Emeviler Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Akademik Forumlar :: > Tarih > Medeniyetler Tarihi
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 04-12-2006   #1 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı



Emeviler
Vikipedi, özgür ansiklopedi
300px-Omayyad_mosque.jpg
Şam'daki Emeviye Camisi

Emeviler (Arapça: بنو أمية/الأمويون, Farsça: اموىان), Dört Halife Dönemi’nden (632-661) sonra Müslüman Arap devletine egemen olan hanedandır. Hz. Ali’nin 661’de öldürülmesinden sonra başa geçen Emeviler, 750’de Abbasiler tarafından yıkılıncaya değin hüküm sürdüler.

Tarih
Emevi hanedanın kurucusu Muaviye, Mekkeli Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden geliyordu. Emeviler, ailenin adından dolayı Beni Ümeyye olarak da anılır. Muaviye, Hz. Ömer döneminde 641'de Şam valisi olmuş ve Suriye'yi denetimi altına almıştı.
Muaviye, 656’da başa geçen Hz. Ali'nin halifeliğini tanımadı ve onu üçüncü halife Hz. Osman'ın öldürülmesinden sorumlu tuttu. Hz. Ali, Şam valiliğine bir başkasını atayınca da çekişme savaşa dönüştü. Muaviye, Sıffin Savaşı'nda (657) yenilmek üzere olan askerlerinin mızraklarına Kuran yapraklarını taktırdı ve böylece Hz. Ali'nin ordusunu durdurdu. Halifelik sorununu savaşla değil hakeme başvurarak çözmeyi önerdi. Ne var ki Muaviye’nin hakemi Hz. Ali’nin hakemini ikna ederek Muaviye’yi halife ilan etti. Hz. Ali bu sonucu kabul etmemekle birlikte denetimindeki toprakları yavaş yavaş yitirdi ve bir süre sonra da öldürüldü.
Muaviye, Hz. Ali'nin 661'de öldürülmesinden sonra halifeliğini ilan etti ve böylece Emevi yönetimi başladı. Muaviye, halifeliğini tanımayanları sert bir biçimde bastırdı ve iç karışıklıklara son verdi. Ardından yeni fetihlere girişti. Emevi egemenliğini doğuda Hindistan sınırına, batıda Kuzey Afrika'ya, oradan da Güney İspanya'ya kadar yaydı. Yeni kurulan donanmayla 669-678 arasında Bizans’ın başkenti Konstantinopolis'i (İstanbul) ele geçirmek için seferler düzenlendi, ama başarılı olamadı. Muaviye 680’de öldüğünde ardında güçlü bir devlet bıraktı. Halifeliği dinsel önderliğin yanı sıra tam bir siyasal önderliğe dönüştürdü. Halifelik merkezini de kutsal topraklardaki Mekke’den Şam’a taşıdı. Artık halife bir kurul tarafından seçilmiyor, babadan oğula geçiyordu. Nitekim Muaviye’nin yerine oğlu I. Yezid halife oldu.
I. Yezid tahta çıktığında yeni bir halifelik sorunuyla karşı karşıya kaldı. Hz. Ali'nin küçük oğlu Hüseyin, halifeliğin kendi hakkı olduğunu ileri sürdü ve Yezid'in halifeliğini tanımadı. Yezid sorunu askeri yöntemlerle çözmeye karar verdi ve Hüseyin ile yandaşlarını 681’de Kerbela'da kıyıma uğrattı. Bu olay, İslam tarihindeki Sünni ve Alevi-Şii mezhep ayrılığını da kesinleştirdi. I. Yezid, yaklaşık üç yıl iktidarda kaldı, ama İslam tarihine en acımasız hükümdarlardan biri olarak geçti. I. Yezid'in ölümünden sonra 683’te oğlu II. Muaviye halife oldu. II. Muaviye’nin iktidarı yalnızca bir yıl sürdü. II. Muaviye ve önceki iki hükümdar, Ebu Süfyan’ın soyundan geldikleri için Süfyaniler olarak anılır.
II. Muaviye’den sonra 684'te I. Mervan halife olarak Emevi Devleti’nde Mervaniler dönemini başlattı. Emeviler en parlak dönemini I. Mervan’ın oğlu Abdülmelik döneminde (685-705) yaşadı. Bu dönemde Irak ve İran'daki ayaklanmalar bastırıldı. Hindistan ve Orta Asya'da yeni fetihlerle devletin sınırları genişletildi. Süleyman’ın halifeliği sırasında Bizans İmparatoru III. Leon'un 717'de Emevi ordusunu ağır bir yenilgiye uğratması, Emevi Devleti’nin gerileme döneminin başlangıcı oldu. Araplar arasında kabile çatışmaları yeniden başladı ve "Mevali" denen, Arap olmayan Müslümanların merkezi yönetime karşı hoşnutsuzlukları arttı. 707-720 arasında halifelik eden Ömer'in başlattığı yenileşme hareketleri de kalıcı bir sonuç getirmedi. Hişam döneminde (724-743), 732'de İspanya üzerinden Fransa'yı fethe girişen Emevi ordusu Poitiers'de (Puvatya) durduruldu. Emeviler Anadolu'da Bizans’a karşı üstünlüklerini de yitirdiler. Orta Asya'da Türkler, Kuzey Afrika'da Berberiler Emevi egemenliğine başkaldırdılar.
Son Emevi Halifesi II. Mervan döneminde (744-750) Abbasiler denetiminde gelişen muhalefet Emevi egemenliğini sarstı. Emevi Devleti’nin yıkılışında Ebu Müslim Horasani önemli rol oynadı. Sonunda Abbasilerin önderi Ebu'l-Abbas, Emevi egemenliğine son verdi ve Emevi hanedanının bütün üyelerini öldürdü. Bu kıyımdan canını kurtarabilen Abdurrahman, İspanya'ya giderek orada Endülüs Emevileri Devleti’ni kurdu.

Devlet Yönetimi
Emevi devleti ile birlikte islamda yozlaşma başlamıştır.Hz Muhammed'in hadislerinin yazılmasını yasaklamasına rağmen Emevi halifeleri uydurma hadisler yazmış,bu uydurma hadisler İslam dinini yozlaştırmıştır.Dini siyasette kullanmaya çalışan,yaptıkları her işin din adına yapıldığını söyleyen Emevi liderler, Hz. Muhammed'in torunlarını da öldürmekten çekinmemişlerdir.
Emeviler dönemindeki devlet yönetimi sonraki İslam devletlerine örnek oluşturdu. Hz. Ömer döneminde (634-644) ortaya çıkan divan adlı kurumu Emeviler daha da geliştirdi. Halifeler devlet işlerini vezirler aracılığıyla yürütmeye başladılar. Emevi toprakları eyaletlere ayrılarak yönetildi, ama eyaletler Şam’daki merkezi devlete bağlıydı. Emevi Devleti, İslam devleti olmaktan çok bir Arap devletiydi. Emeviler, Müslüman Araplar ile Arap olmayan Müslümanları birbirinden ayırıyorlardı; Arap olmayan Müslümanlara Mevali diyorlardı. Emevi Devleti’nin yıkılmasında en önemli etkenlerden biri bu ayrımcılık oldu. Araplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak Arapça devletin tek resmi diliydi. Devlet gelirleri, dinsel gereklerden kaynaklanan vergiler ile fethedilen yerlerden ve savaşlardan elde edilen ganimetlerden oluşuyordu. İslam tarihinde ilk altın para da Abdülmelik döneminde (685-705) basıldı.

Emevi Sanatı
Emevi sanatı, özellikle mimarlık alanında gelişmişti. Emevi döneminden günümüze pek çok cami, saray, kale gibi yapılar kalmıştır. Emevi sanatı, Yunan, Bizans, İran’daki Sasani sanatının etkilenmiştir.
I. Velid döneminde (705-715) Şam'da yaptırılan Emeviye Camisi (ya da Ümeyye Camisi), Emevi mimarlığının karakteristik özelliklerini taşır. Dikdörtgen planlı cami, eski bir Roma tapınağının temeli üzerinde yükselir. Yapı, dört büyük ayağın taşıdığı dört kemere oturtulan bir kubbeyle örtülüdür. Caminin kare planlı üç minaresi vardır. Avlusunu üç yandan iki katlı revaklarla çevrilidir. Emeviye Camisi, günümüze pek az örneği kalan zengin mozaik bezemeleriyle de dikkati çeker. Bu bezemelerde Yunan ve Bizans etkileri açıkça görülür. Kudüs'te sekiz köşeli Kubbetü's-Sahra da (ya da Ömer Camisi) Emevi mimarisinin önemli bir örneğidir. Emevilere karşı ayaklanan Abdullah bin Zübeyr Mekke'yi ele geçirince, Halife Abdülmelik Hz. Muhammed'in namaz kılmış olduğu yerde, Müslümanların hac ödevini yerine getirmeleri için bu camiyi yaptırmıştır. Gene Abdülmelik döneminde Kudüs'te yapılan Mescid-i Aksa büyüklüğüyle dikkat çeker.
Emevilerin Suriye çöllerinde yaptırdıkları saray, köşk, kale gibi yapılardan günümüze çok azı ulaşmıştır. Lût Gölü'nün kuzey ucundaki Kuseyr Amra Köşkü, çevresi geniş surla çevrili bir alandadır ve salon ile hamamdan oluşur. Salonun duvarlarının Emevilerin askeri zaferlerini betimleyen resimler kaplı olması dikkat çekicidir. Bu resimlerde de Yunan ve İran etkisi görülür. Emevi sanatının bir özelliği de, duvar yüzeylerini hiç boş yer bırakmaksızın bezemekti. Şam'ın 200 km güneyinde kurulmuş tipik bir çöl sarayı olan Mşatta Sarayı, kulelerle güçlendirilmiş bir surun ortasında yer alır. Mşatta Sarayı’nın içinde de Yunan ve İran etkisi taşıyan zengin bezemeler vardır.
Emevilerden kalan bir başka yapı biçimi de bir tür han olan ribat idi. Bir surla çevrili olan ribatlarda odalar, ambar, ahır, sarnıç ve gözcü kuleleri bulunuyordu. Uzun yolculuklar sırasında konaklamak için kullanılan ribat, aynı zamanda küçük birer askeri üstü.


x
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 06-01-2007   #2 (mesaj-linki)
Blue Blood - avatarı
Cvp: Emeviler

DİNİ UYDURMACILIKTA EMEVİLER, ABBASİLER VE DİĞER TARİHİ SEBEPLER
Ne yazık ki bugün İslam diye ortaya sunulan din; özellikle Emevi döneminden başlayarak, daha sonra Abbasiler döneminde sonuca ulaşan uydurma hareketinin ürettiği İslam’dır. Bu İslam, kökenini sırf Kuran’dan alan, Kuran’ı yeterli gören bir İslam değildir. Bu İslam Emeviler’in ve Abbasiler’in reforma uğrattığı İs-lam’dır. Bizim bu kitapta yapmaya çalıştığımız kitabın 3. bölümünde belirttiğimiz gibi dinde reform yapmak değil, bilakis en çok Emevi ve Abbasiler’in ürünü olan reformu ortadan kaldırıp, Ku-ran’ın saf mesajını ortaya çıkarmaktır. Kitabın ileriki bölümlerinde göreceğimiz gibi dine Emeviler ve Abbasiler tarafından yapılan reform; dini zorlaştırma, karartma, insanla çatışır hale getirme ve ka-dınları toplumdan soyutlama şeklinde yapılmıştır. Bu ilaveleri yapanlar da ne yazık ki dini savunduklarını söylemişler ve dinin kay-nağı olduğunu iddia ettikleri yüzlerce hadis ve fıkıh kitaplarıyla dini dejenere etmişlerdir. Dini dejenere eden bu tarihi sürecin en baştaki basamağı Emevi devridir. Bu yüzden Emeviler’in kim oldu-ğunu iyice incelersek, din diye uydurulan mezheplere, hadislere ne-den güvenemeyeceğimizi daha iyi anlarız. Bundan önceki bölümlerde Peygamberimiz’in tek kaynak olarak Kuran’ı bıraktığını, dört halifenin de Kuran dışında bir kaynak, bir mezhep oluşturmadıkla-rını gördük. Bir önceki bölümde Kab ve Ebu Hureyre gibi hadis uydurucularına 4 halife döneminde nasıl göz açtırılmadığını inceledik.
Emevi dönemi gelince 4 Halife döneminde hadis nakillerinden dolayı azarlanan Ebu Hureyre ve Kab gibiler bir anda baş tacı oldular. Muaviye’nin bu şahısları manevi itibar ve maddi çıkar sağla-mak yoluyla nasıl teşvik ettiğini 12. Bölüm’de inceledik. Aynı Emeviler İslam’daki ilk ciddi kargaşayı çıkarmış ve Hz. Ali’ye karşı sa-vaşmışlardır. Hz. Ali’nin kendilerini yeneceğini anlayan Emeviler mızraklarının ucuna Kuran geçirmiş ve Hz. Ali’nin ordusu “Biz Kuran’a karşı savaşmayız.” diyerek Emevilerin kurtulmasına imkan tanımışlardır. Hz. Ali Kuran’ın mızraklardaki sayfalar olmadığını, kendisinin Kuran’a bağlı olduğunu söylemesine rağmen Emevi oyunu başarılı olmuştur.
EMEVİLERİN PEYGAMBERİMİZİN TORUNLARINI ÖLDüRMELERİ
Aynı Emeviler Hz. Ali’ye karşı olan düşmanca tutumlarını, Hz. Ali’nin oğulları ve Peygamberimiz’in torunları olan Hasan ve Hü-seyin’e karşı da göstermişlerdir. Mesudi’nin anlatımlarına göre Ha-san kendisini rakip gören Muaviye tarafından zehirletilerek öldürülmüştür. Hasan’ın karısını bu zehirleme işinde kullanan Muaviye ise ölüm haberini alınca şarkılar söyleyerek, kendisini ibadete verip siyaset sahnesinden çekilmiş olan Hasan’ın ölümüne çok sevinmiştir. Hasan’ın kardeşi Hüseyin ise Kerbela olayında Muaviye’nin oğ-lu Yezid tarafından öldürülmüştür. Kaynaklar Yezid’in nasıl Hüse-yin’in ölüsüne bile saygı göstermediğini ve Hüseyin’in kesik başını sopayla didikleyip alay ettiğini anlatırlar. Hasan ile Hüseyin’in kız kardeşi Zeynep ise halkın ayaklanmasına ön ayak olur korkusuyla yaşadığı yerden sürülmüştür. Tüm bunları yapan, Peygamber to-runlarının katilleri olan Emeviler, ne yazık ki tüm bunları yaparken din için, dinin hayrına yaptıklarını savunacak kadar yüzsüzdüler.
Burada bu olayların teferruatına girmek ve bu savaşlardaki suçluyu göstermek şeklinde malumu ilan etmek istemiyoruz. Yapmak iste-diğimiz bugün ortaya çıkan dini tablonun, Kuran’ın dinine ilaveler yapan hadislerin, mezheplerin ilk kaynağı olan Emeviler’in ne ka-dar güvenilir(!) olduğunu göstermektir. Bu dönemde uydurulan hadisler daha sonra Abbasiler zamanında (kendi dönemlerinin uydur-malarını da ekleyerek) hadis kitaplarına dönüştü. Bu hadisler, mezheplerin oluşturduğu İslam’a temel oldular. Bu şahıslar halifeliği babadan oğula geçen bir saltanata dönüştürdüler. Bu halifelerin ço-ğunun nezaretinde mezhepler ve hadis kitapları oluştu. Peygamber torunlarının katillerinin halife olduğu, yönetici olduğu bir yapıda oluşturulan bu mezhepler ve bu hadisler güvenilir olabilir mi? Ta-bi ki hayır. Fakat Sunni İslamcıların çoğu Sıffın savaşını bir içtihat (tercih) hatası gibi göstermekte, Emevi saltanatını temize çıkartma-ya çalışmaktadırlar. Böylece kendi inanç sistemlerini kuran kişileri, dolayısıyla kendi inançlarını aklamaya çalışmaktadırlar. Oysa güneşin balçıkla sıvanamayacağı gibi, Emeviler’in yanlış uygulamaları da örtbas edilemez. Emevi dönemine kadar ne saltanata dönüştürülmüş halifelik vardı, ne de Kuran dışında bir dini kaynak. Peygam-ber’imiz ve 4 Halife dönemindeki sade yaşantının saray ihtişamları-na, debdebeye, şölenlere dönüşü, dini liderliğin paraya ve güce çevrilmesi, halifeliğin aile içi saltanata dönüştürülüp balığın baştan kokmaya başlaması bu devire rastlar. İçki alemleri ve yaptırdıkları saraylarla meşhur olan bir çok Emevi halifesinin yanı sıra Velid gi-bi Kuran’dan hoşuna gitmeyen ayetlerin okunması üzerine Kuran’ı hedef yapıp ok yağmuruna tutanlar da halife olmuştur.(Bakın Mesudi 3/228, İsfahani 7/49, İbnul Esir 5/290)
Hadisler ilk kez işte bu dönemde yazılmaya başlandı. Fakat bu yazım işleminde hadislerle, kıssalar ve görüşler karışıktı. Emeviler döneminde hadislerin yazıldığı bilinse de, bu dönemden elimize geçen bir hadis kitabı yoktur. Kütüb-i sitte (altı en meşhur hadis kitabı) daha sonra Abbasiler döneminde yazılmıştır. Bu dönemde toplanan hadislerde Emeviler’in köprü, hatta kaynak olduğunu düşünürsek (Abbasilerin uydurmalarını yok saysaydık bile), hadis konusunda bu kadar vahim bir tablonun ortaya çıkış sebebini anlarız.
Şimdi gelin karar verelim; Kuran yeterli olduğunu kendisi anlatır-ken, Peygamber kendi hiçbir sözünü yazdırmamışken, dört halife döneminde de aynı şekilde Kuran dışında bir kaynak oluşturulma-mışken, Peygamber torunlarının katillerinin saltanatları döneminde temeli atılan hadis ve mezheplere itibar edelim mi, yoksa sadece Kuran’a mı itibar edelim? Kendi görüşünü doğru çıkartmak yerine, Kuran’ın gerçek isteğini bulmaya çalışanların, geleneklerine kapıl-mamaları şartıyla Kuran dışında hiçbir kaynağa itibar etmemeleri gerektiğini anlayacaklarına inanıyoruz.
ELBİSEYİ TERS GİYENLER
Hz. Ali’nin Emeviler için söylediği şu güzel vecizesi Emeviler’i çok güzel tarif etmektedir: “Bunlar da din elbisesi giyiyorlar, ama ters çevirerek giyiyorlar.” İşin en aldatıcı yanı işte buradadır. Din adına ortaya çıkan mezheplerin sistemi, kendilerini gerçek din diye yutturmuştur. Ve ne yazık ki o zamandan dine ilave edilenler bugün de din zannediliyor. Bir deli kuyuya taş atmıştır, kırk akıllı onu çıkartmakta zorlanmaktadır. Sorun İslam’ın kendisinde değil, İslam’ı ters giyenlerdedir. En şık elbise bile ters giyilince nasıl sahibini maskara yapıyorsa, İslam’ı ters giyenler de aynı şekilde kendilerini maskara yapmışlardır. Ne yazık ki bazı saf bilgisizler ile ard niyetlilerse İslam maskara oldu sanmakta veya öyle göstermeye ça-lışmaktadırlar. Oysa kabahat elbisede değil, onu ters giyendedir.
Emevi zulmünü anlatmaya bu kitap yetmez, bizimse amacımız bu değildir. Allah istese Kuran’ı daha kalın bir kitap yapar ve şu an-da istediklerine ilave söyleyecekleri varsa ilave ederdi. Allah Kuran’ı bu kalınlıkta yaptığına göre, eksiksiz ve fazlasız bizden istedikleri, bizi sorumlu tuttuğu bu kadardır. Allah’a şükür ki Allah kendi dinini Kuran’da bildirdi ve bizi Emeviler gibilerin yeniden din yazma-sına, birilerinin hadis seçmesine, falancanın mezhep oluşturmasına muhtaç bırakmadı.
EMEVİLERLE BAŞLAYAN UYDURMACILIK SONRA DA SüRDü
Emeviler ile en önemli atağı yapan uydurmacılık, doruk eserlerini Abbasiler döneminde vermiştir. Her şeye rağmen hem Emeviler döneminde, hem Abbasiler döneminde Kuran dışı dini kaynak oluşturulmasına karşı çıkanlar olmuştur. Hatta kimi Abbasi halifelerinin hadisçiliğe ve aklı dışlayıcılığa şiddetle karşı çıkan Mutezile ekolüne tabi oldukları bilinmektedir. Fakat yönetici kadrolara sonradan hakim olan Sunni görüş, resmi görüş olarak halka kabul ettirilmiştir. Böylece Abbasi döneminin sonuna gelmeden Sunnilik, karşı görüşleri tasfiye ederek, uzun yıllar sürecek olan saltanatını kurmuştur. Emeviler’den aldıkları miras, gördüğümüz gibi bu fikir yapısında en önemli kaynaktır. Fakat uydurmacılık burada önemli bir seviyeye gelse de bitmiş değildir. Sonraki devirlerde yaygınlaşa-cak olan tarikatlarda, Hint mistik kültürüyle ve diğer kültürlerin etkisiyle gelen çilecilik, sofilik, tarikatçılık, kendi kendine azap çektirme ve bundan medet umma da Kuran’ın verdiği zihniyeti tahrif etmekte rol oynamıştır.(Tarikatlar hakkında teferruatlı bilgi için 15. Bölümü okuyun)
İslam’ın tarihin ilerleyen sürecinde gelişmesiyle dinin yeni bağ-lıları, İslam’ın etkisine girmelerine karşın çoğu zaman eski kültürlerinin etkisinden de kurtulamamışlardır. Örneğin Türkler’in İs-lamlaşmasında tarikatçı yapıların dervişlerinin, sofilerin etkisi var-dır. Türkler’in Şaman geçmişlerindeki Şaman babalarını aşırı yüceltmelerinin paralelliğini bu sofilerin bağlı oldukları şeyhlerine aşırı bağlılıkta görmeleri, birçok Türk’ün asırlarca dini tarikatçı ya-pılarda yaşamasının köklerini oluşturdu. Böylece Hint mistik kültürü ve Şaman kültürünün de izlerini taşıyan tarikatlar ve tasavvuf, Türkler’in dini yaşantısında önemli bir yer tuttu. Günümüzde de etki ve gücünü sürdüren bu tarikatların dine ilaveleri ve şeyhlerini aşırı yüceltmeleri gibi tehlikelerden kurtuluşun reçetesi, sadece ve sadece Kuran’a sarılmaktır.
Önceki zamanlarda uydurma hadis ve mezhepleri, sonra yabancı kültür ve zihniyetleri İslam’a sokan zihniyet daha ileriki tarihlerde ise fetva, içtihad adı altında dine ilavelerine devam etti. Osman-lı’yı örnek olarak alırsak, padişahların kardeşlerini öldürebilecekleri şeklinde fetva (hem de Kuran’ın açık ayetleriyle çelişen, büyük günah olmasına rağmen) din adına, dinin başı olan şeyhül-İslam’ın verdiği bir fetvaydı. Şapka giyenin kafir olacağına dair fetva verip şapka devriminde birçok kimsenin asılmasına sebep olan da yine sözde bir din adamıydı. Matbaayı din adına yasaklayıp bu görüşlerine içtihad veya fetva gibi başlıklar atan, bu kararlarını hadis gibi, mezhep gibi dinin bir parçası yapanlar da din alimi etiketli şahıslar-dı. Tüm bunlar üst üste, yan yana geldi ve aydınlık Kuran’ın mesa-jı yerine insanların uydurdukları felaket bir sistem insanlara din di-ye sunuldu ve hala da sunulmaktadır. çözüm ise basit: Kuran’ı ele alıp, din diye sunulan bu uydurmaları bir kenara bırakmak. Yani üretileni (insansalı) bırakıp, indirilmiş olan Kuran’ı (Allah’tan olanı) rehber edinmek.

EMEVİLER DÖNEMİNDE YAZILMIŞ BİR KİTAP: İRCA
Emeviler dönemindeki siyasal ortamda Hz. Ali ile Hz. Os-man’ın karşılaştırılması, Muaviye ve Hz. Ali hakkında tartışmalar, karşı tarafı kafir ilan etmeler yayılmıştı. Bu ortamda siyasi olarak belli bir pozisyon alan kişilere karşı bazı kişiler kimin kafir, kimin mümin olduğu konusunda sessiz kaldılar. Bu kişiler “Kimin mümin, kimin kafir olduğunu Allah bilir” şeklindeki yaklaşımlarıyla kimin haklı olduğunun ahirette belli olacağını iddia ediyorlar, siyasi olarak bir pozisyon almıyorlardı. Doğrunun anlaşılmasını ahirete erteledikleri için bu şahıslara “Mürcie” yani “Erteleyici” denildi.
Mürcie’nin fikirleri ilk olarak “İrca” yani “Erteleme” kitabında kendini gösterir. Bu kitap hicri 60’lı yıllarda; Emeviler’in son döneminde yazılmıştır. Yani bu kitap bilinen ünlü bir çok hadis kitabın-dan 200 yıl önce yazılmıştır. Hadis kitaplarından en erken yazılanı bile bu kitaptan çok sonradır. Bu kitaptaki izahları okuyanlar, İs-lam’ın ilk asırlarında dini sadece Kuran’dan anlama mantığının yaygınlığına bir örnek daha bulurlar. Emevi ve Abbasi dönemi Ku-ran’ın yanına ilave kaynakların konulmaya başlandığı asırlar olsalar da, Kuran’dan uzaklaşılıp Hadisçi dinin siyasi otoritenin desteğiyle tam hakimiyeti ancak Abbasi döneminin sonlarında olmuştur.
İrca kitabında Hasan bin Muhammed Kuran’ı Kuran’ın kendisinden alıntıladığı şu ayetlerle anlatır: “Kuran Allah’ın katından kendi ilmiyle indirdiği (11, Hud Suresi 14; 4, Nisa Suresi 166), muhkem kıldığı (22, Hac Suresi 52, 11 Hud Suresi 11) sonra da ayetlerini uzun uzun açıkladığı (11 Hud Suresi 1, 6 Enam Sure-si 55-97-98-126, 7, Araf Suresi 52, 174, 9 Tevbe Suresi 11) Her taraftan gelebilecek saldırı ve noksanlıklardan koruduğu (15 Hicr Suresi, 9, 17) yüce bir kitaptır. Allah bu kitapta (14, İbrahim Suresi, 45, 30 Rum Suresi 58) ibret alınacak şeyleri açıkladı (3, Ali İmran Suresi 13, 12 Yusuf Suresi 11, 71 Nuh Suresi 66) ve onu iyiyi kötüden ayırt edici (25 Furkan Suresi 1, 8 Enfal Suresi 29) karanlıktan aydınlığa çıkarıcı (2 Bakara suresi 150, 5 Maide suresi 3) ve yol gösterici (5 Maide Suresi 3), sapıklıktan hidayete ulaştırıcı (4 Nisa Suresi 131) kıldı.” Hasan bin Muhammed’e göre Kuran’ın inmesiyle Allah’ın nimeti tamamlandı, ibadetler en son halini aldı. Allah’ın vasiyetleri böylece kaydedildi ve Allah sünnetini uyguladı. Bundan sonra öğüt verme bitmiştir. Kuran’da emredilenlere itaat konusunda söz alınmıştır. İşte bu kopmak bilmeyen sağlam bir kulptur. Allah bu Kuran’ı kendi hükmünün geçerli olduğu ve kullarına uymayı farz kıldığı bir kitap yaptı. İnsanlığa bundan sonra düşen görev onu ezberleyip koruyarak başkasına ulaştırmaktır. Onu ihmal edip kaybedenden, onun dışında hiçbir şey kabul edilmeyecektir. Hasan bin Muhammed Kuran’ın dışında bir vahyi reddettiği için insanların bilmediği gizli bir vahiy ve gizli bir ilimle hidayete erdiklerini iddia eden Sebeiler’i düşman ilan etmiştir. (Bakınız; İrca Kitabı, sayfa 20-24 ve Türkler’in İslamlaşma Sürecinde Mürcie ve Tesirleri, sayfa 72, Doç. Dr. Sönmez Kutlu)
İrca kitabında tek bir hadise yer verilmeden yukarıdaki izahla-rın yapılması, İrca kitabının yazarının bugün seslendirdiğimiz fikirlerle aynı temel mantığa sahip olduğunu göstermektedir. Gerek Mürcie’nin fikirlerini seslendiren bu kitap, gerek Hariciler’in hadisçilere cephe alması, gerek Mutezile’nin aklı kucaklayıp, hadisleri dışlayan yaklaşımı; Abbasi siyasi otoritelerinin hadisçi, mezhepçi dini anlayışı resmi görüş olarak zorla kabul ettirdiği döneme kadar hadisçi, mezhepçi dinin gördüğü dirençlere örnektir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 04-07-2007   #3 (mesaj-linki)
RuYa - avatarı
Cvp: Emeviler

EMEVİLER DEVRİ
Hz. Hasen'in İslâm birliğini yeniden sağlamak ve iç savaşı önlemek için Muâviye nâmına -bazı şartlarla- hilâfetten ferâğat etmesiyle hulefâ-i râşidin devri sona erer ve yeni devir (132/750 yılına kadar devam eder.
Emevîlerin zamanı içerde isyan ve karışıklıklarla mücadele, dışarda ise yeni ülkeler fethetmekle geçmiştir. Sıffîn savaşı sırasında cereyan eden hakem olayından sonra ortaya çıkan Havârice göre "hilâfet muayyen bir hânedanın hakkı değildir. Müslümanların başkanı olmaya en lâyık olan, onların işlerini idareye en ehliyetli bulunan kim ise halîfe olmaya lâyık olan da odur." Bunun tabîî neticesi de halîfeyi müslümanların seçmesidir. Havâric bu mantıkla hareket ederek Emevîlere cebhe almışlardı.(98)
Hilâfetin Hz. Ali ve hânedanının hakkı olduğunu, bu konuda Hz. Peygamberin (s.a.) vasiyeti bulunduğunu ileri süren Şîa da Emevîlere -bu cihetten- karşı çıkmıştır.
Hz. Hasen'in hilâfetten ferâğatı üzerine Muâviye'ye bey'at eden müslüman ekseriyeti ise "cumhûr"u teşkil ediyorlardı.
Bütün bu iç bölünme ve mücâdelelere rağmen Emevîler devrinde İslâm ülkesinin sınırları Batı'da Atlas Okyanusu, Doğu'da Çin kıyıları ve Afganistan, Kuzey'de kısmen Küçük Asya ve İspanya'ya kadar genişlemiştir.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 10-10-2008   #4 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Cvp: Emeviler

EMEVİLER (661-750), Dört Halife dönemin­den (632-661) sonra İslam devletine egemen olan Arap hanedanıdır. Kurucusu Muaviye Mekke'deki Kureyş kabilesine bağlı Ümeyye ailesinden olduğu için hanedan Beni Ümeyye olarak da anılır.
Zenginliği ile tanınan ailenin üyeleri Dört Halife döneminde önemli görevlere getiril­mişlerdi. Muaviye de Hz. Ömer döneminde 641'de Şam valisi olmuştu. Suriye'yi tümüyle denetimi altına almış, kendisine bağlı bir ordu kurmuş, yöneticilikte deneyim kazanmıştı. Hz. Ali'nin halife olması (656) Muaviye'nin durumunda bazı değişikliklere yol açtı. Mua­viye, Hz. Ali'nin halifeliğini kabullenmiyor, onu akrabası olan üçüncü halife Hz. Os­man'ın öldürülmesinden sorumlu tutuyordu. Aralarındaki çekişme Hz. Ali'nin Şam valili­ğine bir başkasını ataması üzerine çatışmaya dönüştü. Sıffin Savaşı'nda (657) Muaviye askerlerinin mızraklarına Kuran yapraklarını taktırarak Hz. Ali'nin ordusunu etkilemeyi denedi. Bu yolla yenilgiden kurtuldu ve hali­felik sorununun çözümünün hakemlere bıra­kılmasını sağladı. Halifeliğin bölünmesine yol açan bu olaydan sonra bütün olanaklarını kullanarak yandaşlarının sayısını artırmaya çalıştı.
Muaviye, Hz. Ali'nin 661'de öldürülmesin­den sonra halifeliğini ilan etti. Bunu yaparken Hz. Ali'nin oğlu Hasan'ın desteğini de elde etmişti. Halifeliği ele geçiriş biçimine karşı çıkarak ayaklanan toplulukları ezip yönetim­de birlik sağladıktan sonra, iç karışıklıklar nedeniyle duraklayan fetihlere yeniden başla­dı. Emevi egemenliği doğuda Hindistan sınır­larına, batıda Kuzey Afrika'ya, oradan da İspanya'ya kadar yayıldı. Yeni kurulan do­nanma ile 669-678 arasında Konstantinopolis'e (İstanbul) çeşitli seferler düzenlendi. Öldüğünde ardında güçlü bir devlet bırakan Muaviye'nin halifeliği İslam tarihinde yeni bir dönem açmış, halife dinsel bir önder olmak­tan çıkıp tam anlamıyla bir hükümdar duru­muna gelmiştir. Halifelik merkezi de artık Mekke değil Şam olmuştur. O döneme kadar halife bir kurul tarafından seçilmekteyken Muaviye buna devletin sürekliliğini ve bütün­lüğünü sağlamanın daha önemli olduğunu öne sürerek karşı çıkmış, halifeliğin babadan oğu-la geçmesi kuralını getirmiştir. Muaviye'nin dinsel amaçlara bağlı bir İslam devleti yerine güçlü bir Arap devleti yaratmaya yönelik çabaları da sert eleştirilere uğramıştır.

Muaviye'nin ölümünden (680) sonra oğlu Yezid halife oldu. Ama Hz. Ali'nin küçük oğlu Hüseyin halifeliğin kendi hakkı olduğu­nu ileri sürüyor, Yezid'in halifeliğini tanımı­yordu. Silahlı çatışmaya dönüşen anlaşmazlık Hüseyin'in Kerbela'da öldürülmesi ve yan­daşlarının yenilgisiyle sonuçlandı (681). Bu olayın İslam tarihindeki mezhep ayrılıklarının kökleşmesinde çok önemli bir yeri vardır. Yezid'in oğlu II. Muaviye'nin kısa halifeliğin­den sonra I. Mervan 684'te halifeliği ele geçir­di. Ebu Sufyan'ın soyundan geldikleri için bundan sonraki halifeler Mervaniler olarak anıldı. Emeviler'in en parlak dönemi Abdül-melik'in halifeliğine (685-705) rastlar. Bu dö­nemde Irak ve İran'daki ayaklanmalar yatıştı­rıldı; Hindistan ve Orta Asya'ya yönelik fetih­lerle devletin sınırlan genişletildi. Bizans İm­paratoru III. Leon'un 717'de Emevı ordusunu ağır bir yenilgiye uğratması Emevi tarihinde gerileme döneminin başlangıcı oldu. Bir yan­dan Araplar arasında kabile çatışmalarının yeniden başlaması, öte yandan "Mevali" de­nen, Arap olmayan Müslümanlar'ın gittikçe artan yakınmaları yeni başa geçen Ömer'i zor durumda bıraktı. 707-720 yılları arasında hali­felik eden Ömer'in başlattığı yenileşme hare­ketleri de devletin gücünün sarsılmasından ve parasal kaynaklarının azalmasından başka so­nuç getirmedi. Kötüye giden işlerin düzeltil­mesi yolunda Hişam döneminde (724-743) harcanan çabalar da başarılı olmadı. 732'de Fransa'yı fethe girişen Emevi ordusu Poitiers' de (Puvatya) durdurulmuş, 740'ta Anadolu' daki Arap kuvvetleri yok edilmiş, Asya'da Türk, Kuzey Afrika'da Berberi tehditleri art­mıştı. Hişam'dan sonra başa geçen halifeler zamanında Hariciler'in ve Şiiler'in başkaldırı­ları sonucu Emevi yönetimi Suriye'de bile söz geçiremez oldu.
Son Emevi Halifesi II. Mervan döneminde (744-750) değişik çevrelerde oluşan ve gittik­çe şiddetlenen muhalefeti örgütleyen Abbasi-ler'in iktidara adım adım ilerledikleri görülür. Sonunda da Abbasiler'in önderi Ebu'l-Abbas Abdullah Emevi egemenliğine son vermiş, Emevi hanedanının bütün üyelerini de orta­dan kaldırmıştır. Bu kıyımdan canını kurtarabilen Abdurrahman ise İspanya'ya giderek orada başka bir Emevi hanedanının, Endülüs Emevileri'nin kurucusu olmuştur

Devlet Yönetimi

Emeviler döneminde oluşan devlet yönetimi sonraki İslam devletlerini de birçok yönüyle geniş biçimde etkilemiştir. Hz. Ömer döne­minde (634-644) ortaya çıkan divan kurumu daha da gelişti, devlet işlerini artık halifenin vekili olarak vezirler yönetme­ye başladı. Fethedilen geniş topraklar eyalet­ler halinde örgütlendi, eyalet merkezleriyle Şam arasında düzenli bir haberleşme ağı kuruldu. Birbirleriyle çatışır durumdaki Arap kabileleri uzak eyaletlere yerleştirildi ve her yerde Arap nüfusun artmasına önem verildi. Araplaştırma siyasetinin bir sonucu olarak da Arapça resmi dil oldu. Devlet dinsel gerekler­den kaynaklanan vergiler yanında, fethedilen yerlerden ve savaşlardan elde edilen ganimet­lerle zenginleşti. İslam tarihinde ilk altın para da Abdülmelik döneminde (685-705) basıl­mıştır.

Emevi Sanatı

Daha çok günümüze kalabilen cami, saray, kale gibi mimari yapıtlarla değerlendirilen Emevi sanatının Yunan, Bizans, İran (Sasani) sanatının etkisinde olduğu görülür. Bu neden­le Emevi sanatı yaratıcı olmaktan çok derleyi­ci niteliktedir.
I. Velid döneminde (705-715) Şam'da yap­tırılan Emeviye Camisi (ya da Ümeyye Cami­si) Emevi sanatının özelliklerini belirgin bi­çimde yansıtır. Yerinde daha önce bir Roma tapınağı bulunan caminin planı dikdörtgen­dir. Kubbesi dört büyük ayağın taşıdığı dört kemere oturur. Kare planlı üç minaresi olan caminin avlusunu üç yandan iki katlı revaklar (sundurmalar) çevreler. Emeviye Camisi gü­nümüze pek az örneği kalan mozaik bezeme­lerinin zenginliği ile de dikkati çeker. Yunan ve Bizans etkilerinin açıkça görüldüğü bu bezemelerin yapımı için 1.000'den fazla sanat­çının ve ustanın çalıştığı söylenir. Emeviler'e karşı ayaklanan Abdullah bin Zübeyr'in Mek­ke'yi ele geçirmesi üzerine Abdülmelik'in, Müslümanlar'ın hac ödevini yerine getirmele­ri için Kudüs'te Hz. Muhammed'in namaz kıl­dığı yerde yaptırdığı sekiz köşeli Kubbetü's-Sahra (ya da Ömer Camisi) da Emevi mimari­sinin önemli bir örneğidir. Gene Abdülmelik döneminde Kudüs'te yapılan Mescid-i Aksa büyüklüğüyle dikkat çeker.
Emeviler'in Suriye çöllerinde yaptırdıkları saray, köşk, kale gibi yapılardan da günümü­ze pek az şey kalmıştır. Bunlardan Lût Gölü'nün kuzey ucundaki Kuseyr Amra Köş­kü, çevresi geniş surla çevrili bir salon ve hamamdan oluşan bir yapıdır. Salonun duvar­larını Emeviler'in düşmanlarına karşı kazan­dıkları başarıları betimleyen resimler kaplar. Bu resimlerde Yunan ve İran etkileri görülür. Duvar yüzeylerini hiç boş yer bırakmaksızın bezemek Emevi sanatının bir başka özelliği­dir. Şam'ın 200 km güneyinde kurulmuş tipik bir çöl sarayı olan Mşatta (Kışlak) Sarayı da kulelerle güçlendirilmiş bir surun içinde yer alır. Mşatta Sarayı'nın zengin iç bezemelerin­de de Yunan ve İran etkisi görülür.
Emeviler'den kalan bir başka yapı örneği de ribafUr. Bir surla çevrilmiş odalar, ambar, ahır, sarnıç ve gözcü kulelerinden oluşan ribatlar, hem uzun yolculuklar sırasında gece­leme için, hem de küçük birer askeri üs olarak kullanılırdı.
717-720 720-724 724-743 743-744

Muaviye
I.Yezid
II.Muaviye I. Mervan Abdülmelik I. Velid Süleyman

661-680 680-683 683-684 684-685 685-705 705-715 715-717

Msxlabs & Temel Britannica
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
emeviler
emeviler ve islam,
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler