Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Akademik Forumlar :: > Edebiyat
Sponsor Bağlantılar
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 05-11-2006   #1 (mesaj-linki)
Roman ve Roman Türleri

Roman
Bir düzyazı türü olan roman, insan ilişkilerini anlatımıdır diyebiliriz. İnsanın yaşadığı Serüvenler, iç dünyasının gerçekliği; insan-insan, insan-mekan, insan-doğa ilişkileri yaşadığı ortamın özellikleri toplumsal olay ya da olgular ekseninde belli insanlık durumları öne çıkarılarak işlenir.
Romanın burjuva toplumunun bir ürünü olduğu, 18. ve 19. yüzyılda gerçek kimliğine kavuştuğu söylense de; burjuva öncesi dönemde, özellikle Ortaçağ ve Rönesans edebiyatında kimi roman örneklerine rastlamaktayız. Romanın ortaya çıkışında söylenceler, destanlar, kahramanlık öyküleri ve masalları ilk kaynak olarak alabiliriz. Roman sanatının günlük yaşama dönük soyutlayıcı bakışı öncesinde ise söylenceler, mitolojik öyküler, şövalye ve kahramanlık öyküleri, anılardır. Romana ilk elden kaynaklık eden Pikaresk roman anlayışıyla "yeni bir insan tipi" ortaya çıkarılır. Romandaki ana figür olan "tip" dünyaya ve toplumsal yaşama "aşağıdan yukarıya doğru yönelmiş" bir bakışla bakar, bu eksende gezgin bir ruhla yaşar. Sürekli bir dönüşüm içindedir.
İlk başarılı roman örneğini 17. Yüzyılda Miguel de Cervantes (1547-1616) Don Quijote (1605-1615) adlı yapıtıyla verir. 18. yüzyılda, Cervantes'in açtığı gerçekçi yolda, roman sanatının gelişmesinin ilk öncüleri İngiliz romancılar Samuel Richardson (1689-1761) ve Henry Fielding'in (1707-1754) ürünlerine rastlarız. Gerçeğe, tarihe bağlılıkları romanı olaylar dizisi anlatan, kahramana bu bakımdan anlamlar yükleyen bir tür olarak, diğer türlerden ayrıcalıklı bir yere getirir. 18. yüzyıla gelindiğinde romanın etkinlik alanı genişlerken; yaşanmışlık duygusunun ağır bastığı olayların "hikaye" edilmesiyle de yeni bir dönem başlar.
Daniel Defoe'nün (1660-1731) Robinson Crusoe'de (1719) "ıssız ada"ya sığınan insanın serüvenini anlatmasını roman sanatının gelişimine katkı olarak alabiliriz. Roman sanatının "anılar"ın ötesinde bir edebiyat türü olduğunun, belki de altını en iyi çizen, bir romandır. Ayrıca bu tür bir romanın ortaya çıkış koşullarını da ayrıca değerlendirmek gerekecektir. Çünkü bu yüzyıl bilimde, teknoloji ve toplumsal gelişmelerde birçok şeyin önünü açacak olan bir dönemin başlangıcıdır. Goethe'nin (1749-1832) Faust'unun (1831) bu süreçte çıkmış olması da önemlidir. Aydınlanma düşüncesi, kuşkusuz, romanın gelişimini de etkilemiştir. Bu anlamda Faust yeniçağın simgesi durumundadır. Romantizmin etkin olduğu bu süreçte aydınlanma romanının ilk nüveleri verilmektedir. Diderot (1713-1784) Rameau'nun Yeğeni'ni (1762-63), J. J. Rousseau (1712-1778) Yalnız Gezerin Hayalleri'ni yazar. Puşkin (1799-1837) Yüzbaşının Kızı, Lermontov (1814-1841) Zamanımızın Bir Kahramanı romanlarıyla; Victor Hugo (1802-1885) roman külliyatıyla yeni dönemin hazırlayıcı yazarlarındandırlar.
Romanda bakış açısının kurulması, anlatım biçiminin belirlenmesi, romanın yapısını oluştururken kahraman, çevre, olay ekseninde gelişen bireysel ve toplumsal durumların romanın bu yapısı içinde yer alış biçimi. . . gibi roman sanatına dair sorunlar 19. Yüzyıl romanıyla gündeme gelir, ele alınır. Roman kuramının asıl oluşma süreci de bu dönemde başlar. Stendhal (1783-1842), Balzac (1799-1850), Flaubert (1821-1880), Turgenyev (1818-1883), Dostoyevski (1821-1881), Tolstoy (1828-1910), Zola (1840-1902), Henry James (1843-1916), Proust (1843-1916) yüzyılın önemli romancıları olarak öne çıkmaktadırlar.
20. yüzyıla gelindiğinde roman sanatı bireyin zaferi olarak algılanır. İnsanlığın tarihinin dönüm noktalarında varolan bir sanat olarak yerini almıştır. Feodalizmin yıkılıp burjuvazinin ortalya çıkışı bir bakıma romanın da tarihini yazıyordur. Romanın gelişme çizgisi bu eksende yerini bulur. 19. yy. romanı bunun kanıtıdır. Yeni yüzyıl ise roman sanatı adına arayışlar, buluşlar, yenilikler getirir. Yeni anlatım yolları, teknikler denenir. Roman, edebiyat ortamlarında kabul gören bir tür olur. Yenilikçi bir roman anlayışının öncülerine yüzyılın başlarında rastlamaktayız : V. Woolf (1882-1941), J. Joyce (1882-1941), Kafka (1883-1924), W. Faulkner (1897-1962), D. H. Lawrence (1885-1930).
Bir yanıyla yazınsallığı ön plana alan, gerçekçiliğe yeni bir boyut getirerek, romana yeni anlatım olanakları sağlayan Yeni Roman akımının ortaya çıkması, özellikle A. Robbe-Grillet, N. Sarraute, M. Butor, C. Simon gibi yazarların bu akım ekseninde ürün vermeleri; öte yanıyla da G. G. Marquez öncülüğünde Latin Amerika Romanı yüzyılın gündemine şu yazarlarla girer : Miguel Asturias, Carlos Fuentes, Mario Vargas Llosa, Julio Cortazar, Jorge Amado, Isabel Allende, Cabrera Infante, Manuel Scorza, Vascancelos, Manuel Puig. .

Romancı kimdir?
Romancı edebiyat ortamıyla beslenen; varoluşunu bu ortamın ve yaşamın gelişme koşullarına göre biçimleyen sanat insanıdır. Yaşam gerçekliğiyle yazı gerçekliğini buluşturmada romanın ne olduğu sorusunu sorarak, sorgulamasını yaparak yola çıkandır da bir bakıma. Kendi roman dünyasını kurmak için bu tür bir hesaplaşmayı yapabilendir, bunu göze alabilen edebiyat insanıdır demeliyiz. Kuşkusuz bu da romancıyı romanın tarihini bilmeye, okumaya, bunu sorgulamaya itecektir. Bilme ve sorgulama süreci onun için bir nevi "roman okulu" dur. Bu süreç sonrasında da neyi, nasıl yazacağı sorusunu kendisine sorarak yola çıkar. Edindiği birikim, deneyimler önemlidir. Dönemin tarihsel, toplumsal gerçekliğiyle bireyin serüveni bütün boyutlarıyla onun gözlemevindedir. Romancı, kurduğu roman dünyası ile okura yeni bir evren sunandır. Özgün, yeni; anlamı, boyutu, derinliği olan bir yapıtı ortaya koyandır. Düşündürttüğü kadar yol aldırandır da. Roman yazarının eylemselliği de işte burada yatar. Onun roman/romancı kavrayışı okur katında karşılığını bulduğunda katılım, hatta yeniden yazım süreci başlar. Bu açıdan roman yazarı, bir maestro olmasa da; Adalet Ağaoğlu'nun deyimiyle; "İnsanı, onun sınıfsal, toplumsal konumu içindeki ilişkilerini, bu ilişkilerin karmaşıklığını ve çelişkilerini kavramak, kavradığını yeni bir yorumla yeniden üretmek; dışarıdan hemen görünmeyen insan gerçekliklerini ışıklandırmak zorunda" olan edebiyat insanıdır.


Romanın teknik sorunları
Roman sanatı, bugün geldiği noktada kendi kuramını/teorisini oluşturabilmiş ender edebiyat türlerindendir. Bu da, romanın toplumun dinamiğini yakalayan bir tür olma özelliğini gösterir bize. Bu gelişme çizgisinde, 20 yy. 'da roman türlerinin zenginliğinden söz edebiliriz: Macera romanı, gezi romanları, aşk romanları, evlilik romanları, aile romanları, oluşum romanları, gelişim romanları, eğitim romanları, sanatçı romanları, devlet romanları, tarihi romanlar, köy romanları, büyükşehir romanları, kasaba romanları, ütopya romanları, anahtar romanlar, kadın hakları romanları, çağ romanları, polisiye romanları, gerilim romanları, bilimkurgu romanları, yığın romanı, belgesel roman, coşumcu roman, gerçekçi roman, yaşamöyküsel roman. . . Bu da, ister istemez, roman sanatının teknik sorunlarını hep gündemleştirmiştir. Romanın bilinen öğelerinin; olay ve olgu, tip ve karakter, anlatıcı ve anlatım, içerik ve düşünsel boyut, yer ve zaman gibi kavramların; bu zenginlik içinde farklı anlamsal ve biçimsel yapılara büründüğünü gözleriz.
Değişmeyen konumdaki 'yazar'ın/'romancı'nın işlevi de sorgulanmıştır. "Roman öldü, krizde" gibisinden sözlerin açtığı tartışma boyutun da romanın biçim arayışlarından kaynaklandığını söyleyebiliriz.
Bir romanın bir tek yazar dışında da yazılabilirliği, bir uç nokta olarak görülse de, gerçekliği güncelliğini korumuştur. Roman sanatının asal sorunlarına gelince;dil, anlatım yöntemleri, tematik yapının kuruluşu, konu(lar); romancının donanımı, kimliği ile roman kuramı ekseninde hep yeni tartışmalar gündemde tutulmuştur. Dünya romanında "büyülü gerçeklik", "doğu egzotizmi" gibi kavramlarla yerleştirilmeye çalışılan bakışın roman sanatının giderek dünyanın ortak mirası/dili olma özelliğini (savını) güçlendirecek niteliktedir. Bu anlamda Dünya romanının gelişme seyri, ibresi roman sanatının yeni anlatım olanaklarına her an yöneldiğini göstermektedir. Türsel zenginlik de bunun bir göstergesidir.


Roman üzerine görüşler
*Roman, kendi mantığın ve kendi yöntemiyle yaşamın çeşitli yanlarını keşfetmiştir . (Milan Kundera)
*Roman yaşamdan daha gerçektir, çünkü romanda yaşam karşımıza içindeki anlamın kaybolup gitmesine yol açan ayrıntılardan ve fazlalıklardan arınmış olarak çıkmaktadır. (Henry James)
*Roman, bir yaşamdır. Roman, bir atmosferdir. Roman, yeni, yepyeni bir dünya kurmaktır. Bu düş dünyasıyla birlekte bir gerçeklik dünyası kurmaktır, yaratmaktır roman. (Yaşar Kemal)
*Romanın hiçbir genel kuralı yok, belli hiçbir tekniği yok, türlü biçimlerinin amaçlarında da birlik yoktur ve de denilebilir ki kaynağı ve doğası bunların olmasına engeldir. (Abdülhak Şinasi Hisar)
*Roman yazmak için, önce görmek gerektir : Hayatı, insanları ve tabiatı inceleyerek görmek. . (Mahmut Yesari)
Kaynak: eflatunyarim.com
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 10-01-2007   #2 (mesaj-linki)
ReberamiN
Cvp: Roman

BİR ROMAN BİR ŞİİR
‘ve sabır
olmasaydı
yeryüzünde
bir gün
kalınabilir miydi?’
ŞEHİR! TAŞRA! DAĞ! MİNARE! KUBBE! KALDIRIM! ANA CADDE! ARABALAR! DÖRT DUVAR! GÜNEŞ! FLORASAN! KUMAR MAKİNALARI! DAR! AÇIK! SADE! OTELLER! TOPRAK! SU! KADIN! ERKEK! ANNE! DEDE! İNSAN! TORUN! YAPIŞKAN SIFATLILIKLAR! YAKIŞMALAR! YAKIŞTIRMALAR! ALIŞMAK! kuşku kuşku KUŞKU ! KORKMAK! İRKİLMEK ARADA BİR..VARSA ELDE KALMIŞ BİRKAÇ ANIMSAMA!…!!!…Hepsini birbirine ulayan, birbirinden geçiren ‘hulasa geçen ZAMANdır’!
“SINAV”
Kent kurdular… ölesiye sinsi, o kadar aleni; öldüresiye fark edişleri..duyuları alınmış mı kalındı? Sorulmadı mı hiç sorgulanmadı mı? Sorulunca cevap alındı mı? Alındıysa bir şeye yaradı mı?
Bir mesire…
Bir yaşlı adam!
Bir beyaz taş oyuncusu!
Atını savunmaklı bir son oyununda sessiz yürüme yürüme YÜRÜME cehdi! Kuşkudan sıyrık bir tedirginlikle,‘ nice güneş batışını yerinde görmüş boynunu ‘ uzatarak sürdürülmeye direnen kıvrak oyun dalgınlığında..
Güller açtıkça, yılları açıp kuyusunda tuttu onu! Çekti çıkarmadı! Korur gibi merhem gibi! Yol gibi gül oldu elleri adamın! Her mevsim bir kare, her açış bir hamleyi dört boğumdan düşündürttü ona! Der gibi ;
..
reddetmek gerekiyor kimi taşları ve şeyleri

sözgelimi sapan taşını
- o göz çıkarır sadece –
ortadaki gökkasabı gökdeleni
tanrısız tecimevlerini caminin hemen önündeki
ana caddedeki aykırı kadın salınışını
yanlış konumunu gülün evlerde bahçelerde
ve hatta parklarını bile bu taş mekanın
reddetmek gerekiyor
..” der gibi..
başka adam
aynı zamanda
sürüklenip gidiyor önüne çıkan her şeyle.. alışılmışın en hat safhasında, kaypak ilişkilerin en doruğunda, her şeyin; hani içi boşaltılmış, hatta kaldırılmış; yerine karışık, tanımsız renklerle, anlamsız şekiller konulmuş, o hiçbir şeyin tam göbeğinde, içinde onulmaz kuşkuyla yuvarlanmaları..kaçış kaçış KAÇIŞ…atını kaybetmiş bir oyuncunun bırakmalık oyunu oynanan…hep piyonlarını harcar…’yerine göre birer tufan’ olanlarını , ‘içlerinde sürekli birer vezirin mahzunluğu’ olanlarını dümdüz sürer çaprazlarına, karşı çağırış hamlelerinin! İçinde insanlığına dair anımsama kırıntıları ara ara.. artık “ruhunuz her şeye hazırdır” diyebilen bir acı farkındalık..irkilmeden ya da irkintilerinin acısını suretinde tutmadan içsel ama sadece içsel bir karşı konumlanma.. der gibi:
..
(çağı deştiğimde
o yüz
diyor yoruldum- aynalar
gösterebilir mi hiç- bana sonumu
nedensiz başladım oyunculuğa
bitireceğim rastlantıyla – oyunumu
dostlarım da
var – intiharlar
her akşam ıslak – yapışkan
saçlarıyla girip odama
paniğimden pay toplarlar)
..

bir adam..
bir baba..
bir dede..
dargın kalmıştı..küskün kalmıştı…gelene kapısını kapamadan ,ama kapanınca dünyasına, kapısı az sayılıca çalınan olmuştu..torununun oğluydu bunlardan en hakikatlisi, toydu..temizdi daha..küçük dünyasında kocaman sorularına yanıtlar edinmişti gül bahçesinde dedesinin..
adam susuşunu sırtını dönüşünü hiç sorgulamamış değildi… elli sene ne de çabuk geçmişti… bu sürede en başından beri neler olmuştu? “Yalnızlık - somut konumuna göre yalnızlık, yoksa yalnız duymazdı kendini – sezgilerini alabildiğine inceltmiş, bileylemişti. Avlusuna küçük bir çiçeklik yapmıştı bu ara. Sofada gezinirken ya da inip çiçekleriyle uğraşırken, onları severken durup uzun uzun düşünürdü, günün her anını cabadan yaşıyormuşçasına bir değerlendirme telaşıyla, acelesiyle, düşünülmedik, yapılmamış bir şey bırakmamak endişesiyle.
Sessiz bir gülümseme yerleşiyor dudağının iki kenarına sessiz bir protesto olarak. Yalvarma ve korku makamında durarak.” Ben yok olmakta yokum.. eriyip gitmekte yokum.. kaybetmeyi ve unutmayı protesto ediyorum diyen bir sükut.“..kim umutsuz bir beklemeden ibaret sanır bu ömrü dolduran protestoyu? Beklemek.. evet bekliyordu.” Arada bir eskileri anımsıyordu..evet hiç dışarılara çıkmıyordu ama evini çardağından kentin aşağılarında binaların yükselişini görebiliyordu.. onlar eskilerinde savaşmışlardı.. değerleri vardı.. o isimleri aynı, içleri değişip gelmişler şimdiye, belki de…”…,ne uğruna savaşmışlarsa sanki savaşla onu ortadan kaldırmak istemişler gibi bir sonu olmuştu, kimsenin beklemediği bir şeydi bu ama gene de çok insan farkında değilmiş gibiydi bunun ya da sanki herkes kafir olmaya teşneymiş gibi, bir kendisi fark etmişti gerçeği, bir de asılan birkaç arkadaşı, şimdi biliyor ki asılan arkadaşlarının uğruna asıldıkları şeyler de bugünkü insanların anlayabileceği şeyler değildir ve anlamazlar ve kendileri de bir kez daha asmaya kalkışırlar ama onlar yani asılanlar yani savaş verenler kendilerini asan insanlar kurtulsun diye savaşmışlardı ve asıldıkları şeyler için savaşmışlardı, bunu kim anlayabilir, kim? Kim?”
Hasret..
Söylenmeli:
çağı binip
cübbesinden kara süvariler çıkaran
o beyaz taş oyuncusunu nerde bulmalı
tutup üzengisinden öpüp koklamalı

düşünüyordu…
anlat
apaçık olanı
gecedir halk
etinin önünde anlam
katledilmiştir

vardın söylemezler otlar
çok sütun düştü
nice bir taş
ne zamana yetiştin
aykırı sür
çalka
de ki ey at kıskacı kabaran
ateş almış ve ey at kıskacı
diye bağırarak
o oyuncu oynadığında seni
konuş benimle
sana hizmet danışayım”
Düşünüyordu..çünkü ötekiler; bizlik olmayanlar büyüyüp genişledikçe, yer tuttukça her şey iyiye gidiyormuş gibi bir sanıyla yaşanıyordu.. ama bunlar için savaşılmamıştı..”tuhaf bir kader” di..kaçmıştı.. asılmamıştı yaşıyordu…bunun acısını büyük sorular ve cevaplarla, yaşıyor gibi yaşıyor gibi yaşamayanlardan kaçarak yaşıyordu…kaçmışlığını sorguluyordu habire.. ve ki bununla nereye kadar gidebilecekti..bir gün, anlatmaya anlamaya çıktı…elli sene sonra…
Adam şehrin göbeğinde sürdürüyordu oyununu aynı esnada.. başka başka kentler kentlilikler arasında zahiri bir yabancılık yaşamadan..her şey ve herkes ve her hal birmiş gibi…korkularıyla kuşkularıyla..
(adam ki çıkmıştı aynı esnada..)
çağa çıktığımda
kan - çoğalan bir suret ve kendini
ta içerlerde bir yerin üşüyor – duyumsuyorsundur
yinelenir durur – şu sanki ne diye – akşam ki
dönüp nefsini içinde tuttuğun yüzün

senin yüzün – paramparça
bölük pörçüktür
şu kuytu kalabalıkta
şu yalnızlıkta
ivedi ve kirlisarı
dişiliğini kullanıyordur kuşku
lüks oteller gibi kuşku
kuşku”
adam çıktı bir sabah namazına, camiye yollandı torunuyla birlikte.. yürürken çok zorladı hafsalasını..olmadı… girdi cemaatin içine inanası gelmedi..durdu.. düşündü sordu..kurdu..dalgın dalgın kaldı… şimdi bir hamle gerek ruhuna, kalbine ki..kalbi vardı yaşlı adamın…yalnız kalbi vardı…kıldı namazını.. dinledi vaazı..
sonra..
öte yanda aynı anda o hiçli oyun sürüyordu o öteki adamın hayatında…
…çook ötelerinden hani taa içlerinden de sesleniyordu;
taşlar sürüldüğünde
kaleyi buyruksuz düşündün mü kişi
demek ki bütündür sallantıda
demek ki gök de anlaşılmaz bir biçimde ölü
cinayetler de yeryüzüne paramparça dağılmıştır
aşk ve umut dağılmıştır
koygun bir gece gibi günü kaplayan
sevgilinin gözlerindeki
zeytin siyahını
o oylum oylum kabarık şiiri
kaplayan
bir şeyse buyruksuzluk
taşlar sürüldüğünde
alıp kişiyi kayalara çarpar buyruksuzluk.

Diye seslenerek sürdü yaşlı adam taşını..
Sağlam duruşu sanki;
intikam içli bir marştır gerçekte
bir ara ses aygıtını yırtarak çıkılırdı
o şimdi
dışlanmış bir taş olarak
karlı kış gecelerinde
acılı genç şairin her geçişte
hüznüne tanık olduğu
metruk bir kümbet denli müşahhas
aşktır – ve o
ne rahim bir yürüyüştür gecede

anlamadılar…dinlediler…hani ‘acaba?’ diyenler olmadı değil içlerinde ama sanki adam yabancıydı.. sanki eldi adam onlara..nece konuşuyordu.. haklıysa bile bu nasıl bir haldi.. şaşkındılar.. dinlediler.. irkildiler anlayabilenler kıyısından bucağından…sonra kovulmalı bir götürmeyle götürdüler adamı..
gidişinde…
azaldı
halk içinde yüzdeki ben gibiler
eldeki siğile
çıbana – etin yumuşak bir yerinden sökün eden –
döndü halk ve cüzam ne gün yürüdü
ve hep bir yaprak değil miyiz ki
bir zaman yarıp çıkmak serüveninde
özdalımızı
topu topu bir mevsimi yaşarız işte
müşa’şa’ bir sonbahar figüranıyız
hepimiz de
ve cüzam ne gün yürüdü sormalı
değil mi ki ebabil
adil
bir infazın adıdır
ve insan
- ne şu ne bu –
iyi oyunundan
sorulmayacak mıdır

adam kentte kaçarak ve ki kaçarak öyle ki;
yürümenin dışında bütün eylemlerin adı
kaçış kaçış kaçıştır

sürdürmekteyken oyununu bir gazetenin kıyısındaki seksen yaşında hapse atılan adamın haberini okur…
artık anlaşılmıştır günün akşamlılığı
kesin mat yok
iyi oyun vardır sadece
ve satranç aslında dalgınların oyunudur
dalgının ölüm karşısındaki sükuneti
düşmana
ölümün dehşetinden korkuludur.

ve ertesi gün ya da biraz sonra gazete çöpe atılacaktır.. korku ve kuşkularına bir ilmek daha atılarak.. bir şeyler atıştırılmaya gidilecektir.. trafik lambalarında durulup, üstüne üstüne süren otobüs şoförüne küfredilip, ışıklı vitrinlerde insanların varlıklarını sergileyerek çağırmalarının önünden geçilip, bir masaya oturulup, herhangi bir garsona sipariş verilecektir.. duyulmak istenmeyecektir üzerinde, o kısacık haberin. biraz kafaları meşgul edecektir.. biraz iç kıvılcımlanmaları çakılıp alevlenmeden sönüverecektir.. çünkü korkulmaktadır..
yazı ebediyen vardır
- oradaki göçük
içerideki dehşet
pusudaki bungu
kıyım mahzen kan –
çok kandil kırılmış – sanki geç
her şey için – niçin
ertelenir sanır insan her şeyi
öyle sanır – yeniden han
o ölümsüzlük gibi mutantan
taş – düşmüş
vardır – orada nasılsalar öyle apaçık
kırıktırlar

…:
“..Ben yaşlandım artık, ölümü bekliyorum, ölüm nedir biliyor musun?önünde sonunda çalacağımız tek hakikat kapısı, bizi bir yaradan var, yaradanın emriyle gene kendisine dönüşümüzdür ölüm, bir daha ölmemek üzere dönüşümüzdür ona.
Nasıl döneceğiz ona, diye sorar çocuk.
Şu çiçekleri görüyor musun? Kurumuşlar. Bunların renk renk açıldığı mevsimi hatırlıyor musun? Şimdi yok işte onlar, ama sahiden yok mu?
Öyle mi oluyor, diye bakar çocuk.
Gününü değerlendirmeye bakacaksın.. günün nasıl değerlenir, bak anlatayım: şimdi ömrünü bitmiş say, ömrün bitmiş de sen yalvarmış, yakarmışsın, sana gözyaşların için cabadan bir gün daha vermişler.. işte şu anda da o bir tek son günün içinde bulunuyorsun.. işte o son günde ne yapacaksan, her gün onu yapacaksın.
O zaman bu bahçede gezinmem ki, der çocuk.
Ne yaparsın ya?
Ağlarım.”
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 23-07-2007   #3 (mesaj-linki)
Cvp: Roman Nedir? Roman Hakkında

İnsanların yaşadıkları ya da yaşayabilecekleri olayları, yere, zamana ve şahsa bağlayarak anlatan eserlere roman denir.
*Romanda olaylar geniş ve ayrıntılı olarak anlatılır.
*Ana olayetrafında olayciklar vardır.
*Şahıs kadrosu geniştir.Karakter çözümlemeleri yapılır.
*Zaman olarak geri dönüşler olur.
Romanlar çeşitli türlere ayrılıri- Tarihi Roman: Konusunu tarihten alır.
- Töre Romanı: Toplumun yaşayış tarzını, geleneklerini, adetlerini işleyen romandır.
- Psikolojik Roman: Ruh çözümlemelerinin yapıldığı romanlardır.
- Egzotik Roman: Uzak ve yabancı ülkelerin doğa ve insanlarını anlatan romandır.
- Tezli Roman: Bir görüş veya düşünceyi savunan romandır.
- Polisiye Roman: Dedektif hikayelerini anlatan romandır
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 24-07-2007   #4 (mesaj-linki)
Knowing
Cvp: Roman Nedir? Roman Hakkında

Romanın şimdiki hali, bir dönem dillere düşen reklam sloganını andırıyor. MFÖ'nün Mazhar'ı 'Şapkasız çıkmam abi' diyordu ya, tam o hesap: Artık aksesuvara, kostüme, dış donanıma bürünmeksizin, roman KENDİSİ OLARAK çıkmıyor, çıkamıyor. Çıksa da görünmüyor, görülmüyor, dolaşıma girmiyor.
Nedir romanın büründüğü donanım?
Son dönemde en çok göze batan boyutu tanıtım ve pazarlama tekniklerinin yaygın, etkin olarak romana da uygulanması. Ama birilerinin sandığı gibi sorun bu değil. Ortada bir 'ürün' varsa, bu 'pazar'a sunuluyorsa, pazarın koşulları da belliyse, o koşullar belirleyiciyse, 'yüce kitap, sanat, edebiyat' gibi sığınaklar bir şeyi değiştirmez.
Roman, evet bir 'mal'dır. Soru şu: Sadece mal mıdır? Görünen haliyle şapkasız-dış donanımsız çıkamayan roman, mal'dan öte bir anlam ve değere sahip değil. Her şeyden ve herkesten önce yazar için böyle bu. Neden?
Pazar'ı veri olarak kabul ettiğinizde, ürün tasarımı denen temel gerçeklikle karşı karşıya gelirsiniz: Ürünü pazarın durumuna, tüketici profiline, trentlerine göre düzenlemeniz gerekir. Kitaba, romana uygulayın bunu. Hangi anlatı tekniğini, yöntemini, hangi estetik anlayışı, ideolojiyi benimserseniz benimseyin, uygularsanız uygulayın sonuçta bir tür ISMARLAMA ROMAN yazıyorsunuzdur.
Öyleyse şunu saptayalım: Reklam, sadece profesyonellerin ücret karşılığı yaptığı ürün sonrası tanıtım-pazarlama etkinliği değildir. Söz konusu olan edebiyat ürünüyse, reklamın ana aktörleri pazar ve tüketici, daha ilk adımdan itibaren metne, yapıta, yazara nüfuz eder, onu DIŞARIDAN BELİRLER. Ortaya çıkan ürün -estetik niteliği(?!) ne olursa olsun PARA-ROMAN'dır.
Hemen söyleyeyim, buradaki 'para' mal ya da hizmetlerin piyasa değerinin göstergesi olan para değil. Yunanca'dan gelen 'para', önüne geldiği sözcüğe aslından farklı, onun yanında, ötesinde, karşısında, çevresinde anlamlarını kazandırır. Para-psikoloji, para-militer vb. örneklerde olduğu gibi, şimdi PARA-ROMAN var önümüzde.
Düşünsel, yazınsal, estetik tür, disiplin olarak biçimlenen romanla, onun yapısını, dilini, kurgusunu, geleneğini... her şeyini kullanan, ama onun temel öğesini; yazıyı, metni 'dışarı'nın; piyasanın güdümüne bırakan bugünün pazar ürünlerini ayrıştırmak gerekiyor. PARA-ROMAN'ı bu anlamda öneriyorum.
Kavramsal ayrıştırmanın ötesinde, niteliksel ayrıştırma ve sorgulama gerekiyor. Yukarıda 'para-militer' sözünü andım, onun ne olduğuna bakarsak, para-roman'ın da ne olup ne olmadığı, neye karşılık geldiği biraz açıklık kazanır.
Tüm dünyadaki faşist hareketleri düşünelim. Bizdeki örnekte de olduğu gibi 'devlete yardımcı güçler' olarak çıkarlar sahneye. Örgütlenme tavandan tabana askeri hiyerarşi, disiplin üzerine oturur. Dolayısıyla öngörülen toplum-insan modelini çekirdek yapıdan üretmeye başlarsınız. Mussolini'nin Kara Gömlekliler'i, Hitler'in SA'ları, bizde Çatlı-Ağca'yla şahikasına ulaşan ülkücüler gibi. Kısaca, ordunun yanında-onun dışında sivil ordu. İşte bu yapıya 'para-militer' deniyor.
Şimdinin para-roman'ını bir de bu gözle okumak gerekir. İşin ideolojik boyutu hiç konuşulmadığı için anımsatma gereği duyuyorum. Ve yine hiç konuşulmayan estetik boyut. O noktada da Terry Eagleton'ın saptamasını anmakla yetiniyorum, şimdilik: "Estetik değer, burjuva ahlakına (tüketime) teslim edilmeyecek kadar değerlidir. Olduğu gibi alınamayacak kadar da burjuva ahlakı tarafından kirletilmiştir."
Şapkasız çıkmam abi durumundaki PARA-ROMAN ve yazarlarına dönüp sormamız gerekiyor artık: Mal'ın ötesinde ne var?
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 19-03-2008   #5 (mesaj-linki)
Cvp: Roman ve Roman Türleri

Romantik Roman

Kişilerin duygularını, arzularını, düşüncelerini yalnızca kendilerine ait, içten gelen doğal ve gerçek olgular gibi görür. Örneğin Sir Walter Scott’un tarihsel romanları, Jean-Jacques Rousseau’nun eserleri ve Goethe’nin Genç Werther’in Acıları romanı gibi.


Gerçekçi Roman

Romantik romandan ayrı olarak kuru ve kuşkucu bir anlatım ve düşünce yapısı taşır. Balzac ve Stendhal’in romanları bu üsluptadır.


Doğalcı Roman

Üslup bakımından gerçekçi romana benzer. Olanın olduğu gibi yazılmasını öngörür. Emile Zola ve Robin Sharma ve Guy de Maupassant romanları doğalcı romanlardır.


Estetik Roman

Belli biçim ve anlatım kaygıları ile yazılmış romanlardır. Gustave Flaubert estetik romanın en önemli yazarıdır.


İzlenimci Roman

Diğer üsluplardan ayrı olarak eşyanın ve dış olayların kendi nesnel gerçeklikleriyle insanların bunları algılama biçimleri arasındaki farkları ortaya çıkarmaya yönelir. Yani dış gerçeklerden çok, duyu ve duygulara, iç yaşantının betimlenmesine öncelik verir. Ford Madox Ford’un romanları izlenimciliğin en sistemli ürünleridir.


Dışavurumcu Roman

20. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Dışavurumculuk toplumsal kimliklerin reddedilmesi ve insan yaşamını belirleyen toplum karşıtı ya da uygarlık karşıtı güçlerin öne çıkarılmasıyla belirlenir.Dostoyevski,Franz Kafka,Samuel Beckett ve Bertold Brecht’in romanları bu türün örneklerindendir.


Yeni Roman

Aslında dışavurumculuğun izlerini taşır. Özellikle 1930 s**rasında ilk örnekleri görülmeye başlandı. Kendisinden önceki akımlardan hiçbirine benzemeyen, yazma deneyini, hatta romanın olanaksızlığını romanın asıl k**usu haline getiren romanlardır. Yeni roman, yazma eyleminin kendisini sorgulamaya yönelir. Alain Robbe-Grillet, Michel Butor, Claude Sim**, Philippe Soller, Julio Cortazar gibi yazarlar bunu denemişlerdir.


K**u Bakımından

K**usu bakımından roman "tarihsel roman pikaresk roman duygusal roman, gotik roman, ruhbilimsel roman, töre romanı, oluşum romanı" türlerine ayrılır.


Tarihsel Roman

Uzak bir geçmişte yaşanan olayları k**u alır. Ama tarihten daha derinlerde yatan insanla ilgili daha evresel bir gerçeği araştırmak amacıyla da yazılmış olabililer. Tarihi romanların örnekleri arasında Walter Scott’un romanlarını, Tolstoy’un Savaş ve Barış’ını, Stendhal’in Parma Manastırı’nı sayabiliriz. Bu türün önemli örnekleri arasında Lesage’nin Gil Blas de Santilane’ın Serüvenleri, Defoe’nun Talihli Metres’i, Thomas Mann’ın Dolandırıcı Felix Krull’un İtirafları’nı sayabiliriz.


Duygusal Roman

İnsanın duygusal yaşamını yüksek ve özenli bir üslupla betimleyen romanlardır. Bazen bu türde yazarın kendi duygularıyla, okurun duygularını sömürmesi ön plana çıkar. Laurence Sterne’in Fransa ve İtalya’da Hissi Seyahat adlı eseri, Rousseau’nun romanları, Madame de La Fayette’in Prenses de Cleves adlı romanı bu türe örnek gösterilebilir.


Gotik Roman

Gotik roman, İngiliz ve Amerikan romancılığına özgü bir türdür. 18. yüzyılın akılcılığına karşı çıkan bir türdür. Karanlık, korkutucu, çılgınlıklarla dolu bir ortamda geçen kanlı, şeytani, büyülü olayları k**u alır.Gotik romanın günümüzdeki uzantıları bilimkurgu ve fantastik roman olarak gösterilebilir.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 10 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
roman hangi dönemde ortaya çıkmıştır, roman nedir, roman nedir?, roman türleri, roman türü, roman türünün özellikleri, romanın türleri, tarihi roman nedir, tarihi romanın özellikleri, tarihsel roman nedir,
Roman ve Roman Türleri Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Moda Nedir? Moda Hakkında ThinkerBeLL Moda 5 05-09-2008 20:45
İslam Ansiklopedisi tangozcan Müslümanlık/İslamiyet 21 25-08-2008 09:18
Quentin Tarantino (Quentin Tarantino Kimdir? - Quentin Tarantino Hakkında) kompetankedi Sinema ww 2 24-07-2008 09:19
Nohut - Nohut Nedir - Nohut Yetiştiriciliği kompetankedi Tarım 1 18-11-2007 21:03
Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu (Ord. Prof. Şevket Aziz Kansu Hakkında) virtuecat Bilim tr 0 20-02-2007 15:26
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 06:23Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.25861502 saniyede (84.90% PHP - 15.10% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Have Fun @ MsXLabs! Designed by NeutralizeR