Arama

İsrail ve İsrail Tarihi

Güncelleme: 1 Ağustos 2012 Gösterim: 17.083 Cevap: 3
virtuecat - avatarı
virtuecat
Ziyaretçi
28 Ocak 2007       Mesaj #1
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi
İsrail'in tarihi çok eskilere dayanır. Hazret-i Davud ve Hazret-i Süleyman zamanlarında doğru yolda olan ve peygamberlere inanan Yahudiler devlet kurmuşlardı. Fakat daha sonra hak yoldan ayrıldılar. Allahü teala onlara İsa Peygamber'i gönderdi. Yahudiler Hazret-i İsa'ya inanmadılar ve çok eziyet ettiler. Öldürülmesi için çeşitli yollara başvurdular.

Sponsorlu Bağlantılar
Nihayet havarilerden Yuda, Hazret-i İsa'nın yerini öğrenip Romalılara ihbar etti. Allahü teala tarafından Hazret-i İsa'nın göğe çıkarılmasından sonra Romalılar Kudüs üzerine hücum ederek Yahudileri dağıttılar. Bir kısmını esir edip, bir kısmını da öldürdüler. Kudüs'ü yağma ve tahrip ettiler. Bu suretle dağılan Yahudiler bir yerde toplanıp bir daha devlet kuramadılar. Her yerde hor ve zelil oldular, perişan bir halde yaşadılar.

Bu durumda yaşayan Yahudiler 19. asrın sonlarına doğru devlet kurma çalışmalarına başladılar. Arz-ı mev'ut (vadedilmiş topraklar) üzerine devlet kurma çalışmaları ilk önce İngiltere'de görülür. 1848'de İngiliz hükumeti bir tamimle Filistin'deki konsoloslarını, Yahudileri himayeye memur etti.

1870'te Yahudi faaliyetlerinin merkezi İngiltere'den Rusya'ya geçti. Siyonist hareketlerin başına geçen Theodor Herzl, Filistin'de bir Yahudi devletinin kurulması için birçok çalışmalarda bulundu. Bunun gayesi bir Yahudi şirketi kurup, vadedilmiş topraklar üzerine müstakil ve üç dört milyon Yahudiye yetecek genişlikte toprak satın almaktı. Herzl, İngiltere gibi güçlü bir devleti arkasına alarak, gayesine ulaşma çabasındaydı.

Herzl, Yahudi devletinin ancak, kutsal topraklar üzerinde kurulmasını istediğinden, 1870 yılından itibaren Filistin toprakları üzerinde tarımsal yerleşme merkezleri teşkil etmeye başladılar. 1870-1896 yılları arasında Filistin'de on yedi tarım kolonisi kuruldu. Herzl, devrin Osmanlı Sultanı İkinci Abdülhamid Han ile görüşerek, ondan Filistin'de bir Aristokratik Cumhuriyet kurmak için izin istedi ve bazı tekliflerde bulundu. Bu teklifler ise şunlardı:

1. Yahudiler, Osmanlılara bir harp üssü inşa edecekler.
2. Osmanlı Devletine büyük mali yardımda bulunacaklar.
3. Sultanın siyasetini Avrupa'da destekleyecekler.
4. Filistin'de kuracakları büyük üniversitede aynı zamanda Türk öğrencileri de okuyacak. Tahsil için Avrupa'ya gitmeye lüzum kalmayacaktı.

İkinci Abdülhamid Han, devletin mali durumunun kötü olmasına rağmen bu teklifleri kabul etmedi ve tarih sayfalarına altın harflerle yazılması gereken şu cevabı verdi: "Newlinsky Efendi! Eğer Mr. Herzl, senin, benim arkadaşım olduğun gibi arkadaşın ise ona söyle, bu meselede ikinci bir adım atmasın. Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil milletime aittir. Milletim bu Devleti kanlarını dökerek kazanmışlar ve yine kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır. O bizden ayrılıp uzaklaşmadan tekrar kanlarımızla örteriz. Benim Suriye ve Filistin alaylarımın efradı birer birer Plevne'de şehid düşmüşlerdir. Bir tanesi dahi geri dönmemek üzere hepsi muharebe meydanlarında kalmışlardır. Türk Devleti bana ait değildir. Türk milletinindir ve ben onun hiçbir parçasını veremem."

Bu cevaba karşılık Herzl, gene Sultana birçok mektuplar yazmıştır. Fakat Sultan Herzl'in talep ve israrlarını kabul etmemiş, hatta kat'i bir lisanla haberleşmeyi kesmiştir. 1908 Meşrutiyetinden sonra İttihat ve Terakki Partisine Yahudiler geniş bir şekilde nüfuz ettiler. 1909'da bu parti tarafından kurulan hükumette üç Yahudi nazır (bakan) bulunuyordu. 1914'te çıkartılan bir kanunla ekalliyet zümreleri toprak satın alabilecekti. Bu kanuna dayanarak; Yahudiler Filistin'de geniş araziler satın alıp, üzerlerine tapuladılar. Hatta Yahudi nazırlarının tesirleriyle Sultan İkinci Abdülhamid'in Filistin'deki şahsına ait münbit araziler Yahudilere satıldı.

Birinci Dünya Savaşı Yahudilerin işine çok yaradı. İngiliz ve Fransızlar gizli bir anlaşma yaparak, Yahudilere teminat verdiler. Osmanlı Devleti elbirliğiyle yıkılacak ve Filistin'de bir Yahudi Dev leti kurulacaktı. Bu vaadi alan Yahudiler, Filistin'de Türkler aleyhine büyük bir casusluk faaliyetine giriştiler.

Birinci Dünya Savaşı sonunda, Ortadoğu'da İngiltere'ye dost bir devlet kalmamıştı. İngiliz menfaatleri, bu bölgede bir dost devletin bulunmasını icap ettiriyordu. Filistin'de kurulacak bir Yahudi devleti bu boşluğu doldurabilecekti. Bundan dolayı 2 Kasım 1917'de İngiltere meşhur Belfor vaadini açıkladı. Birleşmiş Milletler Cemiyeti de 1920 yılında, Filistin üzerinde İngiliz mandasını tanıdı. Bundan sonra kurulan bir Yahudi bürosu İngiltere nezdinde Yahudi haklarını temsil etmeye başladı. Sultan İkinci Abdülhamid Hanın kabul etmediği şartlar arasında bulunan bir üniversite 1925 yılında Skopus Dağında kurulmaya başlandı.

İngiltere'nin Belfor planını tatbike başlaması ile Araplar, sömürgecilerin Filistin topraklarını çalıp siyonistlere teslim ettiklerini anladılar ve bunu müthiş şekilde protesto ettiler. 1929'da Kudüslü Araplar ile Yahudiler arasında on beş gün süren kanlı çarpışmalar oldu.

Bundan sonraki yıllarda Nazi Almanya'sının Yahudilere karşı soykırımına girişmeye başlamasıyla Filistin'e büyük bir Yahudi göçü başladı. Filistin'deki Araplar bu göçe karşı koyduklarından İngiltere, Yahudi göçlerinin durdurulmasına karar verdi. Bunun üzerine Sion'a bağlı Askeri Yahudi Teşkilatı Hagahan, Filistin'e göç konusunda İngiltere'nin aldığı bu kısıtlayıcı kararı protesto amacıyla silahlı terör eylemlerine girişti. Filistin'e de gizli Yahudi göçleri düzenlemeye başladı.

İkinci Dünya Savaşınin müttefiklerin galibiyetiyle bitmesinden sonra, Filistin meselesi son safhasına ulaşmıştı. İngiltere daha sonra Amerika'nın yardımını sağladıktan sonra, Filistin meselesini Birleşmiş Milletlere götürüp, meselenin çözülmesini istedi. Birleşmiş Milletler 1947 Kasımında Filistin'in biri Yahudi öteki Arap olmak üzere iki devlet arasında paylaşılmasına karar verdi. Kudüs şehrine ise Birleşmiş Milletler denetiminde milletlerarası bir bölge statüsü tanındı. Bu çözüm Arapları tatmin etmedi. Filistin iç savaşı başladı. 1948 yılı 14 Mayısında İngiliz mandasının sona ermesi üzerine David Ben Gurion, bağımsız İsrail Devletinin kurulduğunu açıkladı.

İsrail Devleti kurulur kurulmaz; Mısır, Ürdün, Suriye, Lübnan ve Irak orduları İsrail üzerine saldırıya başladılar. Böylece Birinci Arap-İsrail savaşı başlamıştı. Bu savaş bir yıl kadar sürdü. İsrail'in yetmiş beş bin kişilik bir ordusu olmasına rağmen beş Arap devletini yendi. Birleşmiş Milletlerin çabasıyla yapılan anlaşma sonunda, İsrail toprakları çok genişlemişti.

Araplarla İsrail arasındaki gerginlik 1964 yılında tekrar yoğunlaştı. Bu yılda bir Filistin Kurtuluş Teşkilatı ve bu teşkilata bağlı bir ordu kuruldu. Teşkilat gerilla faaliyetlerine başladı. 1967 Nisanında Suriye ve İsrail arasında sınır bölgesinde sabotaj hareketlerinin artması ve Birleşmiş Milletler askerlerinin denetimlerinde bulunan Sina Yarımadasını terk etmeleri ve burada üslenen Mısır birliklerinin Şarmel Şeyhi işgal etmeleri üzerine 5 Haziran 1967'de savaş başladı. Çok kısa süren savaş, Arap ülkelerinin mağlubiyeti ile sonuçlandı.

İsrail Kudüs'ün tamamını, Sina Yarımadasının ve Suriye'nin güneybatı kesimini ele geçirdi. Çatışmalar sürekli devam etti. Ekim 1973'te Mısır birlikleri Süveyş Kanalındaki İsrail birliklerine sürpriz bir saldırı düzenleyerek yendi. Bu başarı, askeri dengenin Arap ülkeleri lehine değiştiğinin bir işareti olarak yorumlandı.

1978 ve 1979 yılları arasında ABD'nin öncülüğüyle önemli bir derecede uzlaşma sağlandı. Bu uzlaşma, Arap ülkelerinin büyük tepkilerine sebep oldu. Bu gün ise genelde, Arap ülkeleri ile İsrail arasındaki gerginlik hala devam etmektedir. 6 Aralık 1987'den bu yana hergün Filistinliler işgalci İsrail askerlerine karşı taş ve sopalarla mücadele vermekte ve işgale direnmektedirler.

1991'de meydana gelen Körfez Savaşı sırasında Irak, İsrail'e çeşitli zamanlarda füze saldırısında bulundu ise de İsrail buna cevap vermedi. Bu savaş İsrail'in Ortadoğu'da ABD'nin liderliğinde meydana gelen yeni düzende kilit bir rol üstlendi. Rusya Federasyonu bu yeni durum üzerine 24 yıl sonra İsrail'le yeniden diplomatik ilişki kurdu. İsrail 1992'de 400 kadar Müslüman Filistinliyi sınırdışı etmesi üzerine ABD-İsrail ilişkileri bozuldu. ABD'nin baskısı ile buların bir kısmını geri almaya razı oldu.

kaf_kef - avatarı
kaf_kef
Ziyaretçi
6 Eylül 2007       Mesaj #2
kaf_kef - avatarı
Ziyaretçi
İsrail Bayrağındaki anlam (MAGEN DAVİD)

Sponsorlu Bağlantılar
Bu konuda birçok söylenti vardır ve özellikle arap ırkına mensup insanlar İsrail bayrağına farklı anlamlar yükleyerek hem terorizmi körüklemekte hem de İsrail'in müttefiki olan Türkiye ve Türk devletleriyle arasını açmaktadır.

İsrail Devleti'nin bayrağı Musevi dua şalı Tallit'in deseninden etkilenmiştir ve rengi Davud'un kalkanının rengi olan mavidir.İsrail Devleti'inin resmi amblemi yedi kollu şamdandır. Bu şamdanın şeklini eski çağlardan bu yana var oldupu bilinen Moriah isimli bitkiden aldıpı söylenir. İki yanındaki zeytin dalları ise İsrail Devleti'nin barışçıl yönünü simgelemesi açısından önemlidir

Son düzenleyen ThinkerBeLL; 9 Temmuz 2009 13:03
kaf_kef - avatarı
kaf_kef
Ziyaretçi
6 Ekim 2007       Mesaj #3
kaf_kef - avatarı
Ziyaretçi
İSRAEL VE İSRAEL TARİHİ

İSRAEL'İN DOĞUŞU

Britanyalılar eski Osmanlı İmparatorluğu topraklarında yeni Arap ülkeleri oluştururken Yahudilere verdikleri sözleri art arda bozdu. Üstelik, Arap isyan ve baskıları yüzünden Holokost’tan kaçan Yahudilerin İsrail toprağına girişini de engellediler.
Holokost’un tam kapsamı ortaya çıktığında ve sağ kalan binlerce kişi sığınmacı kamplarına kapatıldığında bile Britanyalılar boyun eğmeyi reddetti.
Britanyalıların en berbat eylemlerinden biri, Kraliyet Donanması’nın 1947 yılında Akdeniz’de yolunu kestiği 4.500 Yahudi’nin bulunduğu sığınmacı gemisi Exodus ile ilgilidir. Gemi Hayfa limanına Britanya refakati altında getirildi; Holokost’tan sağ kalanlar orada zorla başka bir gemiye aktarıldı ve gemi Fransa üzerinden Almanya’ya geri döndü.
O zamanlar özel bir BM komitesinin –Filistin için özel komite ya da UNSCOP adlı- Yahudi bağlantısı olan Abba Eban, Hayfa’ya giderek Britanyalıların Yahudilere karşı vahşetine tanık olmaları için BM temsilcilerini ikna etti.
Tarihçi Martin Gilbert, Israel: A History (İsrail: Bir Tarih) adlı eserinde orada olanlar konusunda Eban’ın anlatısına yer verir (sh.145).
“(Hayfa’da) dört üye ‘dehşet verici bir operasyonu’ izledi. Yahudi sığınmacılar ‘yasağı uysallıkla kabul etmemeye’ karar vermişti. Churchill’in ‘pis savaş’ ile ne kastettiğini bilmek isteyenler, ölüm kamplarından sağ kalanlara karşı tüfek darbeleri, borular ve gözyaşı gazı kullanan Britanya askerini seyrederken anlardı. Kadın, erkek ve çocuklar zorla hapishane gemilerine bindiriliyor, güverte altındaki kafeslere kapatılıyor ve Filistin sularından çıkarılıyordu.
“UNSCOP’un dört üyesi Kudüs’e geri döndüğünde, Eban şöyle anlatıyor: ‘Şoktan renkleri solmuştu: Sadece bir noktayı düşündüklerini görebiliyordum: Britanya Mandası ancak bu şekilde devam edebilecekse, hiç etmesin daha iyi.”

FİLİSTİN’İN BM TARAFINDAN BÖLÜNMESİ
Britanyalılar da bu sorundan kurtulmak istiyordu. Yaklaşık 600.000 Yahudi ve 1.2 milyon Araplık toplam bir nüfusu kontrol altında tutmaya çalışan 100.000 asker/polisleri vardı. (İlginç olan şu ki, 350 milyon nüfusu aşlın Hindistan’ı kontrol etmek için de aynı büyüklükle güce sahiptiler!)
Böylece Britanyalılar meseleyi BM’e devretti, BM de “Filistin’den” geri kalanlar (Ürdün adlı ülkenin oluşturulmasından sonra) üzerindeki Britanya Mandası’nı sona erdirmeye ve toprağı Araplar ile Yahudiler arasında bölüştürmeye karar verdi. Öneriye göre Yahudiler şunları alacaktı:
Akdeniz kıyısında, Tel Aviv ve Hafya dahil dar bir toprak şeridi
Kineret Gölü’nü (Galile Denizi) çevreleyen, Golan Tepeleri dahil, bir toprak parçası
Güneyde, yaşanamayan Negev Çölü olan geniş bir toprak parçası
Araplar işe şunları alacaktı:
Gazze şeridi
Kuzeyde, Tsfat şehri ve Batı Galile dahil, bir parça
Şeria Nehri’nin bütün batı kıyısı ve Samaria
Kudüs uluslararası kontrol altında olacaktı.
29 Kasım 1947 tarihinde Birleşmiş Milletler bu bölme planı için oy verdi. Oy verenler arasında, 33 ulus, ABD ve SSCB dahil, evet; çoğu Arap 13 ülke hayır; 11 ulus da çekimser oy verdi.
Sonuna kadar katı yürekli olan Britanyalılar evet oyu vermedi. Çekimser kaldılar.
Yahudi devletine ayrılan bölüm konusunda uğradıkları düş kırıklığına rağmen Yahudiler, o kadar bekleyiş ve acıdan sonra bunun hiç yoktan iyi olduğunu düşünüyordu.
Ancak taleplerinde hep maksimalist olan Araplar BM kararını reddetti. Ertesi gün Arap ayaklanması başladı, iki hafta sonra da çevredeki Arap ülkelerinden askerler Filistin’e gelmeye başladı.
Kurtulmaktan mutlu olan Britanyalılar olup bitene sırt çevirerek gitmeye hazırlanıyordu. David Ben Gurion Israel: A Personal History (İsrail:Kişisel Bir Tarih) adlı eserinde şöyle yazar (sh.65):
“Britanyalılar bu askeri işgali durdurmak için parmaklarını bile kaldırmadı. Genel Kurul’un kararının uygulanmasını denetmekle görevi BM komitesi ile işbirliği yapmayı da reddettiler. Aynı zamanda Yahudi devletinin parçası olacak olan yerlerde yaşayan Araplar, Arap Yüksek Komitesi’nin emriyle evlerini boşaltmaya ve Filistin’e komşu Arap ülkelerine gitmeye başladı.”
Ayaklanma karmaşanın ortasında devam etti, takip eden aylarda 1.000 kadar Yahudi Araplar tarafından öldürüldü.
En kötü olaylardan biri 13 Nisan 1948 tarihinde meydana geldi. Scopus Tepesi’ndeki Hadassah Hastanesi’ne gitmekte olan 70 doktor ve hemşireden oluşan konvoy Araplar tarafından pusuya düşürüldü. Olay Britanya polis karakolunun yaklaşık 200 metre uzağında gerçekleşti. Britanyalıların müdahale etmediği, yedi saat süren ateşin sonucunda tüm doktor ve hemşireler öldürüldü. Araplar sonra cesetlere saldırdı.

KUDÜS KUŞATMA ALTINDA

Bütün bunların yanı sıra Britanyalılar Ürdün Kralı Abdullah’ı, Arap bölümlerini istila etmesi ve krallığına katması için destekledi. Bunlar Abdullah için yeterli değildi. Kudüs’ü de istiyordu.
Böylece Kudüs kuşatıldı.
Nisan ve Mayıs 1948’de mücadelenin odağı, dağlardan geçen Kudüs yolu idi. Yoldaki araçlar, yukarıdaki silahlı kişilere tamamıyla açıktı. Şehirdeki Yahudilere gerekli olan her şey bu yoldan gelmeliydi ama ulaşamıyorlardı.
Açlık hüküm sürüyordu. Eski Şehir’deki Yahudi mahallesinde oturanlar tamamıyla tecrit edilmiş durumdaydı.
Derken, şaşırtıcı bir olay meydana geldi. Nişan alma becerileriyle ünlü olmayan genç bir Yemen Yahudisi, neredeyse kaza ile tepelerdeki üç Arap’ı öldürdü. Bu adamlardan biri Arap lider Abdül Kader el Hüseyni idi. Moralleri bozulan Arap güçleri konumlarını terk ederek cenazeye katılmaya gitti.
Bunun sonucunda yiyecek taşıyan 250 kamyonluk devasa bir konvoy şehre girmeyi başardı. Berel Wein Triumph of Survival (Hayatta Kalmanın Zaferi) adlı eserinde şöyle yazar (sh.397):
“(17 Nisan 1948 Şabat günü) Yahudiler tallet’leri omuzlarında sinagoglardan çıkarak konvoyun boşaltılmasına yardım etti. Kudüs kuşatması bir anlığına yarılmıştı. Ancak Araplar Nisan sonunda güçlü bir karşı saldırıya geçerek Kudüs yolunu bir daha kesti. Yahudi Kudüs’ü sonraki yedi hafta boyunca tecrit edilmiş durumdaydı.”

YENİ BİR DEVLET DOĞUYOR

Birleşmiş Milletler’in bölme kararında iki yeni varlığın kurulması için verdiği resmi tarih 15 Mayıs 1948 idi.
14 Mayıs Britanya Mandası’nın son günüydü. Britanyalılar saat 16:00’da bayraklarını indirdi ve hemen arkasından Yahudiler kendi bayraklarını astı.
Bu, İlk Siyonist Kongre tarafından 1897 yılında tasarlanmış olan bayraktı. Rengi beyazdı (yenilik ve saflığın rengi) ve Yahudi geleneğinin aktarımını simgeleyen tallet’inki gibi iki mavi (gökyüzünün rengi) çizgisi vardı. Ortasında David’in Yıldızı yer alıyordu.
Böylece 14 Mayıs 1948, saat 16:00’da, Hay İyar, 5 İyar günü Yisrael kendini devlet ilan etti.
2.000 yıl sonra Yisrael toprağı bir daha Yahudilerin elindeydi.
David Ben Gurion Bağımsızlık Bildirisi’ni radyodan okudu:
“Yisrael toprağı Yahudi halkının doğduğu yerdi. Tinsel, dini ve ulusal kimlik burada oluşmuştu. Burada bağımsızlığa kavuştular ve ulusal ve evrensel öneme sahip bir kültür oluşturdular. Tora’yı yazdılar ve dünyaya verdiler...
“Filistin’den sürgün edildiğinde Yahudi halkı dağıldığı tüm ülkelerde buraya sadık kaldı, geri dönmek ve ulusal özgürlüğünü yeniden kazanmak için dua ve umut etmeyi hiç bırakmadı.
“Böylece biz, Ulusal Konsey üyeleri bugün toplanarak, Yahudi halkının doğal ve tarihi hakkı uyarınca ve Birleşmiş Milletler’in kararının desteği ile Filistin’de İsrail adlı bir Yahudi devletinin kurulduğunu ilan ediyoruz...
“Tüm komşu ülkelere ve haklarına barış ve dostluk sunuyor, herkesin iyiliği için bağımsız Yahudi ulusuyla işbirliği yapmaya davet ediyoruz...
“Yisrael’in Kayası’na güvenerek, Geçici Devlet Konseyi’nin bu oturumunda, Tel Aviv Şehri’nde Şabat akşamı 5 İyar 5708, 14 Mayıs 1948 tarihinde bu bildiriyi yapıyoruz.”
(İsrail’in Bağımsızlık Bildirisi, Amerikan Bağımsızlık Bildirisi’nin aksine, Tanrı’dan söz etmez. Bunun nedeni, Yahudi Ajansı’na hakim olan katı laiklerin karşı çıkmasıdır. “Yisrael’in Kayası” bir uzlaşma olmuştur.)
Herkes sokaklarda dans ediyordu. Ama uzun zaman için değil.
Beş Arap ülkesi neredeyse anında savaş ilan etti ve Mısır Tel Aviv’i bombaladı.

ARAP SALDIRILARI VE SOYKIRIM GİRİŞİMLERİ

5 İyar 5708 Şabat akşamı, 14 Mayıs 1948 günü Yisrael bir devlet oldu. Ve hemen arkasından beş komşu Arap devletinin saldırmasıyla savaşa girdi. Bu Arap devletleri önceden BM’in Filistin’i bölmesine karşı oy kullanmış, şimdi de bu tarihi ve demokratik oyu tanımayı reddediyorlardı. Hemen hemen hiç ağır topu, tankları, uçakları olmayan minik İsrail kendini Mısır, Lübnan, Suriye, Ürdün ve Irak’a karşı savunmak zorundaydı! 45 milyon Arap’a karşı 600.000 Yahudi ve Birleşmiş Milletler hiçbir şey yapmadı. Yine de Yahudiler kazandı. Bu, mucizeden farklı bir şey değildi. Ancak zafer buruk bir zaferdi. Eski Yeruşalayim şehri –Yahudi mahallesi ve Kotel’e (Batı –Ağlama- Duvarı) erişim dahil- Ürdünlülerin eline geçti. Yahudiler Eski Şehir’den çıkarıldı, evleri ve sinagogları yağmalandı ve yıkıldı. Ürdünlüler Yahudilerin eski şehrin içindeki kutsal yerlere erişimini engelledi ve dünya bir halkın dini haklarının ihlal edilmesini protesto etmek için parmağını bile kaldırmadı. (Bağımsızlık savaşı hakkında büyüleyici ayrıntılar için bkz. The Pledge –Ant – Leonard Slater.) YENİ SINIRLAR Bağımsızlık Savaşı 13 ay sürdü. 6.000 kadar İsrailli öldü; yani o günkü Yahudi nüfusunun tam olarak %1’i. (Bu Amerika’da olsaydı, orantılı olarak 2.5 milyon insan ölmüş olacaktı. Amerika’nın o kadar canını sıkan Vietnam Savaşı’nda 52.000 asker öldü.) Ulusal mezarlık Herzl Tepesi isimsiz mezarlarla doludur. Bunlar, Holokost’tan sağ kurtulup İsrail’e kadar ulaşan ve Yahudi ulusunun hayatta kalması için eline bir silah verilen kişilerdir. Kimse isimlerini öğrenmeye vakit bulamamıştı. Yosi, Herşel veya Moşe olarak tarihe gömüldüler. Bütün bu mezarların “Plony” (Nazari bir davada davacıyı belirleyen, “filanca” anlamına gelen ismin İbranice versiyonu) işaretli olduğunu görmek çok üzücüdür. Bağımsızlık Savaşı İsrail’in en pahalı savaşı oldu. Savaşın sonu yeni İsrail Devleti’nin sınırlarını radikal olarak yeni bir şekilde belirledi. Bu sınırlar BM’in bölme oyunda belirlediği sınırlar değildi. Sonuçta İsrail daha fazla toprak aldı ama eski Yeruşalayim şehrini kaybetti. BM oyu uyarınca 1948 savaşından sonra İSRAİL Akdeniz boyunca ince bir toprak şeridi (Tel Aviv ve Hayfa) Akdeniz boyunca ince bir toprak şeridi (Tel Aviv ve Hayfa YAHUDİ KONTROLÜ Galile Denizi’ni ve Negev Çölü’nü çevreleyen toprak Galile Denizi’ni ve Negev Çölü’nün çevreleyen toprak Kuzey ve Batı Galile (Tsfat) ARAP KONTROLÜ Şeria Nehri’nin bütün Batı Yakası (Yudea ve Samaria) Gazze şeridi Kuzey ve Batı Galile (Tsfat) Şeria Nahri’nin bütün Batı Yakası (Yudea ve Samaria) Gazze Şeridi YERUŞALAYİM Uluslararası kontrol altında Ürdünlülerin elinde NÜFUS Filistin’in Arap nüfusu, daha BM’in bölme oyu sırasında savaşı öngörerek kaçmaya başlamıştı. İlk gidenler en zengin 30.000 kişiydi. Ocak 1948’de Filistin Arap Yüce Komitesi diğer Arap ülkelerinin sığınmacılara engel olmasını istedi çünkü Filistin’den Arap çıkışı ürkütücüydü. İsrail Devleti’nin ilanı sırasında 472.000 Arap savaş çıkarken kaçtı. Aynı sırada 820.000 Yahudi Suriye, Irak, İran, vb. Arap topraklarından kaçmaya zorlandı. Çoğu varlıklı olan bu Yahudilerin mallarının büyük kısmına el konuldu ve hiçbir zaman iade edilmedi. (Bu Yahudilerin 526.000’i İsrail’e yerleşti.) Savaş bitince nüfus, sadece Arap ülkelerinden değil, diğer ülkelerden de ve daha yakın zamanlarda Etiyopya ve Rusya’dan gelen Yahudi göçmenlerle, sıçramalarla artmaya başladı.
1948: 600.000 Yahudi
1956: 1.2 milyon Yahudi
1973: 1.6 milyon Yahudi
1999: 4.7 milyon Yahudi
İsrail’in nüfusu devletin kuruluşundan itibaren birkaç katına çıktı. Bu artış, bu kadar çok sayıda yeni geleni absorbe etmenin muazzam ekonomik yükü yüzünden özellikle zordu. Ne var ki nüfus artışı yük olmanın yanı sıra, büyük bir kutsama oldu. Göç, ülke için harika şeyler yaptı. İsrail’in yaşam standardı –1948’de vesika ile yemek dağıtılırdı- son yirmi yılda müthiş bir ilerleme kaydetti. Bu bir mucize miydi? Kuşkusuz öyle. Ama aynı zamanda bir kehanetin gerçekleşmediydi de. Ve A.. Tanrınız sizi esaretten döndürecek ve size merhamet edecek. Geri dönecek ve sizleri bütün ülkelerden toplayacak. Ve A.. Tanrınız sizi babalarınızın miras aldığı toprağa geri getirecek. Sizi babalarınızdan daha başarılı ve daha kalabalık kılacak. (Devarim 30:3-5) Çünkü Tanrı şöyle der, Yaakov için sevinç çığlıkları atın, ulusların başında övünün: sesinizi yükseltin, şükredin ve deyin ki: “Ey Tanrı, halkını kurtar, Yisrael’in geri kalanını!” İşte, onları kuzey ülkelerinden geri getiriyorum ve dünyanın uçlarından topluyorum...” (Yeremya 31:6-7) İsrail sadece devasa insan kitlelerini absorbe etmekle kalmadı, sürekli savaş durumunda hayatta kalmakla yetinmedi, ekonomik olarak da büyüdü; Arap ulusları tarafından başlatılan çeşitli ticari boykotlara karşın. (Örneğin Pepsi Cola yıllarca boykot yüzünden İsrail’e satış yapmadı. Yıllar boyunca Subaru oraya satış yapan tek Japon otomobil üreticisiydi.) Bütün bunlar göz önüne alınınca, İsrail’in yapmayı başardıkları kesinlikle mucizevidir. “Çöl çiçek açmakla” kalmadı, bir zamanların çorak toprağı nispeten kısa bir zamanda ihtiyaçtan fazlasını üretti. Bu fazlalık başka, A.B.D. gibi çok daha verimli ülkelere ihraç edildi. Başka bir kehanetin gerçekleşmesi: “Size gelince ey Yisrael dağları, dallarınızı uzatacak, halkım Yisrael için meyveler vereceksiniz çünkü geri dönüşleri yakın. İşte sizinle birlikteyim ve size doğru döneceğim; ve ekilecek, biçileceksiniz. Üzerinize çok sayıda insan koyacağım, Yisrael’in tüm ailesini.” (Ezekiel 26:8-11) 1997 yılında IMF İsrail’i gelişmekte olan ülkeler listesinden çıkardı çünkü artık tam olarak gelişmiş bir ülke durumuna gelmiştir. Dünyada yaşam standardı en yüksek ülkelerin arasında, İngiltere’nin hemen arkasında 19. sırada yer almaktadır. ALTI GÜN SAVAŞI Arap ülkeleri 1948 yılındaki yenilgilerini kolay kabul etmedi. Bütün bu süre zarfında geri dönüş için plan yapıyorlardı. 22 Mayıs 1967’de Mısır cumhurbaşkanı Cemal Abdülnasır (1918-1970) Tiran Boğazı’nın –İsrail’in Eilat’a deniz erişimi- tüm İsrail gemilerine ve İsrail’e gitmekte olan tüm diğer gemilere kapalı olduğunu ilan etti. Bu ekonomik boğma girişimi herhangi başka bir ülke için savaş nedeni olurdu ama İsrail başta tepki göstermedi ve siyasi bir çözüm aramaya koyuldu. Nasır bu arada İsrail’e karşı sözlü saldırılarında giderek daha cüretkar hale geldi. 27 Mayıs 1967’de şöyle beyan etti: “Ana hedefimiz İsrail’i yıkmak olacak.” 1 Haziran 1967’de Irak cumhurbaşkanı Abel Rahman Aref şöyle beyan etti: “Amacımız açıktır: İsrail’i haritadan silmek.” Mısır ve Suriye ordularını birleştiren bir pakt yapmıştı bile. Şimdi de Mısır, Ürdün ile benzer bir anlaşma yapıyordu. Savaşın yakın olduğu açıktı. 5 Haziran 1967’de bütün Arap aleminin saldırmak üzere olduğunu fark etti ve önceden saldırdı. Bu, tarihteki en parlak önceden saldırılardan biriydi. İsrail uçakları hâlâ yerde duran Mısır hava kuvvetinin tamamını bir anda bombaladı, ertesi gün aynı şeyi tüm Ürdün hava kuvvetlerine karşı yaptı. Neden Ürdünlüler Mısırlılar bombalandıktan sonra tepki göstermedi? Çünkü Mısırlılar müthiş bir zafer kazandıklarını duyuruyorlardı (tamamıyla ezildikleri halde). Gerçekte ne olduğunu bilmeyen Ürdünlüler propagandaya inandı, bu yüzden de hazırlıksızdı. İsrail sadece altı günde muazzam toprak parçaları ele geçirdi ve genelde tarihteki en büyük askeri zaferlerden biri olarak kabul edilen başarıyı kazandı:

Güneyde Sinay Yarımadası (Mısır’dan)
Kuzeyde Golan Tepeleri (Suriye’den); I. Dünya Savaşı sonrasında Fransız Mandası altında olan Suriye, 1958 yılında Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin (Mısır ve Yemen ile birlikte) parçası oldu; 1961 yılında birlikten çekildi ve Golan Tepeleri’ni de içeren kendi sınırlarını belirledi.
Doğuda Şeria Nehri’nin Batı Yakası. Hiçbir zaman Ürdün’e ait olacakları kararlaştırılmadığı halde Ürdün 1948 yılından sonra buraları topraklarına katmıştı.
En önemlisi İsrail, BM planı uyarınca “uluslararası" olması gereken ancak Ürdün’ün tek taraflı olarak el koyduğu ve tüm Yahudileri kovduğu eski Yeruşalayim şehrini yeniden ele geçirdi.

BİRŞELEN YERUŞALAYİM

19 yıl boyunca Yahudiler eski şehre girememiş, en kutsal yerlerinde, Mabet Tepesi veya Kotel’de (Batı Duvarı) dua edememişti. Savaşta çarpışan askerlerden çoğu, Yahudi halkı burayı kaybettiğinde daha doğmamıştı. Sadece fotoğraflarını görmüşlerdi. Eski şehre girdiklerinde, nereye gideceklerini bilemediler ve bulduklarında açık açık ağladılar. Eski şehir güçlerine öncülük eden paraşütçü asker telsizde bağırdı: “Har HaBayit b’yadenu – Mabet Tepesi elimizde”. İnsanlar sevinç içindeydi. Mucizenin gerçekleştiğine inanamıyorlardı. Yahudilerin zafer sırasındaki davranışının, 1948 yılında beş düzine sinagogun yağma edilip yıkıldığı Arapların eski şehirdeki zaferiyle taban tabana zıt olduğu vurgulanmalıdır. Yahudi askerler ne Kubbe-t-ül Sahra’yı, ne de eski şehirde başka bir camiyi dinamitledi. Araplar bu mekanlara kesintisiz ulaşabildi. FKÖ Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) Ocak 1964’te Ahmed Shukeiry tarafından, 1948 yılı savaşının Arap sığınmacılarının temsilci örgütü tarafından kuruldu ancak hiçbir zaman barışçı bir örgüt olmadı. Shukeiry bir keresinde Arapların İsrail’i yeneceğini söylemiş ve şöyle demişti: Hayatta kalanlar (Yahudiler) Filistin’de kalacak. Hiçbirinin sağ kalmayacağını tahmin ediyorum.” FKÖ’nün ilk ve sürekli hedefi İsrail Devleti’ni yok etmek ve yerine Filistin Devletini kurmaktı. (Tarihte hiçbir zaman bir Filistin Devleti olmadığını belirtmekte yarar vardır. Osmanlı İmparatorluğu sırasında bu topraklarda yaşayan Arap halkı, ulusal kimliği olmayan ve sadece Arap denilen kişilerdi. Osmanlı İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Britanya Mandası zamanında hem Yahudiler, hem de Araplar Britanyalılar tarafından “Filistinli” olarak görülüyordu.) Mısır doğumlu Yaser Arafat (1929-) FKÖ’nün terörist grubu El Fetih’in başındaydı. Altı Gün Savaşı’ndan sonra bütün örgütün başına geçti. İlk günlerde Arafat’ın yönetiminde yapılan en hain eylemlerden biri, 1972 Münih Olimpiyatları sırasında 11 İsrailli sporcunun kaçırılması ve öldürülmesi oldu. Dünyanın yine sessiz kaldığını hatırlamakta fayda vardır. Teröristler Yahudi atletleri ellerinde tutarken Olimpiyat oyunları devam etti. İsrailliler müdahale etmek istedi ama Almanlar yardımlarını reddetti. Sonunda Almanlar kurtarma girişimlerini beceriksizce engelledi, bu da rehin tutulan tüm sporcuların ölümüne yol açtı. İsrail daha sonra Munih’te olanlardan sorumlu çok sayıda teröristi avladı ve öldürdü. FKÖ o zamandan beri İsraillilere karşı sayısız terörist eylem yürüttü. Bu eylemlerin listesi kendi başına bir kitap olur. İsrail Devleti’nin en az iki büyük savaşı –1973 Yom Kipur Savaşı ve 1982, Lübnan Savaşı - ve 1991 Körfez Savaşı sırasında Iraklıların saldırılarını içeren son 30 yıllık fırtınalı tarihini ana hatlarıyla çizmeye girişmek, bu dizinin kapsamına sığmaz. Başında Yaser Arafat’ın bulunduğu Filistin yönetimi Eylül 2000’de başlayan terörist bir savaş sürdürmektedir. Arafat’ın ve birçok Arap devletinin İsrail’i yok etme düşlerinden vazgeçmediği gayet açıktır.
Son düzenleyen ThinkerBeLL; 9 Temmuz 2009 13:08
Mavi Peri - avatarı
Mavi Peri
Ziyaretçi
1 Ağustos 2012       Mesaj #4
Mavi Peri - avatarı
Ziyaretçi
İsrail

Orta Doğu'da Doğu Akdeniz kıyısında devlet. Kuzeyde Lübnan, kuzeydoğuda Suriye, doğuda Ürdün, güneybatıda Mısır'la sınırlanır ve batıda Akdeniz'e açılır. 1949 mütareke sınırlarına göre 20.700 km2 alanı olan bu küçük ülke, uzun fakat dar ve şerit şeklinde bir araziye sahiptir. Kuzeyde Galile'den güneyde Akabe Körfezi kıyısına kadar 426 km.lik boya sahip olduğu hâlde, genişliği en çok 112, Tel-Aviv kuzeyinde ise sadece 19 km.dir. Akdeniz'de 188, Lut Gölü'nde 56, Akabe Körfezi'nde ise 10 km.lik kıyısı vardır. Nüfusu 5.759.000 (1996), başkenti Kudüs, diplomatik merkezi ise Tel-Aviv'dir. Nüfusu 100.000'i aşan başlıca kentleri şunlardır: Tel-Aviv, Yafa, Hayfa, Ramat-Gan, Bat-Yam, Holon, Petah-Tikva, Ber-Şeva. Resmî dil İbranice, en çok konuşulan yabancı diller Fransızca, İngilizce ve Arapçadır. Yahudiler, çok eski tarihi olan uluslardan biridir. İ.Ö. 2000 yıllarına doğru bugünkü Filistin'e geldiler, yüzyıllar boyunca kabileler hâlinde yaşadıktan Orta Doğu'da Doğu Akdeniz kıyısında devlet. Kuzeyde Lübnan, kuzeydoğuda Suriye, doğuda Ürdün, güneybatıda Mısır'la sınırlanır ve batıda Akdeniz'e açılır. 1949 mütareke sınırlarına göre 20.700 km2 alanı olan bu küçük ülke, uzun fakat dar ve şerit şeklinde bir araziye sahiptir. Kuzeyde Galile'den güneyde Akabe Körfezi kıyısına kadar 426 km.lik boya sahip olduğu hâlde, genişliği en çok 112, Tel-Aviv kuzeyinde ise sadece 19 km.dir. Akdeniz'de 188, Lut Gölü'nde 56, Akabe Körfezi'nde ise 10 km.lik kıyısı vardır. Nüfusu 5.759.000 (1996), başkenti Kudüs, diplomatik merkezi ise Tel-Aviv'dir. Nüfusu 100.000'i aşan başlıca kentleri şunlardır: Tel-Aviv, Yafa, Hayfa, Ramat-Gan, Bat-Yam, Holon, Petah-Tikva, Ber-Şeva. Resmî dil İbranice, en çok konuşulan yabancı diller Fransızca, İngilizce ve Arapçadır. Yahudiler, çok eski tarihi olan uluslardan biridir. İ.Ö. 2000 yıllarına doğru bugünkü Filistin'e geldiler, yüzyıllar boyunca kabileler hâlinde yaşadıktan David Ben Gurion, Tel-Aviv'de Yahudi Devleti'nin kurulduğunu resmen ilân etti. Bu olay, başta Mısır olmak üzere Arap devletleri ile İsrail arasında bir savaşa yol açtı. Bu savaş, Birleşmiş Milletler'in müdahalesiyle kısa sürdü ve İsrail, 1949'da komşu Arap devletleriyle ateşkes antlaşması imzaladı. Bu nedenle İsrail ile komşu Arap devletleri arasındaki sınır, bugün de bir ateşkes sınırı olarak kalmakta, üstelik zaman zaman yeni çarpışmalar da meydana gelmektedir. Bunların en önemli ikisi, 1967'de İsrail'in 6 gün gibi kısa bir süre içinde komşularına ait geniş toprakları işgal etmesi (en genişi Ürdün'ün batısı ile Sina Yarımadası) ve 1982'de Filistin Kurtuluş Örgütü'ne karşı Lübnan'da, özellikle Beyrut'ta girişilen ve acımasızca uygulanan savaştır. Bu toprakların geleceği, bugün de çözümü güç bir sorun niteliğini korumaktadır. 1961'de İsrail Devleti'nin nüfusu 2.170.000 idi. Bunun 1.932.000'ini Yahudiler oluşturuyordu (yalnız 1949-1959 yılları arasında 74 ülkeden 950.000 Yahudi, göçmen olarak İsrail'e gelmiş ve yerleşmişti). Bugün ise genel nüfusun %81,7'sini Yahudiler, %14,2'sini Müslümanlar, %2,3'ünü Hristiyanlar, %1,8'ini Dürziler oluşturur. Dünyanın her yanından gelen yaşama seviyeleri, görgü ve yetenekleri, dilleri birbirinden farklı insanları (örneğin Yemen Yahudilerine karşılık, Avusturya, Polonya ve ABD'den gelenler) yerleştirmek ve bir arada yoğurmak gibi gerçekten güç bir iş başarılmıştır. Nüfusun %80 kadarı kentlerde yaşar (yalnızca %23'ü dört büyük kentte, Tel-Aviv, Yafa, Hayfa ve Kudüs'te), geri kalanı da köylerde ya da örneği yalnız İsrail'de görülen bir sistem olan, kibutz denilen kırsal yerleşme bölgelerinde yaşar. Tarım topraklarının %90'ı devlete, Millî Yahudi Fonu'na aittir. Büyük kısmında çöl koşulları egemen olan ülkede, tarım birçok zorluklarla karşı karşıyadır. 1962'de ekili arazinin genişliği 40.000 hektardı; bunun yarısına yakın kısmı sulanıyordu. Yaygın sulama sistemi sayesinde toprakların beşte biri tarıma elverişli duruma getirilmiştir. Bugün yumurta, et, kümes hayvanları, sebze ve meyve gereksiniminin tamamını karşılamaktan başka ihracat da yapmaktadır. İhraç edilen tarımsal ürünlerin başında da turunçgiller gelir; İsrail dünyanın en büyük portakal ve greyfurt üreticilerindendir. Fakat İsrail ekonomisi, genelde endüstriye dayanır. Besin maddeleri konservesi, elektrik araçları, her çeşit makine, işlenmiş elmas, kimyasal maddeler, dokumalar, plastik eşyalar, çimento, ulaşım araçları, savaş malzemeleri yapımı, başlıca endüstri kollarıdır ve imalatın bir bölümü ihraç edilir. Maden kaynaklarının çoğu Necef Bölgesi'nde toplanır. Başlıcaları potas, brom, magnezyum, tuz, fosfat, bakır ve petroldür.

MsXLabs.org & MORPA Genel Kültür Ansiklopedisi

Benzer Konular

12 Nisan 2009 / ThinkerBeLL Taslak Konular
13 Mayıs 2008 / eXcaLLaNT Mitoloji