Özbekistan Tarihi Üye Ol (Üye olduğunuzda tüm reklamlar gizlenecektir) Soru/Cevap
Geri Dön   MsXLabs MK > :: Türk Dünyası :: > Özbekistan
Facebook Hesabınızla Bağlanın (Connect with Facebook)
Cevap Yeni Konu Aç
Eski 05-10-2006   #1 (mesaj-linki)
kompetankedi - avatarı
Özbekistan Tarihi



Özbek halkının tarihinin ilk dönemlerine ait bilgi yoktur. Özbeklere bu ad, ilk olarak 1313-1340 yılları arasında hüküm süren Altınordu Hükümdarı Gıyaseddin Muhammed Özbek tarafından verildi. Timur Hanın ölümü üzerine zayıflayan Timur İmparatorluğu topraklarının Aral Gölü ve Seyhun Irmağının kuzeyindeki bölgede dağınık olarak yaşıyan Özbekler, Ebü’l-Hayr’ın idaresinde toplanarak, 1428’de onu kendilerine han ilan ettiler. Kısa zamanda kuvetlenerek çevredeki diğer boyları da hakimiyetleri altına aldılar.

CeyhunIrmağı kıyısındaki Sığnak, Arkuk, Suzak, Özkent gibi şehirleri ele geçirdiler ve bunlardan Sığnak’ı başşehir yaptılar. Türkistan taraflarına düzenlenen seferlerde Kalmuklara mağlup olunca, bu durumdan istifade eden Kanay veCanibek adlı başbuğlar bazı Özbekleri de yanlarına alarak Çağatay Hanına sığındılar. Bölgeden ayrılan bu Özbeklere Kazak veya Kırgız kazakları adı verildi.

Ebü’l-Hayr’ın vefatından sonra Özbekler, Çağatay-Moğol hükümdarı Yunus Hana yenilerek dağıldılar. Ebü’l-Hayr’ın oğlu Şah Budak, Yunus Han tarafından öldürüldü. Dağılan Özbekler Şah Budak’ın oğlu Muhammed Şeybek’in (Şeybani) etrafında toplandılar. Bu tarihten itibaren Şeybaniler adıyla da anılan Özbekler 1500 yılındaTimuroğulları Devletindeki iç karışıklıktan istifade ederek Buhara’yı zabtedip, Timur Hanedanına son verdiler. Harezm ve Hive’yi ele geçiren Özbekler, Çağatay Hükümdarı Babür’ü mağlup ettiler. Belh, Herat ve Taşkent’i zapteden Özbekler, Orta Asya’nın en güçlü devleti haline geldiler.

Özbekler bir ara Safevilere karşı yenildiler ve bazı bölgeler ellerinden çıktı ise de 1512’de buraları geri aldılar. Özbek hakimiyeti 16. yüzyıl boyunca Maveraünnehr’de devam etti. 1598’de İkinci Abdullah Hanın vefat etmesinden altı ay sonra oğlu Abdülmü’min de kendisine bağlı taraftarlarca öldürülünce, Özbekler ülkesinin hakimiyeti,Şeybanilere akraba olan Canoğullarına (Astırhan Hanları) geçti.

Özbekler on altıncı asır boyunca İran’dakiŞii-Safevilerle devamlı olarak savaştılar. Ehl-i sünnet olanOsmanlılar ve Hindistan’daki Babürlülerle iyi münasebetler kurmaya çalıştılar. 17 ve 18. yüzyılın ortalarına kadar Astırhanlar Hanlığının hakimiyeti altında kaldılar. 1740’ta Nadir Şah tarafından Astırhanlar Hanlığı yıkıldı.

Nadir Şahın vefatından sonra, hakimiyet Canoğullarının yerine Mangıthanlar Sülalesine geçti. Bu sülale hakimiyetlerini 1860’a kadar devam ettirdi. 1860’tan itibaren Türkistan içlerine doğru ilerleyen Rusların himayesinde yarı bağımsız olarak devam eden Buhara Hanlığının hakimiyetinde kalan Özbekler, Rusların çeşitli baskıları altında yaşadılar.

Bugün Özbekistan’ın bulunduğu toprakların büyük bir kısmı 19. asırda Hive, Buhara ve Hokand hanlıklarının idaresi altında bulunuyordu. 1917 Sovyet Devrimi ardından, bölgede Özbeklerin ve diğer Müslümanların hemen hiç söz sahibi olmadığı bir geçici hükümet kuruldu. Aralık 1917’de Hokand’da bir milli kongre toplayan Müslümanların Mustafa Çokayev başkanlığında kurdukları hükumet 1918’de gönderilen Rus askerleri tarafından devrildi.

Darbeden sonra yeni yönetime karşı Basmacı ayaklanması olarak bilinen bir direniş hareketi başladı. Harezm ve Buhara Sovyet Halk Cumhuriyetlerinin kurulması Basmacı Ayaklanmasının yayılmasına sebep oldu. Türkistan Komisyonunun 1922’de başlattığı reformlar neticesinde ayaklanma etkisini kaybetti.

1924’te Orta Asya ve Kazakistan’da sınırları etnik temellerde tekrar belirleyen düzenleme ile Harezm, Buhara ve Türkistan cumhuriyetleri dağıtılarak bölge toprakları Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Kazakistan arasında paylaştırıldı. Sovyetler Birliğinde 1989’da başlayan yenileşme hareketleri neticesinde, Özbekistan 1991 Ağustosunda bağımsızlığını ilan etti. Daha sonra kurulan Bağımsız Devletler Topluluğuna bağlandı.

*

Son Düzenleyen kompetankedi; 17-03-2007 @ 18:51.
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 09-01-2007   #2 (mesaj-linki)
MaKaLeLe - avatarı
Cvp: Özbekistan

ÖZBEK SÖZLÜ DESTAN GELENEĞİNDE
DEĞİŞİM VE TÜR SORUNU

Dr. Selami Fedakar*
Sözlü halk kültürü ürünleri; yaratıcıları, dinleyicileri ve işlevleri bakımından dinamik
bir yapıya sahiptir. Dinamik bir yapıya sahip olan bu yaratmalarda görülen en belirgin özellik,
bu ürünlerin yaratıldıkları toplumda meydana gelen sosyal, ekonomik ve kültürel değişmelere
paralel olarak, bazı özelliklerinin veya çoğu özelliğinin değişebilir nitelikte olmasıdır. Başka
bir ifadeyle söylemek gerekirse, sözlü ürünleri yaratan toplumun değişen hayat şartlarına ve
zamanla ortaya çıkan ihtiyaçlarına uygun olarak, bu ürünlerde de değişim kaçınılmaz bir
şekilde ortaya çıkar.
Yaygın olarak bilinen sözlü kültür ürünlerinden olan destanlar, diğer sözlü kültür
ürünlerine benzer bir şekilde, içinde yaratıldıkları toplumun sosyal, ekonomik ve kültürel
şartlarına bağlı olarak değişen ve zaman içinde gelişerek zenginleşen türlerden biridir. İlk
dönemlerde, öğretici ve bilgilendirici işlevleri bulunan destanların, daha sonraki dönemlerde,
temel olarak bilgilendirmenin yanında, kültürel değerlerin yeni kuşaklara aktarılması işlevine
de sahip oldukları görülmektedir. Zamanla destanların işlevlerinde meydana gelen
değişiklikler, destan türünün temel özelliklerini belirleyen unsurların da değişmesi sonucunu
doğurmuş ve birbirinden farklı konuların işlendiği destanların oluşmasını sağlamıştır.
Destanların tür özelliklerinde tarihsel süreç içinde meydana gelen değişim; sosyal,
ekonomik ve kültürel şartlara bağlı olarak dinleyicide, anlatıcıda ve destan metninde birbirini
takip eden bir dizi değişim sonucunda ortaya çıkmıştır. Toplumdaki sosyal, kültürel ve
ekonomik değişmeler, destanların dinleyici kitlesinin talep ve ihtiyaçlarını doğrudan
etkilemektedir. Dinleyici kitlesinin ihtiyaçlarına bağlı olarak, anlatıcı ya anlattığı metinde bu
yeni ihtiyaçlara cevap verecek değişikler yapmakta ya da tamamen farklı ve yeni metinler
oluşturmaktadır. Toplumsal yapılarda meydana gelen değişim; dinleyici, anlatıcı ve destan
metninde bir dizi etkileşim yaratmakta ve bu etkileşim sonucunda destanların konularında
değişmeler meydana gelmektedir.
Bildirimizde, Özbek destan geleneğindeki destanların konularındaki değişim ve bu
değişimin destan alt türlerinin oluşumundaki etkisi tartışılacaktır. Söz konusu değişim, anlatı,
anlatıcı ve dinleyici kitlesinde meydana gelen değişimden hareketle ele alınacaktır. Öncelikle,
Özbek destanlarının alt türlerinin ortaya konulması bakımından, Özbek destanlarının
* Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü.
2
tasnifinin bir değerlendirilmesi yapılacak, daha sonra ait oldukları türlerin en tipik ve yaygın
örnekleri olan “Alpamış”, “Rüstem Han” ve “Küntuğmış” destanları konularının,
kahramanlarının ve mekanlarının özellikleri bakımından ele alınacaktır. Söz konusu örnekler
alt tür kavramı çerçevesinde karşılaştırmalı olarak değerlendirilecek ve böylece Özbek destan
geleneğinde konu değişiminin nasıl meydana geldiği ortaya konmaya çalışılacaktır.
Coğrafî konum ve kültürel yapı bakımından merkezî bir konumda olan Özbek
Türklerinin Orta Asya’daki diğer Türk boylarına nazaran daha erken dönemlerde yerleşik
hayata geçen boylardan biri olduğu bilinmektedir. Özbek Türklerinin ticarî, siyasî ve özellikle
de kültürel ilişkilerin yoğun olarak yaşandığı bir bölgede bulunmaları, onların zaman içinde
meydana gelen bir takım siyasal, sosyal ve ekonomik gelişmelerle diğer boylardan daha erken
karşılaşmalarını sağlamıştır. Siyasal, sosyal ve ekonomik alanlarda çeşitli dönemlerde ortaya
çıkan bu gelişmeler, kültürel hayatın diğer sahalarında olduğu gibi, Özbek sözlü geleneğini de
etkilemiş ve sözlü gelenek içindeki anlatmaların yeni gelişmelere uygun olarak bir takım
değişikliklere uğraması sonucunu doğurmuştur. Genel olarak bahşı adını alan Özbek destan
anlatıcıları1, Özbek Türklerinin çeşitli dönemlerdeki gelişmelere bağlı olarak değişen
beklentilerini karşılamak üzere, Türk destan geleneğinden gelen konularla, kendi boylarının
yaşadığı olayları birleştirmişler ve çeşitli konuların işlendiği pek çok destanî anlatma ve
destan alt türlerine ait anlatmalar oluşturmuşlardır.
Özbek destan geleneğini oluşturan, destan anlatıcıları ve onların oluşturduğu destan
metinleri pek çok bilimsel araştırmanın konusu olmuştur. Özbek destanlarının tasnifi
konusunda ise, dikkati çeken üç çalışmadan bahsetmek mümkündür. Bu çalışmalar; V. M.
Jirmunskiy ile H. T. Zarifov2, M. Saidov3 ve T. Mirzayev ile B. Sarımsakov4 tarafından
yapılmıştır. Söz konusu bilim adamlarının tasnifleri arasında, Töre Mirzayev ile Bahadır
Sarımsakov’un tasnifi, daha önce yapılan tasniflerin de gözden geçirilerek, son dönemde
yapılmış olması bakımından daha kapsamlı bir tasniftir. Bu nedenle, değerlendirmelerimizi bu
tasnif üzerinden yapmayı ve bir karmaşıklığa yol açmamak için bilim adamlarının
adlandırmalarına sadık kalmayı tercih ettik. Töre Mirzayev ile Bahadır Sarımsakov, Özbek
destanlarını; “Kahramanlık Destanları”, “Cenknâmeler”, “Tarihî Destanlar”, “Romanik
Destanlar” ve “Kitabî Destanlar” şeklinde tasnif etmişlerdir.
1 Özbek destan anlatıcıları hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Selami Fedakar. Özbek Destan Geleneği ve Rüstem
Han Destanı. E. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, (Yayınlanmamış Doktora Tezi), 2003, İzmir, ss. 42-67.
2 V. Jirmunskiy-H. Zarifov. Uzbekskiy Narodnıy Geroiçeskiy Epos. Moskova: Ogız, 1947, ss. 61-112
3 M. Saidov. Özbek Destanlarında Bediî Maharet Meseleleri. Taşkent: Fen Neşriyatı, 1969, ss. 32-61
4 T. Mirzayev-B. Sarımsakov. “Destan Uning Türleri ve Tarihî Terakkiyatı”. Özbek Folklorining Epik Janrları.

Bu tasnifte dikkati çeken en önemli husus, Özbek destanlarının hem “konu” ve hem de
“kaynak” esas alınarak tasnif edilmiş olmasıdır. Özbek destanları sadece konuları bakımından
tasnif edildiğinde, Özbek destanlarını; “Kahramanlık Konulu Destanlar”, “Aşk-Kahramanlık
Konulu Destanlar”, “Aşk Konulu Destanlar” olmak üzere üç grupta toplamak mümkündür.
Söz konusu türlerin içinde yer alan anlatmalar incelendiğinde, bu türlerin düz bir çizgi halinde
ve aynı anda ortaya çıkmış eserler olmadığı görülmektedir. Bu türlerin oluşumu veya ortaya
çıkışında, şüphesiz belirli bir değişim ve bunun sonucunda ortaya çıkan gelişim süreci
yaşanmıştır. Yukarıda üç ana başlık altında topladığımız bu türler, toplumun zaman içinde
gelişen hayat tarzına paralel bir şekilde birbirinin devamı olarak ortaya çıkmış ve zaman
içinde değişerek gelişmiştir. Söz konusu türlerin ortaya çıkışını ve zaman içinde uğradıkları
değişimi, Özbek Türklerinin tarihi süreç içinde yaşadığı sosyal, siyasal ve kültürel
değişimlerle açıklamak mümkündür. Bu değişimlere değinmeden önce, konu bakımından bu
üç türün temel özellikleri hakkında bilgi vermek ve daha sonra bu türlerde meydana gelen
değişimin Özbek Türklerinin yaşadığı sosyal, siyasal ve kültürel değişimle ilişkisi üzerinde
durmak yararlı olacaktır.
Türk destan geleneğinin büyük bir kolunu teşkil eden kahramanlık destanları,
Türklerin boylar halinde yaşadıkları dönemdeki atlı göçebe hayat tarzının bir sonucu olarak
ortaya çıkmış ve gelişmiştir. Bu bakımdan kahramanlık destanları, Türklerin epik dönemdeki
toplumsal yapısı ve yaşayışını aksettiren eserler olarak kabul edilmektedir. Bu tür destanlarda,
toplumun boylar halinde yaşadığı dönemlerde, kendi boyuna karşı dışarıdan gelen tehlikelere
karşı savaşan ve bir takım sebeplerden dolayı dağılmış halde olan boyun birliği ve bütünlüğü
için mücadele eden kahramanın başarıları etrafında gelişen olaylar konu edilmektedir. Bu tür
destanların en önemli özelliği kahramanın şahsî başarısından çok toplumsal başarısının veya
zaferinin konu edilmesidir.
Özbek destanları arasında, kahramanlık destanlarının tek örneği olarak Alpamış
Destanı kabul edilmektedir. Destanda, Kongırat boyunun önde gelenlerinin çocuksuzluğu,
kahramanın ile kahramanın amcasının kızı ve beşik kertmeli nişanlısının olağanüstü bir
şekilde doğuşu, kahramanın amcası Baysarı ile babası Bayböri arasında çıkan bir anlaşmazlık
sonucu Baysarı’nın Kalmuk yurduna göç edişi, Alpamış’ın Kalmuk savaşçılarını yenerek
amcası Baysarı’nın kızı ve Alpamış’ın beşik kertmeli nişanlısı olan Barçın’ın evlenmek için
koyduğu şartları yerine getirmesi ve Barçın’ı alarak yurduna dönmesi, daha sonra amcası
Baysarı’yı Kalmuklardan kurtarmak için gidişi ve yedi yıllık bir esirlikten sonra yurduna
4
döndüğünde karısı Barçın’ın Ultantaz ile olan düğününe gelmesi ve Ultantaz’ı yenerek karısı
ve yurduna sahip çıkması anlatılmaktadır.5
Kahramanlık konulu destanlardaki kahramanların özelliklerine bakıldığında, bu
destanlarda yaratılan tiplerin de Türklerin yaşadığı atlı göçebe hayat tarzına uygun özellikler
taşıdığı görülmektedir. Kahramanlık destanlarında yer alan kahramanlar, “Alp Tipi” olarak
tarif edilen tiplerdir ve fizikî bakımdan çok güçlü, olağanüstü özelliklere sahip olarak tasvir
edilmektedir. Benzer durumlar Alpamış Destanı için de söz konusudur. Alpamış bir destan
kahramanı olarak fizikî bakımdan oldukça güçlü olarak tasvir edilmektedir. Alpamış
Destanı’nda kahramanın ilk adı olan Hakimbek’ten sonra “alplerin sonuncusu” manasına
gelen “Alpamış” adını alması, onun “yedi yaşına geldiğinde, dedesi Alpinbiy’den kalan
ondört batman uzunluğundaki yayını çekip, Askar Dağı’nın tepesini uçurması”6 ile
gerçekleşmektedir.
Kahramanlık destanlarında olayların geçtiği mekanlar da aynı şekilde atlı göçebe hayat
tarzının bir tezahürü olarak destanlara yansımıştır. Kahramanlık destanlarında konu edilen
olaylar, daha çok boylar halinde yaşayan topluluğun adıyla anılan “Turan eli” ve “İran
memleketi” gibi çok büyük bir coğrafî alanı içine alan mekanlarda geçmektedir. Alpamış
Destanı’nda yer alan mekan Kongırat boyunun yaşadığı “Kongırat eli” ve Kalmukların
yaşadığı “Kalmuk yurdu”dur. Ayrıca, “Alatağ”, “Çılbırköl”, “Kaşal” gibi geleneksel mekanlar
da yaygın olarak kullanılmakta ve geniş bozkırlar, yüce dağlar, uçsuz bucaksız çöller ve
kaleler tasvir edilmektedir. Bu mekanlar şehirlerden uzak, bozkırları yurt edinmiş atlı göçebe
hayat tarzının hüküm sürdüğü mekanlardır.
Kahramanlık destanlarındaki konu, kahraman ve mekan dışında ele alınması gereken
unsurlar ise, anlatıcı, dinleyici, anlatma yeri ve zamanıdır. Bu özelliklere bakacak olursak,
Alpamış Destanı’nın anlatıcısı olarak Özbek destan geleneğindeki bahşılar karşımıza çıkar.
Alpamış destanı, birbirinden az-çok farklı şekilde, Özbek destan geleneğinde usta anlatıcılar
olarak kabul edilen bahşılardan derlenmiştir. Bu destan, dinleyici kitlesi olarak da Özbek
halkının sevdiği bir destan olarak bilinmekte ve hemen herkes bu destanın dinleyici kitlesi
olarak kabul edilmektedir. Alpamış Destanı’nın hususi bir anlatma yeri ve zamanı söz konusu
olmayıp, gelenekte bahşı ve onun dinleyici kitlesi için uygun olan bir yer ve zamanda
anlatılabilmektedir.
5 Alpamış. Anlatan: Fazıl Yoldaşoğlu, Derleyen: Mahmud Zarifov, Yayına Hazırlayanlar: H. Zarifov - T.
Mirzayev, Taşkent: Şark Neşriyatı, 1998.
6 Alpamış. age. ss. 17-18.
5
Kahramanlık destanlarına ait bu özellikleri verdikten sonra, Özbek Türklerinin
toplumsal yapısı ve yaşayış tarzında meydana gelen bazı değişikliklerden bahsetmek ve bu
değişikliklerin bir sonraki tür olarak inceleyeceğimiz “kahramanlık-aşk konulu destanların”
oluşmasına nasıl etki ettiğini değerlendirmek yerinde olacaktır.
Özbek Türklerinin destan geleneğinde kahramanlık destanlarından sonra,
kahramanlık-aşk konulu destanların ortaya çıkmasında etkili olan iki temel sebepten söz
etmek mümkündür. Bu sebeplerden birincisi, Türklerin göçebe hayat tarzından yarı yerleşik
veya yerleşik hayata geçmesi ve bunun toplumsal hayatta bir takım değişikliklere sebep
olmasıdır. Yerleşik hayata geçmenin etkisiyle, toplumu oluşturan kişilerin birbirleriyle olan
sosyal ilişkileri de artmıştır. Bireyler arasındaki sosyal ilişkilerin artmasıyla, toplumdan çok
bireyin arzu ve istekleri ön plana çıkmış, göçebe hayattan yerleşik hayata geçmenin getirdiği
bir takım problemler ortaya çıkmaya başlamış ve toplumdaki mücadele dıştan içe doğru
yönelmeye başlamıştır. Sözünü ettiğimiz bu sosyal gelişmelerin etkisi, bu dönemde yaratılan
anlatmalarda da kendini açıkça göstermektedir. Yerleşik hayata geçildikten sonra yaratılan
anlatmalarda aşk, vatan sevgisi, dostluk, kişisel çatışmalar ve sosyal hayatta karşılaşılan bazı
problemler destanî eserlerin konuları arasında yer almaya başlamıştır. Bu dönemde meydana
gelen değişikliklerden bir diğeri de boylar halinde yaşayan toplumun millet özelliği
kazanmaya başlamasıyla birlikte, dış güçlerle mücadele için ordular oluşturulmaya
başlanmasıyla ilgilidir. Bu gelişmelerin destanlardaki yansıması, karamanın düşmanla tek
başına mücadele eden biri olarak değil, ordusunun başında düşmanlarla çarpışan bir komutan
olarak anlatılması şeklinde gerçekleşmiştir.
Destanların konularındaki değişikliklerin ve alt türlerinin oluşmasını sağlayan ikinci
sebep ise, İslamiyet’in Türkler ve dolayısıyla da Özbek Türkleri arasında daha fazla
yerleşerek benimsenmesi ve İslamiyet’in toplum hayatındaki etkisini daha da arttırmasıyla
ilişkilidir. İslamiyet’in daha geniş kitleler tarafından benimsenmesiyle birlikte, eski inanç
sisteminden gelen bazı unsurlar zaman içinde ya İslamiyet’e uygun olarak şekil değiştirmeye
başlamış veyahut da yerini İslamî inanç unsurlarına bırakmaya başlamıştır. İslamiyet’le ilgili
bazı inanç unsurlarını barındıran bu dönemdeki anlatmalarda yer almasının yanında, Özbek
bilim adamlarının “Cenknâme Destanlar” olarak adlandırdığı ve Anadolu sahasında
“Gazavatnâmeler” adıyla bilinen eserlerin Özbekistan sahasındaki benzerleri olan mensur
eserlerde İslamiyet’in çok daha fazla etkili olduğunu ayrıca belirtmek gerekmektedir.
Kahramanlık-aşk konulu destanlar, hem kahramanlık destanlarına ve hem de aşk
konulu destanlara özgü konularının bir arada işlenmesiyle meydana gelmiş anlatılardır. Bu tür
destanlarda kahramanlık konusu ile aşk konulu destanlara özgü unsurlar genellikle dengeli bir

biçimde işlenmektedir. Kahramanlık unsurunun işlenişi bakımından bazı farklılıklar olmasına
rağmen, kahramanlık-aşk konulu anlatmalar, Dede Korkut Kitabı’ndaki anlatmalarla ortak
özelliklere sahiptir. Bu bakımdan, bu anlatmaları, destandan hikâyeye geçiş döneminin
ürünleri olarak kabul edilen “epico-romanesk” anlatılar içinde değerlendirmek mümkündür.
Özbek destan geleneği içindeki Aşk-Kahramanlık Konulu Destanlara; “Yakka Ahmed
Destanı” ve Özbek Köroğlu dairesi anlatmalarından, “Gülnar Peri”, “Yunus Peri”,
“Avazhan”, “Hasanhan”, “Dalli”, “İntizar”, “Melike Ayyar”, “Kunduz bilen Yulduz”,
“Meşrika”, “Huşkeldi” ve “Balagerdan” destanları dahil edilmektedir. Bu tür destanların en
çok bilinen örneği Rüstem Han Destanı’dır. Destanda, kahraman Rüstem’in olağan üstü
şartlarda doğumu, üvey annelerinin iftirası sonucu babası Sultan Han tarafından idama
mahkum edilen annesi Hürayim’i savaşarak cellatların elinden kurtarması ve Aktaş şehrinden
ayrılmaları, sonraki bölümlerde toplum için tehlike olan ejderhayı yenerek Aftabay ile
evlenmesi ve Bucul şehrine yönetici olması, daha sonra annesini ikinci defa kurtarması ve
babasıyla barışarak Aktaş şehrine dönmeleri konu edilmektedir.7
Kahramanlık-aşk konulu destanlar kahramanları bakımından değerlendirildiğinde, bu
destanlardaki kahramanların anlatımında, kahramanlık destanlarına benzer bir şekilde, genel
olarak fiziki güce önem verildiği, fakat kahramanın olağanüstü özelliklerinin daha sınırlı
olduğu görülmektedir. Bu destanlardaki kahramanlar çok aşırı abartılardan uzak nispeten daha
realist bir şekilde tasvir edilmektedir. Bu anlatmalarda, kahramanın birtakım maceralara
atılmasının sebebi genellikle aşkla bağlantılı olarak ortaya çıksa da, kahraman içinde yaşadığı
toplumun refahı ve mutluluğu için çaba göstermekte, haksızlık ve adaletsizliğe karşı mücadele
etmektedir.
Rüstem Han Destanı’nında Rüstem, kahramanlık destanlarındaki kahramanlarla
benzer özelliklere sahiptir. Bu benzerlik en çok onun fiziki olarak güçlü, cesur ve yenilmez
bir kahraman olarak tasvir edilmesinde görülmektedir. Destanda, Rüstem’in Aftabay’ı esir
eden ejderha ile karşılaşmasında, ejderhayı sağır ederek bayıltacak kadar güçlü olan
narasından bahsedilmektedir.8 Fakat, kahramanlık destanlarının genel karakteri olan, yabancı
düşmanlarla savaş, dağılmış olan toplumu bir araya toplama çabası, Rüstem Han Destanı’nda
farklı bir yapıya dönüşmüştür. Rüstem Han, zor durumda olan ailesinin kurtarıcısı, zor
durumda kalanların yardımcısı ve iç çekişmeler nedeniyle bozulmuş olan adaleti yeniden tesis
eden bir kahraman olarak tasvir edilmiştir. Rüstem’in maceraya atılmasının sebebi annesini
7 Rustemhan: Uzbekskiy Geroiko-Romeniçeskiy Epos. N. V. Kıdayş-Pokrovskaya, Moskova: Nauka, 1972, ss.
85-190
7
idamdan kurtarmak olsa da daha sonra, toplum için bir tehlike olan ejderhayı öldürerek
toplumsal bir başarı elde etmektedir.
Kahramanlık-aşk konulu destanlardaki olaylar genellikle yarı yerleşik veya yerleşik
hayat tarzının yaşandığı mekanlarda geçmektedir. Bu tür destanlarda, bozkırlar, dağlar, göller
vb. gibi açık mekanların yanında orta çağ şehirlerinin ve geleneksel mekanların tasvirleri bir
arada bulunmaktadır. Bu türe örnek olarak aldığımız Rüstem Han Destanı’nın konusu da
genel olarak benzer mekanlarda geçmektedir. Destandaki olaylar, “Aktaş” ve “Bucul” gibi
şehirlerin yanında, “Çarhin Gölü”, “Kökulu Dağı” ve “Bahre Dağı” gibi açık ve geleneksel
mekanlarda geçmektedir.
Kahramanlık-aşk konulu destanları dinleyiciler, anlatıcılar, anlatım yeri ve zamanı
bakımından değerlendirildiğinde, bu unsurların kahramanlık destanlarındaki anlatıcı,
dinleyici, anlatım yeri ve zamanıyla benzer özelliklere sahip oldukları görülmektedir. Fakat,
dinleyici kitlesini etkileyen değişimlerin anlatıcıları da etkilediği şüphesizdir. Bir bakıma
içinde yaşadığı toplumun nabzını tutan kişiler olan destan anlatıcıları, tarihi süreç içinde
meydana gelen değişimlere ilgisiz kalmamış, dinleyici kitlesinin talep ve ihtiyaçlarını
karşılamak üzere, bu dönemde yarattıkları anlatmalarda hem kahramanlık ve hem de aşk
unsurlarını bir arada kullanmayı tercih etmişlerdir. Aynı zamanda, kahramanlık-aşk
destanlarının anlatıcıları bu dönemde yeni kahramanlık destanları anlatmak yerine, içinde
yetiştikleri geleneğin temel özelliklerinden ayrılmadan dönemin özelliklerine uygun konuların
işlendiği yeni alt türler oluşturmuşlardır.
Bildirimizde son olarak, Özbek destan geleneğinde aşk konulu destanların otaya çıkış
sebeplerini hazırlayan toplumsal yapıdaki değişimlerden bahsetmek ve bu değişimlerin “aşk
konulu destanların” oluşmasındaki etkisi üzerinde durmak istiyoruz.
Özbek destan geleneği içinde aşk konulu destanların ortaya çıkışını hazırlayan
sebepler toplumun bir takım kültürel değişmelerle karşı karşıya kalmasıyla ilgilidir. Türklerin
yerleşik hayata geçtikten ve İslamiyet’i kabul ettikten sonra daha yakından tanıdıkları Arap ve
Fars kültürünün tarihi süreç içinde sosyal hayatın çeşitli alanlarında az veya çok etkili olduğu
bilinmektedir. Bu etkiye en çok maruz kalan sahalarından biri de edebiyat sahası olmuştur.
Klasik Türk edebiyatı şairleri zaman içinde bu kültürden etkilenmiş ve Arap-Fars
edebiyatından aldıkları konuları, mecazları vb. gibi klasik edebiyat unsurlarını bazen olduğu
gibi alarak, bazen de bu unsurları Türk kültürünün unsurlarıyla birleştirerek pek çok yeni eser
ortaya koymuşlardır. Alişir Nevaî, Fuzulî, Mahtum Kulu vb. gibi meşhur şairlerin kaynakları
8 Rustemhan….s. 140.
8
Arap ve Fars edebiyatından olan “Leyla ile Mecnun”, “Ferhat ile Şirin” vb. gibi eserleri ve
klasik edebiyatın çeşitli nazım türleri Özbek Türklerinin büyük bir çoğunluğunun tam olarak
yerleşik hayata geçmesinden sonra halk arasında büyük bir beğeniyle karşılanmıştır. İçinde
yaşadıkları toplumun değişen ihtiyaçlarına göre eserlerini şekillendiren destan anlatıcıları da
bu gelişmelerden etkilenmiş ve bu türdeki eserlerde işlenen aşk, sevgi, dostluk, adalet, aile
sevgisi gibi konuların işlendiği aşk konulu destanları oluşturmuşlardır. Aşk konulu destanların
özelliklerinin daha iyi anlaşılması için, bu anlatmaların Anadolu sahasındaki halk hikayeleri
ile pek çok açıdan benzer noktalara sahip olduğunu belirtmek yerinde olacaktır.
Aşk konulu destanlarda, genel olarak kahramanın rüyasında veya resminden görerek
aşık olduğu sevgilisini aramak için yolculuğa çıkması, yolda kahramanlıklar göstererek
karşısına çıkan engelleri aşması ve sonunda sevgilisine kavuşması anlatılmaktadır.
Kahramanlık destanlarındaki kahramanı kendi boyunu korumak ve kurtarmak için bir takım
mücadeleler verirken, aşk konulu destanlardaki kahraman sevgilisine giden yolda karşısına
çıkan engelleri aşmak için cesaret göstermektedir. Yani, bu anlatmalardaki cesaret ikinci
plana geçerek arada bir gerçekleşen bir karaktere sahiptir. Bu anlatmalarda, konunun temelini
aşk, sevgi, dostluk, aile sevgisi vb. gibi konular teşkil etmektedir ve günlük hayatın içinde yer
alan çeşitli entrikalar bu anlatmalarda yaygın olarak işlenen konulardandır.
Özbek destanları içinde aşk konulu destanlara; Özbek Köroğlu dairesi anlatmalarının
son halkaları olan “Ravşan”, Gülihıraman”, “Cihangir” ve “Nurali” destanları dahil
edilmektedir. Bu türün en tanınmış örneği ise, çalışmamıza örnek olarak aldığımız Küntuğmış
Destanı’dır. Destanda, Nogay padişahlarından Karahan’ın oğlu olan Küntuğmış’ın, Halbika
adlı güzeli rüyasında görerek ona aşık olması, tacir kılığına girerek Buvra Han’ın şehrine
gitmesi ve Halbika’yı tavlada yenerek onun sevgilisi olması, Halbika’nın ikiz oğlan
doğurduktan sonra çocuklarından ve eşinden ayrı düşmesi, Küntuğmış’un çöle terk edilen
çocuklarını bulaması, fakat çocukları Gurkibay ve Mahibay ile yeniden ayrı düşemeleri,
Buvra Han’ın ölümüyle Küntuğmış’un Zerger şehrinin hanı olması ve sonunda da kahramanın
kaybettiği eşi ve çocuklarıyla kavuşması anlatılmaktadır.9
Aşk konulu destanlar, kahramanlarının özellikleri bakımından değerlendirildiğinde, bu
anlatmalardaki kahramanın diğer türlerdeki kahramana nazaran çok daha gerçekçi tasvir
edildiği görülmektedir. Aşk konulu destanlardaki kahramanın fiziki gücü ve olağanüstü
özelliklere sahip olması çok büyük bir önem taşımaz. Bu anlatmalarda kadın tiplerin de
kahramanlık destanlarındaki kadın tiplerin aksine, içe dönük ve sosyal hayatta daha pasif bir
9 Küntuğmış. Anlatan: Ergaş Cumanbülbüloğlu. Derleyen: M. İsa Ernazaroğlu, Bülbül Teraneleri. Cilt: I, Yayına
Hazırlayan: H. Zarifov, Taşkent: Fen Neşriyatı, 1971, ss. 173-342.
9
şekilde tasvir edildiği görülmektedir. Aşk destanlarındaki kadın tipler, sarayda ve bahçelerde
yaşar veya dev, ejderha gibi yaratıkların elinde sevgilisinin gelip kendisini kurtarmasını
bekler. Kahramanlık ve aşk destanlarının karakterleri arasındaki başka bir fark ise, bu iki
destan türünde bulunan ikinci derecedeki karakterlerde görülmektedir. Kahramanlık
destanlarında pek rastlanmayan devlet yönetimindeki kişiler, vezir ve komutan gibi kişiler aşk
destanlarında ayrıntılı şekilde tasvir edilmektedir. Örnek olarak ele aldığımız Küntuğmış
Destanı’ndaki kahramanın özellikleri, yukarıda sözünü ettiğimiz özelliklerle birebir
örtüşmektedir. Destanın başında Küntuğmış’ın fiziki gücünden hiç söz edilmez, sadece onun
okul eğitiminin yanında silah ve at binme eğitimi de aldığından bahsedilmemektedir. Aynı
şekilde, Küntuğmış’ın sevgilisi Halbika aşk destanlarındaki kadın tiplerine benzer bir şekilde
içe dönük ve sosyal hayatta daha pasif bir şekilde tasvir edilmektedir.
Aşk konulu destanlardaki olaylar genellikle, toplumun yerleşik hayata geçmesiyle
kurulan Ortaçağ şehirlerinde geçmektedir. Bu destanlarda bir Ortaçağ şehrinin bütün
özelliklerini görmek mümkündür. Muhafızlar tarafından korunan şehirlerin kale kapıları,
kalabalık doğu pazarları, halkın toplandığı meydanlar vb. gibi mekanlar oldukça ayrıntılı bir
şekilde tasvir edilmektedir. Ayrıca, çok şatafatlı saraylar, kaleler, bağlar, bahçeler ve İrem
Bağı ile Kaf Dağı gibi efsanevî mekanlar, aşk destanlarında çok yaygın olarak kullanılan
mekanlar arasındadır. Bu gruptaki destanlarda olaylar; “Bulgar”, “Bağdat”, “İsfahan”,
“Hindistan” vb. gibi geleneksel mekanlarda geçmektedir. Küntuğmış Destanı’ndaki olaylar
genel olarak “Dorman” ve “Zenger” şehirlerinde geçmekle beraber, destanda saraylar, bakımlı
bahçeler ve kalabalık halkın doldurduğu pazarların ayrıntılı tasvirleri bulunmaktadır.
Aşk konulu destanların dinleyici, anlatıcı, anlatım yeri ve zamanı da diğer türler
benzer özellikler arz etmektedir. Fakat toplumun çoğunun yerleşik hayata geçmiş olduğu bu
dönemde meydana gelen değişimler destan anlatıcılarını da etkilemiş ve oluşturdukları
destanlarda klasik edebiyat örneklerinden alınan konuları Özbek destan geleneği çerçevesinde
işleyerek kullanmayı tercih etmişler ve aşk konulu destanlar olarak adlandırılan anlatmaları
oluşturmuşlardır.10 Anadolu sahasındaki halk hikayeleriyle benzer özellikler taşıyan ve Özbek
bilim adamlarının aşk konulu destanlar olarak adlandığı bu anlatmaları destan türünün içinde
değerlendirmek oldukça zordur. Bu anlatmaların Özbek Türkleri tarafından destan olarak

adlandırılmasının iki sebepten kaynaklandığı düşünüyoruz. Bu sebeplerden biri, konularının
temelini aşk oluşturan bu tür anlatmaların, Özbek sözlü destan geleneği içinde hem şekil ve
hem de anlatım özellikleri bakımından hiçbir değişiklik yapılmadan destan formunda
oluşturulmalarıdır. Diğer sebep ise, bu eserlerin hem anlatıcı ve hem de dinleyicilerin bir
arada bulundukları bir ortamda icra edilmesi ve bu eserlerin uzun yıllar kahramanlık
destanlarıyla birlikte anlatılmış olmalarından dolayı kahramanlık destanlarına özgü bir takım
unsurları barındırmalarıyla ilgilidir. Fakat, Özbek Türklerinin aşk konulu anlatmaları üzerinde
yapılacak kapsamlı araştırmalar bu eserlerin çeşitli açılardan değerlendirilmesine ve bu
anlatmalara özgü unsurların aydınlatılmasına imkan sağlayacaktır.
Sonuç olarak, genelde bütün Türk boylarının özelde ise Özbek Türklerinin tarihi süreç
içinde sosyal, siyasal, ekonomik ve kültürel etkiler sonucunda hayat şartlarının değişmesinde;
göçebe hayattan yerleşik hayata geçiş, İslamiyet’in kabul edilmesi ve zaman içinde halk
arasında yaygın olarak benimsenmesi ve Arap-Fars kültürünün oldukça büyük etkisi olduğu
görülmektedir. Özbek Türklerinin değişen hayat şartlarının etkileri kısa zamanda Özbek sözlü
destan geleneği de görülmeye başlanmıştır. Sosyal hayatta meydana gelen bu değişmeler
destanların dinleyici kitlesini etkilediği gibi, Özbek destan anlatıcılarını da etkilemiştir. İçinde
yaşadıkları toplumun bir parçası olan ve toplumun nabzını tutan kişiler olarak bilinen destan
anlatıcıları, bir nevi üretici-tüketici ilişkisi içinde oldukları dinleyicilerin değişen talep ve
ihtiyaçlarına hiçbir dönemde ilgisiz kalmamışlardır. Özbek destan anlatıcıları söz konusu
gelişme ve değişmelere paralel olarak dinleyici kitlesinin ihtiyaçlarını karşılamak üzere
oluşturdukları destan metinlerinin konuları, kahramanları ve olayların yaşandığı mekanların
özelliklerinde bir takım değişiklikler yapmışlardır. Söz konusu etkiler ve buna bağlı
değişiklikler sonucunda, Özbek destanlarında işlenen konuların kahramanlıktan aşka doğru
bir değişim yaşandığı ve bunun sonucunda da “kahramanlık”, “kahramanlık-aşk” ve “aşk”
konularının işlendiği destan alt türlerinin oluştuğu görülmektedir.

Son Düzenleyen MaKaLeLe; 09-01-2007 @ 02:57. Sebep: Mesajlar Otomatik Olarak Birleştirildi
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 17-11-2008   #3 (mesaj-linki)
asla_asla_deme - avatarı
Cvp: Özbekistan Tarihi

447.400 km2Tik yüzölçümüy­le SSCB'nin dördüncü büyük cumhuriyetidir. Orta Asya'da yer alan Özbekistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti pamuk üretiminde SSCB'de birinci, dünyada ise üçüncü gelir. Ülke kuzeyde ve batıda Kazakistan, güneyde Türkmenistan Sovyet Sosyalist cumhuriyetle­ri ve Afganistan Demokratik Cumhuriyeti, doğuda ise Tacikistan ve Kırgızistan Sovyet Sosyalist cumhuriyetleriyle çevrilidir. 1936'da kurulan Karakalpak Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti Özbekistan sınırları içindedir. Ülkenin büyük bölümünü Kızılkum Çölü kaplar. Kuzeydeki Aral Gölü'nün batı yakası Üst Yurt Yaylası'na doğru yükselerek Tanrı Dağları'yla Altay Dağlan'nın eteklerine ve vadilerine kadar uzanır. Bu dağlardan akan ırmaklar çöl topraklarının sulanmasında kul­lanılır. Başlıcaları Amu Derya (Ceyhun), Sir Derya (Seyhun) ve Zerefşan ırmakları ile kolları olan bu akarsuların çevrelediği alanda çok sayıda vaha bulunur.
Özbekistan'ın ekonomisi tarıma dayanır. Uzun sıcak yazlar pamuk ve pirinç tarımına, ayrıca ipek üretiminde kullanılan dut ağaçla­rının yetiştirilmesine çok elverişlidir. Özbe­kistan'da ayrıca buğday ekilir, sığır ve karakul koyunu yetiştirilir.Çeşitli Özbekistan kentlerindeki fabrikalar­da, ülkede üretilen pamuk, ipek ve öteki tarım ürünleri işlenir ve SSCB'nin bütün bölgelerine gönderilir. Ülkenin başkenti ve en önemli kenti olan Taşkent'te tarım ve başka makineler üretilir. Ünlü İpek Yolu üstünde olan Taşkent, Orta Asya'nın en büyük ticari, siyasal ve kültürel merkezidir.1966'daki depremde yıkıma uğrayan kentin büyük bölümü sonradan yeniden yapılmıştır. Semerkant ve Buhara kentleri ise eğitim ve dokuma merkezleridir. Özbekistan'da, önem­li yerleşim merkezlerini birbirine bağla­yan gelişmiş bir demiryolu ağı bulunur. Taşkent Orta Asya'daki Sovyet cumhuriyetle­rinin en önemli havayolu kavşağıdır.
Özbekistan'da etnik grupların sayısı 60'ı bulur. Ülke halkının üçte ikisinden biraz fazlasını Türk soyundan ve Müslüman olan Özbekler oluşturur. Özbekistan dünyanın önemli İslam kültür merkezlerinden biridir. Ruslar, Tatarlar ve Kazaklar ülkedeki öbür büyük etnik gruplardır. Ayrıca ülkede az sayıda Tacik ve Karakalpak yaşar. Özbekis­tan'ın resmi dili, Çağatayca'nın devamı ve bir Türk lehçesi olan Özbekçe'dir.



Birûnî, Uluğ Bey, Ali Şir Nevai Özbekistan' ın yetiştirdiği değerli bilim adamı, şair ve yazarların en önde gelenleridir (bak. ali şir Nevaİ; Birûnî; UluG Bey). İÖ 4. yüzyılda Bü­yük İskender'in istilasına uğrayan Semerkant, o dönemde gelişkin bir başkentti. Daha sonra sırayla Araplar'ın, Türkler'in ve Moğollar'ın eline geçti. En parlak dönemine 14. yüzyılda, Timur İmparatorluğu'nun başkentiyken ulaştı (bak. timur). Kentte Timur'un kendi türbesi de içinde olmak üzere kubbeli ve seramik bezeli camilerle türbeler, Bibihanım Medre­sesi ve Timur'un torunu Uluğ Bey'in yaptırdı­ğı gözlemevi dikkati çeker.
Buhara eski zamanlarda Asya'nın uzak bölgelerinden gelen kervan yollarının birleşti­ği bir alışveriş merkeziydi. 19. yüzyıl başların­da Buhara, Hokand ve Hive'de kurulan üç Müslüman devleti 19. yüzyılın sonlarında Rus Çarlığı'nın istilasına uğradı. 1917'de Ekim Devrimi sırasında Özbekler ve öteki Müslü­manlar, yönetimi ele geçiren devrimci güçlere karşı başkaldırdı. 1918'de Türkistan Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti, 1920'de ise Harezm ve Buhara Sovyet Halk cumhuriyet­leri kuruldu. 1924'te bu üç cumhuriyet dağıtıl­dı; bölge toprakları Özbekistan, Tacikistan, Kırgızistan, Türkmenistan ve Kazakistan ara­sında paylaştırıldı.
1989 yazında Özbekler ile gene Müslüman bir Türk topluluğu olan Meshetler (Ahıskalar) arasında ekonomik nedenlerden kaynakla­nan çatışmalar çıktı. 100'ün üzerinde ölü ve 1.000'den fazla yaralıyla sonuçlanan çatışmala­rın yatıştınlmasının ardından çok sayıda Meshet Volga bölgesinin iç kesimlerine yerleştirildi.Özbekistan'ın nüfusu 19.569.000'dir (1988).

MsxLabs & TemelBritannica
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Eski 25-07-2009   #4 (mesaj-linki)
BURCUAY - avatarı
Cvp: Özbekistan Tarihi

Özbekler (Şeybaniler)

On dördüncü yüzyıldan itibaren Orta Asya’da hakimiyet kuran, bugün çoğunlukla Özbekistan Cumhuriyetinde yaşayan Türk boyu.

Özbek halkının tarihinin ilk dönemlerine ait bilgi yoktur. Özbeklere bu ad, ilk olarak 1313-1340 yılları arasında hüküm süren, Altınordu Hükümdarı Gıyâseddin Muhammed Özbek tarafından verildi. Daha sonraları, 1412-1468 yılları arasında hüküm süren Ebü’l-Hayr’a bağlı Müslüman-Türklerin adı oldu.

Timur Han"ın 1405’te ölümünden sonra zayıflayan Timur İmparatorluğu parçalanmaya başladı. Bu sırada Aral Gölünün ve Seyhun Irmağının kuzeyindeki bölgede dağınık olarak yaşayan Özbekler, Ebü’l-Hayr’ın idaresinde toplanarak, 1428’de onu kendilerine han ilan ettiler. Kısa zamanda kuvvetlenip, çevredeki diğer boyları da hakimiyetleri altına aldılar. Timurlulardan, Harezm’i alıp, Urgenc’i zaptettiler. Siriderya (Seyhun) Irmağı kıyısındaki Sığnak, Arkuk, Suzak, Akkurgan, Özkent gibi şehirleri ülkelerine kattılar ve bunlardan Sığnak’ı başşehir yaptılar. Türkistan taraflarına seferler düzenledilerse de, Kalmuklara yenilerek Sığnak’a çekildiler. Özbeklerin bu zayıf durumundan istifade eden Karay ve Canibek adlı başbuğlar, Özbeklerden bir kısmını etraflarında toplayıp, Çağatay Hanı Esenboğa’ya başvurarak, kendilerine yurt vermesini istediler. Esenboğa, onları, Çağatay Moğol İmparatorluğunun sınır bölgelerine yerleştirdi. Canibek ve Karay’a tâbi olarak Özbeklerden ayrılan göçebe boylara, daha sonra Kazak veya Kırgız Kazakları adı verildi. Kırgız Kazaklarını yeniden hakimiyeti altına almaya çalışan Ebü’l-Hayr, 1468’de bir savaşta vefat etti. Ebü’l-Hayr’ın vefatından sonra, Özbekler, Çağatay Moğol hükümdarı Yunus Hana yenilerek dağıldılar. Yunus Han, Ebü’l-Hayr’ın oğlu Şah Budak’ı öldürttü. Dağınık halde bulunan Özbekler, bu hadise üzerine Şah Budak’ın oğlu Muhammed Şeybek’in (Şeybânî) etrafında tekrar toplanarak güneye doğru inmeye başladılar.

Bu tarihten itibaren Şeybânîler adıyla da anılan Özbekler, ilk zamanlar, Çağatay Hanı Mahmud Hanın himayesine girerek Türkistan’a yerleştiler. 1500 yılında Timuroğulları Devletindeki iç karışıklıktan yararlanarak, Buhara’yı zaptedip, Timur Hanedanına son verdiler. Mâverâünnehir tahtına, Muhammed Şeybânî geçti. Timur soyundan gelen Hüseyin Baykara’nın hüküm sürdüğü Harezm’i ve Hüseyin Safi’nin idare ettiği Hîve’yi de ele geçiren Özbekler, Çağatay Hükümdarı Yunus Hanın torunu Babür ile uğraştılar. Yapılan bir savaşta, Babür’ü mağlup ederek Taşkent’e çekilmek zorunda bıraktılar. Horasan tarafına da seferler düzenleyip, Belh ve Herat’ı ele geçirdiler. Çağatayların elinde bulunan Taşkent’i de zapteden Özbekler, Çağatay Hanı Mahmud Han ile kardeşi Ahmed Hanı esir aldılar. Böylece Türkistan, Mâverâünnehir, Fergana ve Horasan bölgelerine hakim olup, Orta Asya’nın en güçlü devleti hâline geldiler.

Özbekler, on altıncı yüzyıl boyunca İran’daki Şiî-Safevîler"le devamlı olarak savaştılar. Osmanlılar ve Hindistan’daki Babürlüler"le iyi münasebetler kurmaya çalıştılar. 17 ve 18. yüzyılın ortalarına kadar Astırhanlar Hanlığı"nın hakimiyeti altında kaldılar. 1740’ta, Nâdir Şah tarafından, Astırhanlar (Astrahan) Hanlığı yıkıldı.

Nâdir Şahın vefatından sonra, hakimiyet Canoğullarının yerine Mangıthanlar sülâlesine geçti. Canoğullarının hakimiyeti, 1860 yılına kadar devam etti. 1860’tan itibaren Türkistan içlerine doğru ilerleyen Rusların himayesinde, yarı bağımsız olarak devam eden Buhara Hanlığı"nın hakimiyetinde kalan Özbekler, Rusların baskısı altında yaşadılar. 1917’deki komünist ihtilalden sonra, Rus esaretine karşı harekete geçtiler. Buhara, 1920’de Ruslar tarafından tamamen işgal edilince, Mangıthanlar sülalesi de ortadan kalktı. Kadın-erkek, ihtiyar-çocuk demeden insanların kurşuna dizilmesi, cami ve mescitlerin kapatılıp din adamlarının şehit edilmesinden sonra, Buhara Halk Cumhuriyeti kuruldu. Bu cumhuriyet de 1924’te ortadan kaldırıldı.

Bugün Özbekler, 1991’de bağımsızlığını kazanan Özbekistan Cumhuriyeti"nde yaşamaktadırlar. 1984’te 17.5 milyon olan Özbekistan nüfusunun, 12 milyonu Özbeklerden meydana geliyordu. Ayrıca, Tacikistan’da 1 milyon, Türkmenistan’da 240 bin, Kırgızistan’da 450 bin, Kazakistan’da 2 milyon 400 bin kadar Özbek yaşamaktadır. Böylece Orta Asya Türk Cumhuriyetlerindeki toplam Özbek sayısı, 16 milyonu bulmaktadır.


Alıntı
  Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et Bu mesaja hızlı cevap gönder
Cevap Yeni Konu Aç

Etiketler
tarihi, Özbekistan
Hızlı Cevap
Resim Doğrulama
Mesaj:
Seçenekler
Özbekistan Tarihi Konusuna Benzer Konular
Konu Konuyu Başlatan Forum Cevap Son Mesaj
Özbekistan Resimleri The Unique Özbekistan 5 04-03-2009 02:44
Özbekistan Müziği Bia Özbekistan 0 01-09-2008 22:33
Özbekistan - Semerkand Bia Özbekistan 0 24-08-2008 21:48
Özbekistan Medreseleri Bia Özbekistan 0 15-08-2008 23:25
Özbekistan Bayrağı Hi-LaL Özbekistan 0 21-05-2008 00:40