florositozin ve bakteriyel nitroredüktaz ile aktive edilen CB1954 yer almaktadır. İntihar (suicide) gen tedavisi ilaca duyarlı bir genin hedef hücrelerle buluşturulmasıdır. Daha sonra normal hücreleri etkilemeyen dozlardaki ilaç
hedef hücreleri öldürmektedir 7
8. 1.4. E.coli gpt Geni
Bu gen (gpt)
bakteriyel bir enzim olan ve riboz fosfatıksantin ve analoglarına transfer eden ksantin-guaninfosforibozil transferazı kodlamaktadır. Bu genin rat glioma hücrelerini tahribi 6-tiyoksantin veya 6-tiyoguanin vasıtasıyla gerçekleşmektedir 8. 1.5. E.coli Nitroredüktaz B Geni
Nitroredüktaz B enzimini kodlayan gendir ve HSV-tk sisteminde CB1954 ön- ilacı olarak kullanılmaktadır 9. E.coli nitroredüktaz geni
C. beijerinckii zinciri içine sokularak
CB1954 toksik olmayan ön-ilacının toksik olan bir antikanser ilaca aktifleşmesi sağlanmaktadır (9). 2.Tip III Sekresyon Sistemleri
Çeşitli gram negatif patojenler
basit bir virulans mekanizması olan özel bir protein sekresyon sistemi kullanırlar. Buna Tip III sekresyon sistemi adı verilir ve proteinler ökaryotik hücrelerin sitozolüne enjekte (transloke) edilebilirler. Transloke edilen proteinler
konakçı hücrenin transdüksiyon ve diğer hücresel işlemlerini kullanarak bakteriyel patogenezi gerçekleştirirler 10. Tip III sekresyon sistemleri
Yersinia
Salmonella
Shigella
Bordotella türleri
Pseudomonas aeruginosa ve enteropatojenik E.coli’nin ökaryotik hücrenin yüzeyine tutunarak bakteriyel proteinlerini
hedef hücreyi tahrip etmesi için enjeksiyonuna izin verir 11
12. Pseudomonas aeruginosa ekzoenzim S (ExoS)
çift fonksiyonlu bir sitotoksindir. ExoS’in karboksi ucu
kültür hücrelerinde eksprese olabildiğinden sitotoksik etkisi olan ADPriboziltransferaz zincirinden oluşur. Patojenik potansiyeli olan bakterilerde Tip III sekresyon sisteminin varlığı
kanser tedavisinde kullanılabilecek normal floradan yayılan terapotik ajanların geliştirilmesi için bir hedef sağlayabilir 13. Tip III sekresyon sistemi aynı zamanda terapotik ajan olarak heterolog proteinlerin yapılması için de kullanılabilir (14). 3. Protein İfadesi Güçlendirilmiş Tümör Tedavisi (PİGTT)
PİGTT
solid tümörleri tercih eden antikanser ilaçların oluşturulması için genetik olarak modifiye edilmiş bir bakteriyel vektör veya vektor olarak Salmonella bakterisisni kullanan bir yöntemdir. Bu çeşit biyomühendislik ürünü bakteriler
normal dokulara kıyasla tümörlerde daha fazla miktarda replikasyon gösterirler ve preklinik toksikolojik çalışmalarda da yüksek güvenirlilik profili sergilerler 15. Tümöre karşı adeta ilaç fabrikası haline getirilen PİGTT
daha konsantre
etkili ve normal dokular için daha az toksik bir kanser tedavisi haline dönüştürülür. A faz I klinik denemeleri
Ulusal Kanser Enstitüsü’nde (Bethesta
Maryland
ABD)
en uygun tedaviye rağmen ilerlemiş kanser hastalarının damar içi PİGTT enjeksiyonunu tolere edilebilirliğini ve güvenilirliğini belirlemek için gerçekleştirilmektedir. Solid tümörler içinde PİGTT organizmalarının miktarındaki artış
mikroorganizmaların tümörlerde bulunan protein ve DNA elemanlarıyla beslenmesinden kaynaklanmaktadır. Bu
bakterilerin tümör büyümesini inhibe etmesini arttırmakta ve tümör hücrelerinde kendi başına devamlı antikanser ilaçları üretmelerine izin vermektedir. PİGTT bakterileri
damar içi olarak uygulanabilmekte ve farklı bir bölgeden inokülasyon sonrası metastazik tümörlerde yüksek konsantrasyonlara erişebilmektedirler 15. 4. Bakteriyel Toksinler
4.1. Escherichia coli toksinleri
Escherichia coli
Shiga toksin (Stx) ailesinden olan bakteriyofajlar tarafından kodlanan Stx1 (VT1) veya Shiga benzeri toksin: (SLT1) ve Stx2 (VT2
SLT2) adlı iki tipi içermektedir. Bazı kötü huylu kanser hücrelerinin yüzeyindeki spesifik reseptörlere bağlanan ve onların protein sentezini engelleyerek öldüren VT1
antikanser etkisi için çalışılmıştır. Fındık farelerinde nakille geliştirilmiş insan astrositom tümörü verotoksin ile tedavi edilmiştir 16. Verotoksin
bir vazotoksin olarak da bilinmektedir (17). Otolog-kök hücre nakillerinin başarı ile gerçekleştirildiği CD77 + B hücre lenfoma vakalarında otolog kemik iliği naklinden önce insan kemik iliğinin arındırılması için VT1 kullanılmıştır. Bu çalışmaların sonuçları 18
VT1’in vücut dışında kullanımının myeloma
lenfoma ve meme kanseri otolog hücre greftlerinden VT1 reseptörü eksprese eden habis hücrelerin temizlenmesinde etkili olduğunu göstermiştir 19. Lenfoproliferatif hastalıklı doku nakli sonrası hastalardan alınan infiltre olmuş lenfoma hücrelerinde VT1’i tespit eden seçici boyama yardımıyla da CD77’nin bu hücrelerin yeni bir belirleyicisi olduğu gösterilmiştir 20. Bu gibi bireyler için VT1
habis durumların kontrolünde başvurulacak bir ajandır. VT1
N veya C ucunda influenza virüsüne ait matriks proteini kaynaklı MHC (major histokompatibilite kompleksi) sınıf 1 molekülü olan bir peptit taşıyacak şekilde genetik mühendisliği tarafından dizayn edilmiştir 21. 4.2. İmmunotoksinler
Tümör hücrelerini hedefleyen ve kanser gen tedavisinde kullanılan bakteriyel orijinli immunotoksinler
Pseudomonas ekzotoksini ve difteri toksinidir 22. 4.3.Transferrin-CRM 107
İnsana ait transferrin (TS) ile difteri toksininin genetik bir mutantının konjugatıdır. Kan beyin bariyerine karşı interstisyel infüzyon ile glioblastomanın tedavisi için kullanılmaktadır 23.
4.4. IL-4 Toksin Bileşiği
İlaç ismi NBI-3001 olan IL-4 toksin bileşiği (Neurocrine Biosciences
San Diego
ABD)
IL-4 ile Pseudomonas ekzotoksininin birleştirilmesi ile elde edilmiştir. İlaç
bir kateter yardımıyla tümöre uygulanmaktadır ve IL-4 reseptörlerine yüksek afinite ile bağlanarak normal beyin hücrelerine zarar vermeden habis beyin tümörlerini yok etmektedir 24. 4.5. Pseudomonas Ekzotoksinleri İçeren Bileşik Toksinler
İlk Pseudomonas ekzotoksinleri (PE) içeren bileşik toksin
transforme edilmiş büyüme faktörü (TGF) ile PE40 arasında gerçekleştirilmiştir 24. İdrar kesesi karsinomunda mesane içi tedavisi için klinik uygulamalara girmiştir 25. IL- 2 reseptörleri taşıyan hedef hücrelerin bulunduğu kanla ilgili tümörlerin hedeflenmesi için PE40 ile IL-2 birleştirilerek yetişkin T hücre lösemisinin tedavisinde terapötik bir ajan olarak kullanılmıştır 26
27. 5. Genetik Olarak Modifiye Edilmiş Bakteriler
Bakteri genetik mühendisliği
proteinlerin rekombinant olarak üretilmesi üzerine kurulmuştur. Bakteriyel genomlar hakkındaki bilgi
genlerin silinmesi ve eklenmesiyle bakterilerin özelliklerinin değiştirilmesini mümkün kılmaktadır. 5.1. Bakteriyel Genomlar
Şu ana kadar yaklaşık 100 mikroorganizmanın genomu çalışılmıştır. Yeni tedavilerin geliştirilmesi ile ilişkili olarak genomik dizilimi tamamen bilinen bakteriler ise şunlardır: Bacillus subtilis
Borrelia burdorgferi
Chlamidya trachomatis Clostridium tetani
Escherichia coli
Haemophilus influenza
Helicobacter pylori
Mycobacterium tuberculosis
Mycoplasma genitalium
Mycoplasma pneumonia
Neisseria meningitis
Proteus mirabilis
Pseudomonas aeruginosa
Rickettsia prozawekii
Salmonella typhimurium
Treponema pallidum. Bakteriyel genomun bilinmesi daha çok kansere yönelik ilaçların geliştirilmesinde yararlı olup aynı zamanda terapötik amaçlar için bakterilerin maniplasyonunu da mümkün kılmaktadır 28. .2. Tümöre Hedeflenen Bakteriler
Gen tedavisindeki uygulamaların çoğu lipozomlar gibi viral veya viral olmayan vektörlere sahiptir. Bakterilerden özellikle Salmonella
antikanser vektörü olarak birçok potansiyel avantaja sahiptir: 1. Salmonella
anaerobik ya da aerobik koşullar altında üretilebilir. 2. Farklı bir inokulasyon bölgesinden birçok tümör hedeflenebilir.
3. Salmonella
Herpes simplex virüsü timidin kinazı (HSV-tk) gibi intihar genlerini eksprese etme yeteneğindedir. Yabani tip Salmonella tümör tedavisi için kullanıldığında tümör dokusunda yüksek konsantrasyonlara ulaştığı zaman hayvanların ölümüne sebep olmaktadır. Fakat atenüe edilmiş hiperinvazif mutant Salmonella türlerinin ise
tümör hedeflerini tahrip ederken sınırlı miktarda da patojenite gösterdiği rapor edilmiştir. HSV-tk geni içeren bir plazmid Salmonella’ya aktarılmış ve ganciclovir ile birlikte melanom taşıyan hayvanlara uygulandığında doza bağımlı olarak tümör büyümesini baskıladığı gösterilmiştir 28. Tümöre-hedefli Salmonella’nın msbB geninin çıkarılması ile genetik modifikasyonu
lipit A’yı değiştirmiş ve TNF indüksiyonunu azaltarak güvenliği arttırmıştır. Tümöre spesifik bakteriyel vektörlerin lipit modifikasyonu
septik şoku anlamlı bir şekilde azaltmış ve bakterilerin antitümör aktivitesinin TNF’den bağımsız olduğu ileri sürülmüştür. Genetik mühendisliği ürünü Salmonella
solid tümörleri seçici hedef olarak algılamıştır. Lipit A mutant-Salmonella’nın antitümör etkisi
tek başına ve röntgen ışınları eşliğinde B16F10 ya da Cloudman S91 melanomu taşıyan farelerde gösterilmiştir 29. Her bir tedavi tek başına tümör büyümesini yavaşlatmış ve yaşam süresini uzatmıştır. Tek dozlu Salmonella ile yükseltilen radyasyonla doza bağımlı çalışmalarda iki ajan hesaplanan aditif etkiden daha fazla tümör büyümesini geriletmiştir. Sonuçlar genetik mühendisliği ürünü Salmonella ile radyoterapinin birlikte melanom
akciğer
kalın barsak
meme
böbrek ve karaciğerin solid tümörleri için yeni ve yararlı bir tedavi olduğunu göstermiştir 30. 6. Bazı mikrobiyal orijinli enzimlerin kanser kemoterapisinde ilaç olarak kullanımı
Bu çeşit uygulamada en yaygın kullanılan enzimden
bazı gram-negatif bakterilerden elde edilen L-asparaginazdır 31. L-asparaginaz enzimi çeşitli kanser (çocuk lösemisi başta olmak üzere
lemfosarkoma
melanosarkoma
non-Hodkin
vb.) türlerindeki yüksek terapötik değeri ile bilinmektedir 32. Geni insanlarda bulunmayan bu enzimin anti-lösemik etkisi sirkülasyonda bulunan L-asparagin amino asidini hızlı bir şekilde yıkmaya dayanmaktadır. Enzim
asparagini aspartat ve amonyağa çevirerek kanserli hücrelerin büyümek ve bölünmek için ihtiyaç duydukları essansiyel amino asitten yoksun bırakmaktadır. Normal hücreler için L-asparagin essansiyel bir amino asit olmadığından bu hücreler
böyle bir enzim muamelesinden etkilenmezler. Çünkü nedeni
normal hücreler kendi asparagin amino asidini aktif şekilde üreten asparagin sentetaz enzimine sahipken
kanserli hücrelerde bu enzim ya bulunmaz ya da normal hücrelerdeki seviyede sentezlenmemektedir. Dolayısı ile kanserli hücrelerde
sağlıklı hücrelerin tersine yeterince L-asaparagin sentezi yapılamamaktadır. Bu nedenle
kanserli hücreler dışardan alınan veya sağlıklı hücreler tarafından yapılarak kana verilen L-asparagine bağımlıdırlar. Dolaşımda serbest olarak bulunan bu amino asitin
enjekte edilen L-asparginazla yıkılması sonucu neoplastik hücrelerde protein sentezi bloke edilmiş olmaktadır. Böylece
hücre büyümesi durmakta ve aynı zamanda DNA replikasyonu gerçekleşmemektedir. Bu uygulama sonunda hücrelerin belli bir süre sonra normal apoptosis ile ortadan kalktıkları saptanmıştır 33. Enzim tedavisi görmüş lösemili çocuklarda
kanserli hücrelerinin zamanla ortadan kalktığı saptanırken
çeşitli kanser tümörlerinin ise büzüşerek kayboldukları rapor edilmiştir 34. Bu çeşit bir uygulamada kullanılan diğer bir enzim çeşidi ise L-lizin oksidazdır 35.Moleküler biyoloji
bakteriyoloji ve biyokimya alanındaki gelişmeler
mikroorganizmaların antikanser ajan olarak keşfini ve böylece kanser gen tedavisinde kullanımını gündeme getirmiştir. Özellikle son yıllarda yapılan çalışmalar sonucunda kanser tedavisinde mikroorganizmaların genlerinden yararlanılabileceği de ortaya konulmuştur. Fakat kanser vakalarında amaçlanan tedavinin anlamlı olması için tümörlerin % 100 ortadan kalkmasının gerekliliği sınırlamasını da beraberinde getirmektedir.
Bakterilerin biyoteknolojideki kullanım alanları nelerdir?

