Arama

Suç Nedir? Suçlar ve Nedenleri Hakkında

Güncelleme: 27 Ağustos 2009 Gösterim: 38.232 Cevap: 2
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
23 Mart 2009       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Suç Nedir? Suçlar Hakkında
Vikipedi, özgür ansiklopedi
Sponsorlu Bağlantılar

Suç, genel olarak "yasaklanan" veya "cezalandırılan" davranışlara denir. Hukuki açıdan ise, hukuk düzeni tarafından ceza veya güvenlik tedbiri yaptırımına bağlanmış fiildir. Suçun ispatlanamaması, insanlar tarafından uydurulmuş soyut bir kavram olduğunu gösterir.

Bazı Suçlar
  • Bilişim suçları
  • Casusluk
  • Cinayet
  • Katliamlar
  • Kaçakçılık
  • Organize suçlar
  • Soykırımlar
  • Asilik
  • Ayaklanma
  • Cinayet
  • Cracker
  • Ehliyetsiz araç kullanımı
  • Ensest
  • Firar
  • Gözdağı verme
  • Hapisten kaçış
  • Hırsızlık
  • Irza geçme
  • Kabadayılık
  • Korkaklık
  • Nefret suçu
  • Nitelikli dolandırıcılık
  • Okulda şiddet
  • Scene (Korsan)
  • Scene Release
  • Seri katil

Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
23 Haziran 2009       Mesaj #2
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Suç Nedenleri

Sponsorlu Bağlantılar
Sosyolojik Teoriler
Adolphe Quetelet Belçikalı bir istatistikçi olup, ilk “sosyal kriminolog” olarak adlandırılmaktadır. 1836 yılında Quetelet, “Toplum suçu hazırlar, Suçlu ise ancak bir araçtır” demiştir. Daha sonra, Von Liszt, Van Hamel ve Prins, suçluluğun sosyolojik nedenlerine eğilmişlerdir. Sosyolojik teorileri suçluluğun temelinin kültür çatışması olduğu varsayımından hareket ederek, sosyal ve kültürel çevredeki kriminolojen koşulları incelerler. Dış faktörleri, yani sosyal sınıf, politik, coğrafi ve çevresel yapıların suçluluğu nasıl etkilediği açıklarlar. Sosyolojik teorilerin pek çoğunda bireysel farklılık değişkenleri üzerinde durulmaz, yalnızca dış faktörlere ağırlık verilir. Bireylerin tümünün suç riski olan nüfus grubu içinde değerlendirmesi yapılır, zira sosyal ve kültürel koşullar birleşip de, bazı grupların hukuk normlarını ve yasakları onaylaması azalınca riskli gruplar ortaya çıkar.
Sosyolojik teoriler iki bölümde incelenebilir:
  1. Yapısal (structural) teoriler
  2. Alt-kültür teorileri
1) Yapısal Teoriler
a) Aykırı Fırsatlar Teorisi
Bu teori Richard Cloward taradından 1959 yılında yazdığı bir makalede ortaya atılmış ve daha sonra 1960 yılında Lloyd Ohlin ile birlikte yazdığı “Suçluluk ve Fırsat” adlı eserde geliştirilmiştir. Yazarlar anomi kavramını, Sutherland’ın aykırılıkların birleşmesi ilkesi ile bağdaştırmaya çalışmışlardır. Bu teori bireyin sosyal yapı içindeki yerini vurgular.
Tanınmış Fransız sosyologu Emile Durkheim’a göre, ahlaki yükümlülükler ve sosyal kurallar olmazsa, yaşam çekilmez hale gelir ve anomi ile sonuçlanır. Anomi bir kuralsızlık, normsuzluk duygusu olup, intihar ve suç gibi yıkıcı davranışları sonuçlar. Sınırlandırılmamış istekler ve davranışlar, önemli sosyal normlardan sapmayı sonuçlar.
Çağdaş sosyologlar, Durkheim’ın anomi teorisine daha sınırlı anlam vermektedirler. Toplum birbiri ile çatışan istekleri olan bireylerle doludur. Bunların sınırlı araçlarıyla, bu sayıca çok amaçlara ulaşmaya çalışmaları anomiye yol açar. Toplumun marazi bir durumu olan anomi, standartların yokluğu, apati (kayıtsızlık), kargaşa, düş kırıklığı, yabancılaşma ve ümitsizlik gibi belirtilerle kendini gösterir.
Parsons, anominin, kurumsallaşmanın anti-tezi olduğunu belirtmekte ve bunu karşılıklı etkileşim (enteraksiyon) sürecinin yapısal bütünlüğünün yokluğu yada diğer bir ifade ile normatif düzenin tamamen çöküşü olarak tanımlamaktadır. Bazı davranış bilimciler ise anomiyi, bunalım, yabancılaşma, yeis, endişe ve kültür yalnızlığı olarak belirtmektedirler.
i. Halbuki orta gelir sınıfına mensup bir gençte bu tür bir bunalım daha olasıdır, çünkü eğitim onun mensubu olduğu sınıfın beklentisidir ve değeridir. Bu amaca ulaşmazsa “başarısız” olarak nitelendirecektir. Halbuki düşük gelir sınıflarında eğitim görmemiş olmak bu şekilde değerlendirilmektedir.
Merton ise, gerçekleştirilemeyen istek ve arzular kişilerde sapıcı davranışa ve topluma hakim olan ahlakın reddine, anomiye yol açar demektedir. Gerçekten de, yasal fırsatlara ulaşabilmek için çok sayıda engel bulunmaktadır, mesela alt sınıfların amaçlarına ulaşabilmeleri, üst sınıflara doğru hareket edebilmeleri için kültür farklılıkları, ekonomik terslikler, kaynakların sınırlı olması gibi engeller bulunmaktadır. Merton, Durkheim’ın anomi teorisinden hareket etmekle birlikte, sosyal yapının zengin ve mal sahibi olma arzuları gibi, bazı istek ve tutkuları tahrik ettiğini ve aynı zamanda bunları elde edebilmek için kullanılacak araçları da yine sosyal yapının sınırlandırdığını belirtmektedir. Kültür değerleri sistemi, özellikle başarı göstergesi olan bazı amaçları yüceltirse ve aynı zamanda sosyal yapı, bu amaçlara giden yasal yolları toplumun büyük bir bölümü için sınırlıyorsa veya kapatıyorsa, sapıcı davranış geniş ölçüde görülür. Yasal fırsatlara çok sayıda engel bulunmaktadır. Bu teori düşük gelir sınıflarının karşılaştığı engellere ağırlık vermektedir. Bunlar kültür farklılıkları, ekonomik güçlükler ve yukarıya doğru hareket edebilmek için gerekli olan kaynakların sınırlı olması gibi engellerdir. Eğitim olanaklarının elde edilebilmesinde sınıflar arasında fırsat farkları bulunmaktadır. Belirli bir eğitimi ulaşabilmek, pek çok sosyal başarıya götürebilecek bir yoldur. Bunu sağlamak, özellikle düşük gelir gruplarına mensup gençler için güçtür. Anomi teorisinden kaynaklanmış olan Cloward ve Ohlin’in aykırı fırsatlar teorisi, özellikle çocuk suçluluğunu açıklamak için kullanılmıştır. Yukarıda belirtmiş olduğumuz gibi Cloward ve Ohlin suçlu davranışı, Sutherland’ın ortaya atmış olduğu aykırılıkların birleşmesi (differential association) kavramı ile açıklamaktadırlar: Belirli fırsatlara ulaşabilmek için yasal ve yasal olmayan yollar bulunmaktadır. Yasal fırsatlar engellendiği zaman, yasal olmayan fırsatlardan yaralanma yoluna gidilir, bu da suçu doğurur. Bu görüş suçu fonksiyonel ve yararlı olarak nitelendirmektedir, çünkü yasal amaçlara ulaşabilmek için işlenmektedir.
Fırsatların aykırılığı görüşünün, özellikle çocuk suçluluğunun, yasal fırsatların artırılması yolu ile önlenmesi görüşünde olan kişiler arasında çok taraftar bulduğunu belirtmeliyiz. Popüler bir teori olmakla beraber bazı eksiklikleri bulunmaktadır:
i. Suçluların tanımı bilimsel değildir. Suçluluk ise, özellikle çocuk suçluluğu için ileri sürülen gerçekler, araştırmalarla kanıtlanabilmiş değildir. Yapılmış olan araştırmalar, suçlu çocukların diğer çocuklardan yalnız eğitim fırsatları açısından değil, başka pek çok bakımından da farklı olduklarını ortaya koymaktadır. Bunlarda tutum ve yetenek farkları belirgindir. Okula, öğretmenlere ve sınıf arkadaşlarına karşı olumsuz bir tutum içindedirler.
ii. Bu teori, suçu sanki yalnızca düşük gelir sınıflarına özgü bir olgu gibi göstermektedir. Halbuki bazı suçlar her sınıf insan tarafından işlenebilir. Örneğin, adam öldürme. Bazı suçlar ise orta ve yüksek gelir sınıf mensuplarınca işlenirler, örneğin döviz, vergi kaçakçılığı gibi ekonomik suçlar.
iii. Teoride mantıki çelişki bulunmaktadır. Teoriye göre yoksul genç, eğitim fırsatı bulamazsa, düştüğü tatminsizlik ve bunalım nedeniyle suç işleyecektir. Halbuki orta gelir sınıfına mensup bir gençte bu tür bir bunalım daha olasıdır, çünkü eğitim onun mensubu olduğu sınıfın beklentisidir ve değeridir. Bu amaca ulaşmazsa “başarısız” olarak nitelendirecektir. Halbuki düşük gelir sınıflarında eğitim görmemiş olmak bu şekilde değerlendirilmektedir.
iv. Kullanılan terimlerin yeterli bir tanımı yapılamamıştır. Fırsat, bunalım, istek ve arzular gibi terimlerin tanımları açık değildir, yetersizdir.

b) Tepki Teorisi (Reactance Theory)

Bu teoriyi, “Suçlu Çocuklar” (Delinguent Boys) adlı kitabında Albert Cohen ortaya atmıştır. Cohen’e göre Suç sosyal sınıf farklarından ve bunun sosyal statüye olan etkilerinden ortaya çıkmıştır. Düşük gelir sınıfına mensup gençler hep orta sınıf cetveli ile ölçülmekte, orta sınıfın yönettiği okullarda bu geçlere, orta sınıfın değer ve standartları kabul ettirtmeye çalışılmakta, bu sınıfın ortaya koyduğu amaçlara ulaşmaları önerilmektedir. Halbuki düşük gelir sınıfına mensup genç orta sınıf amaçlarına erişebilmek için yeterli sosyalleşme deneyimlerine ve geçerli bir sosyal statüye sahip bulunmamaktadır. Bu onda bunalım, tatminsizlik ve kendine olan saygısında azalmaya yol açar. Orta sınıf standartlarına tepki olarak suç işler. Bu tepki, görünüşte bir red olup, aslında suçlu bu reddettiklerini içten içe arzulamaktadır. İşledikleri suçlar bir amaca yönelik değildir. Bunlar genellikle yarar gütmeyen (non utilitarian)olumsuz nitelikte (negativistik) ve haince işlenmiş (malicious) suçlardır. Sırf orta sınıfın değerlerine karşı çıkmak için suç işlemektedirler. Başkalarını rahatsız etmek amacı güderler.
Eleştirisi: Bu teori bilineni tekrar etmektedir. Gerçekten de insanların adil olmayan ve keyfi olarak nitelendirdikleri sınırlamalar karşısında düşmanca davranışlar sergilediklerini inkar etmek mümkün değildir. Ancak aykırı fırsatlar teorisinde belirttiğimiz gibi tepki teorisini de destekleyecek yeterli araştırma yapılmamıştır. Örneğin düşük gelir sınıfına mensup gençlerin orta sınıf değerlerine uyum sağlayamamaları ve bundan dolayı tepki göstermeleri tüm düşük gelir sınıfı açısından sözkonusu değildir.Öte yandan, yarar gütmeyen, olumsuz ve haince işlenmiş suçlar da yalnızca bu sınıfa mensup gençlere özgü değildir. Örneğin Vandalizm suçları orta sınıfa mensup gençlerce de çok miktarda işlenmektedir. Bu teori Vandalizm ve bir nedeni olmayan nası ızrar gibi suçları açıklamakla birlikte ekonomik nedenlerle işlenen suçları açıklamakta yetersiz kalmaktadır. Cohen daha sonra Short ile yazdığı eserinde ekonomik nedenlerle yapılan hırsızlıkları ve uyuşturucu bağımlılığı ile bağlantılı suçları da bu kapsamda açıklamaya çalışılmıştır. Ancak bu suçlar yarar gütmeyen suçlar olarak nitelendirilemez, zira bunlar belirli bir amaca yönelik olarak işlenmektedir.
c) Çatışma (uyuşmazlık) Teorileri (conflict theories)
Yapısal nitelikteki teoriler, değerler üzerinde uzlaşmış toplum modellerinden yola çıkmaktadır. Her toplumda, sosyal sistemlerin tümünde, değerler üzerinde uzlaşma vardır. Bu uzlaşma modeline karşın bir uyuşmazlık modeli ileri sürülmüştür. Bu uyuşmazlık modelini göre yapılanmış toplumda dört özellik bulunmaktadır:
i. Her toplum her zaman değişikliğe maruzdur. Sosyal değişim kaçınılmazdır.
ii. Her toplumda her zaman sosyal çatışma bulunmaktadır. Bu kaçınılmazdır.
iii. Her toplumun her kesimi bu değişime katkıda bulunur.
iv. Her toplum bazı üyelerinin diğerlerini sınırlaması ilkesi üzerine kurulmuştur.
George Vold suçun sosyal çatışmanın bir ürünü, politik ve sosyal eşitsizliğin bir yansıması olduğunu ileri süren ilk kriminologdur. Vold’a göre, toplum gruplardan oluşmaktadır. Bu grupların çıkarları ve amaçları birbiri ile çatışır, yarışır veya aynı doğrultuda olursa gruplar arasında uyuşmazlık başlar. Gruplar çıkarlarını çok iyi gözetirler ve onları savunmaya her zaman hazırdırlar. Bir grup durumunu koruyabilmek için ve geliştirebilmek için diğer sürekli diğer grupları kollamak ve mücadele etmek zorundadır. Vold, Ceza Hukukundaki uyuşmazlık ve çatışmayı bu şekilde açıklamakta: “kanun yapma, ihlal etme ve hukukun uygulaması süreci grup çıkarları arasındaki temel ve köklü çatışma ve uyuşmazlıkları yansıtmaktadır” demektedir. Vold azınlık gruplarının yasama sürecini etkileyecek güçleri olmadığı için, bunların davranışlarının genellikle kanunlarda suç olarak tanımlandığını iddia etmektedir. Ayrıca Austin Turk ve Richard Quinney de 60’lı yıllarda bu görüşü savunmuşlardır. Bu yazarlar Dahrendorf’un “Endüstri Toplumunda Sınıflar ve Sınıf Uyuşmazlıkları” adlı eserinde etkilenmişlerdir. Dahrendorf toplumdaki tabakalaşmadan söz etmekte, fakat bu tabakalaşmayı ekonomik sınıflara dayandırmakta, yetkinin farklı ellerde bulunması ile açıklamaktadır. Bugünkü toplumda yetkiyi ellerinde tutanlar (yönetenler) ve buna uyanlar (yönetilenler) olmak üzere iki grup insan bulunmaktadır. Austin Turk de, “Suçluluk ve Hukuk Düzeni” adlı kitabında suçun yetkiler arasındaki rol farklarından ortaya çıktığını savunmaktadır. Yani yönetenler ve yönetilenler arasındaki ilişki bir kopukluk ve aksama bulunmaktadır. Hukukun ihlal edilmesi yani suç işlenmesi, otoritenin başarısız olduğunu gösterir. Suçlu statüsü, normlara karşı direnen kişilere verilir. Turk’e göre sosyal düzen, toplumu kontrol altında tutmak isteyen güçlü grupların ürünüdür. Bu kontrol o grupların değerlerinin kanunlara konulmasını ve bu kanunların uygulanmasını sağlar. Richard Quinney de hukuk düzenine ilişkin bu nitelikte bazı kitaplar yazmış, bunlarda suçun ekonomik sınıf mücadelesinin bir ürünü olduğunu ileri sürmüştür. Quinney’e göre, suçun bireysel nitelikte sapıcı bir eylem olduğunu söylemek hayaldir. Suç yetkili kişilerin bir davranışa vermiş oldukları bir tanımdır.

Eleştirisi
Bu teorinin suçluyu tek başına değil yaşadığı toplum içinde değerlendirmesi olumlu bir yaklaşımdır. Patolojik ve anomik bireyler değil, kuramsal ve sosyal yapılar arasındaki karmaşık etkiler incelenmektedir.
Öte yandan Quinney kendi içinde çelişkilere düşmekte, örneğin ekonomik elit (seçkinler) yada egemen sınıfların işledikleri suçları izah edememektedir. Suçlunun yaşadığı toplumla birlikte değerlendirilmesi olumlu bir yaklaşım ise de bu tek yönlü, tek boyutlu yapılmamalıdır. Ayrıca suçlunun bireysel özelliklerini de gözden uzak tutmamalıdır.

2) Alt-Kültür Teorileri

a) Genel Olarak
Sosyal bir sistem içinde, özellikle iş bölümünün aşırı bir şekilde belirgin olduğu toplumlarda kültür eşit olarak yaygın değildir. Bundan dolayı sosyologlar, toplumun alt toplumlardan oluştuğunu belirtmektedirler. Tüm toplun içinde yer alan bazı alt-toplumlarda kültür farklılıklarının oluştuğunu görmekteyiz. Belirli meslekler ve sosyal kategoriler içinde ortaya çıkan bu farklı kültürler tüm kültürün içinde yer alan-alt kültürler olarak adlandırılmaktadır. Alt-kültür kısaca, toplumdaki belirli bir gruba özgü anlamlar, değerler ve davranış biçimleri olarak tanımlanabilir.
Alt-kültür ve egemen kültür arasındaki farklılık ve bütünleşme derecesi alt-kültürde normatif bir izolasyon ve dayanışmaya yol açar. Tüm kültürden farklı değerlerle belirginleşen bir alt-kültürün varlığı bazen patlayıcı ve tüm kültüre zarar verici olmakla beraber bazen de tüm kültür tarafından tolere edilmiş olabilir.
Suçun nedenlerini alt-kültüre bağlayan teorilere gelince bunlar belirli alt-kültüre mensup olmanın, kişiyi belirli amaçlara yönelteceğini ve bunlarında da hukuka aykırı olabileceğini, suç niteliği taşıyabileceğini ileri sürmektedirler.
Örneğin üç tür suç çetesi alt-kültürü bulunmaktadır:
i. İyi entegre olmuş, bütünleşmiş toplumlarda çeteler adeta, erişkinlerin organize suçluluk faaliyetleri için staj grubudur. Öncelik kâr getiren faaliyetlere verilir ve şiddete pek az rastlanır. Buna suçlu alt-kültürü denir.
ii. Zamanla bu gruplarda uyuşturucu maddelere yönelme söz konusudur ve bu maddeleri sağlamak için para kazanmağa yönelik faaliyetlerde bulunurlar.
iii. Bütünleşmemiş toplumlarda ise bu gibi iyi organize olmuş yapı bulunmamaktadır ve gençler üzerinde zayıf bir toplumsal kontrol vardır. Bu tür toplumlarda ki çete alt-kültürü aşırı davranışlar sergiler. Burada ilk amaç “saygı” sağlamaktadır. Bunun için şiddet, mal tahribi gibi davranışlarda bulunurlar.
Halbuki yapısal teoriler, toplumun yapısının, sınıflararası farklılıkların suçu yarattığını savunmaktadır. Cohen de çete alt-kültürünü incelemiş ve bunları, yarar gütmeyen, olumsuz ve haince olarak tanımlamaktadır. Örneğin çalmanın nedeninin çete içinde itibar kazanmak, başkalarına üzüntü vermekten mutluluk duymak ve özellikle orta sınıf değerleri karşı çıkma olduğunu belirmektedir. Cohen çete mensuplarının kısa mutluluk peşinde olduklarını, grup dışında olanlara karşı düşmanca davrandıklarını da gözlemlemiştir. Çete alt-kültürünün oluşma nedeni olarak Cohen herkesin sosyal statü özlemi içinde olduğunu ancak bazı kimselerin toplumdaki yerleri itibarı ile bu statüye erişemediklerini söylemektedir. Örneğin alt sınıflara mensup çocukların maddi ve sembolik olanakları yoktur. Bunun sonucunda statü gerilimi yaşarlar. Bu problemin çözümünü hep birlikte arar, aralarında yeni statü kriterleri oluştururlar, yani bir suç alt-kültürü yaratırlar.
b) İlgi Odakları Teorisi
Miller’in ilgi odakları (Theory of Focal Concerns) teorisi düşük gelirlilerin suçluluğunu söyle açıklamaktadır: “Düşük gelir sınıfının kültürü suç doğurur, çünkü standartları ve ilgi odakları orta sınıfın odaklarından kaynaklanmış olan bazı hukuk normlarını ihlal etmektedir. Düşük gelir sınıfının ilgi odakları; tedirginlik, sertlik, açıkgözlük, heyecan, kadercilik, başına buyruk olma. Açıkgözlük, başkalarını atlatabilme, onları kandırarak para kazanma; heyecan, tehlike, risk, değişiklik, faal olma; kadercilik ise şansa ve talihe inanmak; başına buyruk olma ise herhangi bir sınırlamayı kabul etmemek anlamına gelmektedir. Kişi çevresiyle özdeşleşebilmek, çevresince kabul edilmek, bir statüye, prestije sahip olabilmek için bu özellikleri benimsemek zorundadır. Öte yan dan bunları yaparken suç işlemesi kaçınılmazdır.

Eleştirisi
Bu teoriler ancak sınırlı sayıda suçları açıklayabilmektedir. Sosyal bakımdan dezavantajları olmayan bireylerin niçin suç işlediğini açıklayamamaktadır. Ayrıca temel kavramlar iyi şekilde tanımlanmamış olup, kültür standartlarının nasıl oluştuğu, nesilden nesile nasıl geçtiği açıklanamamaktadır. Hatta bazı eleştirmenler, gruplar ve onların değerleri arasında temel bazı farklılıkların bulunduğu inkar etmektedirler. Alt-kültürlerin varlığını kabul edenler de, bunların zaman içinde önemli ölçüde değiştiğini söylemektedir.

Alıntıdır.

Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Ağustos 2009       Mesaj #3
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
Suç

Hukuk nizâmı içinde, cezâlandırılmış fiil, hareket; ahlâka ve dîne aykırı davranış. Hukûkun bir târifi de, “adâlete hâdim bir beşerî hayat nizâmı” şeklindedir. Cemiyetle hukuk birbirinin ayrılmaz parçası olduğundan, hukuksuz beşerî hayat tasavvur edilemez.
Suç; adâlete, dolayısıyle cemiyete yönelmiş bir sosyal tehlikedir. Hukuk düzeni; bu tehlikenin önüne geçmek için suç, tehlike olarak nitelendirilen fiillere müeyyide uygular, cezâlandırır. Sâdece hukuk değil, hukûkun kaynaklarından olan örf ve ahlâka aykırı olan fiiller de suçtur. Ancak şu farkı belirtmek gerekir. Hukuk, insanların ictimâî, müşterek hayâtını hâricen tanzim eden, zorlayıcı kurallardır. Buna karşılık örf, ilgililerinÊarzu ve ihtiyaçlarına terk edilmiş konvansiyonel (uyuşmaya dayanan) bir nizamdır.
Fakat örfün de tesirli bâzı zorlayıcı vâsıtaları vardır. Meselâ, efkârı umûmîyenin (kamuoyunun) bir şeyi boykot etmesi gibi. Ahlâkî kıymet hükmünün hakîkî hâkimiyet sahası ise insan rûhudur, iç âlemidir. Çocuğun ıslah evine kapatılarak özel bir ihtimâma tâbi tutulması, onun iç âleminin çığırından çıkmış olması sebebiyledir. Buradan anlaşılıyor ki, hukukun dışa dönüklüğü karşısında ahlâk daha ziyâde içe dönüktür. Günümüz hukukçuları arasında revaçta olan görüşe göre, cemiyetin teşekkülünde rol oynayan en önemli faktör suç ve cezâlardır. Bu görüşe göre insanlar, suçu cezâlandırma yetkisinin fertler üstü bir kuvvete (devlete) verilmesi için aralarında bir sosyal ve siyâsî sözleşme yaparak cemiyeti kurmuşlar, böylece ferdî hayattan ictimâî hayâta geçmişlerdir.
Teknolojiyle birlikte yeni suç çeşitleri meydana çıkmıştır. Bâzı hukuklarda cezâ hukûkuyla ahlâk ve din kuralları içiçedir. Günümüz lâik devletlerindeyse cezâ hukuku müstakil olmuştur. Ancak yine de ahlâk ve dînin kuralları cezâ hukûkuna yansımıştır.
Günümüz hukûku anlayışında, suçla bozulan barış ve sükûnun devamlı olarak sağlanması şu iki esâsın aynı zamanda gözetilmesi ile mümkündür:
1. Cezâ ve meniyet tedbirleri yalnız başlarına suçları önlemek ve sayılarını azaltmak için yeterli değildir. Yapılacak şey, kriminolojik araştırmalar yoluyla suç doğurucu faktörleri keşfetmek ve bunları uygun bir tedbirle ve icraat mekanizmasıyla ortadan kaldırmaktır.
2. Cezâ, suça ve suçluya karşı, toplumun ve devletin beğenmediğini belirtmesi îtibâriyle lüzumlu ve faydalıdır. Ancak cezâda sâdece bir ızdırap verme fonksiyonunu görmek ve yalnızca bunu aramak hatâdır. Cezâ, ödetici maksadın yanında, yapıcı gâyeler tâkip ettiği takdirde, gerçek anlamıyla, sosyal barış ve sükûnu sürekli sağlayabilecek bir biçim almış olur.

Günümüz Türk Hukûkunda Suç
Türk hukûkunda suç şu şekilde târif edilmiştir: İsnat yeteneğinde olan bir kişinin kusurlu irâdesinin meydana getirdiği icrâî veya ihmâlî bir hareketin sonucu olan, kânunda yazılı tipe uygun, hukûka aykırı ve müeyyide olarak bir cezânın uygulanmasını gerektiren fiil. Suçu, diğer hukûka aykırı fiillerden ayıran, bir fiili suç hâline sokan şeylere suçun unsurları denir. Bir hareketin suç sayılması için şu unsurların bulunması gerekir:

1. Kânûnîlik:
Bir fiilin suç olabilmesi için, kânunun açıkça bu fiili suç olarak nitelendirmesi gerekir. Nitekim, Türk Cezâ Kânunu madde 1’de: “Kânunun açık olarak suç saymadığı bir fiil için kimseye cezâ verilemez.” hükmü konmuştur. 1982 Anayasasının 38. maddesinde şu şekilde geçmiştir: “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kânunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezâlandırılamaz.”
2. Hukûka aykırılık: Cezâyı gerektiren bir fiilin yürürlükteki hukuk tarafından meşru sayılmamasıdır.
Şu hallerde hukûka aykırılık yoksa, cezâ verilmez:
a) Hakkın icrâsı: Hakkın icrâsı sonucu teşekkül eden suç, hukûka uygun olduğu için cezâ görmez. Misâl: Anne babanın çocuğu üzerinde tedip hakkı vardır. Doktorların tıbbî müdâhaleleri sonucu uzuv kesme veya ölüm olsa, ilmî usüllere uyulmuşsa suç yoktur.
b) Mağdurun rızâsı: Bâzı suçların cezâlandırılmasında mağdurun rızâsı önemli rol oynamaktadır. Hakâret suçunda mağdurun rızâsı hukuka aykırılığı dolayısiyle suçu kaldırır.
c) Vazifenin ifası: Kânunen yapmakla yükümlü olduğu bir fiili işleyen kimse, fiil bir suç teşkil etse bile, hukuka aykırılık söz konusu olmadığından cezâlandırılamaz.
d) Meşrû müdâfaa: Hayâta, mala, ırz ve nâmusa yapılan haksız tecâvüzlere karşı savunma meşrûdur. Meşrû müdâfaa için, haksız bir tecâvüz olmalı, başka türlü tecâvüzü def etmek imkânı bulunmamalı, müdâfaa tecâvüzün sınırlarını aşmamalı, tecâvüz hâlen mevcut olmalıdır. Bu şartlarda kendisinin veya başkasının can, mal, ırz ve nâmusu için mütecâvize karşı suç işleyene bir şey gerekmez.
e) Izdırar hali: Zor durumda kalmak demektir. Suçu ortadan kaldırır. Bunun için zarûretin başka yolla giderilmesi imkânı bulunmamalı, ölüm tehlikesi bulunmalı, zarûret miktarını aşmamalı, başkasını muztar hâle sokmamalı, başkasının helâkine sebep olmamalıdır.

Suçlar, unsurlarının bulunma derecesine, onu işleyenlerin adedine, birlikte işlenmelerine, işlenme müddetlerine göre değişik şekillerde adlandırılmıştır:

1. Tam suç- Teşebbüs hâlinde kalan suç:
Tam suçta fâil, fiili işlemeye yönelik bütün hareketleri tamamlamış ve istediği sonucu elde etmiştir. Teşebbüs hâlinde kalan suçta ise, fâil fiili işlemek için harekete geçmiş olup, istediği sonucu elde edememiştir. İcra hareketinin bitirilememiş olması hâlinde nâkıs teşebbüs; icrâ hareketi bitirilip de, istenen sonucun meydana gelmemesi hâlinde tam teşebbüs durumunda kalan bir suç işlenmiş olur.

2. Âni suç mütemâdî suç:
Âni suç işlemesiyle birlikte sonuçlanmış olur. Bir adamı silâhla yaralamak gibi. Mütemâdi suçta ise, bir anda bitmeyip devamlılık vardır. Bir şahsı kânunsuz tutuklamak gibi.

3. İcrâî suç- İhmâlî suç:
İcrâî suçta fâil kânunen yapılmaması gereken bir harekette bulunur. Öldürme, yaralama, yağma gibi. İhmâlî suçta ise kânunen yapılması gereken hareketi yerine getirmez. Kazânın olmaması için gerekli tedbirleri almamak gibi.

4. Basit suç- İtiyâdî suç:
Suç bir defâ işlenir. İtiyâdî suçsa fâilde alışkanlık meydana getirir. Genellikle müessir fiil ve hareket gibi suçlar basit suç, hırsızlık ve kaçakçılık gibi suçlar itiyâdî suçlardır.
5. Tesâdüfî suç- Kasdî suç: Fâilin önceden işlemek niyeti olmadığı halde, karşılaştığı âni durumun tesiriyle işlediği suç tesâdüfî suçtur. Uğradığı bir hakârete öfkelenip, hakâret edeni yaralamak gibi. Kasdî suçta ise fâil suçu işlemeye daha önce karar vermiş ve işleyeceği suçu plânlamıştır. Taammüden (kasten) adam öldürmek gibi.

6. Meşhut suç- Meşhut olmayan suç:
Fâilin suçu işledikten hemen sonra veya işlerken yakalanmasıdır. Hırsızın olayı işlerken veya çalıp giderken, bekçi tarafından yakalanması gibi. Meşhut olmayan suçta ise, suçlu ancak suç olayından sonra yapılan bir araştırma, soruşturma veya tâkip sonucu ortaya çıkarılabilmektedir.
Suç eşyâsı: Suça konu olan, vâsıta olarak kullanılan eşyâ. Bunları almak, bulundurmak suçtur.



kaynak

Benzer Konular

22 Nisan 2014 / hbb1453 Soru-Cevap
9 Nisan 2010 / üye Soru-Cevap
13 Kasım 2015 / ThinkerBeLL X-Sözlük