Geri Dön   MsXLabs Hi-Tech Forum > :: Kültür/Sanat/Spor :: > Edebiyat Köşesi
Cevap Yeni Konu Aç
 
Konu Araçları
Eski 14-10-2005   #1 (mesaj-linki)
Nedir Bu Edebiyat? Nedir Bu Edebiyat?

EDEBİYAT NEDİR?

Edebiyatın ne olduğunu anlayabilmek için onun, dilden, konuşma ve düzyazı dilinden farklı olan yanlarını ortaya koymak gereklidir.
Konuşma ve düzyazı dilinde, dil bir araç, sözcükleri kullanmakla girişilmiş, belli bir amaca dönük eylemdir. Doğruyu araştırma, ortaya koyma, başkalarına iletme aracıdır. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler görevini yaptıktan sonra işe yaramaz hale gelir. Önemli olan meydana getireceği sonuçlardır. Sonuç yani amaç, onu okuyan, ya da dinleyendeki değişimdir. Düşüncemizi dile getiren sözcükleri nasıl biçimlendirdiğimizi unuturuz. Onlar aracılığı ile düşüncemizi ilettiğimiz kişi de onların nasıl biçimlendirildiğine dikkat etmez. Unutur. Dil, bizi doğrudan doğruya öteki insanlarla yada eşya ve düşüncelerle karşı karşıya getirir. Konuşma ve yazı dilinde sözcükler saydamdır. Uçarıdır. Aradan kaybolur gider.
Oysa şiir ve edebiyatta bunların tam tersi oluşmaktadır.
Şiir ve edebiyatta dil bir araç değil, biraz amaçtır. Şiir ve edebiyatta dil, sözcükler, cümleler ve biçimler nesnel (objektif) hale gelirler, şeyleşirler.
İnsanla öteki insanların, eşyanın ve düşüncelerin arasına girip saydamlaşmaz şiir. Uçarı hale gelmez konuşma ve düzyazı da olduğu gibi. Tam tersine, karşımıza çıkar. Resim gibi, heykel, müzik, yapı gibi (eşya) değeri kazanır.
Şair cümle kurmaz, bir nesne meydana getirir. Sözcüklerle, güzel, unutulmaz biçimler yaratır. Sözcüklerin bir araya özel biçimler altında getirilişinde derin eğilimler dürtüsü vardır.
Şair, dilde olduğu gibi sözcüklerden yararlanmaz. Onlara yararlı olur. Renk, ses, hacim gibi onları şeyleştirir, kırar, bozar ve yeniden birleştirerek bir şiir dünyası kurar.
Sözlerin ve sözcüklerin nesnelleştirilerek özel işaretler, deyişler, tılsımlı biçimler haline getirilmesi, bunların sihir ve büyü alanında kullanılması, unutulmayan, ezberlenen özel biçimlerle tekrar edilmesi, şiirin doğuşunu hazırlayan en eski etkenlerdir. Bu yönden denilebilir ki, yazı şöyle dursun, tam konuşma dilinin bile gerçekleşmediği, insanın ve insanlığını en eski tarihinde şiir ve şiir dili vardır. Demek ki, edebiyat, dilden önce idi.
Bununla beraber gerçek şiir ve edebiyat yazının bulunup kullanılmasından sonra gelişmiştir.
Sanat dışı konularda (politika, hukuk, mektup vb. alanlarda) bile ilk yazılı metinler, edebiyata yakın, destanî, güzellik iddiası ile yüklü oldukça nesnel eserler olmuşlardır.

EDEBİYATTA AKIM DENİLİNCE NE ANLAŞILIR?

Akım, insan düşüncesinin ve yaşamının, tarih içinde değişik dünya görüşlerinin birbirini izleyerek devam etmesidir.
Tarih boyunca insanlar her çağda bilim ve felsefe verilerinden, sosyal, ekonomik, siyasal gerçeklerden esinlenerek, ileriye doğru atılımlar yaparak, eskiyen düşünce ve biçimlerin yerine yenilerini ve başkalarını koyarlar.
“İyiye, Güzele ve Doğruya” sloganı ile ifade edilen bu atılımlar yeni ahlâk, estetik ve bilim değerleri getirirler.
Sanat ve edebiyat akımları her çağın kendine özgü gerçekleri ve değerleri açısından ortaya atılan güzellik anlayışları, estetik görüşleri ve ölçüleridir.
Edebiyat ve sanat akımları, milli ve milletlerarası bilimsel, felsefi, sosyal, ekonomik, siyasal, ahlâki, dinsel yaşamın ürünleri olurlar ve tarihsel değerlerin uzantısı içinde eskiye ve kurulu düzene varolan edebiyat ve sanat anlayışına karşı ihtilâlci karakter taşırlar.
Ama bu devrimci karakter çoğu kez yöntemlerde ve yöntemlerin uygulanışında göze çarpar. Oysa edebiyat ve sanat akımları tarih içinde klâsik görüşlere zaman zaman dönerek tazelemeler, tekrarlar, yeniden değerlendirilişler yapmaktadırlar.
Her toplumun edebiyatında, kendisine özgü milli akımlar, aşamalar vardır. Fakat bunlardan bir kısmı ulusal sınırları aşarak uluslararası değer ve kapsam kazanırlar. Sonra bunlar ulusal sanatları etkiler.
Edebiyat ve sanat akımlarına ekol, okul, meslek ve çığır da denilmektedir.

DÜNYA ÇAPINDA ETKİLER YAPMIŞ OLAN SANAT VE EDEBİYAT
AKIMLARININ EN ÜNLÜLERİ HANGİLERİDİR?

Uluslararası değer taşıyan etkili edebiyat akımlarını şöyle sıralayabiliriz:

1- İlkel edebiyat
2- Doğu edebiyatı
3- Anadolu edebiyatı
4- Arap edebiyatı
5- Batı edebiyatı
6- Mistik edebiyat
7- Hıristiyan edebiyatı
8- İslâm edebiyatı
9- Hümanist edebiyat
10- Rönesans
11- Klasisizm
12- Romantizm
13- Realizm
14- Natüralizm
15- Parnassizm
16- Sembolizm
17- Kübizm
18- Fütürizm
19- Dadaizm
20- Sürrealizm
21- Egzistansiyalizm

Kaynakça; "Edebiyat Akımları" Dergisi- Makale yazıları I
1999/ Ankara



Son Düzenleyen Morrigan; 25-05-2008 @ 20:42.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Eski 31-10-2005   #2 (mesaj-linki)
Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat

Bizden bir önceki neslin hayatında kabul edilmesi zor olan ancak bizim yaşamımızın bir parçası olmaya başlamış olan internet, yeni neslin içinde büyüdüğü bir dünya haline kolayca geliverdi.
İlk yıllarda askeri alanda kullanım alanı bulan bu teknoloji daha sonra bilgi paylaşımı ve iletişim için yaygınlaştırıldı. Günümüzde ticari, kültürel, eğitim, ekonomi ve devlet daireleri başta olmak üzere birçok alanda yerini almış durumdadır. Sınırsız bilgi kaynağına çok çabuk sürede düşük maliyetlerle ulaşabilmenin cazibesi kısa sürede internet kullanımının yaygınlaşmasına sebep oldu. Günümüzde gündelik market alışverişimizi dahi internetten yapma imkânına sahibiz.
Bu bağlamda gençler için yeterli düzeyde bilgisayar kullanır hale gelmek ve internetten çeşitli alanlarda faydalanmak çok zaman almadı. Okullarda ders kayıtlarının internetten yapılıyor olması, araştırma konularının internetten daha �kolay� bulunuyor olması, zorunlu ve dolaylı olarak öğrencileri internet kullanımına itmiş oldu. Devir onların devriydi, bilgi çağında internet gibi birçok kesim için gerekli olan bir teknolojiye uyum sağlamış olmak onlara büyük bir avantaj sağladı.
Genç bir bireyin ilgi alanlarının neredeyse tümünü kapsayacak ve onu kendisine bağımlı hale getirebilecek bu gücün, her eve girmeye başlarken olumlu ve olumsuz birçok etkiyi de beraberinde getirdiğini söyleyebiliriz. Türkiye�de internetin yaygınlaşmaya başladığı günlerden itibaren yayınlanan web sitelerinin çoğunu dünyada da olduğu gibi ticari web siteler oluşturmaktaydı. Yurtdışı ile iletişim kurmanın yanı sıra yeni pazarlar bulma hedefi, firmalar için göze alınabilir bir maliyetti. Diğer taraftan sesini duyurmak isteyenler, �biz de buradayız� diyenler de kendilerini tanıtan web siteleri yapılandırmaya başladılar.
Eğitim alanında ise zaten kendi internet altyapılarını kuran üniversiteler mevcuttu. Önceleri genelde İngilizce olarak yayınlanan web sitelerinin Türkçeleşmesi, Türkiye�de internet hizmetinin yaygınlaşması ile paralel olarak gelişti. Neticede bu hizmet kullanımının artması, gelişmeyi ve büyümeyi tetiklemiş oldu. Türkçe içeriğe sahip web sitelerinin çoğalması da okumayı seven ve meraklı gençleri bilgisayar başına topladı. Web sitelerinde birçok konu ile ilgili doküman bulabilmenin yanı sıra paylaşma ve tartışma sayfaları gibi internet ortamları da oluşmuş durumdaydı.
Edebiyatseverlerin, internetteki Türkçe içerikli web sitelerinin artışı ve içerik desteği konusunda en fazla girişimi gösterenler olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Bir dönem yaşanan �kişisel edebiyat siteleri� akımı birçok amatör edebiyatçıyı bir araya getirdi. Bu amatör edebiyatçılar arasından sıyrılıp profesyonel edebiyat dünyasına adımını atmayı başaranlar mevcut basılı edebiyat dergilerine eser vermeye başlamış olmalılar. Diğer yandan kendisini en iyi ifade etme biçimi olarak yazı yazmayı seçenler veya şiir yazmayı deneyenler ise her gün bir yenisi açılan edebiyat sitelerini e-posta yağmuruna tutuyorlardı. Nice şiir siteleri hergün binlerce amatör edebiyatçıya hizmet verdiler. Hatta birçok kişinin de popülaritesinden ötürü mutlaka ziyaret etmiş olduğunu düşündüğüm eski bir şiir sitesinde, sitenin okuyucuları tarafından puanlamaya tabi tutulan şiirlerin değerlendirilerek listelendiğini görmüştüm. En çok şiir yazan site üyesi ödül alıyor, diğer okurlar ve katılımcılar tarafından da takdir ediliyordu. Takdir edilme, beğenilme ve övgüler alma gibi beklentiler arka planda varlıklarını koruyor olmalıydı ki sayfalardaki şiir enflasyonu açıkça göze çarpıyordu. Siteye gönderilen eserlerin diğer kişiler tarafından okunup yorumlanabilmesi ise kendisini bu yolla ifade eden kişinin anlaşılıp anlaşılmadığını tarttığı bir başka unsur olarak algılanabilir. Şiirle kendi haykırışlarına yankı bulabilen kişiler şiir yazmaya sanırım devam etmişlerdir. Sadece şiir için bunları söylemek yanlış olur. Benzer karaktere sahip düzyazı ağırlıklı web sitelerine de rastlamak mümkündü. Öyküler, denemeler, makaleler; şiire kıyasla daha geri planda kaldıklarını söyleyebiliriz. Bir yandan bazı edebiyat siteleri, daha ciddi bir çizgi yakalamayı hedeflerken öykü, roman, deneme, anı gibi çeşitlere de yer vermeye başladılar. Bir yandan bu edebiyat siteleri internetteki varlıklarını devam ettirirken, diğer yandan yazı yazmayı hobi edinmiş veya internet üstünden profesyonel olmayı hedef seçmiş kişiler yavaş yavaş defterlerini bilgisayara aktarmaya başladılar. Öyle veya böyle bu birikim her geçen gün çoğalarak internet ortamına aktarıldı. Diğer taraftan edebiyatla ilgili olan ancak eserlerini profesyonel dergilere göndermeye cesaret edemeyen kişiler, çalışmalarının değerlendirilebileceği uygun siteler ile bağlantı kurmaya çalıştılar. İlk adımın sanal bir dünyaya daha kolay atılması edebiyat dünyasına yeni isimler kazandırdı. Ve internetin sağlamış olduğu bu rahatlıkla birlikte eser ortaya çıkartma isteği duyanlar bu konuya daha fazla eğildiler.
Edebiyat sitelerine usta yazarların yön vermeleri çok önemlidir; genç yeteneklerin çalışmalarının oralarda değerlendirilmesi, edebiyata ısındırılmaları ve giderek edebiyat dünyasına tüm varlıklarıyla dahil olmaları ancak bu şekilde mümkün olabilecektir. İlk inşasından bu yana teknik yönetmenliğini üstlendiğim Edebistan.com�da yürüttüğümüz çabayı ve aldığımız verimli sonuçları bunun gerekliliğine örnek olarak verebilirim. Orada, �Kalemin Dili� bölümüne eser gönderen amatör edebiyatçıların eserleri yayın yönetmenince değerlendirilmekte, uygun görülen eserler sitenin ilk güncellenme tarihinde yayınlanmaktadır. Eğer usta yazarlar bu konuda hakim bir rol üstlenmezlerse, edebiyat siteleri bir amatörler yarışmasına dönüşecektir ki bunun ne edebiyat sevdalılarına ne de Türk edebiyatına bir katkısı olmayacak, bilakis şimdiki enflasyon katlanarak sürecektir.
Bir web sitesinin aylık edebiyat dergisi olmasının yanı sıra istekli kişiler için de bir edebiyat okulu niteliği taşımasının bu yolla mümkün kılınacağına inanıyorum. İleride daha da özel bir edebiyat platformu çerçevesinde kurulabilecek bir edebiyat okulu ile yeni yazarları edebiyat camiası ile tanıştırmak sanırım tüm edebiyatçıların ideallerinden biridir. Elbette bu ideallerin gerçekleştirilmesi bazı teknik altyapı yeterliliğini gerektirmektedir.
Burada şunu da belirtmeliyim ki veri aktarım yöntemleri ve web sitelerinin altyapılarının zenginleştirilmesi, birikimin internete aktarımı konusunda yolu açan en önemli unsurlar oldular. Zamanla statik HTML sayfaları yerlerini dinamik içerik özelliğine sahip ASP, PHP, JSP� gibi yeni nesil web teknolojilerine bıraktılar. Günümüzde yeni web teknolojileri ile daha da etkileşimli ve görsel hitap gücü daha fazla olan sayfalar tasarlamak mümkün hale gelmiştir. Veritabanı imkanları açısından da, daha hızlı ve kapsamlı hizmetleri daha düşük maliyetler ile kullanabiliyor oluşumuz bizlere web sayfalarındaki özellikler açısından yeni kapıları açtı. Buna göre daha kapsamlı bilgileri, daha küçük alanlarda, daha hızlı hizmet edecek biçimde, daha fazla ziyaretçiye sunmak olanaklı hale geldi. Bu imkânlar ışığında artık değil sayfalarda yer alan birkaç alıntıyı yayınlamak, eserleri tümüyle veritabanında bulundurmak bile daha kolay hale geldi. Görsel estetik bilinci, içerik düzeni, veri aktarım hızları, kişiye özel uygulamalar, e-posta listeleri gibi kavramlar gündelik internet yaşamımızın birer parçası olmaya başladığında her alanda oluşturulan web siteleri daha özel ve yeni ziyaretçiler çekecek özellikte hazırlanmaya başlandı. Daha etkileşimli hizmet veren siteler gözde oldular, güncelliğini kaybeden siteler ise ziyaretçilerini yitirerek kapanmaya yüz tuttular. Bugün, yeni çıkan kitaplar hakkında yapılan değerlendirmelere göz atıp ilgilendiğimiz kitaplardan birkaç sayfa okuyabiliyor, satın alma işlemleriniyse birkaç dakika içersinde gerçekleştirebiliyoruz. Bunun yanı sıra bazı kitapları bilgisayar ortamında okuma imkânı da bulabiliyoruz. Çeşitli web sitelerinden veya haber gruplarında oluşturulan e-kitap başlıkları altından indirebileceğimiz kitapları avuçiçi bilgisayarımıza (palm) yükleyip otobüste bile okuma imkânımız var.
Bahsettiğim uygulamalar günümüzde cep telefonlarından da yürütülebilmektedir. SMS ile gönderilen mesajın aynı anda web sitesinde yayınlandığı bazı siteler biliyorum. Üye olan kişiler bu sitelere gönderdikleri kısa mesajları, siteyi o anda takip eden kişilerin anında yayında görebilecekleri şekilde ulaştırmış oluyorlar. GSM�in, internetin bir organı gibi işlev kazanmaya başlaması web sitelerinin alışagelmiş güncellik anlayışlarının değişmesine yol açacağını düşünüyorum. GSM ile bütünleşmiş bir uygulamaya sahip olan web sitesinde içerik yönetim sistemi de güzel programlandığında, dergi formatını anımsatan günümüz site biçimi, yerini daha etkileşimli ve sürekli içerik ile beslenen bir oluşuma bırakabilir. Sadece edebiyat siteleri açısından değil edebiyatçılar açısından da geniş bir kullanım alanı doğacağına eminim. Kim bilir, belki bugün internet ortamında okumaktan keyif alamayan kişiler yarın ellerine elektronik dergileri alıp güncel eserleri oradan takip ediyor olacaklar. (HECE AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ, SAYI: 96, ARALIK 2004)

���������������

HECE AYLIK EDEBİYAT DERGİSİ, SAYI: 96, ARALIK 2004

Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 13-10-2006 @ 11:19.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 25-02-2006   #3 (mesaj-linki)
Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat

Bu bölümde bulacaklarınız :
Düşünce Türleri
Anlatı Türleri
Yazışma Türleri
Makale
Fıkra (Köşe Yazısı)
Deneme
Eleştiri
İnceleme
Rapor
Ropörtaj
Hikaye ve Roman
Mektup
Dilekçe


DÜŞÜNCE TÜRLERİ
MAKALE
Bir konuda bilgi verirken veya bir gerçeği savunurken,türlü kanıtlardan faydalanan,bunları bilimsel biçimde inceleyen gazete ve dergi yazılarına makale denir. Makaleler her konuda yazılabilir.
Makale türü, edebiyatımıza Tanzimat döneminde gazete ile birlikte Batı'dan giren bir türdür. Düşünce yazıları içinde en ağırbaşlı ve en zor olan tür makaledir. Makalenin amacı bilgi vermektir ama bu bilgi ansiklopedik bilgilerden çok farklıdır. Ansiklopedik bilgide,tanıtma,açıklama,sıralama ve kendiliğinden kesinleşmiş olma özellikleri vardır. Oysa makalede kişilik sezinleten bir anlatım,bir yorum ve inandırma eğilimi,bir amaç vardır.
Bilim ve kültür alanında yazılan makaleler,sınırlı bir kültür kesimine ulaşmayı amaçladığından bu makalelerde daha bilimsel bir dil kullanılır.
Gazete ve dergilerdeki makalelerse,geniş halk kitlelerine ulaşmayı amaçladığından yazar,dilini daha açık,daha popüler ve daha anlaşılır bir düzeyde tutar,özel terimler kullanmaktan kaçınır.
FIKRA ( KÖŞE YAZISI)
Gazete ve dergilerde yayımlanan güncel,siyasal,toplumsal sorunları ele alan yazılardır.Gülmece nitelikli fıkralar da olmakla birlikte yazılı kompozisyon türü olarak fıkra,düşünsel ağırlıklı kısa yazılardır.
Fıkralarda siyasal ve toplumsal olaylar ele alınırken belgelere,kanıtlara,aşırı ayrıntılara yer verilmez.Makaleler gibi iddialı ve ispatlayıcı yönü ağırlıklı değildir.Fıkra yazarı,geniş kitlelere seslendiği için dili kolay anlaşılır bir dil olmalıdır.Her konuda fıkra yazılabilir.
DENEME
Edebi türlerin tümü gibi deneme için de bir tanım vermek çok güçtür.Deneme günümüzde hemen bütün yazı türlerine doğru yayılma göstermektedir. Bu türler içinde en çok eleştiriyle bir arada anıldığı görülmektedir.Ancak burada söz konusu olan daha çok izlenimsel eleştiridir.
Deneme için bir tanım yapmak gerekirse şunları söyleyebiliriz:
“Deneme;bir yazarın,herhangi bir konu üzerinde,özel görüş ve düşüncelerini hiçbir iddiaya yer vermeden,kesin yargılara varmadan anlattığı yazı türüdür.”
Batı edebiyatında essai (ese ) adı verilen deneme konuları genellikle edebiyat,sanat,bilim,felsefe...vb.dir. Özellikle Fransız edebiyatında Montaigne,İngiliz edebiyatında Bacon en tanınmış deneme yazarlarıdır.
Denemede bir konu sınırlılığı,belli bir biçim yoktur.Yazar,konu seçmede tam bir özgürlüğe sahiptir.Denemede yazar,kendi kendine konuşur gibi bir anlatım rahatlığı içindedir. Denemenin sonunda kesin bir yargıya, bir sonuca varmak gayesi güdülmez.
ELEŞTİRİ
Bir eseri değerlendirme amacıyla yazılan yazılara eleştiri denir.Eleştiride eserin yada sanatçının gerçek değerinin belirtilmesi amaçlanır.
Eleştirmeci,bir sanat eserinin gerçek değerini,özünü yapılışını,değerli-değersiz yanlarını ortaya koyar.Eleştirmecinin görevi güzellik yaratmak değil,yaratılmış güzelliği yargılamak,okurlara tanıtmaktır.
Eleştiriler;okura dönük eleştiri,topluma dönük eleştiri,sanatçıya dönük eleştiri,yapıta dönük eleştiri... olmak üzere türlere ayrılır.
İNCELEME
Bir eserin,bir sorunun,bir olayın özelliklerini,en ince ayrıntılarını araştırarak göz önüne seren yazı türlerine inceleme denir.Her obje bir inceleme konusu olabilir.Ama konumuz kompozisyon olduğu için biz yalnız bu anlamda inceleme yazıları üzerinde duracağız.
İnceleme,ister sözlü,ister yazılı olsun,bir tartışma niteliği taşır.
İnceleme yazıları yazarın teknik ve üslubuna göre diğer türlerin özelliklerini de gösterir; buna göre kimi yerde makale,kimi yerde deneme,kimi yerde sohbet havasına bürünür.
İnceleme yazılarında bir kolaylık olmak üzere şu soruları sırasıyla sorarak çalışmak,faydalı sonuçlar verecektir:
a. Ne? ( Bize eserin ve sorunun konusunu verir. )
b. Niçin? ( Eserin yazılma amacını, ana fikrini, temasını buldurur. )
c. Nasıl? ( Eserin yöntemini kavratır. )
d. Nerede? ( Yer,dekor. )
e. Kim? ( Kişileri verir. )
f. Ne zaman? ( işin süresini belirtir. )
İnceleme Planı :
A. Eserin Dış İncelemesi:
Eserin adı
Yazarı,çevireni
Basıldığı matbaa ve basılış tarihi
Kaçıncı baskı olduğu
Sayfa sayısı,fiyatı
Eserin boyutları
B. Eserin İç İncelemesi :
Yazarı hakkında bilgi
Türü hakkında bilgi
Özet
Eserdeki kişiler
Başroldekilerin kısaca tanıtımı
Ana fikir
Dil ve anlatım
Değerlendirme ( kritik )

RAPOR
Rapor,araştırma ve inceleme esasına dayanan bir yazı türüdür. Herhangi bir konuyla ilgili bilgi vermek,mesleki ve teknik bakımdan bazı noktaları açıklamak; görüş,düşünce ve önerileri bildirmek gibi amaçlarla yazılır.
Günümüzde rapor, geniş kapsamlı bir kelime olarak çok çeşitli alanlarda karşımıza çıkar. Doktor raporu, bilirkişi raporu, polis raporu, mühendis raporu, müfettiş raporu, deney raporu gibi çeşitli isimlerle anılan raporları ; meslek ve iş raporları, araştırma ve inceleme raporları gibi kısaca sınıflandırabiliriz.
Her rapor türünün kendine özgü yazılış kuralları vardır. Genel esas, konunun iyi kavranması ve konu üzerinde yeterli bilginin bulunmasıdır. Ancak, çok iyi anlaşılan,ilgi duyulan ve bilgi sahibi olunan konularda rapor yazılabilir.
Sağlam bir rapor yazabilmek için; raporun konusunu ilgilendiren kitapları,dergileri,gazeteleri okumak,yetkili kimselerle konuşmak,gözlem yolundan faydalanmak,özel deneylerde bulunmak,faydalanılan kaynakları göstermek gerekir.
RÖPORTAJ
Herhangi bir konu yada sorunun değişik boyutlarıyla ele alınıp işlendiği gazete ve dergi yazılarıdır. Röportajcı,yalnız gördükleriyle, izlenimleriyle yetinmez. Konuyla ilgili derinlemesine araştırma ve inceleme yapar,ilgililerin bilgisine başvurur. Röportajcının amacı, konuyu çarpıtmadan belgesel olarak okuyucuya sunmak,okuyucuyu konunun içinde yaşatmak,kamuoyunu aydınlatmaktır.
Röportaj, tek bir yazı olabileceği gibi,aynı konuda dizi yazı da olabilir.
ANLATI TÜRLERİ
Edebi türler yada sanatsal türler de denilen bu türlerin kesin kuralları,kesin tanımları yoktur. Her sanat eseri kendi kurallarını getirir, böylelikle de şimdiye kadar saydığımız türlerden ayrılır. Bir başka ifadeyle, her sanat eseri tektir,yaratıcısının özgün bir ürünüdür. Sanat eserine bu açıdan bakıldığında, genellemelere sığdırılamaz. Bu yüzden anlatı türlerini çok kalın çizgilerle ele aldık. Ayrıca bunların hepsini sıralamak yerine,yaygın olan birkaçına değinmekle yetineceğiz. Bunlar hikaye ve romandır.
HİKAYE VE ROMAN
Her iki türün geleneksel tanımında birleşilen nokta, olmuş yada olması mümkün bulunan olayları anlatan türler oluşlarıdır. Bunu, gerçek yada hayal edilmiş bir evrene ait gerçeklik duygusunu uyandıran olayların anlatımıdır,diye genişletebiliriz. Hikaye ve roman tanımlarında bu ortak noktadan sonra, iki türü birbirinden ayıran özellikler kısaca şöyle sıralanabilir :
a. Romanlar uzun, hikayeler kısa anlatı türleridir.
b. Romanlarda kişiler ( karakterler ) çok, hikayelerde azdır.
c. Romanlar geniş bir zaman kesitinde geçerken, hikayelerde bu kesit dardır.
d. Romanlardaki karakterler genellikle çok yönlü, hikayelerdeki karakterler tek yönlüdürler.
Ancak bu özellikler bile hikaye ve romanı kesin çizgilerle birbirinden ayırmaya yetmez. Bu sayılan özellikler her iki türde de bulunabilir.
YAZIŞMA TÜRLERİ
MEKTUP
Başka bir yerde bulunan kişiye yada kuruma bir bilgi iletmek amacıyla yazılan yazılara mektup denir.
Mektubun diğer yazı türlerinden ayrı bir özelliği vardır. Herşeyden önce; bağımsızdır,ufukları alabildiğine geniştir,dar kalıplar ve kurallar içinde tanımlanamaz. Konuları oldukça bol ve sınırsızdır. Doğallığın ve içtenliğin en çekici belgesidir. Elbette ki herkese aynı içtenlikle mektup yazılmaz. Gönderdiğimiz kişi yada kurumla olan ilginin derecesine göre,mektubun hitap bölümünden,amaç,hatta sonuç bölümüne kadar değişen üslup özelliği vardır.
Mektup kişiliğimizin bir aynasıdır. Saygımız,sevgimiz,karakterimiz,inancımız,görüş ve düşüncelerimiz hatta kültürümüz mektubumuza yansır.
Basit bir yazı türü gibi görülmesine rağmen mektubun da kendine özgü bir düzeni,bir disiplini,bir planı vardır.
Mektup Yazarken Nelere Dikkat Edilmelidir?
· Mektup yazarken kullanacağımız kağıt ve zarf temiz olmalıdır. Bu basit ayrıntı karşımızdakine verdiğimiz değeri gösterir.
· Mektuptaki hitap,göndereceğimiz kişi yada kurum göz önünde bulundurularak seçilmelidir: Sevgili Kardeşim, Canım Kardeşim, Canım
· Babacığım, Aziz Dostum, Saygıdeğer Büyüğüm, Sayın Murat Bey, Sayın Genel Müdür...
· Mektupta daha sonra giriş ve amaç bölümüne geçilir. Bu bölümde mektubun niçin yazıldığı belirtilir.
· Sonuç bölümünde daha çok klişe sözlere yer verilerek, hoşa gidici bir dilekle mektup bitirilir ; sevgi ve saygılar sunar,esenlikler dilerim. gibi.
· Öfkeli anlarda kesinlikle mektup yazılmamalıdır.
· Mektupta kullanılan ağır ve kırıcı sözler, ileride pişmanlığa yol açabilir. Ancak, yazının kalıcı etkisi nedeniyle, yarattığı kırgınlık tümüyle unutulamaz. · Mektup Türleri
Mektuplar, konularına ve yazanla yazılan arasındaki ilgiye göre üçe ayrılır :
1. Özel mektuplar
2. Resmi mektuplar
3. İş mektupları
Özel Mektuplar
Birbirine yakın, tanışık insanlar ve eş dost arasında yazılan mektuplardır.
Tebrikler
Bayramlarda, yılbaşlarında veya mutlu bir olay dolayısıyla karşı tarafa iyilik ve mutluluk dileklerinde bulunmak amacıyla yazılan kısa,öz ve içten mektuplardır. Bunlarda kağıt yerine daha çok basılı kartlar kullanılmaktadır.
Telgraf
Mektubun gecikebileceği ivedi durumlarda bildirilmesi gereken istek, olay ve haberleri, kısa ve öz olarak anlatan bir mektup türüdür. Telgrafta az ve öz ifade önemlidir.
§ Alacak olanın adı,soyadı ve açık adresi yazılır.
§ Telgraf çekmemize sebep olan konu,kısa ve öz olarak ifade belirtilir.
§ Sağ alt köşeye gönderenin adı ve soyadı yazılır.
§ Telgraf metninin altına bir çizgi çekilir. Bu çizginin altına gönderenin adresi yazılır. Bu bilgi,alıcının bulunmaması durumunda telgrafın iadesi için gereklidir. Ücrete tabi değildir.
Telgraf,bugün kullanım alanı yok denecek kadar az kalmış bir yazışma türüdür.
Resmi Mektuplar
Devlet dairelerinin kendi aralarında veya kişilerle devler daireleri arasında yazılan mektuplardır. Bu tür mektuplarda, konunun uzunluğuna göre tam veya yarım sayfa boyutunda çizgisiz,beyaz kağıtlar kullanılır. Anlatım ciddi ve ağırbaşlı olmalıdır. Konu dışında ayrıntılara ve özel isteklere yer verilmez. Konu en açık ve yalın biçimde ele alınır. Üst makam yetkilisi alt makamdakine yazdığı yazıyı “rica ederim”, alt makamdaki üst makamdakine “bilgilerinize saygıyla sunarım” veya “arz ederim” şeklinde bitirmelidir.
Resmi Yazışmalarda Dikkat Edilecek Noktalar :
· Kağıdın üst yanından iki santim aşağıda ve ortada olmak üzere yazının çıktığı dairenin adresi bulunur.
· Sağ üst köşeye tarih konur.
· Yazıya başlamadan,hangi tarih ve sayılı yazıya cevap olarak yazıldığı belirtilir.
· Yazının ilk paragrafında sorun veya konu ortaya konur.
· Gelişme paragraflarında,bizim konu hakkındaki görüşümüz belirtilir,bizden istenilen bilgiler verilir.
· Sonuç bölümünde,yazının gönderildiği makamın durumuna göre ( alt makam,üst makam ) yazı,rica yada sunu biçimlerinden biriyle bitirilir.
· Resmi yazıyı tamamlayan evraklar,metnin sol alt kısmına,sıra numarası verilerek belirtilir.
· Kağıdın sol en alt köşesine yazıyı daktilo edenle,konuyla ilgili bölüm şefinin ad ve soyadlarının ilk harfleri yazılır.
İş Mektupları
Ticaret ve endüstri kurumlarının birbirlerine ve kişilere, kişilerin bu kurumlara gönderdikleri mektuplara iş mektubu denir. İşyerleri bu mektuplarda, firma ismini taşıyan başlıklı ( antetli ) beyaz kağıtlar kullanırlar. Yazıda daktilo ( veya bilgisayar ) kullanmak yerleşmiş bir kuraldır. İş mektuplarında da konu kısa,öz olarak açık ve yalın bir anlatımla ele alınmalıdır. Resmi mektupların özellik ve yazılışlarını kavramış olmak bu tür mektup yazmada da büyük kolaylık sağlar.
İş Mektuplarının Yazılışında Uyulacak Kurallar :
· Ciddi bir anlatım kullanılmalı, kısa ve özlü bir anlatım yolu seçilmelidir.
· Her iş için ayrı bir mektup yazılmalıdır.
· Daktilo veya mavi mürekkepli dolma kalem kullanılmalıdır.
· Ele alınan konu hakkında amaca uygun açıklamalar yapılmalı, gerekli yerlerde teknik terimler kullanılmalıdır.
· İstekler yapmacıklığa kaçmadan ciddi bir hava içinde belirtilmeli, saygı bildiren kelimeler ölçülü şekilde kullanılmalıdır.
· Eğer yazılan iş mektubu, bir başka mektuba cevap niteliği taşıyorsa,bu, metnin başında “ilgi” bölümünde belirtilmelidir. Bunun için o mektubun tarihi ve numarasının yazılması yeterlidir.
DİLEKÇE
Bir dilekte yada şikayette bulunmak veya bilgi vermek amacıyla resmi makamlara sunulan tarihli,imzalı mektuptur.Kişiyi ve kamuyu ilgilendiren bir hakkın sağlanması, bir haksızlığın düzeltilmesi, kaldırılması için gerçek yahut tüzel kişilerce ilgili makamlara yazılan yazılara dilekçe denildiği gibi, “istida, arzuhal” de denir.
Dilekçe Yazımında Göz Önünde Bulundurulması Gereken Kurallar :
· Dilekçeler,konularına göre uzun veya kısa olabilir. Konular kısa v öz olarak belirtilir. Gereksiz ayrıntılara yer verilmez.
· Dilekçelerde ciddi, ağırbaşlı bir dil kullanılır. Anlatımın yalın ve duru olmasına özen gösterilir. Süslü,yapmacık,laubali bir ifadeden kesinlikle kaçınılmalıdır.
· Dilekçeler ; çizgisiz,beyaz dosya kağıdına daktiloyla veya dolmakalemle,okunaklı el yazısıyla yazılmalıdır.
· Dilekçe hangi kuruma veriliyorsa,bu makamın adı başa yazılır. Kurum adının sağ altına kurumun bulunduğu şehir adı yazılır.
· Konunun kısa bir özeti bu başlığın altına yazılır.
· Daha sonra konunun belirlendiği metin bölümüne geçilir. Bu bir şikayet dilekçesiyse,şikayet sağlam kanıtlara dayandırılmalıdır. Eğer iş isteme dilekçesiyse, öğrenim durumu,yaş,kısa bir özgeçmiş,kurumca aranan seçkin nitelikler açık seçik belirtilmelidir.
· Dilekçede bir durum belirtiliyorsa ,son cümle “Durumu bilgilerinize saygılarımla sunarım”, bir istek belirtiliyorsa “Gereğini izinlerinize saygılarımla sunarım” şeklinde olmalıdır.
· Dilekçe bitiminde sağ alt köşeye ad ve soyadı yazılmalı,imzalanmalıdır. Tarih,isim ve imzanın bir satır üstünde olabileceği gibi dilekçenin sağ üst köşesine de konulabilir.
· Sol alt köşeye açık adres yazılmalıdır.
Dilekçe, herkesin zaman zaman yazmak zorunda kalabileceği bir mektup türüdür. Dilekçenin ilk bakışta güven verici bir düzen içinde olması gerekir.

Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 13-10-2006 @ 11:20.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 27-02-2006   #4 (mesaj-linki)
Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat

EDEBİYAT NEDİR
20.yüzyılın başlarında, 1905 yılında doğan Sartre, bütün bir yüzyıla damgasını vuran bir yazar, düşünür ama hepsinden önemlisi gerçek bir entelektüeldi. Yüksek öğrenimini Ecole Normale Supérieure'de, İsviçre'deki Fribourg Üniversitesi'nde ve Berlin'deki Fransız Enstitüsü'nde sürdürdü. Çeşitli liselerde öğretmenlik yaptı. 2. Dünya Savaşı sırasında, Direniş Hareketi’ne katıldı. Savaş sona erdiğinde o da öğretmenliği bıraktı ve "Les Temps Modernes" adlı edebi-politik dergiyi kurdu. Varoluşçu felsefesini Marksizmle birleştirmeye çalışan Sartre, sanatsal ve düşünsel alandaki faaliyetlerini politik pratiklerle de zenginleştirmiş, önce Fransa’nın Cezayir’i işgaline, ardından sömürgelerdeki kirli savaşlara karşı uzun bir mücadele vermiştir. Sartre, edebiyat, düşünce ve politika alanlarındaki eylemlerini "121'ler Bildirgesi" ve Vietnam’da işlenen savaş suçlarını yargılayan Russel Mahkemesi’nin başkanlığı ile uluslararası düzeye taşırken, kendisine 1964 yılında verilen Nobel Edebiyat Ödülü’nü de geri çevirdi. 1968 yılında, sorgulama sırası Sovyetler’in Prag’a müdahalesine gelmişti. Bu müdahale etrafında Sovyet sosyalizmini ve klasik aydın tavrını da gözden geçirdi. 1973 yılında Liberation’u kurdu. Artık sağlığı bozulmuş, görme sıkıntısı çekmeye başlamıştı. Ancak bir kenara çekilmedi; son dönemde ilgisi Doğu Ülkeleri üzerindeki baskıların sona erdirilmesi, insan haklarının korunması, bireyin tarihteki yeri, şiddet ve kardeşlik gibi konular üzerine çevrildi. Sartre, 15 Nisan 1980’de Paris'te öldü
Adı “Varoluşçuluk” felsefesiyle birlikte anılan ve düşünsel alanda büyük etkiler yaratan Sartre’ın “Les Mouches” (1943, Sinekler), “Huis-Clos” (1944, Gizli Oturum), “La Putain respectueuse” (1946, Saygılı Yosma), “Morts sans sépultues” (1946, Mezarsız Ölüler), “Les mains sales” (1948, Kirli Eller), “Le Diable et le Bon Dieu” (1951, Şeytan ve Yüce Tanrı), “Nekrassov” (1955), “Les Séquestrés d'Altona” (1959, Altona Mahpusları) adlı oyunları ve “La Nausée”, (1938, “Bulantı”), “Le Mur” (1939, Duvar), “Les Chemins de la Liberté”: I. Cilt: “L'âge de la Raison” (Akıl Çağı, 1945), II. Cilt. “Le Sursis”(Bekleyiş, 1945), III. Cilt: “La mort dans l'âme”(Tükeniş, 1949) romanlarının yanı sıra iki de senaryosu var; “Les Jeux sont faits” (1947, İş İşten Geçti), “L'Engrenage” (1949, Çark).
Sahi, nedir Edebiyat?
Türkiye’deki ilk baskısı 1967’de De yayınevi, ikinci baskısı 1982’de Payel yayınevi tarafından gerçekleştirilen “Edebiyat Nedir”, bu kez Can yayınları tarafından buluşturuluyor okuyucuyla. 1940’ların sonlarında sadece yazarlık mesleği ve edebiyatın niteliğini değil, aynı zamanda entelektüelleri ve eylemlerini de tartıştığı bu kitap –geçen haftanın kitap yazısında sözünü ettiğim “Boğucu Kültür” gibi- 68’lerin sanatsal, kültürel başkaldırısını etkilemesiyle önemlidir. Dahası, sanat ve edebiyatın popülerleşip meta karakterinin öne çıkarıldığı, edebiyatın ve entelektüelin hayatla bağlarının koptuğu günümüzde, Sartre’ın üzerine durduğu edebiyat, yazar ve bağlanma gibi meseleler bugün hala onun sorgulayıcı perspektifiyle ele alınmayı gerektiriyorlar.
Sartre edebiyat kavramını “yazar”, “yazarın görevi” ve “okurun konumu” üzerinden üç ayrı kategoride ele alıyor. Yazarı, çağının dünyasına sırt çevirmeyen, yaşadığı dönemin gerçeklerinden, çıkmazlarından esinlenerek tavrını ve eylemini belirleyen aydın olarak görüyor. Bireyin kökten özgürlüğünü savunan varoluşçuluğun bu büyük sözcüsü, okurlarını da özgürleşme sürecine taşıması gereken aydının görevini 'yazarken değiştirmek, yazarken özgürleştirmek' diye tanımlıyor. Edebiyata 'bağlanma' kavramı açısından yaklaşırken, Aydınlanma Çağı'nın gününün tanığı aydınını övüyor, 19. yüzyılın burjuva ahlâkını dayatan gerçekçi yazarlara ateş püskürüyor. Sartre'ın edebiyatı olduğu kadar yazarı da sorgulayan bu kült metni, her insan herkes karşısında her şeyden sorumludur' diyen Dostoyevski'nin sözlerini doğruluyor.
Edebiyat nedir sorusuna yüzyıllar boyunca değişik yanıtlar verilmiştir. Gerçekten de nedir edebiyat? Bir söz, bir dil etkinliği midir sadece? Nasıl ve neden başlamış, kültürün içindeki yeri ne olmuştur? İnsan ve toplum hayatındaki yeri nedir? Yazar kimdir? Okuyucunun yazar ve ürünüyle ilişkisi nasıl kurulur? Kuşkusuz bu soruları bir bu kadar daha uzatabiliriz. Ancak şimdiye dek sanatın ya da edebiyatın tanımı üzerinde anlaşmaya varılamamıştır. Çünkü bir kavramın anlamını bilmek kavramın işaret ettiği bütün şeylerin sahip olduğu ortak özelliği bilmek demek değil, kavramı yerinde kullanmak ve işaret ettiği şeyleri tanımak demektir. Edebiyat için de durum aynıdır. Sanatın, edebiyatın, romanın doğru ve gerçek tanımları yapılamaz, çünkü öyle yeni ve değişik eserlerle karşılaşabiliriz ki, bunların taşıdıkları özellikler tanımda da değişikler yapmamızı gerektirir. Ancak belli tarihsel, içeriksel, mekansal, vb. çerçeveler çizerek bu kavramı kapatabiliriz.
Sarte da, “Edebiyat Nedir” incelemesinde kendi perspektifiyle çiziyor edebiyatın sınırlarını. Böyle bir perspektifse yazmayı bir eylem olarak, yazarı yalnız düşünen değil, yaşayan, davranan ve kendi dışındaki bireylerle ilişki kuran bir entelektüel olarak, okuyucuyu da bu süreçlerin aktif bir parçası olarak tanımlıyor.
Edebi nesne Sartre'a göre "Yalnızca hareket halindeyken varolan bir topaçtır. Onu ortaya çıkarmak için, adına okumak denen somut bir eyleme ihtiyaç vardır." Yazmak, okurun özgürlüğüne çağrıda bulunmaktır.. "Yazar, konuşan kimse'dir: o gösterir, ortaya koyar, buyurur, yadsır, çağırır, yalvarır, hakaret eder, inandırır, araya sokuşturur. Bunu boş yere yaptığı zaman ozanlaşmaz. Hiçbir şey söylemeden konuşan bir düzyazı yazarı olur." Ve “Açık amacı insanların ezilmesine hizmet etmek olan iyi bir tek roman, Yahudilere, zencilere, sömürge halklarına karşı yazılmış bir tek iyi roman” gösterilemez…
Yazar, Yapıt, Okuyucu ve Bağlanma
Kendimize konu edindiğimiz roman/yapıt ancak kendisine bakıldığı zaman vardır ve öncelikle de katıksız bir çağrı, katkısız bir var olma gerektirimidir. O, varlığı belli, ereği ise belirsiz bir aygıt değildir. Şu kitabı masaya bırakmak elinizdedir, ama, açtığınız an, sorumluluğu yüklenmişsiniz demektir. Madem ki, bir kez sorumluğu yüklendik, öyleyse elimize aldığımız romanın ne olduğunun ortaya çıkarılması gerekiyor. Öncelikle bir ayırım yapmalı; insan bazı şeyleri söylemeyi seçtiği için değil, onları belli bir biçimde söylemeyi seçtiği için yazardır. Sanatçı/yazar denilen kişinin konularını nereden aldığını, bu konularla bizi etkileyip duygulandırmanın nasıl üstesinden geldiğini, ruhumuzda uyanabileceğine hiç ihtimal vermediğimiz heyecanların içimizde doğmasını nasıl sağladığını bilmek tutkusuyla hep yanıp tutuşmuşuzdur. Konu seçimini belirleyen koşulları çok iyi tanımamızın sanatsal yaratıştaki özün derinliklerine eni konu girmemizin bizleri sanatçı yapmada hiçbir rol oynamayacağını bilmemiz de, duyduğumuz merakı asla azaltmamıştır. İşte eleştirinin kaynağını burada aramak gerekiyor, tabii trajedisini de! Çünkü, eleştirmen ne yaparsa yapsın, hangi kuramları uygularsa uygulasın, nesnesi olan yapıtın sırrını bütünüyle çözemez.
Yine de, yazının işlevinin güzellik yaratmak ve bizde özgül bir coşku uyandırmak olduğu konusundaki eski felsefe bugün artık benimsenmiyor. Gerçekten yazının rolü üzerinde düşünmek, sonradan yapılan bir çözümleme ile, yazın yapıtının nedenini aydınlatmak gerekir ve her ciddi eleştiri bununla başlar. Bunun yanıtı ise, yazının dünya ile sürdürdüğü iki yönlü ilişki içinde, hem bireysel hem de ortak olan insan bilincinin özel bir boyutu olduğudur, yazar başka insanlara seslenen, onlara kendileri ile nesneler arasındaki ilişkileri anlatan kişidir. Ama, en açık görüşlü düzyazı yazarı bile ne demek istediğini bütünüyle bilmez, istediğinin ya azını ya da çoğunu söyler, her cümle girişilmiş bir sav, atılınmış bir tehlikedir, sözcük debelendikçe garipleşir, hiç kimse bir sözcüğü köküne kadar anlayamaz. Düzyazı yazarı sözcüklere fazla özen göstermeye başladıkça, düzyazı bozulur ve insan saçma sapan sözler söylemeye başlar. İşte eleştirinin varolma nedenlerinden birisi burada girer devreye; yapıtın kendisinin bile bilemeyeceği sırlarını ortaya çıkarmak...
Yazma işleminin karşısında diyalektik bir bağlaşık terim, yani okuma işlemi vardır ve birbirine bağlı bu iki ayrı pratik iki ayrı eyleyen gerektirir. Zihnin ürünü olan bu somut ve imgesel nesneyi yazarla okuyucunun birleşik çabası ortaya çıkaracaktır. Sanat ancak başkası için ve onun aracılığıyla vardır. Okuyucu hem keşfettiğinin hem de yarattığının bilincine varır, yaratırken keşfettiğini, keşfederken yarattığını fark eder. Okumak, makinasal bir işlem değildir. Okuyucunun, yazılı şeyi hiç durmadan aşarak kafasında yeniden yaratması gerekir. Hiç kuşkusuz yazar yol göstericidir ama boşlukları okuyucu doldurur. Okuyucu için yapıt ancak onun yetenekleri ölçüsünde vardır; okuduğu ve yarattığı sırada, her an okumayı daha ileri götürebilmesi ve daha derine yaratabilmesi mümkündür. Yaratış ancak okumada bütünlendiğine, sanatçı başladığı işi bitirme görevini bir başkasına bırakmak zorunda olduğuna ve ancak okuyucunun bilinci aracılığıyla kendisini yapıtının önemli bir ögesi olarak yakalayabildiğine göre, her yazınsal yapıt bir çağrıdır. Bu nedenle, zaman zaman, yazarların, yönetmenlerin, bestecilerin kendilerine yönelik eleştiriler karşısında takındıkları umursamazlık, ya da, “ben zaten kendim için yazdım” savunusu, boş bir aldatmacadan öteye gitmez.
Belli bir çağın yazını kendi özerkliğinin açıkça bilincine varmadığı ve geçici güçlerin ya da bir öğretinin boyunduruğu altına girdiği, kısacası kendini koşulsuz bir erek gibi değil de, bir araç gibi gördüğü zaman yabancılaşmıştır. Bu durumda, yapıtların benzersiz oluşumlarıyla bu tutsaklığı aştıkları ve her birinde koşulsuz bir gereklilik bulunduğu doğrudur elbet; ama gizlidir bu. Bir yazın kendi özünü kavrayamadığı, yalnızca biçimsel özerkliği üzerinde durduğu ve yapıtın konusunu bir yana bıraktığı zaman soyuttur.
Bitirirken
Sartre ve diğer entelektüellerin başlattıkları, Türkiye’de ve dünyada 1970’lein sonlarına dek süregelen canlı tartışmalar görülmüyor artık. Bunda edebiyatın giderek kendi içine kapalı bir uzmanlık alanı haline gelmesi kadar, dünya genelinde sosyalist hareketin ideolojik anlamda çekimini yitirmesi, sınıfsal mücadelenin gerilemesi ve bunlara bağlı olarak edebiyatın politikadan bütünüyle kopması neden oldu. Böylelikle hayattan ve tarihten uzaklaşan, yazınsal bir oyuna, artistik bir yaratıya dönüşen ve biçimin içerikten önemli sayıldığı bir edebiyatın geliştiğine tanık oluyoruz. Son yıllarda -Edward Said, Fredric Jameson ve Terry Eagleton gibi emperyalist kültürü sorgulayan araştırmacılar tarafından- mevcut bu duruma bir başkaldırı sayılabilecek çalışmaların olması, edebiyatın geleceğine olan güvenimizi biraz olsun tazeledi. Oysa entelektüellerin taraf olmasına en çok ihtiyaç duyulan bir dönemde yaşıyoruz. Edward Said'in sözleriyle; "Hükümetler hala halklarını açık açık ezmekte, adalet hala ciddi bir biçimde zedelenmekte ve iktidar, entellektüelleri hala kendi saflarına katıp seslerini bir güzel kısabilmektedir ve entellektüeller hala sık sık görevlerinden yan çizmektedir".
Son yıllarda sıklıkla vurguluyoruz; sömürünün, yolsuzluğun, baskının gizlendiği, magazinel olanın haber olduğu bir toplumsal yaşama, edebiyat ve sanat ürünleri de ayak uyduruyorlar. İşte böylesi anlarda, siyasi alanda ardına düştüğümüz gerçeklerin edebiyat ve sanata da yansımasını talep etmek, kuşkusuz ki bir taraf olmaktır, “insan, eğer insan kalacaksa, taraf tutmak zorundadır“; taraf olmak kaçınılmazdır..! Bizler de çoğu zaman ve genellikle de farkında olmaksızın, bağlandığımız dünya görüşüne yakın bir edebiyattan yana taraf oluruz. İster bir dünya görüşünü açıklamaya çalışsın, isterse bir tutumu ya da bir amacı çözmeye, eleştirmen/okuyucu yansız kalamaz. Onlar da, yazdıkları ve onayladıklarıyla bir dünya görüşüne tanıklık ederler; yazar gibi, onlar da işin içindedir. Hangi yoldan gelmiş olursanız olun, savunduğunuz görüşler ne olursa olsun, edebiyat sizi kavganın içine atıverir.

Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 13-10-2006 @ 11:21.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 24-03-2006   #5 (mesaj-linki)
Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat Edebiyat nedir, Edebiyat hakkında, Edebiyat üzerine, Edebiyat

BİYOGRAFİ

"Yaşam öyküsü" de denebilir. Bir kişinin yaşamını anlatmayı konu alan edebiyat türüdür. Yazarın kendi yaşamını anlattığı oto biyografiler de bu türün içinde yer alır. Yaşam öyküsü kişisel anılara ya da araştırma sonucu edinilmiş sözlü ve yazılı malzemelerin düzenlenmesine ve yorumlanmasına dayandığı için tarihin bir dalı olarak da görülebilir. Ama konu alınan kişinin bireyselliğini, yaratıcı ve duygudaş bir kavrayışla aktarmaya çalıştığı için aynı zamanda edebiyatın bir koludur.
Tarihte ölen kişinin yaşamını ve yapıtlarını öven mezar yazıtları ve cenaze törenlerindeki konuşmalar yaşam öykülerinin ilk örnekleri sayılabilir. Daha sonra eldeki verilerin keyfi ya da eleştirellikten uzak bir yorumuna dayanan, söz konusu kişiyi övmek ve okura örnek oluşturmak için yazılan yaşam öyküleri başlamıştır. Bunun hemen ardından kişilerin gerçek yüzünü ortaya çıkarmayı amaçlayan eleştirel yaşam öyküleri de kaleme alınmıştır.
Yaşam öyküsünün bir başka özelliği, yazarının tarafsız olmamasıdır. Yaşamını yazdığı kişiyi sunar ve yorumlarken kendi kişiliğini de eserine yansıtır. Otobiyografi türünde bu özellik daha da belirgindir.

MAKALE

Yazarın belli bir konuda, genellikle günlük politika ile ilgili görüşlerini dile getirdiği kısa metinlerdir. Makale, asıl gazetelerin yaygınlaşması ve gelişmesiyle kendini gösteren bir edebi türdür. Yazar bu kısa yazılarda çeşitli konulara ilişkin kişisel görüş eleştiri ve önerilerini sıralayabilir. Ya da politik veya toplumsal sorunlara değinebilir. Konular politikanın yanı sıra, bilim, dil, kültür gibi yazarın tercih ettiği herhangi bir alan da olabilir. Makalenin amacı, açıklama, eleştiri, tanıtım, bilgilendirme de olabilir. Ama genellikle eleştirel tutum ön plandadır. Makaleler, günlük yazıldıktan sonra bir araya getirilerek makale kitapları şeklinde yayınlanabilir.

ELEŞTİRİ

Herhangi bir kişiyi, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlışlarını dile getirerek göstermek amacıyla yazılan kısa metinlerdir. Hedeflenen öğeyi doğru ve yanlış yönleriyle tanıtmayı amaçlayabileceği gibi, bu öğenin doğru tanıtılmasını sağlamayı ve bir değerlendirmeyi de hedef alabilir. Edebiyat sorunlarını ve yapıtlarını konu alan inceleme, yorum ya da değerlendirme olarak da tanımlanabilir.

ANI

Kişisel yaşantının bütünü ya da belli bölümlerini ya da gözlemleri dile getirmek amacıyla yazılmış edebi metinler ya da kayıtlardır. Otobiyografi ile karıştırılabilen anı, ondan dışsal olaylara verdiği önem nedeniyle ayrılır. Anıda kişisel yaşam izlenimlerinin yanı sıra bu izlenimlerin dış boyutları da geniş olarak yer alır. Otobiyografide yazar öncelikle kendilerini konu edinirken, anı yazarları çoğunlukla çeşitli tarihsel olaylarda rol oynamış ya da bu olayların yakın gözlemcisi olmuş kişilerdir.


MİZAH

Olayların gülünç, alışılmadık ve çelişkili yönlerini yansıtarak insanı düşündürme, eğlendirme ya da güldürme sanatıdır. Bu amaçla yazılan edebi eserler de mizah türü için de değerlendirilir. En kaba şakadan en ince espriye kadar bütün mizah örnekleri, birbiri ile uyum içindeki olaylar arasındaki çelişkinin birdenbire ortaya çıkarılmasına dayanır. Mizah gelenek ve kuralların sorgulanmasında önemli bir rol oynar. İki amacı vardır, saldırma ve savunma. İnsanın topluca yaşamaya başladığı dönemle birlikte mizah da otaya çıkmıştır. Kentleşmeyle birlikte daha soyut ve dolaylı bir özellik kazandı.
Mizahı bedensel şiddetten ayırıp keskin dilli bir sanata dönüştüren Atinalılar olmuştur. Ortaçağda kilise ve kralları alaya alan masallarıyla şenliklerde halkı eğlendiren öykü anlatıcıları jonglörler ve gezgin minstrel’le birlikte açık cinsel çağrışımları da olan yeni bir mizah türü yaygınlaştı. 20. yüzyılda yeni bir mizah türü doğdu. Komik öğelerin yanı sıra ürkütücü ve korkunç öğelere de yer veren kara mizah ortaya çıktı. Siyasal mizah da bu dönemde önem kazandı.

Türk edebiyatında mizah

Türk edebiyatında ise gerçek anlamda ilk mizah ürünleri masallar, fıkralar ve seyirlik oyunlardır. Divan edebiyatında da sık rastlanmamakla birlikte mizah yer almıştır. Tanzimat döneminde Türk mizahının çehresi geniş ölçüde değişti. Teodor Kasap ve Direktör Ali Bey’in Fransız edebiyatının etkisiyle yazdıkları tiyatro eserleri önem kazandı. Şinasi’nin Şair Evlenmesi, Ziya Paşa’nın Zafername Şerhi, Namık Kemal’in imzasız fıkra ve yergileri bu tiyatro eserlerini izledi. 2. Meşrutiyet’le birlikte Türk mizah edebiyatı büyük gelişme gösterdi. Baha Tevfik, Peyami Safa, Ömer Seyfettin, Yusuf Ziya Ortaç ve Orhan Seyfi Orhon gibi birçok yazar mizah yazılarıyla ünlendi.
Cumhuriyetle birlikte Türk mizahı yeni bir kimlik kazandı. Bu dönem yazarları geçmişi eleştiren, yeni dönemi savunan bir tutum benimsedi. Çok partili dönemle birlikte mizah kapsam ve konu bakamından büyük zenginlik kazandı. Aziz Nesin, Sabahattin Ali, Rifat Ilgaz, Orhan Kemal, Bedii Faik, Haldun Taner, Muzaffer İzgü, Çetin Altan gibi yazarlar bu dönemin önemli isimleridir.

Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 13-10-2006 @ 11:22.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
edebi kişilik nedir, edebi ne demek, edebi sanat nedir, edebiyat ne demek, edebiyat ne demektir, edebiyat nedir, edebiyat nedir?, edebiyat sanatı nedir, edebiyatta amaç nedir, konusunu gerçek hayattan almış anlatmaya bağlı bir metin, mizah paragrafına örnek, mizahi anlatım nedir, mizahi anlatım örnek, mizahi anlatım örnekleri, mizahi anlatım örneği,
Konu Araçları

Nedir Bu Edebiyat? Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
İslam Ansiklopedisi tangozcan Müslümanlık/İslamiyet 21 1 Hafta Önce 09:18
İnternet ve Yazılım Teknik Terimleri Sözlüğü Asi-BeL Internet/Bilgisayar Dünyası 3 29-05-2008 18:25
İlk Yardım lionhead Sağlıklı Yaşam 48 21-03-2008 14:09
Sigorta Nedir? Sigorta Hakkında NihLe Ekonomi 1 17-11-2007 16:03
Edebiyat Taslakları virtuecat Türk Dili ve Edebiyatı 0 08-11-2006 21:41
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 16:30Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.38032007 saniyede (79.68% PHP - 20.32% MySQL) 8 sorgu ile oluşturuldu
Top Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun ~ MaviKaranlik.com Have Fun @ MsXLabs! Designed by LC aka NeutralizeR