Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs > :: Akademik Forumlar :: > Tarih > Medeniyetler Tarihi
Cevap Yeni Konu Aç
 
Konu Araçları
Eski 12-09-2006   #1 (mesaj-linki)
Roma İmparatorluğu Roma İmparatorluğu

Tarihinden Anekdotlar

Roma tarihinin büyük bir bölümü efsanelere dayalıdır. Venüs'ün soyundan gelen ikiz erkek kardeş Romolo ve Remo (Romulus ve Remus), Tiber (Tevere) Irmağı'nda bir beşik içerisinde başıboş bırakılırlar.

Taşan ırmak onları Palatino Tepesinin eteklerine fırlatır. Bebekleri bulan dişi kurt, onları kendi sütü ile besler. Daha sonra bir çoban onları bularak evine götürür ve büyütür.
Büyüdükleri zaman, doğuştan lider olan Romulus, bir saban ile şehir surlarını inşa eder. Şehir nüfusunu artırmak için gönüllü maceraperesteleri çağırır ve komşu krallık olan Sabine'lerin kadınlarını kaçırır.
Romulus'dan sonraki döneme imzalarını atan Etrüsk'lü krallar, Roma'da demokratik temeller oluşturarak,Roma'nın bir kaç yüzyıl içerisinde topraklarını sürekli olarak genişleten lider bir kuvvet olmasını sağlamışlardır.
İlk krallardan sonra, Senato ve Konsüllerden oluşan bir cumhuriyet rejimini de deneyen Roma, yüzyıllar süren bir dönem boyunca bilinen dünyanın büyük bir bölümünü ele geçirmiştir.
Bu yüzyıllar boyunca Roma'nın meşhur olan liderleri:
Galleri ve Mısırı ele geçiren Julius Caesar (Giulio Cesare),
M.S. 64'de bir çok kasabayı yakan Nerone (Neron),
Augustus (Augusto),
Trajan (Traiano),
Hadrian (Adriano), v.b.'dir.
Roma'nın gücü, Büyük İmparatorluğun en geniş sınırlarına sahip olduğu 3. yüzyılda düşmüştür. Savunması oldukça zor olduğundan İmparatorluk Doğu Roma İmparatorluğu ve Batı Roma İmparatorluğu olmak üzere ikiye bölünmüştür.
Papalı Roma
Roma İmparatorluğu doneminde büyük yayılma özelliği gösteren hıristiyanlık, önceleri cezalandırılmakta iken, sonraları müsamaha edilmiştir. Constantine doneminden serbest bırakılan din daha sonra devletin resmi dini olmuştur. Dinin lideri, Roma'nın Piskoposu, San Pietro (St. Peter)'nun halifi, Roma helkının en yetkili ruhani lideri durumuna gelmiş, İmparatorların gidişinden sonra çok zorlu dönemlerde yaşamışlardı.
Roma, 546 yılında Almanlar, 846 yılında Saracenler ve 1084'de İmparator tarafından kuşatılan Papa'yı kurtarmak için gelen Robert Guiscard'lı Normanlılar tarafından tahrip edilir. Papa'nın Avinion'da sürgünde olduğu dönemde Roma, önemli ailelerin kontrolü altında kalmıştır. Döndüğünde tamamen harap olmuş bir şehir bulan Papa XI. Gregorio'dan sonraki dönemde Roma, Papa'nın sürekli kalacağı bir yer olmuştur. IV. Sisto (1471-1484), II. Giulio (1503-1513) ve X. Leo (1513-1521) gibi Papaların etkisiyle Roma, İtalya'nın önemli artistik merkezlerinden birisi olmuştur. Rönesanas burada büyük gelişme göstermiştir: Bramante ve Michelangelo San Pietro Bazilikasını yeniden inşa etmişler ve IV. Sisto Sistina Şapelini inşa ettirmiştir. Perugino, II Sodoma, Raffaello and Michelangelo gibi büyük artistler burada çalışmışlar ve 1527'de Roma, V. Charles tarafından bir kez daha yağmalanmıştır.
Risorgimento ve Modern Roma
''Barbarları dışarıya atmak'' ve kendi rejimini kurmak olan Papa II. Giulio'nun düşünceleri, İtalyanlar tarafından ulusal hislerin yeniden doğmasını sağlamış ve İtalya Organizasyonu ve Birliği kurulmasına öncülük etmiştir. Bu nedenle 1846 yılında Papa ilan edildiğinde IX Pio, Liberal idareyi kabul eden bir lider olmuştur.Ne yazık ki, bir hıristiyan olarak Avusturya'ya karşı savaş ilan etmeye vicdanı el vermezç Bu nedenle, İtalya'nın baskısına uğrar. Sonunda, şiddetli saldırılara karşı kendisini şüphe ve sıkıntılar içerisinde bulan IX. Pio, kaçarak Gaeta'da sığınacak yer bulur.
Böylece, İtalya Birliği Papa olmadan kurularak Piemonte-Sardunya Kralı II. Vittorio Emanuele, 13 Mart 1861 tarihinde İtalya'nın kralı ilan edilir.
Fakat Roma, Katoliklerin başkenti, onu elden kaçırmıştır. Diplomatik ataklar onun geçici hükümdarlığını 1870 yılına kadar feragat etmesini ikna edememiştir.
Vittorio Emanuele, Kutsal Baba ile yapılan son bir temasın ardından, Papa'nın muhafızlarının direnmesine rağmen Roma'yı ele geçirir. O zamandan itibaren Papa, kendisini İtalya Devletinin bir mahkumu olarak kabul eder ve bu Roma Sorunu'nun çözümü, 1929 yılında Laterano Anlaşmasını imzalayan ve daha yatıştırıcı olan XI. Pio tarafından gerçekleştirilir.
Benito Mussolini'nin Roma'da kurmuş olduğu rejimin hemen ardından, aynı yılın Mart ayından sonra kurulmuş olan Vatikan Şehri, Roma'nın en önemli turistik merkezlerinden birisi durumundadır.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Eski 12-09-2006   #2 (mesaj-linki)
Romanın Kuruluş Hikayesi... Romanın Kuruluş Hikayesi...

Romanın Kuruluş Hikayesi...

Aeneas soyundan gelen Rhea Silvia (Ilia) ile Mars'ın iki ikiz çocuğu doğar. Amcaları kral Amulius çocukların ileride kendi tahtına göz koyabileceğini düşünmektedir. Bu nedenle Rhea Silvia'yı öldürür. Bebekleri ise boş bir tekneye bindirerek taşmak üzere olan Tiber nehrine bırakır. Nehrin taşması ile tekne karaya vurur ve parçalanır.

Dişi bir kurt bebekleri bulur. Ve onları sütü ile beslemeye başlar. Sonra onları Picus adında bir çoban bulur ve evine götürür.


Karısı Canenzo bebekleri sever ve onları kendi çocukları kabul eder. Picus ve Canenzo bebeklere Romulus ile Remus isimlerini verirler ve onları büyütürler. Çocuklar büyüyünce babalarından çobanlık yapmayı öğrenirler ve çobanlık yapmaya başlarlar. Bir gün kral Amulius'un askerleri ile çobanlar arasında bir tartışma çıkar. Askerler Remus'u yakalayarak gerçek dedeleri olan Numitor'a götürürler. Numitor ikizlerin torunları olduğunu anlar ve onlarla işbirliği yaparak Amulius'u devirir. Numitor kral olur.

Remus ve Romulus kaderlerinde yazılı olan şehri kurmaya karar verirler. Fakat şehri kimin kuracağına dair tartışmaya başlarlar ve sonra da tanrılardan yardım istemeye giderler. Kurdun onları bulduğu kayaya gidip otururlar. Bu kayada Remus'un başının üzerinden altı kuş geçer. Romulus'un başının üzerinden ise on iki kuş geçer. Böylece kurucu belli olur. Roma'yi Romulus kurar.

Ama kardeşi Remus bunu bir türlü kabullenemez ve aralarındaki sorun gün geçtikce büyür. Sonunda Remulus kardeşi Remus'u öldürür. Remulus Roma nüfusunu arttirmaya karar verir. Komşuları Sabinelilerle bir anlaşma yapar ve Sabine kralı Tatius ile birleşir. İki lider ülkeyi yönetmeye başlarlar. Tatius öldükten sonra Romulus iki kralliği birlikte yönetir. Romulus'un ölümünden sonra ise, ülke 100 senatörden oluşan "patres"ler ile senatörlar arasından seçilen ve 12 kişiden oluşan bir konsey tarafından yönetilmeye başlar.


Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 17-09-2006   #3 (mesaj-linki)
Cvp: Roma İmparatorluğu Cvp: Roma İmparatorluğu

oma Uygarlığı

Romalılar, 2.000 yıldan fazla süreden beri İtalyalı olan eski bir halk topluluğudur. Kendilerinin, M.Ö. 753'de Roma şehrini kuran ikiz kardeşler; Remus (Remo) ile Romulus (Remolo)'un soyundan geldiklerine inanırlar. M.Ö. 510 yılına kadar süren monarşi donemine kadar güçlü komşuları olan Etrüskler ile birlikte yaşayan Romalılar, tarihlerindeki ilk Cumhuriyetle tanışırlar. Sonradan ortaya çıkan halk savaşlarının sonunda, yani M.Ö. 27 yılında Augustus (Augusto) tarafından İmparatorluk kurulur. Bu İmparatorluk zamanla, İngiltere dahil olmak uzere Avrupanın büyük bir bölümünü, Kuzey Afrikayı, Anadolu'nun hemen ardından Hindistan'a kadar olan büyük bir bölgeyi egemenliği altına alır. Başkentleri Roma, Tiren Denizi (Mar Tirreno)'ne yaklaşık 30 km uzaklıkta ve Tiber (Tevere) nehrinin her iki yakasını içine alan bir bölgede bulunmaktadır. Romalılar, Roma'nın Remus ile Remulus tarafından kurulduğuna inanırlar.
  • Cumhuriyet
Roma Cumhuriyeti, bir senato ve genellikle 12 kişilik bir halk konseyinden oluşmakta idi. Senato, günümüzdeki Millet Meclisinin görevini üstlenmekle birlikte, Konsey tarafından yılda bir kez seçilen iki lider tarafından yönetilmekte idi. Senato ve liderlerin görevi hem kanun çıkarmak, hem de devleti idare etmekti.
Roma Cumhuriyetinin bu özelliği sayesinde ülkenin en becerikli insanları iktidara getirilerek birbirleri arasında bir rekabet ortamı yaratılmış, böylece iktidara gelen kişiler hem zamanlarını hem de zenginliklerini devlet için harcayarak ülkeyi güçlü hale getirmişlerdir. Dolayısı ile, önce İtalya'daki komşuları, daha sonra da Akdeniz ve Orta Doğu'daki uygarlıklar üzerinde kendi egemenliklerini kanıtlamışlardır.
Ne yazik ki rekabetin ters etkileri de görülmüş; Cumhuriyetin ilk yıllarında Patrici ve Plebeiler arasında yaşanan güç çatışmaları çoğunlukla bir çok insanın ölümü ile sonuçlanmıştır. Cumhuriyetin son yıllarında ise, Roma'nın topraklarını aşırı bir şekilde genişletmesi bazı senatörlerin gücüne güç katmıştır. M.Ö. 44 yılında Sezar (Giulio Cesare) 'ın kendisini zorla diktatör ilan ettirmesi halk tarafından korku ile karşılanmış ve kendisini aynı zamanda Kral ilan etmesinden endişe duyulmuştu. Böylece, Cumhuriyeti korumak isteyen bazı senatör üyeleri ona suikast düzenlemişler, sonucunda ise halk savası başlamıştır. En sonunda, Sazar'ın yeğeni Octaviano savaşı zaferle sonuçlandırarak kendisini Augustus (Augusto) unvanı ile onurlandırmış ve Roma İmparatorluğunu kurmuştur. Augustus, M.Ö. 27 ile M.S. 14 yılları arasında hükümdarlık yapmıştır.
  • Roma ve Kartacalılar
Kartaca (Carthage), Afrika kıyısında bulunan güçlü bir ticaret şehri idi. Romalıların İtalya'yı ele geçirmesinden çok önce, Kartaca'lılar Sicilya, Sardenya, Kuzey Afrika ve İspanya'yı kontrolleri altında bulundurmakta idiler. Romalılar, İtalya'yı ele geçirdikten sonra topraklarını daha da genişletmek için M.Ö. 264 ile M.Ö. 146 yılları arasında Kartaca'lılar ile bir çok savaş yapmışlardır.
Roma, Kartacalılar ile üç korkunç savaş yapmıştır. Yaptıkları ilk Pon (Punic) savaşında, gemi yapma sanatını ve Kartacalıları denizde nasıl yenebileceklerini öğrenmişlerdir. İkinci Pon savaşında ise Kartaca Generali Hanibal, ordusu ile Alp Dağlarını aşarak bütün İtalya'yı ele geçirmiştir. Romalılar, hiç vazgeçmeden savaş üzerine savaş yaparak İtalya'yı geri almış, daha sonra Afrika'ya geçerek Hanibal'ın ordusunu M.Ö. 202'de Kartaca yakınlarındaki Zama'da yenilgiye uğratmışlardır.
Romalılar, Hanibal'den o kadar çok korkmuşlardır ki sonunda Kartaca'yı yıkarak tamamen yok etmeye karar vermişlerdir. M.Ö. 149 ile M.Ö. 146 yılları arasındaki üçüncü Pon savaşlarında Romalılar, Kartaca şehrini yakarak tamamen tahrip etmişlerdir. Kuzey Afrika, Romalıların eline geçince de eski kalıntılar üzerine yeni bir şehir kurarak buraya lejyonlerini yerleştirmişlerdir.
Romalı yazarlar, Kartacalıların çok barbar olduklarını, hatta çocuklarını tanrılara kurban verdiklerini savunurlar. Fakat, başka kaynaklar da Kartacalıların uygar ve ticaretçi bir millet olduğunu ve çok zengin bir kültüre sahip olduğunu bildirmektedir. Romalılarla savaşa girmelerinin sebebi, her iki tarafında digerinin ne istediğini bilememesidir. Yine, hem Romalılar hem de Kartacalılar diğerinin yapabileceklerinden korkmakta idiler. Pon (Punic) savaslarının sonucunda, Roma, daha önce Kartacalıların elinde bulunan Afrika ve İspanya'yı topraklarına katmış oldular.
  • Roma ve Britanya
Britanya (İngiltere) Sezar, M.Ö. 55'de Galya bölgesinden geçirdiği ordusu ile bu adaya saldırı düzenlemesine ragmen başarısızlığa uğrayarak M.Ö. 54'de geri çekilmiştir. Romalılar, Britanya'yı ancak İmparator Claudio döneminde M.S. 43'de ele geçirebilmiş ve M.S. 55'de Londra'ya taşınan başkenti, Colcester şehri olarak seçmişlerdir.
Romalılar, İngilterenin ileri gelenlerine önem vererek Romanın ileri gelenleri gibi davranmışlar, onlara villalar, kasabalar vererek, zengin bir Romalının haklarından da yararlandırmışlardır. Böylece, bu kişilerin halk üzerindeki kontrolünü sağlamlaştırmışlardır.
Romalıların kontrolü altında yaklaşık 350 yıl kalan Britanya, barış ve huzurlu bir ortamın bulunduğu bir yer olarak, Romalıların, tatillerini geçirdiği en gözde yerlerden biri haline gelmiştir.
Roma döneminden kalan en önemli anıtların başında; Roma İmparatorluğunun Kuzey sınırlarının belirlenmesi amacı ile Adriano (Hadrianus)'nun emri ile ve üç Romalı lejyön tarafından inşa edilen ve uzunluğu 79 mil olan Adriano Surları ve Hamamları gelir.
M.S. 410'da Saksonlara karşı yapılacak savaş için yardım isteyen Romalı İngilizler, başka yerlerde çok meşgul olduğu için Roma İmparatoru Honorius (Onorio)'dan " Kendi savunmanızı kendiniz yapın " cevabını alırlar. Bu durum, Romalıların İngilizler üzerindeki himayesinin sonu olur.
  • Roma ve Anadolu
Asia Minore (Küçük Asya), Türkiye'nin sahip oldugu topraklara eski dönemlerde verilen isimdir. Roma'nın Cumhuriyet ile yönetildiği dönemlerde, Büyük İskenderin Generalleri tarafından yönetilen Küçük Asya'nın Batı bölgesi M.Ö. 133 yılında Bergama Kralı III. Attalos'un vasiyeti ile, Doğu bölümü ise Antiochus'a karşı yapılan küçük bir savaş sonucu Romalılara katılmıştır.
Anadolu'da barış ve huzur içinde yaşayan Romalılar, M.Ö. 88'de Pontus Kralı Mithridates tarafından Küçük Asya'dan dışarı çıkarılmak istenmiştir. Bu dönemde yaklaşık 40.000 Roma askeri öldürülmesine rağmen, Romalılar M.Ö. 63'de Mithridates'i yenmeyi başarmışlardır. Yenilgiye dayanamayan Mithrades, çok küçük yaşdan beri vücudunu zehire karşı alıştırdığından, kendi kılıcını vucuduna sokarak intahar etmiştir.
  • Roma ve Yunanistan
Yunanistan (Grecia) Uygarlığın babası olarak gördüklerinden Yunanlılara karşı büyük saygı duyuyorlardı. Onların mimarisi ve tanrıları gibi bir çok şeylerini kopya etmişlerdir. Fakat bu kopya edilenler, Roma geleneklerine geliştirilerek uygulanmıştır.
Romalılar, Yunanlılarla ilk olarak Güney İtalya'daki şehirlerde ilişki kurmuşlardır. Bu şehirlerin bazıları Romalılardan korunma isteğinde bulunmuşlar, diğerleri ise Batı Yunanistan'da bulunan Epirus'lu Pyrrhus'dan yardım beklemişlerdir. M.Ö. 280'de Pyrrhus, sahip oldugu filler sayesinde İtalya'yı işgal etmesine ragmen, Romalılar, direnmeyi bırakmamışlar. Phrrhus, Romalılarla yaptığı savaşlarda çoğu askerini kaybettiği için kazandığı savaşlar kendisine çok pahalıya mal olmuştur. Dolayısı ile, İtalya'dan çekilmek zorunda kalmıştır.
Bu dönemlerde yunanlılar, Makedonyalıların kontrolu altında yaşamakta idiler. Fakat, Roma Generali Flaminio, Makedonyalılarla M.Ö. 196'da yaptığı savaşı kazanarak Yunanistan'ın özgür bırakılmasını beyan etmiştir. Yunanlıları özgür bırakarak, Romalı generallerin hiç birisinin daha önce yapmamış olduğu bir şey yapmış ve ülkedeki önemini artıracağını düşünmüştür. Fakat, durum böyle olmamıştır.
Romalılar, kendilerinin özgür bırakılmasından memnun kaldıklarını düşündükleri Yunalılar, hiç doğru olmadığı halde bir çok şey için, sanki hala vergi verdiklerini savunarak Romalılardan sürekli şikayetçi olmuşlardır. Sonunda Romalıların sabrı taşmış ve Yunanlılara bir ders vermeye karar vermişler. M.Ö. 146 yılında Corinth'e giren Romalılar diğer şehirlere örnek olması için, tüm şehri yakıp yıkmışlar, geriye kalan tüm Yunan şehirleri ise Roma'ya teslim olduklarını beyan etmişler. Böylece, yunanlılar, küçük bir parça da olsa ellerindeki özgürlüklerini kaybetmislerdir.
  • Roma ve Galyalılar
Galya (Gallia), Bugünkü Fransa topraklarına Roma döneminde verilen isimdir. Gallia (İngilizce; Gauls), Romalıların, Roma'nın Kuzeyinde yaşayan barbar kavimlar için kullandıkları bir terimdir. Eski Roma Cumhuriyeti döneminde, Kuzey İtalya'da yaşayan insanlar da aynı isimle anılmakta idi. Fakat, Galyalılar, her biri farklı lider ve geleneklere sahip çok sayıda kavimlerden oluşmakta idi.
M.Ö. 387'de Galyalılar, Romaya saldırı düzenlemişlerdir. Efsaneye göre; Galyalılar, bir gece sessiz sedasız Capitoline tepelerine (Kampidolyo) kadar gelirler. Fakat, tapınakda bulunan kazlar Galyalıların yaklaştıklarını duyarak ve kaçışarak kaz seslerini çıkartırlar. Kaz seslerini duyan Roma'lılar, tehlikenin farkına varırlar ve şehirlerini Galyalılara karşı savunurlar. Şehir, Galyalılardan kurtarıldıktan sonra da kaz kutsal bir hayvan olarak ilan edilir.
M.Ö. 59 yılında Sezar, Galya'ya bir sefer düzenleyerek on yıl içerisinde bütün Galya kavimlarini kontrolü altına alır. Sezar, "Galya Savaşları" adında bir günlük yazmıştır. Elbette, günlüğü yazarken kendisi hakkında hep övücü şeyler yazmayı ihmal etmemiştir.
  • Roma ve Mısır
Mısır (Egitto) Roma Cumhuriyeti döneminde Mısır, Büyük İskender'in Generallerinden birisi olan Ptolemeo tarafından yönetilmekte idi. Ptolemeo, Büyük İskender öldükten sonra onun vücudunu Mısır'a kaçırmıs, daha sonra da İskenderiye şehrinde onun adına büyük bir mezar inşa ettirmiştir. Roma Cumhuriyeti döneminde oldukça ekonomik bakımdan zayıflamış olan Ptolemeo, M.Ö. 168'de Küçük Asya'daki Krallara karşı Roma'dan yardım istemiştir.
Bir Roma elçisi, Küçük Asya Kralı ile Mısır sınırında buluştuklarında, elindeki bir değnek ile kumun üzerine bir çizgi çizer ve "Bu çizgiyi geçecek olursan, Roma seninle savaşa girer" der. Kral, korkarak ordusunu geri çeker.
Bu olaydan sonra Mısır, Roma'nın koruması altına girmesine ragmen, Octaviano'nun M.Ö. 31 yılında lejyönlerini göndermesine kadar Roma topraklarına katılmaz. İmparator olup Augustus ünvanını alan Octaviano, hiç bir Roma senatörünün burayı kontrol etmesine izin vermeyerek, Mısır'ı İmparatorluk memurları aracılığı ile idare etmiştir. Bunun en önemli nedeni ise Mısır'da üretilen buğdayın Roma'yı beslemesidir.
  • İmparatorluk
Roma da imparatorluk kurulmadan çok zaman önce de imparatorlar vardı; Romalı halk seçtiği liderlerin savaşlar kazanmasını, dolayısı ile Roma'nın topraklarını genişleterek gücünü artırmasını istemekte idiler. M.Ö. 264'de tüm İtalya'yı ele geçiren Roma, Akdenizde bulunan diger güçlerle ticaret yapmaya başlamıştır. Daha sonra, Afrika'da bulunan Kartacalılarla bir çok savaş yapan Roma, bu ülkeyi de ele geçirerek İmparatorluğunun sınırlarını Akdenizin ötesine taşımıştır.
Sezar döneminde Roma, Doğuda Küçük Asya (Anadolu), Batıda Galya'yı da topraklarına katmıştır. Böylece, M.Ö. 27 'de Augustus kendisini İmparator ilan ettiğinde Roma İmparatorluğu oldukça genişlemişti. Augustus, bir yandan askeri bir diktatörluk yaratmış, diger yandan Cumhuriyeti muhafaza etme yoluna gitmiştir. Dolayısı ile, bir İmparator olarak ordunun kontrolünü elinde bulundurduğundan halka istediklerini kolaylıkla yaptırmıştır. İmparatorluğu şehirlere ve lejyönlere ayırarak idaresine güvendiği insanları getirmiştir.
Generallerinden birisi olan Varus'un, M.S. 9'da, üç lejyonunun, Almanya ormanlarındaki bir karşı grup tarafından tuzağa düşürülerek yok edilmesine kadar Roma, topraklarını genişletmeyi sürdürmüştür. Bu olaydan sonra, artık İmparatorluğun topraklarını genişletmemesini söylemesine rağmen, İmparatorların ünlü olmasının yaptıkları savaş ve zaferlere göre orantılı olduğunu savunan Claudio ve Traiano gibi sonraki İmparatorlar ülkenin genişlemesini sürdürmüşlerdir. Dolayısıyla, İmparator Adriano (Hadrianus) dönemine gelindiğinde ülkenin sınırları çok aşırı genişlediğinden, artık bu işe bir nokta koymanın zamanı geldiğini düşünen İmparator Adriano, ülke sınırlarına son şekli vermek amacı ile surlar ve anıtsal kapılar yaptırmıştır.
Yaklaşık 500 yıllık bir ömür süren Roma İmparatorluğu, kendilerini Romalı yapmak isteyen barbarlar tarafından yıkılmıştır.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 12-11-2007   #4 (mesaj-linki)
Cvp: Roma İmparatorluğu Cvp: Roma İmparatorluğu

Antik Roma
Vikipedi, özgür ansiklopedi

Antik Roma, MÖ 9. yüzyılda İtalya Yarımadası'nda kurulan Roma şehir devletinden doğarak tüm Akdeniz'i çevreleyen muazzam bir imparatorluk haline gelen medeniyetin adıdır. Yaklaşık 12 yüzyıl boyunca varlığını sürdürmüş olan Roma uygarlığı bir monarşiden oligarşi ve cumhuriyetin bileşimi bir demokrasiye ve daha sonra da otokratik bir imparatorluğa dönüşmüştür. Fetih ve asimilasyon yollarıyla Batı Avrupa ve Akdeniz'i çevreleyen bölgede egemen olmuştur.
Bununla birlikte Roma İmparatorluğu zaman içinde düşüşe geçmiş ve çökmüştür. Hispanya, Galya ve İtalya'yı içine alan batı imparatorluğu 5. yüzyılda bağımsız krallıklara bölündü. Batı imparatorluğunun 476 yılında sona ermesi Roma'nın yıkılışı ve Orta Çağ'ın başlangıç tarihi kabul edilir. Öte yandan İstanbul'dan yönetilen doğu imparatorluğu, 1453 yılına kadar varlığını sürdürmüştür.
Roma uygarlığı, kültürel olarak yoğun biçimde ilham aldığı ve örnek edindiği Antik Yunan ile birlikte "klasik antikite" içine dahil edilir. Antik Roma Batı dünyasındaki hukuk, savaş, sanat, edebiyat, mimari, teknoloji ve dil konularının gelişimine büyük katkıda bulunmuştur ve hâlen de günümüz dünyası üzerinde büyük etkiye sahiptir.


Tarihi
Monarşi

She-wolf_suckles_Romulus_and_Remus.jpg
Romulus ve Remus'u emziren dişi kurt

Efsaneye göre Roma 27 Nisan MÖ 753 tarihinde Truva prensi Aeneas'ın torunları olan Romulus ve Remus adlı ikiz kardeşler tarafından kuruldu. Alba Longa'nın Latin kralı Numitor gaddar kardeşi Amulius tarafından tahtından edilmiş ve Numitor'un kızı Rhea Silvia Romulus ve Remus'u doğurmuştu. Rhea Silvia Mars'ın tecavüzüne uğramış bir Vesta bakiresiydi ve bu da ikizleri yarı tanrı konumuna getirmişti. İkizlerin tahtı yeniden ele geçirmelerinden korkan yeni kral Romulus ve Remus'un boğdurulmasını emretti. Dişi bir kurt (bazı anlatımlara göre bir çobanın karısı) ikizleri kurtardı ve büyüttü. İkizler yeterince büyüdüklerinde Alba Longa tahtını Numitor'a geri verdiler. Ardından kendi şehirlerini kurdular. Ancak Romulus şehrin ilk kralının kim olacağıyla ilgili bir tartışmada Remus'u öldürdü. Böylece şehir Romulus'un adıyla anılmaya başlandı. Efsaneye göre şehirde kadın olmadığından Latinler Sabinleri bir festivale davet ettiler ve bakire kadınlarını çaldılar. Bu da Latinler ile Sabinlerin entegrasyonuna yol açtı.
Roma şehri Tiber nehrinin sığ bir bölümündeki yerleşimlerin gelişmesiyle ortaya çıkmıştı. Arkeolojik bulgulara göre Roma köyü muhtemelen MÖ 8. yüzyılda kurulmuştu ancak bu tarih MÖ 10. yüzyıla kadar götürülebilir. Etrüsklerin MÖ 7. yüzyıl sonlarında aristokrat ve monarşik bir elit kesim oluşturarak bölgede siyasi kontrol sağladıkları anlaşılmaktadır. Etrüskler MÖ 6. yüzyıl sonlarında bölgedeki güçlerini yitirdiler ve bu noktada Latin ve Sabin kabileleri yöneticilerin iktidarını çok daha fazla sınırlayan bir cumhuriyet oluşturarak kendi devletlerini yeniden kurdular.


Cumhuriyet
Titus Livius gibi daha sonraki dönemlerin yazarlarının anlattıklarına göre Roma Cumhuriyeti Roma'nın yedi kralından sonuncusu Gururlu Tarkinus'un tahttan indirildiği ve her yıl seçilen magistralar (memurlar) ve çeşitli temsili kurumlardan biraraya gelen bir sistemin oluşturulduğu MÖ 509 tarihinde kuruldu. En önemli magistralar kuvvet yetkisi ya da askeri kumandanlık yetkisine sahip iki konsüldü. Konsüller patricilerden (asiller) oluşan Roma Senatosu ile çekişmek durumundaydılar. Senato başlangıçta önde gelen asillerden oluşan ve tavsiyelerde bulunan bir kurumdu ancak zaman içinde gücü de, boyutu da arttı. Diğer görevliler praetorlar, aedilisler ve queastorlar idi. Magistralıklar başlangıçta yalnızca soylulara mahsustu. Ancak daha sonra sıradan insanlara (plebler ) da açıldı. Cumhuriyet meclisi comitia centuriata (centuria komisi) ve comitia tributadan (tribus komisi) oluşuyordu.
Romalılar Etrüskler de dahil olmak üzere İtalya Yarımadası'ndaki diğer halkları boyunduruk altına aldılar. Roma'nın İtalya'daki hegemonyasına yönelik son tehdit MÖ 281 yılında önemli bir Yunan kolonisi olan Taranto'dan gelmiş ancak bu da savuşturulmuştur. Romalılar stratejik bölgelerde koloniler kurarak fethettikleri yerleri güvence altına almışlar ve bölgede dengeli bir denetim sağlamışlardır. MÖ 3. yüzyılın ikinci yarısında Roma Kartaca ile Pön savaşlarının ilkinde karşı karşıya geldi. Bu savaşlar sonunda Roma Sicilya ve Hispanya'da ilk deniz aşırı fetihlerini yaptı ve önemli bir emperyal güç olarak yükselişe geçti. MÖ 2. yüzyılda Makedonya ve Selefki imparatorluklarını bozguna uğrattıktan sonra Romalılar Akdeniz'in hâkimi haline geldiler.
Ancak bu hâkimiyet iç çekişmelere yolaçtı. Senatörler eyaletlerin üstünden zengin oldular ama çoğunluğu ufak çaplı çiftçi olan askerler daha uzun süre evlerinden uzak kalıyorlardı ve topraklarıyla ilgilenemiyorlardı. Ayrıca yabancı kölelere yönelik eğilim maaşlı iş sayısını azaltıyordu. Savaş ganimetleri, yeni bölgelerdeki merkantilizm ve tımar sistemi zenginler için yeni ekonomik fırsatlar yarattı ve yeni bir tüccar sınıfı olan atlı sınıfını ortaya çıkardı. Roma hukukuna göre Senato üyeleri ticaretle uğraşamıyorlardı. Dolayısıyla atlılar teoride senatoya girseler de siyasi iktidar bakımından son derece kısıtlandırılmışlardı. Senato sürekli olarak toprak reformlarını geri çevirerek atlı sınıfına hükümette daha fazla söz hakkı vermeyi reddetti. Rakip senatörlerin kontrolündeki şehirli işsizlerden oluşan çeteler şiddet yoluyla seçmenlere gözdağı veriyorlardı. MÖ 2. yüzyıl sonunda sulh hâkimi olan Gracchus kardeşlerin patricilerin elindeki toprakları pleblere dağıtacak bir reform yasasını geçirmeleriyle mesele kritik bir noktaya geldi. Her iki kardeş de öldürüldü ancak senato pleb ve atlı sınıflarının huzursuzluğunu yatıştırmak için Gracchus kardeşlerin reformlarından bazılarını geçirdi. Müttefik İtalyan şehirlerinin Roma vatandaşlığı alamamaları MÖ 91-88 yılları arasında yaşanan Sosyal Savaş'a neden oldu. Marius'un yaptığı askerî reformlar askerlerin kumandanlarına şehre duyduklarından daha fazla bağlılık duymasına neden oldu. Bu Marius ile Sulla arasında Sulla'nın MÖ 81-79 yılları arasındaki diktatörlüğüyle sonuçlanacak iç savaşa yolaçtı.
MÖ 1. yüzyılın ortalarında Jül Sezar, Pompey ve Crassus cumhuriyeti kontrol altına almak için Birinci Triumvirate olarak bilinen gizli bir üçlü yönetim anlaşması yaptılar. Sezar'ın Galya'yı fethetmesinden sonra senato ile Sezar'ın arası açıldı ve Sezar ile Pompey'in önderlik ettiği senato güçleri arasında bir iç savaş çıktı. Savaşı Sezar kazandı ve ömür boyu diktatör ilan edildi. MÖ 44'de Sezar, tüm iktidarı kendi elinde toplamasına karşı olan senatörler tarafından anayasal hükümeti geri getirmek amacıyla öldürüldü. Ancak sonrasında Sezar'ın varisi olarak gösterdiği Augustus ile Sezar'ın eski yandaşları Marcus Antonius ve Lepidus'tan oluşan ikinci bir üçlü yönetim başa geldi. Ancak bu ittifak çok geçmeden bir iktidar mücadelesine dönüştü. Lepidus sürgüne gönderildi ve Augustus, Marcus Antonius ile Kleopatra'yı MÖ 30'de Aktium Savaşı'nda yenerek MÖ 34'de Roma'nın tartışmasız hükümdarı oldu.


İmparatorluk
Tüm düşmanlarını yenen Augustus cumhuriyetin devlet yapısını görünüşte yerinde bırakarak neredeyse tüm iktidarı elinde topladı. Halefi Tiberius ciddi bir muhalefetle karşılaşmadan başa geçti ve 68'de Nero'nun ölümüne kadar devam eden Julio-Claudian hanedanını kurdu. Artık imparatorluk olan Roma'nın genişlemesi ahlâksız ve yoz bazı imparatorlara (Caligula tam anlamıyla deliydi ve Nero da gaddarlığı ve devlet işlerinden ziyade kişisel meselelerine zaman ayırmasıyla bilinirdi) rağmen devam etti. Julio-Claudian hanedanını Flavian hanedanı takip etti. "Beş İyi İmparator" döneminde (96-180) imparatorluk toprak genişliği, eknonomi ve kültür bakımından doruk noktasına ulaştı. Pax Romana sırasında iç ve dış tehditlerden uzak Roma zenginleşti. Trajan döneminde Daçya'nın fethiyle imparatorluk en geniş sınırlarına ulaştı. Roma toprakları 6,5 milyon km²'lik bir alanı kapsıyordu.


Roman_empire.png
Roma İmparatorluğu'nun en geniş hali

193 ile 235 yılları arasındaki döneme Severus hanedanı hâkim oldu ve Elagabalus gibi yetersiz bazı hükümdarlar başa geçti. Buna ilaveten ordunun kimin imparator olacağı üzerinde artan etkisi uzun süreli bir emperyal çöküşe ve Üçüncü Yüzyıl Krizi olarak adlandırılan dış istilalara neden oldu. Kriz Diocletianus döneminde aşıldı. Diocletianus 293 yılında imparatorluğu iki imparator ve onların yarımcılarından oluşan bir tetrarşi ile yönetilmek üzere doğu ve batı olarak ikiye ayırdı. Yarım yüzyıldan uzun bir süre birçok ortak yönetici imparatorluğun başına geçmek için mücadele etti. 11 Mayıs 330'da imparator I. Constantinus Byzantion'u Roma İmparatorluğu'nun başkenti ilan etti ve adını Konstantinopolis olarak değiştirdi. İmparatorluk 395 yılında Doğu Roma İmparatorluğu (Bizans İmparatorluğu) ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ebediyen ikiye bölündü.
Batı İmparatorluğu sürekli olarak barbar akınlarından mustaripti ve imparatorluğun çöküşü aşamalı olarak sürdü. 4. yüzyılda Hunların batıya akını Vizigotların imparatorluk sınırları içine irtica etmelerine neden oldu. 410 yılında I. Alarik önderliğindeki Vizigotlar Roma şehrini yağmaladılar. Vandallar Galya, İspanya ve Kuzey Afrika'daki Roma topraklarnı istila ettiler ve 455'de Roma'yı yağmaladılar. 4 Eylül 476'da Germen Odoakr batının son Roma imparatoru Romulus Augustus'u tahttan indirdi. Yaklaşık 1200 yılın sonunda Roma'nın Batı'daki egemenliği sona erdi.

Doğu imparatorluğu ise Jüstinyen döneminde bir süreliğine de olsa Kuzey Afrika ve İtalya'yı ele geçirdi. Ancak Jüstinyen'in ölümünden sonra Doğu Roma'nın Batı'da sahip olduğu topraklar İtalya'nın güneyi ve Sicilya ile sınırlı kaldı. Doğuda İslâm'ın yükselişi bir tehdit unsuruydu. Müslümanlar Suriye ve Mısır'ı ele geçirdiler ve çok geçmeden Konstantinopolis'e doğrudan bir tehdit oluşturmaya başladılar. Ancak Doğu Roma 8. yüzyılda Müslümanların kendi topraklarındaki ilerleyişini durdurmayı başardı ve 9. yüzyıldan itibaren kaybedilen toprakları geri aldı. MS 1000 yılında imparatorluk tarihinin en görkemli dönemini yaşamaktaydı. Bu dönemde II. Basileios Bulgaristan ve Ermenistan'ı yeniden ele geçirmiş, kültür ve ticaret gelişmişti. Ne var ki, çok geçmeden bu ilerleme 1071'de yapılan Malazgirt Savaşı ile aniden kesildi. Ardından da imparatorluk çöküşe geçti. İç çekişmeler ve Türk istilaları sonunda imparator Aleksios I. Komnenos 1095'de Batı'dan yardım istemek zorunda kaldı. Karşılık olarak Batı Haçlı Seferleri düzenledi. Dördüncü Haçlı seferi'nde İstanbul yağmalandı ve işgal edildi. İstanbul'un 1204 yılında işgal edilmesinin ardından imparatorluk topraklarında ardıl devletler ortaya çıktı ve içlerinden İznik'de kurulan devlet galip geldi. Konstantinopolis'in geri alınmasından sonraki dönemde imparatorluk Ege kıyılarına hapsolmuş bir Yunan devletinden ibaret hale geldi. Doğu imparatorluğu 29 Mayıs 1453'de Fatih Sultan Mehmet önderliğinde Osmanlıların Konstantinopolis'i ele geçirmesiyle yıkıldı.

Toplum
Antik Roma'da yaşam yedi tepe üzerine kurulmuş olan Roma şehri etrafında dönerdi. Şehirde Kolezyum, Trajan Forumu ve Pantheon tapınağı gibi birçok anıtsal yapı bulunuyordu. Yüzlerce kilometre uzunluğundaki su yollarından gelen temiz suların aktığı çeşmeler, tiyatrolar ve kütüphaneleri ve dükkânları bulunan hamamlar vardı. Antik Roma'nın kontolünde olan topraklarda ikamet binaları mütevazı evlerden kırsal kesimde bulunan villalara kadar çeşitlilik gösteriyordu. Başkent Roma'daki Palatine tepesinde imparatorluk binaları bulunurdu. Alt ve orta sınıflar şehir merkezinde, neredeyse bugünkü modern gettoları anımsatan apartmanlarda otururlardı.

Roma şehri 1 milyona yaklaşan nüfusuyla döneminin en büyük şehriydi (19. yüzyıl Londra'sı ile aynı nüfus). Roma'daki kamusal alanlarda demir araba tekerleklerinin sesi o kadar gürültü çıkartırdı ki bir keresinde Jül Sezar geceleri araba kullanımını yasaklamıştı. Tarihsel tahminlere göre antik Roma yönetimi altında yaşayan halkın yüzde 20'si 10.000 ve daha fazla nüfusa sahip şehir merkezlerinde ve askerî karargahlarda yaşıyordu ki bu sanayi devrimi öncesi standartlara göre oldukça yüksek bir şehirleşme oranı. Bu şehir merkezlerinin çoğunda bir forum, tapınaklar ve Roma'dakilere benzer ama daha ufak büyüklükte yapılar vardı.

Devlet
Başta Roma krallar tarafından yönetiliyordu. Krallar sırayla Roma'nın başlıca kabilelerinden seçiliyordu. Kralın gücünün sınırlarının ne olduğu konusunda kesin bir bilgi yoktur. Mutlak iktidar sahibi de olabilir, Senato ve halkın baş yöneticisi de. En azından askerî konularda kralın otoritesinin mutlak olduğu muhtemeldir. Kral aynı zamanda dinin de başındaki kişiydi. Kralın dışında üç yönetici meclis vardı. Krala danışma kurulu olarak hizmet veren Senato, kralın önerdiği yasaları onaylayıp geçiren Comitia Curiata ve halka duyuru yapmak veya halkın belli olaylara tanıklık etmesi için kullanılan Comitia Calata.

Roma Cumhuriyeti'ndeki sınıf mücadeleleri demokrasi ve oligarşinin alışılmadık bir harmanına neden olmuştu. Roma yasaları geleneksel olarak Comitia Tributa'nın oyuyla geçiyordu. Aynı şekilde kamu görevlerine aday olanlar halk tarafından seçiliyordu. Ancak danışma kurulu olarak hizmet veren Roma Senatosu oligarşik bir yapıydı. Cumhuriyet döneminde senatonun otoritesi çok yüksekti fakat yasama gücü yoktu. Ne var ki, senatörlerin bireysel olarak nüfuzu o kadar fazlaydı ki Senato'nun rızası olmadan herhangi bir şey elde etmek pek kolay değildi. Yeni senatörler Censura tarafından en başarılı patriciler arasından seçilirdi. Censura bir senatörü "ahlâksızlık" suçlamasıyla görevden alabilirdi de.
Cumhuriyetin sabit bir bürokrasisi yoktu ve vergiler tımar sistemiyle toplanırdı. Devlet mevkileri görevin başınaki kimsenin gelriyle finanse edilirdi. Herhangi bir vatandaşın elinde çok fazla güç toplamasını engellemek için her yıl yeni magistralar seçilirdi ve magistralar çalışma arkadaşlarından biriyle güçlerini paylaşmak zorundaydılar. Örneğin normal şartlarda en yüksek mevkide iki konsül bulunurdu. Acil durumlarda ise geçici bir diktatör atanırdı. Cumhuriyet boyunca yönetim sistemi yeni taleplere uyum göstermek amacıyla birkaç defa elden geçmişti. Sonunda sürekli genişleyen Roma saltanatının kontrolü için yetersiz kaldığı görüldü ve Roma İmparatorluğu kuruldu.
İmparatorluğun erken dönemlerinde cumhuriyetçi devlet yapısı görünüşte korundu. Roma imparatoru yalnızca bir princep, ya da "birinci vatandaş" olarak tanımlanıyordu. Senato evvelce halk meclislerinin elinde olan tüm yasama gücünü ve hukukî yetkileri elinde toplamıştı. Ancak zamanla imparatorların yönetimi giderek otokratikleşti ve senato da imparator tarafından tayin edilen bir danışma kurulundan ibaret hale geldi. Cumhuriyetin senatodan başka daimi bir devlet yapısı olmadığından imparatorluğa yerleşmiş bir bürokrasi miras kalmamıştı. İmparator asistanlar ve danışmanlar tayin ederdi fakat devletin merkezî bütçe gibi birçok kurumu eksikti. Bazı tarihçiler bunu imparatorluğun çöküşünde önemli bir sebep olarak göstermişlerdir.
İmparatorluk toprakları eyaletlere ayrılmıştı. Gerek yeni toprakların işgal edilmesinden ötürü, gerekse de güçlü yerel yöneticilerin isyan heveslerini kırmak için eyaletlerin daha küçük parçalara bölünmesinden ötürü eyaletlerin sayısı zaman içinde artmıştır. Augustus'un iktidara gelmesinden sonra eyaletler valiyi seçen kuruma göre imparatorluk ya da senato eyaletleri olarak ayrıldı. Diocletianus dönemindeki tetrarşi sırasında imparatorluk her birinin başında bir praetor olan 12 psikoposluk bölgesine ayrıldı. Sivil ve askerî yönetim ayrıldı. Sivil yönetim valiye, askerî kumandanlık ise dux'a verildi.
Yerel düzeyde ise kasabalar eski askerler veya alt sınıf Romalıların yaşadığı colonia ve azat edilmiş köylülerin yaşadığı municipia olarak ikiye yarılmıştı.


Hukuk
Antik Roma'daki hukukî prensipleri ve uygulamalarının kökeni MÖ 449'dan kalma oniki tablet yasalarına ve 530 yılı civarında imparator Jüstinyen'in yaptığı yasalara dayandırılabilir. Jüstinyen'in kanunnamesiyle muhafaza edilen Roma hukuku Doğu Roma İmparatorluğu boyunca devam etmiş ve Kıta Avrupası'nın batısında benzer yasal düzenlemelere temel olmuştur. Roma hukuku daha geniş anlamda 17. yüzyılın sonuna kadar Avrupa'nın büyük bölümünde uygulanmaya devam etti.

Jüstinyen ve Theodosius yasalarının da içerdiği üzere antik Roma hukukunun başlıca kısımları Ius Civile, Ius Gentium ve Ius Naturale'den oluşuyordu. Ius CivilePraetores Urbani vatandaşların taraf olduğu davalarda yargı yetkisine sahip bireylerdi. ("Yurttaş yasası") Roma vatandaşlarının tâbi olduğu medenî kanundu. Ius Gentium ("Milletler yasası") yabancılara ve onların Roma vatandaşlarıyla olan münasebetlerinde uygulanan medenî kanundu. Praetores Peregrini vatandaşlarla yabancılar arasındaki davalarda yasama yetkisine sahip bireylerdi. Ius Naturale tabii kanunu içine alan ve herkes için geçerli olan kanunlar manzumesiydi.

Ekonomi
Antik Roma çok fazla doğal kaynağa ve insan kaynağına sahip fevkelade geniş bir alana hükmediyordu. Roma ekonomisi tarım ve ticarete yoğunlaşmıştı. Serbest tarım ticareti İtalya'nın görünümünü değiştirmiş ve MÖ 1. yüzyılda üzüm ve zeytin arsaları ithal hubabat fiyatlarıyla başedemeyen küçük çiftçilerin yerini almıştı. Mısır, Sicilya, Tunus ve Kuzey Afrika'nın alınması devamlı bir hubabat akışı sağlamıştı. Zeytinyağı ve şarap İtalya'nın başlıca ihraç ürünleri haline gelmişti. Nöbetleşe ekin uygulanmakla birlikte genel verimlilik düşüktü ve hektar başına 1 ton civarındaydı.

800px-Antonia1.jpg
MÖ 82-83 yıllarından bir denarius

Sanayi ve imalat faaliyetleri daha küçüktü. Bu alandaki en büyük faaliyetler dönemin binalarının inşası için malzeme sağlayan madencilik ve taşocakçılığı idi. İmalatta üretim daha küçük ölçekteydi ve genelde atölyeler ve en fazla 10 küsur işçi çalıştıran küçük fabrikalardan ibaretti. Ancak bazı tuğla fabrikalarında yüzlerce işçi çalışırdı.
Peter Temin gibi bazı iktisat tarihçileri Roma İmparatorluğu'nun ilk dönemlerindeki ekonomisinin bir pazar ekonomisi ve verimlilik, şehirleşme ve sermaye pazarlarının gelişimi bakımından o güne kadarki en gelişmiş tarım ekonomisi olduğunu savunurlar. O kadar ki sanayi devrimi öncesi ekonomilerle, 18. yüzyıl İngiltere ekonomisi ve 17. yüzyıl Hollanda ekonomisi ile mukayese edilebilir. Her tür ürünün pazarı vardı. Toprak, kargo gemileri ve hatta sigorta pazarı da vardı.
Cumhuriyetin ilk dönemlerinde ekonomi küçük arazilere ve ücretli iş gücüne dayalıydı. Ancak yapılan fetihlerle köleler giderek çoğaldı ve ucuzladı. Cumhuriyetin son dönemlerinde ekonomi büyük ölçüde gereg vasıflı işlerde gerekse vasıfsız işler için kullanılan köle gücüne dayanıyordu. Bu dönemde kölelerin Roma Cumhuriyeti nüfusunun yüzde 20'sini, Roma şehrinin ise yüzde 40'ını oluşturduğu tahmin ediliyor. İmparatorluk döneminde fetihlerin sona ermesinin ardından köle fiyatları ancak arttı ve maaşlı iş gücü köle tutmaktan daha ekonomik hale geldi.

Antik Roma'da takas sistemi, genellikle de vergi toplanmasında uygulanduysa da Roma'nın oldukça gelişmiş bir madeni para sistemi vardı. Pirinç, bronz ve değerli madenlerden yapılan madeni paralar imparatorluk içinde ve dışında kullanılmaktaydı. Hindistan'da bile Roma paraları bulunmuştur. MÖ 3. yüzyıldan evvel orta İtalya'da bakır ağırlığına göre değiş tokuş edilirdi. Orijinal bakır madeni paraların (as) bir pound bakır değeri vardı ama aslında ağırlığı daha azdı. Böylece Roma parasının değeri giderek aslî değerinin üstüne çıktı. Nero'nun gümüş denarius'un değerini düşürmeye başlamasından sonra değeri aslî değerinden üçte bir daha değerli hale geldi.
Pazarlardan ziyade askerî karakolları birbirine bağlamak için inşa edilen Roma yollarının tekerlekli araçlara göre tasarlandığı pek söylenemez. Atlar çok pahalı, yük hayvanları da çok yavaştı. Bu yüzden MÖ 2. yüzyılda Roma deniz ticaretinin yükselişine kadar Roma toprakları içinde emtia nakli oldukça azdı. Bu dönemde bir geminin Cádiz'den yola çıkıp Ostia üzerinden tüm Akdeniz'i katederek İskenderiye'ye varması bir aydan az sürüyordu. Denizden yapılan nakliyat karadakinden 60 kez daha ucuzdu.


Sınıfsal yapı
Roma toplumu son derece hiyerarşik bir yapıya sahipti. Toplumun en alt kesiminde köleler (servi), onların üztünde azledilmişler (liberti) ve en üstte de özgür doğmuş vatandaşlar (cives) vardı. Özgür vatandaşlar da kendi aralarında sınıflara ayrılmıştı. En net ve eski ayrım şecerelerini şehrin 100 kurucu atasına dayandırabilen patriciler ve bunu yapamayan plebler arasındaydı. Siyasi, adli,
iktisadi ve dini sahada imtiyazlı olan patriciler, devletin yüksek memuriyetlerine ve rahipliklere seçilebiliyor; yazılı olmayan örf ve adete göre iş gören toprakların bir kısmını işliyor, Roma mahkemelerinde yargıçlık vazifesini yine yalnız onlar görüyordu. Devlet kullanmadığı toprakları vatandaşlarına ufak bir ücret karşılığında satıyordu ki, bundan asıl faydalananlar yine Particiler oluyordu. Böylece elinde gayet az bir toprağı olan Pleb bir vatandaş askere giderken, (silah,elbise)gerekli bütün masrafları kendisi karşılamak zorunda olduğu için, durumu büsbütün bozuluyor ve bunu düzeltmek için, durumu iyi olanlardan aldığı borcunu vaktinde ödeyemediği zaman, köle oluyordu. Cumhuriyetin sonraki dönemlerinde bazı pleb sınıfına mensup ailelerin zenginleşerek politikaya girmeleri ve bazı patricilerin darboğaza düşmeleriyle bu ayrım daha önemsiz hale geldi. Patrici olsun, pleb olsun sülalesinde bir konsül bulunan herkes asil (nobilis) sayılırdı. Marius ve Cicero gibi geldiği ailenin çıkardığı ilk konsül olan kişiler novus homo (yeni adam) olarak bilinirdi ve torunlarına asil sıfatı kazandırırdı. Yine de patrici kökenli olmanın hatırı sayılır bir itibarı vardı ve dinî görevlerin çoğu yalnızca patricilere açıktı.
Kökeninde askeri hizmete dayalı bir sınıf ayrımı daha önemli hale geldi. Bu sınıfların mensupları belirli aralıklarla Yargıçlar tarafından mülklerine göre belirlenirdi. En zengin olanlar siyasete hükmeden ve orduya kumandanlık eden Senato mensubu sınıftı. Ardından başlangıçte gücü savaş atı edinmeye yeten ve bir tüccar sınıfı oluşturan equestrianlar (atlı sınıfı ya da şövalyeler) gelirdi. Ardından edinebildikleri askerî teçhizatlara göre bir dizi sınıf gelirdi. En altta ise hiçbir mülkü olmayan vatandaşlardan oluşan proletarii vardı. Marius'un reformlarından önce orduda görev alma hakları yoktu ve zenginlik ve itibar bakımından azledilmişlerin bir basamak üstündeydiler.
Cumhuriyet döneminde oy verme yetkisi de sınıflara göre değişiyordu. Vatandaşlar seçmen "kabilelerine" kayıtlıydılar. Zengin sınıfların kabileleri yoksul sınıflara oranla daha az üyeye sahipti. Proletarii'nin tamamı tek bir kabileye kayıtlıydı. Oy verme işlemi sınıf sırasıyla yapılırdı ve kabileler çoğunluğu elde edilir edilmez tamamlanırdı dolayısıyla yoksul sınıflar çoğu zaman oy bile kullanamazlardı.

Müttefik yabancı şehirlere genellikle Latin Hakkı verilirdi. Bu vatandaşlarla yabancılar (peregrini) arasında bir statüydü. Bu hakla söz konusu şehrin önde gelen magistraları Roma vatandaşı olabiliyordu. Latin haklarının farklı seviyeleri vardı ancak esas ayrım con suffrage ("oy veren"; bir Roma kabilesine kayıtlı ve comitia tributa'da yeralabilen) ile sans suffrage ("oy veremeyen"; Roma siyasetinde yeralamayan) arasındaydı. Roma'nın İtalya'daki müttefiklerinden bazılarına MÖ 91-88 arasında yaşanan Sosyal Savaş'tan sonra tam vatandaşlık verilmiş ve 212 yılında tam Roma vatandaşlığı Caracalla tarafından imparatorluktaki tüm özgür doğmuş kişilere verilmişti. Kadınların bazı temel hakları vardı ancak tam vatandaş sayılmıyorlardı, dolayısıyla oy vermeleri ya da siyasette yeralmaları söz konusu değildi.

Aile
Roma toplumunun temel birimleri ev halkı ve ailelerdi. Ev halkı evin reisi paterfamilias (ailenin babası), karısı, çocukları ve diğer akrabalardan oluşuyordu.
Üst sınıflarda köleler ve hizmetkârlar da ev halkının bir parçasıydı. Evin resinin kalan ev halkı üzerindeki gücü (patria potestas, "babanın gücü") çok fazlaydı. Aile üyelerini evlenmeye ya da boşanmaya zorlayabilir, çocuklarını köle olarak satabilir, ailesindekilerin mallarına el koyabilir ve hatta aile üyelerini öldürebilirdi (ancak bu sonuncusunun MÖ 1. yüzyıldan sonra kalktığı anlaşılmaktadır).
Patria potestas yetişkin erkek evlatların üzerinde bile geçerliydi. Bir erkek babası hayatta olduğu sürece paterfamilias olamadığı gibi gerçek anlamda mülk sahibi de olamıyordu. Roma tarihinin erken dönemlerinde bir kız evlat evlendiğinde kocasının ailesinin paterfamilias'ının kontrolüne (manus) geçerdi. Ancak cumhuriyetin son dönemlerinde kadınların kendi babalarının ailesini gerçek ailesi olarak seçebilmeleriyle bu durum değişmiştir. Ne var ki Romalılar şecereyi erkeğin soyuna göre tuttuklarından kadının doğurduğu çocuklar kocasının ailesine ait oluyordu.

Birbirine akraba ev halkları bir aile (gens) oluştururlardı. Aileler kan bağı (veya evlatlık) üzerine dayalıydı ancak aynı zamanda siyasi ve ekonomik ittifaklardı. Özellikle Roma Cumhuriyeti döneminde bazı güçlü aileler, ya da Gentes Maiores siyasi yaşama hâkim olmuşlardır.
Antik Roma'da evlilik özellikle üst sınıflarda romantik bir ilişkiden ziyade çoğunlukla malî ve siyasi bir ittifak olarak görülürdü. Babalar genellikle kızları oniki, ondört yaşlarına geldiklerinde koca arayışına girerlerdi. Koca neredeyse istisnasız gelinden daha yaşlı olurdu. Üst sınıfa mensup kızlar çok genç yaşta evlenirken daha alt sınıftan kızların onlu yaşlarının sonlarında veya yirmili yaşlarının başlarında evlendiklerine dair kanıtlar vardır.

Eğitim
Cumhuriyetin erken dönemlerinde okul olmadığından erkek çocukları okuma
yazmayı ya ebeveynlerinden ya da genellikle Yunan kökenli olan paedagogi adı verilen eğitimli kölelerden öğreniyorlardı. Bu dönemde eğitimin başlıca amacı delikanlıları tarım, savaş, Roma gelenekleri ve kamu işleri konusunda eğitmekti. Genç erkekler şehir hayatını babalarına dinî ve siyasi görevlerinde eşlik ederek öğrenirlerdi. Asillerin oğulları Senato'da da babalarına eşlik ederlerdi. Asillerin oğulları 16 yaşına geldiklerinde önde gelen bir siyasi şahsiyetin yanına stajyer olarak verilir ve 17 yaşına geldiklerinde orduyla sefere gönderilirlerdi (bu sistem imaparatorluk döneminde de bazı asil aileler arasında geçerliydi. Eğitim faaliyetleri MÖ 3. yüzyılda Helen krallıklarının fethedilmesi ve sonrasındaki Yunan etkisiyle ıslah edilmiştir ancak yine de Roma eğitimi hâlen Yunan eğitiminden oldukça farklıydı. Ebeveynlerin imkânları elveriyorsa erkek çocukları ve bazı kız çocukları 7 yaşında lüdus adı verilen özel okula gönderilirdi. Burada 11 yaşına kadar litterator veya magister adı verilen ve genellikle Yunan kökenli olan bir öğretmenden temel okuma yazma, aritmetik ve bazen de Yunanca öğrenirlerdi. 12 yaşından itibaren öğrenciler ortaokula devam ederlerdi. Burada grammaticus adı verilen öğretmenden Yunan ve Roma edebiyatını öğrenirlerdi. 16 yaşında bazı öğrenciler belagat okuluna giderlerdi. Buradaki hocalar da neredeyse istisnasız Yunandı ve kendilerine rhetor denirdi. Bu okullar öğrencileri hukuk kariyerine hazırlıyordu ve öğrenciler Roma yasalarını ezberlemek zorundaydı. Dinî günler ve pazar günleri dışında öğrenciler her gün okula giderdi. Yaz tatilleri vardı.

Kültür
Dil
Romalıların ana dili Latince'ydi. Alfabede Yunan alfabesini temel almış olan Etrüsk alfabesi temel alınmıştı. Her ne kadar günümüze kalan Latin edebiyatının dili MÖ 1. yüzyılda ortaya çıkan ve yapay, fazlasıyla sitilize edilmiş ve kibarlaştırılmış bir edebi lisan olan Klasik Latince olsa da Roma İmparatorluğu'nda günlük konuşma dili Klasik Latince'den gramer, kelime haznesi ve telaffuz bakımından belirgin bir farklılık gösteren Genel Latince idi.
Roma İmparatorluğu'nun yazışma dili Latince olmakla birlikte Romalıların öğrendikleri edebiyatın büyük bölümü Yunanca kaleme alındığından iyi eğitimlilerin arasındaki konuşma dili Yunanca idi. Doğu imparatorluğunda Latince hiçbir zaman Yunanca'nın yerini alamadı ve Jüstinyen'in ölümünden sonra Yunanca Doğu Roma İmparatorluğu'nun resmî dili oldu. Roma İmparatorluğu'nun genişlemesiyle Latince Avrupa'da yayılmış ve zaman içinde Genel Latince farklı yerlerde evrim geçirerek ve lehçeleşerek farklı Roman Dilleri haline gelmiştir.
Bugün akıcı bir şekilde konuşabilenlerin sayısı oldukça az olmakla birlikte Latince Roma Katolik Kilisesi'nin geleneksel dili ve Vatikan'ında resmî dilidir. Ayrıca Latince'nin Lingua franca'nın kullanımında da payı vardır. 19. yüzyılda Fransızca, 20. yüzyılda da İngilizce'nin yerini doldurduğu Latince yine de dinî, hukukî ve bilimsel terminolojilerde yoğun bir şekilde kullanılır. İngilizce'deki bilimsel kelimelerin yüzde 80'inin doğrudan ya da dolaylı olarak Latince'den geldiği hesaplanmıştır.


Din
Roma'nın eski dini, en azından tanrılar söz konusu olduğunda yazılı anlatımlarla değil tanrılar ve insanlar arasındaki karmaşık ilişkilerle oluşturulmuştu. Yunan mitolojisinin aksine tanrılar cisimleşmiş değil numina adı verilen muğlak bir şekilde tanımlanmış kutsal ruhlardı. Romalılar aynı zamanda herkesin, her yerin veya her şeyin ebedî bir ruhu olduğuna inanırlardı. Roma Cumhuriyeti döneminde Roma dini senatörlük mevkisine gelmiş kimselerin görev aldığı ruhban makamlarından oluşan sıkı bir sistemin altında örgütlenmişti.
Yunanlarla temas arttıkça eski Roma tanrıları da giderek Yunan tanrılarıyla ilişkilendirilmeye başlandı. Jüpiter Zeus ile aynı tanrı konumuna geldi. Mars Ares ile, Neptün de Poseydon ile aynı konuma geldi. Roma tanrıları aynı zamanda Yunan tanrılarının vasıflarını ve mitolojilerini de üstlendi. Roma tanrılarının antropomorfik nitelikler kazanması ve Yunan felsefesinin iyi eğitimli Romalılar arasında yaygınlaşmasıyla eski dinî törenlere ilgi azaldı ve MÖ 1. yüzyılda eski ruhban makamlarının siyasi nüfuzu devam etmekle birlikte dinî önemi ciddi biçimde azaldı. Roma dini giderek daha fazla imparatorluk sarayına temerküz etmeye başladı ve bazı imparatorlar ölümlerinin ardından tanrılaştırıldı.
İmparatorluk döneminde Romalılar ele geçirdikleri yerlerin mitolojilerini benimsedier ve bunun sonucunda geleneksel İtalyan tanrı ve tanrıçalarının tapınakları ve rahipleri yabancı tanrılarla yanyana yeralmaya başladılar. Mısır'ın Isis'i ve Perslerin Mitras'ı gibi birçok yabancı inanç popüler hale geldi. 2. yüzyıldan itibaren Hıristiyanlık başlangıçta karşılaştığı zulme rağmen İmparatorluk içinde yayılmaya başladı. İmparator Nero döneminden itibaren Roma'nın Hıristiyanlık'a karşı resmî tavrı olumsuzdu. İnsanlar sırf Hıristiyan oldukları için ölümle cezalandırılabiliyorlardı. İmparator Diokletian yönetiminde Hıristiyanlara yönelik zulüm doruğa çıktı. Ancak Büyük Konstantin döneminde Hıristiyanlık Roma devletinde resmî olarak desteklenen bir din haline geldi ve oldukça popüler oldu. İmparator Iulianos döneminde pagan inanışın başarısızlıkla sonuçlanan diriltilme çabalarından sonra Hıristiyanlık imparatorluğun kalıcı dini haline geldi. 391 yılında imparator I. Theodosius'un bir fermanıyla Hıristiyanlık dışındaki tüm dinler yasaklandı.


Sanat, müzik ve edebiyat
Roma resim sanatında Yunan etkileri görülür. Günümüze kalan örnekler ağırlıklı olarak şehir dışındaki villaların duvarlarını ve tavanlarını süslemek için kullanılan fresklerdir. Ancak Roma edebiyatında tahta, fildişi ve başka malzemelerin üzerine yapılan resimlerden de bahsedilir. Pompei'de Roma resim sanatına ait birçok örnek bulunmuştur ve bunlara dayanarak sanat tarihçileri Roma resim sanatı tarihini dört döneme ayırırlar. Roma resim sanatının birinci üslubu MÖ 2. yüzyılın başından MÖ 1. yüzyılın başlarına ya da ortalarına kadarki dönemde uygulanmıştır. Roma resminin ikinci üslubu MÖ 1. yüzyılın ilk yıllarında başlamış ve üç boyutlu mimari çizgileri ve manzaraları gerçekçi bir şekilde resmetmeyi amaçlamıştı.

Üçüncü üslup Augustus'un (MÖ 27-MS 14) döneminde ortaya çıkmıştı ve basit süslemeyi tercih ederek ikinci üslubun gerçekçiliğini reddetmişti. Ufak bir mimari görüntü, manzara veya soyut tasarım tek renkli bir fonun ortasına konuyorudu. MS 1. yüzyılda ortaya çıkan dördüncü üslup ise mimari detayları ve soyut desenleri muhafaza ederek mitolojiden sahneler resmediyordu.
Portre heykelciliği genç ve klasik orantıları kullanıyordu, daha sonradan gerçekçilik ve idealizmin bir harmanına doğru evrilmişti. Antonin ve Severan dönemlerinde daha gösterişli saçlar ve sakallar ağırlık kazandı. Ayrıca Roma zaferlerini resmeden kabartma sanatında da ilerleme kaydedilmiştir.

Latince edebiyat başlangıcından itibaren Yunan yazarlardan ciddi biçimde etkilenmiştir. Günümüze kalan en eski çalışmalardan bazıları Roma'nın erken dönem askeri tarihinin destansı anlatımlarıdır. Cumhuriyet geliştikçe yazarlar da şiir, komedi, tarih ve tragedya yazmaya başladılar.
Roma müziği büyük ölçüde Yunan müziğine dayanıyordu ve Roma hayatının birçok alanında önemli bir rolü vardı. Roma ordusunda tuba (uzun bir trompet) ve cornu (kornoya benzeyen bir çalgı) bazı emirleri vermek için kullanılırdı. Öte yandan bucina ve lituus törenlerde kullanılırdı. Müzik amfitiyatrolarda dövüş aralarında ve odea'da çalınırdı. Dinî törenlerin çoğunda müzik çalınırdı. Bazı müzik tarihçileri müziğin tüm kamusal kutlamalarda kullanıldığını düşünüyorlar. Ancak müzik tarihçileri Romalı müzisyenlerin müzik kuramına veya çalımına önemli bir katkıda bulunup bulunmadığı konusunda emin değiller.
Pompei ve Herkulaneum'da bulunan grafitiler, genel evler, resimler ve heykeller Romalıların son derece sekse doymuş bir kültüre sahip olduklarını ortaya koymaktadır.


Oyunlar ve aktiviteler
Roma gençliği zıplama, güreş, boks ve yarış gibi çeşitli oyun ve egzersizlerle uğraşırdı. Taşrada zenginler boş zamanlarında balık tutmakla ve avcılıkla da vakit geçirirledi. Romalıların içlerinden biri Amerikan hentbolunu andıran çeşitli top oyunları da vardı. Zar oyunları, kutu oyunları ve kumar oyunları Romalılar arasında oldukça popülerdi. Kadınlar bu aktivitelere katılmazlardı. Zenginler arasında zaman zaman müzik, dans ve şiir okumasının da olduğu akşam yemeği davetleri bir eğlence imkânıydı. Her ne kadar eğlence kabilinden yemekler genellikle tavernaları hor görmek anlamına gelse de plbler de bazen bu tür partilere kulüpler veya tanıdıklar vasıtasıyla katılırlardı. Çocuklar oyuncaklarla vakit geçirir ve birdirbir gibi oyunlar oynarlardı.

Popüler bir eğlence türü de gladyatör dövüşleriydi. Galdyatörler muhtelif senaryolara göre muhtelif silahlarla ya ölümüne ya da "ilk kana" göre dövüşürlerdi. Bu dövüşler imparator Claudius döneminde popülerliklerinin zirvesine ulaştı ve Claudius dövüşün nihaî sonucunun imparator tarafından bir el jestiyle belirlenmesi kuralını getirdi. Filmlerdeki yaygın uygulanışın aksine bazı uzmanlar ölüm için verilen işaretin aşağı gösteren baş parmağı olmadığına inanmaktadır. Her ne kadar hiç kimse jestlerin tam olarak neler olduğunu bilmese de bazı uzmanlar imparatorun ölüm işaretini yumruğunu kazanan dövüşçüye doğru uzatıp baş parmağını yukarı doğru kaldırarak verdiğini, kaybeden dövüşçüyü bağışladığında ise yalnızca yumruğunu kaldırdığını düşünmektedirler. Başka ülkelerden getirilmiş olan hayvanların halka teşhir edildiği veya gladyatör dövüşlerine dahil edildiği hayvan gösterileri de Romalılar arasında popülerdi. Bir mahkum ya da galdyatör silahlı veya silahsız arenaya atılır ve bir hayvanda salınıveririlirdi. Dövüşlere katılan gladyatörler senede yalnızca on gün dövüşürlerdi ve tek bir ölümüne dövüşte bugünün parasıyla 500.000 avro kazanırlardı.
Roma'nın bir başka popüler mekanı Circus Maximus esas olarak at ve araba yarışları için kullanılırdı ve hipodromu sel bastığında deniz savaşları düzenlendiği bile olurdu. Ayrıca başka etkinlikler için de kullanılırdı. 385.000 kişilik kapasiteye sahip bu mekana Roma'nın her yerinden insan gelirdi. Birinde yedi büyük yumurta, diğerinde de yedi yunus bulunan iki tapınak Circus Maximus'un pistinin ortasında bulunurdu ve yarışçılar bir tur tamamladıklarında ikisinden de birer tane azaltılırdı. Bunun amacı izleyicileri ve yarışçıları yarışın istatistiklerinden haberdar etmekti. Spor mücadeleleri dışında Circus Maximus pazar ve kumar alanıydı. İmparator gibi yüksek konumdaki yetkililerde Circus Maximus'daki oyunları izlerlerdi zira tersi kabalık kabul edilirdi. Onlarla birlikte şövalyeler ve yarışla alakalı birçok kişi herkesin üzerindeki özel koltuklarında otururlardı. Ayrıca imparatorun bir takım tutması da kabalık kabul edilirdi. Bin yıldan uzun süre ayakta kalan Circus Maximus MÖ 600 yılında inşa edilmiş ve buradaki son at yarışı MS 549'da yapılmıştı

Teknoloji
Antik Roma dönemin en etkileyici teknolojik becerilerine sahipti. Orta Çağ'da yokolacak ve ancak 19. ve 20. yüzyıllarda yakalanacak birçok ilerleme kaydetmişlerdi. Ancak başka kültürlerin teknolojilerini benimsemek ve birleştirmek konusunda becerikli olmakla birlikte Roma medeniyetinin pek yenilikçi ve ilerlemeci olduğu söylenemez. Romalıların birçok pratik yenilikleri daha evvelki Yunan tasarımlarından uyarlanmıştı. Yeni fikirlerin geliştirilmesi pek teşvik edilmezdi. Roma toplumu büyük bir aileyi akıllıca yönetebilen belagatı kuvvetli bir askeri ideal kabul ediyordu Roma hukuku fikrî mülkiyet ya da keşiflerin desteklenmesiyle ilgili bir yasa içermiyordu. "Bilim adamı" ya da "mühendis" gibi kavramlar henüz yoktu ve ilerlemeler hünerlerine göre yeni teknolojileri ticaret sırrı gibi gizleyen kıskanç zanaatkarlara havale edilmişti. Yine de bir dizi hayati teknolojik hamle geliştirildi ve mükemmel biçimde kullanılarak Roma'nın hâkimiyetine ve Avrupa üzerindeki etkisine büyük katkı sağladı.


Mühendislik
Roma mühendiliği Roma'nın teknolojik üstünlüğünde ve mirasında büyük bir paya sahipti. Yüzlerce yol, köprü, su yolu, hamam, tiyatro ve arena inşa edilmişti. Kolezyum, Pont du Gard ve Pantheon gibi birçok anıt Roma mühendisliği ve kültürünün mirası olarak hâlen durmaktadır.


Mimari
Romalılar özellikle mimari çalışmalarıyla ünlüydü. Roma mimarisi Yunan gelenekleriyle birlikte "klasik mimari" içinde gruplandırılır. Ancak Roma Cumhuriyeti boyunca Roma mimarisi üslup bakımından Yunan mimarisiyle neredeyse aynı olmuştur. Roma ve Yunan binaları arasında birçok fark olsa da Roma Yunanistan'ın değişmeyen, formule edilmiş bina tasarımları ve orantılarından fazlasıyla etkilenmiştir. İki yeni sütun düzeni ve Etrüsk kemerinden alınan kubbe dışında Roma Cumhuriyeti'nin sonuna kadar çok az mimari yeniliğe imza atılmıştır.
MÖ 1. yüzyılda Romalılar sayısız cesur mimari tasarıma imkân veren betonu kullanmaya başladılar. Daha önceleri inşaat işerinde mermer kullanılıyordu. Yine MÖ 1. yüzyılda Vitruvius muhtemelen tarihteki ilk bilimsel mimari inceleme olan De architectura'yı yazdı. MÖ 1. yüzyılın sonlarında Romalılar MÖ 50 yılı civarında Suriye'de icad edilen cam üflemeyi kullanmaya başladılar. Mozaik de Sulla'nın Yunanistan seferinden geitirilen örneklerden sonra imparatorluk içinde çok popüler hale geldi.

Akveduk_Valenta.JPG
İstanbul'daki Bozdoğan su kemeri
Yollar
Beton döşemeli, dayanıklı Roma yollarının yapımına imkân sağladı. Bu yolların büyük bölümü Roma'nın çöküşünden bin yıl sonra bile hâlâ kullanılmaktaydı. Roma İmparatorluğu içinde böyle geniş ve etkin bir seyahat ağının inşa edilmesi Roma'nın gücünü ve nüfuzunu çarpıcı bir biçimde arttırmıştı. Başlangıçta askerî amaçlarla, Roma lejyonlarını hızlı biçimde konuşlandırmak için inşa edilen bu yolların çok büyük ekonomik önemi vardı. Roma'nın bir ticaret kavşaı olarak konumunu güçlendiriyorlardı. Romalılar mola yerleri ve gereken yerlerde köprüler inşa etmişler, kuryeler için sevkiyatın 24 saatte 800 kilometre yol yapmasına imkân veren vardiyalı at sistemini kurmuşlardı.


Su yolları
Romalılar şehirlere, sanayi bölgelerine ve tarım alanlarına su sağlamak için sayısız su kemeri inşa etmişlerdir. Roma şehri toplamda uzunlukları 350 kilometre olan on bir su yoluyla besleniyordu. Su yollarının büyük bölümü yerin altındaydı. Yalnızca ufak bir bölümü kemerlerle desteklenmiş olarak yerin üstündeydi. Tamamen yerçekimi gücüyle işleyen su yolları iki bin yıldır aşılamayan bir etkinlikle çok büyük miktarda su taşıyorlardı. Bazen 50 metreden daha derin çukurlarda suyu yukarı çıkarmak için sifon kullanılırdı.


Kanalizasyon
Romalılar sağlık koşullarında da büyük ilerlemeler yaptılar. Romalılar özellikle thermae adı verilen hamamlarıyla bilinirdi. Hamamlar hijyen kadar sosyal amaçlı da kullanılırdı. Çoğu Roma evinde tuvalet, boru tesisatı ve Cloaca Maxima adı verilen karmaşık bir kanalizasyon sistemi vardı. Bazı tarihçiler kanalizasyon ve boru tesisatlarında kullanılan kurşunun doğumlarda azalmaya ve Roma toplumunun güçten düşmesine neden olan geniş çaplı bir zehirlenmeye sebep olduğunu bunun da Roma'nın çöküşüne yolaçtığını düşünmüşlerdir. Ancak su yollarından gelen suyun akışı durdurulamadığından kurşunun içeriği en aza inmiş olmalıydı.


Ordu
Eski Roma ordusu (MÖ 500 civarları) dönemin diğer şehir devletleri gibi Yunan medeniyetinden etkilenmişti. Bunlar hoplite adı verilen ağır piyade taktikleri uygulayan vatandaşlardan oluşan milislerdi. Ordu küçüktü (askerlik çağına gelmiş özgür erkeklerin sayısı 9.000 kadardı) ve üçü ağır piyade, ikisi de hafif piyadelerden oluşan beş kısımda (siyasi olarak vatandaşların örgütlendiği comitia centuriata'ya paralel olarak) örgütlenmişti. Eski Roma ordusu taktik bakımından sınırlıydı ve bu dönemdeki varlığı esas olarak savunmaya yönelikti. MÖ 3. yüzyıla gelindiğinde Romalılar hoplite tertibinden vazgeçerek muharebe alanında daha bağımsız hareket edebilen, sayıları 120 ilâ 160 arasında değişen maniple adında daha esnek bir sistem kurdular. Destek askerleriyle her biri on manipleden oluşan üç destek hattının oluşturduğu 30 minaplelilik bir grup bir lejyon oluyorudu. Eski cumhuriyet lejyonu her biri farklı donanıma sahip ve dizilişteki yerleri farklı, üç manipular ağır piyade (hastai, principeler ve triarii), bir hafif piyade gücü (veliteler) ve süvarilerden (equiteler) meydana gelen beş kısımdan oluşuyordu. Yeni örgütlenmeyle birlikte ordu komşu sşehir devletlere karşı daha saldırgan ve mütecaviz bir yönelim içine girdi.
Tam gücüyle erken dönemde bir Cumhuriyet lejyonu 3.600 ilâ 4.800 arasında değişen miktarda ağır piyade, birkaç yüz hafif süvari ve birkaç yüz süvari ile toplamda 4.000 ile 5.000 arasında değişen miktarda adamdan oluşurdu. Lejyonlar asker alımındaki noksanlıklar ya da kazalar, savaşlardaki kayıplar, hastalı ve firar yüzünden sık sık güç kaybederdi. İç savaş sırasında Pompey'in lejyonları yeni askerlerden kurulduğu için tam güce sahipti. Öte yandan Sezar'ın lejyonları ise uzun Galya seferi yüzünden normal güçlerinin çok altındaydılar. Bu durum yardımcı kuvvetler için de geçerliydi.

Goldsworthy'nin anlattığına göre gerek Yunan ve Romalı phalanx (mızraklı, kalkanlı asker alayı), gerekse Roma lejyonları düşmanla tek seferlik, hızlı ve sonuca götüren büyük ölçekli muharebelerde savaşmak üzere tasarlanmıştı. Bunda genellikle oldukça başarılıydılar. Cumhuriyetin son dönemlerinde (MÖ 100 civarları) Marius'un reformları sırasında örgütlenmede yapılan yeni değişikllikler orduyu daha esnek, çabuk toparlanan ve çok yönlü bir güç haline getirdi. Lejyon artık eski maniplenin (artık adları centuriae idi ve kumandanları da centuriandı) üçünden meydana gelen herbiri 480 adamdan oluşan on piyade taburuna bölünmüştü. Ayrıca veliteler ve (muhtemelen) equiteler saf dışı bırakılmış yerlerine auxilia (süvariler, okçular ve sapancılardan oluşan yedek birlikler) ve hafif piyadeler (genellikle vatandaş olmayanlardan kuruluurdu) getirilmişti. Lejyon içinde bundan başka alt bölümler olmamakla birlikte lejyonerlerin beraberinde doktorlar, mühendisler, teknisyenler, topçular gibi çok sayıda vasıf sahibi adam bulunurdu. Bir piyade taburundaki centuriaeler birleşik bir komuta yapısında sahiptiler ve taburdaki diğer centuriaeler ile tek bir birim olarak çalışmakta deneyimliydiler. Taburlar halinde örgütlenmiş bir lejyonu kontrol etmek daha kolaydı. Taburları ayırmak kolaydı. Muharebe alanında gerekli olduğunda ya da birbirinden ayrı daha küçük kuvvetlere ihtiyaç duyulduğunda bağımsız hareket edebiliyorlardı. Bu yüzden taburlar halinde örgütlenen lejyonlar neredeyse her ölçekte harekatı yürütebiliyorlardı.
Tarihte üç uzun süreli akım Roma ordusuunun gelişimini belirler: Profesyonelleşmenin artması, askere alınanların tabanının genişlemesi ve askerî birimlerin çeşitliliğinde ve esnekliğinde bir artış. Cumhuriyet döneminin sonuna kadar tipik bir lejyoner kırsal kesimden (adsiduus) mülk sahibi bir çitçi vatandaştı. Belirli harekâtlarda (genellikle yıllık) görev yapar, kendi teçhizatlarını ve equite iseler kendi binek hayvanlarını tedarik ederlerdi. Harris'e göre MÖ 200'e kadar ortalama bir çiftçi (eğer hayatta kalırsa) altı veya yedi harekâtta göre alabiliyordu. Azlalolanlar, köleler (her nerede yaşarlarsa yaşasınlar) ve şehirde oturan vatandaşlar ender yaşanan acil durumlar dışında orduda görev yapmıyorlardı. MÖ 200'den sonra insan gücüne duyulan ihtiyacın artmasıyla kırsal alanlardaki ekonomik şartlar bozuldu, dolayısıyla da askerlik için gerekli mülk nitelikleri düştü. MÖ 107'de Gaius Marius ile başlayarak mülksüz vatandaşlar ve bazı şehirli vatandaşlar (proletarii) da teçhizatları sağlanarak askere alınmaya başladı ancak lejyonerlerin büyük bölümü yine kıral kesimdendi. Hizmet süreleri devamlı ve uzun hale geldi. Eğer gerekirse 20 yıl kadar sürebiliyordu ancak Brunt bu sürenin genellikle altı ya da yedi yıl olduğunu savunur. MÖ üçüncü yüzyıldan başlayarak lejyonerlere stipendium ödenirdi (miktarı tartışmalıdır ama Sezar askerlerinin maaşlarını yılda 225 denarii yaparak iki katına çıkardığı bilimektedir). Lejyonerler başarılı harekâtlarda yağma yapabilir ve komutanlarından ganimet alabilirlerdi. Ayrıca Marius zamanından başlayarak emekliliklerinde toprak da verilebiliyordu. Bir lejyona eşlik eden süvari ve hafif piyadeler genellikle görev yaptıkları bölgeden toplanırdı. Bu askerler yerel şartları tanır ve bölgeye uygun bir tarzda savaşırlardı. Sezar Galya seferinde görev yapmaları için Gallia Narbonensis'deki vatandaş olmayan nüfustan Beşinci Alaudae adında bir lejyon kurmuştu. İç savaş sırasında büyük ordulara ihtiyaç duyulduğundan iki taraf da vatandaş olmayanlardan meydana gelen lejyonlar kurmuştu. Augustus dönemine gelindiğinde vatandaş asker fikrinden vazgeçildi ve lejyonlar tamamen profesyonel hale geldi. Lejyonerler yıllık 900 sesterius kazanıyordu ve emekliliklerinde 12.000 sesterius alabiliyorlardı.
İç savaşın sonunda Augustus askerleri tahliye edip, lejyonları dağıtarak Roma askerî güçlerini yeniden örgütledi. 28 lejyon luşturdu. Bunlar artık Ren ve Tuna nehirleri taafındaki sınır ve Suriye'deki daimî kamplarda konuşlanıyordu. 150.000 vatandaş lejyonerden, yaklaşık aynı miktarda auxilia ve büyüklüğü bilinmeyen deniz kuvvetlerinden oluşan bu ordu imparatorluğun son dönemlerine kadar standart bir şekilde devam etti. Principate döneminde birkaç istisna dışında savaşlar daha küçük ölçekte yürütüldü. Auxilia daha büyük birimler halinde örgütlenmedi ve bağımsız taburlar olarak kaldı. Lejyoner askerler de lejyondan ziyade taburlar olarak faaliyet gösteriyordu. Süvarileri ve lejyonerleri tek bir tertipte biraraya getiren yeni cohortes equitae garnizonlarda ve uç karakollarda kouşlanldırılıyordu. Bunlar kendi başlarına ufak dengeli kuvvetler şeklinde savaşabildikleri gibi diğer ufak birliklerle biraraya gelip lejyon büyüklüğünde bir kuvvet oluşturabiliyorlardı. Esneklikteki bu artış zaman içinde Roma askerî güçlerinin uzun vadeli başarılarının sağlanmasında yardımcı oldu.
İmparator Gallienus imparatorluğun nihaî askerî yapısını oluşturacak yeni bir örgütlenme başlatmıştır. Sınırlardaki sabit noktalardan bazı lejyonerleri çeken Gallienus yeni seyyar kuvvetler (Comitatenses veya arazi ordularu) yaratmış ve sratejik yedek güçler olarak sınırların gerisine ve belirli bir uzaklığa konuşlandırmıştır. Bu yapılanma saldırı durumunda sınırı güçlendirmek için askerlerin bir eyaletten diğerine taşıma ihtiyacını azaltmıştır. Sabit noktalardaki sınır askerleri (limitanei) savunmanın birinci hattı olmaya devam etmiştir. Diocletianus bu yeni örgütlenmeyi eski haline getirmiş ancak bu yapılanma 4. yüzyıl ortalarında örnek haline gelmiştir. Diokletianus ayrıca Tetrarşi adı verilen imparatorluğun doğu ve batı kısımlarının birer Augustus (imparator) ve Sezar (imparator vekili) tarafından yönetildiği sistemi de getirmiştir. Her biri sınırlara yakın farklı yerlerde ikamet edecek ve sorumlu oldukları bölgedeki askerlere komutanlık edeceklerdi. Arazi ordusunun temel birimi alaydı. Piyadeler lejyonlar ve auxilia'dan süvariler ise vexellationelerden oluşuyordu. Eldeki bulgulara göre piyade alaylarının gücü 1.200 asker, süvarilerin ise 600 askerdi. Ancak çoğu kayıtlar asker sayılarının daha az olduğunu göstermektedir (800'e 400). Çoğu piyade ve süvari alayları bir comesin kumandanlığında çiftler halinde görev yapıyorlardı. Romalı askerlere ilaveten arazi ordularında foederati adı verilen müttefik kabilelerden alınmış "barbar" alayları da bulunuyordu. 400 yılına gelindiğinda foederati alayları Roma ordusunun daimî birlikleri haline geldi. İmparatorluk teçhizatlarını sağlıyor ve maaşlarını veriyordu. Başlarında Romalı bir tribune vardı ve bu alaylar tıpkı diğer Romalı alaylar gibi kullanılıyordu. Foedetainin dışında imparatorluk lejyonlarla birlikte savaşmak üzere başka barbar gruplarını da arazi ordularına entegre etmeden kullanmıştır. Önderliklerini mevcut en yetkili Roma generalinin kumandanlığında kendi subayları yapardı.
Ordunun liderlik yapısı Roma tarihi içinde büyük evrimler geçirmiştir. Monarşi döneminde hoplite ordular Roma krallarının yönetimindeydi. Roma cumhuriyetinin erken ve orta dönemlerinde ise askerî güçler her yıl seçilen iki konsülden birinin
komutasındaydı. Cumhuriyetin sonraki dönemlerinde senato seçkinleri cursus honorum olarak bilinen kamu görevlerinin normal sırasınca önce quaestor (genellikle arazi kumandanlarına vekil olarak atanırlardı), sonra praetor (bazen eyvalet valisi olarak atanır ve bölgedeki askerî güçlerden sorumlu olurlardı), sonra da konsül (tüm askerî güçlerin baş kumandanı) olarak görev yapıyorlardı. Praetor veya konsül görevi tamamlandıktan sonra bir senatör senato tarafından propreator veya proconsul (bir önceki en yüksek konumuna göre) olarak bir dış eyaleti yönetmekle görevlendirilebilirdi. Alt kademe yöneticiler (centurion seviyesindekiler değil) kendi clientelaelerindeki kumandanlar tarafından ya da Senato seçkinleri içindeki siyasi müttefiklerin önerdikleri kişiler arasından seçilirdi. En önemli siyasi önceliği orduyu daimî ve tek bir kumandanlık altında toplamak olan Augustus döneminde imparator tüm lejyonların yasal komutanı oldu. Ancak kumandanlığı senato seçkinleri arasından tayin ettiği legatus (elçi) aracılığıyla yapıyordu. Tek bir lejyonun olduğu bir eyalette elçi lejyona kumandanlık eder (legatus legionis) ve aynı zamanda eyaletin valiliğini yapardı. Öte yandan birden fazla lejyonun olduğu bir eyalette her lejyon bir elçi tarafından komuta edilir ve elçilere de eyalet valisi kumandanlık ederdi (daha yüksek rütbeli bir elçi). İmparatorluk döneminin sonraki aşamalarında (Diokletian'dan itibaren denilebilir) Augustus'un modelinden vazgeçildi. Eyalet valilerin elinden askerî otorite alındı ve eyaletlerdeki orduların komutası imparator tarafından tayin edilen generallere (duceler) verildi. Bunlar Romalı seçkinlerden değildi. ordu kademelerinden yükselmiş ve daha fazla askerlik tecrübesi olan kimselerdi. Giderek artan biçimde bu generaller (bazen başarılı da olarak) kendilerini tayin eden imparatorların konumlarına el koymaya çalışmışlardır. Azalan kaynaklar, artan siyasi kargaşa ve iç savaş sonunda Batı İmparatorluğu'nu komşu barbarların saldırılarına ve el koymalarına müsait hale getirmiştir.
Öte yandan Roma donanması hakkında Roma ordusuna kıyasla daha az bilgi vardır. MÖ 3. yüzyıl ortalarına kadar duumviri navales adı verilen subaylar esas amacı korsanlarla mücadele olan yirmi gemilik filolara kumandanlık ederdi. MÖ 278 yılında bu filoların yerini müttefik güçler aldı. Birinci Pön Savaşı sırasında daha büyük filoların inşası zorunlu hale geldi ve müttefiklerin yardımları ve finansmanlarıyla daha büyük filolar inşa edildi. Müttefiklere yönelik bu itimat Roma Cumhuriyeti'nin sonuna kadar devaö etti. Quinquireme Pön Savaşları sırasında her iki tarafın da kullandığı başlıca savaş gemisiydi. Augustus döenminde yerini daha hafif ve manevra kabiliyeti daha yüksek olan gemileraldı. Trireme ile kıyaslandığında quinquireme tecrübeli ve tecrübesiz adamların karışımından olşuan bir mürettebatın kullanılmasına imkân veriyordu (esas olarak kara gücü olan bir ordu için avantaj). Gemilere genellikle vatandaş olmayan navarch (centurionun muadili bir rütbe) kumandanlık ederdi. Potter'a göre filo ağırlıklı olarak yabancılardan oluştuğu için donanma da Romalı kabul edilmezdi ve bu sebeple de barış dönemlerinde körelmeye müsaitti.
Eldeki bilgilere göre imparatorluğun son döneminde (350 civarı) Roma donanması savaş gemileri ile ikmal ve ulaştırma amaçlı gemilerden oluşan birkaç filodan oluşuyordu. Savaş gemileri üç veya beş sıra kürekçi tarafından çekiliyordu. Filoların üsleri batıda Ravenna, Arles, Aquilea, Misenum ve Somme nehrinin ağzı, doğuda ise İskenderiye ve Rodos gibi limanlardı. Önde gelen generallerin hem orduya, hem de donanmaya kumandanlık etmiş olmaları deniz kuvvetlerinin bağımsız bir kuvvat olarak değil ordunun yedek gücü olarak görüldüğünün göstergesidir. Bu dönemdeki komuta yapısı ve filoların gücü bilinmemekle birlikte filoların valilerin komutasında olduğu bilinmektedir.


Bilimsel çalışmalar
Antik Roma'ya yönelik ilgi muhtemelen Fransa'da Aydınlanma Çağı'nda başlamıştır. Charles Montesquieu Considérations sur les causes de la grandeur des Romains et de leur décadence adlı bir kitap yazmıştır. Konuyla ilgili ilk büyük çalışma Edward Gibbon'ın 2. yüzyılın sonundan Doğu Roma'nın 1453'de yıkılışına kadarki dönemi içeren Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi adlı kitabıydı. Montesquieu gibi Gibbon da Roma vatandaşlarının faziletini övmüştür. Barthold Georg Niebuhr Roma Tarihi adlı kitapta Birinci Pön Savaşı'na kadarki dönemi anlatmıştır. Napolyon döneminde Victor Duruy Romalıların Tarihi adlı kitabı yazmıştır. Kitapta o dönemde popüler olan Jül Sezar dönemini öne çıkarmıştır. Theodor Mommsen'in Roma Tarihi, Roma anayasa hukuku ve Corpus Inscriptionum Latinarum adlı kitaplarının hepsi birer kilometre taşıdır. Daha sonraları Guglielmo Ferrero'nun Roma'nın Büyüklüğü ve Çöküşü yayımlanmıştır.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 12-11-2007   #5 (mesaj-linki)
Cvp: Roma İmparatorluğu Cvp: Roma İmparatorluğu

Roma Krallığı
Vikipedi, özgür ansiklopedi
RomanKingdom.png
Roma Krallığı
Roma Krallığı, Antik Roma döneminde Roma şehri ve topraklarının monarşi ile yönetildiği dönemdir. Efsaneye göre Roma'yı Romulus ve Remus kardeşler kurmuştur ki Roma ismi de buradan gelmektedir. Eski çağ tarihçileri, Roma krallığının başlangıcı olarak M.Ö. 753 tarihini verirler. Etrüskler, üzerinde egemenlik kurdukları Latin köylerini birleştirip Roma kentini kurarken yerli halkı kentin kurulmasında zorla çalıştırmışlar. Bu durum iki toplumun arasını açmıştır. Latin halk zamanla güçlenen aristokratları, bir bucuk yüzyıl sonra ayaklanarak M.Ö. 509 yılında Etrüsk kralını kovmuşlar ve Roma Cumhuriyeti'ni kurmuşlardır.

Halk meclisi
Roma'da halk bu dönemde üç sınıfa ayrılmaktadır:
1-) Patricius
Romada aynı soydan gelen ya da geldiklerini kabul eden ve bu nedenle aynı soy adını taşıyan kişilerin oluşturdukları ailelere gens denilmekteydi gensler toplumsal ekonomik ve dini açıdan bağımsız bireylerdi. Gens mensuplarına gentilis ya da patricius denilirdi.
2-) Pleb
O zamanın toplumunda ikinci dereceden bir yerleri olduğu genelde kabul edilmektedir. Plebler siyasal haklarından yararlanamıyorlar devletin yüksek kademelerinde görev alamıyorlar pleblerin özel hukuk alanında da bazı hakları kısıtlanmıştı. Örneğin bunlar patricius kızları ile evlenemezlerdi.
3-) Client
Ekonomik yönden patriciuslara bağlı onlara tabi olan kişilerdi. Clientler patriciusların hizmetinde çalışırlar ve onların himayesinden yararlanırlardı. Krallığın sonlarına doğruda pleblerin sınıfına yükseldiler.

Senato (Senatus)
Yaşlılar kuruludur. Ancak patricius lar senatus uyesi olabilirlerdi kral tarafından seçilen üyelerin başlangıçta 100 olan sayısı giderek artmıştır. Kralın danışma kurulu olan senatus, onun çağrısı ile toplanırdı önemli olaylarda kralın senatusun görüşünü alması bir gelenekti.

Toplumsal sınıflar
Roma toplumunun cumhuriyet döneminde ve daha sonraki dönemlerde şu sınıflardan oluştuğunu görüyoruz:
1. Köleler
2. Sığıntılar (Vatandaşlık hakkı olmayanlar)
3. Vatandaşlar: Vatandaşlar da kendi aralarında iki sınıfa ayrılır:
1. Particiler (Aristokratlar)
2. Plebler (Avam halkı)
Kıyafetleri
Dört köşe ve beyaz bir yün kuma sol omuzdan sağ omuza doğru inmekte ve sonra sol omuzdan çıkmaktaydı.
Bu ilk Roma pelerinin basit bir göstergesiydi; sağ kolu serbest sol kolu ise pelerinin altında kalırdı, bellerinde ise sadece ketenden sarılmış kemer görevinde bez bulunurdu.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
MyFunCards
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
eski roma paraları, eski roma parası, roma askeri, roma askerleri, roma dönemi paraları, roma imp, roma imparatorlugu, roma imparatorluğu, roma imparatorluğu paraları, roma imparatorluğu tarihi, roma imparatorluğunu kuran ikizler, roma paraları, roma parası, romalı asker, romalı askerler,
Konu Araçları

Roma İmparatorluğu Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Dünya Kentleri: Roma ThinkerBeLL Dünya Turizmi 1 2 Gün Önce 10:16
Sasani İmparatorluğu - Sasaniler ThinkerBeLL Medeniyetler Tarihi 4 26-06-2008 14:06
Anadolu Medeniyetleri ThinkerBeLL Satırlarla Türkiye 16 28-05-2008 17:20
Büyük Türk Devletleri - Avrupa Hun İmparatorluğu ThinkerBeLL Tarihi Türk Devletleri 1 05-04-2007 19:23
Alman (Avrupa) Kültür Tarihi ThinkerBeLL Kültür 0 19-11-2006 21:39
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 13:52Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us