Arama

''Sosyal hayat'' kavramını dinsel çerçevede tanımlar mısınız?

Güncelleme: 26 Nisan 2012 Gösterim: 1.012 Cevap: 1
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
25 Nisan 2012       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
sosyal hayat kelimesini din dersine göre tanımlarmısınız
Sponsorlu Bağlantılar
SuDoKu - avatarı
SuDoKu
VIP DersFobik
26 Nisan 2012       Mesaj #2
SuDoKu - avatarı
VIP DersFobik
İslam'da sosyal hayat derken, sosyal kelimesi batı ülkelerden gelen bir kelime dir. Sosyal kelimesinin islami karşılığı ictimai kelimesidir. İctimai demek , toplumun çeşitli tabakaları ile ilgili, alakalı konulardır.İctimai adalet, insanların haklarına saygı göstermek,davranışlarda ve hükümlerde,doğru olmak, herkese, laik olduğu ve hak ettiği ölcüde hakkını vermek.hakka göre hükmetmek,eşit kılmak manasında, tolumun, ahlaKİ, hukuki ve fikri değerlerindedir. Allah, sosyal adaleti emir eder.Zira,Adalet sosyal barış için şarttır.Sosyal barış ta sosyal dayanışma ile sağlanır.
İşte, Maide süresi2. ayet:''İyilik ve takva( fenalıktan sakınmak) hususunda birbirlerinizle yardımlaşın.Günah işlemek ve düşmanlık üzerinde yardımlaşmayın.'' Allah Resülu iyilik ve kötülük konusunda bakın ne diyor:''İyilik ahlak güzelliğidir.Günah ise, kalbinde gıcık yapan ve başkalarının haberdar olmasından hoşlanmadığın, istemediğin dir.''
Sponsorlu Bağlantılar
'İslam sosyal adaleti emr ediyor.Nalh süresi 9o.ayette:''şüphesiz ki,Allah, adaleti,ihsanı(iyiliği) akrabaya muhtaç olduğu şeyleri vermeyi emreder. Her türlü taşkınlıktan,hayasızlıktan, kötülükten, münker ve her türlü zulüm ve tecavüzden men eder.Size bu şekilde öğüt verir ki, iyice dinleyip ve anlayp tutasınız''
Kaynak

A. Sosyal İlişkiler ve Çevredekilere Karşı Görevler
İslam dininin temel hedefi, insanların dünyada huzur, güven ve mutluluk içinde yaşaması, ahirette de ebedi saadete ulaşmasıdır. Bireyin gerçek anlamda huzur ve mutluluğu elde edebilmesi için gerekli olan ve Allâh ile, diğer insanlar ve çevresiyle ilişkilerini düzenleyen prensipler İslâm'da mevcuttur. Aile bireylerine karşı davranışlardan, akraba, komşu, arkadaş, dost ve diğer insanlarla ilişkilere; iş hayatından sosyal ve toplumsal ödev ve sorumluluklara kadar her alanda dinin emir, yasak ve tavsiyelerine uymak, Müslümanlığın en önemli göstergelerindendir. İbadetlerini yerine getirdiği halde sosyal ilişkilerinde doğru, dürüst, haktan yana ve adil davranmayan kişi, iyi bir Müslüman değildir.
Kur'an'da, imanın zikredildiği hemen her yerde, olumlu anlamdaki sosyal ilişkileri de içine alan `salih ameller'den söz edilmesi, İslâm'ın sosyal ilişkilere verdiği önemi ortaya koymaktadır. Hz. Peygamberin hadislerinde de, bir çok güzel iş ve davranış inancın gereği olarak değerlendirilmektedir. İslam dini bireysel dindarlığın ötesinde, sosyal ödevler ve sorumluluklar alanında çok önemli ilkeler ortaya koymuştur. `İyilik ve İslâmî sorumluluk bilinci üzere yardımlaşma ve dayanışma, kötülük ve düşmanlığa ise asla arka çıkmama ve yardımcı olmama' ; toplumda iyiliklerin ve güzelliklerin hakim hale gelmesi ve yaygınlaştırılması, kötülüklerin ve haksızlıkların önlenmesi ve ortadan kaldırılması ve böylece erdemli bir toplum oluşturulması için çalışma bunlardan bazılarıdır.
İslam dini, kişinin çevresine karşı duyarlı davranmasını ve kendinden önce başkalarını düşünmesini sağlayacak, İslâmî sorumluluk bilinci, diğerkamlık, ihsan, ihlas, sadâkat, ahde vefa, iffet ve haya gibi pek çok ilke ortaya koymuştur. Buna karşılık, kişinin çevresine duyarsız kalmasına yol açacak ve hatta çevresine zarar vermesine sebep olacak bencillik, cimrilik, haksızlıklar karşısında sessiz kalma ve duyarsızlık gibi nitelikleri de yasaklamıştır.
B. Aile
Toplumun çekirdeği ve en temel birimi olan aile, en eski sosyal müesseselerden olup, insanlığın devamı ve gelişmesi hususunda çok önemli fonksiyonlar üstlenmiştir. Ailenin en önemli ve belki de en başta gelen fonksiyonu, insan neslinin devamına hizmet etmesidir. Bunun yanında aile, dünyaya gelen çocukların beden, zihin ve ahlak bakımından sağlıklı ve dengeli yetişmelerinde önemli roller üstlenmekte, böylece insanlığın her bakımdan gelişmesine katkı sağlamaktadır.
Aile, fertler için hem dış çevrenin olumsuz şartlarından koruyucu, hem de eğitici ve yönlendirici ilk ocak hüviyetini taşımaktadır. Çocuğun, toplumun beklentisi doğrultusunda din ve hukuk kurallarına saygılı bir şekilde yetişmesi ancak aile ile sağlanabilir. Bu nedenle eğitimciler aileyi ilk ve en etkili eğitim kurumu olarak kabul etmektedirler.
Aile, dinî değer ve yaşayışın korunmasını, milli varlığın ve kültürün yaşamasını, geliştirilip devam ettirilmesini ve gelecek nesillere aktarılmasını sağlayan araçların en önemlisidir. Sonuç olarak çocukların, ruh ve beden sağlığı içinde doğup büyümesi, kişilik ve ahlak eğitimi, sosyalleştirilmesi ailesiz mümkün olmamaktadır.
Bütün bunların yanında aile, insanın verimliliği, mutluluğu, ruh ve beden sağlığını koruması için vazgeçilmez bir kurumdur. Kur'an-ı Kerim'de, "Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet var etmesi de O'nun varlığının ve kudretinin delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir topluluk için ibretler vardır." buyurulmaktadır . Kur'an'da evlilik ve ailenin Allah'ın varlığının delili olarak kabul edilmesi, İslâm'ın aile kurumuna verdiği önemi göstermekte, aynı zamanda evliliğin fıtratın gereği olduğuna işaret etmektedir.
Sağlam bir toplum, huzurlu ve sağlıklı bir yuva için, ailenin sağlam temeller üzerine kurulması gerekir. Ailenin kişi ve toplum hayatı, hatta insanlık için üstlendiği önemli görevleri yerine getirmesi, bu kurumun sürekliliğine, aile fertlerinin uyumluluğuna ve aralarındaki iş bölümüne bağlıdır. Aile yuvası, eşine ve çocuklarına bağlılığı, yuvanın mutluluğuna katkıda bulunmayı kendi istek ve tutkularının üstünde tutan fedakar kadın ve erkek tipinin buluştuğu yerdir. Kalıcı mutluluk ve huzur böyle bir yuva ile sağlanabilir. Evliliğin sadece nefsi arzuların tatmin aracı olarak görülmesi İslâm inancıyla bağdaşmaz. İşte bu sebeple İslâm dini, evliliğin devamlı olmak üzere kurulmasını öngörmüş; bunu sağlamak amacıyla kişinin kendine uygun ve denk olan eşi seçmesini tavsiye etmiştir .
Ailenin devamı için de, oldukça önemli prensipler ortaya konmuştur. Aile içinde, sevgi, saygı ve nezaket; hoşgörü ve anlayış; haklara saygı; iffet, haya, sadakat, vefa ve güven; doğruluk, dürüstlük ve içtenlik; dengeli ve itidalli olmak tavsiye edilmiş, ailenin yıkılmasına yol açabilecek şiddet; çatışma ve sürtüşme; hoşgörüsüzlük; haklara saygısızlık; sadakatsizlik, iffetsizlik ve hayasızlık; iki yüzlülük ve samimiyetsizlik yasaklanmıştır.
Kur'ânı kerim'de kadınlarla güzel geçinme emredilmiştir . Ailenin huzurlu bir şekilde ayakta kalması, samimiyet ve içtenlikle mümkündür. Ailede bireylerin maddi ihtiyaçları, bir şekilde giderilebilir veya karşılıklı anlayışla bunların yoklukluğu göğüslenebilir. Ancak sevgi, hoşgörü ve samimiyetin bulunmadığı bir yuvada, maddi ihtiyaçlar karşılansa bile huzura kavuşulamaz. Hz. Peygamber, "Mü'minler arasında imanı en kusursuz olan, ahlakı en güzel olandır. Ahlak bakımından en iyiniz de, ailesine karşı en iyi olandır" buyurmaktadır .
C. Akraba ve Yakınlarla İlişkiler
İslam dininde akrabalık bağlarının korunması, önemli görevlerden biridir. Buna karşılık akrabalar ile ilişkilerin kesilmesi ise, büyük günahlardandır. Yüce Allâh Kur'ân-ı Kerim'de, yakınların korunup gözetilmesi, onlara yardım edilmesi ve akrabalık bağlarının koparılmaması hususunda uyarılarda bulunmuş; "... Allah'a karşı gelmekten ve akrabalık bağlarını koparmaktan sakının..." (Nisa, 4/1), "Akrabaya, yoksula ve yolda kalmışa haklarını ver, fakat saçıp savurma." (İsra, 17/26) buyurmuştur.
Akrabalık bağlarını korumanın Yüce Allah'la irtibatı sağlam tutmaya vesile olacağına işaret eden Hz. Peygamber, "... Sıla-i rahim akrabalarda sevgi, malda bolluk, ömürde uzamadır." buyurmuştur . Başka bir hadislerinde de, "Büyüklerimizi saymayan, küçüklerimizi sevmeyen bizden değildir" buyurmuştur . Büyük denince, ilk önce akla anne ve baba; küçük denince de çocuklar gelir.
İnsanın, Allâh'a iman ve ibadetten sonra en önemli ödevi, ana ve babasına saygı, sevgi ve ilgi göstermesidir. Kur'an'da, "Biz insana, anne ve babasına iyi davranmasını emrettik..." buyurulmaktadır (Ahkaf 46/15). Çocuklar küçük olsun, büyük olsun anne ve babalarına itaat ve hürmette kusur etmemelidir. Hayatın çeşitli zorlukları içinde onları büyütüp, her sıkıntıya katlanan anne ve babalar, her bakımdan hürmet ve itaate layıktırlar. Kur'an-ı Kerim'de, "Allâh Teâlâ'ya ibadet"ten sonra, anne-babaya itaatin, onlara iyi davranmanın emredilmesi, konunun önemini göstermektedir .
Anne ve babaya karşı yerine getirilmesi gereken birçok görev vardır. Onların maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamak, onlara huzurlu bir ortam sağlamak için çalışmak, haram olmayan konularda isteklerini yerine getirmek, ibadetlerine yardımcı olmak, haklarında hayır duada bulunmak, onların itibarlarını korumak, onları incitecek fiil ve davranışlardan uzak durmak, vasiyetlerini yerine getirmek, öldükten sonra dostlarıyla ve sevdikleriyle ilişkiyi devam ettirmek onlara karşı vazifelerimizdendir.
Ana-babaya karşı gelmek ise büyük günahlardan kabul edilmiştir . Hz. Peygamber, onlara itaat ve ikram etmenin Cennet'e, isyan ve saygısızlık etmenin ise Cehennem'e girmeye sebep olacağını bildirmiş ; anne-babası yanında ihtiyarladığı halde Cennet'i kazanamayanları ise kınamıştır . "Rabbın rızası, ana-babanın rızasına, öfkesi de onların öfkesine bağlıdır." hadisi , ahireti kazanmanın onlara itaatten geçtiğini açıkça göstermektedir. Zira anne ve babanın çocuğu hakkındaki duası makbuldür .
Bunun yanında, ana-babasına isyan eden kişi, sadece ahirette değil, dünyada da karşılığını görecektir . En azından aynı kötü muameleye kendisi de maruz kalacaktır. Nitekim Hz. Peygamber "Babalarınıza iyi davranın ki, çocuklarınız da size iyi davransın ..." buyurmuştur .
Çocukları sevmek de, onların eğitimini güzel yapmak, dünya ve ahiret için hazırlamakla olur. Anne ve baba, çocuklarının bedenen ve ruhen güzelce yetiştirilip insanlığa yararlı bir üye haline gelmeleri için ellerinden geleni yapacaklardır. Bunun için de öncelikle kendilerinin güzel örnek olmaları, çocuklarına haram lokma yedirmemeleri, eğitimleriyle ilgilenip doğru ve faydalı bilgi vermeleri gerekir.
Ancak büyükler, ana-babadan ibaret olmadığı gibi küçükler de çocuklardan ibaret değildir. Ana-babanın yanında büyükanne-büyükbabalar, ağabeyler, ablalar, amcalar, halalar, dayılar, teyzeler, komşu amcalar, komşu teyzeler, komşu ağabeyler, komşu ablalar... büyüklerimizden olduğu gibi, nerede olursa olsunlar yaşlılar, öğretmenler, devlet görevlileri de büyüklerimizdendir. Müslüman bunların hepsine saygı gösterir.
Yüce Allâh, Kur'an'da komşulara sevgi, saygı ve ilgi gösterilmesini emretmektedir . Hz. Peygamber de, "Cebrail bana komşular hakkında o kadar ısrarlı tavsiyelerde bulundu ki, komşu komşuya varis olacak sandım." ; başka bir hadiste de, "Allâh'a ve ahirete iman eden komşusunu rahatsız etmesin." buyurmuştur . Bir defasında üç defa tekrar ederek "vallâhi kamil mü'min değildir" diye yemin etmiş; "kim" diye sorulunca da, "komşusu, şerrinden emin olmayan kimse" buyurmuştur .
Güzel ahlakın göstergelerinden biri de, misafire saygı, sevgi ve ilgi göstermek, misafiri ağırlamaktır. Nitekim Sevgili Peygamberimiz, "Allâh'a ve Ahiret gününe iman eden misafirine ikram etsin" buyurmuştur
D. Diğer İnsanlarla İlişkiler
İslâm dini, diğer insanlarla ilişkilerde samimiyet, güler yüz, tevazu, fedakarlık, ahde vefa, dürüstlük ve sadakat öngörmektedir. Başta aile bireyleri olmak üzere akraba, komşu ve diğer insanlarla; sevgi, saygı ve güven esasına dayanan iyi ilişkiler kurulmalıdır. Hz. Peygamber "Mümin kendisiyle iyi geçinilen kimsedir. Başkasıyla kaynaşmayan ve kendisiyle iyi geçinilmeyen kişide hayır yoktur." buyurmuştur .
Hz. Peygamber, birbirimizi sevmeyi imanın gereği olarak kabul etmiş ve "İmân etmedikçe Cennete giremezsiniz, birbirinizi sevmedikçe de kamil bir imana sahip olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi?.. Aranızda selamı yayınız" buyurmuştur . Başka bir hadisinde de bu sevginin ölçüsünü şöyle açıklamıştır: "Müminler birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve merhamette, bir vücut gibidir. Bir organ rahatsız olduğunda, diğer organlar da onunla birlikte ateşlenir, uykusuz kalırlar."
Sevginin göstergelerinden biri, sevilenin hakkına saygı duymak, ona zarar verecek söz ve davranışlardan uzak durmaktır. Nitekim Hz. Peygamber, yanında çokça namaz kılıp, oruç tutan ve sadaka dağıtan, fakat söz ve davranışlarıyla komşularını inciten kadından bahsedildiğinde, "o kadın Cehennemdedir" buyurmuştur . Başka bir hadiste ise, "Komşusu, zararlarından emin olmayan kimse cennete giremez." demiştir .
İslâm dini, fert ve toplum haklarına yönelik bütün tecavüz çeşitlerini yasaklamıştır. Bu çerçeveden olarak, kişisel çıkarlar uğruna toplum menfaatlerini çiğnemek, başarılamayacak işlere talip olmak, görevi kötüye kullanmak, rüşvet ve faiz almak, karaborsacılık yapmak, kamu veya şahıs menkul ve gayri menkullerini zimmete geçirmek, alışveriş ve ticarette hile yapmak, aldatmak, sövmek, dövmek, kalp kırmak, gıybet etmek, iftira atmak, kişilerin şahsiyetlerine ve namuslarına dil uzatmak, yalan söylemek, haksız yere baskıda bulunmak, topluma zarar veren sonuçlar doğuran çirkin ve yüz kızartıcı işleri yaparak kötü örnek olmak haram kılınmıştır.
Müslüman uyumlu, uyum sağlanılan ve kendisinden kötülük beklenilmeyen insandır . Nitekim Hz. Peygamber "Sizin en iyiniz kendisinden iyilik beklenen ve kötülüğünden emin olunandır. Sizin en kötünüz de, kendisinden iyilik beklenmeyen, kötülüğünden de emin olunmayandır" buyurmuştur.
Kişi kendisine kötü davranıldığında dahi, güzellikle karşılık vermelidir. Atalarımız;
"İyiliğe kötülük şer kişinin kârı,
İyiliğe iyilik her kişinin kârı,
Kötülüğe iyilik er kişinin kârı"
demişlerdir. Zira güzel ahlak; mahrum edene vermek, ilgiyi kesene alaka göstermek, zulmedeni affetmektir. Kur'an'da da, "İyilikle kötülük bir olmaz. Kötülüğü en güzel bir şekilde sav. Bir de bakarsın ki, seninle arasında düşmanlık bulunan kimse, sanki sıcak bir dost oluvermiştir" buyurulmaktadır (Fussilet 41/34).
Sosyal ilişkilerde İslâm'ın öngördüğü kurallardan biri de, iyilikte yardımlaşmaktır. Kur'an'da, "İyilik ve takvâda yardımlaşın; günah ve düşmanlıkta yardımlaşmayın" buyurulmaktadır (Maide 5/2). Hz. Peygamber de, Müslümanların yardımlaşmaları, birbirlerini desteklemeleri konusunda onları, tuğlaları birbirine kenetlenmiş, ayakta durması için bir kısmı diğerini destekleyen binaya benzetmiştir .
Allâh'ın rahmetini, yardımını ve rızasını isteyen kişinin, mutlaka ihtiyaç sahiplerine yardım elini uzatması gerekir . Zaten bu aynı zamanda dini bir ödev, toplumsal bir sorumluluktur. Nitekim Kur'an-ı Kerim'de zenginin malında fakirin hakkının bulunduğu bildirilmektedir . Zenginlerin, ihtiyacını giderecek miktarı fakire vermesi farzdır. Eğer fakirler aç, bîilâç kalacak olurlarsa, Allah, zenginleri bundan sorumlu tutacaktır. Nitekim Hz. Peygamber üç defa yemin ederek, "gerçekten iman etmiş olmaz" der. Ashap, "kim ey Allah'ın Elçisi!?" diye sorunca, "Komşusunun yanı başında aç olduğunu bildiği halde kendisi tok olarak geceleyen kişi" diye cevap verir .
Müslümanların birbirlerine karşı sorumlu oldukları yardımlaşmanın bir şekli de ödünç vermektir. Dinimizde borç vermek, Allâh rızasına erdirecek bir amel olarak kabul edilmiştir. Zira bu, insanların karşılıksız olarak ihtiyacını karşılar, maddî bunalımları giderir. Bunun için Hz. Peygamber borç vermenin sadakadan daha güzel, daha faziletli olduğunu bildirmiştir . Allâh rızası için borç vermek Kur'an-ı Kerim'de, Allâh'a borç vermek gibi kabul edilmiş ve karşılığının kat kat ödeneceği haber verilmiştir.
Yardımlaşma sadece maddî alanda ve ihtiyacın karşılanması yönünde olmaz. Kişinin kötülük yapmasına engel olmak da ona yardım etmektir. Allâh'ın Rasulü; "Zalim de mazlum da olsa kardeşine yardım et." buyurur. Bunun üzerine, "yâ Rasulallah, mazluma yardım etmeyi anlıyoruz fakat, zalimse nasıl yardım ederiz?" diye sorulunca, Hz. Peygamber, "Onu zulümden alıkoyarsan, bu da ona yardımdır" buyurur.
Hz. Peygamber insanların toplumsal sorumluluklarına işaret etmek üzere bir gemiyi paylaşan ve bir kısmı üstte, bir kısmı altta bulunan insanları örnek vermiştir. Altta bulunanlar, su ihtiyaçlarını karşılamak için gemiyi delmek istediklerinde üsttekiler buna mani olmazlarsa gemi batar ve hepsi birden boğulurlar; eğer mani olurlarsa hepsi de kurtulurlar demiştir .

Kaynak
Hayat mı dengesiz benim ruh halim mi....Çelişkideyim.
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

27 Aralık 2009 / Ziyaretçi Cevaplanmış