Arama

Türk Süsleme Sanatları - Cam İşçiliği

Güncelleme: 13 Kasım 2018 Gösterim: 58.119 Cevap: 4
Misafir - avatarı
Misafir
Ziyaretçi
27 Eylül 2006       Mesaj #1
Misafir - avatarı
Ziyaretçi

Türkler'de cam sanatı.


Anadolu Selçuklu döneminden günümüze ulaşmış çok az örnek bulunmaktadır. Artuklu ve Selçuklu yapılarında cam kullanıldığını gösteren buluntular elde edilmiştir. Beyşehir gölü kıyısındaki Kubadabad sarayı’nda yapılan kazılarda, alçı şebekeli pencerelerde cam parçaları ortaya çıkarılmıştır.
Sponsorlu Bağlantılar
Ad:  cam5.JPG
Gösterim: 88
Boyut:  67.5 KB
Ayrıca, bu kazılarda emaye tekniğinde bir tabak bulunmuştur (Konya Karatay müzesi). Konya'daki Alaettin köşkü ya da Kılıçarslan köşkü olarak bilinen yapıda da cam izlerine rastlanmıştır. Gözenekli oldukları için dışarıyı göstermeyen bu camlar, renkli olduklarından mekâna ilginç bir aydınlatma sağlıyordu. Bunların kenarları kalın, ortaları inceydi. Diyarbakır’daki Artuklu sarayı kazısında da, üzerinde kabartma olarak ejder figürü işlenmiş cam parçası bulunmuştur.

Osmanlılar'da cam sanatının gelişimi çeşitli kaynaklardan ve minyatürlerden izlenebilmektedir. Ancak ele geçen örneklerin yerli olup olmadığı kesinlikle bilinmemektedir. Murat lll'ün oğlu Mehmet'in 1582’de yapılan sünnet düğününü anlatan Surname-i Hümayun''da (Topkapı sarayı müzesi kütüphanesi), çeşitli sanat dallarının yanında camgeran, cam fırınları başında çalışırken ve hazırladıkları eşyayı sergilerken gösterilmektedir.

Bu minyatürdeki araç ve gereçlerle fırının yapısı günümüzdekilerle benzerdir. Albümün bir başka minyatüründe ise renkli pencere camı yapımcıları betimlenmiştir. OsmanlI yapılarında renkli cam büyük bir ustalıkla kullanılmıştır. Ancak bunlar alçı çerçeveli olduğundan çok çabuk kırılmış, eski örnekler günümüze ulaşmamıştır. Dinsel yapılarda ve sivil mimaride, tepe pençeli rest ya da kafa penceresi denilen üst pencerelerde osmanlı cam sanatının özgün örnekleri bulunmaktadır. Bunlar arasında İstanbul'da Süleymaniye camisi'nin, Üsküdar Mihrimahsultan camisi'nin, Rüstem paşa camisi’nin, Yeni cami’nin, Topkapı sarayı’nın pencereleri sayılabilir.
Ad:  cam6.JPG
Gösterim: 79
Boyut:  125.9 KB
Osmanlılar'da kullanılan cam eşya, önceleri Avrupa'nın önemli cam üretim merkezlerinden geliyordu. 1569 tarihli bir belgeden Venedik'ten cam dışalımı yapıldığı öğrenilmektedir. Bunlar turk beğenisine ve kullanım gereksinimlerine göre hazırlanmıştır. 1700'lerden sonra Bohemya'dan da cam eşya alınmıştır. 1716'da Venedik camlarının alımı bir fermanla yasaklanmıştır. Geleneksel türk camcılığının da XVII. ve XVIII. yy.’larda geliştiği görülür.

Bu dönemde camcılık merkezi Eğri-kapı ile Tekfur sarayı arasındaki kesimdedir. Bakırköy Baruthane-i Amire çevresinde de cam parlatma atölyeleriyle güherçile ocakları kurulmuş, bu bölgeler dışında cam işleriyle uğraşmak yasaklanmıştır. Mustafa III döneminde (1757-1774), Tekfur sarayı çevresinde yaygın bir şişe ve camcılık merkezi oluşturulmuştu. Mahmut I zamanında (1730-1754) Fransa’dan cam ustaları getirilmiştir. Selim III döneminde (1789-1807), mevlevi Mehmet Dede'nin İtalya’ya gönderildiği, orada camcılıkla ilgili yenilikleri öğrenerek İstanbul'a döndüğü öne sürülür.

Abdülmecit zamanında (1839-1861). Çubuklu’da, Beykoz’da ve Incirköy'de yeni cam atölyeleri kuruldu. (BEYKOZ İŞİ.) incirköy'de Çeşmi Bülbül mahallesinde, çeşmibülbül olarak adlandırılan cam eşya üretildi. 1899'da Saul Modiano tarafından Paşabahçe'de, bugünkü Tekel fabrikasının yerinde “Fabbrica vetramidi D. Modiano” kuruldu, bir süre sonra da kapandı. Çokrenkli ve zengin bezemeli türk cam eşyaları arasında gülabdanlar, ibrikler, laledanlar, şamdanlar, sürahiler, şişeler, daldırmalar, kâseler, vazolar, kuş biçimi kaplar, şekerlikler, fincanlar, tabaklar sayılabilir.
Ad:  cam7.JPG
Gösterim: 63
Boyut:  85.6 KB
Günümüzde özellikle Paşabahçe şişe ve cam fabrikaları’nda, geleneksel formlara ve tekniklere bağlı kalınarak el yapımı cam eşya da üretilmektedir.
Kaynak: Büyük Larousse

Son düzenleyen Safi; 12 Kasım 2018 02:25
Mystic@L - avatarı
[email protected]
Ziyaretçi
27 Eylül 2006       Mesaj #2
Mystic@L - avatarı
Ziyaretçi
Cam ve cam eşyalarının tarihi, uygarlık tarihi kadar eskidir. Cam İslam mimarlığına "revzen" denilen alçı pencerelerle girmiş, kandil, bardak sürahi ve tabak gibi günlük eşyalarda geniş ölçüde kullanılmıştır. Cam işleri, XII. yüzyıl sonlarında "Memluk" ve "Eyyubi" dönemlerinde en parlak düzeye ulaşmıştır. "Selçuklu" ve "Artuklu" dönemlerinde ise, “şemsiye” denilen bombeli camlar üretilmiştir. Selçuklulardaki cam işlerinin son derece gelişmiş olduğu-az sayıda da olsa-kalan örneklerden anlaşılmaktadır. Konya Beyşehir Gölü kıyısında I. Alaaddini Keykubat’ın yaptırdığı "Kubadabad Sarayı" kazılarında mavi, yeşil, kahverengi, mor, sarı renkli yuvarlak veya bombeli pencere camları, renkli kadehler, şişe ve tabaklar bulunmuştur. Bu örneklerden Selçukluların cam işlerini hem elde, hem de çarkta yaptıkları anlaşılmaktadır. Oyma, kesme ve perdahlama teknikleriyle, camlara desen vermişlerdir.

Sponsorlu Bağlantılar


Osmanlılar döneminde ise, yeni usluplar geliştirilerek, cam işçiliği büyük ilerleme göstermiştir. İstanbul Bostancı Ocağı’nın bir kolu olarak Camcılar Ocağı kurulmuştur. Camcı esnafı Osmanlılar döneminde sağlam bir örgütlenmeye sahipti. "Camgeran" denilen camcı ve şişeci esnafının diğer loncalardaki gibi nazır, kethüda, nakib, çavuş, yiğitbaşı, duacı ve sahib-i karhane denilen atölyeleri olan ustaları vardı. Bunlar üretim kalitesini ve fiatları kontrol ederler, belli koşullara uymayan üretimler, nazır tarafından kırılarak işleyen ustalar cezalandırılırdı. Cam takan, cam satan esnaf ise, doğrudan "mimarbaşıya" bağlı blunuyordu.



Cam atölyeleri Eğrikapı’da "Tekfur Sarayı" çevresinde toplanmıştı. Bakırköy "Baruthane-i Amire” çevresinde ise, parlatma atölyeleri, camhane, güherçile kazan ve ocakları bulunuyordu. Kanuni Sutan Süleyman Han’ın "Rodos Seferi" sırasında, Osmanlılar camdan yapılmış humbaralar kullanmıştır. III. Murat Han’ın oğlu Şehsade Mehmet’in sünnet düğününü anlatan Surname-i Hümayun’daki minyatürlerde çeşitli sanat kollarını temsil eden loncaların Sultanahmet Meydanı’ndaki geçidinde camcı esnafına da yer verilmişti. Türk mimarlığında camın geniş uygulama alanı bulduğu revzenler, hem alçı, hem cam sanatı açısından büyük önem taşırlar. Başta "Topkapı Sarayı" , "Süleymaniye" , "Mihrimah" , "Rüstem Paşa" ve "Sultan Ahmet" gibi büyük camilerde. XVIII. yüzyılda "Mehmet Dede" adında bir Mevlevi dervişi, İtalya’ya giderek cam işçiliği üzerinde çalıştıktan sonra, İstanbul Beykoz’da kurduğu cam atölyesinde ürettiği “Beykoz İşi" diye adlandırılan ve ışığa tutulduğu zaman kırmızı rengi yansıtan billur kase, sahan, bardak, kupa, şişe, laledan ve gülabdanlar büyük ün salmıştır.



1848’de Sutan Abdülmecit Han’ın emriyle Paşabahçe’de büyük bir atölye kurulmuştur. Çubuklu’da da “çeşm-i bülbül” denilen cam eşyalar üretilmiştir. Çeşm-i bülbüller bir şerit cam, bir şerit seramik esaslı maddenin düşük sıcaklıktaki fırınlarda uzun süre bırakılarak kaynaştırılmasından elde edilmiştir. Geniş şeritleri, Türk zevkine uygun biçimleri ve kendine özgü özellikleriyle Avrupa’da üretilen benzerlerinden ayrılırlar.
Son düzenleyen Safi; 12 Kasım 2018 02:07
virtuecat - avatarı
virtuecat
Ziyaretçi
4 Ekim 2006       Mesaj #3
virtuecat - avatarı
Ziyaretçi
Anadolu uygarlıklarından elde edilen cam işçiliğinin seçkin örnekleri günümüzde "Cam"ın tarihi gelişimi konusuna ışık tutmaktadır.

Çeşitli model, formlarda vitray, Selçuklular döneminde geliştirilmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde İstanbul'un fethedilmesinden sonra camcılığın merkezi bu kent olmuştur. çeşm-i bülbül, Beykoz işi bu dönemden günümüze ulaşabilen tekniklerdir. Gazyağı lambaları, lale vazoları, gülsuyu şişeleri, fincan kaseleri, şekerdanlıklar, vitray panoları, karatlar, kadehler vb. diğer mutfak gereçleri bu teknikler kullanılarak üretilmiştir.

Anadolu'da camın ilk kez gözboncuğu olarak üretimi İzmir - Görece köyündeki ustalar tarafından gerçekleştirilmiştir. Anadolu'nun her tarafında temelinde nazar inancı olan cam boncukları görmek mümkündür.

Nazardan (kötü bakıştan) korunması istenen canlı, cansız tüm varlıklarda nazar boncuğu bulundurulur. Nazarlık yoluyla canlı veya nesneye yönelen bakışların dikkatinin başka bir nesneye yöneleceğine inanılır, bu nedenle nazar boncuğundan yapılan nazarlıklar canlının veya nesnenin görünen bir yerine takılır.


glass12lc99f6afg5glass13rd23c11hf9


Cam Katı mı, Sıvı mı?


Dokunulduğunda sert ve katı bir malzeme olan, gevrek ve kırılgan yapılı cam inanmayacaksınız ama, kimya termolojisinde “sıvı” olarak tanımlanır. Çünkü cam ısıtıldığında nitelikleri tamamen değişir, yumuşamaya başlar ve eğer yeterli derecede ısıtılırsa, su gibi akıcı olur.


glass2bc99f99ka8



Cam Füzyonu da Nedir???


Şeffaf ve renkli camın soğukken istenilen formda kesildikten sonra, belirlenmiş şekle göre yerleştirilip, cam için özel olan fırınlarda 750- 900 derecede pişirilir. Yapılan bu işleme de “cam füzyonu” denir.
Füzyon tekniği tamamen el işidir. Bu yüzden objelerden biri diğerine benzer, ama asla aynı olmaz.
Bu teknik, insanlık tarihinin en eski cam tekniklerinden biridir ve eski Mısır’ da 4500- 5000 yıl önce kullanılmıştır. Aynı dönemlerde bu teknik Anadolu’ da da kullanılmıştır. Özellikle Konya Karatay Medresesi Müzesi ve Ankara Sanat Müzesi’ nde bu eserleri görmek mümkündür.
Daha sonraları unutulmuş olan bu teknik, 1930’ lu yıllarda Amerikalı bir sanatçı tarafından tekrar kullanılmaya başlamış ve bugünkü teknolojiyle, batı kültürünün sanatsal ortamında yer almıştır.



glass9bc99fa9hs7



Türkiye’ de Cam İşçiliği


Türkiye’ de cam işçiliğinin geçmişi, Selçuk ve Osmanlı dönemlerine dayanır.
Selçuklular’ ın doğudan Anadolu’ ya göç ettikleri dönemden kalma bazı cam ürünleri, müze koleksiyonlarında yer almaktadır.
Osmanlı döneminde ise, cam sanatı oldukça ilerlemişti. Bu ilerleme, İstanbul’ un fethinden sonra daha da artmıştır. İstanbul Eğrikapı’ da bir cam yapım merkezi açılmıştır. Daha sonraları Eyüp, Balat, Ayvansaray, Beykoz, Paşabahçe, Çubuklu mevkilerinde çok farklı çeşitlerde cam üretimi yapan, cam atölyeleri kurulmuştur. III. Selim döneminde, bir Mevlevi Usta İtalya’ ya gönderilmiş ve bu usta döndüğünde İstanbul’ da bir atölye açmıştır. Çalışmaları arasında en popüleri Çeşm- i Bülbül olmuştur. Ülkemizde, ilk ulusal fabrika, Cumhuriyet döneminde Paşabahçe’ de “Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A.Ş.” adı ile kurulmuş, bunu birçok başka şirketler takip etmiştir.



glass14lc99fc8nj2glass20rc99fd8ne8


Çeşm- i Bülbül


Geleneksel olarak üretilen Türk cam ürünü “Çeşm- i Bülbül” dür.
Çeşm- i Bülbül “Venedik Filigrano Tekniği” nin Türkçe adıdır.
Anadolu atölyelerinde ustaların ürettiği Çeşm- i Bülbül’ ün tekniği, bugün cam endüstrisinin ilerlemiş yöntemlerinin bile geçemediği bir tekniktir.
Çeşm- i Bülbül tekniği, hata kabul etmeyen bir tekniktir. Hata yapıldığında düzeltmek neredeyse imkansızdır. Bu yüzden son derece büyük yetenek gerektiren bir işlemdir. Ürünün oluşundaki her etap titiz bir şekilde yapılmalı ve kısa bir zamanda bitirilmelidir.
Teknik şu şeklidedir:
  • Pipo denilen demir bir çubuk fırında eriyik halde bulunan cama batırılır.
  • Pipo bütün camı toplamak için döndürülür.
  • Cam potadan ayrılır, ocak dışında şekillendirilir ve soğutulur.
  • Bu şekilde biraz daha soğuk olan toplanmış cam, düzenli şekilde bir araya getirilmiş renkli cam çubuklar ile hazırlanan bir kalıba sokulur ve üflenir. Böylece çubuklar cama yapışır.
  • Ürüne son şekli kalıp içinde verilir, gereken döndürme işlemleri büyük bir titizlikle yapılır. Daha sonra ürün soğutularak metal çubuktan ayrılır.


glass4bc99ff7qz7


Cam Boncuk


Anadolu halkı’ nın yaygın bir şekilde ürettiği cam ürünü ise “cam boncuklardır”.
Anadolu halkı bu cam boncukları elde etmek için küçük fırınlar ve bu fırınlarda mutlaka odun ateşi kullanırlardı. Boncuklara elle kullanılan çok basit birkaç aletle form verilir, renkli güzel boncuklar bu şekilde üretilirdi.

glass17lc9a007zg3



Güvercin Şişe


Türk Cam Sanatı’ nın en önemli ürünlerinden biri de “güvercin” şeklinde üretilen cam şişedir. Bu ürün yüksek yetenek gerektiren birleşik tekniklerle üretilmiş olup, cam sanatı için son derece önemli bir üründür.


glass15bc9a036pw2

HayLaZ61 - avatarı
HayLaZ61
VIP BuGS_BuNNY
13 Mayıs 2007       Mesaj #4
HayLaZ61 - avatarı
VIP BuGS_BuNNY
Türkiye'de Cam


Cam günümüz modern çevresinin önemli bir parçasıdır. Basit bir su bardağından sofistike bir teknik donanım malzemesine kadar kullanım alanı geniştir. Camın kullanımı günlük hayatımızın o kadar büyük bir alanını kaplamaktadır ki etrafımızdaki doğal çevreden daha fazla onun farkına varırız. Ancak aslında cam doğal olmaktan çok öte, hatta tam tersine yapay bir malzemedir.

Cam dokunulduğunda sert ve katı bir malzemedir. Gevreksi bir yapısı vardır, sert bir yüzeyle aniden karşılaştığında kırılmaya meyillidir. Buna rağmen kimya terminolojisinde sıvı olarak tanımlanmaktadır. Yani sıvıları taşımak için tasarlanmış vazoların çoğu aslında sıvının kendi formudur. Cam sertleşmek için soğutulduğunda bu temel nitelikleri taşımaktadır ancak, ısıtıldığında nitelikleri tamamen değişir. Süneklik derecesine kadar yumuşamaya başlar ve eğer yeterli derecede ısıtılırsa su gibi akıcı olur.

Erken Dönem Cam Sanatı

Yaygın olarak camın tesadüs eseri keşfedildiğine inanılmaktadır. Camın keşfine dair en sık bahsi geçen açıklama Yunan tarihçi Piny'nin açıklamasıdır. Piny'e göre birtakım tüccarlar teknelerinden kıyıya çıktıktan sonra bir nehir kıyısında kamp kurmuşlar, nehir yatağında bir ateş yakmışlar. Sonraki gün ise önceki günün ateşinin külleri arasında şeffaf, parlak cam parçaları bulmuşlar. Erken dönemlerinde, cam sanatı daha çok Mısır ve Mezopotamya'da gelişmiştir. Bu bölgede odunla yanan cam ocaklarının var olduğu düşünülmektedir.

Türk Cam Yapımı

Türkiye'deki geleneksel cam ürün yapımı Selçuk ve Osmanlı dönemleri olarak ele alınabilir.

Selçuklu'ların doğudan Anadolu'ya yeni göç ettikleri dönemden kalma bazı Selçuklu cam ürünlerinin varlıkları bilinmektedir. Selçuklu ve Artuklular döneminin bazı parçaları bugün müze koleksiyonlarında yer almaktadır. Bunlar tamamen mimari dekorasyon ya da el yapımı ürünlerdir.

Osmanlı dönemi sırasında, bu dönemden kalan parçalardan da görülebileceği gibi cam sanatı oldukça ilerlemiştir. Cam endüstrisi özellikle İstanbul'un fethinden sonra bu şehirde oldukça gelişmiştir, Osmanlı döneminin lonca sistemi son derece iyi şekilde organize olmuştur. Her bir zanaatkar ve meslek grubu zanaatine ait ham madde temininden malzeme işlenişine, bitmiş ürünün şekli ve satış koşullarına kadar her konu ile ilgilenen bir sistem gelişmiştir. Sistem, ticaret ve zanaat üzerinde katı, disiplinli ve detaylı kurallardan oluşmuştur.

Geleneksel cam endüstrisi en iyi örneklerinden birçoğunu 17-18. yüzyıllarda ortaya koymuştur ancak bu dönemden elimizde çok az doküman kalmıştır. İstanbul Eğrikapı'da, Tekfur Sarayı ve Eğrikapı arasında yer almış bir cam yapım merkezinin olduğunu biliyoruz. III. Murat adına yapılmış bir minyatür o döneme ait bazı önemli belgeleri göstermektedir. Bu eser, bir cam yapımcıları kafilesini resimlemekte ve işçilerin hep beraber yanan bir ocağın çevresinde vazolar biçimlendirirken çalışan bir atölyeyi göstermesi açısından çok önemlidir. III. Murat'ın hakimiyetinde loncaların geçiş töreninde özel olarak inşa edilen bu atölyede kullanılan temel aletlere yakından baktığımızda, geleneksel teknikleri kullanan çağdaş atölyelerin de temelde benzer aletleri kullandığı görülmektedir.

Kanıtlar Osmanlı cam endüstrisinin İstanbul merkezli geliştiğini göstermektedir. Kaynaklar, dönemin başkentindeki Eğrikapı, Eyüp, Balat, Ayvansaray, Bakırköy, Beykoz, Paşabahçe, Çubuklu ve İncirköy mevkilerinde çok farklı çeşitlerde cam üretimi yapan cam atölyelerinin bulunduğunu göstermektedir.

Bu cam yapım merkezlerinde üretilen cam ürünler dışında, ayrıca başta farklı pazarların zevkine uygun olarak üretim yapılan, 13. yüzyılın en büyük cam ihracat merkezi Venedik olmak üzere çeşitli ülkelerden cam ithalatı da yapılmıştır. O dönemde Venedik'te bir Türk ticarethanesi de bulunmaktaydı. Venedik'te özellikle Türk pazarı için üretilen camın ithalatı 1716'da dönemin padişahı tarafından yasaklanmıştır ancak 1700'lerden itibaren başka bir merkezden, Bohemya'dan cam ithalatı devam etmiştir.

Ayrıca I. Mahmut döneminde Fransa'dan cam ustaları getirtildiği, Mehmet Dede ismindeki bir Mevlevi Dervişi'nin III. Selim döneminde cam yapım tekniklerini öğrenmek üzere İtalya'ya gönderildiği bilinmektedir. Söylenildiği üzere, söz konusu Mevlevi usta Beykoz, İstanbul'da bir atölye açmıştır ve çalışmaları arasında en popüleri Çeşm-i Bülbül olmuştur. 1899'da Saul Modiano adındaki bir Yahudi Levanten tarafından bugün eski Paşabahçe cam fabrikasının bulunduğu yerde 'Fabbrica Vetrami di D. Modiano, Constantinople' etiketli ürünler üreten, 1902 yılı itibariyle 500 kişiye iş imkanı sağlayan bir atölye kurulmuştur.

Cumhuriyet'in kuruluşu ile Türk cam endüstrisi yepyeni bir yön kazanmış ve 17 Şubat 1934'te diğer cam atölyelerine çok yakın bir yerde, Paşbahçe'de, Boğaz'ın yamaçlarında, meclis onayıyla ilk ulusal fabrika kurulmuştur. Türkiye İş Bankası tarafından "Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları A. Ş" adı ile kurulan bu fabrikayı çeşitli tarzlarda cam üretimi yapan birçok başka şirket takip etmiştir.

Paşabahçe, özellikle kuruluş yıllarında ülkenin her yerinden çok sayıda cam ustasını bir araya toplamış ve Türk cam tarihi için önemli bir cam yapım merkezi haline gelmiştir. Bu dönemin en önemli cam işçileri arasında, özellikle serbest şekil verilmiş ürünleri ile tanınan (baba) Yusuf Görmüş yer almaktadır.

Geleneksel Türk cam ürünü, Çeşm-i Bülbül ya da Venedik biçimi ile üretilen Türk filigranosu, Beykoz işi olarak da bilinir. Benzer yüksek kaliteli ürünler halen Venedik'te Murano'da üretilmektedir. Geleneksel Çeşm-i Bülbül dışında, Türk cam sanatının daha çok uygulamalı ya da dekoratif ürünler için uygun form ve tarzları benimsediği görülmekte, seramik sanatından edinilmiş birçok formun özellikle baskın olduğu bilinmektedir.

Çeşm-i Bülbül

Çeşm-i Bülbül filigrano tekniğine verilen Türkçe isimdir. Diğer filigrano teknikleri dünya çapındaki çeşitli cam merkezlerinde bilinmektedir. Çeşm-i Bülbül Anadolu atölyelerinin çıkardığı bir üründür. Bu teknik, modern cam endüstrisinin ilerlemiş yöntemlerinin bile geleneksel ustaların çalışmalarını geçemediği bir tekniktir.

cesm2
ÇeşmibülbülÇeşm-i Bülbül son derece kalifiye bir tekniktir. Ürünün oluşumundaki her bir etap titiz bir şekilde yerine getirilmeli ve çok kısa bir zamanda bitirilmelidir. Teknik, genel olarak farklılık göstermeyebilir ama her bir ustanın ona yaklaşımı, yani tarzı farklı olacaktır. Bu teknik asla hata kabul etmez. Hata yapıldığında düzeltmek neredeyse imkansızdır, bu nedenle camı yapmak için ortaya konan kuralların her biri büyük bir kesinlikle yerine getirilmelidir.


Teknik şu şekilde işlemektedir;
  1. Demir bir çubuk, yani pipo, fırında eriyik halde bulunan cama daldırılır.
  2. Pipo bütün camı toplamak için döndürülür.
  3. Cam potadan ayrılır ve ocak dışında şekillendirilir ve soğutulur.
  4. Bu aşamada biraz daha soğuk olan toplanmış cam, düzenli şekilde bir araya getirilmiş renkli cam çubuklar ile hazırlanan bir kalıba sokulur ve üflenir, çubuklar cama yapışır.
  5. Oluşturulan form tekrar potaya götürülerek cam çubukların tamamen yapışması sağlanır.
  6. Ürüne son şekli kalıp içinde verilir, bu aşamada gerekli olan döndürme işlemi elle yapılır. Bu son derecede büyük bir yetenek gerektiren bir işlemdir.
  7. Biten ürün soğutulur ve metal çubuktan ayrılır.
Cam Boncuk Yapımı

boncuk01
Cam BoncukCam boncuk yapımı cam üretiminin en cazip şekillendiren biridir. Bir halk sanatı olarak yaygın bir şekilde üretilen cam boncuklar küçük fırınlarda yapılır. Cam odun ateşinde yumuşatılır ve boncuklar elle kullanılan son derece basit birkaç aletle çeşitli formlar verilerek üretilir.


Cam boncuk üretiminde kullanılan yöntemler, fırının odunla yakılması ve cam üreticinin özellikleri yaklaşık 3000 yıllık bir geçmişe dayanır. Bugün yapılan boncuklarda bile nihai ürün daha önceki dönemlerdeki ürünlerden çok az farklılık gösterir ve görevleri de elbette çok az değişmiştir.

'Güvercin' Şişe

Birleşik tekniklerle üretilen Anadolu cam ürünleri arasında en ilginç ve en tipik olanı, Anadolu atölyelerinde son derece yüksek bir yetenek ile üretilen güvercin şeklindeki şişedir. Yüksek yetenek gerektiren teknikleri kullanılması gerektiği için cam sanatı için son derece önemli bir üründür.
Pirana Kovalayan Çılgın Hamsi...
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
13 Kasım 2018       Mesaj #5
Safi - avatarı
SMD MiSiM
Türkiye’de cam işçiliği ve sanayisi. Türkl rin Orta Asya’dan beri cam kullandıktan anlaşılmaktadır. Artuklu ve Selçuklu saray- lannda ele geçen renkli cam parçalan, bu yapılarda vitraylann varlığını gösterir. Ayn- ca bu dönemde oyma, kesme ve kalıplama teknikleri uygulanarak yazı, bitki ve hayvan figürleriyle bezenmiş cam kaplar da yapılmıştır.
Osmanlılann elinde cam işi başlı başına bir sanayi ve sanat halini aldı. Cam eşya yapımı İstanbul’un almışından sonra bu kentte toplanmıştı. Osmanlı dönemi Türk camcılığıyla ilgili en eski belgeler 16. yüzyıldan kalmadır. Süleymaniye Camisi ve Külli- yesi’nin yapılışı sırasında tutulmuş muhasebe defterleri, inşaatla ilgili emir ve fermanlar, cam ustaları ve bunlann yaptığı işlere ilişkin bilgiler vermektedir. Bu yüzyıla ait belgeler arasında III. Murad döneminde (1574-95) yapılan büyük bir şenlikle (1582) ilgili Surname-i Hümayun da (Topkapı Sarayı Müzesi Kütüphanesi) büyük önem taşımaktadır. Burada yer alan minyatürlerden birinde, bir arabanın üstünde kurulmuş cam ocağının çevresindeki cam ustaları, üretim

yaparken görülmektedir. Ustaların çalışma biçimini ve kullandıkları aletleri gerçeğe uygun olarak gösteren bu minyatür, Türk camcılığının o yüzyıldaki düzeyini yansıtması bakımından ilginçtir. Camcı esnafı, bir camcılar ocağı aracılığı ile devlete bağlıydı. Camger adı verilen ustalar kendi aralarında çeşitli uzmanlık bölüklerine ayrılarak çalışırlardı. Sandık ya da tane hesabıyla satılan cam işlerinin üretimi, başta Eğrikapı, Tekfur Sarayı, Bakırköy, Eyüp, Balat ve Ayvansaray olmak üzere belirli merkezlerde toplanmıştı. Batı ülkelerinde hızla gelişen cam üretimi karşısında, İstanbul cam atölyelerinin yeniden düzenlenmesi gerekmiş, 18. yüzyıl sonlarında Çubuklu’da kurulan imalathaneyle bu alanda yeniden bir canlanma olmuştu. Beykoz işiMsn Star ve çeşmibülbülMsn Star adıyla tanınan ürünler bu dönemin yapıtlarıdır. 1899’da bir Yahudi girişimcinin Paşabahçe’de, bugün Tekel fabrikasının olduğu yerde kurduğu fabrika ile modern cam eşya üretimine geçildi.
Bütünüyle özel sektör statüsünde bulunan cam sanayisinin Cumhuriyet döneminde kurulan ilk fabrikası, 1933’te açılan bardak fabrikasıydı. I. Beş Yıllık Sanayi Plam’nda

öne çıkarılan sektörlerden cam sanayisi, bu dönemde alınan kararlara da uygun olarak, Türkiye İş Bankası’ndan büyük maddi destek gördü. 1934’te kurulan Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları AŞ, bugünkü cam sanayisinin gerçek anlamdaki başlangıcıdır. Şirketin 1935’te üretime geçen ilk fabrikası olan ve İstanbul’da kurulu bulunan Paşabahçe, bugün de Türkiye’deki en büyük cam eşya fabrikası durumundadır.
1960’lara değin, ampul üreticileri ile birkaç küçük özel girişimci dışında, cam sanayisine önemli bir yatırım yapılmadı. 1960’lann başında İstanbul’da Paşabahçe dışında yaklaşık 30, İzmir’de 2, Adapazan’nda da 1 üretici vardı ve bunların toplam üretim kapasitesi (yüzde 50’si Paşabahçe’nin kurulu kapasitesi olmak üzere) yılda 70-80 bin ton kadardı.
1960 sonrasında, Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları AŞ, kalkınma planlarından gördüğü destekle hızlı bir gelişme dönemine


girdi ve art arda teknoloji yenileyen ve yeni ürünler geliştiren büyük boyutta yatırımlar yaptı. Örneğin ilk düz (levha) camı üreten Çayırova Fabrikası 1961’de, ısıya dayanıklı laboratuvar ve ev gereçleri üreten Teknik Cam 1968’de, sınai kaplar üreten Topkapı Fabrikası 1969’da, el yapımı kristal ürünler çıkaran Sinop Cam 1980’de, yüzdürme tekniğiyle düz cam ve renkli cam üreten Trakya Cam 1981’de, ev eşyaları üreten Kırıkkale Fabrikası 1984’te üretime geçti. Anadolu Cam, Cam İşleme ve Cam Elyaf gene aynı şirketin bu alandaki öteki yatırımlarıdır. Şişe-Cam, cam sanayisinde hammadde ve ara malların da önemli bir kısmını üretmektedir. Örneğin Soda Sanayii AŞ bu şirkete bağlı bir kuruluştur. 1961’de 25,8 bin ton olan cam sanayisi üretimi, 1970’te 159,9 bin tona, 1977’de 390 bin tona, 1985’te 677,7 bin tona, 1991’de de 871,1 bin tona ulaşmış bulunuyordu.
Cam ürünlerinin her birinde kurulu üretim kapasitesinin yüzde 75-80’i Türkiye Şişe ve Cam Fabrikaları AŞ’nin elindedir. Bu oran, şirketin yenileme ve yeni yatırımlarıyla artmaya devam etmektedir. Ön dört bini aşkın işçi çalıştıran şirket, Türkiye’nin cam ve cam ürünleri ihracatında da en büyük kuruluştur. Cam ürünleri ihracatı miktar olarak 1985’te 283,4 bin ton, 1991’de 324 bin ton olmuştur. İhracatın önemli kalemleri ev eşyası, cam kaplar ve sanayi camı ürünleridir. Cam ürünleri ithalatı, yerli üretimdeki artışlar ve korumacılık nedeniyle sınırlıysa da, 1980’lerin ikinci yansındaki liberasyon nedeniyle artma eğilimi içine girmiştir.
kaynak: Ana Britannica
SİLENTİUM EST AURUM
Hızlı Cevap
Mesaj:

Benzer Konular

6 Şubat 2018 / Misafir Türkiye Cumhuriyeti
23 Ekim 2008 / virtuecat Türkiye Cumhuriyeti
28 Şubat 2013 / Misafir Türkiye Cumhuriyeti
28 Kasım 2005 / Misafir Türkiye Cumhuriyeti
25 Şubat 2012 / virtuecat Türkiye Cumhuriyeti