SIKIŞMAK gçz. f.
1. Bir topluluk ya da birden fazla şey sözkonusu olduğunda, birbiri üzerine yığılmak, sıkışık, tıkanık durumda olmak, dar bir yere sığışmak: Çocuklar bu sınıfta çok sıkışacaklar. Biraz daha sıkışalım, arkadaş da otursun. Trafik tam bu noktada sıkışıyor.
2. Baskı yaratan iki şey ya da şeyler arasında kalmak, kısılmak: Parmağı kapıya sıkışmak. Kazada sürücü koltukla direksiyon arasında sıkışıp kalmıştı.
3. Bir şeyden söz ederken, kımıldamaz, oynamaz duruma gelmek, hareket etmez olmak: Çekmece sıkışmış, açılmıyor.
4. Bir kimseden söz ederken, güç, sıkıntılı bir durumda kalmak, parasal sıkıntısı olmak, başı sıkışmak: Ne zaman sıkışırsa annesini arar. Bu ay çok sıkışırsam senden borç alırım:
5. Bir kimseden söz ederken, tuvalete gitmek ihtiyacı duymak.
6. Kalbi, göğsü sıkışmak, kasılmak, daralma, çarpıntı duymak.
7. Paraya sıkışmak, nakit para sıkıntısı içinde olmak. || Bir şeyin arasına, bir şeyine belli bir miktar para sıkışmış, tamiri için belirtilen miktarda para ödendiğini belirtmek için kullanılır: Buzdolabının motoruna elli bin lira sıkışmış.
♦ sıkıştırmak g. f.
1. Bir şeyi, bir kimseyi sıkıştırmak, belli bir yere daha çok sayıda sığmalarını sağlamak amacıyla nesneleri, insanları birbirine iyice yaklaştırmak: Sınıftaki sıraları sıkıştırmak. Vfenı gelenlere yer açmak için masada oturanları sıkıştırmak.
2. Bir şeyi başka iki şeyin arasına sıkıştırmak, sıkı durması için her iki yandan onu bastırmak: Piposunu dişlerinin arasına sıkıştırmak. Demiri mengenenin iki kolu arasına sıkıştırmak.
3. Bir şeyi (bir yere) sıkıştırmak, bir şeyin baskıyla iki şey arasında kalmasına yol açmak: Parmağını jfapıya sıkıştırmış.
4. Bir şeyi sıkıştırmak, gevşek ya da yerinden oynamış bir şeyi sıkı bir duruma getirmek: Paketin bağını sıkıştırmak, Vidalan sıkıştırmak.
5. Bir şeyi bir yere sıkıştırmak, genellikle dar bir yere uygun bir biçimde yerleştirmek: Sehpayı köşeye sıkıştırabilirsiniz.
6. Bir kimseyi bir yere sıkıştırmak, onu itmek, serbestçe hareket edemez bir duruma getirmek: Bir yayayı duvarın köşesine sıkıştıran sürücü.
7. Bir şeyi belli bir zamana sıkıştırmak, sınırlı, görece kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleştirilmeye çalışılan işler arasına bir olay, durum, eylem vb. sokmak, sığıştırmak: Bu kadar iş arasında bir de gitar kursu sıkıştıramam.
8. Bir kimseyi sıkıştırmak, onu acele davranmaya, çabuk olmaya zorlamak: Beni sıkıştırma, daha fazlası elimden gelmez; yanıt vermede, karar vermede güç bir duruma sokmak; köşeye sıkıştırmak: Gazeteciler basın toplantısında onu çok sıkıştırdılar; onu bir köşeye kıstırarak mıncıklamak (tkz.).
9. Bir kimseyi bir şey yapması için sıkıştırmak, o kimseyi zorlamak, yapması için üstelemek: Ailesi doktora yapması için onu sıkıştırıyor.
10. Bir şeyi, bir kimsenin eline, avucuna sıkıştırmak, onu yavaşça, sezdirmeden bir kimseye vermek, tutuşturmak: Eline birkaç kuruş sıkıştır, istediğini kolayca yap.
—Avc. Koşucu köpeklerden söz edildiğinde, havlayarak yaban domuzunu zorlamak. || Av köpeğinden söz edildiğinde, av hayvanını uzun süre kovalayarak kıstırmak.
—Bayınd. Killi-kumlu topraklardan oluşan bir yapıya (kanal şevleri, su biriktirme şeddeleri, bir havuzun tabanında sızdırmaz- lık katmanı) sızdırmazlık kazandırmak için sıkıştırıcı bir silindir yardımıyla bu yapıyı tıkız duruma getirmek.
—Bayınd. ve Mad. oc. Sıkıştırma işlemini uygulamak.
—Çiçekç. Bitkinin dibini sıkıştırmak, yeni dikilmiş bir bitkinin köklerini ve çevresindeki toprağı dikeleçle sıkıca bastırmak.
—Hidr. bağl. Betonu sıkıştırmak, bir iç vibratör yardımıyla betonun akışkanlığını artırmak ve bünyesindeki boşlukları gidererek tıkız ve dayanıklı olmasını sağlamak.
—Metalürj. Kumu sıkıştırmak, dökümcülükte bir modelin etrafına hazırlanan bir çerçeve ya da bir maça kutusu içine yerleştirilen kumu, hem bu araçlarla temasını sağlamak hem de gerekli olan tıkızlığı vermek üzere sıkıştırmak. (Sıkıştırma basınç, hızla fırlatma, sarsma ve titreşimle yapılabildiği gibi parmakla, ayakla ya da bir el aletiyle de yapılabilir.)
—Spor. Bir yarışçıyı sıkıştırmak, bir koşuda, yarışmacının koşu alanını engelleyerek hızını azaltmak ve geçmesini engellemek.
—Tarım. Toprağı merdane ile bastırmak. || Toprak çok nemli iken üzerinden bir tarım aracı ya da bir taşıt geçirerek fiziksel durumunu bozmak. (Böylece sıkıştırılmış olan toprak tıkızlaşır ve köklerin girmesini güçleştirir. Toprağın derinliğindeki tıkızlaştırılmış tabaka bir sürme, işleme vb. tabanı oluşturur.)
♦ sıkıştırılmak edilg. f. Sıkıştırmak eylemine konu olmak.
—ElektroakUst. Sıkıştırılmış montaj, işitsel ya da görsel kayıt ortamını geçiş olmaksızın keserek ve birleştirerek elde edilen işlem.
—Metalürj. Sıkıştırılmış çelik, külçe dökümünden hemen sonra presle sıkıştırma işleminden geçirilen çelik; bu işlem ürünün özelliklerinin geliştirilmesini sağlar.
1. Bir topluluk ya da birden fazla şey sözkonusu olduğunda, birbiri üzerine yığılmak, sıkışık, tıkanık durumda olmak, dar bir yere sığışmak: Çocuklar bu sınıfta çok sıkışacaklar. Biraz daha sıkışalım, arkadaş da otursun. Trafik tam bu noktada sıkışıyor.
Sponsorlu Bağlantılar
3. Bir şeyden söz ederken, kımıldamaz, oynamaz duruma gelmek, hareket etmez olmak: Çekmece sıkışmış, açılmıyor.
4. Bir kimseden söz ederken, güç, sıkıntılı bir durumda kalmak, parasal sıkıntısı olmak, başı sıkışmak: Ne zaman sıkışırsa annesini arar. Bu ay çok sıkışırsam senden borç alırım:
5. Bir kimseden söz ederken, tuvalete gitmek ihtiyacı duymak.
6. Kalbi, göğsü sıkışmak, kasılmak, daralma, çarpıntı duymak.
7. Paraya sıkışmak, nakit para sıkıntısı içinde olmak. || Bir şeyin arasına, bir şeyine belli bir miktar para sıkışmış, tamiri için belirtilen miktarda para ödendiğini belirtmek için kullanılır: Buzdolabının motoruna elli bin lira sıkışmış.
♦ sıkıştırmak g. f.
1. Bir şeyi, bir kimseyi sıkıştırmak, belli bir yere daha çok sayıda sığmalarını sağlamak amacıyla nesneleri, insanları birbirine iyice yaklaştırmak: Sınıftaki sıraları sıkıştırmak. Vfenı gelenlere yer açmak için masada oturanları sıkıştırmak.
2. Bir şeyi başka iki şeyin arasına sıkıştırmak, sıkı durması için her iki yandan onu bastırmak: Piposunu dişlerinin arasına sıkıştırmak. Demiri mengenenin iki kolu arasına sıkıştırmak.
3. Bir şeyi (bir yere) sıkıştırmak, bir şeyin baskıyla iki şey arasında kalmasına yol açmak: Parmağını jfapıya sıkıştırmış.
4. Bir şeyi sıkıştırmak, gevşek ya da yerinden oynamış bir şeyi sıkı bir duruma getirmek: Paketin bağını sıkıştırmak, Vidalan sıkıştırmak.
5. Bir şeyi bir yere sıkıştırmak, genellikle dar bir yere uygun bir biçimde yerleştirmek: Sehpayı köşeye sıkıştırabilirsiniz.
6. Bir kimseyi bir yere sıkıştırmak, onu itmek, serbestçe hareket edemez bir duruma getirmek: Bir yayayı duvarın köşesine sıkıştıran sürücü.
7. Bir şeyi belli bir zamana sıkıştırmak, sınırlı, görece kısa bir zaman dilimi içinde gerçekleştirilmeye çalışılan işler arasına bir olay, durum, eylem vb. sokmak, sığıştırmak: Bu kadar iş arasında bir de gitar kursu sıkıştıramam.
8. Bir kimseyi sıkıştırmak, onu acele davranmaya, çabuk olmaya zorlamak: Beni sıkıştırma, daha fazlası elimden gelmez; yanıt vermede, karar vermede güç bir duruma sokmak; köşeye sıkıştırmak: Gazeteciler basın toplantısında onu çok sıkıştırdılar; onu bir köşeye kıstırarak mıncıklamak (tkz.).
9. Bir kimseyi bir şey yapması için sıkıştırmak, o kimseyi zorlamak, yapması için üstelemek: Ailesi doktora yapması için onu sıkıştırıyor.
10. Bir şeyi, bir kimsenin eline, avucuna sıkıştırmak, onu yavaşça, sezdirmeden bir kimseye vermek, tutuşturmak: Eline birkaç kuruş sıkıştır, istediğini kolayca yap.
—Avc. Koşucu köpeklerden söz edildiğinde, havlayarak yaban domuzunu zorlamak. || Av köpeğinden söz edildiğinde, av hayvanını uzun süre kovalayarak kıstırmak.
—Bayınd. Killi-kumlu topraklardan oluşan bir yapıya (kanal şevleri, su biriktirme şeddeleri, bir havuzun tabanında sızdırmaz- lık katmanı) sızdırmazlık kazandırmak için sıkıştırıcı bir silindir yardımıyla bu yapıyı tıkız duruma getirmek.
—Bayınd. ve Mad. oc. Sıkıştırma işlemini uygulamak.
—Çiçekç. Bitkinin dibini sıkıştırmak, yeni dikilmiş bir bitkinin köklerini ve çevresindeki toprağı dikeleçle sıkıca bastırmak.
—Hidr. bağl. Betonu sıkıştırmak, bir iç vibratör yardımıyla betonun akışkanlığını artırmak ve bünyesindeki boşlukları gidererek tıkız ve dayanıklı olmasını sağlamak.
—Metalürj. Kumu sıkıştırmak, dökümcülükte bir modelin etrafına hazırlanan bir çerçeve ya da bir maça kutusu içine yerleştirilen kumu, hem bu araçlarla temasını sağlamak hem de gerekli olan tıkızlığı vermek üzere sıkıştırmak. (Sıkıştırma basınç, hızla fırlatma, sarsma ve titreşimle yapılabildiği gibi parmakla, ayakla ya da bir el aletiyle de yapılabilir.)
—Spor. Bir yarışçıyı sıkıştırmak, bir koşuda, yarışmacının koşu alanını engelleyerek hızını azaltmak ve geçmesini engellemek.
—Tarım. Toprağı merdane ile bastırmak. || Toprak çok nemli iken üzerinden bir tarım aracı ya da bir taşıt geçirerek fiziksel durumunu bozmak. (Böylece sıkıştırılmış olan toprak tıkızlaşır ve köklerin girmesini güçleştirir. Toprağın derinliğindeki tıkızlaştırılmış tabaka bir sürme, işleme vb. tabanı oluşturur.)
♦ sıkıştırılmak edilg. f. Sıkıştırmak eylemine konu olmak.
—ElektroakUst. Sıkıştırılmış montaj, işitsel ya da görsel kayıt ortamını geçiş olmaksızın keserek ve birleştirerek elde edilen işlem.
—Metalürj. Sıkıştırılmış çelik, külçe dökümünden hemen sonra presle sıkıştırma işleminden geçirilen çelik; bu işlem ürünün özelliklerinin geliştirilmesini sağlar.
Kaynak: Büyük Larousse
X-Sözlük Konusu: ne demek anlamı tanımı.

Sıkışmak Nedir?
