| | #1 (mesaj-linki) | |
| Bilim kurgu (veya bilimkurgu), yakın ya da uzak gelecek ile ilgili hikayelerin bugün mümkün olmayan bilim ve teknoloji unsurlarını kullanarak oluşturulmasıdır. Bilim kurgu bazen geçmisi de kurgulayabilir. Bilim kurgu bir sanat türü olarak çok daha önceleri var olduğu halde , adına kavuşması için 50'li yıllarda bu şekilde adlandırmasını beklemiştir. Yazın'da bilim kurgu * Aşkın Güngör * Özlem Alpin * Jules Verne * Karel Čapek * Arthur C. Clarke * Isaac Asimov * Frank Herbert * H.G. Wells * Yevgeni İvanoviç Zamyatin (Zemyetkin) * Stanislaw Lem * Philip K. Dick * Ursula K. LeGuin * J. G. Ballard * Samuel Delany * Jack Vance * David Brin * Thomas Disch * Robert Sheckley * Harry Harrison * john Brunner * Alexei Panshin * Poul Anderson * Robert A. Heinlein * Kurt Vonnegut Jr. * Frederik Pohl * Roger Zelazny * Brian W. Aldiss * C. M. Kornbluth * Eric Frank Russell Sinemada bilim kurgu * Metropolis * Solaris * İz Sürücü (Stalker) * 2001 Bir Uzay Efsanesi * Zardoz * Blade Runner * Yıldız Savaşları * Dune * Maymunlar Gezegeni * Matrix * Küp * Uzay Yolu * Serenity * | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Bilimkurgu Nedir?Bilim-kurgu yazını, geçmişteki tek tük örnekler bir yana bırakılırsa çağımızın bir olgusudur. Söylemeğe gerek yok, bilim ve teknik gelişmenin çok hızlandığı, yoğunlaştığı bir dönemde yaşıyoruz. Yeni bulgular, yeni bilimsel uygulamalar baş döndürücü bir hızla birbirini kovalıyor. İnsanoğlu nerdeyse artık ne olup bittiğini tam kavrayamaz duruma geldi. Çağımız insanı bir yandan bilimin üstünlüğüne ve yüceliğine boyun eğerken ve ona inanırken, bir yandan da bilime ve onun uygulamalarına yabancılaştı. Bilime ilkel bir korku içinde kavranması güç mucizeler yaratan bir araç gözüyle bakmaya başladı. Bugün bilime derinden inanıyoruz, kimi zaman bir din gibi, kimi zaman tek kurtarıcı gibi bakıyoruz ona. Aynı zamanda da korkuyoruz ondan, tam anlayamadığımız için. Bugün kim anlıyor kuantum varsayımını ya da Einstein'ın birtakım formüllerini. Bilim Adamlarının kendi aralarındaki konuşmalarını kim anlayabiliyor doğru dürüst. Büyük çoğunluk radyonun ya da televizyonun düğmesini çeviriyor ama elindeki aracın çalışma yasalarını bilmiyor. Olağanüstü bir şeymiş gibi bakıyor ona. Tam olarak kavrasak da kavramasak da büyük gelişmeler oldu son yıllarda bilim ve uygulama alanında. Bir yandan uzay kapısı açıldı ve insanoğlu aya ayak bastı. Haberleşme araçları son derece gelişti. Elektronik alanda minyatürleşme görülmedik bir düzeye ulaştı. Korkunç öldürücü araçlar, bombalar, kıtalararası füzeler güçlerini her gün biraz daha arttırıyor. Atom ve hidrojen bombaları insanoğlunun tepesinde Demokles'in kılıcı gibi asılı duruyor. Çekirdeksel bir savaş korkusu etkisini sürdürüyor. Büyük devletler, çekirdeksel, kimyasal ya da biyolojik silâhların kullanılacağı bir dünya savaşından kaçınmak için ellerinden geleni yapıyorlar ama yerel savaşlarda teknik ilerlemenin yeni etkilerini görüyoruz her gün. Bir bölgenin iklimi değiştiriliyor, yapay yollardan yağmur yağdırılıyor, ormanlar ortadan kaldırılıyor, varacağı hedefi arayan bombalar insanları kovalıyor. İnsan öldürme alanında durum böyle. Biyoloji alanında hücrenin yapısını çözmek ya da tüpte hayat yaratmak konusunda önemli gelişmeler sağlanıyor. Propaganda ve beyin yıkama yöntemleri korkulacak bir düzeye ulaşıyor. Kısacası bilimsel ve teknik gelişmenin iyice yoğunlaştığı, insanları tümüyle etkisi altına aldığı bir çağda yaşıyoruz. Bütün bunları bilim-kurgu yazınının ortaya çıkış etkenlerini göstermek için yazıyorum. Bilim-kurgu yazınının ortaya çıkışına sadece bütün bu olağanüstü bilimsel ya da teknik gelişmeler mi yol açmıştır? Hayır, insanların düşe, olağanüstülüğe, doğa-dışı olaylara düşkünlüğünü unutamayız bu arada. Hepimiz masallarla büyüdük. Acayip olayları, değişik ülkelerde olup bitenleri yalan da olsa, uydurma da olsa dinlemek merakı vardır insanda. Bu merakı doyuracak çeşitli araçlar görürüz her çağda. Bilim-kurgu yazını da belki, bilim ve tekniğin bu derece egemen olduğu bir çağda insanların yukarda belirttiğimiz gereksinmelerini gidermek için çıkmıştır ortaya. Eskiden insanlar cinlere, perilere, tansıklara (mucizelere) inanıyordu. Bugün onların yerine füzelere, atom bombasına ya da başka teknik gelişme örneklerine inanıyor. Bilim-kurgu yazınının çağımızla derinden bağlantısı vardır öyleyse. Okurları başka dünyalara, olağanüstülüğe, doğa-dışına sürüklese de kullandığı dil bilim dilidir ya da bilimsi bir dildir hiç olmazsa. Bilim-kurgu yazını geleceğe, özgür olanaklara açılmış bir kapıdır bir bakıma. Sınır tanımaz bir ölçüde. Güçlük tanımaz. İnsanoğluna güveni tamdır çoğu kez. Bilim-kurgu yazınının, aşırı tutkunların öne sürdükleri gibi, çağımızın en önemli, geleceğe kalacak tek yazın biçimi türü olduğunu söyleyemeyiz. Ama bilim-kurgu türünün, öteki yazın dallarında olduğu gibi iyi ya da kötü örnekleri bulunduğunu söylemekle yetinebiliriz. Ucuz tefrika romanlarındaki, kovboy filmlerindeki serüvenlerin benzerlerini bu yazın türü içinde deneyenler olduğu gibi, üstün bir deyiş ve kurgu gücüyle okuyuculara yeni dünyalar açan, yeni kavramlar getiren yazarlar da vardır. Öyleyse bilim-kurgu yazı türüne ne heyecanla bağlanmak, ne de onu küçük görmek çıkar bir yol değildir. Başka yazın türlerine verdiğimiz önem kadarını buna da vermeliyiz. Soğukkanlılıkla bilim -kurgu olayına eğilmeliyiz. Bilim-kurgu yazınının tanımına girişelim şimdi de. Nedir bilim-kurgu? Tanım bir ölçüde güç olacaktır. Çünkü kimi zaman, bilim-kurgu alanı, başka alanlarla istenerek karıştırılmakta, böylece ya bilim-kurgu alanının genişletilmesine yada bilim-kurgunun başka bir yazın alanı içine sokulmasına çalışılmaktadır. Biz ise burada ne genişletme ne de daraltma yapmadan sınırlı bir tanıma girişeceğiz. Çoğu kez bilim-kurgu yazını ile ilgilendiğinizi söylediğiniz zaman kimse anlamaz ne demek istediğinizi. Ama Uzay öyküleri okuyorum. ya da Başka dünyalarda geçen öyküler okuyorum. diye anlatmaya kalkışınca karşınızdaki Haa, evet anladım. der, geçer. Gözünün önüne belki de Bin bir roman zamanından kalma Bay-tekin öyküleri gelir. Bilim-kurgu ise aslında çok az ilgilidir bu gibi konularla. Uzay öyküleri ya da başka dünyalarda deyimleri yetersizdir çünkü bilim-kurgu yapıtlarını anlatmaya. Uzayda geçen olayları da ele alır bilim-kurgu yazını, ama hepsi bununla kalmaz. Bakarsınız bir öykü uzayda geçer de bilim-kurgu alanına girmez. Bilim-kurgu yazınını Türkçe anlatabilecek en iyi deyim belki de Olmaz olmaz deme! Olmaz olmaz! sözüdür. Çünkü bilim-kurgu, olabileceklerle, olması olanak içinde olanlarla uğraşır. Bilim-kurgu yazını, Kingsley Amis'in de belirttiği gibi, bilim ve teknik alanda yeni buluşlara ya da varsayımlara, giderek bunların kurgusal yollarla ileri götürülmüş biçimlerine dayanan bir durumu ele alır ve bu durum üzerine kurar öyküsünü, romanını. Söz konusu bilim ve teknik alandaki gelişmeler yeryüzünde daha ortaya çıkmamış olabilir. Gelecekte ortaya çıkması mümkün görülüyorsa sorun yoktur. O da olmadı başka yıldızlarda var olduğu yazarca ortaya atılan bilimsi ya da tekniğimsi verilere göre yaratılmış bir durum da ele alınabilir. Michel Butor Bilim-kurgu, bilimin izin verdiği oranda mümkün olabilecek olanı kullanan bir yazındır, gerçekçilikle sınırlandırılmış bir düşçülüktür. diyor. En iyi tanımı yapıyor belki de böylece. Çünkü bilim-kurgu, aslında çağdaş birtakım gerçeklerden başlayarak, bunları gelecekte ya da başka dünyalarda uzatır ve geliştirir düşsel yöntemlerle. Bu nedenle bilimsel gerçeklerden ya da günümüz gerçeklerinden uzaklaşamaz tam olarak. Bir kaçış yazını değildir bilim-kurgu. Bilim-kurgu yazarı, ya bugünün çağdaş bilim ve teknik gelişmelerini ya da bunların kısa sürede gerçekleştirecekleri sanılan etkilerini dikkate alır, bunlar olmazsa gelecekte var olacağını öne sürdüğü bir bilimsel gelişmeye dayandırır öyküsünü. Bu bilimsel gelişme ya da teknik buluş salt uydurma da olabilir, çağımızdaki bir varsayımın uzantısı da olabilir, örneğin Jules Verne, çağdaş bilim verilerine saygılıdır ve onların dışına çıkmaz pek. Öyküleri öğretici nitelikte bilimsel tanımlar ve kuramlarla doludur. Verne, aya adam gönderirken, füzenin itme gücünü, yer çekiminden kurtulması için gereken zamanı ve başka güçlükleri hesap eder. Çağdaş yazarlar ise bilim verilerine pek aldırmazlar, bilimsi bir açıklama onlar için yeterlidir. Bu noktada bilim-kurgu yazını ile bu yazına yakın olduğu sanılan başka türleri birbirinden ayırmaya çalışalım. Bilim-kurgunun karıştırıldığı başlıca tür düşsel fantastique denilen türdür. Örneğin Fransız eleştirmen R.M. Alberes bilim -kurguyu düşsel tür içinde incelemektedir. Oysa düşsel türde olayları, durumları bilimsel ya da bilimsi bir yolla açıklama kaygısı yoktur. Masallarda olduğu gibi cinler, periler, cüceler, devler, Drakulalar, vampirler, büyücüler, olağanüstü ama gerekçesiz olaylarla karşılaşırız düşsel yazın türünde. Bilim-kurgu türünde ise bunların yerini uzay gemileri, başka dünyalardaki inanılmaz yaratıklar, teknik olağanüstü buluşlar almıştır. Bilim-kurgu türünde her zaman bilimsel yada bilimsi gerekçe bulma kaygısı yaygındır. Bilim-kurgu yazınının en çok üzerinde durduğu konulan şöyle özetleyebiliriz: Uzay gezileri, zaman içinde yer değiştirme ya da zaman içinde geziler, başka boyutlarda ya da koşut evrenlerde geziler. Başka yıldızlardan gelen akıllı ya da akılsız yaratıklarla, uzay canavarlarıyla karşılaşma. Dünyanın gelecekteki tarihi ya da varsayımlı tarih. Dünyanın sonu. Olağanüstü buluşların yarattığı durumlar. Robotlar. Telepati ve duyular üstü algılama (ESP). Ütopyalar, kurgusal dünyalar. Şimdi bu konuları teker teker inceleyelim. Lukianos ile Cyrano'yu saymazsak daha geçen yüzyılda Jules Verne ve H. G. Wells aya yapılacak gezileri düşlemişler ve bunları romanlarında anlatmışlardı. Onlardan sonra pek çok yazar ay yolculuğunu konu olarak ele almıştı. Onların düşleri artık gerçekleşti bugün. Ay yolculuğu yapıldı. İnsanoğlu aya ayak bastı. Ay yüzeyinde yürüdü. Gözlemler yaptı. Örnekler toplayarak dünyaya döndü. Böylece bilim-kurgu yazınının önceden haber verdiği bir düş daha gerçekleşmiş oldu. Bilim-kurgu yazarlarının öngördükleri her şey gerçekleşir mi ? Hayır. Ama ay yolculuğu gibi başka örneklerde vardır. Örneğin, 1944'lerde Amerika gizlice atom bombası hazırlıkları içindeydi. O sıralarda yayımlanan bir bilim-kurgu dergisinde çıkan bir öykü, atom bombasının nasıl yapılacağını nerdeyse gerçeğe yakın bir biçimde anlatıyordu. FBI çok telâşlanmıştı ama öykü yazarının böyle gizli bir denemeden haberi bile olmadığı ortaya çıktı. İnsanoğlu aya ayak bastıktan sonra bilim-kurgu yazarları için ay yolculuğu konusu kapanmış sayılır. Ama uğraşacakları sonsuz başka konular vardır önlerinde: Merih, Zühre ve bütün öteki gezegenler, en yakın yıldızlar ve galaksiler, bütün Samanyolu açıktır onlara. Buralara yapılacak gezileri, yolculukları kurarlar ve onları anlatırlar okuyuculara. Nitekim yapıyorlar da bunu yıllardan beri. Uzay yolculuklarını anlatırken yazar bütün hayal gücünü kullanabilir. Yazarın sihirli değneğini bir dokundurmasıyla gözlerimizi menekşe rengi bir gök kubbenin altında açabiliriz. Bir bakarız ki gökyüzünde biri portakal rengi, öbürü yeşil iki güneş asılıdır ve uzayın bilinmeyen köşesindeki bu gezegeni aydınlatmakta, ısıtmaktadır. Gezegenin denizleri amonyaktan, dağları kurumuş cıvadan, atmosferi ise diyelim ki fluor di oksittendir. Bu ortam içinde olayın kahramanını izleriz. Uzay yolculuklarında bilim-kurgu yazarlarının karşılaştıkları birtakım güçlükler vardır. Bunlardan başlıcası Einstein'ın bir formülüdür. Buna göre herhangi bir madde ışık hızına ulaştığı zaman kitlesi sonsuz olacaktır. Yani uzay gemileri ışık hızına ulaşamazlar. En yakın yıldız bile ışık yıllarıyla ölçülen bir uzaklıkta olduğuna göre, ışık hızına da ulaşılamayacağına göre, en yakın yıldızlara ulaşmak bile yıllarca sürecektir. Her şeyi bilime ya da bilimsi kuramlara dayandırmak zorunda olan bilim-kurgu yazarı birkaç yolla bu çıkmazı aşar: Ya böyle bir yolculuğa çıkanları dondurur ya da başka teknikler uygulayarak kış uykusuna yatırır. Kış uykusu süresince ya da donmuş durumda, uzay yolcuları güçlerini yitirmezler ve yaşlanmazlar. Uzay gemisi kendi kendine yoluna devam eder, sonunda uzay yolcuları varacakları yere yaklaşınca kış uykusundan uyandırılırlar. Ya da yazar, uzay yolcularını büyük bir uzay gemisine, aileleri ile bindirir. Bunlar yıllarca süren uzay yolculuğunda ölürler, yerlerine çocukları büyür, çocukları yollarına devam eder, onlar da ölür, aradan birkaç kuşak geçtikten sonra uzay gemisi erişeceği yere gelir. Bu arada yazar, yiyecek sorununu da çözümlemek zorundadır. Bu sorun da, ya yapay yollardan yiyecek üreten araçlar ya da hidroponik denilen sürekli üreyen alg'ler kullanarak çözümlenir. Böyle birkaç kuşak süren bir uzay yolculuğunu İngiliz yazarı Brian Aldiss Yıldız Gemisi (Starship) adlı romanında çok ilginç bir biçimde işlemiştir. Romanda aradan birkaç kuşak geçtikten sonra amaçlarını unutan, içine kapandıkları uzay gemisini tek evren sayan bir uzay yolcuları topluluğunun öyküsü anlatılır. Harry Harrison da Tutsak Evren (Captive Universe) adlı romanında buna benzer bir durumu anlatır. Burada başka bir dünyaya yol alan bir uzay yolcuları topluluğu, bilerek yapay yabanıl bir ortamda yaşatılmaktadır. Böylece varacakları dünyanın koşullarına daha kolayca alışabileceklerdir. Uzak yıldızlara ulaşmak ve kısa sürede büyük yol almak amacıyla yazarlar ayrıca, uzayın dışında uzay üstü hyperspace denilen bir bölge olduğu varsayımını ortaya atarlar. Uzay gemileri dünyadan ayrıldıktan sonra uzay-üstü bölgeye geçerler, bu bölgede Einstein yasası işlemediği için yüzlerce yılda gidilebilecek bir yolu kısa sürede aşarak amaçlarına erişirler. Bilim-kurgu yazarları, uzay yolculukları için bir de Transmitter yani Geçirgeç diyebileceğimiz bir araç uydurmuşlardır. Kapı gibi bir şey olan bu araçtan geçtiniz mi kendinizi istediğiniz başka bir gezegende bulursunuz. J.T. Mclntosh'un Limbo'dan Altı Geçit (Six gates from Limbo) adlı romanı böyle araçların varlığı gerekçesine dayandırılmıştır. Romanın kişileri uzaydaki bir merkezden altı ayrı yıldıza altı ayrı geçitten geçerek yolculuk yaparlar. Böylece bilim-kurgu yazarları, bilime dayalı ya da bilime yakın uydurma yöntemlerle okurlarını uzayın derinliklerinde başka dünyalara sürükler. Uzay yolculuklarını konu alan başlıca yazarlar arasında Ray Bradbury, Hal Clement, Harry Harrison, Robert A. Heinlein, Van Vogt, Alfred Bester'i sayabiliriz, özellikle Ray Bradbury'nin yazdığı Merih Günlüğü ( Martian Chronicles ) adlı yapıt dünyanın her yerinde büyük ilgi görmüştür. Merih Günlüğü kısa öykülerle doludur. Bu öykülerden birinde Merih'e inen bir uzay gemisinin kaptanı anlatılır. Merih acayip bir yerdir ama orada da yeryüzündekilere benzeyen insanlar, evler ve kentler vardır. Uzay gemisi kaptanı Merih'e indiklerinde kendilerini karşılayanlar olacağını sanır ama kimse onu karşılamaz. Karşısına çıkan ilk evin kapısını çalar ve kapıyı açan Merihli ev sahibine kendinin dünyadan ilk defa gelen uzay gemisinin kaptanı olduğunu bildirir. Merihli aldırmaz ve başka bir Merihliye gönderir kaptanı. O Merihli de başkasına gönderir. Kaptan her seferinde Dünyadan geldiğini anlatır. En sonunda kaptanı bir yere kapatırlar. Burası hastane gibi bir yerdir. Kaptan neden sonra bir tımarhaneye kapatıldığını anlar. Zamanda yolculuk ise H.G. Wells'in Zaman Makinesi'nden başlayarak pek çok yazara konu olmuştur. Bilim-kurgu yazarları, zaman da bir boyut olduğuna göre bu boyut üzerinde ileri ya da geri gidilebileceği varsayımına dayanarak öykülerini düzenlerler. Bu öykülerde kişilerden kimi, zaman içinde geriye giderek kendi büyük babalarıyla, kimi zaman kendileriyle karşılaşırlar, olmadı Roma ordularına komutanlık yaparlar, ya da geleceğe giderek, olacakları önceden bilmeye çalışırlar. Çeşitli aykırılıklarla karşılaşılır bu arada. Zamanda geri giden bir kişi, daha önce işlediği bir kötü eylemi düzeltebilir mi? Alın yazısını değiştirebilir mi? Bir bakarsınız ilk çağları görmek isteyen bir zaman yolcusu, bakır çağında ezdiği bir kelebek yüzünden kendi zamanına dönüşünde her şeyin değişmiş olduğunu görür. Böyle şeyler olmasın diye örneğin Paul Anderson'un Zaman Kokuları (Guardians of time) adlı romanında, tarihin akışını düzenli tutmak için çaba harcayan bir örgütün çalışmaları anlatılır. Dördüncü boyutta ya da başka boyutlarda yolculuklar ele alındığında bilim-kurgu öykülerinin kişileri üç boyutlu olan evrenimizden ayrılarak serüvenlerini dört ya da daha çok boyutlu evrenlerde yaşarlar. İlgi çekici başka bir konu ise koşut dünyalar ya da koşut evrenlerdir. Başka yıldızlardan gelen yaratıklarla karşılaşma konusu da Voltaire'in Micromegas'sından bu yana çeşitli yazarlarca işlenmiştir. Başka yıldızlardan gelen yaratıklar, ya insanlara benzerler fa da benzemezler. Ya akıllı yaratıklardır ya da canavar gibidirler. Ya iyidirler ya da kötü. Ama kötü niyetli ve tehlikeli oldukları kanısı yaygındır bu çeşit bilim-kurgu öykülerinde. Bilim-kurgu yazarları, ya ilk kez başka bir yıldızdan gelen yaratıkla karşılaşma konusunu işlerler, ya da çok iyiymiş gibi gözüküp sinsice insanların kuyusunu kazan yaratıklardan söz açarlar. Bakarsınız sevimli gibi gözüken yaratıklar birdenbire canavar kesilirler. Kimi zaman başka yıldızlardan gelen dünya dışı yaratıkların gözünden insanların nasıl göründüğünü anlatan öyküler de vardır. Çoğunlukla insanlar dünya dışı yaratıklarla savaşırlar ve savaşlarından çoğu kez başarıyla çıkarlar. H.G. Wells'in Dünyalar Şavaşı adlı romanında insanları Merihlilerin elinden, birtakım mikroplar kurtarır. Brian Aldiss Çevirmen (The Interpreter) adlı romanında uzayda bir sömürge imparatorluğu kuran ve dünyayı da işgal eden yaratıklarla yapılan çarpışmayı anlatır. Dünyanın gelecekteki tarihi pek çok yazara konu olmuştur. Örneğin Amerikalı yazar Isaac Asimov, insanlığın büyük bir uzay uygarlığı kurduğunu düşleyerek, bu uygarlığın tarihini ayrıntılı bir biçimde yazmıştır. Robert Heinlein de yazdığı bir dizi romanda aynı yolda bir denemede bulunmuştur. Bir de varsayımlı tarih denilen bilim-kurgu örnekleri vardır. Burada yazar, tarihteki bir olayın başka bir biçimde sonuçlanması durumunda ne olabileceğini kurarak yola çıkar, iyi bir örneği Philip K. Dick'in Yüksek Şatodaki Adam (The Man in The High Castle) adlı romanıdır. Yazar, Hitler'in İkinci Dünya Savaşını kazandığı varsayımını kabul ederek, dünyanın ne durum alabileceğini düşünmüş ve romanını bunun üzerine kurmuştur. Tlön Uqbar Orbis Tertius adlı öyküsünü de örnekler arasında sayabiliriz. Bütün bu bölümlemenin dışında toplumsal konulara eğilen ya da belli toplumsal eğilimleri yansıtan bilim-kurgu öykülerini, romanlarını ayrıca incelemek gerekir. Bu çeşit bilim-kurgu öyküleri aslında çağımızı ilgilendiren başlıca sorunları ele almaktadır. Toplumsal, dinsel, cinsel, siyasal her çeşit konu girer bunun içine. Amerikalı ortak yazarlar Pohl ve Kornbluth Uzay Tacirleri (The Space Merchants) adlı romanlarında Amerika'daki reklâm ve halkla ilişkiler şirketlerini eleştirirler. Aynı yazarlar Hukuk Gladyatörü (Gladiator at Law) adlı kitaplarında ise devleşmiş şirketler ve elektronik beyinle çalışan bir borsa merkezinin karşısında ezilen insanları ve onların çabalarını dile getirmektedirler. Ünlü yazar Ray Bradbury aslında çağımızı eleştirir yapıtlarında. Yaya (The Pedesterian) adlı öyküsünde hemen herkesin otomobille dolaştığı ve yaya kaldırımlarının yok olmaya başladığı bugünün Amerika'sından esinlenir. Öyle bir dünya kurar ki orada yayalar bozguncu diye hapse atılır. Bradbury Fahrenheitt 451 adlı romanında da dünyamızın taşıdığı tehlikelere işaret eder. Yazara göre bugünkü eğilimler insanlığı öyle bir noktaya götürmüştür ki kitap okumak ve bulundurmak suç olmuş, itfaiyeciler de yangın söndürmek yerine kitapları yakmak görevini yüklenmiştir. Bradbury aslında TV, resimli roman ve özetleme tekniğinin alabildiğine geliştiği Amerikan toplumunu eleştirmektedir böylece. Türkiye'de Durum Bilim-kurgu yazını konusunda Türkiye' deki durum pek iç açıcı değildir. Şimdiye kadar yabancı dillerden o da çoğunlukla kötü çevirilerle yetinilmiştir. En çok dikkat gösterilen çevirilerin Jules Verne'in yapıtları olduğunu sanıyorum. Onlar da çocuk kitapları olarak değerlendirilmiştir. Bir ara Çağlayan Yayınları ucuz cep kitapları arasında on kadar önemli bilim-kurgu çevirisi yayımlamıştır. Ancak ne yazık ki hangi yazarlardan çevrildiğini belirtmek gereği bile duyulmamıştır. Bu çeviriler içinde Asimov, Van Vogt gibi önemli bilim-kurgu yazarlarının yapıtları da bulunmaktadır. Son zamanlarda Okat Yayınevi, bir Uzay Serisi yayımlamıştır. İçinde Ray Bradbury'nin Fahrenheit 451'ı, Asimov'un Çelik Mağaralar'ı ve Kan Damarlarında Yokculuk'u, Pierre Boulle'un Maymunlar Gezegeni de bulunmaktadır. Türk bilim-kurgu yazarının ne zaman çıkacağını bilmiyoruz. Ama herhalde bilim ve teknik gelişmeye bağlı olsa gerek. Umalım bu da yakındır. Orhan Duru Son Düzenleyen NihLe; 02-06-2007 @ 16:01. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| Bilim Kurgu'nun Tarihçesi Bilim-kurgu yazınının kökenini araştıranlar İ. S. II. yüzyılın ortalarında yaşayan Lukianos'a kadar gidiyorlar. Lukianos'un yapıtları Ataç tarafından dilimize çevrilip üç cilt olarak Millî Eğitim Bakanlığı klasikleri arasında yayımlanmıştır. Yazar Olmuş Bir Öykü adındaki öyküsünde aya ve başka gezegenlere yapılan düşsel bir geziyi dile getirmektedir. Lukianos aslında Olmuş Bir Öykü'yü Herodotos ve Homeros'la alay olsun diye kaleme almış, palavracı birtakım eski yazarlara ince ince takılmıştır. Olmuş Bir Öykü'de olayın kahramanı bir gemiyle Cebelitarık boğazından okyanusa açılır. Orada yakalandıkları bir fırtına bunları aya fırlatır. Ayda, aylılar ve güneşlilerin savaşlarına tanıklık eder. Başka gezegenlerde yaşayanların öykülerini dinler, çeşitli serüvenler geçirdikten sonra yeryüzüne iner. Lukianos bu yapıtıyla, ilk kez bir uzay yolculuğu düşleyen yazar olmuştur. Üzerinde durulacak bir başka nokta da Lukianos'un Samsatlı oluşudur. Eski adiyle Samosata kenti, adını bir ölçüde koruyarak bugüne kadar gelmiştir. Samsat bugün Adıyaman ili içersinde Fırat kıyısında bir kasabadır. Lukianos'un ana dilinin Süryanca olduğunu ama eski Yunan diliyle yazdığını, bir ara Roma'da yaşadığını biliyoruz. Lukianos'tan sonra aradan yüzyıllar geçer, bu kez ünlü astronom Kepler, 1634 yılında yazdığı Somnium adlı betiğinde cinler ve şeytanların ittiği bir araçla ayda yapılan bir geziyi anlatır. Hemen aynı yıllarda (1638) İngiliz papazı Badwin Ayda İnsan (Man in The Moon, or a discourse of a voyage thither by Domingo Gonzales) adlı betiğinde bir ay gezisini konu alır. Olayın kahramanı bu kez yaban kuğularının çektiği bir salla aya gider. 1650 yılında ise Cyrano de Bergerac, Ayda Gezi (VOYAGE DANS LA LUNE et histoire comique des etats et empires du soleil) adlı betiğinde, kahramanını, bugünküleri yansıtır biçimde, fişeklere bağlı bir arabayla aya ulaştırır. Cyrano aynı yapıtında gramofon, paraşüt gibi buluşları önceden haber verir. Daha sonraki yıllarda ünlü Fransız filozofu Voltaire Micromegas adlı anlatışında başka bir yıldızdan gelen bir yaratığın insanlarla yaptığı konuşmaları ele alır. Böylece başka amaçla yazılmış olsa da, bu yapıtıyla Voltaire, başka yıldızlardan gelen yaratıklardan ilk kez söz açan yazar olur. Swift'in Guliver'in Gezileri adlı betiği, özellikle cüceler ve devler ülkesinden sonra gelen üçüncü bölümü bilim-kurgu tanımına girebilir. Swift'in bu bölümde anlattığı Laputa ülkesi, atom enerjisiyle dünya çevresinde dolaşan bir yapay uyduya benzer. Bilim-kurgunun tarihçesine eğilirken Thomas More'un Ütopya'sına Bacon'un Yeni Atlantis'ine de değinebiliriz. Ancak bu yazarlar betiklerinde daha çok kendi görüşlerini açıklamak için yeni bir dünya yaratmak yolunu tutmuşlardır. 1830'larda ünlü İngiliz ozanı Shelley'in eşi Mary Shelley'in yazdığı Frankenstein'da bilim-kurgu türünün iyi bir örneğini buluyoruz. Romanda, üstün bir insan yaratmak isteyen çılgın bir bilim adamı sonunda bir canavar ortaya çıkarır. Frankenstein, çılgın bilim adamları ve yaratıcılarına baş kaldıran yaratıklar konusunda, çağdaş birçok bilim-kurgu yazarına esin kaynağı olmuştur. XIX. yüzyılda ise gerçek bilim-kurgu türünün yaratıcılarından Jules Verne'i görüyoruz. Deniz Altında Yirmi Bin Fersah, Aya Yolculuk, Doktor Oks adlı romanları bilim-kurgunun çağdaş anlamda en önemli yapıtları arasında sayılabilir. Ardından H.G. Wells gelir. Wells, Zaman Makinesi adlı betiğiyle ilk kez bir zaman gezisini dile getirir. Dünyalar Savaşı, Görünmeyen Adam, Gelecek Günlerin Öyküsü adlı betikleri çağının en iyi örnekleridir. XX. yüzyılın ilk yıllarından başlayarak özellikle Amerika'da bilim-kurgu dalının büyük bir gelişmeye ulaştığını, giderek 1950 yıllarında altın çağını yaşadığını belirtelim. Bilim-kurgunun ilk Amerikan örneği 1911 yılında Modern Electrics adlı bir dergide yayımlanan Ralph 124C 41+ 2660 Yılının Romanı adlı yapıttır. Kitabın yazarı Hugo Gernsback daha sonra Amerikan bilim-kurgusunun babası sayılmış, adına Hugo armağanı diye bir armağan kurulmuştur. Bu armağan her yıl en iyi bilim-kurgu yapıtına verilir. Science-fiction sözcüğünü ilk ortaya atan yazar da Gernsback olmuştur. Gernsback 1927 yılında Amazing Stories (Şaşırtıcı Öyküler) dergisini çıkarmış ve burada tüm olarak bilim-kurgu öyküleri yayımlamıştır. Ama ondan önce de, Murray Leinster adlı bilim-kurgu yazarı 1917'de yayımlanmaya başlayan Argosy-all-story dergisine yazıyordu. 1923'de yayına geçen Weird Tales (Acayip Masallar) dergisinin yazarları arasında H.P. Lovercraft da vardı. Sonradan en ünlü bilim-kurgu yazarlarından biri olan Ray Bradbury de ilk öyküsünü bu dergide yayımlamıştı. Kendi de bir bilim adamı olan John Compell 1937'de Astounding sciene-fiction dergisini, daha sonra önemli bir bilim-kurgu dergisi olan Analog'u yayımlamaya başlamıştır. İkinci Dünya Savaşından sonra bilim-kurgu dergilerinin sayısı iyice artmıştır. 1950 yılından sonraki dönemde McCarthy'ciliğin baskısından kaçan birtakım yazarlar bilim-kurguya sığınarak bu türün daha da gelişmesini sağlamışlardır. Bilim-kurgu türü öteki ülkelerde de gelişme göstermiştir aynı dönem içinde. Aldous Huxley'in Yeni Dünya'sını, George Orwell'in 1984'ünü, Karel Capek'in R. U. R.'unu, Pierre Boulle'un Maymunlar Gezegeni'ni bir yana bırakamayız. Polonya'dan Stanislas Lem, Sovyetler Birliğinden Yefremov gibi bilim-kurgu yazarları, yakın çağda yetişmişlerdir. Orhan Duru Son Düzenleyen NihLe; 02-06-2007 @ 16:01. | |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bilim Kurgu İ.Asimov’un Vakıf adlı dizi romanları çok ilginçtir. Herşeyden önce olayların geçtiği zaman dilimi dikkati çeker. İçinde bulunduğumuz Samanyolu’nun tümünü yöneten bir Galaksi İmparatorluğu vardır. Başkent ,Trantor adlı dev bir gezegen olup tüm galaksideki milyonlarca gezegeni yönetmektedir. İmparatorluk en güçlü olduğu dönemdedir. Olaylar bu noktada başlar. İşte ilginç olan taraf ta buradadır. Zira olayların başladığı bu zaman dilimi, aslında çok eski bir tarihtir. Bütün bunlardan sonra anlatılan öykülerin günümüzden nekadar uzak zamanda olduğunu düşünün. İşte burada bir noktaya değinmek istiyorum. İ.Asimov bilimin birkaç dalında uzman olan öğretim görevlisi idi. Araştırmalara katılmış ve bu konularda kitaplar yazmıştı. Buna rağmen bilimkurgu romanlarında birkaç noktayı görememiştir. Herşeyden önce yukarıda bahsettiğim imparatorluk kurumu var. Günümüzden milyonlarca yıl sonrasında hala imparatorluktan söz ediyor. Bu yanılgısı dizi romanları boyunca sürüyor. İmparatorluk çöküyor,onun yerini alacak yeni bir toplum gelişmeye başlıyordu. İşte bahsettiğim yanılgı bu yeni gelişen toplumda daha da artıyor. Zira gelişen toplum,aynen Avrupa’nın gelişme süreci gibi. Feodal yapıyı kapitalizm öncesi ticaret dönemi izliyor. Bu devreden sonra kapitalist ilişkiler başlıyor. Kısacası yazar, dünyamızın bir bölümündeki tarihsel alt ve üstyapı ilişkilerini, bundan milyonlarca yıl sonrasında da tekrarlıyor. Oysa biliyoruz ki her toplum, sosyo-ekonomik gelişimini ,çağına,coğrafi konumuna ve mevcut alt yapısına göre sürdürür. Ama bütün bu hatalara rağmen dizi roman zevkle okunacak özellikte. | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bilim Kurgu BİR FİLM:GELECEĞE DÖNÜŞ Yönetmen Robert Zemeckis’in Geleceğe Dönüş filmini izlemişsinizdir. Filmin kahramanı Marty, 1985 yılında yaşayan genç bir delikanlıdır. Bir bilimadamının otomobil içine yerleştirilmiş zaman makinesi ile 1950 yılına gider. Gittiği yer, henüz doğmamış olduğu bir kasabadır. Yaptığı bir kaza ile müstakbel anne ve babasının tanışmasına engel olur. Bundan sonraki tüm çabası,bu tanışmayı yeniden düzenlemesi. Bu arada yanında 1985 yılında çekilmiş bir aile fotoğrafı vardır. Müstakbel anne-babasının tanışması geciktikçe bu fotoğraftaki kişi görüntüleri silinmeye başlar. Yani bu tanışma gerçekleşmezse kendisi de yok olacak ve hiç yaşamamış hale gelecekti. Robert Zemeckis,aynı zamanda senaryo yazarlarından biridir. Şimdi,Marty’in tanışma işini başaramadığını düşünelim. Kendisinin yaşadığı yıllar ne olacaktı? Kardeşleri ile birlikte etkilediği bir çok olay nasıl silinmiş olacaktı? Örneğin Marty’in okul dönemindeki sınavlarda yazdığı cevaplar. Kavga ederken birisinin kolunu kesip koparmış ise,o kişi şimdi sağlam mı olacaktı? Bunun gibi binlerce soru sorabiliriz. Şöyle bir şey söylenebilir: Başka bir seçenek olamazdı.Yani Marty bu tanışmayı sağlamıştı. Aksi ihtimalin gerçekleşmesi zaten mantık dışıdır. Ama ben de diyorum ki,aksi ihtimal vardı. Zira, Robert Zemeckis’in bizzat kendisi o görüntüleri silinen fotoğrafa senaryoda yer vermişti. BİR FİLM:YARATIK R.Scott’un Yaratık filmi bir hayli ilgi çekmişti. Uzak bir gezegende keşif yapan birkaç kişinin başına gelen olaylarla ilgiliydi. Ekip inceleme yaparken bir bitkiden fırlayan ve ne olduğu anlaşılmayan bir şey birisinin vucuduna giriyor. Bir şey dediğim,o kişinin içinde beslenip büyüyor,sonra onun içinden çıkıyordu. Artık geminin içinde Yaratık dedikleri canavara benzer biri vardı. Benim aklım şu insan içinde beslenme olayına takılmıştı. Beslenme olayı biyolojik bir olgudur. Canlının başka bir canlıdan sağladığı enerji ve protein dediğimiz yapısal elemanlardır. Bu işin doğrudan veya dolaylı olması farketmez. Ben,bitkideki enerjiyi ve yapısal elemanları ya doğrudan doğruya bitkiden alırım. Veya o bitkiyi yemiş olan herhangi bir hayvanı yiyerek dolaylı olarak alırım. Burada önemli bir konu var. Benim besinler vasıtası ile kendi vucuduma kattığım yapısal elemanlar birbirine uyumludur. Zira tüm bitki ve hayvanlar olarak yapısal elemanlarımız yerküremize aittir. Besin çevrimi,üzerinde yaşadığımız dünyanın olgusudur. Başka bir gezegendeki bir bitki veya hayvanı oluşturan yapısal elemanlar ile bu dünyadaki canlılar arasında uyum olabilir mi? Son Düzenleyen sedat sencan; 18-03-2007 @ 00:58. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi | |
|
| | #6 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bilim KurguKURGUBİLİM, NASIL BİR EDEBİYAT TÜRÜ ? Sokaktaki insan kurgubilime ne ölçüde ilgi gösteriyor? Bu sorunun yanıtı, toplumun kendi geleceğine yönelik düşünsel özelliklerinin güvenilir göstergesidir. Kurgubilime duyulan ilgi, devingen ve verimli bir düşünce dünyasının şaşmaz belirtisi... Bu bakımdan, bilim adamlarımıza, edebiyatçılarımıza, eğitimcilerimize ve yayıncılarımıza büyük sorumluluk düşüyor...Kurgubilimin konusu, gelecekteki evren, gelecekteki insan, gelecekteki insan toplulukları gibi görünür. Oysa aslında yapılan, günümüz gerçeklerinin geleceğin dünyalarına yansıtılmasından başka birşey değildir. Çağımız insanına, bugün vereceği kararların yarın yol açabileceği olası sonuçları irdeleyen olasılık aynaları sunuluyor. Bilimlerin önerdiği yeni evren modellerinden, teknolojinin olanak sağlayacağı yeni yaşam tarzlarından söz ediliyor. Dolayısıyla, kurgubilim ürünleri, bilim ve hümanizmanın kimi zaman uzlaştığı ütopyacı bir dünyayı, kimi zaman da çatıştığı gerilimli, ürpertici bir dünyayı yansıtıyor. Dünkü duygularımızın, bugünkü kararlarımızın ve yarınki sonuçlarının dünyası... Edebiyat ürünlerimiz, çoğu kez, geçmişten kaynaklanan mutluluk yada pişmanlıklarımızın belgeleridir. Bu geçmişle bir hesaplaşma -- yada tokalaşma; ama her durumda geçmişin mitolojisidir. Kahramanlar artık durağan bir evrende, sonsuza değin tekrarlanabilir çizgilerini yaşamaktadır. Çağdaş bilim ise değişmezliği reddetmiş, bizi jeolojik zaman anlayışına, biyolojik evrim kavrayışına, kültürlerin sürekli kandeğişimi tezine ve -- sanırım -- insanın evrendeki gerçeğine yöneltmiştir. İster aklayalım ister karalayalım, evrimci görüşün zaferidir bu. İnsanoğlu, geriye işletilmesi olanağı olmayan bir yolda, geleceğine akmaktadır. Güvenebileceğimiz, tutunabileceğimiz tek gerçek vardır. O da, geleceğin bugünden farklı olacağıdır. Zamanın akışı, döngüler, ya da "tekerrürler" getirmiyor. ![]() Değişme, yeni uyarlanmalar gerektirecektir. Kurgubilimin amacını belirlemek istersek, geleceğin bilinmezlikleri karşısında çözümler önermektedir, diyebiliriz. Geleceğin dünyalarını bugünden gözümüzde canlandırmaya, elimizden gelirse belki de bu geleceği bizim için daha kabul edilebilir doğrultularda doğiştirmeye çalışıyoruz. Yazar da, okuyucusu da, anlatılanların hayal ürünü olduğunu şüphesiz bilmektedirler. Fakat anlatılan dünyaların, olasılığında birleşmektedirler. Kurgubilim öyküsünün önde gelen özelliği, bilimsel verilere, güçlü varsayımlara, geçerli görünen kuramlara ters düşmemeye özen gösterilmesidir. Yazarın, ya da okuyucunun hayal gücü, bilim adamının da bilinmezler karşısında takındığı varsayımdangelimci tavırla eşçizgidedir. ![]() İçinde bulunduğumuz yüzyılın başlarında geliştirilen kuantum ve görelilik fiziği modelleri, Newton fiziğinden çok farklı bir evren anlayışını gündeme getirmemiş midir? Bilim tarihinde bu tür dönüşümler, bilim adamlarının, son çözgülemede, değişmez gerçeklerin bilgisi üzerinde değil, devingen olasılıklar üzerinde çalıştıklarının apaçık kanıtıdır. Thomas S. Kuhn, Bilimsel Devrimlerin Yapısı (The Structure of Scientific Revolutions, 1962) başlığını taşıyan ünlü çalışmasında, bilimlerin bu niteliğini gözler önüne sermektedir. Çağımız bilim felsefesinin açık seçik gösterdiği yol, bilim adamının sürekli daha iyi işleyen modeller arayışı içinde olması, açıklama gücünden yana daha soluklu kuramlar geliştirildikçe, eskilerini sürdürmekte direnmemesi gerektiğini vurguluyor. Bilimler ve edebiyat arasında yaratıcı ve verimli bir bileştirmenin ürünü olan kurgubilim de, geleceğe yönelik çok sayıda model geliştirmekte, bunları seçenek olarak çağın insanına sunmaktadır. İnsan ve insan topluluklarının içinde yaşadıkları fiziksel, biyolojik, sosyal evrene ilişkin kavramlarımızda önyargılardan kaçınmak zorundayız. Değişen ve değişmesini sürdürecek olan bir dünyaya ilişkin belirlemelerimizde "iyiyi, güzeli, doğruyu" eski durağan dünyamızdaki özgüvenle tanıma ya da tanımlama olanağı kalmamıştır. Dolayısıyla, geleceğin yürekli yeni dünyalarını bugünkü değer ölçülerimize vurduğumuzda onaylamamız mümkün olmayabilir. Fakat geleceğin dünyaları yine de yürekli ve yeni dünyalar olacaklardır. Biyolojik evrim ölçütlerine göre çok kısa bir zaman dilimi içinde avcı-toplayıcı dönemden tarım dönemine, sonra sanayi dönemine, oradan sanayi sonrası toplumlara ve daha dünse bilişim toplumuna geçişin şaşkınlığını yaşıyor insanoğlu... Kültür örüntülerimizdeki bu köklü değişmeler, düşünce ortamımıza, duygusal dünyamıza, değerler sistemimize bütün çarpıcılığıyla yansıyor. Temelini, belirsizlik ve değişme kavramlarının oluşturduğu yeni bir evren anlayışına ihtiyacımız var. Doğa ve fizik bilimcilerinin ortaya koymakta oldukları yeni görüşler, sosyal bilimcinin de aynı doğrultudaki gereksinmesiyle atbaşı gidiyor. Max Planck, 1900 yılında, enerjinin de tıpkı madde gibi süreksiz olduğunu, kuantum adını verdiğimiz belirli büyüklükteki paketçikler halinde bulunduğunu gösterdi. Daha 1910'lara varılmadan, ne bu parçacıkların, nede bunlara ilişkin olayların, şimdiki yada gelecekteki konumlarını belirlemenin hiçbir yolu olmadığı anlaşılmıştı. Önceki mekanikçi fizik anlayışıyla taban tabana zıt bir bilgi... Bu belirleme, 1927 yılında, Werner Heisenberg'in Bilinmezlik İlkesi ile çağımız fizik biliminin kabulleri arasına girdi. Parçacığın hızını ne denli doğrulukla ölçmeye kalkışırsak, konumu hakkında da aynı derecede bilmezliğe sürükleniyorduk. Elektronun hızını yada konumunu ölçmemiz olanaklı. Fakat her iki ölçümü birlikte gerçekleştirebilmemiz sözkonusu olamıyor. Sonuç: Bu parçacığın geleceğini kesin olarak yordamlamanın hiçbir yolu yoktur. Evren bizim için, sürekli oluşum halindeki bir bağlaşık olaylar görüntüsünden öteye hiçbir anlam taşımıyor. İnsan da bu bağlaşık dizilerde bir oluşum devresi... Sistemin bütününü anlamaya kalkışması, belki de kendisini pabuç bağlarından havaya kaldırmağa çalışması kadar anlamsız bir uğraş. İtiraf edelim ki, bugünkü bilgi dağarcığımıza vurduğumuzda, evrenin -- varsa bile -- amaçlarını çözmemiz olası görünmüyor. Evren, bugünkü durumumuzda bizim için, başı sonu belli olmayan, anlamsız bir oluşum... Huzursuzluğumuz, kuşkularımız, ve bilinmezlik duygumuz, sürekli oluşum durumundaki giz dolu bir evrende ne şimdiki nede gelecekteki konumumuzu belirleyemeyişimizden ileri geliyor. Kurgubilim de yine aynı kuşku ve bilmezlik kaynağından besleniyor. Geleceğin dünyalarına ilişkin sonsuz olasılıkları yakalamaya, anlamlandırmaya çalışıyoruz. Karabasanlarımızı -- umut ve önerilerimizi de katarak -- yaşanabilir düşlere dönüştürmenin yollarını arıyoruz. Çünkü insan, çevresinin kısıtlamasına bağımlı olduğu kadar, çevresini etkileme, istediği doğrultuda oluşturma gücünü giderek daha büyük ölçeklerde gerçekleştirmekte olan bir canlı türüdür. Bu gücünü, artan bilgi birikiminden, gelişen teknolojisinden alıyor. İnsan artık evrende edilgen bir gözlemci olmakla yetinmemekte, yaman bir plânlamacıya, etkin bir eylem ve uygulama adamına dönüşmektedir. Bu yüzden evrenin anlamsızlığına anlam vermek, amaçsızlığına amaç kazandırmak yükümlülüğünü de omuzlarında taşıyor. Düşünen, plânlayan, tutkularını, korkularını, umutlarını, kaygılarını yaşayan bir canlı türü... Geleceğin çok sayıda modellerini çiziyor; cennet ve cehennemlerini kavramlaştırmağa çalışıyoruz. Çağımız insanının kurgubilime duyduğu büyük ilgi, geleceğin gizemli büyük serüvenlerine hazırlanırken, kendi merak dolu devingen ruhunun da en güçlü simgesi olmak durumundadır. | |
|
| | #7 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bilim Kurgu
BİLİMKURGUDA GÖRMEZDEN GELİNENLER Bilimkurgu konulu film ve romanlarda bazı şeyleri görmezden gelebiliriz. Ancak bilim ve bilimsel mantık değerlendirmeleri ne dereceye kadar ihmal edilmelidir? Elbette bunun bir toleransı olmalıdır. Sanırım bu ölçü, bilimkurgu kavramının içinde vardır. Bilime dayalı hayalgücü olarak tarif ettiğimizde kıstas kendiliğinden oluşur. Yazar ve film yapımcılarının karşılaştıkları zorluklardan birisi uzaydaki mesafelerdir. Bir gezegenden diğerine olan uzaklık yüzlerce ışık yılı kadarsa yolculuk nasıl yapılacaktır? Bugünkü bilgilerimize göre ışık hızından daha hızlı gitmek olanaksızdır. Örneğin İ.Asimov bu sorun için ‘sıçramak’ eylemini kullanır. Uzay gemisi boşluktaki bir noktadan diğerine bir anda gidiverir. Romanlarının bazı bölümlerinde birşeyler açıklar. Ama elbette bunlar günümüz bilimi ile ilgili değildir. Solucan deliği gibi teorik görüşleri kullananlar da var. Bazı yazarlar ise uzay yolculuğunu hiç ele almaz bile.Sadece gemi bir yerden diğerine gider. Zamanda yolculuk olayı da çok tartışma yaratmıştır. En önemli husus,roman kahramanının kendi kendisiyle karşılaşma ihtimalidir. Geçmişten geleceğe veya gelecekten geçmişe giden kişi ,karşısındaki kendisi ile başbaşadır. Birbirleri ile konuşmaları mümkün müdür? Örneğin gelecekteki kişiliği,geçmişteki kişiliğine tavsiyelerde bulunabilir mi? Eğer silahlı iseler birbirlerini vurabilirler mi? İ.Asimov Evrenin Çanları adlı romanında bu konuyu etraflıca ele almıştır. Zaman yolculuğundaki bir diğer açmaz ise yaşanmış olayların yok sayılmasıdır. Yönetmen Robert Zemeckis’in Geleceğe Dönüş filmini izlemişsinizdir. Filmin kahramanı Marty, 1985 yılında yaşayan genç bir delikanlıdır. Bir bilimadamının otomobil içine yerleştirilmiş zaman makinesi ile 1950 yılına gider. Gittiği yer, henüz doğmamış olduğu kendi kasabasıdır. Yaptığı bir kaza ile müstakbel anne ve babasının tanışmasına engel olur. Bundan sonraki tüm çabası,bu tanışmayı yeniden düzenlemektir. Bu arada yanında 1985 yılında çekilmiş bir aile fotoğrafı vardır. Müstakbel anne-babasının tanışması geciktikçe bu fotoğraftaki kişi görüntüleri silinmeye başlar. Yani bu tanışma gerçekleşmezse kendisi de yok olacak ve hiç yaşamamış hale gelecekti. Robert Zemeckis,aynı zamanda senaryo yazarlarından biridir. Şimdi,Marty’in tanışma işini başaramadığını düşünelim. Kendisinin yaşadığı yıllar ne olacaktı? Kardeşleri ile birlikte etkilediği bir çok olay nasıl silinecekti? Örneğin Marty’in okul dönemindeki sınavlarda yazdığı cevap kağıtları kaybolacak mıydı? Kavga ederken birisinin kolunu kesip koparmış ise,o kişi şimdi sağlam mı olacaktı? Bunun gibi binlerce soru sorabiliriz. Şöyle bir şey söylenebilir: Başka bir seçenek olamazdı.Yani Marty bu tanışmayı sağlamıştı. Aksi ihtimalin gerçekleşmesi zaten mantık dışıdır. Ama ben de diyorum ki,aksi ihtimal vardı. Zira, Robert Zemeckis’in bizzat kendisi o görüntüleri silinen fotoğrafa senaryoda yer vermişti. İncelenmesi gereken diğer bir konu ise farklı dünyalardaki farklı canlıların yapısal benzerliğidir. Herşeyden önce dünya dışı yaşam formları biyolojik olarak hep insanlara benzerler. İstisna olan eserler elbette var,burada genel eğilimi yansıtmaya çalışıyorum. Aynı şekilde oralardaki hayvan ve bitkiler de yerküremizdekiler gibidir. Nekadar farklı dizayn edilseler bile hayatsal fonksiyonları bizlerle aynıdır. Oysa uçsuz bucaksız evrende varolacak diğer canlıların bizlerden çok farklı olması daha büyük ihtimaldir. R.Scott’un Yaratık filmi bir hayli ilgi çekmişti. Uzak bir gezegende keşif yapan birkaç kişinin başına gelen olaylarla ilgiliydi. Ekip inceleme yaparken bir bitkiden fırlayan ve ne olduğu anlaşılmayan bir şey birisinin vucuduna giriyor. Bir şey ,o kişinin içinde beslenip büyüyor,sonra onun içinden çıkıyordu. Artık geminin içinde Yaratık dedikleri canavara benzer biri vardı. Benim aklım şu insan içinde beslenme olayına takılmıştı. Beslenme olayı biyolojik bir olgudur. Canlılar başka bir canlıdan enerji ve protein dediğimiz yapısal elemanlar alırlar. Bu işin doğrudan veya dolaylı olması farketmez. Ben,bitkideki enerjiyi ve yapısal elemanları ya doğrudan doğruya bitkiden alırım. Veya o bitkiyi yemiş olan herhangi bir hayvanı yiyerek dolaylı olarak alırım. Burada önemli bir ayrıntı var. Benimle besin olarak tükettiğim canlılar birbirimizle aynı maddeleri taşıyoruz. Ben sadece kendimin üretemediği bazı maddeleri ondan sağlıyorum. Ayrıca tüm bitki ve hayvanların temel yapıtaşları yerküremizin şartlarına uygun olarak oluşmuştur. Besin çevrimi,üzerinde yaşadığımız dünyanın olgusudur. Başka bir gezegendeki bir bitki veya hayvanı oluşturan yapısal elemanlar niye dünyamızdakine benzesin? Oradaki ile bu dünyadaki canlılar arasında uyum olabilir mi? Aslında çok daha belirgin bir konu daha var. Başka bir gezegendeki canlıları hangi kıstasla bitki ve hayvan olarak ayırabiliyoruz? Dünyamızda bile böyle bir tasnif yapmakta zorlandığımız canlılar vardır. Ortam şartlarının benzerliği de ayrı bir konudur. Pekçok film ve romanda rastlamışızdır. Yabancı bir gezegene inen bir dünyalıhiç zorluk çekmeden rahatça hareket eder. Yerçekimi,atmosfer basıncı hatta soluduğu hava bile problem teşkil etmez. Yerkürede ciğerlerimize çektiğimiz oksijen oranı çok önemlidir. Başka gezegen bir tarafa bu dünyada bile en ufak dengesizlik çok tehlikelidir. Birçok eserde dünya dışı sosyal kurumlar ve canlı davranışları titizlikle ele alınmaz. Krallık ve imparatorluk gibi devlet organizasyonları dünyamıza özgüdür. Geçmiş dönemlerin sosyo-ekonomik şartlarına göre oluşmuşlardı. Bugün için tarihe ait kavramlardır. Oysa bu tip örgütlenmelerin dünya dışı gezegenlere karbon kopya gibi uygulandığını görüyoruz. Hatta milyonlarca yıl sonra bile bu kurumları aynen bulabiliriz. Yanısıra lord,kont,dük ve benzeri ünvanları da duyuyoruz. Öyle ki başka bir formasyondaki diğer canlıların ortamında bile bu sosyal kurumlar yer alır. Hatta insandışı canlılardaki gelenek ve görenekler de aynı insanlarınki gibidir. Sonuç olarak bilimkurgu elbette hayal gücüdür.Bazı hataları görmezden gelmeliyiz. Aksi halde sanat olamaz. Ama kelimenin içerdiği gibi gene de bilimle olan ilişkisini koparmamalıdır. | |
|
| | #9 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bilim Kurgu YENİ BİLİMKURGU IdoruBilimkurgu ve fantastik edebiyatının babası William Gibson'dan heyecanla beklediğiniz yepyeni bir yapıt... Milenyum sarsıntısından sonra 21. yüzyılda Tokyo'da gerçekçiliğin doğası değişiyor muydu? Yoksa karşı konulmaz bir şekilde oluşmakta mıydı?... "Bugünden pek de farklı olmayan, hem cennet hem cehennem olan bir geleceği, çarpıcı bir gerçekçilikle anlatıyor." Booklist "Bizi bekleyen dünyayı en iyi anlatan William Gibson romanı. Matrix Avcısı, Gibson'ın zirveye ulaşmasını sağladı. Idoru, orada kalacağını garantiliyor." Washington Post Book World William Gibson | Altın Kitaplar Çığrından Çıkmış ZamanRagle Gumm, Gazette adlı gazetenin "Küçük Yeşil Adam Bundan Bir Sonraki Adımda Nerede Olacak?" yarışmasının yenilmez yarışmacısı, ahbaplarının deyişle, 'uzatılmış çocuklukta sürüklenen 46 yaşında bir Amerikalı'dır. 2. Dünya Savaşı gazilerinden olan Gumm, savaş sonrasında, postu kızkardeşi Margo ve eniştesi Victor Nielson'ların evine sermiştir. Yarışmaya her gün katılır ve her gün de gazetelerde fotoğrafları yayımlanır. Küçük çapta bir şöhrettir yani. Bütün bunlara karşın Gumm pek mutlu değildir. Dahası huzursuzdur da. Etrafta tuhaf şeyler olmaktadır çünkü. Sadece kendisi değil eniştesi de hatta kur yaptığı Bill Black'ın güzel, çıtı pıtı karısı Junie de tuhaflıkları hissetmektedir. Philip K. Dick | Altıkırkbeş Yayınları Evrendeki Son KayıtDünyayı altüst eden "Büyük Sarsıntı"nın ardından eski metropol kalıntılarında karanlık bir yaşama mahkûm olan "sıradan" çoğunluğun mutsuzluğundaki tek ışık, beyin burgularıdır. Spaz, hastalığı nedeniyle bu sanal eğlenceyi yaşayamaz. Geçirdiği krizlerin kardeşini etkileyeceğinden korkan ailesi tarafından reddedilerek evden uzaklaştırılan delikanlı, yaşlı bir bilgeyle tanışır. Bilge, kitapların bile uzak geçmişte kaldığı ve yasaklandığı bu karanlık dünyada, gizlice kitap yazmayı sürdürmektedir. Kız kardeşinin ölmek üzere olduğunu öğrenen Spaz, bilge ve Küçük Surat'la birlikte, hayatlarını riske atarak çok tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Ancak, yol onları hiç düşünmedikleri bir yere götürecektir… Rodman Philbrick | Günışığı Kitaplığı OngayDünyayı altüst eden "Büyük Sarsıntı"nın ardından eski metropol kalıntılarında karanlık bir yaşama mahkûm olan "sıradan" çoğunluğun mutsuzluğundaki tek ışık, beyin burgularıdır. Spaz, hastalığı nedeniyle bu sanal eğlenceyi yaşayamaz. Geçirdiği krizlerin kardeşini etkileyeceğinden korkan ailesi tarafından reddedilerek evden uzaklaştırılan delikanlı, yaşlı bir bilgeyle tanışır. Bilge, kitapların bile uzak geçmişte kaldığı ve yasaklandığı bu karanlık dünyada, gizlice kitap yazmayı sürdürmektedir. Kız kardeşinin ölmek üzere olduğunu öğrenen Spaz, bilge ve Küçük Surat'la birlikte, hayatlarını riske atarak çok tehlikeli bir yolculuğa çıkar. Ancak, yol onları hiç düşünmedikleri bir yere götürecektir… | |
|
| | #10 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Bilim Kurgu Herşeyden önce bilimkurgu,bileşik bir kelimedir.Bilim kelimesinin anlamı konusunda bir tartışma yoktur.Kurgu kelimesini, hayal üretme veya düş gücü olarak algılarsak bilimkurgunun tarifini,’bilim verileri ile düş gücünden oluşan eserler’ şeklinde yapabiliriz. Daha yakın sayılabilecek zamanlara kadar bilim tabanlı düş gücü eserlere kurgubilim diyenler vardı.Hem de ünlü eleştirmen ve yazarlar bile bu hataya düşüyorlardı.Haydi diyelim ki İngilizce ‘science fiction’ kavramını gözden kaçırmışlardı,ama düşgücünün bilimi şeklinde algılanan bu yanılgının uzun süre devam etmesi ilginçtir. Fantastik kelimesini görünce gerçekte var olmayan,hayal ürünü gibi anlamları düşünürüz.Bu nedenle gerçek dünyada rastlanmayan olayları içeren her eseri fantastik eser çerçevesinde ele alırız. Bilimkurgu ile fantastik eserleri birbirinden kesin olarak ayırmak belki o kadar kolay değildir ama en azından hangisinin ağır bastığını söyleyebiliriz.Konusu ileriki çağlarda geçen bir eserde gökdelenler insanlara karşı başkaldırıyorlarsa o eseri sırf ele aldığı ‘zaman’ için bilimkurgu olarak niteleyemeyiz. Bir de bilimkurgu gerçekten bilimkurgu kıvamında olmalıdır.Ben öyle filmler gördüm ki konunun geçtiği zamanı beşyüz yıl öncesine çekseler hiçbir şey fark etmezdi.Örneğin bundan üçyüz yıl sonra bir adam ışın tabancası kullanırken kovboy döneminde tabanca kullansa filmin işlediği konu arasındaki fark anlaşılmazdı bile. Bilimkurgu eserlerin ana motifi bilim olmasına rağmen bilimin aşırı zorlanması da işin tadını kaçıran unsurlardan biri oluyor. | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
Bilim Kurgu Sanatı Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Sci-Fi Resimler / Bilim Kurgu Resimleri | [WoL]bL | Fantazi Dünyası | 599 | 4 Gün Önce 11:45 |
| İslam'da Bilim ve Müslüman Bilim Adamları | Blue Blood | Müslümanlık/İslamiyet | 33 | 26-08-2009 10:46 |
| Kurgu - Kurgu Nedir - Kurgu Hakkında | MelancholiscH | X-Sözlük | 0 | 28-11-2007 18:01 |
| Sanatı İnceleyen Bilim Dalları | Blue Blood | Sanat | 1 | 23-09-2007 12:19 |
| On Dokuzuncu Yüzyılda Bilim: Endüstri Devrimi ve Bilim | GusinapsE | Bilim | 0 | 03-10-2006 15:58 |