Arama

Karışmak Nedir?

Güncelleme: 27 Şubat 2016 Gösterim: 835 Cevap: 2
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
27 Şubat 2016       Mesaj #1
Safi - avatarı
SMD MiSiM
KARIŞMAK gçz. f.
1. Bir araya gelerek, birbirleri içinde eriyip bir bütün oluşturmak, birbirinin içine girmek: Renkler bir anda birbirine karıştı. Zeytinyağıyla su karışmaz.
Sponsorlu Bağlantılar
2. Öğeleri birbirinin içine girmek, dağınık, düzensiz bir duruma gelmek; karmakarışık olmak: Saçların karışmış, tarasana. Yünler karışmış.
3. Düzenli, derli toplu bir şey, bir yer söz konusuysa, düzeni bozulmak: Kitaplar karışmış Kitaplıktaki her şey birbirine karışmış.
4. Bir duygu söz konusuysa, aynı zamanda, farklı ya da zıt bir başka duyguyu da içermek: Sevincine belli belirsiz bir hüzün karışmıştı.
5. Durgunluğunu, duruluğunu yitirmek; bulanmak, bozulmak: Deniz birdenbire karıştı. Hava karışmış ortalığı altüst eden bir fırtına başlamıştı.
6. Kafası, aklı vb. karışmak, düşünceleri birbirine girmek, doğru düşüneme- mek: Bu olaydan sonra kafası iyice karıştı.
7. Belirsiz bir bütün halinde birleşe- rek, açıklığını, anlaşıldığını yitirmek: Yazıda her şey birbirine karışmış. Konu iyice karıştı, içinden çıkamıyorum.
8. Bir kimseye, işlerine karışmak, istenmediği halde bir kimseye, yaptığı bir şeye müdahale etmek, işlerine burnunu sokmak: işlerime karışmandan hoşlanmıyorum. Bildiklerini yapsınlar, sen karışma. Sizi ilgilendirmeyen işlere lütfen karışmayınız.
9. Bir gruba karışmak, bir grubun üyeleriyle kaynaşmak, o gruptan ayrı durmamak, diğer kimselerin etkinliklerine katılmak: Niçin arkadaşlarının arasına karışmıyorsun? Git, sen de onlara karış.
10. Bir işe karışmak, olumsuz görülen bir işe, bir eyleme katılmak, onda payı olmak: Uyuşturucu işine o da karışmış.
11. Akarsu söz konusuysa bir başka akarsuyla birleşmek: Fırat ve Dicle Basra körfezi yakınlarında birbirlerine karışırlar.
12. Birbirleriyle ilişkili işler sözkonusuysa, içinden çıkılmaz bir durum almak: Mahkemenin kararından sonra işler iyice karıştı.
13. Bir etkinliğe, göreve vb karışmak, bir kimse, bir kurum vb. sözkonusuysa, o etkinlikten, o görevden vb. sorumlu olmak: Bu işlere belediye karışır.
14. Karışmam, bir eylemi onaylamayan, onun sonuçlarının sorumluluğunu yüklenmek istemeyen kimsece söylenir: Bu elbise çok pahalı, alma, ay sonunda parasız kalırsan, karışmam. || Karışmam hal, kaba kuvvet kullanılacağını ima ettiren gözdağı sözü. || Bir kimsenin karışanı görüşeni olmamak, işine kimse karışmamak, başına buyruk biçimde dilediği gibi yaşamak.

—Balıkç. Olta ipi için, av sırasında balığın ya da balıkçının çekmesi sonucu çöpleşmek.

karışılmak edilg. f: Bir kimsenin hareketlerine, eylemlerine müdahale edilmek: Zavallı çocuğun nerdeyse nefes almasına bile karışılıyor.

karıştırmak ettirg. f.
1. Bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak, şeyleri karıştırmak, onları birbirine katmak, birleştirmek; bir bütün, bir bileşim oluşturmak için onları bir araya getirmek; özellikle de daha önce ayrı olan öğelerini bir bütün oluşturmaları için birbirine katıp birleştirmek; karışım yapmak: Tuzu, karabiberi, zeytinyağını, salçayı ve sirkeyi karıştırarak zeytin-yağlı-sirkeli bir sos yapmak. Renkleri karıştırmak. Gri elde etmek için siyahla beyazı karıştırmak.
2. Şeyleri karıştırmak, onları karmakarışık etmek: Gezi fotoğraflarımın hepsini birbirine karıştırmışsın.
3. Bir şeyi başka bir şeyle karıştırmak, bir düzene sokmaksızın bir şeyi başka bir şeyle bir araya getirmek: Mektuplarla faturaları sakın karıştırma.
4. Bir şeyi karıştırmak, içindekilerin ne olduğunu anlamak ya da aradığı bir şeyi bulmak için onu elle yoklamak, aramak: Çekmeceleri kim karıştırdı? Çantasını karıştırıyor, ama bir türlü anahtarını bulamıyordu.
5. Bir yemeği karıştırmak, dibini tutmaması vb. için kaşıkla altüst etmek, dairesel hareketler yapmak: Çorbayı kaynayıncaya kadar karıştırmaksın.
6. Bir şeyle, bir kimseyle bir şeyi, bir kimseyi karıştırmak, kimseleri, şeyleri (birbirine) karıştırmak, onları birbirinden ayırt edememek, düşüncede onları aynı kabul etmek, özellikle birini diğeri sanarak yanılmak; tümünü belirsiz bir bütün biçiminde bir araya getirmek: Öyle çok benziyorlardı ki herkes onları karıştırıyordu. Kibarlıkla zayıflığı birbirine karıştırmamak gerekir. Düşle gerçeği karıştırmak. Artık herkesi, adları birbirine karıştırıyor. Tarihleri karıştırmak. Herşeyi birbirine karıştırıyorsun, ondan söz etmiyorduk ki.
7. Bir kimseyi bir eyleme karıştırmak, onun o işe katılmasına neden olmak, onu da o işin içine sokmak: Beni bu işe karıştırmayın.
8. Bir aygıtı, bir aracı karıştırmak, onu kurcalamak, onunla oynamak: Televizyonu sakın karıştırma, bir tamirci çağır.
9. Kitap, dergi, gazete vb karıştırmak, onları üstünkörü okumak, gözden geçirmek ya da parça parça okumak: Gazeteleri karıştırdım, önemli hiçbir haber yok. Dün gece bu konuda birkaç kitap karıştırdım.
10. Bir kimsenin aklını, kafasını, zihnini karıştırmak, onu şaşkınlık içinde bırakmak, bilgilerinden, düşüncelerinden kuşkulanmasına neden olmak.

—Birac, Mayşe karıştırmak, mayşeleme esnasında kazandaki mayşeyi, kazanın alt tarafına yerleştirilen pervane ile karıştırma işlemi.

—Camc. Erimiş camı gaz çıkarabilecek bir maddeyle (örn. patates) potada çalkalamak.

—Mutf. Pişme sırasında kesilmesini, soğuma sırasında kaymak tutmasını önlemek için bir sosu ya da bir kremayı çevirmek.

—Oy. Oyun kâğıtlarını karıştırmak, onları karmak. || Oyun bitmeden, bütün kartları harman etmek.

—Telekom. Yayın karıştırmak, gerek kazayla, gerek isteyerek, özellikle bir radyo yayınını bozmak.

karıştırılmak edilg. f. Karıştırmak eylemine konu olmak.

Kaynak: Büyük Larousse

X-Sözlük Konusu: ne demek anlamı tanımı.
SİLENTİUM EST AURUM
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
27 Şubat 2016       Mesaj #2
Safi - avatarı
SMD MiSiM
karışmak
(ile edatıyla kullanılan fiil)
Sponsorlu Bağlantılar

1 . İki veya ikiden çok şey bir araya gelip birbirinin içinde dağılmak, birbirinin içine girmek:
"Araba sallana sallana içim bağrım birbirine karıştı."- H. R. Gürpınar.
2 . (nesne almayan fiil) Düzensiz, dağınık olmak:
"Yanıma her tarafı titreyerek, sapsarı, sakal bıyığa karışmış bir hâlde geldi."- R. H. Karay.
3 . (nesne almayan fiil) Bulanmak, duruluğunu yitirmek.
4 . (nesne almayan fiil) Açıklığını yitirmek, anlaşılması güçleşmek:
"Kaymakam işin karıştığını anlayarak..."- M. Ş. Esendal.
5 . Engellemek, araya girmek; müdahale etmek:
"Sokakta herkes kadın kıyafetine karışmak hakkını kendinde görürdü."- F. R. Atay.
6 . (-e durum ekiyle kullanılan fiil) Bir araya gelmek, katılmak:
"Bingazi'deki muharebeye karışmak için beraber yola çıktığım arkadaş Kahire'de hastalanmıştı."- Ö. Seyfettin.
7 . (-e durum ekiyle kullanılan fiil) İlgilenmek, müdahale etmek, el atmak:
"Ben, dedim, başkalarının soy adlarına nasıl karışabilirim?"- M. Ş. Esendal.
8 . (-e durum ekiyle kullanılan fiil) Yetkisinde bulunmak, bakmak, iş edinmek, işi olmak.

Atasözü, deyim ve birleşik fiiller
(birinin) karışanı görüşeni olmamak
SİLENTİUM EST AURUM
Safi - avatarı
Safi
SMD MiSiM
27 Şubat 2016       Mesaj #3
Safi - avatarı
SMD MiSiM
karıştırmak
(-i durum ekiyle kullanılan fiil, -e durum ekiyle kullanılan fiil, ile edatıyla kullanılan fiil)

1 . Karışma işini yaptırmak.
2 . İçinde ne olduğunu anlamak veya aradığını bulmak amacıyla elle yoklamak:
"Ceplerimi karıştırdım, bozuk para bulamadım."- F. R. Atay.
"Eskici, pabuçları hemen bulacağını sanarak tezgâhın altını karıştırdı."- M. Ş. Esendal.
3 . Yemeği dibinin tutmaması için kaşıkla altüst etmek.
4 . Kurcalamak, oynamak.
5 . Okumak, araştırmak, incelemek:
"...saatlerce, istediğim kitapları, divanları, Servet-i Fünun koleksiyonlarını karıştırdım."- Y. Z. Ortaç.
6 . Göz atmak, üstünkörü okumak:
"Verdiğim cevapları dinlemiyor gibi dalgın, parmaklarıyla bir risaleyi karıştırıyordu."- H. Z. Uşaklıgil.
7 . Ayırt edememek, tam olarak seçememek.
SİLENTİUM EST AURUM