Arama

Bulaşıcı Hastalıklarda Korkunç Gerçek

Güncelleme: 25 Aralık 2008 Gösterim: 12.496 Cevap: 2
mertoglu - avatarı
mertoglu
Ziyaretçi
24 Ağustos 2007       Mesaj #1
mertoglu - avatarı
Ziyaretçi
Bulaşıcı hastalıklarda korkunç gerçek
Birleşmiş Milletler'e bağlı Dünya Sağlık Örgütü bulaşıcı hastalıkların tarihde görülmedik ölçüde hızlı yayıldıkları uyarısında bulundu.
Sponsorlu Bağlantılar

Örgüt yıllık raporunda, dünyada korku veren hızda yeni hastalıklar ortaya çıktığını bildirdi.

"Daha Güvenli Bir Gelecek" adlı raporda 1967'den bu yana hastalığa sebep olan 32 yeni mikrop ya da virüsün bulunduğu belirtiliyor.

HIV / AIDS, Ebola, Marburg, SARS bu noktada örnek verilen virüsler arasında.

Dünya Sağlık Örgütü'ne göre yılda 2 milyardan fazla kişi uçakla seyahat ettiğinden, "bulaşıcı hastalık sadece bir uçak uzakta olabilir".

Örgüte göre, dünyanın giderek birbirine daha da bağlandığı bir dönemde, hastalıkların yayılmasıyla mücadele etmenin yolunun işbirliği ve şeffaflıktan geçiyor.

Dünya Sağlık Örgütü raporda ülkelerden, salgın hastalıkları gizlememeleri, virüs örnekleriyle tedavi yöntemlerini paylaşmalarını istedi.

Raporda, dayanışma sağlanmaması halinde, büyük bir salgın hastalığın yıkıcı sonuçları olabileceği uyarısında da bulunuluyor.

Dünya Sağlık Örgütü bu noktada küresel ekonomi ve siyasi istikrarın da tehdit altında olduğuna dikkat çekiyor.
Son düzenleyen Pasakli_Prenses; 25 Aralık 2008 19:52
we come one - avatarı
we come one
Ziyaretçi
21 Aralık 2007       Mesaj #2
we come one - avatarı
Ziyaretçi
SARS NEDİR?

Sponsorlu Bağlantılar
Tanım
Ciddi ani gelişen solunum yetersizliği sendromu.
Etyoloji
Etyolojisi bilinmiyor.
Epidemiyoloji
DSÖ (Dünya Sağlık Örgütü) tarafından şubat 2003’ten itibaren toplanan bilgilerle tanımlandı. Dokuz ülkede 11 labaratuvar tanı amaçlı çalışıyor. Hastaların yaşları 25-70 arasında değişiyor. Onbeş yaş altı çocuklardada görülmüş. 29 martta Dr. Carlo Urbani Hanoi’de SARS’tan öldü.
Hastalığın görüldüğü ülkeler
Avustralya, Belçika, Brezilya, Kanada, Çin, Çin Hong Kong Özel İdari Bölgesi, Çin, Tayvan, Fransa, Almanya, İtalya, İrlanda, Romanya, Singapur, İşviçre, Tayland, İngiltere, ABD, Vietnam.
Sıklık ve Ölüm
3 Nisan itibariyle 2270 olgu 79 ölüm bidirilmiştir. Yüzde 3 olguda ölüm görülür.
Klinik
Kuluçka süresi 2-7 gündür. On güne uzayabilir. Hastalık ateşle başlıyor.
Titreme, baş ağrısı, boğaz ağrısı, burun akıntıs, halsizilik, myalji başlangıç bulgulardır.
Ateşle beraber ishal görülebilir.
Üç ila yedi gün sonra alt solunum yolu fazı başlar.
Kuru öksürük, nefes darlığı, hipoksemi görülür.
Akciğer filmi ateşli dönemde normaldir. Solunumsal fazda yamalı
interstisyel gölge ve konsolidasyon görülür.
Lenfosit azalır. Lökopeni, trombositopeni, kreatinin fosfokinaz yüksekliği, Karaciğer transaminazları artışı görülür.
Hastalığın şiddeti hafiften ağıra kadar değişir.
%80-90 olgu 6-7 günde düzelir.
Olguların %10-20’sinde entübasyon ve mekanik ventilasyon gerekebilir.
Eşlik eden hastalığı olup 40 yaşın üzerinde olanlarda hastalık ağırlaşır.
Bulaşma
Temaslıların çoğunda hastalık gelişmez. Çok azında aynı hastalıkgelişir.
Hastalara bakan sağlık çalışanlarındada hastalık görülmüştür.
Hastalığın bulaşması nasıl azaltılır ?
Şüpheli yada hasta olanlar maske takmalıdır. Öksürürken ağzını örtmelidir.
Hasta eşyalarına ve kullanılan tıbbi aletlere dezenfeksiyon uygulanmalıdır.
Hasta ile temas edenler iyi bir el hijyeni uygulamalıdır.
Eldiven kullanılsa bile eller sabunlu su ile yıkanmalıdır.
El temiz olsa bile alkolle ovulmalıdır.
Hasta ile ilgilenen personel göz koruması, önlük, maske ugulamalı.
Hasta izole edilmelidir. Hastalık düzeldikten sonra 10 günekadar.
Hasta naklinde hasta ve personel maske kullanmalıdır.
Hasta odalarının havası ana sisiteme verilmemelidir. Kapalı
kapılı ve negatif basınçlı odalar olmalı.
Özel bir sistem yoksa havalandırma cam açılarak yapılamalı.
Hastaların bakıldığı yer ve personel ayrılmalıdır.
Tek kullanımlık ekipman kullanılmalıdır.
On gün için hastayla teması olup yukardaki şikayetleri
başlayanlar(Hasta yakınları ve bakan sağlıkçılar) on gün işten ayrılıp toplu temastan uzak tutulmalıdır.
Hasta uçakla nakledildiyse uçuş sonrası dezenfeksiyon uygulanmalıdır. Personel el hijyenine dikkat etmeli.
Hasta materyallerini incelyen laboratuvar personelinede tam koruma uygulamalıdır.
Hastalıklı bölgelerden uçakla gelen yolcular taranmalıdır.
Yolcular bu hastalık konusunda bilgilendirilmeli.
Şüpheli olgular
Sebebi bilinmeyen ateş, öksürük, nefes darlığı, solunum zorluğu, hipoksi, radyolojik pnomoni bulguları, akut solunum sıkıntısı sendromu varlığı olanlarda on gün içinde şüpheli bölgeye seyahat öyküsü bulunması.
Kimler yakın temaslıdır:
Hastayla birlikte yaşayanlar.
Hastanın solunum ve vücut sıvılaruyla teması olanlar.
Hastanın bakımını üstlenen sağlık görevlileri.
Tedavi
Atipik pnomoni antibiotikleri, antiviral ajanlar(oseltamivir, ribavirin) steroit uygulanmıştır. Genel destekleyici tedavi uygulanır.
Aşağıdaki bulgular varsa hastalar hastaneden taburcu edilebilir.
Ateşsiz 48 saat.
Öksürük düzeldiyse.
Beyaz küre, trombosit, CPK, KCFT, Sodyum, CRP normale döndüyse
Akciğer filmi düzeldiyse.
Taburcu olan hastaların takibi
Günde 2 defa ateş ölçülmeli.
Hasta 7 gün evde kalmalıdır. Aşırı temastan kaçınmalı.
Bir hafta sonra laboratuar tetkikleri tekrarlanmalı.
İmmünsüpresse yada filmi bozuk hastalar daha fazla izlenmelidir.
Sık Sorulan Sorular
SARS’ın semptomları nelerdir?
Ateş, kuru öksürük, nefes darlığı, solunum zorluğu.
Akciğer filminde pnomonik gölge koyuluğu.
Baş ağrısı, kas güçsüzlüğü, istah kaybı, düşkünlük, konfüzyon, rash ve diare.
SARS nekadar bulaşıcıdır?
Hastalıklı kişi ile yakın temas gereklidir. Hastanın sekresyonlarıcı bulaşmada önemlidir. Hastalık yakın aile bireyleri ve sağlık personeline bulaşır.
SARS’li hasta nasıl takip edilmelidir?
  • Hasta izole edilir.
  • Şüpheli hastalar tek kişilik odalara alınır.
  • Sağlık personeli maske, gözlük, önlük ve galoş kullanır.
SARS’ın tedavisi nedir?
  • Kesin tedavi ve koruyucu ilacı yok.
  • Antibiotikler etkili değil.
  • Semptomatik tedavi uygulanır.
  • Gereken olgular yoğun bakıma nakledilir.
Hastalık sebebi ne zaman bulunacak?
On ülkede 11 labaratuvar bunun için uğraşıyor. SARS nekadar hızla yayılıyor?
  • Gripten daha az bulaşıcı.
  • İnkübasyon süresi kısa. İki ila yedi gün arasında değişiyor.
  • Uluslararsı seyahatler hastalığı yayabilir.
İlk SARS nerede ve ne zaman bulundu?
Hanoi’de 26 şubatta ateş, kuru öksürük, kas güçsüzlüğü ve boğaz ağrısı olan erkek hasta yatmış. Dört gün sonra mekanik ventilasyon gerektiren erişkin sıkıntılı solunum zorluğu ve trombositopeni ile yoğun bakıma kabul edilmiş. Kaç adet SARS’lı olgu bildirilmiş?
Bir Şubat 2003 ile 24 Mart 2003 arası 456 olgu 17 ölüm bildirilmiş,
1 Kasım 2002 – 3 Nisan 2003 tarihleri arasında 2270 olgu, 79 ölüm bildirilmiştir.
Kaç ülkede SARS olguları bildirildi?
3 Nisan 2003 itibarıyla 18 ülke.
Yayılım Çin'de Guandong şehrindenmiydi?
Kasım 2002’de Guandong’da görülen atipik pnomoninin ilişkisi araştırılıyor.
Bu bir bioterörizim midir?
Böyle bir ispatlama yok.
Endişe duymalımıyız?
  • Hastalık ciddidir. Seyahatle kısa sürede çeşitli ülkelereyayılabilir.
  • Bulaşıcılığı yüksek değildir.
  • Ölüm oranı düşüktür.
  • Onbeş marttan beri sadece izole olgular saptanmıştır.
Seyahat etmek güvenilirmidir?
  • Dünya Sağlık Örgütü seyahat kısıtlaması getirmemiştir.
  • Ama tüm yolcular SARS semptomları konusunda uyarılmıştır.
  • Şikayetleri olanların seyahat etmemleri öğütlenmektedir.
Bu bir grip pandemisi olabilirmi?
SARS etkeni saptanamadı. Dünya Sağlık Örgütü ne öneriyor?
  • Global çalışmalar devam ediyor.
  • Şüpheli olgular bildiriliyor.
  • Olgular izole şartlarda tedavi ediliyor.
Pozitif gelişmeler varmı?
Vietnam’da iyi bir tıbbi bakımla belli sayıda olgu düzelmiştir.
Dünya yeterince bilgil
SARS İle İlgili Yeni Gelişmeler

19 Nisan itibariyle toplam 5 kıtada 25 ülkeden 3461 olgu bildirilmiştir. 17 ve 18 Nisan’da daha önceden olgu bildiriminde bulunmayan Moğolistan (3), Avustralya (3) ve Hindistan’dan da (1) yeni olgu bildirimi yapılmıştır. Şimdiye dek bildirilen ölüm sayısı 170’dir.
Tanımlar:
Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) SARS için iki farklı hasta grubu tanımlamaktadır:
1) Şüpheli olgu tanımı:
A) 38 ºC üzerinde ateş ve öksürük veya solunum zorluğu olan ve
  • Semptomların başlangıcından önceki 10 gün içinde
  • SARS olduğu bilinen ya da şüphelenilen bir kişiyle yakın teması olan veya
  • hastalığın bulaştığı bilinen ülkelerden birisine seyahat öyküsü olan veya
  • bu ülkelerden birinde yaşayan hasta kişi
B) 1 Kasım 2002’den sonra nedeni bilinemeyen akut solunum yolu hastalığı nedeniyle ölen, ancak ölüm nedenini ortaya koymak amacıyla otopsi yapılmayan ve semptomların başlangıcından 10 gün öncesine kadar aşağıdaki temas şekillerinden bir ya da daha fazlasına maruz kalan olgu
  • Şüpheli veya olası SARS hastası ile yakın temas*
  • Hastalığın bulunduğu bölgelerden birine seyahat**
  • Hastalığın bulunduğu bölgelerden birinde yaşıyor olma**.
* WHO yakın teması şüpheli veya olası SARS’lı hastanın bakıcısı olma, birlikte yaşama, hasta vücut sıvıları veya sekresyonları ile temas etme olarak tanımlamaktadır.
** Hastalık bölgesi olarak, SARS’ın lokal yayılım gösterdiği ülkeler kastedilmektedir
2) Olası olgu tanımı:
Şüpheli hastalardan birinde akciğer grafisinde pnömoni veya ARDS ile uyumlu infiltrasyon saptanması veya otopside nedeni açıklanamayan ‘respiratuar distres sendromu’ bulunması olgunun olası SARS sınıfına girmesini sağlamaktadır.
Yeni epidemiyolojik veriler:
DSÖ’nün 18 Nisan tarihli raporunda Hong Kong’ta SARS salgının en yoğun şekilde yaşandığı “Amoy Gardens” isimli apartman komplekslerinin bulunduğu bölgede salgının şiddetine yönelik yapılan epidemiyolojik araştırmanın ilk verileri yayınlanmıştır. Daha önceden yapılan spekülasyonlarda bu bölgede hastalığın hamamböcekleri aracılığı ile yayılabileceği söylenmekteydi. Araştırıcıların bulgularına göre, hastalık kanalizasyon sistemindeki defektler aracılığı ile yayılmıştır. Epidemiyolojik araştırma sonucunda, 14 Mart’ta hastalanan ve 14 ve 19 Mart’ta E Blokta yaşayan akrabalarını ziyaret eden 33 yaşında bir erkek hastanın bu sırada ishali olduğu saptanmıştır. Hastanın ziyareti sonrasında apartman kompleksinde, özellikle de E Blok’ta hızla yayılan bir salgın başlamış ve 15 Nisan itibariyle burada oturan 315 kişi hastalığa yakalanmıştır. Epidemiyologlar E Blok’ta kanalizasyon havalandırma sistemlerinde çatlaklar, banyolar içinde suyun direne olduğu borularda defektler olduğunu ve banyo pencerelerinin açıldığı apatman boşluğundaki aerodinamik etkilerle birlikte banyolardaki havalandırma fanlarının salgının bu denli yaygın olmasından sorumlu olduğunu düşünmüşlerdir. SARS’lı hastalardan birinin tuvaletinin içinden SARS virüsü izole edilmiştir. Ancak başka yüzeylerden virüsü saptamak mümkün olmamıştır. DSÖ yetkilileri araştırma sonucunda hastalığın hava, su veya infekte toz aerosolleri ile yayıldığına dair veri bulunmadığını bildirmişlerdir..
Hindistan 17 Nisan’da ilk SARS bildirimini yapmıştır. Batı sahilindeki eyaletlerden biri olan Goa bölgesinde saptanan hastanın iyileştiği, ancak halen evinde izolasyonda tutulduğu bildirilmiştir. Hastanın bulguları ortaya çıkmadan önce Singapur, Hong Kong ve Mumbai’yi ziyaret ettiği saptanmıştır. DSÖ yetkilileri bir süredir korkulanın gerçekleştiğini ve hastalığın Hindistan anakarasına ulaştığını ifade etmekte, bu ülkedeki nüfusun kalabalıklığı ve çevre sanitasyon koşullarının yetersizliğinin hastalığın hızlı yayılımına yol açabileceği endişesini taşıdıklarını belirtmektedirler. Ancak bir hastanın saptanarak bildirimi yapılmasının, sağlık otoriteleri tarafından gerekli önlemlerin alındığına işaret ettiğini ve bu durumun sevindirici olduğunu söylemektedirler.
18 Nisan itibariyle DSÖ, toplam 5 kıtada 25 ülkeden 3461 SARS olgusu bildirildiğini ve 170 ölüm meydana geldiğini duyurmuştur.
SARS etkeni Coronavirüs’e ilişkin gelişmeler: Dünya Sağlık Örgütü 16 Nisan 2003’te SARS etkeninin daha önceden bilinmeyen yeni bir Coronavirüs olduğunu ve bu yeni virüse ‘SARS virüsü’ adı verildiğini açıklamıştır. Yeni virüsün genetik şifresi de çözülmüş ve bilinen Coronavirüs türleriyle sadce %50-60 oranında genetik benzerliği olduğu saptanmıştır. New England Journal of Medicine’ın web sayfasında 15 Mayıs 2003 tarihinde bu konuda yayınlanan iki elektronik makalede, virüsün eldesiyle PCR aracılığıyla hasta materyallerinde virüsün genetik materyalinin saptanabildiği açıklanmıştır. Buna göre araştırıcılar hasta balgamında 100 milyon/ml’ye varabilen oranda viral RNA partikülü saptandığını, hastalığın akut döneminde serumda, nekahat döneminde ise gaitada çok düşük yoğunlukta viral RNA’ya rastlandığını bildirmişlerdir.
Laboratuar tanı yöntemleri:
Halen tam güvenilir ve pratikte uygulanabilir bir tanı testi geliştirilimiş değildir. Ancak değişik laboratuarlar bu türede bir testi geliştirmek için çalışmalarını sürdürmektedirler. Aşağıda halen geliştirilme aşamasında olan bu testler sayılmaktadır:
1) Moleküler testler (PCR):
Bu tetsle çeşitli örnekler (kan, gaita, solunum sekresyonları ve dokular) içinde SARS virüsüne ilişkin genetik materyal araştırılmaktadır. Test için gerekli primerleri “WHO network” laboratuarları sağlamakta olup, halen dünyada pek çok ülkede kullanılmaktadır. Ülkemizde başta Hıfzısıhha olmak üzere çeşitli laboraturalar bu primerleri sağlamak üzere girişimde bulunmuş olup, kısa süre içinde bu testin ülkemizde de yapılabilir hale gelmesi beklenmektedir. Hamburg’da bir Alman biyoteknoloji firması kullanıma hazır PCR test kiti geliştirmiş olup, kit pozitif ve negatif kontrolleri de içermektedir. Halen testin performansını saptamak için çeşitli laboratuarlarda deneyler sürüdürülmektedir. Kullanılmakta olan PCR testleri yüksek özgüllüğe sahip olmakla birlikte, duyarlılıklarının düşük olduğu bildirilmiştir. Dolayısıyla testin negatif bulunduğu kişilerde hala SARS olma olasılığı söz konusudur.
2) Antikor testleri:
ELISA testi ile SARS’lı hastaların serumunda, hastalık semptomlarının başlangıcından itibaren 21. günde antikor saptamak mümkün olmaktadır. Buna karşın immünfloresan yöntemiyle hastalık başlangıcından itibaren 10. günde serumda antikorlar saptanabilmektedir. Ancak bu yöntem fikse edilmiş SARS virüsünü, immünfloresan mikroskobu ile bu mikroskopu kullanabilecek deneyimli bir uzmanı gerektirmektedir.
3) Hücre kültürü:
SARS virüsü başta solunum sekresyonları olmak üzere çeşitli vücut salgı veya çıkartılarının hücre kültürüne ekilmesi sonucu elde edilebilmektedir. Bu yöntem canlı virus varlığına işaret eden tek testtir. Ancak deneyimli viroloji uzmanı ve yeterli altyapı varlığını gerektirmektedir.
Tedavi:
SARS’lı hastalarda gelişen pnömoni ve/veya ARDS için spesifik tedavi yöntemi henüz tanımlanmamıştır. İn vitro koşullarda etkisiz olduğu gösterilmesine karşın Hong Kong’daki hastanelerde tedavi edilen SARS’lı hastalarda ribavirin, ARDS varlığında steroidle beraber yaygın olarak kullanılmaktadır. Uygulanan diğer tedavi yöntemleri semptomatik ve destekleyici niteliktedir. Hastalıktan korunmaya ilişkin daha önce tanımlanan yöntemler halen geçerlidir.
we come one - avatarı
we come one
Ziyaretçi
26 Aralık 2007       Mesaj #3
we come one - avatarı
Ziyaretçi
BULAŞICI HASTALIKLAR
Bulaşıcı hastalıkların hükümete bildirilmesi kamu sağlığı açısından gerekli, hatta zorunludur aşağıda yazılı hastalıklar 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha yasasının 57. maddesinde sayılan ve aynı yasanın 64. maddesinin verdiği yetkiye dayanarak Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’nca sonradan saplanan, hükümete haber verilmesi zorunlu hastalıklar ile bildirilmesi isteğe bağlı hastalıkları göstermektedir.


1-TİFO
Bulaşma, ya kirli suların içilmesiyle ya da daha sık görüldüğü gibi mikroplu besinlerin yenilmesiyle olur. Bağırsak çeperi engelini aşan mikroplar, önce bağırsaklardaki lenf oluşumlarına yerleşir. Sonra da dolaşan kana karışıp septisemiye yol açarlar. Hastalıkta asıl önemli rolü oynayan etken, mikropların parçalanmasıyla açığa çıkan endotoksinlerdir. 10 ila 15 günlük bir kuluçka süresini izleyen yayılma dönemi sinsidir: Baş ağrıları, uykusuzluk, baş dönmeleri, burun kanamaları, sindirim bozukluları, gitgide yükselen ateş. Bu evrede, teşhis her şeyden önce salmonella cinsi mikrobu belirlemeye ve neden olan türü saptayacak olan kan kültürüne dayanır. Hastalık tam olarak yerleştiğinde, 8. günden itibaren, klinik muayene genellikle teşhisi doğrular: 40 derecelik ateş, dalgınlık, dalak büyümesi, karında pembe lekeler, ishal.
Hastalık ancak lenf sistemine sızabilen antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Tedavi altında dahi ihtilatlar görülebilir.
Teşhis, 2. haftadan itibaren, mikrobun kan ya da dış kültüründe belirlenmesiyle konabilir.
Orta derecede etkili olan bir aşısı vardır. Ayrıca sağlık koşullarının iyileştirilmesiyle tifonun önlenmesi 1. derecede önem taşır.
2-TİFÜS
Savaş alanlarındaki orduların korkulu rüyası olan döküntülü tifüs, uzun zaman öldürücü olmuştur. Son salgınlar 2. Dünya Savaşı sonlarına rastlar. Hastalık hala Dünyanın bazı bölgelerinde etkisini gösterir. Hastalığı yapan mikrop, bitin dışkılarından geçer ve organizmaya derideki ve mukozalardaki sıyrıklardan girer. Mikrobun hemen hemen tek deposu insandır. Hastalık genellikle birdenbire, titreme, 40 derece ateş, şiddetli baş ağrısı, bel ağrıları, konjonktivitle başlar. 2 ila 3 gün içinde dalgınlığın başlıca belirti olduğu ağır enfeksiyon tablosu ortaya çıkar. 4. ila 5. gün genel bir döküntü görülür. Hastalık kendi haline bırakılırsa olguların aşağı yukarı %30’u ölümle sonuçlanır. Bugün tetrasiklin türü antibiyotikler döküntülü tifüsün gidişini tümüyle değiştirmiştir. Öte yandan, haşere ilaçlarının yaygın biçiminde kullanımı, hastalık taşıyıcı bitleri öldürdüğünden, tam koruyucu olmaktadır.
3-KIZIL
Kızıl, alyuvarlara yönelik bir toksin salgılayan A grubu hemolitik bir streptokottan ileri gelir. Her yaşta görülebilir, ama daha çok 6 ila 14 yaş arasındaki çocuklarda olur. Nispi bir bağışıklık sağlar. 3 ila 5 günlük bir kuluçka devresinden sonra birdenbire çok yüksek ateşli bir anjinle başlar. 24 saat içinde dış ve iç döküntü meydana çıkar. Dış döküntü çok tipiktir; deride beliren parlak kırmızı renkte, pürtüklü görünümde bir döküntü boynu, gövdeyi, kol ve bacak diplerini ve kıvrım yerlerini kaplar iç döküntüye boğazdan çok kırmızı olmak üzere şiddetli bir anjin, dilde karakteristik değişiklikler eşlik eder. Dil önce beyazdır, sonradan yavaş yavaş ahududu görünümü ve rengini alır.
Erken başlanan penisilin tedavisi, çok ağır 2 ihtilatı, böbrek ve kalp hastalıklarını önler. Kızıl hükümete bildirilmesi zorunlu bir hastalıktır.
4-KIZAMIK
Kızamık son derece bulaşıcı bir hastalıktır ve yaşam boyu bağışıklık sağlar. 10 günlük bir kuluçka döneminden sonra yayılma dönemi başlar; bu dönem 3 ila 5 gün sürer ve bu sırada 39 derece dolayında sürekli ateş, göz ve burun nezlesi görülür. Koplik belirtisi teşhisi doğrular.
Hastalık durumu döküntünün oluşmasıyla başlar: çoğunlukla biraz çıkıntılı ve yer yer plaklar halinde kümelenmiş, ancak aralarında sağlam deri boşlukları bırakan, düzensiz küçük, kırmızı lekeler. Yüzde başlayan döküntü, 24 ila 34 saatte artarda sırayla göze, karna, kol ve bacaklara yayılır; sonra ateş düşer, lekeler solar ve 3 ya da 4 günde kaybolur ve yerlerinde genellikle hafif morumsu bir pullanma olur.
Bulaşmadan sonra 5 gün için yapılmak koşuluyla yapılacak gamaglobülin serumu iğnesi önleyici etki gösterir. Kızamığa karşı koruyucu aşı uygulanması batı ülkelerinde gittikçe yaygınlaşmaktadır.
5-KIZAMIKÇIK
Kızamıkçık genellikle çok bulaşıcı dokuncasız bir hastalıktır. Ortalama 14 günlük bir kuluçka devresinden sonra, bütün vücuda yayılan bir döküntü ortaya çıkar ve 3 ila 4 günde kaybolur; döküntüye ateş ve yaygın adenopatiler eşlik eder.
Kızamıkçığın en büyük tehlikesi, gebeliğin ilk üç ayında gebe bir kadında ortaya çıkmasıdır. Bu sırada dölütün de geçireceği hastalık çeşitli organlarda şekil bozukluklarına neden olabilir: gözlerde, kulaklarda ve kalpte damar kanallarının kapanmaması gibi.
6-DİFTERİ
Difteri artık ender görülen bir hastalıktır, ama teşhisi zordur ve sonucu önceden kestirilemeyen bazı çeşitleri vardır..
En tipik belirtisi difteri anjinidir ve oluşturduğu yalancı zarlardan tanınır: bunlar önceleri sedef rengindedir, sonra grimsi bir görünüm alır ve hızla yayılarak bademcikleri, damağı ve küçük dili sarar. Uygun ve erken bir tedavi ile hastalık iyileşebilir, yoksa çeşitli karmaşalar ortaya çıkar: habisleşerek boğazda yerleşme, iç organlara yayılma. Krup hemen tedavi edilmezse, yalancı zarlar solunum yollarını tıkar ve boğulmaya yol açar. Hastalığın habis biçiminde, difteri anjini belirtileriyle birlikte bakteri zehrinin tüm organizmaya yayıldığını gösteren daha genel belirtiler görülür: Kolapsusla birlikte meydana gelen kan dolaşımı bozukluğu, idrarda protein bulunması ve böbrek yetmezliği. Tedaviye rağmen hastalıklar genelde hastalıktan sonra 50 gün içinde ölebilir; difteri iç organları çeşitli biçimde etkileyebilir: felç yapar ya da kalp bozukluklarına yol açar.
7-ANSEFALİT
Ansefalitler, sinir sisteminin bozulan yerine göre çeşitlere ayrılır: polyoansefalitler, özellikle bozmaddede, lökoansefalitler akmaddede, panansefalitler aynı anda hem bozmaddede hem de akmaddede olur. Teşhis sırasında, yaygın ya da yerel sinirsel belirtiler gösteren enfeksiyonlu bir sendromun birlikte bulunup bulunmadığı da göz önünde bulundurulur; bazen bir beyin zarı sendromuyla karşılaşılır. Epidemiyolojik veriler teşhis koymakta önemli kanıt olabilir.
Ansefalitlerde öteden beri şöyle bir ayrım yapılır: ansefalitlerin en belirgin olanları virüslerden ileri gelenlerdir, zaten ansefalit sözcüğü ile en çok bunlar kastedilir. Sonra alerjik sayılan döküntülü hastalıklardan doğan ansefalitler ondan sonra da bakterilerden, asalaklardan ve mantarlardan kaynaklanan ansefalitler gelir.
8-KOLERA
Kolera vibriyonundan ileri gelen bulaşıcı ve salgın hastalıktır.
Kolera vibriyonlarının taşıyıcısı insandır: mikrobu dışkı ve kusmuklarla yayan hasta, ceset, sağlıklı taşıyıcı. Bu durum hastalığın doğrudan doğruya hastadan bulaşmasının sıklığını açıklar. Daha önce düşünüldüğünün aksine, suyla o denli önem taşımamaktadır: Kurak, hatta çöllerle kaplı ülkelerde de salgın görülmesi bunun kanıtıdır.
Kolera insanda genellikle şiddetli kusmuklarla birlikte karın ağrılarıyla, vücut sıcaklığının 36 dereceye, hatta daha aşağı düşmesiyle ve en önemlisi yoğun bir ishalle başlar. Beyazımsı kümeler içeren ve günde 15-20’yi bulan ve bol kolera vibriyonu taşıyan dışkılardır.
Tedavi edilmezse, su kaybı belirtileri ortaya çıkar: tansiyon düşmesi, hızlı ve zayıf nabız, aşırı susama duygusu, kırışık deri, çökük gözler. Olguların yaklaşık %60’ı ölümle sonuçlanır. Tedavi uygulanınca ölüm oranı önemli ölçüde azalır ve %1’i aşmaz. Tedavi, olabilirse damar yoluyla hızla bol miktarda su ve tetrasiklin, kloramfenikol ya da endemik ülkelerde olduğu gibi kas içi tek şırıngayla sülfamit vermektir.
9-VEBA
Veba, eskiden birçok kez dünya çapında salgın halini almış bir afettir. İnsanlık tarihinde en çok ölüme neden olan hastalık vebadır. Günümüzde dünyanın bazı bölgelerinde ancak tek tük olgular halinde bulunur.
1894’te Alexander Yersin’in keşfettiği ve veba basili insana sıçan bitinden geçer. Akciğer vebası söz konusuysa bulaşma insandan insana da olabilir.
Antibiyotik tedavisi olguların büyük çoğunluğunda iyileşmeyi sağlar. En uygun antibiyotik streptomisindir.
10-DİZANTERİ
Dizanteri belirtileri amipli dizanteride, basili dizanteride, kanamalı reklokolitte görülür.
Amipli dizanteri ya da bağırsak amibiazı sıcak ülkelerde çok sık görülen yerleşik bir hastalıktır. Bazen nedeni bilinmeyen akut bir nöbetle başlar. Tedavi edilmezse süreğelenleşebilir. Başlıca karmaşası karaciğer apsesidir, ama başka organlarda da apse yapabilir. Teşhis taze dışkının incelenmesiyle konur.
Basili dizanteri shigella cinsinden bir enterobakteriden ileri gelir. Dışkı yayılmasını kolaylaştıran kötü sağlık koşulları yüzünden gelişmekte olan ülkelerde yerleşik olarak çok sık görülür. Kolistin ya da trimetoprin, sülfamit içeren bir antibiyotik tedavisi iyileşmeyi çabuklaştırır.
11-EPİDEMİK MENENJİT
İrinli menenjitler çeşitli mikroplardan ileri gelir: en çok menengokok, fakat ondan başka da pnömokok, streptokok, stafilekok, kolibasili. Duru sıvılı menenjitler arasında tüberküloz menenjit ağırlığı nedeniyle ön planda incelenmelidir; belrtileri irinli menenjitlerinkinden daha az akuttur ve yalnız beyin, omurilik sıvısında koch basili bulunması teşhis için kesin kanıt sayılabilir. Yakın zamana kadar ölümle sonuçlanan bu hastalık, çağdaş tedavi yöntemleri sayesinde korkunçluğunu yitirmiştir
12-TRAHOM
Trahom, konjonktivayı, korneayı ve göz kapaklarını saran, genellikle süren bir hastalıktır; gözde kesecikler ve bir kornea yastıkçığının oluşmasına ve tipik nedbesel lezyonlara neden olur. Çocukluk çağına ve çok kişinin bir aradığı yoksul ailelere özgü olan bu hastalık çok eski ve çok yaygın bir toplumsal bir afettir. Ancak yüksek bir yaşam düzeyine ulaşmış ülke insanları ona tutulmama şansına sahiptirler. Hastalık yavaş yavaş ilerlediği için hastalığa çocukluktan başlanmalıdır.
13-CÜZAM
Cüzam, tropikal ve yarı tropikal bir çok ülkede yerleşik bir hastalıktır. Dünyada yaklaşık 11 milyon kişinin cüzamlı olduğu sanılmaktadır. Mikrobun geçişi genellikle doğrudan doğruyadır. Ender olarak, kötü sağlık koşullarında, sıcak ve rutubetli iklimlerde dolaylıda olabilir. Kuluçka devresi birkaç yıla kadar değişebilir.
Cüzamı iki şekilde inceleyebiliriz:
1-Lepromalı cüzam: Hastalığın en ağır şeklidir; organizma basille dolar. Çok bulaşıcıdır ve başlıca belirtisi şişliklerdir.
2-Deri cüzamı: Az bulaşıcıdır fakat sinirsel belirtileri çoktur. Deri lezyonları ya rengini kaybetmiş lekeler ya da halka biçimindedir.
14-LEPTOSPİROZ
Leptospiroz tam bir tür özgüllüğü olmayan bir antropozoonozdur. Yani ne belirli bir hayvan konağı ne de belirli bir coğrafi alanı vardır. Su ile bulaşan bir yaz hastalığıdır. Depo konaklar, çoğunlukla yabani memeli hayvanlar, özellikle fare ve kemirgenlerdir.
Klinik belirtiler, ölümcül çeşidinden, hiç bir belirtisi olmayan çeşidine kadar büyük değişkenlik gösterir. Başlıca belirtileri şöyle sıralanabilir: ateş, yaygın ağrılar, kan işeme biçiminde böbrek sendromu ve sadece bazı olgularda rastlanan sarılık. Teşhis çok dikkat isteyen bir işlemle bakterinin kandan, beyin omurilik sıvısından ve nihayet idrardan ayrılarak kültürde üretilmesine dayanır.
Tedavi için özgül antibiyotiklere başvurulur.
15-PSİTTAKOZ
Ornitoz mikrobu chlamydia psittaci’den ileri gelen bulaşıcı hastalık.
16-TETANOS
Tetanos, Nicolaier basilinin yaralara bulaşmasından ileri gelir: basil giriş noktasında ürer ve bütün organizmaya yayılan toksinler çıkarır; toksinler hastalığın klinik tablosunu meydana getirir. Giriş noktaları büyük yaralar olabileceği gibi kirli küçük travmalar da olabilir: çivi ve diken batması, hayvan tırmalaması. Ameliyat sonrasında ya da yeni doğanda görülen tetanos, gelişmiş ülkelerin çoğunda olduğu gibi Türkiye’de de hemen hemen ortadan kalkmıştır. Buna karşılık, sağlık koşullarının yeterli olmadığı hallerde yapılan şırıngalar yüzünden, özellikle uyuşturucu kullananlarda tetanos görülür olmuştur.
Tetanos aşısı tetanos anatoksini, bir aylık arayla ilk kez ziyaret edilir. Gebe hayvanda, gebeliğin son aylarında uygulanırsa, anayı ve dölütü doğum tetanosundan ve göbek bağından gelebilecek tetanostan korur.
17-BOĞMACA
Boğmaca, özellikle çocuklarda görülür. Daha çok başlangıçta bulaşıcı olduğundan çoğu zaman çocuktan ocuğa geçer; bunun için çok kısa bir temas dahi yeterlidir. Bulaştıktan sonra kuluçka süresi aşağı yukarı 7 gündür. Hastalık bronşit ve nezle devresiyle başlar ve bu devre 10-15 gün hatta daha fazla sürer. Sonra öksürük nöbetleri başlar sonra bu nöbetler uzun ve sesli bir oluk alma ve ani bir soluk alma şeklinde artarda sıralanır. Nöbet, yapışkan balgam çıkarılmasıyla son bulur. 24 saat içinde nöbetlerin sayısı 10 ila 40 olabilir. 20 ila 30 gün sonra nöbetler seyrekleşir ve belirsizleşir.
18-RUAM
Ruam, gram negatif, kesin aerobi bir basil olan pseudomonas malei’nin neden olduğu bir hastalıktır. Ruamda burun mukozası üzerinde kenarları dikey aşınmış, girintili çıkıntılı, sertleşmiş şankr ya da ülserasyonlar bulunur. Burun akıntısı, kanlı; sümüksü ve iltihaplıdır, özellikle başlangıçta burun kanamalarına rastlanır.
19-SITMA
Dünyanın en büyük yerleşik bulaşıcı hastalığı olan sıtma, özellikle tropikler arası bölgelerde yaygındır. Hastalıkla karşı karşıya bulunan insan sayısı bir milyar sekiz yüz milyon olarak tahmin edilmektedir. Bu dağılım, hastalığın bulaşması için gerekli olan anofellerin varlığına bağlıdır. Hastalığın kökünü kazımak için yürütülen geniş çaplı kampanyalara rağmen, sıtma yılda bir milyondan çok çocuk öldürmektedir.
Sıtmaya kesin teşhis boyalı kanın mikroskopta muayenesi ve bazı olgularda dolaylı immünofluorsans gibi sero-immünolojik muayenelerin yapısı ile konur. Klasik tedavinin yanı sıra, bu tedaviye asalağın direnç kazanmasından ötürü, farmakoloji araştırmaları, meflokin ya da Çin yavşanı özütü gibi yeni ilaçlar kullanmaya yönelmiştir.
20-ŞARBON
Şarbon, hastalıklı hayvanların derisi üzerinde bulunan basilin dirençli biçimi olan sporların neden olduğu bir meslek hastalığıdır. Bulaşmış ürünleri işleyen kişilerin derilerindeki sıyrıklar sporlara giriş kapısı oluşturur. Bazı hallerde bulaşma hava yoluyla sporların solunmasıyla gerçekleşir.
İnsanda en sık görülen hastalık belirtisi kötücül püstüldür. Özellikle boyun, yüz ya da ellerde yerleşir. Kırmızı, kaşıntılı küçük bir leke ile başlar, sonra püstüle dönüşür ve siyahımsı bir kabukla kaplanır. Bu evrede, erken başlatılan bir antibiyotik tedavisi, lezyonun yerel yayılmasını ya da enfeksiyonun genelleşmesini önler. Kötücül ödem önceki biçimin sadece değişik bir türüdür. Başlıca belirtisi kabarcıklarla kaplı ödemdir. Yün tarayıcılarında görülen akciğer şarbonu ağır bir genel durum bozukluğu, boğucu bir bronkopnömoni biçiminde kendini gösterir. Bundan başka, hastalığın değişik yerleşimleriyle birlikte beyinle ya da beyin-omurilik zarlarıyla ilgili sinirsel belirtiler de görülebilir. Bunların prongnozu tedavinin erken ya da geç başlamasına bağlıdır.
21-KUDUZ
Kuduz insana hasta hayvanların tükürüğü, çoğu zamanda kudurmuş bir hayvanın ısırmasıyla geçer. Kuduzun kuluçka devri çok uzun sürerse de sonu kısa sürede ölümdür. İster solunumun durmasına neden olan felçli kuduz olsun, ister sıcak iklimlerde en yüksek düzeye ulaşan ağar bir ruhsal azgınlığa neden olan çıldırtıcı kuduz olsun sonuç değişmez. İyileştirici tedavisi olamadığından muhakkak önleyici tedaviye başvurulmalıdır: kuşkulu hayvanların gözetimi evcil hayvanların aşılanması, kuduzdan ya da bilinmeyen bir nedenle ölen hayvanların beyninde negri cisimciklerinin araştırılması.
Kuluçka devresinin uzunluğu sayesinde, kuduz bir hayvanın ısırdığı kişiye aşıyla bağışıklığa kavuşturmak olanağı olan vardır.
22-HEPATİT
Hepatit virüsü gerek ağız yoluyla, gerekse kan nakli, kirlenmiş bir şırınga ya da iğneyle yapılan her türlü enjeksiyon sonucu ya da cinsel yolla bulaşarak yayılan iki çeşit insan hepatit virüsüne verilen addır.
Zehirlenme hepatitleri, gerçek zehirlerden ileri gelen hepatitleri kapsar. Bulaşıcı hepatitler asalaklardan ya da bakterilerden ileri gelir. Virüs hepatitleri iki tip virüsten ileri gelir: A tipi virüs, bulaşıcı salgın hepatit yapar, B virüsü ise iğneyle bulaşan hepatitlerden sorumludur.
23-FRENGİ
Frengi çoğunlukla bir cinsel birleşme sırasında kapılır. Fakat ender olsa bile başka bulaşma yolları da vardır: meslek frengisi kan nakli ve her çeşit kaza sonucu olan frengilerdir.
Frengi devreli bir hastalıktır, tedavi edilmediği hallerde 3 dönemden geçer.
1.devre, bulaşmadan sonra aşağı yukarı bir ayda ortaya çıkar. Şankrın çıkmasıyla belli olur. Süresi kısadır, aşağı yukarı 4 ila 6 hafta sürer.
2.devre, hemen şankrın ardından başlar. 1 ila 2 yıl sürer. Enfeksiyonun organizmada yayıldığının işaretidir. Deri ve mukoza döküntüleri ile belirginleşir.
3.devre, 2. devrenin belirtileri kaybolduktan sonra uzun bir belirtisiz devre başlar ve senelerce sürebilir. Klinik hiçbir belirtisi yoktur, ama serolojik tepkimeler daha hafif düzeyde pozitif olmakta devam eder.
24-AKCİĞER VEREMİ
Klinik belirti olarak göğüs ağrıları, öksürük, balgam çıkarma, kanlı balgam, soluk alma zorluğu, ateş, terleme, iştahsızlık, zayıflama, kavern ralleri olabilir. Tarama ya da kontrol amacı ile çekilen radyolojik filmler hastalığın erken teşhis edilmesini sağlar.
Teşhis, balgamda ya da mideden tubajla alınan sıvıda koch basili görülmesiyle konur. Ancak günümüzde iyi bilinen özel radyolojik görünümler, herhengi bir balgam çıkarma olmadan da teşhis komasını sağlamaktadır.
Eskiden ölümcül olan verem, özgül ilaçların bulunmasından bu yana çok iyi sonuçlanmakta ve çoğunlukla tamamen iyileşmektedir.
25-GRİP
Grip son derece bulaşıcı bir hastalıktır, küçük salgınlar ya da bazı öldürücü olan ve bütün ülkeyi saran yaygın salgınlar halinde gelişir. Hastalık insandan insana geçer ve edinsel bağışıklık kişiden kişiye değişir. Çünkü bağışıklık hem geçicidir, hem de hastalığı yapan virüs tipine özgüdür; oysa pek çok grip virüsü vardır ve bunlar, çoğu zaman önceden kestirilemeyen ve her 10-15 yılda bir aniden ortaya çıkan antijen değişinimleri geçirir. Kuluçka devri 2-5 gün sürer. Hastalık ateş,baş ve kas ağrılarıyla birdenbire belirir. Çoğu zaman nezle, inatçı ve ağrılı kuru bir öksürükle görülür. İyileşme genellikle birkaç gün içinde gerçekleşir ama 3. ya da 4. günde 2. bir ateş nöbeti araya girer ve ateş eğrisi üzerinde klasik grip V’si görülür. İyileştikten sonra hasta günlerce, hatta haftalarca halsiz kalır.
Virüs hastalıklarının büyük çoğunluğunda olduğu gibi bunda da özgül bir tedavi yoktur. Sadece asetilsalisilik asit tipi ateş düşürücülerle ve kimi zaman da c vitamini ile yetinilir.
26-YILANCIK
Bir zamanlar, zayıf dirençli bazı kişilerde sık görülen ve ağır bir hastalık olan yılancık, bugün çok seyrek rastlanılan ve tedavi edildiği takdir de hemen iyileşmektedir. Şimdiki tek sorun, ağır olmaktan daha ok üzücü olan, nükseden biçimdedir.
Yüzdeki yılancık en sık görünenidir. Başlangıcı birdenbire 40 derece yüksek ateş ve titremedir. Çoğu zaman yavaş yavaş yayılan şarap kırmızısı renginde bakışımlı bir plak görünür. Çevresi belirli bir kıvrımla sınırlanmıştır. İltihabın tüm belirtileri görülür; ağrı, şiddetli ödem, kırmızılık, yerel ısının yüksekliği. Antibiyotiklerin etkisiyle hastalık iyiye yönelir.
27-KELLİK
Favus kelliği özellikle sıcak ülkelerde ve daha çok Kuzey Afrika’da görülür. Bulaşıcı bir hastalıktır, çocukken insana bulaşır, erişkin yaşa kadar ilerlemeye devam eder. Öteki mantar saç kıranlarının aksine, favus kelliği, hiçbir zaman kendiliğinden iyileşmez. Kıl diplerindeki bu hastalığa özgü kellik çukuru sarımsı bir sıvıyla doldurulur ve fare yuvası denilen özel bir koku yayar. Buralarda saç kalmaz. Kellik yerinde, parlak, kırmızı renkte pürüzsüz lekeler hallinde ve birkaç tel saçla ayrılmış nedbeler bırakır. Bu nedbenin gerileyip iyileşmesi söz konusu değildir. Favus kelliği tırnaklara bulaşabildiği gibi saçsız deriye de geçebilir, burada küçük çukurcuklar meydana gelir.
Teşhis Wood ışığında yapılan muayene ile mikroskopta incelemeyle ve kültür yapılara konur. Grizeoffulvi ile yapılan tedavi, favus kemiğinin sonucunu çok değiştirmiş olmakla beraber dökülen saç bir daha çıkmaz.
28-AIDS
1986’da bu virüsün HIV adıyla anılması kararlaştırıldı. Virüs bulaşıklık sistmi hücrelerinin özel bir tipine saldırır: Lenfositler. Hastalık, HIV virüsü enfeksiyonunun geç ortaya çıkmış şeklinde başka bir şey değildir. Kişi hasta olmadan da virüsü taşıyabilir. Böylesine seropozitif denir, çünkü vücudunda virüse karşı antikor taşımaktadır. Hastalığın klinik belirtileri çok çeşitlidir. Bulaşması da çeşitli yollarla olur: cinsel ilişkiyle, kan nakliyle ve ana rahminde ve daha sonra ana sütü vasıtasıyla anadan oğula geçer.
29-KABAKULAK
Kabakulak özellikle ve genç erişkinlerde görülür. Kuluçka süresi; 18-21 gündür; tutulan hasta, hastalığın başlangıcından 1 hafta önce ve ilk ya da sekiz gün boyunca bulaştırıcıdır.
En sık görülen yerleşim yeri kulak altı bezidir. Kulak altı şişliği çoğunlukla iki taraflıdır ve armut görünümü verir. Şiş çok ağrılıdır, ama 10-15 gün içerisinde iyileşmeye yüz tutar. Öteki tükürük bezleri de hasatlanabilir.

Benzer Konular

16 Haziran 2008 / The Unique Mitoloji
21 Eylül 2011 / Misafir Soru-Cevap
9 Temmuz 2009 / volture Genel Mesajlar
18 Mart 2015 / perlina Asker tr