Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

François Marie Voltaire

Bu konu Felsefe ww forumunda Blue Blood tarafından 6 Ekim 2006 (16:10) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
10717 kez görüntülenmiş, 2 cevap yazılmış ve son mesaj 26 Haziran 2011 (15:19) tarihinde gönderilmiştir.
  • Bu konuyu beğendiniz mi?   
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 6 Ekim 2006, 16:10

François Marie Voltaire kimdir, nereli, hayatı.

#1 (link)
Blue Blood
Ziyaretçi
Blue Blood - avatarı
François Marie Voltaire

Voltaire, 21 Kasım 1694’te Paris’te doğdu. Babası noterdi. Eğitimini, Bayan Ninon de Lenclos’un himayesinde tamamladı. Paris üniversitesinde hukuk okudu. Ancak, o hukuku değil edebiyatı tercih etti ve kısa zamanda Paris’in tanınmış simalarından bir oldu. Bu yıllarda Voltaire, hiciv dolu yazıları, siyasi ve toplumsal meselelere değinen şiirleriyle ilgi topluyordu ama bu şiirlerden bir tanesinde eleştirisini kral XV.Louis’e kadar uzatınca kendisini Bastil’de buldu (1715). Özgürlüğünü ise başka bir şiirine borçludur Voltaire. Hapiste yazdığı “Le Henriade” adlı uzun şiiri sarayın beğenisini kazanınca serbest bırakıldı.
Suç ve ceza önemli görünüyor Voltaire’in hayatında. 1726 yılında yolu yine Bastile düşmeseydi, belki de hiç bir zaman İngiltere’ye gitmek zorunda kalmayacak ve düşünsel hayatı bu denli zenginleşemeyecekti. İngiltere’de, dönemin tanınmış İngiliz düşünürleriyle ve Swift, Pope gibi ünlü yazarlarıyla arkadaşlık etti; hem İngiliz felsefesini hem de İngiliz romanını yakından tanıdı. Newton fiziği ve Locke’un rasyonalist/ampirik dünya yorumlarının İngiliz aydınlanmasındaki rolünü benimsedi. İngiltere’de üç yıl kalabildi Voltaire; “Lettres philosophiques sur le Anglias” (İngilizler Hakkında Felsefi Mektuplar) adlı denemeleri, İngiltere’nin muhafazakar çevrelerini kızdırıp kitap yasaklanınca Paris’e dönmek zorunda kaldı.
Paris yılları çok parlaktır Voltaire’in. Felsefe, tarih ve edebiyat alanlarında durmaksızın yazdı ve kitaplarının satışından iyi bir gelir elde etti. 1746’da ise Fransız Akademisi’ne seçildi. 1750’ye kadar kralla arası iyiydi ama kralın metresi Madam Pompadour hakkında yazdığı şiirle yeniden gözden düştü. Neyse ki Prusya kralı Büyük Friedrich ağırlamak istiyordu Voltair’i. Böylelikle üç yıl sürecek Potsdam yaşamı başladı. Burada da düşüncelerini gizlemedi, saraya hoş görünmeye çalışmadı ve yeniden yollara düştü. Cenevre’deki ortam da elverişli değildi Voltaire’in özgürlükçü fikirlerini duymaya. Sonunda, 1760 yılında, İsviçre sınırındaki Fernay’i seçti ve hiç durmadan çalıştı. Eserleri Fransa’da halkın coşkusuyla karşılanıyor ve ihtilal için geriye doğru sayılıyordu sanki. Bir oyununun temsili için gittiği Paris’te binlerce kişi tarafından karşılanan bu yaşlı ve yorgun yazar 1778 yılında, devrimin gerçekleşmesini göremeden öldü. Ancak 1789 Fransız Devriminin düşünsel yapısını oluşturan hiç kuşkusuz Voltaire’di.
Candide...
Oldukça karışık ve aktarılması güçtür “Candide”in konusu. Yine de özetlemeye çalışacağım bu hikaye biraz gülünç, hatta ucuz görünebilir ilk bakışta. Ancak “Candide”in metaforik bir roman olduğu ve Voltaire’in rasyonalist felsefesini edebi bir üründe canlandırdığı unutulmamalıdır. Bu akıl almaz serüven, aynı zamanda iyimser dünya görüşüne; “her şeyin olacağına varacağına” olan inanca bir eleştiridir aynı zamanda.
18. yüzyılda, -Voltaire’in içinde yaşadığı yıllarda- başlar hikaye. Öğretmen Dr. Pangloss’un felsefi iyimserlik görüşlerinin etkisinde olan Candide, Thunderten Tronckh Baronu’nun yeğenidir. Aşık olduğu baronun kızı Cunegonde’u öperken yakalanınca şatodan kovulur. Dış dünyaya kapalı bir ortamda iyimser görüşlerle yetişen bu saf genç, gerçek hayatın acımasızlığıyla tanışacaktır artık. Önce Bulgar ordusuna alınır ve savaşa gider; vahşeti ve ölümü görünce dayanamaz kaçar. Sığındığı Hollanda’da öğretmeni Pangloss’la karşılaşır. Dilencilik yapan Pangloss’tan sevgilisi Cunegonde’un öldüğünü öğrenir. Birlikte Lizbon’a giderler. 1755 depremi ile Lizbon yıkılınca, engizisyon bunun sorumlusunun şehre gelen dinsizler olduğuna karar verir. Pangloss asılır, Candide ölesiye kırbaçlanır.
Candide’i ölümden kurtaran -öldüğü sanılan- sevgilisi Cunegonde’dur. Savaş sırasında askerlerin tecavüzüne uğramış, bağırsaklarından hastalanmış ama hayatta kalabilmiştir. Hem bir bankerin hem de Engizisyon Mahkemesi baş hakiminin metresidir. Candide iki adamı da öldürür, sevgilisi ile Arjantin’ kaçarlar. Orada da vali göz koyar Cunegonde’a. Candide yine kaçar. Bir dolu akıl almaz macera ve rastlantıdan sonra Hıristiyan dünyasını terk edip -uşağı Cacombo ile birlikte- İstanbul’a gelir. Tesadüf bu ya; öldüğünü gördüğü hocası Pangloss ve Arjantin’de bıraktığı sevgilisi Cunegonde, de İstanbul’dadır. Hepsi yaşlanmış, Cunegonde huysuz ve çekilmez bir kadın haline gelmiştir ama Candide aldırmaz buna; evlenirler. İstanbul yakınlarında aldıkları bir çiftlikte huzur içinde yaşarlar. Candide için felsefe ve hayatın anlamı üzerindeki soyut tartışmalar anlamını yitirmiştir; roman Candide’in “biz kendi bahçemizi işleyelim” sözleri ile son bulur.
Edebiyattan çok felsefe
Romanın tarihinde şimdiye kadar ele aldığımız “Don Kişot”, “Robinson Crusoe” ve “Gulliver’in Yolculukları” gibi- metinler, yazarlarından daha çok tanınmışlardı. Oysa “Candide” ismi, Voltaire’in eserlerinden birisi olarak çıkar karşımıza. Bunda, Voltaire’in felsefi etkinliğinin önemi kadar, “Candide”in de edebi anlamda çok başarılı olmayışının rolü vardır. Hikaye öylesine anlatılmıştır ki, birbirinden neredeyse bütünüyle bağımsız bölümler çıkmıştır ortaya. Sadece kahramanlar ve tesadüfler benzer birbirlerine. Kurgu son derece savruk, karakterler ise yapaydır. Bu savrukluk ve yapaylığın nedeni metnin ardındaki çok güçlü düşünsel yapıdır; Voltaire, kendi dünya görüşünü ve farklı anlayışlara olan eleştirisini bir roman olarak ifade etmiştir “Candide”te.
Romanda bir çok gülünç sahne var. Üstelik Voltaire, oyun yazarı olmasının da etkisiyle, en trajik ya da duygulu anları bile birer durum komedisine çevirmesini biliyor ve çok kez insan davranışlarının ardındaki acımasızlığı ve iki yüzlülüğü açığa çıkarıyor. Alman filozof Leibniz ve İngiliz şair Popeun savundukları ve muhafazakar çevrelerden de destek gören iyimser felsefe, sözünü ettiğim durum komedisi, neşeli ve hiciv dolu anlatımla ahmaklığa dönüşüyor. Candide ve dostlarının büyük acılar, tecavüzler, idamlardan sonra hep mutluluğa ermeleri, yani iyimserliğin “haklı” çıkması, aslında iyi sonun akıl dışılığını vurguluyor. Öyle ki, ailesi öldürülen, evi yakılan, ırzına geçilen, bağırsakları alınan ve hayatını erkeklerin metresi olarak sürdüren Cunogonde, bütün bunların onun faziletini arttırmada yaralı olduğunu düşünüyor; ya da asıldığı anlatılan Pangoss -dünyayı iyimser bakıldığında belki de ölmemiş olabileceğinden- bir anda yeniden çıkıyor karşımıza.
Voltaire’in eleştirileri sadece iyimser filozoflarla sınırlı değildir. Savaşa, rasyonelleşmiş askeri düşüncelere, engizisyon yargıçlarına ve engizisyonu yaratan kiliseye, kilisenin yorumlarına, soylu çevrelere, kendini bilgin sanan dönemin içi boş aydınlarına, kısaca 18.yüzyıl dünyasına hiciv yoluyla yapılmış bir saldırıdır “Candide”...!
“Candide”deki maceraları, denizaşırı ülkelere yapılan geziler ve karşılaşılan kötülüklerle, “Gulliver’in Yolculukları”na benzetebiliriz. Gerçekten de Voltaire, İngiltere’de dostluk kurduğu Swift’ten ve kitabından etkilenmiştir. Hıristiyan haçının dolaştığı her yerde insanların yaptığı eziyet hüküm sürerken, insani, demokratik ve ahlaki bir düzen yalnızca hayali Eldorado krallığında vardır. Voltaire, ütopyasını bu hayali ülke özelinde anlatır. Ne var ki burada yaşayamaz Candide. Çünkü dünyevi bir devlet değildir Eldorada... Candide’in sonunda huzuru bulduğu mekan, yine Hıristiyan dünyasının dışındaki Osmanlı devletinin başkentidir. Böylelikle başka din ve kültürlere sıcak bakar Voltaire ve Avrupa’nın soylularla kilise arasında taksim edilen dünyevi iktidarının yaşanmazlığını vurgular.
İngiliz edebiyatı için Swift neyse, Fransız edebiyatı için Voltaire de odur. Her türlü baskıya karşı savaşmış, kiliseyle, boş inançlarla, soylularla ve hatta krallarla alay etmesini bilmiştir. Parıltılı bir zekası ve tutkulu kişiliği ile yazdığı ve hep ezilenleri savunduğu şiirleri, oyunları ve hikayeleri sayesinde Fransız halkının büyük sevgisini kazanmıştı. Aydınlanmacı dünya görüşünün Fransa’da benimsenmesini Voltaire sağlamıştır denilebilir.

A. Ömer Türkeş
Rapor Et
Reklam
Eski 11 Mayıs 2008, 22:05

François Marie Voltaire

#2 (link)
fadedliver
Ziyaretçi
fadedliver - avatarı
Voltaire'in Yaşam Sırları...


"O kadar mutluyum ki, utanıyorum" Voltaire


Fransız düşünürü Voltaire (1694-1778), neredeyse bütün hayatı boyunca ya hastaydı ya hastalık hastası.
41 yaşında bir arkadaşına yazdığı mektupta "gene" hastalandığından şikâyet etti ve "Birkaç yıllık ömrüm kaldı" dedi.

Voltaire, bu mektubu bitirdikten 43 yıl sonra öldü.

Her Allah'ın günü bir şeyin kanser yaptığı veya kansere iyi geldiğinin açıklandığı bir dünyada yaşıyoruz.
Sıska, sıkı ve sağlıklı yaşamak neredeyse din haline geldi.
Voltaire, kolesterol, trigliserit, AIDS ve kuş gribinin bilinmediği çağların adamıdır.
Bir şeyleri doğru yapmış olmalıydı ki, insanların genellikle kırkına gelmeden öldüğü on sekizinci yüzyılda, 84 yaşına kadar yaşadı ve bir daha kalkmamak üzere yatağa düşünceye kadar aktif bir hayat sürdü.

Voltaire'in uzun ömrünün sırrı ne olabilir?

Uzun yıllar düşünür için sekreter ve uşak karışımı bir şey olan Sebastien Longcahmps, Voltaire'in hep
"İnsanın sağlığı tamamen kendi ellerindedir" dediğini yazdı.
"Bunun üç temel ayağı var derdi: ayıklık, her şeyde ölçülü olmak ve hafif egzersiz yapmak. Kaza dışında, insanın başına gelen bütün hastalıklarda bizi sağlıklı halimize iade etmeye uğraşan doğaya yardımcı olmak yeter.
İnsan aşağı yukarı her zaman diyetinde sıkı olmalı, uygun ve sürekli sıvı almalı ve hep basit şeyler yemelidir.
Yanında bulunduğum süre içinde onu hep bunları yapar gördüm."

Uzun ömrün sırrı

Bunlar büyük bir sır değil aslında. Her şeyde ölçülü olmak aklı başında her insanın uyguladığı bir prensiptir.
Bence Voltaire'in uzun ömrünün sırrı vücudunda değil kişiliğindedir.
Voltaire uzun yaşadı, çünkü mutluydu.
Öğrenmeye meraklıydı ve müthiş zengin olmasına rağmen, bir dakikasını boşa harcamadı.

Ölmeye vakti yoktu.
Binlerce mektup, yüzlerce sahne oyunu, kitap, makale yazdı.
Saray yavrusu evinde her zaman misafir vardı.
"Ben Avrupa'nın hancıbaşısıyım" dedirtecek kadar.
Adaletsizliğe hiç tahammülü yoktu.
İlkel Fransız yargısının hışmına uğramış insanları kurtarmak için, tek başına, tarihe geçmiş kampanyalar yürüttü.
İnsanların hakları olmayan bir dönemde insan hakları için mücadele etti.

Kiliseyle ve bağnaz rahiplerle yaşam boyu dalga geçti.
Ölüm döşeğinde papazlar onu pişmanlık getirmeye, şeytanı lanetlemeye davet ettiklerinde
"Şimdi yeni bir düşman kazanmanın zamanı değil" dedi.

Seksle başı pek hoş değildi.

Bence, Voltaire'in en büyük özelliği yaşamdan zevk almasıydı.
"O kadar mutluyum ki utanıyorum" diye itiraf etti bir arkadaşına.
"Ben neredeysem dünya cenneti oradadır" dedi.
Son bir şey daha var, onu unutmayayım.

Hiç evlenmedi.
Rapor Et
Eski 26 Haziran 2011, 15:19

François Marie Voltaire

#3 (link)
MsXTeam
_Yağmur_ - avatarı
François Marie Voltaire (François-Marie Arouet) (1694 Paris-1778 Paris),

Fransız yazar. Asıl adı François-Marie Arouet'dir.

Zengin bir noterin oğluydu. Bir cizvit okulunda öğrenim gördü (1704-1711). Okulu bitirdikten sonra Paris sosyetesiyle, öncelikle özgür düşünceli çevrelerle ilişki kurdu. XIV. Louis üzerine bir yergi yazdığı için on bir ay Bastille tutukevinde kaldı (1717). "Odipus" adlı trajedisinin kazandığı başarı üzerine sarayın gözüne girdi (1718). Bu kaygısız dönem 1726'da sona erdi. Bir şövalyeyle yaptığı bir tartışma yüzünden yeniden Bastille'e atıldı ve oradan kurtulmak için İngiltere'ye sürgün gitmeyi kabul etti. Üç yıl İngiltere'de yaşadı.

Locke ve Hume gibi ünlü filozoflarla tanıştı. Fransa'ya göre İngiltere'nin çok özgür, bilimde de çok ileri olduğunu gördü. Fransa'ya döndüğünde, İngiltere'deki gözlemlerini yansıtan "Lettres Philosophiques" (Felsefî Mektupları, 1734) adlı ünlü incelemesini yayımladı.

Fransız yetkilileri, ülkenin kurumlarına yönelik dolaylı saldırıyı sezerek kitabı yaktırdılar. Voltaire, dostu olan bir markizin şatosuna sağındı. On yıl orada yaşadı. 1745'te kralın tarihçisi ve mabeyincisi oldu. Özgürlükçü düşüncelerinden ötürü yeniden sarayın gözünden düştü.

Prusya Kralı II. Friedrich'in çağrısını kabul ederek Berlin'e gitti (1750). Prusya sarayında üç yıl yaşadıktan sonra kralla arası açıldı. Birtakım başarılı yatırımlar sonucu çok zengin oldu. Ünlü "Ansiklopedi"nin yazarları arasına katıldı (1754). Yaşamının son yirmi yılını İsviçre sınırı yakınındaki evinde geçirdi. "İrène" (1778) adlı oyununun sahnelenmesinden sonra gittiği Paris'te ulusal bir kahraman gibi karşılandı. Heyecan ve yoğun toplumsal yaşantı onu hasta düşürdü. Evine dönemeden öldü.

Aydınlanma çağının seçkin bir temsilcisi olan Voltaire'in, Fransız Devrimi'ni hazırlayan ortamın oluşmasında büyük katkısı vardır. Düşünceleriyle, insan haklarının savunucusu olarak Avrupa kamuoyunu önemli ölçüde etkiledi. 18. yüzyıla damgasını vuran bir yazar oldu. Şiir, oyun, destan, öykü, roman ve eleştiri türünde çok sayıda yapıt verdi, felsefe ve tarihe ilişkin incelemeler yazdı, ayrıca yaklaşık on dört bin mektup kaleme aldı. Voltaire'in şiir ve tiyatro yapıtları kalıcı olamamıştır.

Filozof Voltaire ise öncelikle bir çatışma yazarıdır. Felsefe onun için bir kavga, eleştiri, yergi aracıdır. Derinlik kavgası taşımayan bir filozoftur, her şeyden önce de bir özgürlük savaşçısıdır. İnsanın, yaşamını özgür eylemleriyle geliştirdiğine inanır. Voltaire, tarih çalışmalarıyla çağdaş tarihçilerin öncüsü olarak değerlendirilir.

"Histoire de Charles XII" (XII. Charles'in Tarihi, 1731), "Siècle de Louis XIV" (XIV. Louis Yüzyılı, 1751) ve "Essai sur les Moeurs et l'Esprit der Nations" (Ulusların Töreleri ve Zihniyeti Üzerine Deneme, 1756) bu alandaki en tanınmış yapıtlarıdır. Voltaire'in en iyi ve en kalıcı yapıtları felsefî öykü ve romanlarıdır.

Bu tür yapıtları içinde "Zadig" (1747) ve "Candide ou l'Optimisme"i (Candide ya da İyimserlik, 1759) öncelikle anmak gerekir. Babilli bir genç olan Zadig (yani "gerçeği söyleyen"), erdemli, bilge ve zengindir, ama mutluluk peşinde boşuna koşar durur.

Voltaire, doğunun masal dünyasını kendi öğretici amaçları doğrultusunda kullanır. Onun en tanınmış yapıtı olan "Candide"de, iyi niyetli bir genç olan Candide'nin serüvenlerini konu alır. Dünyanın mutlak iyi olduğunu söyleyen öğretmenine kolayca inanan Candide, kendisini bir ülkeden öbür ülkeye koşturan serüvenleri sırasında kötü ve acımasız bir dünyayla karşılaşır.

Voltaire bu romanda çağının siyasî ve toplumsal yapısına saldırmakla kalmaz, Tanrı'yı ve yaşamın anlamını da tartışma konusu yapar. İnceleme-araştırma türündeki "Dictionnaire Philosophique" (Felsefe Sözlüğü, 1764) ve "Mahomet ou le Fanatisme" (Muhammet ve Bağnazlık, 1743) adlı yapıtları da önemlidir.
MsXLabs & Morpa Genel Kültür Ansiklopedisi
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.213 saniyede (77.54% PHP - 22.46% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 05:24
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi