Arama

Türkiye (Türkiye Cumhuriyeti) ve Türkiye Tarihi

Güncelleme: 17 Mayıs 2017 Gösterim: 53.065 Cevap: 7
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
15 Mayıs 2009       Mesaj #1
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Ad:  türkiye1923.jpg
Gösterim: 793
Boyut:  45.2 KB

Türkiye

, Bir Akdeniz ve Ortadoğu ülkesi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin hem Asya'da, hem de Avrupa'da toprağı vardır. Üç yanı de­nizlerle çevrili olan Türkiye'nin genel görünü­mü kabaca bir dikdörtgeni andırır. Doğu-batı doğrultusunda Asya kıtasının batı kesimin­den, Avrupa kıtasının güneydoğu kesimine doğru sokulan bu toprakların uzunluğu yakla­şık 1.600 km, genişliği ise 600 km kadardır. Adını, bu topraklara Asya'dan gelerek yerle­şen Türkmenler ile öteki bazı halk toplulukla­rının daha sonraki kuşaklarını oluşturan Türkler'den alır.

Sponsorlu Bağlantılar
Kuzeyde Karadeniz, doğuda Gürcistan, Ermenistan ve İran, güneydoğuda Irak ve Suriye, güneyde Akde­niz, batıda Ege Denizi, kuzeybatıda da Yuna­nistan ve Bulgaristan'la çevrili olan Türkiye' nin deniz ve kara sınırları uzunluğunun topla­mı 11.000 kilometreyi aşar. Ülke yüzölçümü­nün yaklaşık yüzde 97'si Asya kıtasında, yüzde 3 kadarı da Avrupa kıtasındadır. Türki­ye'nin Asya kıtasındaki toprakları Anadolu (755.688 km²), Avrupa kıtasındaki toprakları ise Trakya (23.764 km²) olarak adlandırılır. Çanakkale ve İstanbul boğazlarıyla Marmara Denizi bu toprakları birbirinden ayırır.

Yaklaşık 8.333 km olan deniz sınırlarının yüzde 78'ini Anadolu kıyıları, yüzde 13'ünü adaların kıyıları, yüzde 9'unu da Trakya kıyıları oluşturur. Bu sınırların üçte biri Ege Denizi kıyısındadır. Kara sınırlarının uzunlu­ğu ise yaklaşık 2.753 kilometredir. Kara sınırlarının en uzunu 877 kilometreyi bulan Suriye sınırıdır. Bunu 610 km uzunluğundaki SSCB, 454 km uzunluğundaki İran, 331 km uzunluğundaki Irak, 269 km boyunca uzanan Bulgaristan sınırı izler. Kara sınırlarının en kısa olan bölümü 212 km uzunluğundaki Yunanistan sinindir. Bu sınırlar içinde yer alan ülkenin en kuzey noktası Sinop ilindeki İnceburun, en doğu ucu Kars ilinin güneydo­ğusunda, Türkiye'nin hem Gürcistan ve Ermenistan'a, hem de İran'a komşu olduğu nokta, en güney noktası Hatay ilinin Yayladağı ilçesine bağlı olan ve eskiden Beysun adıyla anılan Topraktutan köyünün güneyi, en batı noktası da Gökçe­ada'nın batı ucunu oluşturan Avlaka Burnu' dur. Kara sınırlannın kıyıya ulaştığı noktalar Anadolu'da Artvin ilindeki Sarp köyü ile Hatay ilindeki Güvercinkaya, Trakya'da Kırklareli ilindeki Rezve Deresi ağzı ile Edirne ilindeki Enez'in batısında Meriç Irmağı ağzıdır.

Türkiye'ye ilişkin bilgiler

Resmi Adı: Türkiye Cumhuriyeti
Yönetim: Tek meclisli, çok partili cumhuriyet
Başkent: Ankara
Doğal yapı: Ülkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan, yüksek alanlardan oluşur. Yakla­şık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10'u da alçak alanlarla kaplıdır. En yük­sek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimi Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve gü­neydoğu kesimleri de Toroslar engebelendirir. Ülke­nin en yüksek noktası Ağrı Dağı'nın 5.137 metreye erişen doruğudur. Başlıca geniş düzlükler Çukurova ile Konya ve Harran ovalarıdır. Kaynaklandığı ve de­nize döküldüğü kesimler ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu Kızılırmak'tır (1.353 km). En büyük do­ğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü'dür. Atatürk baraj gölü (817 km²) ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçeada' nın yüzölçümü 279 km²'dir.
Başlıca ürünler: Buğday, arpa, şekerpancarı, ayçi­çeği, pamuk, baklagiller, haşhaş, üzüm, incir, turunç­giller, şeftali, fındık, antepfıstığı, zeytin, çay, yumur­ta, deri, balık, krom, bor mineralleri, zımpara taşı, linyit.
Sanayi: Dokuma, gıda, demir-çelik, dayanıklı tüketim malları, motorlu araçlar, çimento, şeker, kâğıt, plas­tik, kimyasal maddeler, orman ürünleri.
Önemli kentler: istanbul, Ankara, İzmir, Adana, Bur­sa, Gaziantep, Konya, Mersin, Kayseri, Eskişehir, An­talya, Diyarbakır, Samsun, Şanlıurfa, Malatya, İzmit.
Eğitim: ilköğretim zorunlu ve devlet okullarında para­sızdır.
Büyük bölümü Asya'da yer alan Türkiye, yüzölçümü açısından Rus Federasyonu, Çin Halk Cum­huriyeti, Hindistan, Suudi Arabistan, Endo­nezya, İran, Moğolistan ve Pakistan'dan son­ra bu kıtanın dokuzuncu büyük ülkesidir. 1987'de Avrupa Topluluğu'na tam üyelik için başvuruda bulunan Türkiye, topraklarının büyük bölümü Asya'da olan SSCB sayılmazsa Avrupa'nın en büyük ülkesi olan Fransa'dan daha geniş bir alanı kaplar.
Asya ile Avrupa arasında doğal bir köprü oluşturan Türkiye toprakları tarih boyunca birçok uygarlığın beşiği olmasıyla tanınır. İklim ve doğal kaynaklar açısından yerleşme­ye çok elverişli olan bu topraklarda yaşayan birçok halkın farklı dönemlerdeki kültürleri­ne ait çeşitli izlere ülkenin hemen her köşesin­de sıkça rastlanır. Kıyılarındaki liman kentle­rine ulaşan önemli kervan yollarının da etki­siyle oluşan zenginliği ele geçirmek isteyen birçok güçlü devletin saldırısıyla yıkıma uğra­yan ülke, bu zenginliklerin çok çeşitli olmasının sağladığı üstünlük nedeniyle yaralarını kısa zamanda onararak yeni uygarlık değerle­ri yarattı. Dünyada gıda maddesi üretimi kendi gereksinmesini karşılayan ender ülke­lerden biri olan Türkiye, coğrafi konum açısından önemini günümüzde de korumakta­dır. Yaz mevsimi başlarında Akdeniz kıyısın­da denize girilirken Toroslar'ın yüksek ya­maçlarında kayak yapılabilen ve doğu kesimi yer yer karla kaplı olan Türkiye, doğal güzellikleri ve tarihsel zenginlikleriyle büyük bir turizm potansiyeline sahiptir.

MsXLabs.org & Temel Britannica

Son düzenleyen Jumong; 26 Kasım 2016 15:09
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!
yuekoyunus - avatarı
yuekoyunus
Ziyaretçi
26 Aralık 2012       Mesaj #2
yuekoyunus - avatarı
Ziyaretçi
Ad:  türkiye-osmanlı.jpg
Gösterim: 620
Boyut:  30.6 KB

Yüzölçümü


Türkiye; 783,562 km
² yüzölçümü ile, Rusya'dan sonra Avrupa'nın en büyük 2. ülkesidir.
Sponsorlu Bağlantılar
Ağrı Dağı 5,137 m (16,854 ft) yüksekliği ile ,Türkiye'nin en yüksek dağıdır.
Ölüdeniz 2006 yılında dünyanın en güzel kumsalı seçilmiştir. Kapadokya bölgesi 60 milyon yıl önce, yağmur ve rüzgar tarafından aşındırılması sonucu oluşmuştur. Uzungöl, yamaçlardan düşen kayaların, Haldizen deresinin önünü kapatmasıyla oluşmuştur.

Türkiye'nin toprakları 36° - 42° Kuzey paralelleri ve 26° - 45° Doğu meridyenleri arasında yer alır.Doğusu ile batısı arasında 75 dakikalık bir zaman farkı vardır. Kabaca bir dikdörtgeni andırır ve genişliği 1.660 kilometredir. Göller ve adalar dahil kapladığı gerçek alan 814.578 km²'dir izdüşüm alanı ise 783,562 km²'dir.[39] Türkiye'ye ait bu iki yüzölçüm değeri arasındaki farkın büyüklüğü arazinin dağlık ve engebeli olmasından kaynaklanır. Marmara Bölgesi % 8,5, Ege Bölgesi % 12, Akdeniz Bölgesi % 17 İç Anadolu Bölgesi % 18, Karadeniz Bölgesi % 18, Doğu Anadolu Bölgesi % 21, Güneydoğu Anadolu Bölgesi % 7,5 yer tutar. Trakya'nın yüzölçümü 24.370 km² dir. Türkiye'nin kara sınırlarının uzunluğu 2.875 km, adalar dahil sahil uzunluğu 8.333 kilometredir. Kara parçalarının toplam alanı 770.760 km², su alanlarının toplam alanı ise 9.820 km²' dir.

Coğrafi bölgeler

Türkiye 6-21 Haziran 1941 tarihinde yapılan Birinci Türk Coğrafya Kongresi'nde 7 ana coğrafi bölgeye ve 21 coğrafi bölüme ayrılmış, Türkiye'nin yedi coğrafi bölgesinden dördüne komşu olduğu denizin adı verilmiştir, diğer üç bölge de Anadolu bütünü içindeki konumlarına göre adlandırılmışlardır. Oluşturulan coğrafi bölgelerin herhangi bir siyasi özelliği yoktur ve il sınırlarıyla da çakışmaz.

Yükseltiler

Ülkenin yarısından fazlası, yükseltisi 1.000 metreyi aşan yüksek alanlardan oluşur.Türkiye'nin ortalama yüksekliği 1132 metre'dir. Yaklaşık üçte biri orta yükseklikteki ovalar, yaylalar ve dağlar, yüzde 10'u da alçak alanlarla kaplıdır. En yüksek ve dağlık alanlar doğu kesimde yer alır. Kuzey kesimini Kuzey Anadolu Dağları, güney, doğu ve güneydoğu kesimlerini de Toroslar engebelendirir. Ülkenin en yüksek noktası, Ağrı Dağı'nın 5.137 metreye erişen doruğudur.

Düzlükler

Başlıca geniş düzlükler Çukurova, Konya Ovası ve Harran ovalarıdır.

Akarsular - göller

Kaynağı ve denize döküldüğü yer ülke sınırları içinde olan en uzun akarsu 1.355 kilometre uzunluğundaki Kızılırmak'tır. En büyük doğal göl, 3.713 km² alan kaplayan Van Gölü ve ikinci büyük gölü 656 km² lik alanıyla Beyşehir Gölü dür . 817 km²'lik alana yayılan Atatürk Baraj Gölü ise ülkenin en büyük yapay gölüdür. Türkiye'nin en büyük adası olan Gökçeada'nın yüzölçümü 279 km²'dir.

Türkiye'nin en büyük gölleri

Doğal Gölleri
  • Van Gölü 3713 km²
  • Tuz Gölü 1500 km² (Son yıllardaki küçülmeden sonra Tuz gölü yaklaşık olarak bu alana düşmüştür)
  • Beyşehir Gölü 656 km²
  • Eğirdir Gölü 482 km²
  • Akşehir Gölü 353 km²
  • İznik Gölü 308 km²
  • Burdur Gölü 200 km²
  • Manyas Kuşgölü 166 km²
  • Uluabat Gölü 134 km²
  • Çıldır Gölü 115 km²
Yapay Gölleri
  • Atatürk Baraj Gölü 817 km²
  • Keban Baraj Gölü 675 km²
  • Ilısu Barajı Gölü 526,82 km²
  • Hirfanlı Barajı ve Hidroelektrik Santrali 5 km
Deprem kuşağı
Türkiye, dünya'nın önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya kuşağı üzerindedir.[43] Kuzey Anadolu fayı boyunca 1939 yılından bu yana pek çok büyük ve yıkıcı deprem yaşanmıştır

İklim
Türkiye'nin üç tarafının denizlerle çevrili olması, dağların konumu ve yeryüzü şekillerinin çeşitlilik göstermesi, farklı özellikte iklim tiplerinin doğmasına yol açmıştır. Kıyı bölgelerinde denizlerin etkisiyle daha ılıman iklim özellikleri görülür. Kuzey Anadolu Dağları ile Toros Sıradağları, deniz etkilerinin iç kesimlere girmesini engeller. Bu yüzden iç kesimlerde karasal iklim özellikleri görülür.
  • Akdeniz iklimi: Akdeniz ve Ege Denizi kıyılarında etkili olan bu iklim tipi, Marmara Denizi'nin güney kıyısına kadar sokulur. Kıyıdan yaklaşık 800 metre yüksekliğe kadar bu iklimin özellikleri görülür. Bu iklim tipinde yazlar sıcak ve kurak, kışlar ılık ve yağışlıdır.
  • Karadeniz iklimi: Türkiye'nin kuzey kıyılarında, dağların denize bakan yamaçlarında görülen bir iklim tipidir. Bu iklimde yaz sıcaklığı, Akdeniz ikliminde olduğu kadar etkili değildir. Kış mevsimi, güney kıyılarına göre soğuk geçer. Yağış miktarı fazladır.
  • Karasal iklim: Türkiye'nin denizlerden uzak, yeryüzü şekillerinin meydana getirdiği engellerden dolayı deniz etkisinden yeterince yararlanamayan kesimlerinde karasal iklim görülür. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri ile Trakya'nın iç kesimleri karasal iklimin etkisi altındadır. Buralarda mevsimlik ve günlük sıcaklık farkları büyük, yağışlar genel olarak azdır. Kışlar uzun, soğuk ve karlı, yazlar kısa fakat sıcaktır.
Türkiye Faunası
Türkiye faunası birçok farklı hayvan türünü barındırması ile dikkat çeker. Anadolu'nun Asya ile Avrupa arasındaki konumu bunda başlıca etkendir. Farklı iklim özelliklerinde coğrafi bölgelere sahip olduğu için, biteyinin diğer Orta Doğu ülkelerine göre daha zengin (850 cins altında toplanan 9.000 tür bitki) olması ise diğer önemli etkendir ve bu yüzden, farklı iklim ve besin ihtiyacı olan birçok hayvan türü kendisine uygun yaşam alanı bulabilmektedir.Böylece, Türkiye'de yalnızca Akdeniz direyinin değil, Orta ve Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kafkaslar ve Arap Yarımadası direylerinin de tipik türleri bulunmaktadır. Ayrıca diğer Avrupa ülkeleri ile karşılaştırıldığında, çok daha fazla memeli tür barındırır ve bu da Türkiye direyinin ne tipik Avrupa direyine ne de tipik Orta Doğu direyine kategorize edilebildiğini gösterir.

Türkiye faunasına ait 160 memeli, 418 kuş, 120 sürüngen, 22 kurbağa, 127 tatlı su balığı, 384 deniz balığı olmak üzere toplam 1.230 civarında omurgalı tür tanınır. Ama bu türlerin bazıları tamamen tükenmek üzeredir, bazıları da tehlike altında bulunmaktadır.

Türkiye Florası

Yaklaşık 10 milyon kilometre karelik alana sahip Avrupa Kıtası'nda 12 bin bitki türü bulunurken, benzerine az rastlanan bir bitki zenginliğine sahip olan Türkiye'de 9250'yi aşkın bitki çeşidi bulunuyor.Türkiye 3000 adet endemik bitki türüne sahip,bu sayı tüm Avrupa kıtasında ise 2750.Türkiye'nin en çok endemik bitkiye sahip iki ili ise 578 bitkiyle Antalya ve 478 bitkiyle Konya.Türkiye haricinde Avrupa´nın en çok endemik bitkisine sahip ülkesi Yunanistan´da sadece 800, rakip ülke İtalya´nın ise 712 endemik bitkisi bulunuyor. Toplam bitki sayısında Türkiye´nin 9 bini aşkın bitkisi varken Bulgaristan´ın 3 bin 650, Yunanistan´ın 5 bin, Irak´ın 4 bin, İran´ın 8 bin, Fransa´nın 4 bin 500, Almanya´nın 2 bin 500, İtalya´nın 5 bin 600, İspanya´nın 5 bin, Romanya´nın 3 bin 400, İngiltere´nin 2 bin, Macaristan´ın 2 bin 214, İzlanda´nın 377, Norveç´in ise bin 715 adet bitki türüne sahip oldukları biliniyor.

Son düzenleyen Jumong; 26 Kasım 2016 15:19
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
15 Ocak 2013       Mesaj #3
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

TÜRKİYE

(Fr.: Turquie, İng.: Turkey),
Ad:  gif-66.gif
Gösterim: 1928
Boyut:  4.81 MB

Coğrafi Konum


Asya'nın batısında, tarihî Küçük Asya ya da Anadolu ile Balkan Yarımadası'nın güneydoğusunda (Avrupa Türkiyesi ya da Trakya) devlet. Yaklaşık 36° -42° kuzey paralelleri ve 26° -45° doğu meridyenleri arasında kalır. En kuzey noktası, Sinop ilinde İnceburun (42° 06' kuzey), en güney noktası Hatay ilinde Beysun Köyü güneyi (35° 51' kuzey), en doğu noktası Kars ilinde, Türkiye-İran-Ermenistan sınırlarının kavşağı (44° 48' doğu) ve en batı noktasıysa Gökçeada'da Avlaka Burnu'dur (25° 40' doğu).

Kuzeyde Karadeniz, kuzeybatıda Bulgaristan ve Yunanistan, batıda Ege Denizi, güneyde Akdeniz, Kıbrıs, Suriye, güneydoğuda Irak ve doğuda İran, Ermenistan ve Gürcistan'la sınırlanır. Toplam uzunluğu 2.753 km. olan kara sınırlarının komşu ülkelere ait payları şöyledir: Suriye 877, Ermenistan ve Gürcistan 610, İran 454, Irak 331, Bulgaristan 269 ve Yunanistan 212 km. Kıyılarının toplam uzunluğu 8.333 km.dir. Bu sınırlar içinde Türkiye'nin yüzölçümü (göller dahil) 779.452 km2'dir (Anadolu 755.688, Trakya 23.764). Nüfusu 62.810.111 (1997), başkenti Ankara, dili Türkçe, dini Müslümandır. CHP ile SHP, CHP çatısı altında birleşti. 10 Eylül'de Deniz Baykal'ın CHP genel başkanlığına seçilmesinden sonra DYP-CHP koalisyonu bozuldu. Aralık 1995'te yapılan erken seçimde Refah Partisi birinci parti durumuna geldi (158 milletvekili). Haziran 1996'da Necmettin Erbakan başkanlığında Refahyol (RP-DYP) Hükûmeti kuruldu. Tartışmalı bir dış siyaset izleyen ve davranışları lâikliğe ters düşen Başbakan Erbakan, 28 Şubat 1997'de yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında generallerin sert uyarılarıyla karşılaştı. Erbakan'ın 8 yıllık kesintisiz temel eğitime geçilmesi, imam-hatip okullarının orta bölümünün lağvedilmesi, Kuran kurslarının denetim altına alınmasını da kapsayan MGK kararlarını bir süre imzalamaması ciddî bir siyasî krize yol açtı. Erbakan, başbakanlığı DYP Genel Başkanı Çiller'e devretmek üzere 18 Haziran 1997'de istifa eti. Ama Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi. Yılmaz'ın kurduğu CHP destekli ANAP-DSP koalisyon hükümeti, Kasım 1998'e kadar sürdü. Ocak 1999'da DSP Genel Başkanı Ecevit, ANAP ve DYP'nin desteğiyle bir azınlık hükümeti kurdu. 18 Nisan'da yapılan genel seçimlerde DSP 136, MHP 129, FP 111, ANAP 86, DYP 85 milletvekili çıkardı. Cumhurbaşkanı Demirel'in başbakanlığa atadığı Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1999'da DSP-MHP-ANAP'ın katıldığı koalisyon hükümetini kurdu.

Fizikî ve beşerî coğrafya: Alp-Himalaya kıvrımlı dağlar kuşağı üzerinde yer alan Türkiye, tümüyle yüksek ve dağlık bir ülkedir. Ortalama yüksekliği 1.132 metreyi bulur. Yüksek bir ülke olmasına karşın, plato ve ova düzlükleri çok geniş yer kaplar. Dağlar, genellikle sıralar hâlinde kenarlarda toplanmıştır; oysa iç kesimlerde en geniş yeri yüksek ova ve plato düzlükleri kaplar.

Türkiye'nin ortalama yüksekliği batıdan doğuya doğru artar. En az yer kaplayan, alüvyonlu, alçak kıyı ovalarıdır. Kuzey kenarda, birbirine paralel olarak doğudan batıya uzanan dağlara "Kuzey Anadolu Dağları" genel adı verilir. Güney kenarda da "Toros Sistemi" yer alır. Bu dağlar, Antalya Körfezi'nin batısından, ülkenin güneydoğu ucuna kadar uzanırlar ve dört gruba bölünürler:

Batı Toroslar, Orta Toroslar, Doğu Toroslar ve Güneydoğu Toroslar. İç kısımlarda ve Batı Anadolu'da diğer dağlar, bazen sıralar hâlinde, bazen de sönmüş volkan konileri şeklinde ova ve plato düzlükleri üzerinde yükselirler (Bingöl, Karasu-Aras, Tecer; Türkmen, Aydın Sıradağları; Ağrı, Süphan, Tendürek, Nemrut, Erciyes, Hasandağı volkan konileri gibi). Anadolu, genel şekliyle dikdörtgen biçiminde bir yarımadadır. Çevresindeki denizler derindir; kıta sahanlıkları genellikle dardır. Bu durum Karadeniz kıyılarında, özellikle, Doğu Karadeniz'de belirgindir.

Öte yandan kıyılar genellikle düz, girinti-çıkıntılar ve adalar azdır. Ancak batıda, Ege kıyıları bu genel kurala uymaz, birçok burun, yarımada, koy ve körfezlerle parçalanmıştır. İklimin başlıca özelliği "çeşitlilik"tir. Üç ana iklim tipi ve bölgesi vardır:
  • 1) Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlı Akdeniz iklimi;
  • 2) Yazları daha serin, nemli, kışları, Akdeniz iklimindeki kadar olmamakla beraber, yine de ılık; bol ve her mevsime az çok düzenli olarak dağılmış yağışlarıyla kendini belli eden Karadeniz iklimi;
  • 3) İç kısımlarda, orta derecede yağışlı, yer yer kurak, doğuya doğru gidildikçe karasallık niteliği artan iklim. Bu üç ana iklim tipi arasında birtakım ikincil ve geçiş iklimi niteliğinde tipler de yer alır.
Akarsular dağınık, beslenme havzaları küçük, yıllık debi değişiklikleri büyüktür. Bununla beraber, üzerinde aktıkları arazinin fizikî koşulları nedeniyle enerji potansiyelleri nispeten fazladır. Genellikle ilkbaharda debileri yükselir (yağışlardan başka, kar erimesi nedeniyle) debinin en düşük olduğu mevsim yazdır. Döküldükleri denizlere göre Türkiye'nin başlıca akarsuları şunlardır: Kızılırmak, Yeşilırmak, Sakarya, Çoruh (Karadeniz); Susurluk (Marmara), Meriç, Gediz, Büyük ve Küçük Menderes (Ege); Seyhan, Ceyhan, Köprüsuyu, Göksu, Asi (Akdeniz); Fırat (Karasu ve Murat), Dicle (İran Körfezi), Kura ve Aras (Hazar Denizi).

Alanı 100 km2'den büyük doğal göllerle 10 km2'den büyük baraj gölleri şunlardır: Acıgöl, Akşehir, Beyşehir, Burdur, Çıldır, Eber, Eğridir, İznik, Kuş-Manyas, Tuz, Ulubat, Van. Baraj gölleri: Almus (Tokat), Apa (Konya), Demirköprü (Manisa), Devegeçidi (Diyarbakır), Gökçekaya (Eskişehir), Hirfanlı (Kırşehir), Kartalkaya (Maraş), Keban (Elazığ), Kemer (Aydın), Mamasın (Niğde), Ömerli (İstanbul), Porsuk II (Eskişehir), Sarıyar (Ankara), Seyhan (Adana), Tahtaköprü (Gaziantep). Nüfus: Türkiye, nüfusu hızla artan bir ülkedir. Cumhuriyet döneminde ilk nüfus sayımı 1927'de yapılmış ve 13.648.270 olarak saptanmıştı. Bazen %3'e yaklaşan bir artış hızıyla çoğalarak;

1935'te 16.158.018'e, 1940'ta 17.820.950'ye, 1945'te 18.790.174'e, 1950'de 20.947.188'e, 1955'te 24.064.763'e, 1960'ta 27.754.820'ye, 1965'te 31.391.421'e, 1970'te 35.605.176'ya, 1975'te 40.347.719'a 1980'de 44.736.957'ye, 1985'te 50.664.458'e, 1990'da 56.473.035'e, 1997'de ise 62.810.111'e ulaşmıştır.

Genel aritmetik nüfus yoğunluğu da, paralel olarak artarak, 1927'de 18'den 1980'de 58'e, 1997'de 78'e yükselmiştir. Bu arada nüfusun kırsal ve kentsel kesimlere düşen oranları da, kentsel nüfus yönünde artmaktadır. Bunun başlıca doğal sonucu olarak kentlerimiz giderek kalabalıklaşmaktadır.

Türkiye, fizikî ve beşerî koşullar bakımından farklı 7 coğrafî bölgeye bölünür, bunlar Karadeniz, Marmara, Ege, Akdeniz, İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleridir. Ayrıca yönetim bakımından alanları, nüfusları, ilçe bucak ve köy sayıları birbirinden farklı 81 ile bölünür. Ekonomi: Türkiye son yıllarda daha da artan bir hızla gelişmekte ve ekonomi bakımından az gelişmişlikten kurtulmaya çalışmaktadır.

Yukarıda görüldüğü gibi, nüfusun çok hızlı artması ve enerji sağlamada (özellikle ham petrol) bütün dünyada karşılaşılan ve giderek artan güçlükler bu çabaları daha da ağırlaştırmaktadır. Ulaştığı üretim ve tüketim düzeyi, dış ticaret hacmi, ulaştırma olanakları vb. ana ekonomik koşullar bakımından bugünkü Türkiye ile Cumhuriyet döneminin ilk yıllarındaki Türkiye arasındaki fark gerçekten çok büyüktür.

Tarih


Tarih: Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan (30 Ekim 1918) sonra, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde yürütülen Kurtuluş Savaşı sonunda, Mudanya Ateşkes Antlaşması ile (11 Ekim 1922) askerî zafer belgelendi. 21 Temmuz 1923 günü imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile Türkiye'nin bu zaferi ve "Misakımilli"si bütün dünyaca onaylandı. 29 Ekim 1923'te "Egemenlik Ulusundur" ilkesi uyarınca Cumhuriyet ilân edildi ve Mustafa Kemal ilk cumhurbaşkanı seçildi.

Ardından halifelik kaldırıldı ve Osmanlı hanedanı üyeleri yurt dışına çıkarılarak saltanatın kalıntıları da temizlendi (3 Mart 1924). Şeriat ve Evkaf Bakanlığı kaldırılarak din ve dünya işleri birbirinden ayrıldı. Medreseler, tekkeler kaldırıldı, öğrenim birliği sağlandı. Böylelikle Türkiye'nin önünde lâik doğrultuda bir gelişim yolu açıldı.

Ardından, Atatürk Devrimleri olarak tarihe geçen bir dizi atılım başlatıldı: Şeriat kuralları terk edilerek, çağdaş hukuk kuralları benimsendi (Türk Medenî Kanunu, 17 Şubat 1926); Arap alfabesi bırakılarak yerine Lâtin harflerine dayanan Türk alfabesi kabul edildi (3 Kasım 1928); giyimden takvime dek pek çok alanda yenilikler getirildi.

Ekonomi


Ekonomi alanında, Lozan Barış Antlaşması ile kapitülâsyonların kaldırılmasının yanı sıra, "ulusal egemenliğin, iktisadî egemenlikle beraber sağlanabileceği ilkesi benimsenerek devletçi bir ekonomi sistemi kabul edildi. Siyasî alanda, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası (1924-1925) ve Serbest Cumhuriyet Fırkası (1930) girişimleri sonuç vermedi. Bununla birlikte, toplumda, çok partili sisteme geçiş yönünde demokratik bir eğilim vardı.

Siyasi Hayat


Atatürk'ün ölümünün (10 Kasım 1938) ardından İsmet İnönü cumhurbaşkanlığına seçildi. Kısa süre sonra patlak veren II. Dünya Savaşı, Türkiye sınırlarına kadar dayandığı hâlde, Türkiye Cumhuriyeti bu savaşın dışında kaldı. 1946'da Demokrat Parti'nin kuruluşuyla çok partili siyasî döneme girildi. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidar oldu ve Celâl Bayar cumhurbaşkanlığına seçildi.

Halkın geniş desteğiyle iktidara geçen Demokrat Parti, bir süre sonra, Atatürk ve İnönü dönemlerinin ekonomi politikasını bırakarak, dış yardımlar ve yabancı sermaye yatırımlarına dayanan bir kalkınma yolu izlemeye koyuldu. Kore Savaşı'na asker gönderildi ve NATO'ya üye olundu. Yürütülen ekonomik uygulamalar, kısa sürede bir ekonomik bunalıma yol açtı. Bu durumun yarattığı tepkilerden çekinen iktidar, özgürlükleri kısıtlayarak baskıcı bir politika izlemeye başladı.

Özellikle İstanbul ve Ankara'da yoğunlaşan gösterilerin ardından, Türk Silâhlı Kuvvetleri, Demokrat Parti iktidarına son verdi ve Millî Birlik Komitesi yönetime el koydu (27 Mayıs 1960). Demokrat Parti kapatıldı. Adnan Menderes (başbakan), Fatin Rüştü Zorlu (dışişleri bakanı) ve Hasan Polatkan (maliye bakanı), yargılanmaları sonucunda idam edildiler. Kurucu Meclis'in hazırladığı yeni anayasa, halkın onayını aldı (1961).

Yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden ayrıldığı çok partili yeni bir parlamenter düzene geçildi. Temel kişi hak ve özgürlükleri güvence altına alındı; sendika kurma ve grev hakları tanındı; basın özgürlüğü sağlandı. Ekonomik alanda plânlı kalkınma ilkesi benimsendi. Geniş bir siyasî yelpazede yeni partiler kuruldu, 1961 Anayasası'nın güvencesi altında seçimler yapıldı.

Cemal Gürsel, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından cumhurbaşkanlığına seçildi. Partilerin hiçbiri çoğunluğu sağlayamadığından, 1965 genel seçimlerine dek dört ayrı koalisyon hükümeti oluşturuldu. 1965 seçimlerinde çoğunluğu sağlayan Adalet Partisi tek başına hükümeti kurdu. 1966'da Cumhurbaşkanı Gürsel'in ölümü üzerine Cevdet Sunay cumhurbaşkanlığına seçildi.

Adalet Partisi, 1969 seçimlerinde çoğunluğu sağladı. Ancak siyasî ve ekonomik uygulamalara karşı artan toplumsal tepkilerin ardından, 12 Mart 1971'de, Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin yayınladığı bildiride; parlamento ve hükümetin "...süregelen tutum ve davranışlarıyla yurdumuzu sosyal ve ekonomik huzursuzluk içine soktuğu, Atatürk'ün bize hedef verdiği çağdaş uygarlık düzeyine ulaşma umudunu kamuoyunda ortadan kaldırdığı ve anayasanın öngördüğü reformları gerçekleştiremediği" ve "Türkiye Cumhuriyeti'nin geleceğini ağır bir tehlike içine düşürdüğü" belirtildi. Bunun üzerine Demirel hükümeti iktidardan çekildi.

Nihat Erim başkanlığında bir hükümet oluşturuldu ve sıkıyönetim ilân edildi. Anayasa'nın kimi maddeleri değiştirildi. Dört hükümet değişikliğinin gerçekleştiği "12 Mart Ara Rejimi" adı verilen bir dönem yaşandı. Süresi dolan Sunay'ın yerine Fahri Korutürk, Türkiye Cumhuriyeti'nin 6. cumhurbaşkanı oldu. 1973 seçimlerinde, Bülent Ecevit'in liderliğindeki CHP, 197 milletvekilliği kazandı ve Millî Selamet Partisi ile bir koalisyon hükümeti kurdu. "Kıbrıs Barış Harekâtı"nın (1974) ardından, Süleyman Demirel başkanlığında "Milliyetçi Cephe" olarak adlandırılan bir sağ koalisyon (AP-MHP-MSP-CGP) oluşturuldu.

Türkiye, bu cepheleşmenin ardından terör eylemlerinin hızla tırmanışa geçtiği bir dönemde 1977 genel seçimlerine gitti. Seçimlerde hiçbir parti çoğunluk sağlayamadı. İkinci Milliyetçi Cephe Hükümeti'nin (21 Temmuz 1977) ardından kurulan CHP-Bağımsızlar koalisyonunu (5 Ocak 1978), MHP ve MSP'nin dışardan desteklediği AP azınlık hükümeti (25 Kasım 1979) izledi.

Kronikleşmiş bir ekonomik bunalımın ortasında, terör eylemleri yaygınlaştı. 12 Eylül 1980'de Türk Silâhlı Kuvvetleri bir kez daha yönetime el koydu. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren başkanlığında, kuvvet komutanları ve Jandarma Genel Komutanı'ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyi kuruldu. Orgeneral Kenan Evren, Devlet Başkanlığı'nı da üstlendi. Tüm ülkede sıkıyönetim ilân edildi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, siyasî partiler, bazı sendikalar ve dernekler kapatıldı. Millî Güvenlik Konseyi ile birlikte Kurucu Meclis'i oluşturan Danışma Meclisi'nin üyeleri atanarak, yeni bir anayasa için çalışmalara başlandı. Hazırlanan taslak 7 Kasım 1982'de halkoyuna sunuldu ve onaylandı.

Anayasa'nın geçici 1. maddesi uyarınca Devlet Başkanı Orgeneral Kenan Evren cumhurbaşkanı sıfatını aldı. 24 Nisan 1983'te yürürlüğe giren Siyasî Partiler Kanunu'yla sivil yönetime geçişin ilk adımları atıldı. 10 Haziran 1983'te de Seçim Kanunu kabul edildi. Siyasî Partiler Kanunu'na göre, Millî Güvenlik Konseyi, partilerin kurucularını denetleyebilecek ve uygun görülmeyen kurucu üyeler veto edilebilecekti. Bu dönemde ilk olarak emekli orgeneral Turgut Sunalp önderliğinde, 12 Eylül felsefesinin devamı olduğunu açıklayan ve askerî yönetim tarafından da desteklenen Milliyetçi Demokrasi Partisi (MDP) kuruldu.

Ardından Temmuz 1982'de, tüm bankerlerin iflâs etmesiyle sonuçlanan "Banker Olayı"nın ardından başbakan yardımcılığından istifa etmiş olan Turgut Özal Anavatan Partisi'ni (ANAP) kurdu. 12 Eylül sonrasında kurulmuş olan hükümette Başbakan Bülend Ulusu'nun müsteşarı olan Necdet Calp, Halkçı Parti'yi (HP); emekli orgeneral Ali Fethi Esener ise Büyük Türkiye Partisi'ni (BTP) oluşturdular.

BTP, 12 Eylül'den sonra kapatılan Adalet Partisi'nin devamı olduğu gerekçesiyle Millî Güvenlik Konseyi tarafından kapatıldı. Eski partilerin liderlerine getirilmiş olan siyaset yapma yasağı daha da genişletildi. Süleyman Demirel, Ali Naili Erdem, İhsan Sabri Çağlayangil, Hüsamettin Cindoruk, Sırrı Atalay, Deniz Baykal ve Süleyman Genç gibi bazı eski siyasîler bir süre Gelibolu'da gözetim altında tutuldular. Daha sonra Erdal İnönü başkanlığındaki Sosyal Demokrasi Partisi (SODEP) ve Yıldırım Avcı başkanlığındaki Doğru Yol Partisi (DYP) kuruldu.

SODEP ve DYP'nin birçok kurucu üyesi Millî Güvenlik Konseyi tarafından veto edildiği için kurucu üye barajını aşamadılar ve 6 Kasım 1983'te yapılan seçimlere katılamadılar. Yapılan seçimlerde ANAP, oyların %45'ini alarak 211 milletvekilliğiyle iktidara geldi. Türkiye Büyük Millet Meclisi, 24 Kasım 1983'te yeniden göreve başladı ve Başkanlık Divanı oluşturulunca Millî Güvenlik Konseyi'nin görevi sona erdi.

12 Aralık'ta ANAP Genel Başkanı Turgut Özal hükümeti kurdu. 24 Mart 1984'te yapılan yerel seçimlere SODEP, DYP ve Refah Partisi de (RP) katıldılar. Yerel seçimlerde ANAP, oyların %41'ini toplayarak belediyelerin çoğunda başkanlıkları kazandı. Türkiye'nin demokrasiye dönüşüyle dış ülkelerle ilişkiler yeniden olumluluk kazandı. Orta Doğu ülkeleriyle yakınlaşma sürdü, İran-Irak Savaşı'nda tarafsız kalındı, ABD'yle ilişkiler geliştirildi. İç politikada hareketlilik sürdü.

1985'te SODEP, HP'yle birleşerek Sosyal Demokrat Halkçı Parti (SHP) adını aldı. Bir süre sonra siyaset yapmaları yasaklanan eski siyasetçilerin yasaklarının kalkması sorunu gündeme geldi ve 1987'nin eylül ayında yapılan halkoylamasıyla eski politikacıların yasakları kalktı. 29 Kasım 1987'de yapılan erken seçimlerde ANAP %36,31 oranında oy toplayarak Meclis'teki çoğunluğunu korudu. SHP %24,74 oranında, DYP ise %19,14 oranında oy topladılar. Öteki partiler (Demokratik Sol Parti, Milliyetçi Çalışma Partisi, Refah Partisi), Seçim Kanunu'nun getirdiği %10'luk oy barajını aşamadıkları için Meclis'e giremediler.

1989 yılında Kenan Evren'in görev süresinin dolması üzerine, cumhurbaşkanlığı seçimi gündeme geldi. Başbakan Turgut Özal, cumhurbaşkanlığına aday oldu ve muhalefet partilerinin katılmadığı bir Meclis seçimiyle cumhurbaşkanlığına seçildi (31 Ekim 1989). 9 Kasım 1989'da eski cumhurbaşkanı Kenan Evren'den görevi devraldı ve boşalan başbakanlık makamına ANAP Erzincan milletvekili Yıldırım Akbulut getirildi.

1991 yılında yapılan ANAP Olağan Kongresi'nde parti başkanlığına getirilen Mesut Yılmaz, başbakanlık görevini Yıldırım Akbulut'tan devraldı. Ağustos 1990'da Irak'ın Kuveyt'i işgal etmesi üzerine, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Irak'a karşı ekonomik ambargo uygulanması kararına ilk uyan ülkelerden biri de Türkiye oldu.

Turgut Özal'ın cumhurbaşkanlığına seçilmesiyle birlikte ABD safında Irak'a karşı takınılan tavır, sürekli tartışma konusu olmaya devam etti. Özal cumhurbaşkanı iken de, yürütme erkinin başı sıfatıyla özellikle dış politikada etkili olmakta ısrar etti. Koalisyon hükümeti döneminde ABD'ye, Balkan ülkelerine, Orta Asya Türk cumhuriyetlerine ve Azerbaycan'a ziyaretler yaparak müzakerelerde bulundu.

17 Nisan 1993'te Özal'ın anî ölümü üzerine Mayıs 1993'te DYP genel başkanı ve başbakan Süleyman Demirel cumhurbaşkanlığına seçilerek Çankaya'ya çıktı. DYP olağanüstü kurultayında Demirel'in yerine genel başkanlığa Tansu Çiller seçildi. Demirel, Çiller'i başbakanlığa atadı. Tansu Çiller, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kadın başbakan oldu ve SHP ile işbirliğini koruyarak yeni bir koalisyon hükümeti kurdu (Haziran 1993).

Çiller hükûmeti, PKK'ya ve Kürt ayrılıkçılığına karşı sıkı bir baskı uyguladı. Ödemeler dengesi açığı rekor düzeye ulaşan Türkiye, 1994'te büyük bir malî krize girdi. 18 Şubat 1995'te CHP ile SHP, CHP çatısı altında birleşti. 10 Eylül'de Deniz Baykal'ın CHP genel başkanlığına seçilmesinden sonra DYP-CHP koalisyonu bozuldu. Aralık 1995'te yapılan erken seçimde Refah Partisi birinci parti durumuna geldi (158 milletvekili).

Haziran 1996'da Necmettin Erbakan başkanlığında Refahyol (RP-DYP) Hükûmeti kuruldu. Tartışmalı bir dış siyaset izleyen ve davranışları lâikliğe ters düşen Başbakan Erbakan, 28 Şubat 1997'de yapılan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında generallerin sert uyarılarıyla karşılaştı. Erbakan'ın 8 yıllık kesintisiz temel eğitime geçilmesi, imam-hatip okullarının orta bölümünün lağvedilmesi, Kuran kurslarının denetim altına alınmasını da kapsayan MGK kararlarını bir süre imzalamaması ciddî bir siyasî krize yol açtı.

Erbakan, başbakanlığı DYP Genel Başkanı Çiller'e devretmek üzere 18 Haziran 1997'de istifa eti. Ama Cumhurbaşkanı Demirel, hükümeti kurma görevini ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz'a verdi. Yılmaz'ın kurduğu CHP destekli ANAP-DSP koalisyon hükümeti, Kasım 1998'e kadar sürdü.

Ocak 1999'da DSP Genel Başkanı Ecevit, ANAP ve DYP'nin desteğiyle bir azınlık hükümeti kurdu. 18 Nisan'da yapılan genel seçimlerde DSP 136, MHP 129, FP 111, ANAP 86, DYP 85 milletvekili çıkardı. Cumhurbaşkanı Demirel'in başbakanlığa atadığı Bülent Ecevit, 28 Mayıs 1999'da DSP-MHP-ANAP'ın katıldığı koalisyon hükümetini kurdu.

MsXLabs.org & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Son düzenleyen _Yağmur_; 17 Nisan 2017 16:43 Sebep: H2
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Jumong - avatarı
Jumong
VIP Bilim 🌘🚀
26 Kasım 2016       Mesaj #4
Jumong - avatarı
VIP Bilim 🌘🚀
Ad:  türkiye73.jpg
Gösterim: 649
Boyut:  146.5 KB

Türkiye

, resmi adı TürkIye Cumhuriyeti, topraklarının bir bölümü Avrupa’da, daha büyük bölümü de Asya’da yer alan Akdeniz ve Ortadoğu ülkesi. Yüzölçümü, izdüşüm alan olarak 779.452 km2, yüzeyindeki tüm eğimli alanlarla birlikte gerçek alanı ise 814.578 km2’dir. İzdüşüm alan olarak hesaplanan yüzölçümünün yaklaşık yüzde 97’sini oluşturan 755.688 km2’si Asya toprakları, yaklaşık yüzde 3’ünü oluşturan 23.764 km2’si de Avrupa toprakları üstündedir. Gerçek yüzölçüm olarak verilen alanın ise 790.200 km2’si Asya’da, 24.378 km2’si Avrupa’dadır.

Türkiye’nin genel görünümü, doğu-batı doğrultusunda uzanan ve boyu 1.600 km, eni de 600 km kadar olan bir dikdörtgen biçimindedir. Bu dikdörtgenin en kuzey ucu Sinop ilinde İnceburun (42°06' kuzey enlemi, 34°58' doğu boylamı), en güneyi Hatay ilinin Yayladağ ilçesine bağlı Topraktutan (eskiden Beysun) köyünün güneyi (35°5T kuzey enlemi, 36°06' doğu boylamı), en doğusu Küçük Ağrı Dağının 34 km doğusunda Türkiye-İran-Azerbaycan (Nahçıvan) sınırlarının birleştiği nokta (39°37' kuzey enlemi, 44°48x doğu boylamı), en batı ucu ise Gökçeada’nın en batı noktası olan Avlaka Burnudur (40°07' kuzey enlemi, 25°40' doğu boylamı). Türkiye’nin kara sınırlan 2.753 km, deniz kıyılan ise 8.333 km uzunluğundadır. Çoruh Irmağı ağzının güneyindeki Sarp köyünde başlayan, Arpaçay ve Araş Irmağı boyunca uzanarak İran sınırına kavuşan Gürcistan, Ermenistan ve Azerbaycan sınırının uzunluğu 610 km’dir. Yüksek dağların doruklarını izleyen 454 km uzunluğundaki İran sınırı, Irak sınırının başladığı Kelşim (Geleşim) gediğine kadar uzanır. İran sınırı genellikle Araş Irmağı ile Van ve Urmiye gölleri havzalarının birbirinden ayıran su bölümü çizgisini izler. Hakkâri yöresindeki yüksek ve dağlık bir kesimden geçerek Habur Çayının Dicle Irmağına katıldığı noktada sona eren Türkiye-Irak sınırının uzunluğu 331 km’dir. Kara sınırlarının en uzun bölümünü ve yaklaşık yüzde 32’sini oluşturan Suriye sınırı 877 km uzunluğundadır. Önemli bir bölümü Bağdat Demiryolu’nun hemen güneyini izleyen bu sınır, Güvercinkaya’da Akdeniz kıyısına ulaşır.

Karadeniz kıyısındaki Rezve Deresi ağzında başlayarak Edirne’nin kuzeybatısına kadar uzanan Bulgaristan sınırının uzunluğu 269 km’dir. Edirne’nin güneyi ile güneybatısındaki Karaağaç çevresini Türkiye topraklarında bırakarak Meriç Irmağı boyunca uzanan Yunanistan sınırı Enez’in batısında Ege Denizi kıyısına ulaşır. 212 km uzunluğundaki bu sınır Türkiye kara sınırlannın en kısa bölümüdür. Kıyılarının 6.480 km’si Anadolu’da, 786 km’si de Trakya’dadır. Türkiye’nin adalarına ait kıyılarının uzunluğu ise 1.067 km’dir. 2.805 km’yi bulan Ege Denizi kıyısı tüm Türkiye kıyılarının yüzde 33,7’sini oluşturur.

Üç yandan ılık denizlerle kuşatılmış olan ülkenin başlıca özelliği, Kuzey Yarıküre’de Ekvator ile Kuzey Kutup Bölgesi arasında merkezi bir konumda olmasıdır. Eskidünya’nın karaları arasında yer almasına karşın denizlerle çevrilmiş ve orta iklim kuşağı içinde bulunması tarih boyunca bu topraklarda yaşayanlara çeşitli üstünlükler sağlamıştır. Geçmişte Çin ve Hindistan’ı Akdeniz kıyısına bağlayan kervan yolları ile bölgesel suyollarının geçtiği bu alanda kurulan birçok uygarlığın temeli zengin bir ticaret etkinliğine dayanır. Konumu ve özelliği nedeniyle hem bir Akdeniz ve hem de Yakındoğu ülkesi sayılan bu topraklar, zenginlikleri nedeniyle tarih boyunca büyük önem taşımıştır. Yönetsel açıdan 76 il ve 842 ilçeye (1992) bölünmüş olan Türkiye’nin başkenti Ankara, nüfusu 59.869.000’dir (1993 tah.).

Kaynak: MsXLabs.org & Ana Britannica
🌘 🚀
Jumong - avatarı
Jumong
VIP Bilim 🌘🚀
26 Kasım 2016       Mesaj #5
Jumong - avatarı
VIP Bilim 🌘🚀
Ad:  türkiye coğrafya.jpg
Gösterim: 611
Boyut:  51.3 KB

Doğal Yapı



Yüzey Şekilleri


Türkiye’nin yüzey şekilleri açısından en belirgin özelliği yüksek bir ülke oluşudur. Ortalama yükseltisi 1.131 m’dir. Bu yükseklik, Asya’nın 1.050 m’yi bulan ortalama yükseltisini bile aşar. Avrupa kıtasının 330 m’lik ortalama yükseltisinin ise 3,5 katına yakındır. Deniz düzeyi ile 250 m arasındaki alçak alanlar, Türkiye’nin ancak yüzde 10’u, 250-1.000 m arasındaki alanlar ise yüzde 34,5’i kadar yer tutar. Buna karşılık, 1.000 m’den daha yüksek alanlar tüm Türkiye topraklarının yarısından fazlasını (yüzde 55,5) kaplar. Bu yüksek kesim içinde en fazla yer tutan da 1.000-1.500 metreler arasındaki yerlerdir.

Bunlar tüm Türkiye yüzeyinin yüzde 30’unu kaplar. 1.500 m ile 2.000 m arasındaki alanlar ise ülke yüzeyinin yüzde 15,5’i kadardır. 2.000 m’den yüksek alanlar ülkenin yüzde 10’unu kaplar. Yükselti basamaklarını gösteren bu oranlar ülkenin yaşam koşulları ile ekonomik etkinliklerini önemli ölçüde etkiler. Büyük yükselti farkları birbirine yakın alanlar arasında yaşayış ve ürünler bakımından önemli çeşitlilikler yaratır. Ama başlıca etki yüksek alanların fazla yer tutmasıyla ilgilidir. Ülkede yükseltinin 1.000 m’den fazla olduğu yüzeyin yarısından fazlasında kışlann genellikle sert ve sürekli geçmesine karşılık yaz mevsiminin süresi kısadır. Bunun sonucunda soğuğa dayanıklı olmayan bitkilerin ekimi, ülkenin kenar bölgelerinde ve kıyılardan iç kesimlere doğru fazla sokulamayan oldukça dar bir şerit içinde sıkışmıştır. Ülkenin iç kesimlerine doğru girildikçe yükselti arttığından şiddetli kışlara dayanamayan ağaç çeşitleri de birer birer ortadan kalkar. Böylece 1.500 metreye doğru bazı tahıl ve sebzeler dışında bitkisel üretim çeşitliliğini tümüyle yitirir.

Türkiye’de deniz düzeyi üstündeki tüm toprakların hacmi 861.000 km3 olarak hesap edilmiştir. Bu hacim içinde Anadolu’nun payı 856.700 km3, Trakya’nın payı ise yalnızca 4.300 km3’tür. Yüksek bir ülke olan Türkiye’de yüzey şekilleri önemli ölçüde çeşitlilik gösterir. Birçoğu birbirine koşut sıralar halinde uzanan dağlar, tek başına ya da çizgisel bir diziliş gösteren sönmüş yanardağlar, üstleri yanardağ lavlarıyla ya da eski göllere ait tortul kayaçlarla kaplı olan ve vadilerle yarılmış plato düzlükleri, vadiler boyunca ya da ırmak ağızlarında genişleyen tabanı alüvyonlu ovalar bu çeşitliliğin başlıca öğeleridir. Kalker ve jips gibi kolay eriyebilen kay açlara bağlı olarak gelişen ve karst şekilleri ya da karstik yüzey şekilleri adı altında tanınan çeşitli büyüklükteki kapalı çukurlar bu çeşitliliği daha da zenginleştirir. Bu çukurluklara genellikle ülkenin güney yarısında yaygın olarak rastlanır.

Ad:  türkiye dağları.jpg
Gösterim: 562
Boyut:  13.8 KB
Toroslar’da Bolkar Dağlarından bir görünüm (fotoğraf, Sıtkı Fırat)
Bu çeşitliliğe karşın, yüzey şekillerinin belirli bir düzene uyduğu görülür. Ülkenin başlıca dağ sıraları, kuzeydeki Kuzey Anadolu Dağları ile güneydeki Toroslar’dır. Bu sıralar, Türkiye’yi oluşturan dikdörtgenin kuzey ve güney kenarları boyunca uzanan geniş yaylar çizer. Kenar dağları, ülkenin orta kesimlerinde İç Anadolu Böl- gesi’nin geniş ve yüksek düzlükleriyle birbirinden aynlır. Kuzey ve güney kenardaki dağlar, ülkenin doğusuna doğru birbirine yaklaşır ve sıkışır. Bu nedenle Doğu Anadolu Bölgesi’nde daha yüksek ve daha dağlık bir görünüm ortaya çıkar. Kuzey Anadolu Dağları ile Toroslar’ın batı uzantıları birbirine yaklaşır gibi görünürse de, bunlarda Doğu Anadolu’daki dağların yüksekliği ve sürekliliği görülmez.

Arazi, İçbatı Anadolu adıyla anılan eşik alanın ötesinde Ege ve Marmara denizlerine doğru alçalır. Bu kesimde kıyıya koşut olarak uzanan dağ sıralarına rastlanmaz. Ege ve Marmara bölgelerinde yüzey şekillerinin temel özelliği, doğu-batı doğrultulu çukur alanlarla yarılmış olmasıdır. Ülkede, orta kesimdeki İç Anadolu düzlüklerinden başka, Güneydoğu Anadolu düzlükleri, kuzeybatıda çanak biçimli Trakya, çoğu ırmak ağızlarında ve başlıca akarsu vadileri boyunda yer alan alüvyonlu ovalar vardır. Türkiye’de yüzey şekillerinin temelinde çok eskiye inen arazi parçalarına rastlanırsa da, bugünkü görünümün ana taslağı, Tersiyer (Üçüncü) Dönemin (y. 65-2,5 milyon yıl önce) ilk yarısında oluşan ve en etkin evresi Oligosen Bölümde (y. 38-26 milyon yıl önce) geçen kıvrımlanmalarla belirlenmiştir. Bu kıvrımlar aynı dönemin sonuna doğru hemen tümüyle aşınıma uğramış ve Miyosen Bölümde (y. 26-7 milyon yıl önce) geniş ölçüde denizler ve göllerle kaplanmıştı. Türkiye’nin bugünkü yüzey şekilleri esas olarak, Miyosen Bölümden sonra, özellikle Pliyosen Bölümde (y.7-2,5 milyon yıl önce) oluşan blok halindeki yükselmeler ve çökmeler sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu sırada ve bundan biraz sonra İç Anadolu ile Doğu Anadolu’daki bazı kırıklar (fay) boyunca magmanın yüzeye çıkmasıyla Nemrut Dağı, Süphan Dağı, Aladağ, Tendürek Dağı, Ağrı Dağı, Erciyes Dağı ve Haşan Dağı gibi genç yanardağ konileri oluşmuştur.

Kaynak: MsXLabs.org & Ana Britannica
🌘 🚀
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
17 Nisan 2017       Mesaj #6
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

AKARSULAR VE GÖLLER.

Türkiye akarsu açısından zengin bir ülkedir. Bu topraklardan kaynaklanan akarsular altı önemli havza ile bazı kapalı havzalara su taşır. Ülkeninbüyük bir kesimi (yüzeyin yüzde 31,5’i) sularını Karadeniz havzasına gönderir. Genişlik açısından bunu, Basra Körfezine su gönderen alanlar izler (yüzeyin yüzde 23,5’i). Çeşitli kapalı havzalara su gönderen alanların ülke yüzeyindeki payı yüzde 13,5’tir. Bunu Akdeniz’e su gönderen alanlar izler (yüzeyin yüzde 13’ü). Türkiye yüzeyinin yaklaşık onda biri kadarı da sularını Ege Denizine gönderir. Marmara Denizine ulaşan suların toplandığı alanlar ülke yüzeyinin yirmide birini (yüzde 4,5) bile bulmaz. Türkiye sularının ulaştığı havzalar arasında en küçük pay Hazar Denizine aittir (yüzeyin yüzde 3,5’i). Akarsular coğrafyası açısından ülkenin ilginç bir yanı da Atlas Okyanusuna su gönderen alanlarla Hint Okyanusuna su gönderen alanları ayıran su bölümü çizgisinin Türkiye’den geçmesidir.

Ad:  turkiye_akarsulari.jpg
Gösterim: 703
Boyut:  65.4 KB
Türkiye akarsularının rejimleri düzensizdir. Yıl içinde akarsu yataklarından geçen su miktarı dikkati çekecek ölçüde değişiklikler gösterir. Yazlar Türkiye’nin hemen her yerinde akarsuların en yoksul olduğu mevsimdir. Aylarca süren bu yoksullaşma döneminde bazı akarsular tümüyle kurur. Ancak suyu bol olan karst kaynaklarıyla beslenen akarsularda kuruma görülmez. Sonbahar yağmurlarının başlaması ve buharlaşmanın azalmasıyla akarsuların düzeylerinde yükselmeler belirir. Bu yükselme kıyı bölgelerinde kışın da sürer. Yalnız İç Anadolu Bölgesi’nin doğu kesimi ile Doğu Anadolu Bölgesi önemli miktarda kar yağışı aldığından kışın akarsu düzeylerinde gene bir alçalma görülür. İlkbaharda ülkenin her yanında hem buharlaşmanın henüz artmamış olması, hem de karlann erimesi nedeniyle akarsu düzeyleri yüksektir. İlkbahar kabarmaları ülkenin batısında ve güneyinde daha erken başlar ve çabuk sona erer. Doğuya doğru gidildikçe daha geç başlar ve daha uzun sürer. Buna ilkbaharın geç gelmesiyle yüksek yamaçlardaki karlann erimesindeki gecikme neden olur. Karadeniz Bölgesi’nde her mevsimin yağışlı geçmesi, akarsu rejimlerinin düzenli olmasına yetmez. Çünkü çoğunun yatakları eğimli ve geçtikleri arazi de dağlık olduğundan akarsular yağışlar sırasında sel ölçüsünde kabanr, yağışların kesilmesinden kısa bir süre sonra da yoksullaşır. Bu nedenle Karadeniz Bölgesi’ndeki akarsu düzeylerinde sık sık inme ve çıkmalar görülür.

Türkiye yüzölçümünün yaklaşık 9.000 km2’sini kaplayan 200’den çok doğal göl vardır. Bazı bölgelerde kümelenmiş çok sayıda göle rastlanırken, bazı bölgelerde ise az sayıda göl bulunur. Örneğin Trakya’da kıyı boyunda yalnızca birkaç set gölü vardır. Karadeniz Bölgesi’nin çok büyük bir kesiminde göle rastlanmazken Güneydoğu Anadolu neredeyse golsüz bir bölgedir. Buna karşılık Marmara Bölgesi nin doğu ve güney kesimleri, İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgeleri ile özellikle Akdeniz Bölgesi’ndeki Göller Yöresi adıyla anılan kesim göllerin kümelenme gösterdiği alanlardır. Yüzey şekillerinin adlarının gözden geçirilmesi bazı yörelerde haritada görülmeyecek kadar küçük birçok gölün yer aldığını gösterir (Bingöl Dağlan, Yedigöller vb). Türkiye’deki göller, büyüklük ve derinlik açısından oldukça farklıdır. Ülkedeki göl alanlannın yüzde 65’ini yalnızca dört büyük göl kaplar (Van, Tuz, Beyşehir ve Eğirdir gölleri). Büyük sayılabilecek bu göllere karşıhk, yüzölçümleri 5 km2’den küçük olan 100’den fazla göl vardır. Bunlardan Uludağ, Doğu Karadeniz Dağlan, Hakkâri dağlık yöresindeki buzul gölleri gibi bazılan çok küçük boyuttadır.

Türkiye’deki göllerin derinlikleri de birbirinden farklıdır. En derin olanları Van, Çıldır, Burdur, Hazar, İznik ve Sapanca gölleridir. Derinliği en az olan göllerden biri Tuz Gölüdür. Akşehir, Ulubat, Manyas gölleri de oldukça sığdır. Gölleri birbirinden ayıran bir başka özellik de dışa akışları olup olmamasıdır. Tuz Gölü, Van Gölü, Burdur Gölü ve Acıgöl gibileri dışarıya akışı olmayan kapalı havza durumundadır. Buna karşılık Güney Marmara göllerinde olduğu gibi, çoğunun bir gideğenle dışa akışı vardır. Oluşum açısından en yaygın olanlar tektonik göllerdir (Beyşehir, Eğirdir, Manyas ve İznik gölleri). Kalker ve jips gibi eriyebilen kayaçlarda oluşan karst gölleri, buzul gölleri, çeşitli set gölleri öteki göl tipleridir. 1990’da Erzincan yöresinde yapılan bir araştırma sırasında Türk bilim adamları tarafından incelenen Otlukbeli Gölünün, ülkede bir eşi daha olmayan ve dünya göl sınıflandırmasında rastlanmayan traver- ten seti gölü olduğu saptanmıştır.

Türkiye’deki yapay göllerin toplam yüzölçümü 3.000 km2’den fazladır. Enerji, sulama, taşkın önleme, içme, kullanma ve sanayi suyu elde etme amacıyla inşa edilen barajların ardında suların birikmesiyle oluşan bu göllerden en büyüğü 817 km2’lik bir alan kaplayan Atatürk Baraj Gölüdür. Öteki büyük yapay göller Keban, Karakaya ve Hirfanlı baraj gölleridir. Atatürk Baraj Gölü, Van ve Tuz göllerinden sonra Türkiye’nin en büyük üçüncü gölüdür.

İKLİM.

Türkiye orta iklim kuşağı içinde yer alır. Deniz düzeyine göre yükseklik, kıyıya koşut dağ sıralarının uzanışı, denize yakınlık ve uzaklık gibi nedenlerle Türkiye’de iklim, bazı bölgesel değişiklikler gösterir. Bununla birlikte, birbirine benzeyenler bir araya toplanarak üç ana iklim tipi ayırt edilebilir. Bunlar Akdeniz iklimi, her mevsimi yağışh orta kuşak iklimi ve step (bozkır) iklimidir. Akdeniz iklimi, yazların sıcak ve hemen hemen kurak, buna karşılık kışların ılık ve yağışlı geçmesiyle tanınır. Bu iklim tipi, adını aldığı denizin kıyısında egemen olduğu gibi, Anadolu’nun batı kesimindeki Ege ve Marmara bölgelerinde de görülür. Ama Marmara Bölgesi’nde kışlar biraz daha soğuk geçer. Her mevsimi yağışlı orta kuşak iklimi Karadeniz kıyılarında görülür. Burada yazlar pek sıcak geçmediği gibi kışlgr da pek soğuk olmaz. Doğu Karadeniz kıyılarında Kafkaslar’ın siper etkisi yapması nedeniyle kışlar daha ılık geçer. Step iklimi ülkenin tüm iç kesimlerinde egemendir. Kışların soğuk geçtiği bu iklim tipinde yağışlar oldukça kıt, birçok yörede yaz mevsimi kuraktır. Bu iklim İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde birbirinden çok az farklılık gösterir.


MsXLabs.org & Ana Britannica
BEĞEN Paylaş Paylaş
Bu mesajı 1 üye beğendi.
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
_Yağmur_ - avatarı
_Yağmur_
VIP VIP Üye
17 Nisan 2017       Mesaj #7
_Yağmur_ - avatarı
VIP VIP Üye

BİTKİ ÖRTÜSÜ VE HAYVAN VARLIĞI.


Türkiye, bitki türlerinin çeşitliliği ve sayısal çokluğuyla dikkati çeken bir ülkedir. Tür sayısı açısından tüm komşu ülkelerden daha zengin olan Türkiye’deki bitki türlerinin toplam sayısı yaklaşık 10 bindir. Karadeniz Bölgesi’nde kıyı boyunca uzanan dağ sıraları bol yağış alması nedeniyle gür bir orman örtüsüyle kaplıdır. Bu dağlar bitki katlarının oluşmasına da olanak verir. Burada genişyapraklı ağaçlar, genişyapraklılar ile iğneyapraklılann bir arada görüldüğü karışık ormanlar, daha yukarılarda iğneyapraklılar ve ormanların üst sının ötesinde de Alp tipi çayır katlan izlenir. Karadeniz Bölgesindeki ormanlann gürlüğü yağışın belli kesimlerde gösterdiği değişikliklere koşut olarak azalır ve çoğalır. Örneğin daha az yağış alan Samsun yöresinde Doğu Karadeniz Bölümü’ndeki bitki örtüsü zenginliğine rastlanmaz. Karadeniz ormanlannın devamı Marmara Bölgesi’ndeki dağlarda da görülür. Ege Bölgesi’ndeki dağlar ile Toroslar’da da orman örtüsü vardır; ama belli bir yüksekliğe kadar çıkan maki katından sonra başlar.

Toroslar’daki ormanlarda en çok kızıl çam, kara çam ve sedir gibi ağaçlara rastlanır. İç Anadolu Bölgesi kuraklık yüzünden neredeyse ormansızdır. Ormanlara yalnızca yüksek dağ yamaçlannda lekeler halinde rastlanır. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde de durum aynıdır. Doğu Anadolu Bölgesi’nde orman yok denecek kadar azdır. Ülkenin büyük bir kesimini doğal bitki örtüsü açısından step görünümündeki alanlar kaplar. İlkbaharda yeşil renkli olan bu alanlar kısa bir süre sonra yeşilliklerini yitirerek sararır ve bütün yaz boyunca da böyle kalır. Bu görünüm İç Anadolu düzlüklerinde, Güneydoğu Anadolu’da, Doğu Anadolu’nun çukur alanlarında yaygındır. Türkiye’nin çeşitli yörelerinde rastlanan bu step görünümünün gerçek step mi, yoksa insanın ormanı tahribi sonucunda oluşmuş “antropojen step” mi olduğu tartışma konusudur. Kars ve Ardahan yaylalarında yeşilliğini yaz sonuna değin saklayabilen geniş çayır alanları vardır.

Türkiye’de 8 ayrı takımdan 114 yabanıl memeli hayvan türünün yaşadığı bilinir. Değişik yaşama ortamlarının bulunması yabanıl hayvan varlığını zenginleştiren bir etkendir. Ama aşırı avlanmadan büyük zarar gören birçok tür ya yok olmuş ya da son derece azalmıştır. Ortaçağda kulan (Asya yaban eşeği) ve aslan, yakın geçmişte ise kaplan gibi türlerin soyu tükenmiştir. Anadolu parsının çok az sayıda da olsa varlığını sürdürüp sürdürmediği tartışma konusudur. Dağ koyunu, alageyik, ceylan gibi bazı türler için özel koruma önlemleri alınmıştır.

Türkiye’de yaşadığı en iyi bilinen memeliler arasında kirpi, köstebek gibi böcekçiller; yarasalar, tavşanlar; sincap, sıçan, fare ve keme gibi kemiriciler; ayı, kurt, çakal, gelincik, kokarca, sansar ve yabankedisi gibi etçiller; ender olarak rastlanan Akdeniz foku gibi yüzgeçayaklılar; yabandomuzu, dağ keçisi ve geyik gibi çifttoynakhlar ile denizlerdeki yunus ve musurlar sayılabilir.

Türkiye’de görülen yerli ve göçmen kuş türlerinin sayısı 380 dolayındadır. Bunlar arasında en tanınmış olanlar dalgıçkuşlan, batağanlar, karabataklar, balıkçıllar, leylekler, kaşıkçıkuşlan, flamingolar, ördekler, kazlar; atmaca, şahin, akbaba gibi gündüz yırtıcı kuşlan; sülün, bıldırcın, kek-Uk ve turaç gibi tavuksular, turna, toy ve yelve türleri; martılar, güvercinler, baykuşlar, ağaçkakanlar; kırlangıç, ötleğen, ardıç kuşu, çalıkuşu, bülbül, kara bakal, ispinoz, serçe, karga ve saksağan gibi ötücükuşlardır.

Ülke sürüngenler (kaplumbağa, kertenkele ve yılan) ile amfibyumlar (kurbağa ve çörel) açısından da zengindir.

Türkiye’yi kuşatan denizlerde akya, barbunya, dilbalığı, gümüş, hamsi, hani, istavrit, izmarit, kalkan balığı, karagöz, kefal, kırlangıç, kolyoz, levrek, lüfer, mercan, mezgit, orkinos, palamut, sar dalya, tekir ve uskumru gibi sofra balıklan; köpekbalığı ve vatoz gibi kıkırdaklıbalıklar; ahtapot ve kalamar gibi kafadanayaklilar; ıstakoz ve karides gibi kabuklular; midye ve istiridye gibi çiftçenetliler yaşar. Tatlı sularda bol miktarda alabalık, sazan, sudak ve turnaya rastlanır.

DOĞAL KAYNAKLARIN KULLANIMI.


Bitkisel üretim. Ülkedeki ekim alanlarının büyük bir bölümünü tahıl tarlaları oluşturur. Tahıl türleri arasında da hemen her zaman buğday başta gelir. 1989’da tahıl ekilen 13,7 milyon hektar genişliğindeki tarlaların 9,4 milyon hektarı buğdaya ayrılmıştı. Aynı yıl bu tarlalarda yapılan buğday üretimi ise 16,2 milyon tondu. Türkiye’nin hemen tüm bölgelerinde buğday ekimi yapılır. Yalnızca yazlan yağmurlu geçen Karadeniz Bölgesi’ nin kıyı kesiminde buğdayın yerini mısır alır. Kumu fazla kireci az olan topraklarda buğday yerine çavdar, Doğu Anadolu Bölgesi’nin yazları kısa süren yüksek platolarında da daha çok arpa ekilir. Buğday üretiminde bölgeler arasındaki en büyük pay, İç Anadolu’ya düşer. Bu bölgede de buğday üretimi bakımından Konya ili başta gelir. Tahıl ürünleri arasında arpa ikinci sırayı alır. 1989’da 3,4 milyon hektarlık arpa ekim alanlarından elde edilen ürün 4,5 milyon tondu. Eskişehir ilinde olduğu gibi, yüksek nitelikli biralık arpa yetiştirmek amacıyla bazı yörelerdeki kaliteli buğday ekim topraklarında arpa üretimi yapılır. Daha çok at yemi olarak kullanılan yulaf, zengin toprak aramadığı gibi, yazlan hem nemli ve serin, hem de kuru ve sıcak bölgelerde yetişebilir. 1989’da 140 bin hektarlık bir alanda yapılan yulaf ekiminden elde edilen ürün miktarı 216 bin tondu. Mısır üretim ve ekim alanı açısından tahıllar arasında buğday ve arpadan sonra üçüncü sırada yer alır. Yazları yağışlı iklime çok iyi uyum gösterir. En çok Karadeniz Bölgesi’nin kıyı kesiminde yetiştirilir. 1989’da 510 bin hektarda yapılan mısır üretimi 2 milyon tondu.

Yoğun biçimde emek isteyen pirinç üretimi, ekim alanlarının sürekli olarak su altında bulunması gerektiğinden gerilemektedir. 1989’da 66 bin hektarlık bir alanda pirinç ekimi yapılmış ve 198 bin ton ürün elde edilmişti.

Sebzeler arasında baklagiller ekimi Türkiye’de eskiden beri oldukça önemli bir yer tutar. Baklagiller arasında en çok ekilenler mercimek, 'nohut ve fasulyedir. Bunları bakla ve bezelye izler. Fasulyenin çok geniş ve dağınık bir yetişme alanı vardır. Nohut en çok İç Anadolu Bölgesi ile çevresinde, bakla daha çok batı kesimde ve özellikle Balıkesir ile Çanakkale yörelerinde, mercimek ise en çok Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yetiştirilir.

Patates ekim alanları son yıllarda çok genişlemiştir. 1928’de yalnızca 50 bin ton olan patates üretimi 1950’de 500 bin tona, 1989’da ise 4 milyon tona ulaşmıştır.

Sanayi bitkilerinden pamuk, keten, susam, haşhaş ve tütün Türkiye’de eskiden beri ekilir. I. Dünya Savaşı’ndan sonraki yıllarda Türkiye’de bazı fabrikaların kurulmaya başlaması yeni sanayi bitkilerinin yetiştirilmesine yol açtı. Şeker pancarı, ayçiçeği ve çay gibi bitkilerin ülkeye girmesi bu gelişmenin sonucudur. 1989’da 353.490 hektar alanda yapılan şeker pancarı ekimi sonucunda elde edilen ürün miktarı 10,9 milyon tondu.

Pamuk üretimi daha çok Akdeniz ve Ege bölgelerinde yapılır. Sanayi bitkileri arasında şeker pancarı üretim açısından, pamuk ise ekim alanı açısından ilk sırayı alır.

1989’da pamuk ekilen 725 bin hektar alandan elde edilen ürün miktan 617 tondu. 1989’daki üretim miktan 269.888 ton olan tütün daha çok Ege, Marmara ve Karadeniz bölgelerinde yetiştirilir. Yağlı tohumlar arasında ekim alanı (1989 770.000 ha) ve üretim (1989’da 1,25 milyon ton) açısından ilk sırayı alan ayçiçeği daha çok Marmara Böl- gesi’nde yetiştirilir. Ekim alanı (1989’da 97.600 ha) açısından üçüncü sırada yer alan susam (1989’da 37 bm ton), genellikle Güneydoğu Anadolu ile Akdeniz, Ege ve Marmara bölgelerinde üretilir. Daha çok Akdeniz Bölgesi’nde yetiştirilen soyanın 1989’daki üretim miktarı 161 bin tondu.

Zeytinliklerin büyük bölümü batıdaki bölgelerdedir. Türkiye’de en çok yağlık zeytin yetiştirilen alan Edremit Körfezi kıyılandır. Sofralık zeytinler ise özellikle Marmara Denizinin güney kıyılanndaki Gemlik, Mudanya ve Erdek yörelerinde yetiştirilir.

Bitkisel üretimin önemli dallanndan biri de meyveciliktir. Ege, Marmara ve Akdeniz bölgeleri başta olmak üzere hemen tüm bölgelerde üzüm yetiştirilir. İncir Ege Bölgesi’nin, fındık ise Karadeniz Bölgesi’nin tanıtıcı ürünleri arasında yer alan ve dış ticarete konu olan meyvelerdir. Turunçgiller esas olarak Akdeniz Bölgesi’nde yetişir. Ege Bölgesi’nin özellikle güney kıyılarında turunçgil üretimi yapıldığı gibi, Doğu Karadeniz Bölümü’nde de çok az miktarda turunçgil yetiştirilir. Ülkenin çeşitli yörelerinde ceviz, badem, kayısı, şeftali, armut, ayva, kiraz, vişne gibi çeşitli orta iklim meyveleri yetiştirilir. Çilek üretim alanları son yıllarda önemli ölçüde genişlemiştir. Akdeniz Bölgesi’nin orta kesimindeki kıyı şeridinde muz üretimi yapılır.

Hayvancılık. Türkiye hayvancılık açısından zengin bir potansiyele sahiptir. Yüzey şekilleri ile iklim koşullarının bitkisel üretimi kısıtladığı bölgelerde yaşayanlar geçimlerini daha çok hayvancılıktan sağlar. İç Anadolu, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki geniş çayır ve otlaklar Türkiye’nin başlıca hayvancılık alanlarıdır. Modern yöntemlerin kullanılışı yeterince yaygınlaşmayan Türkiye’de hayvancılık, daha çok geleneksel yöntemlerle yapılır. Bu nedenle elde edilen hayvansal ürünlerde genel üretim miktan ve verim hayvancılığın gelişmiş olduğu ülkelere göre oldukça azdır.

Devlet İstatistik Enstitüsü’nün (DİE) verilerine göre 1989’da Türkiye’nin hayvan varlığı şöyleydi: 43,647 milyon koyun, 12,173 milyon sığır, 10,328 milyon kıl keçisi, 1,428 milyon Ankara keçisi, 428 bin manda, 1,084 milyon eşek, 545 bin at, 210 bin katır, 8 bin domuz, 2 bin deve. Aynı kurumun 1989’ daki verilerine göre 64,078 milyon tavuk ve 3,101 milyon hindi bulunan Türkiye’de 3,081 milyon adet an kovanı ile 80 bin kadar da açılmış ipekböceği kutusu vardı. Son yıllarda tanmın ekonomideki payının azalmasına bağlı olarak hayvan sayısıyla hayvansal ürünlerin miktarlannda belirli bir düşme olduğu gözlenmektedir. Örneğin 1984’te 60 milyonu aşan tavuk sayısı 1987’de 58 milyona, 1984’te yaklaşık 364 bin ton olan kırmızı et üretimi 1987’de 300 bin tonun altına düşmüştür. 1984’te elde edilen süt miktan 4,379 milyon ton, yapağı miktarı 51 bin ton, kıl miktan 6,6 bin ton, tiftik miktan da 3,2 bin tondu. Öteki hayvansal ürünlere ait miktarlar 1989’da şöyleydi: 16,649 milyon adet çeşitli deri, 544,4 bin ton kırmızı et, 6,778 milyar adet yumurta, 40.180 ton bal, 2,3 bin ton balmumu ve 1.841 ton yaş koza.

Balıkçılık. Birbirinden çok farklı denizlerle çevrilen, tatlı ve tuzlu gölleriyle akarsuları bulunan Türkiye zengin bir su ürünü potansiyeline sahiptir. DİE verilerine göre 1986’da dünyada kişi başına düşen yıllık balık miktan 18,6 kg iken aynı yıl bu miktar Türkiye’de 11,4 kg idi. Birçok ülkenin denize kıyışı olmamasına karşın, Türkiye ortalamasının dünya ortalamasının altında kalması bu zengin potansiyelin gerektiği gibi değerlendirilmediğini gösterir. Üstelik Türkiye’de balıkçılığın tarihi çok eskilere dayanır. Örneğin günümüzde Batı Karadeniz Bölümü’nün en büyük kenti olan Zonguldak), 19. yüzyıl başında Üzülmez Deresi ağzında kurulmuş birkaç haneden oluşan küçük bir balıkçı köyüydü.

DİE’nin 1989’a ait verilerine göre Türkiye’de avlanan su ürünlerinin miktarları şöyleydi: 361.770 ton deniz balığı, 48.159 ton öteki deniz ürünleri, 42.833 ton tatlı su ürünü ve 4.356 ton kültür balığı. Önceki yıllar avlanan deniz balıklarının yarısından fazlasını hamsi oluştururdu. Oysa 1988’ den sonra ilk sıraya istavrit geçti. 1989’da deniz balıklarının 112.910 tonu istavrit (yüzde 31), 98.620 tonu hamsi (yüzde 27), 26.300 tonu kolyoz (yüzde 7) ve 25.871 tonu sardalyeden (yüzde 7) oluşuyordu. Balık dışında en çok üretimi yapılan deniz ürünü midye ve karidestir. 1985’te Türkiye deniz balığı üretiminde Doğu Karadeniz Bölümü’nün yüzde 58,5, Batı Karadeniz Bölümü’nün yüzde 28,5, Marmara Bölgesi’nin yüzde 7, Ege Bölgesi’nin yüzde 4 ve Akdeniz Bölgesi’nin de yüzde 2 payı vardı. Deniz ürünleri arasında ekonomik değer açısından önemli bir yeri olan sünger, günümüzde yalnızca Bodrum ile Marmaris açıklarında az miktarda avlanır.

Türkiye tatlı su ürünleri avcılığında yüzde 38’lik bir payı olan sazan (1989’da 16.156 ton) ilk sırayı alır. Bunu 1.397 tonla alabalık (yüzde 3) ve 1.154 tonla karabalık izler. Tatlı su balıkçılığında akarsu ağızlan ile bazı göllerin fazla sularını denize boşaltan gideğenlerin ayrı bir yeri vardır. Kızılırmak ile Yeşilırmak ağzından giren mersinbalıkları ve Akdeniz’den Köyceğiz Gölüne doğru Dalyan Çayı olarak bilinen gideğene giren kefallar, buralarda kurulan dalyanlarda tutularak balık yumurtası çıkanlır. Bazı gölleri denize bağlayan gideğenlere yumurtlamak için giren yılanbalığı gibi balıklar ise avlanmaktadır. Bazı doğal ve yapay göllerde yapay tohumlama yöntemiyle balık üretilir. Kurulan bazı gölet ve havuzlarda bu yöntemle yapılan kültür balıkçılığına tarla balıkçılığı da denir. Bu konuda çalışmalar yapan Orman Genel Müdürlüğü tarafından kurulmuş olan alabalık üretme istasyonlarının yıllık üretim kapasitesi 1,8 milyon, aynalı sazan üretme istasyonlarının yıllık üretim kapasitesi de 1,1 milyon adettir (1985).

Türkiye’de hem deniz, hem de tatlı su balıkçılığında karşılaşılan en önemli sorun, zaman zaman katliam boyutlarına ulaşan aşın avlanma ile deniz ve göl sulannın kirlenmesidir. Karadeniz Bölgesi’nde kurulan balık unu ve balıkyağı tesislerinde işlenmek üzere Karadeniz’de hamsi ve yunus avcılığının yoğunlaşması, ihracat amacıyla Marmara Denizinde karides, kılıçbalığı ve orkinosun denetimsiz olarak aşın miktarda avlanması bu denizlerdeki canlı yaşamının dengesinin bozulmasına yol açmıştır. Buna sanayi ve kent atıklarıyla denizler, akarsular ve göllerin yoğun olarak kirlenmesi de eklenince son yıllarda balıkçılıkla geçinenleri yoksulluk tehlikesiyle karşı karşıya bırakan balık azalması olgusu ortaya çıkmıştır.

Ormancılık. Türkiye’deki ormanlar, ağaç türleri açısından oldukça zengindir. İğne yapraklılar başta kızıl çam olmak üzere sırasıyla kara çam, san çam, göknar, ladin, ardıç, sedir ve fıstık çamından oluşur. Geniş- yapraklılann başlıcalan ise kayın, meşe, kızılağaç, kestane, gürgen, dişbudak, okaliptüs ve sığladır. Genişyapraklılardan oluşan koru ormanlannda kayınlar, baltalık ormanlarda meşeler geniş alanlar kaplar. Bu alanlarda iğneyapraklılarla geniş yapraklılar yer yer saf olarak ve bazı kesimlerde de hem birbirleri hem de kendi aralannda kanşık ormanlar oluşturur.

Türkiye’de ormancılık çalışmaları Orman Bakanlığı bünyesindeki genel müdürlükler tarafından yürütülür. Bunlar arasında yer alan Orman Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre ülkedeki toplam orman alam 20.199.296 hektardır (1990). Buna göre ormanlar Türkiye yüzölçümünün yüzde 25,9’unu kaplar. Ama bu ormanların yüzde 56,2’sini oluşturan 11.342.839 hektarı bozuk ve verimsizdir. Bu da Türkiye’de verimli orman alanının yalnızca 8.856.457 hektar olduğunu gösterir (toplam orman alanının yüzde 43,8’i). Verimli orman alam Türkiye yüzeyinde yüzde 11,4’lük bir yer tutar. Ülkedeki tüm ormanların yüzde 97,2’si üretim, yüzde 1,5’i koruma ve yüzde 1,3’ü de ulusal park alam olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye’deki orman alanlarının yüzde 99,8’i devlet mülkiyetindedir. Bu ormanlarda verimli ve verimsiz olmak üzere 813 milyon m3 koru ve 163,2 milyon ster baltalık ağaç serveti vardır.

1991’de ülke çapında elde edilen asli orman ürünlerinin yaklaşık miktarları şöyleydi: 4,6 milyon m3 tomruk, 99 bin m3 tel direği, 485 bin m3 maden direği, 780 bin m3 sanayi odunu, 1 milyon m? kâğıtlık odun, 1,6 milyon m3 lif-yonga ve 21 milyon ton yakacak odun. Yakacak odunun Türkiye’deki birincil enerji kaynakları arasında yüzde 12,1’lik bir payı vardır (petrol ürünleri yüzde 43,8, linyit yüzde 31,1). Yasadışı üretimle birlikte yakacak odun üretiminin 10 milyon tonu bulduğu sanılmaktadır. İkincil orman ürünlerinin 1989’daki üretim miktarları şöyleydi: 8.720 ton sırık, 5.292 ton çıra, 3.646 ton defne yaprağı, 1.758 ton çubuk, 718 ton recine, 109 ton çalı, 52 ton şimşir ve 3 ton sığla yağı. 1990’ a Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğü’ne bağlı 172 fidanlıkta 638 milyon fidan üretilmiş ve dağıtılmıştır. Ülke gereksinmesinin karşılanamamasma bağlı olarak son yıllarda önemli miktarda orman ürünü ithalatı yapılmaktadır. 1991’de 1,1 milyon ton tomruk ithal edilmiş, ihracat ise 10 bin tonda kalmıştır.

Yabanıl yaşamı koruma alanları ve ulusal parklar. Yabanıl bitki ve hayvan varlıklarının korunması, geliştirilmesi, doğal ve kültürel değerlerin gözetilmesi amacıyla Türkiye’de birçok alan ayırt edilmiştir. Ülkenin çeşitli yörelerinde soyu tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan ve ender olarak topluluk oluşturan bazı ekosistemler için kurulan 23 ayrı doğayı koruma alanı yaklaşık 40 bin hektarlık yer kaplar. Bunların başlıcalan İsparta’daki Sütçüler Sığla Ormanı, Kayseri’deki Sultansazlığı ve Kırklareli’ndeki Saka Gölü Longozu doğayı koruma alanlandır. Av hayvanlannın ve bunlann yaşadığı yörelerde yabanıl yaşamın korunup geliştirilmesi amacıyla 1987’ye değin yaklaşık 1,5 milyon hektarlık bir alanda kurulan av koruma ve üretme alanlannın sayısı 83’tür. Bunlardan başka 1985’te 27 ayrı yerde kurulmuş olan av üretme istasyonu vardı. Halkın açık havada dinlenme ve eğlenme gereksinmesini karşılamak amacıyla ülkenin çeşitli yörelerinde kurulmuş olan orman içi dinlenme yerlerinin sayısı 1987’de 338’e ulaşmıştı. Ülusal parkların sayısı ise 1993’te 23’tü. Bu alandaki çalışmalar ve düzenlemeler Milli Parklar ve Av Yaban Hayatı Genel Müdürlüğü tarafından yürütülür.

Yeraltı kaynakları. Türkiye’ye kaynak oluşturacak cevher yatakları çeşit ve rezerv açısından zengin sayılmaz. Ülkedeki maden yatakları üç ana başlık altında incelenebilir. Bunlar metal cevherleri, sanayi hammaddeleri ve enerji hammaddeleridir.

Metal cevherleri arasında yer alan altınlı ve gümüşlü maden yataklarından yüksek tenörlü olanlar Balıkesir, Çanakkale, İzmir, Manisa ve Niğde illerindedir. Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü (MTA) verilerine göre bu yatakların ülkedeki rezerv toplamı 5,5 milyon tonu aşar. Başlıca alüminyum cevheri yatakları Adana, Antalya, Hatay, Konya, Malatya, Muğla ve Zonguldak illerindedir. Aynı verilere göre alüminyum cevherlerinin rezerv toplamı 462 milyon tondan çoktur. Yüksek tenörlü antimon cevherlerine rastlanan iller Niğde ve Tokat’tır. Bu cevherlerin rezerv toplamı ise yaklaşık 5,5 milyon tondur. Bakır-kurşun- çinko-pirit cevherleri daha çok Artvin, Balıkesir, Çanakkale, Elazığ, Giresun, Kastamonu, Kayseri, Kütahya, Malatya, Niğde, Sivas, Trabzon illerindedir ve ülke çapındaki rezerv toplamı 452 milyar ton kadardır. Türkiye’deki başlıca cıva yatakları Balıkesir, İzmir, Konya, Niğde ve Uşak’tadır. Cıva cevheri rezervleri toplamı yaklaşık 5 milyon tondur. Demir yatakları ülkede geniş bir yayılım gösterir. En önemli demir cevherlerine Adana, Aydın, Balıkesir, Bingöl, Elazığ, Erzincan, Kahramanmaraş, Kayseri, Kütahya, Malatya, Ordu ve Sivas illerinde rastlanır. Türkiye’deki demir cevherlerinin rezerv toplamı 2 milyar tondan çoktur. Türkiye’nin dünya çapında önem taşıyan krom cevheri yataklarından başlıcaları Adana, Bursa, Elazığ, Erzincan ve Muğla illerindedir. Krom cevherlerinin rezerv toplamı 26 milyon ton olarak hesaplanmıştır. Önemli cevherlerden biri olan manganez yataklarından başlıcalannın Artvin, Balıkesir, Erzincan, Gaziantep, Muğla, Sivas, Trabzon ve Zonguldak illerinde olduğu saptanmış olup rezerv toplamı 1,6 milyon tonu aşar. Manisa ilinde rastlanan nikel cevheri yataklarının rezerv toplamı 1 milyon tondur. Türkiye’deki en önemli tungsten cevheri yatakları Bursa ilindedir. Bu cevherin rezerv toplamı 17 milyon tonu aşar.

Türkiye’nin yeraltı kaynaklarından bir bölümünü oluşturan sanayi hammaddeleri alünit, asbest, barit, bentonit, bor mineralleri, çimento hammaddeleri, dişten, diatomit, dolomit, feldispat, flüorit, fosfat, grafit, jips, kaolin, kayatuzu, kil, kireçtaşı, kum, kuvarsit, kükürt, magnezit, mermer, mika, perlit, pirofillit, süngertaşı, sepiolit, talk, traverten, tuğla-kiremit hammaddesi, vermikülit ve zımparataşı cevherleridir. Bunlar arasında ülkenin dış ticareti açısından büyük ölçüde değer taşıyan başlıcalan bentonit, bor mineralleri, kaolin, magnezit, mermer, süngertaşı ve zımparataşıdır. Bentonit cevherlerine (rezerv toplamı 337 milyon ton) daha çok Ankara, Edime ve Tokat illerinde rastlanır. Yüksek tenörlü bor mineralleri yataklanndan (görünür rezerv toplamı 93 milyon ton) başlıcalan Bahkesir, Bursa, Eskişehir ve Kütahya illerindedir. En önemli kaolin yataklannın (rezerv toplamı yaklaşık 51 milyon ton) bulunduğu iller Bilecik, Bolu, Eskişehir, İstanbul, Kastamonu, Kütahya ve Konya’dır. Bilecik, Çankırı, Erzincan, Eskişehir, Konya, Kütahya, Muğla ve Sivas, ülkedeki önemli magnezit yataklannın (rezerv toplamı yaklaşık 113 milyon ton) yer aldığı illerdir. Rezerv toplamı 2 milyar m3 dolayında hesaplanan mermer yataklanndan başlıcalan Afyonkarahisar, Balıkesir, Bursa, Denizli, Giresun, İzmir, Kırklareli, Kırşehir, Kütahya, Muğla, Sivas, Tokat ve Yozgat illerindedir. Sünger- taşı yataklannın (rezerv toplamı yaklaşık 16 milyar m3) en kalitelilerinin bulunduğu iller Ağn, Ankara, Bitlis, Kayseri ve Van’dır. Türkiye’deki başlıca zımparataşı yataklan (rezerv toplamı yaklaşık 72 milyon ton) Aydın, Denizli ve Muğla’dadır.

MTA verilerine göre Türkiye’deki başlıca enerji hammaddeleri linyit, taşkömürü, bitümlü şist, toryum, uranyum ve petrol ile jeotermal kaynaklardır. Aynı kurum Türkiye’deki bu kaynakların rezerv toplamlarını linyit için yaklaşık 8 milyar ton, bitümlü şist için 2,2 milyon ton, toryum için 380 bin ton, uranyum için 4.600 ton, petrol için ise 57 milyon ton olarak belirtmektedir. Aynı verilere göre tümüne yakını Ereğli-Zonguldak Kömür Havzası’nda bulunan taşkömürü yataklarının toplam görünür rezervi 195,7 milyon tondur. MTA kaynaklanna göre daha çok Ege, Marmara ve İç Anadolu bölgelerinde yoğunlaşan jeotermal enerji potansiyelinin olası elektriksel kapasitesi 4.500 MW, olası termik kapasitesi ise 31.100 MW düzeyindedir.

MsXLabs.org & Ana Britannica
"İnşallah"derse Yakaran..."İnşa" eder YARADAN.
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
17 Mayıs 2017       Mesaj #8
Safi - avatarı
SMD MiSiM

Türkiye'de cumhuriyet


Kurtuluş savaşı’ndan (1920-1923) sonra Lozan antlaşması’nı (24 temmuz 1923) izleyen günlerde, anayasada yapılan bir değişiklikle ilan edildi (29 ekim 1923). Kurtuluş savaşı başlarında İstanbul yönetimine başkaldırarak Ankara'da kurulan (23 nisan 1920) TBMM ve hükümetinin çalışma yöntemi, temelde cumhuriyet ilkesine dayanıyordu. Egemenliğin kayıtsız şartsız ulusun elinde olduğu ilan edilmiş, çeşitli aşamalar sonunda seçimle gelmiş bir meclisin temsil ettiği yasama gücü ile onun denetlediği bir yürütme gücü (hükümet) oluşturulmuştu. Böylece, ülkede o güne değin iktidarın dinsel ilkelere ve tek kişinin egemenliğine dayalı yapısı sarsılmış, halka dayalı ve laikliğe yönelen yeni bir yönetim doğmuştu. Lozan antlaşmasından sonra işgal kuvvetlerinin İstanbul'u boşaltmasının ardından Ankara hükümetinin İstanbul hükümetini yok saymasıyla devletin yönetim biçiminin açıklanması zorunlu hale geldi.

Yürürlükte bulunan 1921 Anayasası’nda Mustafa Kemal Paşa'nın hazırladığı tasarı doğrultusunda yapılan değişiklikle cumhuriyet resmen ilan edildi. Böylece Ankara hükümetince yürütülen, adı konmamış yönetim biçimi kesinlik kazanmış oldu. Saltanatın daha önce kaldırılmış olmasına (2 kasım 1922) rağmen halifelik bir unvan olarak bırakıldı. 3 mart 1924'te halifeliğin kaldırılması," aynı günlerde Şeriye ve evkaf vekâletinin kapatılması, öğretimde birliğin sağlanmasıyla cumhuriyet yönetimi ülkede kök salma yoluna girdi. Cumhuriyet, İstanbul'da yayımlanan günlük siyasal gazete. Başyazarlığını da üstlenen Yunus Nadi (Abalıoğlu) tarafından kuruldu (7 mayıs 1924). Yayımını günümüzde de sürdürüyor.

DEVAMI Cumhuriyet Nedir?
SİLENTİUM EST AURUM

Benzer Konular

17 Mart 2009 / ThinkerBeLL Siyasal Bilimler
30 Ekim 2008 / DreamLiKe Türkiye Cumhuriyeti
29 Ekim 2007 / Pollyanna Türkiye Cumhuriyeti