Arama

İnsanlar neden kaşınır?

Güncelleme: 28 Eylül 2018 Gösterim: 3.084 Cevap: 1
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
21 Ekim 2010       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi
İnsanlar neden kaşınır?
Son düzenleyen Safi; 28 Eylül 2018 02:12
ThinkerBeLL - avatarı
ThinkerBeLL
VIP VIP Üye
22 Ekim 2010       Mesaj #2
ThinkerBeLL - avatarı
VIP VIP Üye
Bu mesaj 'en iyi cevap' seçilmiştir.
BBC Focus dergisinin yaptığı araştırmaya göre kaşınma, cildin uyarılması yada tepki vermesi anlamına geliyor. Bu tepkinin herhangi bir böcek ısırığına karşı savunma mekanizması olarak geliştirildiği düşünülüyor.
Özellikle yetişkin insanlarda hiçbir hastalık belirtisi dahi olmaksızın kaşıntı görülebilmektedir. İşte insanoğlunun kaşınma nedenleri ve bilimin kaşıntıya son vermek için geldiği son aşama:
Sponsorlu Bağlantılar
Kronik hale gelen kaşıntı son derece rahatsız edicidir. Hatta zaman zaman ağrıdan bile daha fazla eziyet verebilir. Tıpkı ağrıda olduğu gibi kaşıntı da farklı nedenlere dayanan bir belirtidir.
Fakat özellikle de yetişkinlerde herhangi bir hastalık belirtisi olmayan kaşıntılar da görülmekte. Avrupa'nın tek kaşıntı tedavi merkezine sahip Münster Üniversite Kliniği'nde şimdi etkili bir tedavi bulundu.
Spiegel dergisindeki bir yazıda Dieter J'deki kaşıntının git gide daha kötüye gittiğinden söz edilmekte. Öyle ki hasta bir zaman sonra çalışamaz hale gelince doktora başvurmuş. O doktor bu doktor derken, kaşıntısı tüm bedenine yayılmış. Hasta depresyona girmiş ve sonunda kendisini bir psikiyatrın karşısında bulmuş.
Kaşıntının ne olduğunu hepimiz biliriz. Önce bedenimizin bir bölgesi tatlı tatlı kaşınmaya başlar, biraz kaşırsak geçeceğini sanırız. Kaşımak ilk başta işe yarar da; çünkü kendimizi rahatlamış hissederiz. Ama aynı yer bir müddet sonra tekrar kaşınmaya başlar, bu sefer daha sert bir şekilde kaşırız ve sanki kaşıntının bedenimizin diğer bölgelerine yayıldığını hissederiz, böylece kaşıntıyla aramızda bizi çileden çıkartan amansız bir savaş başlar.
Kaşıntı aslında çok sayıda cilt hastalığının bir belirtisidir daha doğrusu cilt hastalığının en eziyet verici semptomu denebilir.

SAĞLIKLI CİLT DE KAŞINIR

Fakat sağlıklı görünen bir cilt de pekâlâ kaşınabilir. Mesela diyabet veya böbrek enfeksiyonu gibi iç hastalıklarda. Bilim, kaşıntının oluşum mekanizmasını hâlâ aydınlatabilmiş değil. Bir duyu organı olan cildimiz, ağrıyı, soğuğu, sıcağı veya basıncı algılayan reseptörlere sahip. Bu etkenlerin aksine kaşıntı için reseptörlerin varlığı pek bilinmemekte.
Olası bir açıklama, ağrı ve kaşıntının aynı reseptörler tarafından algılandığı olabilir. Bu açıklamaya kaşıma, ovma gibi savunma reaksiyonları da uygun düşmekte. Kaşıntıdan çok fazla rahatsız olanlar cilde sıcaklık veya soğukluk şoku uygulama çalışırlar.
Anlaşıldığı kadarıyla bu şekilde kaşıntı reseptörü ağrı reseptörüne dönüştürülmekte hatta derin ve şiddetli kaşımalarla hasar verilmekte. Ağrıya katlanmak daha kolay gibi gelir ve bir müddet sonra da yok olur. Kaşıntı ve ağrı arasındaki ilişkinin kökleri aslında Latince "Pruritus"a uzanmakta. Prurire'nin eski Latincedeki karşılığı yanmadır.
Fakat kaşıntının hissedilmesinden önce herhangi bir şekilde uyarılması gerekiyor. Bu mekanik veya kimyasal olabilir. Fakat kaşıntının nedeni genelde cilt enfeksiyonudur yani savunma sisteminden gelen bir uyarım söz konusu. Bu tür enfeksiyon hücreleri çeşitli cilt hastalıklarında önemli oranda üst deri tabakalarına ulaşarak uyarı veya iltihap maddelerini salgılar ve kaşıntı reseptörlerini uyarırlar. Uyarı sinir lifleri üzerinden sırt omuriliğine ve büyük beyne iletilmekte ve burada da kaşıntı olarak algılanmakta.

BEYİNDE ETKİLEŞİYOR

Heidelberg Üniversitesi'nden Martin Schmelz tarafından kanıtlanan bu süreçte histamine bağlı kaşıntıda polimodal C lifleri önemli bir rol oynamakta. Schmelz, meslektaşı Uwe Gieler ile birlikte sadece motorik (hareketsel) ve sensörik (algılayıcı) kaşıntı bölgelerinin değil, beyindeki (singulum, ön beyin ve küçük beyin) duygulardan sorumlu bölgelerin de etkinleştiğini buldu.
Birincil derecede kaşıntıya neden olan cilt reaksiyonlarında olasılıkla başka sinir lifleri de etkin. Kaşıntıya büyük bir ihtimalle merkezi mekanizmalar neden olmakta. Tıpkı ağrıda olduğu gibi kaşıntıda bir tür "bellek" söz konusu. Bazı insanlar kaşıntıyı en düşük uyarımda bile hissedebiliyorlar. Ve kaşıntının bulaşıcı olmasından ayna nöronlar sorumlu tutulmakta. "Hayali enfeksiyon" taklit yoluyla ortaya çıkıyor ve ilkokuldaki bulaşıcı korku gibi uyarımsız gelişmekte.
Spiegel dergisindeki yazıda histamine reaksiyon göstermeyen kaşıntı liflerinin de olması gerektiğinden söz edilmekte. Kaşıntıyı önleyen tozlar, sinir liflerindeki reseptörleri etkinleştiren bir protein içermeleri nedeniyle etkili. Ancak özel bir kaşıntı tozunu (Cowhedge) inceleyen John Hopkins Hastanesi'nden Matthias Ringkamp olayın çok karmaşık olduğunu ve kaşıntının kökenini bulabilmek için tüm sinir sistemini araştırdıklarını söylüyor.

KAŞINTIYI HAREKETE GEÇİRENLER

Sonuçta kaşıntı mekanizması başka nedenlerden dolayı da işleyebilir, mesela:
°İlaçlar veya gıda ürünleriyle
° Çiçek veya polen gibi alerjenlerle
° Bağışıklık veya alerji maddeleriyle (Antikorlar, lenfozitler)
° Böceklerden veya parazitlerden bulaşan maddeler
° Boya, parfüm gibi maddeler
° Cildin kuruması ve güneş yanığı gibi ciltte beliren bozukluklar
° İç hastalıklara bağlı metabolizma ürünleri
Bu nedenle doktorlar şiddetli kaşıntı durumlarında kan tahlili, akciğer röntgeni, karın ultrasonu gibi incelemelerde bulunmak zorundalar. Münster Üniversite Kliniği başhekimi Sonja Steander de kendisine başvuran hastalarda bu olasılıkları göz önünde bulundurarak muayene ediyor ve gerekli tahlilleri yapıyor.
Yazımızın başında sözünü ettiğimiz hastada ameliyat sırasında kan dolaşımını düzenleyen HES infüzyonu kullanılmış. Staender elektron mikroskobuyla yaptığı inceleme sonucunda HES moleküllerinin önemli ölçüde sinir liflerinde biriktiğini bulmuş ve bu durumun kaşıntıya neden olduğunu söylüyor.

YANITSIZ SORULAR

Fakat uzman özel bir kaşıntı türünün varlığından da söz etmekte. Bu kaşıntı türü uyarımın yok olmasından sonra da devam ediyor. Tıpkı bir taşın dibe çökmesinden sonra suyun üzerinde hâlâ dalgaların bulunması gibi. Şiddetli ağrılardan sonra kişileri ağrılara karşı daha duyarlı kılan bir ağrı belleği gibi bir kaşıntı belleğinin de bulunması gerekir diyor uzman. Çünkü kronik kaşıntı da tıpkı kronik ağrı gibi beyinde kalıcı izler bırakmakta.
Beyin ve sırt omuriliğindeki uyarımların işlenmesi kronik kaşıntıya bağlı olarak değişmekte. Mesela nörodermitis gibi kronik cilt hastalıklarına sahip kişiler, kaşınan bölgedeki tüm uyarımları mesela iğne batmasını bile kaşıntı olarak algılıyorlar. Kronik ağrılara sahip kişilerse tam tersi olarak sinek sokmasını ağrı olarak algılarlar.
Hastaların üçte birinde görülen kaşıntıları doktor "kaşıntı belleğine" bağlıyor. Tablet biçimindeki ilaçla sırt omuriliğindeki uyarı iletimi durdurulmakta. Söz konusu ilaç, şiddetli kaşıntıya maruz kalan uyuşturucu bağımlılarında da kullanılan uyuşturucu reseptörü antagonisti (zıt tesirli madde).
Steander, doktora öğrencisi Anna Brune ile gerçekleştirdiği bir araştırma ile bu ilacın kaşıntıya karşı da etkili olduğunu gösterdi. Bu iki bilim kadını bu başarılarından dolayı Berlin Dermatoloji Birliği, 2006 araştırma ödülünün de sahibi oldular.
Tabii bu kaşıntı tedavilerinde alınan sadece küçük bir yol. Geriye yanıtlanması gereken birçok soru kalıyor.
Mesela iltihaplar bazı insanlarda şiddetli ağrılara neden olurken diğerlerinde niçin kaşıntıya neden olmakta? Diyabet hastalarında zarar gören sinirler niçin bazı hastalarda ağrılara diğerlerinde kaşıntıya yol açıyor? Ve kimi insanlar derilerini kanatana kadar kaşınırken, diğerleri şiddetli kaşıntı hissine rağmen ilginç bir şekilde hiç kaşınmadan durabiliyorlar?

BİLMECE ÇOK

Özellikle kaşıma davranışı başlı başına bir bilmece diyor uzmanlar. Kaşımayı, bu davranışın ardından ortaya çıkan yanma ve acı hissiyle açıklamak yetersiz. Kaşıma gerçek bir refleks olmamasına karşın sanki dışarıdan çalıştırılıyormuş gibi diyor Schmelz.
Ve bir araştırma sonucunda ilginç bir sonuç elde edilmiş. Bilim adamları hastaların beyinlerini kaşınma sırasında çekirdek spin tomografisiyle incelediklerinde, beyindeki ödüllendirme merkezinin etkinleştiğini görmüşler.
Steander da hastalarıyla yaşadığı deneyimlerle bu sonuca katılıyor. Kaşınmaktan büyük bir keyif alan doktorun hastaları, uyuşturucu alımındakine benzer bir tür sarhoşluk anı yaşıyorlarmış
.

Son düzenleyen Safi; 28 Eylül 2018 02:12
Tanrı varsa eğer, ruhumu kutsasın... Ruhum varsa eğer!

Benzer Konular

17 Kasım 2009 / volture Genel Mesajlar
18 Haziran 2016 / abdullahenes Cevaplanmış
22 Kasım 2010 / Misafir Cevaplanmış
14 Haziran 2011 / Misafir Cevaplanmış
10 Kasım 2012 / mercan Cevaplanmış