| | #1 (mesaj-linki) | |
| Şeyh Şamil (Şeyh Şamil Kimdir? - Şeyh Şamil Hakkında) Şeyh Şamil (1797 - 1871) İmam Şamil 1797 yılında Dağıstan’ın Gimri köyünde dünyaya geldi. Babası bölgenin yerli halklarından Avar Türklerine mensup Dengau Muhammed’dir. 15 yaşında iken at binerek kılıç kuşandı. 20 yaşına geldiğinde iki metreyi aşan boyu ile atlama, ateş etme, güreş, koşu, kılıç gibi spor dallarında üstün yetenek sahibi olmuştu. Öğrenimine bilgin Said Harekani’nin yanında başladı. Daha sonra kayınpederi olan Nakşibendi Şeyhi Cemaleddin Gazi Kumuki’nin öğrencisi oldu. Kendinden önce İmamet makamında bulunan Gazi Muhammed ve Hamzat Beg’in müşavirliğini yaptı. Son derece sade ve kanaatkar bir hayatı vardı. İmam Şamil, muhtelif zamanlarda beş defa evlenmiş ve bu izdivaçların bazıları dini ve siyasi sebeplerle olmuştu. Şamil’in Fatimat, Cevheret, Zahidet, Emine ve Şovanat ismindeki zevcelerinden Ahmed Cemaleddin, Muhammed Gazi, Muhammed Said, Muhammed Şefi, Cemaleddin ve Muhammed Kamil isimli altı oğlu ile Fatimat, Nafisat, Necabat, Bahu-Mesedu ve Safiyat isimli beş kızı oldu. Şamil, İmam yani devlet başkanı seçildikten sonra ilk iş olarak iç işlerini ele aldı. Ruslara karşı daha etkili savaşmak için lüzumlu idari ve askeri teşkilatları yeni esaslara göre tanzim etti. Bir taraftan askeri tedbirler alıp düşmana karşı savunma savaşları verirken, diğer taraftan da muntazam adli ve idari sivil bir devlet mekanizması geliştirmiş, medreselerde eğitime önem verdirmiş, fikir ve sanat alanında da büyük adımlar atılmasını sağlamıştır. Döneminde tophaneler, baruthaneler, silahhaneler yapılmış, muntazam birlikler halinde askeri teşkilat kurulmuştur. Güçlü hitabeti, kararlı tutumu ve askeri dehasıyla büyük başarılar kazanmış, ünü kısa zamanda yayılarak, otoritesi Dağıstan civarında yaşayan geniş topluluklar tarafından kabul edilmiştir. İmam Şamil, idare sistemini yeniden düzenlerken, ülkeyi naiplik ve vilayetlere ayırarak bunların başına hem askeri hem de sivil yetkilerle donatılmış naipleri getirdi. Üç veya dört naiplik bir vilayet idi. Vilayetlerin başındaki naibin rütbesi daha yüksekti. Ayrıca, her biri birer savaş kahramanı olan bu yüksek rütbeli naiplerden Ahverdil Muhammed, Kabet Muhammed, Şuayıb Molla, Taşof Hacı, Danyal Sultan, Nur Muhammed, Hitinav Musa, Sadullah, Duba Hacı, Hacı Murat ve Şamil’in büyük oğlu Muhammed Gazi, gazavat’ın adı anılması gereken başlıca kahramanları oldular. Şamil imam seçildiği 1834 yılından 1859 yılına kadar Rusya’nın büyüklüğü ve kudretine rağmen yılmadan mücadeleyi sürdürdü. Kendinden önceki iki imamın döneminde de fiilen 10 yıl savaşlara iştirak ettiğinden durup dinlenmeden cihad ettiği süre tam 35 yılı bulmuştur. Bu süre zarfında Rus kuvvetlerine büyük zayiatlar vermiş ancak kısıtlı sayıdaki asker sayısı da günden güne erimiştir. 1839’da Ahulgo Tepesinde 3.000 mürid ile General Grabbe komutasındaki 10.000’i aşkın üstün donanımlı Rus ordusunun kuşatmasına 80 gün süreyle direnişi harp tarihine geçmiştir. Şamil bu savaşta eşi Cevheret’i, oğlu Said’i ve kızkardeşi Mesedo’yu kaybetmiş, 8 yaşındaki oğlu Cemaleddin’i Ruslara rehin vermek zorunda kalmıştır. Bu dehşet verici savaşlarda sadece insan kaybı olmadı. Ruslar, ancak aylar süren savaşlar sonunda işgal edebildikleri bölgelerde, ağaçları, ormanları yakıp, bir tek canlı yaratık bırakmadan ilerlerdiler. Savaşlara iştirak eden Rus komutanlarından Milyutin, 80 gün devam eden Ahulgo savaşı hakkında hatıratında şu satırlara yer verir; "Artık savaşın sevk ve idaresi kumandanların elinden büsbütün çıkmıştı. Hiddetlerinden köpürmüş, adeta çıldırmış bir hale gelen dağlılar, ulu orta askerlerimizin üzerine saldırıyor, süngü ucunda can verinceye kadar dövüşüyorlardı. Kadınlar bile kendilerini kudurmuş gibi müdafaa ettiler ve silahsız oldukları halde sıra sıra süngülerimizin üzerine atıldılar. Lakin muvaffakiyet için her türlü fedakarlığı göze almış olan Rus kumandanlığı inatla taarruzlara devam etti. Teslim olmayı katiyyen reddeden dağlılar, hiçbir ümitleri kalmadığı halde kahramanca dövüştüler. Kadınlar, çocuklar ellerindeki kamalarla Ruslara hücum ediyor, süngülerin önünde göz kırpmadan can veriyorlardı. Bazıları ise kendilerini ve çocuklarını korkunç uçurumlara atıyorlardı. Yaralılar bile inanılmaz şekilde dövüşüyordu."Dost ülkelerden hiçbir yardım göremeyen İmam Şamil’in, nihayet elindeki bütün kuvvet kaynakları tükenir ve 1859’un 6 Eylül’ünde Gunip’te Prens Baryatinsky komutasındaki 70.000 kişilik Rus ordusuna, yanında birkaç yüz kişi kalıncaya kadar direndikten sonra teslim olur. İmam Şamil, aile efradı ve 40 kadar adamı Petersburg’a Çar’ın sarayına götürülür. Rus Çarı II.Aleksandr tarafından sarayın kapısında hayrete düşülecek derecede nazik karşılanır. Çar, babası 1.Nikola’ya ve ihtişamlı ordularına tam otuzbeş yıl Kafkasya’yı zindan eden, zamanının bu en büyük kahramanını karşısında görür görmez, yüzünden ve sakalından hayranlıkla öpmekten kendini alıkoyamaz. İmam Şamil bir ay kadar sarayda misafir edildikten sonra, saygın tutsak olarak esaret yıllarını geçireceği Kaluga’ya gönderilir. Ancak Şamil ve ailesine esaret çok ağır gelir. İki yıl içinde Şamil’in simsiyah saçları beyazlar. Büyük kızı Nafisat ile gelini Muhammed Gazi’nin karısı Kerimet üzüntüden vereme yakalanarak ölürler. Aradan ancak on yıl geçtikten sonra Çar, onun Hac’ca gitmesine izin verir. Ancak bir tedbir olarak oğlu Muhammed Şefi’yi alıkoyar ve Hacc’ı ifa ettikten sonra derhal Rusya’ya dönmesini şart koşar. Şamil, 1870 yılında maiyetindeki adamları ile birlikte Rusya’dan ayrılarak önce İstanbul’a uğrar. Sultan Abdülaziz tarafından karşılanarak sarayda ağırlanır. Şamil’in İstanbul’a uğradığı haberi duyulduğunda şehirde yer yerinden oynamış, halk bu büyük kahramanı görebilmek için saray kapılarına akın etmişti. Şamil, aşkına düştüğü son menzile bir an evvel varmak için Sultan’ın kendisine tahsis ettiği gemi ile yola koyulur. Cidde limanında Mekke Emiri, şehrin ileri gelenleri ve mahşeri bir kalabalık tarafından törenlerle karşılanarak Mekke’de Şürefa dairesinde misafir edilir. Hac sırasında orada bulunduğunu duyan, dünyanın dört bir yanından gelmiş yaklaşık yüzbin müslümanın onu görmek için yarattığı izdiham sonucu, hükümet makamları İmam Şamil’i Kabe’nin üstüne çıkarmak suretiyle bu hayran kalabalığın arzusunu tatmin edebildi. Şamil, hac farizasını yerine getirdikten sonra Medine’ye geçer. Medine günlerinde son derece takatten düşer, çektiği büyük ızdırap artık tahammül edilmez bir hal alır ve hastalanarak yatağa düşer. Bütün hayatını ülkesinin milli bağımsızlığına adayan, askeri dehasını bütün dünyaya ve bizzat ebedi düşmanı Rus yüksek makamlarına dahi kabul ettiren, adını dünya tarihine "gelmiş geçmiş en büyük gerilla lideri" olarak yazdıran İmam Şamil 4 Şubat 1871’de 74 yaşında iken hayata gözlerini yumar. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şeyh Şamil Şeyh Şamil bürokrasi kurbanı 21 Mayıs 1864, Çerkes tarihinin en sıkıntılı dönemlerinden birinin başlangıcıdır. Rusların boyunduruğuna geçen Kafkas halkları, bu tarihten itibaren Anadolu’ya göçmek zorunda kalır. Şeyh Şamil, Ruslara karşı savaşır. Yeni bir belge Şeyh Şamil’in Rusları Kafkasya’dan atmak için Osmanlı Devleti ile ortak hareket etme konusunda anlaştığını gösteriyor. Çarlık Rusyası, Kuzey Batı Kafkasya’nın ‘Soçi’ şehrini 24 Mart 1864’te ele geçirince bölgedeki Çerkesler üzerinde tam bir hakimiyet kurar. Ardından devreye giren ‘Kont Yevdokimov Planı’na göre Çerkeslere, “Ya bozkır ve bataklık alanlara gidin ya da Kafkasya’yı tümden terk edin. Aksi takdirde esir muamelesi göreceksiniz.” ültimatomu verilir. Kararın akabinde Kafkaslardan Anadolu’ya 21 Mayıs 1864’te bir buçuk milyon insanı etkileyen büyük bir göç dalgası başlar. Şimdi oradan kopup gelenlerin torunları Türkiye’nin değişik yerlerinde bu tarihte toplanıp anma günleri düzenliyor. O günleri hatırlatan programlar bir yana, döneme ışık tutacak yeni belgeler de bir bir gün yüzüne çıkıyor. Kafkas Kartalı namıyla ün salmış Şeyh Şamil önderliğinde 1834’te başlayıp 1859’a kadar devam eden mücadele Çarlık Rusyası’na ağır kayıplar verdirdi. Direnişin tam da zirveye çıktığı bu dönemlerde İmam Şamil, Rusları yöreden atmada o kadar arzuluydu ki, her türlü fikri tatbik etmek için büyük çaba harcıyordu. Kırım Savaşı’nın başladığı tarihte Şeyh Şamil’in Rusları Kafkaslardan atmak için Osmanlı Devleti’ne teklifte bulunduğu ortaya çıktı. Arşiv kayıtlarında tespit edilen belgelere göre İmam Şamil, 20 Şubat 1854 tarihinde Bab-ı Ali’ye bir mektup gönderir. Mektubunda Osmanlı Anadolu Ordusu’nun Gümrü üzerine bir sefer yapması lüzumundan bahsediyor. Kendisinin Anadolu Ordusu’nun emrinde olduğuna vurgu yapan Şamil, önerdiği harekata birlikleriyle katılacağını da vaat ediyor. Harekatın bir an önce başlamasına vurgu yapan Şamil’in bu mektubu, Anadolu Ordusu Komutanı Mareşal Vezir Abdi Paşa aracılığı ile altı ay gibi bir gecikme sonrasında İstanbul’a ulaşır. Ancak, Sadaret Makamı ne yapılması gerektiğini İngilizlere danışır. Dönemin İstanbul İngiliz Büyükelçisi Kafkasya’ya kendilerinin bir gemi yükü mühimmat göndereceklerini belirtip Osmanlı’dan şimdilik harekete geçmemesini ister. Şeyh Şamil, beklediği cevabın gecikmesi ve kışın yaklaşmasıyla düşündüğü harekatı askıya alır. Daha sonra İngilizlerin uygun görmesiyle Bab-ı Ali, İmam Şamil’e harekat yapılabileceğini iletir; ancak , Rusların işgal ettiği Anapa Kalesi’nden çekildiği haberinin gelmesi ve Şamil’in arzuladığı harekat alanının olmaması nedeniyle söz konusu plan hayata geçirilemez. Yirmi beş yıllık mücadele 1834’te Kafkas halklarının başına geçen Şeyh Şamil, tam 25 yıl Rus Çarlığı’na zor günler yaşattı. Özellikle 1840’tan Kırım Harbi (1853-56) başlayana kadar Ruslara büyük kayıplar verdirdi. Rusların 3 Temmuz 1853’te Osmanlı hakimiyetindeki Eflak ve Boğdan’ı (bugünkü Romanya) işgal etmesi, resmen olmasa bile fiilen Kırım Harbi’nin başlamasına sebep oldu. Tanzimat Fermanı’nı ilân etmiş devlet için bu çok zor bir durumdu. Zaten Rusya ile yapılan son savaşın üzerinden henüz 25 yıl geçmiş ve o harp de Osmanlı’nın yenilgisiyle sonuçlanmıştı. Yeni bir savaşın devlet bütçesine ve orduya yük getireceğini herkes biliyordu. İstanbul’daki devlet adamları İngiliz ve Fransız desteğinin yeterli olacağını düşündüğünden Kafkasya’da Ruslara karşı savaşan İmam Şamil faktörü akıllara gelmiyordu. Ancak bölgeye yakın devlet idarecileri Şeyh Şamil’in farkındaydı. Dönemin Erzurum Valisi, İmam Şamil ve arkadaşlarına padişah emri gönderilmesine dair 12 Haziran 1853 tarihli bir dilekçeyi İstanbul’a yollamıştı. Ancak İstanbul’daki yetkililer, valinin bu isteğine gerekli ilgiyi göstermedi. Halbuki, Rus Çarlığı Dağıstan, Çeçenistan ve Gürcistan’da 240 bin kişilik askeri kuvvet bulunduruyordu. Oysa Osmanlı, İngiliz, Fransız birlikteliğinin Karadeniz’in batısı ve güneyi üzerinden Ermenistan’a; Şeyh Şamil’in de kuzeydoğudan Gürcistan’a yapacağı harekat, Rus Kafkas ordusuna öldürücü bir darbe vurabilirdi. Harbe ‘cihad’ fetvalı destek çağrısı Çarlık Rusyası’nın Eflak-Boğdan işgaliyle başlayan harekatı ilerleyince Osmanlı Devleti 4 Ekim 1853’te savaş ilân etti. Ardından Osmanlı’nın Kafkas Müslümanlarına yönelik ilgisinde bir artış oldu. Harbin başlayacağını anlayan Şeyh Şamil’in Ruslara hücum etmesinin ve Tiflis’e 7-8 saat mesafeye kadar yaklaşmasının etkili olduğu biliniyor. Gelişmeler üzerine dönemin Osmanlı Ordusu Başkomutanlığı, Anadolu Ordusu Komutanı’nı uyararak, güvenilir bir kişinin İmam’la irtibata geçmesini istedi. Gerçi bu teşebbüsün neticesi beklenmeden 9 Ekim’de Sultan Abdülmecid Şeyh Şamil’e son durumu değerlendiren bir ferman göndermişti. Söz konusu emri götürmek üzere Dağıstan ümerasından Halil ve İbrahim Beylerle, kolağası Hacı Hüseyin ve mülazım Kasım Bey görevlendirilmişti. İmam Şamil, Kafkasları Osmanlı lehine birleştiriyor Aslında ferman içerdiği başka istek ve bilgilerle ayrı bir öneme de sahip. Çünkü Sultan Abdülmecid, Şeyh Şamil’e gönderdiği bu fermanla, ona ‘cihat’ çağrısı da yapıyordu. Sultan, halife sıfatını kullanarak hem bu çağrıyı yapmış hem de Şamil’in önderliğinde Şemik, Kuba, Şirvan, Karabağ, Derbend, Kara Kaytak ve Şemhal kasabaları ile Endirey, Licay ve İlisu tarafları han ve ümerasının Ruslara karşı hücum etmesini bildirmişti. İmam Şamil’in Anadolu Ordusu Komutanı Mareşal Vezir Abdi Paşa ile haberleşmesi de isteniyordu. Bir müddet sonra Abdi Paşa ile Şeyh Şamil arasında harp ile ilgili yazışmalar başladı. Şamil bu haberleşmelerde ısrarla Kafkasya’daki Müslüman halkın varlığına dikkat çekiyor, birlikte yürütülecek bir askeri harekât sayesinde Rusların bölgeden çıkarılabileceğini vurguluyordu. Kırım Harbi sırasında yürüttüğü siyaset Şeyh Şamil’in, bölgedeki emir ve hanları Osmanlı Padişahı’nın istekleri doğrultusunda itaat altına almasını sağlamıştı. Hatta bunlar Anadolu Komutanlığı emrine girmişti. Ancak bu bağlılık, Osmanlı ordusu Gümrü’ye girmediği müddetçe açıklanmayacaktı. Aksi takdirde, hanlar ve Müslüman halk bu durumdan zarar görebilirdi. Hanların ve emirlerin bağlılığını artırmak için kendilerine rütbe verilmesi de gündeme gelmiş ve akabinde Şeyh Şamil’e vezirlik ve Dağıstan Serdar-ı Ekremi unvanı verilmişti. Fakat tüm bunlar büyük bir gizlilik içinde yürütülüyordu. Tüm bunlar da gösteriyor ki, İmam Şamil, Kırım Harbi’nin başlarında Doğu Anadolu- Kafkas cephesinde Osmanlı ile ortak bir harekata girişmek istemişti. Özellikle Rusların bölgedeki en önemli askeri geçiş yolu Vladikafkas- Tiflis güzergahına saldırmak istemiş, fırsat bulduğunda hücumlara da girişmişti. Fakat Devlet-i Aliyye bu istekleri, Cevdet Paşa’nın ‘Tezakir’ isimli eserinde belirttiği gibi yeterince değerlendirememişti. | |
|
| | #3 (mesaj-linki) | |
| ŞEYH ŞAMİLŞeyh Şamil
| |
|
| | #4 (mesaj-linki) | |
| Cvp: ŞEYH ŞAMİL yanlış hatırlamıyorsam şöyletdi:şeyh ruslara yakalanmış ve rus komutan kendisine iyi davranarak yemek masasına almış neyse herkes yemek yerken şeyh sinirlisinirli oturuyor yemek yemiyor konuşmuyormuş rus komutan ona bana çok sinirlisiniz beni yiyecek gibi kızgın bakıyorsunuz dediğinde şeyh: kusura bakma ben domuz eti yemem demiş...yanlışlar olabilir hatırladığım bunlar.. yaşasın bağımsız çeçenyaGece kurt yavrularken, geldik dünyayaSabah kükrerken arslan, ismimiz konduLa İlahe İllallahKartal yuvalarında emzirdi analarımızEyer üstünde savaşı öğretti babalarımızLa İlahe İllallahHalk için, vatan için yetiştirdi analarımızOnlar tehlikede oldugunda yiğit kesildikLa İlahe İllallahDagların şahinleri gibi özgürce yetiştikGururla çıktık zoluklardan, bozgunlardanLa İlahe İllallahTunçtan dağlar kurşun gibi erise deOnursuz çıkmayız hayattan ve savaştanLa İlahe İllallahEy kara toprak, her zerren çatlasa da soğuktanSana ******** bir şekilde dönmeyeceğizLa İlahe İllallahHiçbir zaman hiç kimseye pes etmedik bizYa özgürlük, ya ölümdür seçeneğimizLa İlahe İllallahYaralarımızı ağıtlarla sararken bacılarımızMaharetle canlanır değerli gözlerimizLa İlahe İllallahAçlık kıvrandırsa kök yerizSusuzluk bezdirse taşların suyunu içerizLa İlahe İllallahGece kurt yavrularken geldik dünyayaHalka, vatana ve Allah`a bağlıyız bizLa İlahe İllallah __________________ | |
|
| | #5 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Şeyh Şamil (Şeyh Şamil Kimdir? - Şeyh Şamil Hakkında)Bir yabancının gözüyle İmam Şamil MARTIN BRAND (Almanca aslından çeviren Mustafa Naç*) 1832 yılında Ruslar Gimri'ye saldırdılar. Bu saldırıda Gazi Molla şehid düştü. Zaten koskoca aulda iki kişiden başka hiç kimse bu saldırıdan kurtulamadı. Bu iki erkekten birisi, aynı zamanda Gazi Molla'nın da yardımcısı ve ikisene sonra imam o olacak olan Şamil adında genç bir adamdı. Bir Rus subayı, bu saldırıyı şöyle anlatıyor:"Gece karanlıktı. Yanan bir çatının aydınlığında Şamil, bir evin girişinde bize göre yüksek bir yerde öylece duruyordu. Bir devi andıran vücuduyla bu adam öyle sakin bir şekilde duruyordu ki, sanki iyice nişan alabilmemizi bekliyordu. Aniden yırtıcı bir hayvan gibi sıra halinde durup kendisine ateş edenlerin üzerine atladı ve sol eliyle kılıcını çekip üç askerimizi birden yere serdi. Fakat dördüncü askerimiz, kılıcını Şamil'in göğsünün ta derinliklerine batırdı. O an Şamil'in yüzü hiçbir duygu göstermiyordu. Göğsünden kılıcı çıkartıp bunu yapan askeri de yere serdi. Sonra bir insanın asla beceremeyeceği bir sıçrayışla gecenin içine kayboldu.Hepimiz çok şaşırmıştık." Ruslar bu kaçışa pek bir ehemmiyet vermemişlerdi ve Gimri'nin alınmasıyla Kafkasya'yı fethettiklerini düşünüyorlardı. Çeçenlerde ise bu kaçış büyük bir etki yaptı ve böylece "Şamil Efsanesi"nin ilk taşı konmuş oldu. Şamil, kendisinden önce hiçbir kimsenin yapamadığı bir şey yapmıştı: Çeçen ve Dağıstan halklarını birleştirerek bir imamlık kurup, bir despot gibi hüküm sürdü. Özellikle Kafkas dağlarının korumasından pek faydalanamayan bazı halklar ona tabi olmakta tereddüt ediyorlardı. Bu kabilelere karşı her türlü imkanlarla mücadele etti. F. Nansen'in kitabından uzunca bir alıntı bu konu hakkında daha iyi fikir veriyor: "Şamil'in karakteri, tarzı ve insanlara karşı tavırları şu olayda kendini net bir şekilde gösteriyor: Şamil, Dağıstan'daki savaşlar esnasında Çeçenistan'ı fazla koruyamamıştı. Dağlarda ve düzlüklerde yaşayan Çeçenler Rus baskınlardan her zamankinden daha fazla zarar görüyorlardı. Bu çaresizlik içinde Şamil'in Dargo'daki karargahına dört elçi göndermişlerdi. İstekleri ise, ya onları daha iyi koruması, yada Ruslarla barış antlaşması için izin vermesi idi. Fakat bu dört elçi bu teklifi fanatik imamın kendisine söylemeye cesaret edemiyorlardı, çünkü bu hareket, hayatlarına mal olabilirdi. Şamil'in annesine gidip ondan isteklerini Şamil'e bildirmesini istediler. Şamil, annesine karşı çok şefkatli idi ve onu çok seviyordu. Fakat bu sevgi bile onun bu konudaki sertliğinden bir şey eksiltmedi. Gelen elçilerin öldürülmesi, yada gözlerinin oyulması, yada ellerinin veya başka bir uzuvlarının kesilmesi - ki bu tür cezaları daha önce vermişti - gibi kötü sonuçlar getirebileceğini düşünüyordu. Halkına, Çeçenlerin bu isteklerini bildirdi. Ve Peygamber, emrini bizzat kendisine bildireceği vakte kadar oruç ve ibadet ederek inzivaya çekileceğini duyurdu. Ve mescide girip arkasından kapıyı kapattı. Şeyhin müridleri ise zikirlerini mescidin önünde yapıp, ibadetlerini şeyhin ibadetleriyle birleştiriyorlardı. Üç gün üç gece boyunca kapılar açılmadı. Dışarıdakiler oruç ve zikirden bitap düşmüşlerdi ve büyük bir heyecanla şeyhin çıkmasını bekliyorlardı. Nihayet kapı açıldı ve Şeyh gözüktü. Yüzü bembeyaz olmuştu ve gözleri kan çanağına dönüşmüştü. İki mollayla beraber mescidin damına çıktı ve annesini yanına getirmelerini emretti. "Çardra" denilen beyaz örtüsüne bürünmüş bir vaziyette mollalar annesini getirdiler. Ağır adımlarla şeyhin yanına vardı. Şamil ona hiçbir şey söylemeden dakikalarca baktı. Sonra gözlerini göğe çevirip her taraftan duyulan bir sesle: "Ey büyük Peygamber! Senin emirlerin kutsaldır. Senin adil kararın herkese bir uyarı olsun." Sonra halka dönüp: "Sözünden dönen Çeçenler, Ruslara boyun eğsinler. Onlara utanç olarak elçi göndermiş olmaları yeter. Bana söylemekten korktular ve güçsüz annemi alet ettiler. Ve görün işte! Sizin ibadetlerinizle birlikte üç gün boyunca bende ibadet ettim ve oruç tuttum. Ve benim bu münasebetsiz soruma olan cevap bizzat Peygamber tarafından geldi ve beni bir yıldırım gibi çarptı: Çünkü Allah'ın isteğidir ki, bana Çeçenlerin isteğini ilk açıklayan kişi, 100 kırbaç cezasına çarptırılacaktır. Ve bunu bana ilk söyleyen - annemdi!" Şamil'in işaretiyle zavallı yaşlı kadının üzerinden çardrasını yırttılar ve kırbaçla ona vurmaya başladılar. Korku ve hayranlık dolu bir uğultu koptu halk arasında. Beşinci darbeden sonra kadıncağız bayıldı. Şamil bile acıdan kendinden geçmiş bir vaziyette annesinin ayaklarına düştü. Bu sahne çok etkileyici idi ve bunu görenler ağlayarak annesi için af diliyorlardı. Birkaç saniye sonra Şamil ayağı kalktı. Yüzünde biraz önceki duygusallıktan eser kalmamıştı. Bir defa daha gözlerini semaya çevirip kabir ciddiyetiyle şöyle dedi: "La İlahe İllallah, Muhammedurrasulullah! Ey Cennet Ehli! Benim yalvarmalarım duyuldu ve bu cezanın geri kalan kısmını çekme isteğim kabul edildi. Ben bu kabulü büyük bir neşeyle karşılıyorum ve bunu, bana verilmiş en büyük bir hediye olarak kabul ediyorum! Allah'a sonsuz hamd olsun ki, imtihanı başarıyla kazandım." Gülümseyen dudaklarla üzerindeki kızıl cübbesini çıkarıp sırtını açtı ve iki müridine ağır Nogay kırbaçlarını verdi ve şöyle buyurdu: "Peygamberin emrinde gevşek davranıp hafif vuranı bizzat kendi ellerimle öldüreceğim!" Hiçbir tepki vermeden 95 kırbaç darbesini karşıladı ve yine hiç bir şey olmamış gibi cübbesini giyip, şok olmuş kalabalığa dönerek: "Annemin acı çekmesine sebep olan o lanetli köpekler neredeler?" Zavallılar elçiler, sürüklene sürüklene getirilip ayaklarına serildiler. Başlarına gelecekler, yani İmam'ın onları öldüreceğinden hiç kimsenin şüphesi kalmamıştı artık. Fakat beklenilenin aksine, Şeyh onları kaldırıp: "Artık yurtlarınıza dönün ve oradakilere cevap olarak burada şahit olduklarınızı anlatın." dedi. Bu olayda karşımıza çıkan, sadece iyi bir oyuncu olan Şamil değil, o aynı zamanda kitleleri harekete geçirebilen bir karakterdi. Bu mükemmel derecede tasarlanmış oyun, hemen inanan dağlı haklar arasında derin bir etki uyandırması gerekiyordu. (Nansen, bu çok şahitli olayı tasarlanmış bir tezgah olduğunu düşünüyor. Çevirmenin notu)." Nansen'in kitabından alıntı burada bitiyor. Şamil, iktidarının en yüksek olduğu 1849 yılında 20,000 askeri vardı. Onun karşısındaki Rus asker sayısı ise 280,000 idi. Bu orantısızlığa rağmen Şamil, Rus ordusu karşısında çok parlak zaferle kazanmıştı ve Rus askerlerinden on binlercesini öldürmüştü. Kısa bir zaman için Vladikafkas ve Gürcistan'ın başkenti Tiflis şehirleri arasındaki Ruslar için çok önemli bağlantı yolunu da ele geçirmişti. Hatta Tiflis'e şaşırtma bir saldırı bile yapabilmişti. Rusya'nın Kafkasya'da nasıl bir direnişle karşılaştığını şu gerçek daha iyi gösteriyor: Rusya bazen bütün bütçesinin altıda birini sadece bu savaş için harcıyordu. Paris barışı, aynı vakitlerde devam eden ve bir çok Rus ordusunu da bağlayan Kırım savaşını bitirmişti. Yine aynı vakitte, yani 1856 yılında Prens Baryatinski, Kafkaya'daki ordularının başına geçmişti. Prens Baryatinski, Çeçenler'e karşı dağlarda hiçbir şansı olmadığını biliyordu ve böylece onlarla açık arazilerde savaşabilmek için dev kayın ormanlarını yok etmek amacıyla 100,000 kişilik bir ordu hazırladı. 1859 yılında Şamil, Gunib Aulu'nda kıstırılmış ve teslim olmaya zorlanmıştı. Ailesiyle birlikte kuzeye götürüldü ve Moskova'da Çar 2. Aleksander tarafından büyük bir hayranlıkla ve iltifatlarla karşılandı. Bir yemek esnasında Şamil'i seyreden Çar, herkesin duyabileceği bir sesle:"Korkarım İmam bu gidişle bizi de yiyecek!" dedi. Şamil pek oralı olmadan şöyle cevap verdi: "Hiç korkmayın, sizi yemeyeceğim, çünkü dinimizde domuz eti yemek yasaktır." Şamil oradan Moskova'nın güney batısına, Kaluga'ya götürüldü. Orda Rus devletinin himayesi altında üç hanımı ve çocuklarıyla birlikte kalmaya başladı. Rus izniyle 1870 yılında Mekke'ye göç etti. 1874 yılında, o çok sevdiği Peygamberini ziyareti esnasında Medine'de vefat etti. Kabri, Cennet-ül Baki denilen Medine'deki mezarlıktadır. *Mustafa Naç: Kafkas Vakfı Yönetim Kurulu Üyesi Kaynak:Kafkas Vakfı | |
|
![]() |
| Etiketler |
| Yok |
| seyh samil hayati, seyh samil kimdir, seyh samilin hayati, seyhsamil, |
Şeyh Şamil (Şeyh Şamil Kimdir? - Şeyh Şamil Hakkında) Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Şeyh Ahmed Yasin (Şeyh Ahmed Yasin Kimdir? - Şeyh Ahmed Yasin Hakkında) | KisukE UraharA | Siyaset ww | 3 | 15-06-2009 00:25 |
| Şeyh Edebalı (Şeyh Edebalı Kimdir? - Şeyh Edebalı Hakkında) | BLacK_HawK | Felsefe tr | 1 | 31-05-2009 23:10 |
| Şeyh - Şeyh Nedir - Şeyh Hakkında | MaRCeLLCaT | X-Sözlük | 0 | 24-12-2007 12:15 |
| Kafkas Kartalı Şeyh Şamil | ilkagan | Resimlerle/Fotoğraflarla Türkiye | 0 | 25-03-2007 02:44 |
| Şamil Basayev (Şamil Basayev Kimdir? - Şamil Basayev Hakkında) | BARIŞ | Siyaset ww | 2 | 14-02-2007 19:04 |