Hoş geldiniz sayın ziyaretçi Neredeyim ben?!

Web sitemiz; forum, günlük, video ve sohbet bölümlerinin yanı sıra; Skype ile ilgili Türkçe teknik destek makaleleri, resim galerileri, geniş içerikli ansiklopedik bilgiler ve çeşitli soru-cevap konuları sunmaktadır. Daima faydalı olmayı ilke edinmiş sitemize sizin de katkıda bulunmanız bizi son derece memnun eder :) Üye olmak için tıklayınız...


Sohbet (Flash Chat) Forumda Ara

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

Bu konu Soru-Cevap forumunda daMLa- tarafından 18 Nisan 2009 (19:22) tarihinde açılmıştır.FacebookFacebook'ta Paylaş
34345 kez görüntülenmiş, 52 cevap yazılmış ve son mesaj 3 Kasım 2013 (12:55) tarihinde gönderilmiştir.
  • 5 üzerinden 2.64  |  Oy Veren: 14      
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Bu konuyu arkadaşlarınızla paylaşın:    « Önceki Konu | Sonraki Konu »      Yazdırılabilir Sürümü GösterYazdırılabilir Sürümü Göster    AramaBu Konuda Ara  
Eski 18 Nisan 2009, 19:22

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#1 (link)
daMLa-
Ziyaretçi
daMLa- - avatarı
Canlı türü ile kromozom sayısı arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Rapor Et
Reklam
Eski 18 Nisan 2009, 19:42

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#2 (link)
MesirKentli
Ziyaretçi
MesirKentli - avatarı
konuyu inceleyiniz içerisinde mevcut...


HÜCRENİN YAPISI

Hücre; zar, sitoplâzma ve çekirdek olmak üzere üç kısımdan meydana gelir.


Hücreyi, kısımları ve görevleri bakımından bir fabrikaya benzetirsek; fabrikanın dış duvarları hücrenin zarına; işçiler ve makineleri ise sitoplâzmaya; yöneticisinin bulunduğu yer, çekirdeğe benzetilebilir. Bu benzetme sadece hücreyi tanımanız içindir. Çünkü hücrenin yapısı bir fabrikadan daha karmaşık ve mükemmeldir. Ökaryot hücreler; hücre zarı, sitoplâzma ve çekirdek olmak üzere üç kısımda incelenir.

Hayvan hücresinin temel yapısı ve kısımları

Hücre Zarı

Hücreyi dış ortamdan ayıran, madde giriş çıkışını düzenleyen, seçici - geçirgen özelliğe sahip canlı yapıdır. Kalınlığı en fazla 12 mm’dir. Protein, yağ ve karbonhidrat moleküllerinden meydana gelmiştir. Hücre zarının yapısı hakkında ilk bilimsel model Danielli ve Davvson tarafından ortaya atılmıştır. Birçok biyolog tarafından uzunca bir süre benimsenmiştir. Bu modele göre, hücre zarının ortasında bir fosfolipit ve bunun her iki tarafında da birer protein tabakası bulunur. Bu modelin hücre zarının işleyişini tam olarak açıklayamaması, bu konuda yeni modellerin geliştirilmesine neden olmuştur.

1972 yılında S.J.Singer (Singır) ve G.Nİcholson (Nikılsın) tarafından “akıcı - mozayik zar” modeli geliştirildi. Bu modele göre, zarın yapısında hareketli iki sıra lipit (yağ) bulunur. Zarın yapısındaki lipitler çoğunlukla fosfolipitlerdir. Zar içinde protein molekülleri, lipit katmanlarının arasına gömülmüştür. Lipitler hareketli, akış-kan bir yapıda oldukları için, protein moleküllerinin de yerleri değişmektedir. Hücre zarında, çekirdek zarında bulunan porlar bulunmaz.

Akıcı-mozaik zar modeli

Her hücrenin hücre zan, yapısındaki moleküler dağılımın farklılığı nedeni ile kendine özgü özellikler taşır. Hücrenin özgüllüğü de zardaki glikoprotein, lipoprotein, glikolipitlerin miktarına ve dağılımına bağlıdır.

Örneğin; hipofiz bezinin hormonlarından olan TUH (Tiroit uyarıcı hormon) kanla tüm vücuda dağıtıldığı hâlde, ancak tiroid bezindeki hücrelerin zarları tarafından tanınıp alınır. Bu da tiroid bezindeki hücrelerin zarlarının özelliğinden kaynaklanır. Hücrelerin birbirini tanıması, hücre içine alınacak maddenin seçimi, bazı hormonlara cevap vermesi, zar yapısındaki glikoproteinler yardımı ile olur.

Hücre zarının önemli bir özelliği de seçici - geçirgen olmasıdır. Bu yüzden hücre zarı her maddeyi geçirmez. Moleküllerin özelliği ve hücre zarının seçiciliği, hücreye madde giriş çıkışını belirler.

Hücre zarından küçük moleküller büyük moleküllere göre; nötr maddeler iyonlara göre; yağda çözünen maddeler çözünmeyenlere göre; (-) iyonlar (+) iyonlara göre daha kolaylıkla geçerler.

Sitoplâzma ve Organeller

Hücre zarı ile çekirdek arasını dolduran yumurta akı kıvamında canlı bir ortamdır. Yapısında organik ve inorganik maddeler bulunur. Sitoplâzmada bulunan organik maddeler yapısal proteinler, karbonhidratlar, yağlar, hormonlar, nükleotitler, enzimler ve vitaminlerdir. Su ve madensel tuzlar ise inorganik maddelerdir. Sitoplâzmada % 70-90 oranında su bulunur. Bu oran su bitkilerinde %98′ e yükselir. Buna karşın spor tohum ve bakterilerde ise %15′ ten %5′ e kadar düşer.

Sitoplâzma solunum, fotosentez, beslenme, sindirim, boşaltım gibi bütün yaşamsal olayların geçtiği yerdir. Yaşamsal olayların bir kısmı Sitoplâzma içine dağılmış enzimler tarafından yapılırken; bir kısmı da organel denilen yapılarda gerçekleştirilir.

Hücrede bulunan Organeller:

1. Lizozom

2. Endoplâzmik retikulum

3. Golgi aygıtı

4. Ribozom

5. Mitokondri

6. Sentrozom

7. Plâstidler

8. Koful şeklinde sıralayabiliriz.

1 . Lizozom

Alyuvar hücreleri dışında bütün hayvan hücrelerinde bulunur. Akyuvar ve karaciğer hücrelerinde ise sayıları diğer doku hücrelerinden daha fazladır. Bazı ilkel bitki türleri hariç, gelişmiş bitki türlerinde bulunmaz.

Lizozom, endoplâzmik retikulum ya da golgi aygıtından oluşan, lipoprotein yapısındaki zarla çevrili bir organeldir.

Tek zarlı bir kesecik olan lizozom, sindirim enzimlerini (hidrolaz) taşır. Bu enzimler proteini, yağı, karbonhidratı, hücrenin fagositozla ve pinositozla aldığı maddeleri sindirdiğinden, hücre içi sindiriminde iş görür. Lizozomlar dalak, karaciğer gibi hücre içi sindirim yapan organların hücrelerinde fazlasıyla bulunur.

Kurbağa larvasının kuyruğunun yok olması, hareketsiz kalan kasların erimesi, yaşlı doku ve alyuvarların yok edilmesi ve mikropların sindirilmesinde lizozom enzimleri etkilidir.

Hücrelerdeki protein, polisakkarit ve nükleik asitler gibi bileşikleri parçalayabilen enzimler, bir zarla çevresinden ayrılarak lizozom içinde etkisiz hâlde durmaktadır. Zar yapısı bozulmuş bir lizozomdan dışarıya sızan enzimler kısa sürede tüm hücre içeriğini parçalayarak onu ölüme sürükler. Bu olaya otoliz denir. Hücrenin ölümünü takiben kendilerine uygun yaşama ortamı bulan bakterilerin de hızla üremesi, canlılığını yitirmiş dokularda kokuşmaya neden olur. Lizozom enzimleri endoplâzmik retikuluma bağlı ribozomlarda sentezlenerek endoplâzmik retikulum aracılığıyla golgi aygıtına taşınır ve paketlenerek bir kesecik içinde si-toplâzmaya verilir. Dokularda yaşlanmış ve bozulmuş hücrelerin ölümleri de yine bu hücrelerin taşıdıkları lizozomal enzimler tarafından gerçekleştirilir. Yüksek yapılı canlılarda sindirilmeyen artık maddeler çoğunlukla difüzyonla hücre dışına atılırken, atılamayan artık maddeler ise sindirim kofulunda birikerek lipofuksin pigmentini oluşturur. Yaşlandıkça insanın vücudunda özellikle ellerinin üzerinde, omuzlarında ya da yüzünde kahverengi lekelerin oluşmasının nedeni bu lipofuksin pigmentidir.

2. Endoplâzmik Retikulum

Hücre zarı ile çekirdek zarı arasında uzanan kanalcık ve borucuk sistemidir. Çeper yapısı ve özelliği hücre zarına benzer fakat daha incedir.

Her hücrenin endoplâzmik retikulum sistemi kendine özgüdür. Kanalcıklar sistemi sabit değildir, değişebilir. Hücre bölünürken endoplâzmik retikulum kaybolur, bölünme bitince tekrar oluşur. Hücre yaşlandıkça endoplâzmik retikulumun işlevleri ve kanalcıkların birbiriyle ilişkisi azalır. Bazı hücrelerde endoplâzmik retikulum bulunmaz. Buna bağlı olarak madde yapım hızı düşer ve yaşlanma görülür.

Granüllü endoplâzmik retikulum ve üzerlerine tutunmuş ribozomlar.

Endoplâzmik retikulumun görevi ribozomlarda sentezlenen proteinleri kanalcık sistemleri ile hücrenin gerekli yerlerine taşımaktır. Yani; hücre içinde madde dağılımını ve taşınmasını sağlar. Endoplâzmik retikulum, üzerinde ribozom bulunup bulunmamasına göre ikiye ayrılır:

�Granüllü Endoplâzmik Retikulum :

Üzerinde bol miktarda ribozom bulunduran endoplâzmik retikulumdur. Özellikle protein sentezi yapan hücrelerde görülür .

�Granülsüz Endoplâzmik Retikulum :

Üzerinde ribozom taşımayan endoplâzmik retikulumdur. Daha çok endokrin bezlerde ve yağ sentezi yapan hücrelerde bulunur. Lipit, steroid ve polisakkarit metabolizmasında rol oynamaktadır.

3. Golgi aygıtı

Çekirdeğe yakın sentriolün civarında bulunan kanalcık ve kesecik sistemidir. Granülsüz endoplâzmik retikuluma benzer, yani üzerinde ribozom bulunmaz. Golgi aygıtı, salgı yapan hücrelerde ve sinir hücrelerinde iyi gelişmiştir. Alyuvar ve bakteri gibi hücrelerde bulunmaz. Golgi aygıtı lizozomların oluşmasında da etkilidir.

Golgi aygıtı; lipoprotein, glikoprotein, mukus ve bitkilerde selüloz gibi maddelerin üretilip, salgılanmasını sağlar.

Hücre zarı yapımında zar fabrikası gibi çalışır. Gerektiği zaman yağları depolar. Uzun zaman pek önemli bir organel olmadığı gerekçesiyle dikkate alınmayan golgi aygıtı; son zamanlarda hücre zarının özgüllüğünü saptamada, önemli görev alması nedeniyle dikkatleri üzerine çekti. Çünkü hücre zarının özgüllüğü karbonhidratlarla saptanmaktadır. Karbonhidratlar da golgi aygıtında sentezlenmektedir. Karbonhidrat taşıyan proteinler ve diğer maddeler özellikle hücre yüzeyinde bulunur. Hücrelerin birbirlerini tanımasını ve diğer hücrelerle ilişki kurmasını sağlar. Hücre yüzeyindeki bazı glikoproteinlerin bozulmasıyla da kanserleşme meydana gelmektedir.

Golgi aygıtının bozulması, salgıların azalmasına neden olur. Örneğin; tükürük bezinden salgılanan tükürüğün azalmasında golgi aygıtı etkilidir. Tükürüğün azalması ağzın kurumasına neden olur.

4. Ribozom

Virüsler hariç tüm hücrelerde bulunur. Endoplâzmik retikulum ya da çekirdek zarı üzerinde dizilmiş olarak ya da sitoplâzmada dağınık olarak bulunabilir. Ribozom hücrenin yaklaşık 15-20 nm çapındaki küresel ve oval tanecikli en küçük organelidir. Ribozomların zarları bulunmaz. Hücrelerde ya tek tek ya da çok sayıda ribozomun birleşmesiyle oluşan (poliribozomlar) boncuk dizisi şeklindedir. Genç ve özellikle protein sentezi yapan hücrelerde sayıları fazladır.

Ribozomlar, ribozomal RNA (rRNA) ve proteinlerden yapılmıştır. Hücrenin protein sentez yerleridir.

5. Mitokondri

Bakteri, yeşil alg ve memeli alyuvarları dışında oksijenli solunum yapan tüm hücrelerde bulunur. 0,2-5 mikron arasında değişen oval ya da çubuk şeklinde organeldir. Mitokondri çift katlı zar yapısındadır. Bu zarlardan dıştaki, düz ve esnektir. İçteki zar ise yüzeyi genişletmek için krista adı verilen birçok kıvrımlardan meydana gelmiştir. Kıvrımların arası matriks adı verilen sıvı madde ile doludur. Matriks içinde; DNA, RNA ve ribozom ( bakteri ribozomlarına benzeyen ribozomları) bulunur. Matriks mitokondri içine giren maddeleri parçalayacak enzimleri taşır. Bu enzimler sayesinde oksijenli solunumla enerji üretilir.

Mitokondrilerin kendilerine özgü, sınırlı bilgi taşıyan DNA’sı vardır. Bu yüzden kendilerini eşleyebilirler. Çoğalmaları hücrenin kontrolünde gerçekleşir. Mitokondriler hücrenin enerji santralleridir. Enerji ihtiyacı fazla olan kas ve karaciğer gibi hücrelerde mitokondri sayısı diğer hücrelere göre daha çoktur.

Mitokondrinin üç boyutlu yapısı

Mitokondri DNA’ sının kimyasal ve fiziksel etkilerle bozulması, oksijenli solunumda ATP sentezinin azalmasına neden olmaktadır. Buna bağlı olarak hücrede yaşlanma ve ölüm görülmektedir. Örneğin; insan lenfositlerinde mitokondrilerin işlevleri, ilerleyen yaş ile azalmaktadır.

6. Sentrozom

Yosun ve mantar gibi ilkel yapılı bitki hücrelerinde ve sinir hücreleri hariç tüm hayvan hücrelerinde çekirdeğe yakın bir yerde bulunur. Yüksek yapılı bitki hücreleri ve yumurta gibi hücrelerde sentrozom bulunmaz.

Sentrozom, birbirine dik iki silindirik cisme sahiptir. Bunlara, sentriol denir. Her sentriol, birbirine paralel üç küçük tüpten oluşmuş, dokuz iplik içerir. Bu iplikler protein yapısında olup arası matriks ile doludur.

Sentrozom

Sentrioller hücre bölünmeye hazırlandığı dönemde bölünerek her biri bir kutba gider ve aralarında iğ iplikleri oluşur.

İğ iplikleri bölünme sırasında kromozomların ayrılması ye kutuplara taşınmasında görevlidir.

7. Plâstitler

Sadece bitki hücrelerinin sitoplâzmasında bulunan organellerden birisidir. Şekilleri küre, oval, iğ ya da iplik biçimindedir. Plâstitler hücreyle beraber gelişerek görevine uygun şekil ve renk kazanırlar. Renklerine ve görevlerine göre plâstit çeşitleri üç grupta incelenmektedir.

� Kloroplâstlar :

Yeşil renkli plâstitlerdir. Bitkilerin farklı organlarına ait hücrelerde değişik sayıdadırlar. Kloroplâstlar yapraklarda, genç dallarda, olmamış sebze ve meyve hücrelerinde çok sayıda bulunmaktadır. Çiçek ve kök hücreleri gibi, bazı bitki hücrelerinde kloroplâst bulunmayabilir. Kloroplâstın kimyasal yapısını protein, karbonhidrat, yağ, klorofil, DNA ve RNA oluşturmaktadır. Kloroplâst fotosentez olayının gerçekleştiği organeldir. Kloroplâst çift katlı hücre zarı ile çevrilidir. Stroma ve Granum olmak üzere iki kısımdan yapılmıştır..

Kloroplâstın yapısı

Stroma: Kloroplâstın içini dolduran renksiz bir ara maddedir. DNA, RNA, ribozom, ve fotosentez enzimleri stromada bulunmaktadır. Bu nedenle kloroplâstlar kendi enzimlerini yapabilir ve çekirdekten bağımsız çoğalabilirler.

Granum: Ara madde içine gömülmüş disk ve diskleri birbirine bağlayan lamellerden oluşmuştur. Bu yapıların en küçük birimine tilakoid denir. Tilakoidler bir araya gelerek granumu, granumlarda bir araya gelerek granayı oluştururlar. Bu lâmelli yapı ışık enerjisinin en ekonomik şekilde kullanımını sağlar.

Klorofil pigmentleri bu tilakoidlerin arasına yerleşmiştir. Klorofiller yeşil bitkilerde kloroplâstlarda bulunurken, bakteri ve mavi-yeşil alglerde sitoplâzmaya dağılmış şekilde bulunur. Klorofil pigmentinden yoksun bitkilerde albinoluk görülür. Albinoluk kısmî olabilir; o zaman bitki alacalı bir görünüm alır.

Kloroplastlar fotosentezle ışık enerjisinin kimyasal enerjiye dönüştürüldüğü ve serbest oksijenin üretildiği organeldir.

Fotosentez; CO2 ve H2O gibi inorganik maddelerden, güneş enerjisi ve klorofil pigmentinin yardımıyla organik madde üretilmesidir. Fotosentezin denklemini şu şekilde gösterebiliriz.

Klorofil

6CO2 + 6H2O —————————- � C6H12O6 + 6O2

Güneş Enerjisi Enzimler

Kloroplâstlar, fotosentezle yeryüzünde yaşamın devamını sağlayan organellerdir.

� Kromoplâstlar :

Bitkilerde sarı (ksantofil), turuncu (karaten), kırmızı (likopen) renkte olan plâstitler kromoplâstlardır. Kromoplâstlara renklerini veren renk maddelerine ise karotinoidler denilmektedir. Kromoplâstlar yapraklarda, meyvalarda ve bazı yüksek yapılı bitkilerin köklerinde bulunur.

Örneğin, havuçta karoten, domateste likopen , limonda ksantofil renk maddeleri bulunmaktadır. Kromoplâstın dışında, bitkilere mor ve eflâtun renk veren antokyan ve sarı renk veren flâvon pigmentleri hücrelerin kofullarında bulunur. Bu pigmentler, koful öz suyunun asit ya da baz oluşuna göre farklı yönde etki gösterirler. Koful öz suyu asidik ise kırmızı, bazik ise mavi, nötr ise menekşe rengi verir. Sonbahar mevsiminde yaprakların dökülmeden önce sararmasının nedeni, klorofil pigmentinin yapısının bozulmasıyla kromoplâstların yapraklara sarı rengi vermesidir.

� Lökoplâstlar :

Renksiz plâstitlerdir. Lökoplâstlar ışık alırsa yeşil renkli kloroplâstlara dönüşebilirler, Bitkinin kök, toprak altı gövdesi ve tohum gibi depo organlarının hücrelerinde bulunur. Nişasta, yağ ve protein depo ederler. Örneğin, patates yumrusunda nişasta, baklagil tohumunda protein, ayçiçeği tohumunda yağ depolayan lökoplâstlar bulunmaktadır.

Bitki hücresinin temel yapısı v ekısımları

8. Koful

Özellikle bitki hücrelerinde ve tek hücreli canlılarda görülür. Hayvan hücrelerinde ise zaman zaman oluşan ve kaybolan küçük kofullar bulunur. Kofullar hücre zarından, endoplâzmik retikulumdan, golgi aygıtından ya da çekirdek zarından oluşur. İçlerinde koful öz suyu (hücre öz suyu) denilen bir sıvı bulunur.

Kofullar genç bitki hücrelerinde az sayıda ve küçük; yaşlı bitki hücrelerinde ise büyüktür. Hatta bazı yaşlı hücrelerde hücre içini tamamen doldurarak sitoplâzmayı yana doğru iter.

Kofullar hücrenin madde alışverişinde, beslenmesinde, sindiriminde, boşaltımında görevlidir.

Kofullar kaybolup gerektiğinde yerine yenileri oluşabilir. Bitkisel hücrede metabolizma sonucu açığa çıkan zehirli artık ürünler, inorganik tuzlarla birleşerek çözünmeyen kristalleri oluşturur. Özellikle yapraklardaki kofullarda biriken kristaller hücrenin işlevlerinin azalmasına ve ölümüne neden olur.

Tatlı suda yaşayan bir hücreli canlılarda, boşaltım kofulları (kontraktil kofulllar) oluşmuştur. Örneğin terliksi hayvanlardaki boşaltım kofulu tatlı sularda yoğunluk farkından dolayı, vücut içerisine giren fazla suyu dışarı atarak su miktarını ayarlar.

Çekirdek

Hücrenin yaşamını sürdürebilmesi için mutlaka bulunması gereken bir organeldir. Bölünmenin, büyümenin ve onarımın denetim merkezidir. Çekirdekten gelen RNA’lar ile hücrenin işlevleri yürütülür. İlkel hayvan ve bitkilerde zarla çevrilmiş bir çekirdek bulunmamasına karşılık çekirdek materyali sitoplâzma içine dağılmıştır. En ilkel canlı sayılan virüslerin kalıtsal materyali bir RNA yada bir DNA zinciridir. Bazı canlılarda birden fazla çekirdek bulunabilir. Örneğin; Paramesyumda büyük ve küçük olmak üzere iki çekirdek vardır. Çekirdek genellikle hücrenin ortasında oval ya da küremsi şekildedir. Çekirdeğin büyüklüğü ile sitoplâzmanın kütlesi arasında her zaman belirli bir oran vardır. Bu oran yaşlılığa ve hücrenin işlevine göre değişebilir.

Amiplerle yapılan deneylerde çekirdeğin hücredeki önemi ve görevi açıklanmıştır. Bu deneyde bir amibin sitoplâzması çekirdekten ayrılıp uygun bir ortama konursa yaşamsal olaylarının yavaşladığı ve amibin bir kaç gün sonra öldüğü gözlenir. Eğer çekirdek çok az sitoplâzma ile amipte bırakılırsa yaşamsal faaliyetlerinin devam ettiği ve kesilen sitoplâzmanın kendisini tamamladığı gözlenir. Diğer deneyde ise çekirdek çıkarılıp uygun ortamda bırakılırsa yaşamsal faaliyetlerinin yavaşladığı ve amibin bir kaç gün sonra öldüğü gözlenir.

Çekirdeğin hücre yaşamındaki önemini açıklayan bir deneyin şeması.

Çekirdek, hücrenin canlılığını sürdürebilmesi için mutlaka gereklidir. Çekirdek, hücrede geçen bütün yaşamsal olayları yönetir ve kontrol eder.

Çekirdeğin kalıtım bilgisini taşıdığı, bir hücreli iki alg (su yosunu) türünde yapılan deneyle açıklanmıştır .AIgin yapısı şemsiye, sap ve kök bölümünden oluşmuştur. Hücre çekirdeği ise köke yakındır. Her iki algin şemsiyeleri birbirinden farklıdır. Biri düz, diğeri parçalı şemsiyelidir.

İki alg türünde şemsiye gelişmesinin çekirdek yönetiminde olduğunu gösteren deney şeması.

Düz şemsiyeli algin çekirdeğinin bulunduğu kök kısmı kesildi. Kesilen kök kısmına parçalı şemsiyeli algin sap kısmı aşılandı. Algin şemsiyesini tamamladığı, şemsiyenin şeklinin çekirdekli parçaya ait ve düz şekilde olduğu, sitoplâzmasının ise parçalı şemsiyeye ait olduğu görüldü. Bu deneyin sonucunda şemsiyenin düz ya da parçalı olmasının çekirdekteki bilgiye göre belirlendiği anlaşıldı.

Bir hücrenin çekirdeği;

1. Çekirdek zarı

2. Çekirdek plâzması

3. Çekirdekçik

4. Kromatin ve kromozomlar olmak üzere 4 kısımda incelenebilir.

1. Çekirdek Zarı : Kalınlığı 35nm kadardır. Mitokondrilerde olduğu gibi çift katlı zarla çevrilmiştir. İçteki zar düz, dıştaki zar ise eridoplâzmik retikulumun devamı gibidir. Çekirdek zarında, çekirdek plâzması ile sitoplâzma arasında madde geçişini sağlayan porlar (delik) vardır. Porların çapı 40-100 nm arasındadır. Özellikle çekirdekten kodlanan RNA sitoplâzmaya porlardan geçer. Çekirdek dış zarının üzerinde ribozom bulunmaktadır. Çekirdek zarı mitoz bölünme sırasında çözünür, mitoz sonunda golgi aygıtı ve endoplâzmik Iretikulum gibi organellerin işlevi ile yeniden yapılır.

2. Çekirdek Plâzması : Çekirdek plâzmasına çekirdek sıvısı da denir. Homojen görünümlü bir sıvıdır, içinde çözünmüş çeşitli maddelerin molekülleri dağınık halde bulunmaktadır. Çekirdek plâzması kromatin ağı ve çekirdekçik arasındaki boşlukları tamamen doldurur.

3. Çekirdekçik : Çekirdek plâzmasından herhangi bir zarla ayrılmaz. Yapısında RNA ve protein bulunmaktadır. Ribozomal RNA (rRNA)ların yapıldığı kromatinin bulunduğu kısımdır. Protein sentezi çok olan hücrede çekirdekçik büyüktür. Çekirdekçiğin büyüklüğü canlı türüne ve hücresine göre değişir. Çekirdekçik canlı hücrelerin çekirdeğinde yuvarlak bir yada birden fazla tanecikler şeklindedir. Asidik boyalarla koyu renge boyanır. Çekirdekçik hücre bölünmesi sırasında kaybolur. Bölünme bittikten sonra tekrar oluşur.

4. Kromatin ve kromozomlar : Hücre bölünmediği zaman çekirdek içinde dağınık, uzun, ipliksi şekilde görülen yapılara kromatin ağı denilmektedir. Hücre bölünmesi sırasında kromatin iplikleri kısalıp kalınlaşarak kromozom denilen yapıları meydana getirir.

Kromozomların yapısında DNA ve protein vardır. Kromozomların en önemli görevi kalıtım birimi olan genleri (DNA) taşımasıdır.

Kromozomlar kromonema denilen ve çapı 0,3-0,5 mm kadar olan ince ipliklerden oluşmuştur. Kromonemalar matriks denilen bir madde içinde bulunur. Normal olarak bir kromozomda her biri 4 kromonema taşıyan 2 kromatit bulunur. Bu iplikçikler interfazda gevşek dururlar ve ağ görünümündedirler.

Kromozomun yapısı

Kromonemaların üzerinde boncuk tanesi şeklinde şişkinlikler görülür. Bu şişkinliklere kromomer denir. Kromomerler ya kromonemanın kuvvetle kıvrılmasıyla ya da nükleoproteinlerin o bölgede yoğunlaşmasıyla meydana gelir. Her kromozom aralarında açı bulunan iki koldan oluşur. Bu kolları birbirine bağlayan boğumlara sentromer denir. Hücre bölünmesi sırasında kromozomlar sentromerleri ile iğ ipliklerine bağlanır. Bu bağlanma olmadan kromozomlar kutuplara taşınamaz.

Kromozomların bir kısmının ucunda ise uydu denilen küre şekilli yapı vardır. Kromozomlar ışık mikroskobunda kolaylıkla görülür. Kromozomun sayısı, büyüklüğü, şekli türden türe farklılık gösterirken bir türün bireylerinde bulunan kromozom sayısı ise aynıdır.

Anadan ve babadan gelen, şekilleri ve büyüklükleri birbirine eşit olan kromozom çiftlerine homolog kromozom denir.

Homolog kromozomlar, bütün vücut hücrelerinde bulunur. Bu hücrelere somatik hücre (vücut hücresi) denir. Somatik hücre kromozom sayısı bakımından diploittir ve 2n ile gösterilir. Diploit hücrelerde kromozomlar çiftler hâlinde bulunur, n kromozom sayısının iki katı kadar kromozom taşırlar. Diploit hücrelerdeki kromozom sayısı mitoz bölünmeyle korunur.

Üreme hücrelerinde ve bazı ilkel canlıların, bütün yaşam evrelerinde kromozomlar tek hâlde bulunur. Böyle eşi olmayan kromozomlara “haploit (monoploit)” kromozom denir, n harfiyle gösterilir, n sayıda kromozom taşıyan hücrelere ise haploit hücre denir. Haploit hücreler, diploit hücrelerin mayoz bölünme geçirmesiyle oluşur.

Homolog kromozomların lokus denilen karşılıklı bölgelerinde, bir özelliği belirleyen alel genler yer alır. Alel genler bir özellik üzerine aynı yönde ya da zıt yönde etki edebilir. Örneğin; bir birey annesinden mavi göz genini, babasından kahverengi göz genini almış olabilir. Bu genler homolog kromozomların aynı lokusunda bulunmasına rağmen zıt yönde etki ederler.
Rapor Et
Eski 18 Nisan 2009, 20:03

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#3 (link)
daMLa-
Ziyaretçi
daMLa- - avatarı
Pardon o kadar emek harcamış arayıp bulmuşsunuz ama sorularımın cevabı bunlarda yok... Birazda kısa cevaplar verebilirseniz sevinirim.
Rapor Et
Eski 18 Nisan 2009, 20:13

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#4 (link)
Hi-LaL
Ziyaretçi
Hi-LaL - avatarı
Alıntı:
daMLa- adlı kullanıcıdan alıntı Mesajı Görüntüle

Canlı türü ile kromozom sayısı arasındaki ilişkiyi açıklayınız.
Canlı türü ile kromozom sayısı arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Ya da kısaca şöyle söyleyim "kromozom sayısı fazla olan canlı, daha gelişmiş canlıdır" gibi bir ilişki yoktur. Kromozom sayısı tamamen canlının türüne göre az ya da çok olabilir.

Şöyle bir bağıntı var diyebiliriz: Aynı türe ait canlıların kromozom sayıları aynıdır. Örn: Tüm insanlarda ( mutasyon durumları hariç) 46 kromozom vardır.
Rapor Et
Eski 27 Eylül 2009, 17:32

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#5 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
KROMOZOM SAYILARI AYNI OLAN CANLILAR NEDEN BİRBİRİNDEN FARKLIDIR
Rapor Et
Eski 28 Eylül 2009, 19:37

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#6 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
kromozom sayılarının türele göre nasıl değişişir........ve sayısıyla gelimişliğinin bir ilgisi Var mı ???...
Rapor Et
Eski 30 Eylül 2009, 20:32

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#7 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
ya bana bir kısa mesajla insanlarla aynı kromozom taşıyan canlıları yazabilirmisin???
Rapor Et
Eski 30 Eylül 2009, 21:04

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#8 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
moli balığıda insandakindeki gibi 46 kromozom vardır
Rapor Et
Eski 1 Ekim 2009, 16:12

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#9 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
ya kısaca kromozom sayısı her canlıda neden değişiktir bunun cewabını enkısa zamanda werirmisiniz lütfenn
Rapor Et
Eski 4 Ekim 2009, 20:45

Canlı türü ile kromozom sayısı arasında nasıl bir ilişki vardır?

#10 (link)
Misafir
Ziyaretçi
Misafir - avatarı
KROMOZOM SAYILARI AYNI OLAN CANLILAR NEDEN BİRBİRİNDEN FARKLIDIR çok acil
Rapor Et
Cevap Yaz Yeni Konu Aç
Hızlı Cevap
Kullanıcı Adı:
Önce bu soruyu cevaplayın
Mesaj:








Yeni Soru
Sayfa 0.281 saniyede (84.77% PHP - 15.23% MySQL) 16 sorgu ile oluşturuldu
Şimdi ücretsiz üye olun!
Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 18:43
  • YASAL BİLGİ

  • İçerik sağlayıcı paylaşım sitelerinden biri olan MsXLabs.org forum adresimizde T.C.K 20.ci Madde ve 5651 Sayılı Kanun'un 4.cü maddesinin (2).ci fıkrasına göre tüm kullanıcılarımız yaptıkları paylaşımlardan sorumludur. MsXLabs.org hakkında yapılacak tüm hukuksal şikayetler buradan iletişime geçilmesi halinde ilgili kanunlar ve yönetmelikler çerçevesinde en geç 3 (üç) iş günü içerisinde MsXLabs.org yönetimi olarak tarafımızdan gerekli işlemler yapıldıktan sonra size dönüş yapılacaktır.
  • » Site ve Forum Kuralları
  • » Gizlilik Sözleşmesi