Üye Ol
Geri Dön   MsXLabs Hi-Tech Forum > :: Kültür/Sanat/Spor :: > Spor Sayfası
Cevap Yeni Konu Aç
 
Konu Araçları
Eski 04-05-2006   #1 (mesaj-linki)
Okçuluk Nedir? Okçuluk Hakkında Genel Bilgiler Okçuluk Nedir? Okçuluk Hakkında Genel Bilgiler

Ata Sporu

Türklerin ata sporu olan okçuluk, yüzyıllar boyunca bu geleneksel özelliğini muhafaza etmiş, gerek tarihimiz içinde, gerekse İslam dininde özel bir yere sahip olmuştur.
Türk tarihinin Orta Asya’ya uzanan derinliklerinde, önceleri bir savaş aracı olarak kullanılan ok ve yay, ateşli silahların keşfinden sonra, giderek bir spor dalı olarak kültürümüz içindeki yerini almıştır.
Tarihsel belgeler incelendiğinde, Türklerde okçuluğun M.Ö. 5000 yıllarında başladığı ve okçuluk ile ilgili ilk kuralların Oğuzlar ile gerçekleştiği görülür. Oğuzlar’ın Müslümanlığı kabulünden sonra ise daha da gelişen okçuluk, en parlak devrine Osmanlılar ile ulaşır.
Okçuluk, İslam dininde çok önemli bir yer tutmaktadır; öyle ki, adeta yaşamın ayrılmaz bir parçası olarak kabul edilmiştir. Bizzat Hz. Muhammed de ok atmış, savaşlarında kullanmış ve ok atma konusunda birçok hadis-i şerif beyan etmiştir. Özellikle, “Evinizdeki kölenize bile ok atmayı öğretiniz” buyurmaları okçuluğa verilen özel önemin simgesi olmuş; yine bir başka hadislerinde “Bizim hakkımız gibi, çocukların da bizde hakları vardır, ki o hak, ona yazı yazma ile ok atmayı öğretmek ve helal miras bırakmaktır” demiştir.
Osmanlılar döneminde, okçuluğu ciddi kurallara bağlayarak yarışma esası içine alan ve tesis kuran hükümdar Fatih Sultan Mehmet’tir. Her ne kadar Fatih’ten önceki bazı hükümdarların dönemlerinde çeşitli okçuluk yarışmaları yapılmış ise de, saha ve tesislerin oluşturulması Fatih Sultan Mehmet’in emri ile başlar. İstanbul’un fethinden hemen sonra, Kasımpaşa semtinde kurulan ve bugün ancak çok az bir bölümü korunabilmiş olan Ok Meydanı, Fatih’in bu spora verdiği büyük önemin bir göstergesidir. Fatih’ten sonraki hükümdarların hemen tümü bu sahayı genişletip ilave tesisler yapmışlar, diğer kentlerde de sahalar kurmuşlardır. Sultan II. Bayezit döneminde bununla da yetinilmemiş, okçular özel olarak himaye edilmiş, okçuluk malzemeleri imalatı ile uğraşan sanatkârlar bir araya toplanarak, kendilerine her türlü olanak sağlanmıştır. Hatta bu amaçla, sanatkârların neredeyse tümü İstanbul’a getirilmiş ve Bayezit Camii’nin arkasına inşa edilen Okçular Çarşısı’na yerleştirilmişlerdir. 15. ve 16. yüzyıllarda İstanbul’da sayıları 500’ü bulan ok ve yay imal eden atölye ile özel olarak okçuluk eğitimi yapılan okulların bulunduğu gerçeği dikkate alınacak olursa, bu spor dalında ne denli zengin bir geçmişe sahip olduğumuz kolayca anlaşılacaktır.
Daha önce de belirtildiği gibi, Osmanlı İmparatorluğu döneminde hükümdar ve sadrazamların birçoğu okçu idi. Bunların içinde özellikle Sadrazam Kemankeş Kara Mustafa Paşa’nın (1592-1644) okçuluk tarihi içinde özel bir yeri bulunmaktadır. Kara Mustafa Paşa, sadrazamlığı döneminde okçuluk ile ilgili bir ferman (kanun) yayınlamıştır. Bugün, aslı Topkapı Müzesi arşivinde bulunan bu ferman, spor ile ilgili ilk kanun olma özelliğini taşımaktadır. Osmanlı döneminin ünlü okçuları içinde, Tozkoparan İsmail, Bursalı Şüca gibi isimler en çok bilinenlerdir.Hayvan boynuzu, sinir gibi organik maddeler ve ahşap malzemenin sentezi ile imal edilen eski Türk yaylarının inanılmaz teknik güçleri, bugün dahi, okçuluk tekniği ile ilgilenen dünya otoritelerini hayretler içinde bırakmaktadır.
Günümüzün ileri teknolojisi ile üretilen yaylarla 250-300 m mesafeye zorlukla ok atılırken, eski Türk yayları ile 800-900 metrelere ok atılabilmesi bu hayretin temel nedenini oluşturmaktadır. Okçuluk tarihimize dikkatle göz atıldığında, Fatih Sultan Mehmet’ten II. Bayezit’a uzanan dönemin ciddi bir “Planlama Dönemi”, II. Bayezit’ten II. Selim’in ölümüne değin geçen sürenin ise “Gelişme Devri” olarak değerlendirildiği görülür. Daha sonraki hükümdarlar da okçuluk ile ilgilenmişler, ancak III. Selim’in tahta geçmesinden II. Mahmut’un ölümüne kadar geçen süre “Yeniden Yükselme Devri” olarak tarihe geçmiştir. Daha sonra II. Abdülhamid’ten V. Mehmet’in ölümüne kadar geçen süre ise okçuluğun “Duraklama ve Gerileme Devri” olmuştur, Osmanlı’nın son döneminde ise okçuluk sanatkârları artık ellerindeki sanatı bırakarak başka işlere yönelmişler, bu işi yürüten kişi sayısı 3-5 kişiyle sınırlı kalmıştır.
Cumhuriyet dönemiyle birlikte, 1923-1937 yılları arasında, eski Türk okçularının ailelerinden gelen üç beş kişi, aralarına hevesli gençleri de alarak, İstanbul’un çeşitli semtlerinde ok atışları yapmışlar ve geleneksel sporumuzu yürütmeye çalışmışlardır. Türk okçuluk tarihinin efsanevi ismi Tozkoparan’ın ikinci kuşak torunları olan İbrahim ve Bekir Özok ile, Türk okçuluğuna ilk kitabı armağan eden Mustafa Kani’nin torunu Vakkas Okatan, bu spora yakın ilgi duyan Prof. Necmettin Okyay, Hafız Kemal Gürses ve yine o devrin Beyoğlu Vakıflar Müdürü ve Milli Sporlar Federasyonu Başkanı Baki Kunter’in girişimleri sonucu kurulan Okspor Kurumu adındaki kulüp, Cumhuriyet dönemimizin ilk ciddi adımı olmuştur. İstanbul Beyoğlu Halkevi’nde, Ulu Önder Atatürk’ün direktifleri ile, milli sporumuz okçuluğu yeniden canlandırmak amacıyla 1937 yılında kurulan bu kulüp, Atatürk’ün ölümünden sonra himayesiz kalarak dağılmıştır. İlk bayan okçumuz olan Betül Diker (Or), o yıl yapılan 19 Mayıs gösterilerindeki atışları ile Atatürk’ün dikkatini çekmiş ve Ulu Önder, Halim Baki Kunter’e “Bu kız ile ilgilenin!” talimatını vermiştir.

Kaynak: turkisharchery.org

Son Düzenleyen ThinkerBeLL; 21-09-2006 @ 15:01.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 04-05-2006   #2 (mesaj-linki)
Cvp: Okçuluk Cvp: Okçuluk

YAY
Yayların boyu 11-12 tutam [*2] dır.
Yay birinci, orta, ikinci boy olmak üzere üç boy olur.
Umûmîyetle dört parçadır: Ağaç, tutkal, sinir, kemik.
En büyük yay 115, en hafif yay da 95 dirhem [*3] den fazla veyâ noksan olmamalıdır.
Yapılışı güç ve büyük bir dikkat isteyen yay hassâsîyetini asırlarca muhâfaza edebilir.
Bâzı kuvvetli pehlivanlar 115 dirhemden daha ağır yaylar kullanmışlardır. Bursa'lı Şûcâ yıldız menzili taşını 107, Tozkoparan İskender Edirne'deki menzil taşını 130 dirhemlik yaylarla yapmışlardır.
Osmanlı'larda Muhiddin, Süleymân, Usta Pervâne, Büyük ibrâhim, Yahyâ, Mehmed isimlerindeki ustalar Osmanlı yaylarına zerâfet, estetik ve balistik mezîyetler vermişlerdir.
Yay Ağacı
En iyi yay ağacı Gerede'de yetişen Akça ağaçtır. Tutkalı çok fazla emerler. Bu karaağaçların ihtiyâr gövdeleri kesilir, kökten çıkan sürgünler iki bilek kalınlığında olunca yerden 25 santim kadar yukarıdan 13-14 tutam kesilir. Ortadan eşit olarak iki kısma ayrılır. Bir kazandaki soğuk suda üç gün bekletilir. Üç günden sonra kazanın altına ateş yakılarak kaynatılır. Bu kaynama süresi de üç gündür. Sonra ağaçlar çıkarılır. Talaş alevine tutulur. Biraz suyunu çektikten sonra tutkala yatırılır. Ağacın tutkalı iyice emmesi beklenir.
Bu işlemden sonra ağaç, kalın tahtalara oyulmuş, iki ucu içine kıvrık kalıplara sıkıştırılır ve urganlarla bağlanır. Asıl i'mâl devri kalıptan çıkarıldıktan sonra başlar. Kurulduktan sonra dış tarafa gelecek kısmına sinir yapıştırılır.
Yay ağacı 10 yıl bekletildikten sonra işlemeye alınır.
Tutkal
Tutkal yay ağacına elastıkîyet veren bir maddedir. Yayın en mühim maddesini teşkîl eden tutkal, çok titiz hazırlanan bir maddedir. Yay tutkalları bilhassa Gelibolu civârındaki Çakal (Çokal) köyünde yapılır ve bu isimle anılır.
Sinir
En iyi sinir için, Trakya'da yetişen inek ve öküzlerin ayak bileklerinden diz kapaklarına kadar olan sinirler bir araya toplanır, yıkanır, kurutulur, kaynatılır ve eritilir. Bu erime sinirlerin lif lif ayrılmasını te'mîn eder, Sinir, yayın kurulduktan sonra dış tarafına gelen kısmına i'tinâ ile döşenir.
Bu hesâblar öylesine incedir ki, meselâ puta yaylarına öküz siniri, menzil yaylarına inek siniri döşenir. Bu işlem yaya müthiş bir elastikîyet verir.
Kemik (Boynuz)
Yay kemiği tâbîr edilen boynuz bilhassa mandaların boynuzlarının dış kenarından yapılır. Boynuzun en sert yerleri de kenarlarıdır. Menemen yöresinde yetişen uzun boynuzlu genç öküzlerin boynuzları makbûldür. Boynuzların dış kenarları kökten uca kadar bir kapak hâlinde kesilir. Kazanda kaynatılır. Sonra çam alevinde yumuşatılır ve düzeltilir. Dar tahta kalıplara sıkıştırıldıktan sonra kurutulur, yay tahtasına Çakal tutkalı ile yapıştırılır, üzeri raspa edilir.
Çelik
Kabzanın tam orta kısmına isâbet eden ve iki boynuzun arasında kalan iki milimlik aralığa beyaz bir kemik yerleştirilir ki buna da çelik denir.
Çile
Çile, yayın iki ucuna takılan ve oku fırlatmaya yarayan bir kaytandır. Harp yaylarında çile yerine koyun ve keçi gibi hayvanların bağırsaklarından yapılan gâyet kuvvetli bir ip kullanılır. Çile saf ipektir. Günlerce kaynatıldıktan sonra gölge yerde kurutulmaya bırakılır. Sonra bükülerek ip hâline getirilir. Çile yalnız yarışma yaylarına takılır.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 10-07-2006   #3 (mesaj-linki)
Cvp: Okçuluk Cvp: Okçuluk

OKLA AVLANMAYA BAŞLANGIÇ

yıllarca olimpik okçuluk yaptıktan sonra, mühendislik eğitimim nedeniyle, profesyonelliğin gerektirdiği kadar antrenmanlara zaman ayıramayınca bırakmak zorunda kaldım. Ancak içimdeki tutku dinmemiş olacak ki 7 yıl sonra yeni bir başlangıç yaptım. Bu kez de iş hayatının gerekleri yüzünden, sürekliliği birkaç ayla sınırlı kaldı. Federasyona bağlı bir sporcuysan ve devlet sena malzeme bağlıyorsa, doğal olarak antrenmanları aksatmamanı ister. Eğer bu işi amatörce hobi olarak sürdürmek istiyorsan da malzemeni kendin edinmek zordasın. İşin içinde bir de avcılık tutkusu olunca, uzun süre bir av yayı nasıl edinebilirim diye araştırmakla geçti.






Internet kanalıyla av malzemeleri satışı yapan (reklam olmasın diye ismini yazamıyorum) firmadan tabii ki haberim vardı. Ama böyle bir alışverişi daha önce hiç denememiştim ve ülkemize gönderip göndermedikleri konusunda da herhangi bir fikrim yoktu. Uzun süre kararsız kaldıktan sonra riski almaya karar verdim. Ve yay siparişini çektim. Sekizinci gün istemiş olduğum yay kapıma gelmişti. Dört yıldır bu yayla antrenman yapıyor, av yayı olmasına rağmen bununla İzmir’deki bölge birinciliklerine katılıyor ve ava gidiyorum. Hatta bir keresinde üzerime saldıran yaralı domuzu durdurarak, bani kendine daha da bağladı.



Uzun süredir de dergilere yazılar yazarak ya de ilgililere e-mail çekerek, ok ile avcılığın yayılmasını sağlamaya çalışıyorum. Yakın çevremden yedisi avcı, biri de sporcu olma üzere toplam sekiz kişiye malzeme temininde yardımcı olup bu spora başlamalarını sağladım. Benimle bağlantı kurabilenlere elimden gelen yardımı yapmaya çalışıyorum.



Bu süre içerisinde şunu fark ettim ki, bu işe başlamak isteyen çok kişi var. Ancak nasıl başlayacaklarını, ne tip malzeme alacaklarını bilmiyorlar, ve en önemlisi de ok atmayı başarıp başaramayacakları konusunda ciddi şüpheleri var. Ancak şunun rahatlıkla garantisini verebilirim ki, avcılıkla uğraştıktan sonra bu işe başlayanlar, daha ilk atışlardan itibaren hedefi vurmaya başlıyor. Bir örnek vermek gerekirse, bir ay kadar önce malzeme temin edip bu işe başlayan bir arkadaşımız, bu süre içinde 50cm x 50cm büyüklüğündeki hedefe birkaç yüz tane ok atmasına rağmen, sadece bir tanesini kaçırdı.





Ancak işin zor olan kısmı malzeme seçimi ve seçilen malzeme geldikten sonra montajı ve ilk ayarları yapıp atışa başlayabilmek. Bu yüzden bu ve bundan sonraki yazılarımda, genel tabirlerle uğraşmak yerine, pratikte ne yapılması gerektiği konusuna değineceğim.



Yay seçimi

Yeni başlamak isteyenlerin öncelikli konusu yay seçimi olmalıdır. Temin edilmesi gereken yay, makaralı yay (compound bow) tabir edilen yay türüdür. Bu yayın özelliği germe aşamasında oldukça sert, ancak son çekme pozisyonun gelindiğinde, yani nişan alma esnasında yumuşamasıdır. Zaten makaraların görevi de budur. Bu yaylarda, makaralar sayesinde yayın sertliğinin %65 ~ %80’i giderilir. Bu sayede nişan alma pozisyonunu uzun süre korumak mümkün olur. Bu özellik sayesinde makaralı yaylar, avcılıkta en çok kullanılan yay türüdür.



Ok boyu (Draw length)

Makaralı yayların nişan alma pozisyonuna geldiğinde yumuşadığını söyledik. Herkesin kol boyu farklı olduğundan, nişan alma pozisyonuna gelindiğinde kol boyu uzun olanlar yayı daha çok, kol boyu kısa olanlar ise yayı daha az germiş olur. Peki bu durumda yay nerede yumuşayacaktır. Örneğin benim kol boyum 28 inch ok çekecek kadar uzun. Bu durumda kullandığım yay, tam 28 inch çektiğimde en yumuşak pozisyonunda olmalı. Genelde bu makaraların üzerinden ayarlanır. Ancak her yayın bir alt ve bir üst sınırı vardır. Bu durumda her yay herkese uygun olmaz. Sonuçta kendi ok boyunuz, alacağınız yayın ayar sınırları içinde olmalıdır.



İşte burada en büyük problem başlıyor. İnsan kendi ok boyunu nasıl bilecek? Ne yazık ki yardım almadan bunu saptayabilmek oldukça zor. En iyi yöntem ok boyu bilinen, mevcut bir yay gerilerek, bunun kısa ya da uzun gelip gelmediğini kontrol etmektir. Eğer bir dükkandan yay satın alıyor olsaydık hiçbir problem olmayacaktı, ancak sipariş üzerine gelecek olan bir yay satın alacaksak, siparişi vermeden önce ok boyumuzu bilmemiz gerekiyor. Bu durumda da çevremizde bu işlerle uğraşan birilerini bulmaktan başka çaremiz yok.



Büyük şehirlerimizin tamamında ve hatta doğu illerimizin bazılarında, şehir stadlarında, beden terbiyesi bünyesinde okçuluk sporu yapılmaktadır. Bu işle uğraşan arkadaşlardan, ok boyunu saptamak için yardım isterseniz, eminim büyük zevkle yardım edeceklerdir. Unutmayın ki beden terbiyesinde görevli antrenörlerin görevi sadece milli sporcu yetiştirmek değil, aynı zamanda sporu tabana yaymaktır.






Ancak şunu unutmayın, eğer yayınızı av amacıyla kullanacaksanız, istediğiniz yardım ok boyunu tespit etmekle sınırlı kalsın. Zira olimpik okçuluk ve avcılıkta kullanılan malzeme birbirinden çok farklı olduğu için, tavsiye ettikleri malzeme işinizi zorlaştırabilir. Ayrıca merak etmeyin A’dan Z’ye ihtiyaç duyabileceğiniz tüm malzeme bu ve bu yazının devamında size tanıtılacaktır.



Yayların ok boyları belirli sınırlar içinde, makaralarının üzerindeki düzeneklerle ayarlanabildiğini yazmıştık. Bazı yaylarda bu sınır oldukça geniş olup bazı yaylarda ise ayar imkanı hiç olmayabilir. Örneğin Browning firmasının bazı yaylarında bu ayar imkanı 21 inchten 31 inche kadar tam 10 inchtir. Bu çok geniş bir aralıktır. Öyle ki dünyadaki insanların %99,9’u bu sınırların içinde kalmaktadır. Yani 10 yaşındaki bir çocuktan boyu 2 metreye kadar olan bir yetişkin, gerekli ayarları yaparak aynı yayı kullanabilir. Eğer böyle bir yay tercih edecek olursanız, siparişten önce ok boyunu tespit etmeye hiç gerek yoktur. Yay geldikten sonra, kendi ok boyunuza ayarlamanız yeterlidir.



Diğer taraftan ok boyu ayarlanmayan, sadece bir tek ok boyu için imal edilmiş yaylar da vardır. Eğer bu spora yeni başlıyorsanız, ok boyunuzu kesin olarak tespit ettirmiş bile olsanız, bu yaylardan uzak durunuz. Çünkü yeni başlayanların stilleri henüz gelişmemiş olduğundan, zaman içinde ok boyu cüzi miktar da olsa + yada – yönde değişebilir. Ancak birkaç sene bu işi yapıp birkaç bin atış yapınca, ok boyunuzun oturduğuna inandığınızda bu yaylardan satın alabilirsiniz. Bunların diğer bir dezavantajı, yayı başkasına devretmek istediğinizde uygun atıcının zor bulunmasıdır.



Ok boyu ayar sınırları arasında 2 inch bulunması, yeterli bir miktardır. Örneğin ok boyunuz 28 inch olarak tespit edildi, 27”-29” arası ayarlı bir yay getirttiniz, + yada – yönde 1 inch yanılmış olsanız bile getirttiğiniz yay size uygun olmaya devam edecektir. Bu yüzden ilk tespitteki ok boyunuz getirteceğiniz yayın ayar sınırlarının ortasında olsun. Örneğin ok boyunuz 29 inch belirlendiğinde, alt sınır 28” veya altı, üst sınır ise 30” veya üstü olmalıdır.



Ok boyu size uygun olmayan bir yayla kesinlikle atış yapmayınız. Örneğin ihtiyacınızdan daha kısa ok boyu olan bir yayla atış yaparsanız, bir müddet sonra refleksler buna alışacak ve bir daha düzeltmesi çok zor olan atış stili problemleri ortaya çıkacaktır.



Yay germe sertliği (Draw weight)

Yaya esnekliği sağlayan, genelde fiber malzemeden yapılmış olan yay kanatlarıdır (limbler). Alt ve üst kanat, metal kabzaya birer vida yardımıyla tespit edilirler. Bu vidalar sıkıldığında yay sertleşir, gevşetildiğinde yumuşar. Bu özellik sayesinde her yayın bir alt ve bir üst sertlik sınırı vardır. Avcılıkta kullanılan yayların 60 – 70 libre arasında olması en doğru yaklaşımdır. Gereğinden yumuşak bir yay ava etki etmez, gereğinden sert bir yay ise nişan almayı zorlaştırır. Bir örnek vermek gerekirse, yıllarca ok atıp bu işe antrenmanlı olmama rağmen benim yayımın sertliği 62 libreye ayarlıdır. Yayı domuz avlarında kullanıyorum ve bu sertlik yetiyor. İstersem daha da sertleştirebilirim, ancak o zaman ilk birkaç okta problem çıkmasa da, uzun süre ok atamıyorum. Şimdiye kadar yay aldırdığım her avcıya 60 – 70 libre arası ayarlı yay aldırdım. Ancak gücünüz konusunda şüpheleriniz varsa 50 – 60 libre yay da uygun olabilir. Zira başlangıçta 50 libre olarak başlar, bir süre antrenman yapınca 60 libreye sertleştirebilirsiniz. Bu sertlik ise av için yeterli bir sertliktir.





Yumuşama oranı (Let–off)

Makaralar sayesinde, yayın nişan alma pozisyonunda yumuşadığını yazmıştık. Bu oran %50 ile %85 arasında olabilir. Örneğin yayınız 60 libre let–off ise %75 olsun. Yay nişan pozisyonunda 60 librenin %75 değeri olan 45 libre yumuşayacak, yani nişan alırken yayın sertliğini 15 libre ( ~6,8 kg) hissedeceksiniz. Let-off değerinin büyük olması tabii ki avantajdır. Ancak yay seçimi yaparken bu sayıya çok fazla dikkat etmeyiniz. Ok boyu ve yay sertliğinin yanında son derece önemsizdir. %60’ın üzerinde bir let–off değeri yeterlidir. Diğer özellikler eşitse, bu sayının büyük olması avantajdır. Ancak let-off değeri yüksek bir yay almak için ok boyu yada yay sertliğinden kesinlikle feragat edilmemelidir. Veya let-off değeri yüksek diye pahalı bir yay tercih etmek pek de doğru değildir.



Hız (IBO Speed AMO Speed)

Hız tabii ki önemlidir. Ok ne kadar hızlı olursa ava etkisi o derece büyük olur. Daha da önemlisi, hızlı okların uçuş yörüngeleri daha düz olur. Ancak kataloglarda verilen fps cinsinden hız değerleri, sizin nihai hızınız olmayacaktır. Kullandığınız okun ağırlığına, yay sertliğine ve ok boyuna bağlı olarak sizin hızınız farklı olacaktır. Kataloglarda verilen değerler ise IBO hızları 70 libre sertlik, 350 grain ok ve 30 inch ok boyunu; AMO hızları 60 libre sertlik, 540 grain ok ağırlığı ve 30 inch ok boyunu temsil eder.



280 ile 320 fps arasındaki tüm IBO hızları avcılık için uygundur. Daha hızlıyı seçmekte fayda vardır, ancak yine de Let-off’taki gibi hız kazanmak için yay sertliğinden ve özellikle de ok boyundan fedakarlık edilmemelidir. Ancak tüm diğer özellikler aynıysa daha hızlı bir yay için, biraz daha yüksek ücret ödenebilir. Ama bence ok hızını %10 artırmak için %100 daha fazla fiyat farkı verilmemesi gerekir. En azından benim görüşüm bu.



Diğer özellikler

Yay uzunluğu kataloglarda genelde, akstan aksa mesafe anlamına gelen, axle to axle olarak karşımıza çıkar. Üst makara aksından alt makara aksına kadar yayın uzunluğunun inch cinsinden değeridir. Kısa yayların manevra kabiliyeti her zaman daha fazladır. Ancak kısa yayların kontrolü de o derece zordur. Yeni başlayanlar için uzun bir yayla başlamanın daha doğru olduğu inancındayım. Ancak diğer kriterler kadar üzerinde çok düşünülecek bir konu değildir.



Kataloglarda Brace Height olarak tanımlanan, kiriş ile kabza arasındaki mesafedir. Bu aşamada dikkate almaya gerek yoktur. Weight olarak tanımlana ise yayın kendi ağırlığının, libre cinsinden değeridir (libre = pound). Bu özellik de seçimi etkileyen bir özellik değildir.



Av yayları, sadece yay yada paket olarak satılmaktadır. Paket olarak satın almak her zaman avantajlıdır. Zira paket içine dahil olan nişangah, ok dayanağı (arrow rest) ve diğer malzemeler, tek tek alındığında, paket fiyatını her zaman aşar. Ayrıca pakete dahil olan aksesuarlar zaten alınması zorunlu olan malzemedir. Paket halinde alınması, kullanılan yaya uyumlu olmasının da garantisidir. Genelde pahalı yayların paket aksesuarları da takılacak yaya yakışır derecede kaliteli malzemelerdir. Bunun tersi olarak da ekonomik bir yayın paketindeki malzeme de ekonomik ve gerektiği kadar kaliteli olur. Aksi taktirde tek tek alınan yay ve aksesuar Murat 124’e spoiler takmaya benzeyebilir.



Son söz

Tüm malzemenin alımını bir defada yapmayın. Önce sadece yay, yada paket halinde ise yay paketini satın alın. Bunun nedeni, gelen yayı ok boyunuza göre, sertliğini de makul bir seviyeye ayarlayıp, okların alımının daha sonraya bırakılmasıdır. Ok seçimi, ok boyuna ve yay sertliğine tamamen bağlıdır. Okların alımını yapmadan, bu değerleri kesin olarak saptamak gerekir. Malzeme alımında sitesi size imkan tanımaktadır.



Aramızda yazıyı okur okumaz alım yapacak kadar sabırsız arkadaşlar olabilir. Yazının devamında, pakete dahil olan malzemelerin yaya montajını, ve yay ayarlarının nasıl yapılacağını anlatacağım. Bu bilgiler olmadan yayın herhangi bir ayarıyla oynanmaması tavsiye edilir. Örneğin yayın sertliğin ayarlamak isterken yayı dağıtabilir, kendinize veya yaya zarar verebilirsiniz. Veya tekrar ayarlanması için özel aletler isteyecek şekilde, yayın ayarlarını bozabilirsiniz.


Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 21-09-2006   #4 (mesaj-linki)
Cvp: Okçuluk Cvp: Okçuluk

Kemankeşlik

Kemankeşlik Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan bir okçuluk sporudur. Osmanlıda okçuluk Orta Asya Türkleri'nden gelerek, Arap geleneklerinin de hafif bezemeleri ile gelişmistir. Osmanlı kemankeşlik sporu yüzyıllardır adını çok bilmediğimiz büyük kemankeşlerin (Bosna'lı Şüca, Havandelen Solak Bali, Tozkoparan İskender vs...) yaratılmasını sağlamıştır. Bu sporcuların kimilerinin menzil atışları 1275 gez (800-850 metre) mesafeler ile kırılması güç rekorlara imza atmışlardır. Osmanlı kemankeşleri pir olarak Sahabe'den Ebu Vakkas'ı sayarlar.
Kemankeşlik sporunun araçları olan ok ve yay için ise;
  • Okun boyu "gez" olarak ölçülür. Bir gez yaklaşık olarak 65 - 70 cm. civarındadır, çeşitli ahşap malzemelerden (çam ağaçlarının kuzey rüzgarı alan kısımlarından) veya bambu kamışından yapılır ,
  • Ok ucuna "demren" ya da "temren" adı verilir, kemik veya demirden yapılır,
  • Okun son kısmı olan tüy kısmına ise "yelek" adı verilir, genelde kuğu, kartal tüyleri kullanılır, ucunda temren'i olan oklara işlevine göre gerektiğinde yelek takılmaz.
  • Yay: Osmanlı yayı ise son derece işlevsel, aynı zamanda kısa, kullanımı kolay ve "pek", yani oldukça sert yaylardır.
  • Yay ipine Tirkeş veyahut Çile adı da verilir. Tirkeş, genelde koyun bağırsağından olabileceği gibi ibrişimden de imal edilir.
  • Yaylar genelde filmlerde görüldüğü gibi sürekli olarak gergin durumda değillerdir. Normal durumda tirkeş ve yay gerilimsiz ve gevşek bir şekilde durur, kullanılacağı zaman ise yay kurulur.
  • Yay terse doğru kurulmaktadır ve oldukça güç gerektiren bir iştir (Harbiye Askeri Müze'de yay örnekleri ve kurulumun nasıl yapıldığına dair çizimler mevcuttur). Kaynaklar bazı kemankeşlerin ve gücü ile nam salmış pehlivanların pek yayları tek kolları ile kurabildiklerinden övgü ile bahseder.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Eski 09-05-2007   #5 (mesaj-linki)
Türk Okçuluğu Türk Okçuluğu

GENEL BİLGİLER

Ok Türk'ler tarafından i'câd edilmiştir. Daha önceki devirler hakkında bir bilgimiz olmadığı için ok ve okçuluğun en parlak zamânının Osmanlı'lar devrine rastladığını söyleyebiliriz.
Ok ile ilgili Hazret-i Muhammed'e atfedilen 40 hadîs, Sultan İkinci Mahmud zamânında Eyüp Câmi'i imâmı Abdullah Efendi tarafından tefsîr ve tercüme edilerek pâdişâha sunulmuştur.
İslâmiyet'in ilk zamanlarında Arap oklarının mesâfesi bugünkü ölçülerle 500 metreyi geçmiyordu. Osmanlı'ların elinde ok 845.5 metreye kadar fırlatılmıştır.

ÜNLÜ OKÇULAR


Osmanlı'lardan önceki dönemlerde yetişen Türk Okçuları hakkında elimizde maalesef bir kayıt yoktur. Bundan ötürü yalnız Osmanlı'lar döneminde yetişmiş ok pehlivanlarının adları zamânımıza ulaşmıştır. Bu pehlivanların lâkab ve adları şöyledir:
Deve Kemâl
Solak Havandelen
Bursa'lı Şûcâ
Tozkopan iskender (Okmeydanı'nda bugüne kadar geçilemeyen iki menzilden biri olan 1281,5 gez [*1] mesâfeli menzilinin sâhibi...)
Gürz sinân
Benli karagöz
Mîra'lem Ahmed Ağa (Ahmed Paşa, Kemankeş Ahmed Beğ, Kaptân-ı deryâ Ahmed Paşa... Okmeydanı'nda bugüne kadar geçilemeyen iki menzilden biri olan 1279,5 gez mesâfeli Güneydoğu menzilinin sâhibi...)
Yahyâ Ağa
Arabacı Mahmûd
Lenduhâ Câfer
Çullu Ferrûh
Zehgîrci Kâsım
Kuburcu Hüsrev
Kosta Hüseyin
Güre Tosun
Araboğlu İbrâhim
Lokumcu Solak Ali
Sığırcı Kâsım
Parpul Hüseyin Efendi
Kör Kâmil
Üfürükçü Ece
Usta Karaca
Yatmazağaçoğlu Bâlî Beğ
Kemhâcı Dîvâne Kâsım

TAŞ DİKEN PÂDİŞÂHLAR

Üçüncü Selîm (1012 gez)
Sultân İkinci Mahmud (1225 gez... Pâdişâh atışlarının en uzun mesâfelisi...)

ÜNLÜ TAŞLAR

Okmeydanı'nda 15inci yüzyıldan bu yana en uzun gezli taşlar şunlardır:
1.1251,5 gez mesâfeli Bursa'lı Şûcâ menzili
2.1279,5 gez mesâfeli Tozkoparan İskender menzili
3. 1271,5 gez mesâfeli (lodos menzilli) Kaptan Ahmed Paşa menzili
4. 1281.5 gez mesâfeli (gündoğusu menzilli) Tozkoparan İskender menzili


* * *

YAY

Yayların boyu 11-12 tutam [*2] dır.
Yay birinci, orta, ikinci boy olmak üzere üç boy olur.
Umûmîyetle dört parçadır: Ağaç, tutkal, sinir, kemik.
En büyük yay 115, en hafif yay da 95 dirhem [*3] den fazla veyâ noksan olmamalıdır.
Yapılışı güç ve büyük bir dikkat isteyen yay hassâsîyetini asırlarca muhâfaza edebilir.
Bâzı kuvvetli pehlivanlar 115 dirhemden daha ağır yaylar kullanmışlardır. Bursa'lı Şûcâ yıldız menzili taşını 107, Tozkoparan İskender Edirne'deki menzil taşını 130 dirhemlik yaylarla yapmışlardır.
Osmanlı'larda Muhiddin, Süleymân, Usta Pervâne, Büyük ibrâhim, Yahyâ, Mehmed isimlerindeki ustalar Osmanlı yaylarına zerâfet, estetik ve balistik mezîyetler vermişlerdir.

Yay Ağacı

En iyi yay ağacı Gerede'de yetişen Akça ağaçtır. Tutkalı çok fazla emerler. Bu karaağaçların ihtiyâr gövdeleri kesilir, kökten çıkan sürgünler iki bilek kalınlığında olunca yerden 25 santim kadar yukarıdan 13-14 tutam kesilir. Ortadan eşit olarak iki kısma ayrılır. Bir kazandaki soğuk suda üç gün bekletilir. Üç günden sonra kazanın altına ateş yakılarak kaynatılır. Bu kaynama süresi de üç gündür. Sonra ağaçlar çıkarılır. Talaş alevine tutulur. Biraz suyunu çektikten sonra tutkala yatırılır. Ağacın tutkalı iyice emmesi beklenir.
Bu işlemden sonra ağaç, kalın tahtalara oyulmuş, iki ucu içine kıvrık kalıplara sıkıştırılır ve urganlarla bağlanır. Asıl i'mâl devri kalıptan çıkarıldıktan sonra başlar. Kurulduktan sonra dış tarafa gelecek kısmına sinir yapıştırılır.
Yay ağacı 10 yıl bekletildikten sonra işlemeye alınır.

Tutkal

Tutkal yay ağacına elastıkîyet veren bir maddedir. Yayın en mühim maddesini teşkîl eden tutkal, çok titiz hazırlanan bir maddedir. Yay tutkalları bilhassa Gelibolu civârındaki Çakal (Çokal) köyünde yapılır ve bu isimle anılır.

Sinir

En iyi sinir için, Trakya'da yetişen inek ve öküzlerin ayak bileklerinden diz kapaklarına kadar olan sinirler bir araya toplanır, yıkanır, kurutulur, kaynatılır ve eritilir. Bu erime sinirlerin lif lif ayrılmasını te'mîn eder, Sinir, yayın kurulduktan sonra dış tarafına gelen kısmına i'tinâ ile döşenir.
Bu hesâblar öylesine incedir ki, meselâ puta yaylarına öküz siniri, menzil yaylarına inek siniri döşenir. Bu işlem yaya müthiş bir elastikîyet verir.

Kemik (Boynuz)

Yay kemiği tâbîr edilen boynuz bilhassa mandaların boynuzlarının dış kenarından yapılır. Boynuzun en sert yerleri de kenarlarıdır. Menemen yöresinde yetişen uzun boynuzlu genç öküzlerin boynuzları makbûldür. Boynuzların dış kenarları kökten uca kadar bir kapak hâlinde kesilir. Kazanda kaynatılır. Sonra çam alevinde yumuşatılır ve düzeltilir. Dar tahta kalıplara sıkıştırıldıktan sonra kurutulur, yay tahtasına Çakal tutkalı ile yapıştırılır, üzeri raspa edilir.

Çelik

Kabzanın tam orta kısmına isâbet eden ve iki boynuzun arasında kalan iki milimlik aralığa beyaz bir kemik yerleştirilir ki buna da çelik denir.

Çile

Çile, yayın iki ucuna takılan ve oku fırlatmaya yarayan bir kaytandır. Harp yaylarında çile yerine koyun ve keçi gibi hayvanların bağırsaklarından yapılan gâyet kuvvetli bir ip kullanılır. Çile saf ipektir. Günlerce kaynatıldıktan sonra gölge yerde kurutulmaya bırakılır. Sonra bükülerek ip hâline getirilir. Çile yalnız yarışma yaylarına takılır.

Özel bilgiler

Yaylar i'mâl edilirken meşhûr ustalar ağaç yağlanmasın diye yağlı yemek, kuru fasulye yemezler, yayı odun veyâ kömür dumanından bucak bucak saklarlar. Bundan sonra eğer süslenecekse yayın dış kenarına altın yaldızlarla resimler yapılır, çile takılacak yer açılır, cilâsı tamamlandıktan sonra yay i'mâli tamamlanmış olur.

Tılsım

Türk yayları ile Avrupa yayları arasında ilk bakışta dikkati pek çekmeyen fakat bilhassa uzun mesâfe atışlarında çok lüzûmlu olan bir özellik vardır. Türk yaylarında kabza çıkıntısı dışa doğrudur. Beden kısmının kasan gezine yakın olan taraflarında hissedilir bir kalınlık vardır. Tanguç (tonguç) başlığı denilen kısım ise bir ayın iki ucu gibi muntazam kıvrılmaz ve içeri doğru eğiktir. Bu iki özellik yüzlerce yıllık denemelerden sonra elde edilmiştir.
Yayın da kılıç gibi incelik ve tılsımları Avrupa'lar tarafından bir türlü keşfedilememiştir.



Yayın Kurulması

Yay kurulmadan önce uçları içe kapanıktır. Okçu bu uçları tutup kabza kısmını dizine dayar, iki ucu tersine kıvıra kıvıra birbirlerine yaklaştırır ve kirişi takar. Atışlardan sonra yay boşaltılır yâni kiriş çıkartılır. Yay da kurulmadan önceki hâlini alır. Yay rutûbetsiz bir ortamda duvara asılarak korunur. Yarışma yaylarının uçları halkadan yeni çözülmüş yaylar gibi içeriye fazlaca kıvrık değildir.
* * *










OK


Çubuklar

Türk'ler oku çam ağacından yaparlar. Çamın her cinsiyle ok yapılmaz. Osmanlı'lar uzun yılların tecrübelerinden geçtikten sonra Kaz Dağları'nın bir kaç bölgesindeki çamların ok yapımına en uygun ağaçlar verdiğini görmüşlerdir. Bayramıç'taki Çavuşlu köyü ve çevresindeki 20 küsûr köy, ok çamı kesmek sûretiyle geçimlerini sağlamışlardır. Çamların bilhassa saz telli, kaya telli, koğaz ve peltek denen cinsleri ok için en uygun olanlarıdır. Her yıl sonbaharda çamların suyu hafif çekildiğinde bilek kalınlığındaki sürgünler, yerden 25-30 cm. yukarıdan 125-150 cm. uzunluğunda, budaksız olmak şartıyla kesilir. Kalınlıklarına göre iki veyâ dört kısma ayrılır. Keskin bıçaklarla düzeltilerek rutûbetsiz bir odada üç ay bırakılır. Daha sonra 20-25˚'lik odalara konur. Sararıncaya kadar bu harârette bekletilir. Ok çubukları bu harârette çok bekletilirse esneme kâbilîyetini kaybeder. Çubuklar bu süre içinde yağını vermiş ve tamâmiyle kurumuş olur. Bundan sonra 15-16˚'lik bir sıcaklık içinde üç yıl ilâ beş yıl bekletilir. Ancak bu süre sonunda çubuklar ustaların ellerine geçer ve kullanılacakları işe göre kısım kısım ayrılırlar. Ağaçların bu zamânına tav zamânı denir. Harp okları başka, tâlîm okları başka, yarış okları başka olur.
Oklar vazîfelerine göre adlandırılırlar. Muhârebe okları, hedef okları, uzun mesâfe okları gibi... Ayrıca bunların da çeşitli tipleri ve adları vardır.
Okların en hafifi 2 dirhem 1 çekirdek [*4] olanıdır.
Oklar boyları ne olursa olsun 24 derece diye bir nisbet üzerinden kabûl edilir. Baş taraftan 4 derecesi boğaz, ondan sonra gelen 7 derecesi göbek, ondan sonraki 6 derecesi şalvar, son kalan 7 derecelik parçaya da ayak denir.
Yelek

Okların üzerine kuğu, kerkenes, karabatak ve tavşancıl kuşlarının tüyleri yelek olarak yapıştırılır. Yelek okun dengesini ve havayı yarmadaki kolaylığını sağlar. Tımarlanmış ceylân derisi de yelek olarak kullanılabilinir. Daha çok yaşlı karabatak kuşlarının tüyleri makbûldür. Ebuş denilen ok cinsine balıkçıl kuşunun tüyleri helezônî olarak sarılır. Tüylü oklar diğerlerine göre daha pahâlı ve makbûldür.

Başak (Temren)

Okun ucuna konulan sivri demire başak veyâ temren (temürgen) adı verilir [*5]. Acem'ler buna peykân derler.

Sesli Oklar

Yarışmalarda kullanılan kılavuz oklar havada seyrederlerken ses çıkartırlar. Bu ses okun yelek kısmına yakın açılan bir delikten geçen hava ile oluşur. Sesli okun mu'cidi Büyük Türk Kağanı Tanrıkut Mete'dir [*6].
Ok ağacını 5 yıl bekletilip sonra işlemeye alınır.
Ok da kılıç gibi mukaddes sayılır, üzerine yemîn edilir.
* * *


OK ATIŞINDA USÛL


Ok atmada bacakların gövdenin ve kolların duruşu çok önemlidir.



Ok atışında, yay kabzası üzerine sarılan hafif tutkallı bir bezin yaptığı çıkıntı, sol elin başparmağının etli kısmından sonra gelen avuç içi çukurluğuna oturtulur. Kabza hava sızmayacak şekilde kavranır. Önce alttan iki parmak kabzaya dolanır, sonra orta parmak bez çıkıntısının üstüne çekilir. Şahâdet parmağı orta parmağın üstüne kıvrılır, başparmak da orta parmağın kabzaya sıkı sıkı sarılmasını sağlar.
Kabzayı kavrayan sol el bileği düz durmalıdır. Yayı tutan sol el tam burun, kirişi çeken sağ el de tam kulak hizâsında olmalıdır. Ayrıca kabzayı kavrayan sol elin ortasından kirişi tutan sağ elin dirseğine kadar olan mesâfe düz bir hat üzerinde bulunmalıdır. Sağ kolun omuzdan yukarı veyâ aşağı kayması hem nişân almaya hem de mesâfenin uzun veya kısalığına te'sîr eder.


OK YARIŞMALARI VE KÂİDELERİ

Ok atmaya yeni başlayan istîdâtlı kimselere boy, kol, pazu kuvvetine göre yaylar ve oklar verilir. İlk bakışta pek kolay görülen ok atma aslında güç ve devâmlı ekzersiz isteyen bir iştir.
İstîdât ve kâbilîyetli olup da yarışmalara girmesine izin verilen genç okçuların ellerine yay ve ok almalarına müsâade edilir. Buna icâzet denir. Bir genç tîrendâz beşyüz metreye kadar ok atabilmelidir. Okçular kategori olarak beş sınıfa ayrılırlar: 500 cüler, 700 cüler, 900 cüler, 1000 ciler, ve 1100 cüler. 500 metre mesâfeye atabilenler meydana kabûl edilirler. 700 ve 900 gezi aştıktan sonra o okçuya meydan şeyhleri tarafından kabza verilir ve yarışlara girme hakkı tanınmış olur. Bu barajın aşılmış olması meydan hakem ve şeyhlerinin şâhitlikleri ve yeminleriyle tasdîk edilir. Bu yeni okçu için parlak bir tören yapılır, meydan şeyhlerinin hazır bulundukları bir yarışma düzenlenir, hürmet olsun diye önce şeyh ve eski taşçılara ok attırılır, sonra duâlar yapılarak genç okçuya başarı dilenir, o da ok ve yayını öperek başına koyduktan sonra atışa başlar. 1000 ciler yarışmalarda 9 ok, 1100 cüler ise 11 ok atmak hakkına sâhiptirler.

Taş; Diğer Bilgiler...

Bir okçu atış yaptığı yere bir taş diker. Buna ayak taşı denir. Okun düştüğü yere dikilen taşa da ana taş adı verilir. Okçu ile hedef arasındaki düz hattın sağ tarafına sancak, sol tarafına kabza denir. Ok hedeften 30 adım sağa veyâ sola düşerse karavana atılmış sayılır. Kılavuz oklar ses çıkaran oklar olup, havacılara (hakem) düştükleri yeri bu sesle belli ederler. Hedefi aşan okçulara "ok kaçırdı" denir. Ok sporunda havacılık çok tehlikeli bir meslektir. Hedefin veyâ menzilin hemen etrâfında bulunan havacılara ok saplandığı görülmüş hâdiselerdendir.
Yaylar kurulduktan sonra meydan görevlilerinden biri yüksek sesle hakemlere bağırarak "Hava eyle" der. Havacılar da tülbentlere sarılmış küçük taşları havaya atar ve yerlerini belli ederler. Okçular o yöne yönelir, oklarını atarlar. Okun toprağa saplanışını havacılar iki diz üstüne çöküp kulaklarını toprağa dayayarak anlarlar.
Toplu hedef atışlarında okçular iki takım hâlinde kümeleşirler. Hangi takımın önce atacağı kur'a ile belirlenir.

Yeni Taş Dikme

Uzun mesâfe atışlarında, yeni taş diken bir okçu çıkarsa, o okçu için büyük bir tören yapılır. Eğer pâdişâh meşgûl değilse akşam saray sofrasına dâvet edilir. Yeni taşın tesbît edilmesi için okun düştüğü yer havacılar tarafından gösterilir. Dört meydan şeyhi ve yarışmada hazır bulunan ihtiyâr taşçılar hep birlikte oraya gider, gözleriyle görür, tekbîr ve duâlarla oku topraktan çıkarır, Fâtihâ'lar okurlar, üç İhlâs-ı Şerîf bağışlarlar. Bu duâlar ölmüş taşçıların rûhlarına ithâf edilir. Yeni taş diken okçu da sağ elini yayın kabzası üzerine kor, tekbîrler bittikten sonra Fâtihâ okunurken, hey'ette bulunanlar, ellerini okçunun elleri üzerine koyarak yeni taşı tasdîk ederler. Yere saplanan ok genellikle o okçuyu yetiştiren hoca tarafından topraktan çekilir, etekle silinir ve okçuya verilir. Hoca yoksa meydandaki en eski taşçı bu işi yapar ve "mübârek ola" diyerek oku sâhibine verir. Meydan töreni bu kadardır. Ancak yeni taşçı o gün meydanda bulunan okçulara ve meydan şeyhlerine bir ziyâfet borçlanır. Bu ziyâfet okçunun mâlî durumuna göre yapılır. Eğer okçu yoksulsa durum pâdişâha arz edilir ve ziyâfeti bizzat pâdişâh verir. Ziyâfetlerin masrafı en az 100 akçadır.
OSMANLI ORDUSU'NDA OK TÂLİMLERİ

Osmanlı Ordusu'nda ok tâlimlerine çok önem verilir. Ok hafifliğine ve görünüşteki sâdeliğine göre pahalıya mâl olan ve uzun emek isteyen bir mermi gibidir. Asker için bunun bir tekini bile boşa atmak züldür. Hele savaşlarda bir tek oku bile boşa atmak, Türk okçusu içi afvedilmez bir nefs cezâsıdır.
Bayram günlerinde, zafer şenliklerinde, pâdişâh düğünlerinde, şehzâde sünnetlerinde düzenlenen eğlenceler ve yarışmaların çoğu ok üzerinedir. Fâtih'in şehzâdelerinin sünnetinde, nişâncıların bir at nalını vurup ortadan parçaladıkları, yüksek bir direğin başına asılan bir feneri koşarak ok atmak sûretiyle indirdikleri, polat levhaları deldikleri, 500 m. uzaklıktan oda penceresi büyüklüğündeki deliklere (~ 1 m. x 1 m.) ok geçirdikleri, bir dakîkada 90 ok atışı yaptıkları bilinir. Aslında Ordu içinde bir dakîkada 90 ok atan okçular çoğunluktadır.
Birinci Kosova savaşında zafer okçular sâyesinde elde edilmiş, Fâtih'in Uzun Hasan'la yaptığı Otlukbeli savaşı da yine Türk okçularının ustalıklarıyla kazanılmıştır.
* * *

YARIŞMA ALANI: OKMEYDANI

Bugünkü Okmeydanı Ak Şemseddîn Hoca'nın arzûsuyla ve Fâtih Sultan Mehmed Hân'ın emriyle düzenlenmiştir. Fetih sırasında Bizans'lılar şehrin küçük büyük bütün putlarını Ayasofya'ya doldurmuşlardı. Fâtih bunların san'at yapısı olanlarının bir yerde saklanmasını istedi. Bir kısmını imhâ ettirdi. Taş veyâ ağaçtan yapılmış büyük putların 12 tânesi Okmeydanı'nın muhtelif yerlerine dikildi. Yeniçeriler bunlara ok atarak nişân tâlimleri yaptılar. Putlara atılan ilk oka "Puta ok" adı verildi. Bu olaydan sonra nişân atışlarında küşâd edilen ilk oka, kemânkeşler arasında "puta oku" denilmiştir.
Okmeydanı o çağda köşklük, bağlık, bahçelik idi. Burasının yarış alanı olması kararlaştırıldıktan sonra Fâtih'in vezîri Fâik Paşa, bağ ve bahçeleri satın aldı. Subaşı Midilli'li Dâvût Beğ'in de bulunduğu bir mecliste herkesin parası teslîm edildi. Bu istimlâkten sonra meydandaki ağaçlar kesildi, evler yıkıldı, arâzî düzeltildi. Bir emrî fermân çıkartılarak bu sâhaya bağ, bahçe kurmak, su kanalı açmak, kuyu kazmak, mevtâ gömmek gibi şeyler kesin olarak yasaklandı. Meydanın bakım ve gözetimi yeniçeri ağasına verildi.
Târîhçi Ali Efendi'ye göre meydanın hudûdları şöyledir: "Sivrikoz Çardağı yerinden yıldıza doğru büyük böğürtlene ve incire, Yeniçeri Ağası Karagöz Ağa ile Galata Kadısı'nın diktikleri taşlara, bu taşlardan Manol Bağı'na, beylik büyük karlıktan Çakılı Tepe'ye, gündoğusunda Helvacı Karlığı'na, kıbleye doğru Câferâbâd Bahçesi'nin hendeğine, Atıcılar Tekkesi'nin yanındaki yola kadar olan saha." [*7]
Okmeydanı Yarış Alanının Yönetimi

Okmeydanı'nın yarış alanının kendine has bir idâre şekli vardır. Okçuluk Türk'lerde ordulararası bir yarışma şeklini almıştır. Bu durumda da yarışmaların bir düzen ve kâide içinde yapılması mecbûriyeti doğmuştur. Bu düzenlemeler kısaca şöyledir:
Okmeydanı'nı yönetenler dört kişidirler:
1- Kemânkeşler şeyhi
2- Atıcıbaşı
3- Baş hakem
4- Meydanın dâhilî işlerine bakan şeyh
Bu dört şeyhin emrinde 6şar kişi vardır. Ayrıca havacılar denen ve okların düştüğü yeri tesbît eden bir kadro da bulunur. Bunlardan başka meydanın bakım ve temizliği için 17 levent ayrılmıştır. Başta bulunan dört şeyh müşterek kararlarıyla yeniçeri ağasından sonra en çok selâhîyet sâhibi kimselerdir. Bunlar kahramanlıkta, okçulukta, ilim ve fende ileri gitmiş pâdişâha yakın kişilerdir. Saraya ve sofraya serbest girip oturabilirler. Yarışçılar arasındaki münâkaşa ve anlaşmazlıkları hallederler ve verdikleri karar pâdişâh tarafından dahi bozulmaz. Bu dört şeyh aynı zamanda taş dikmiş olan kimselerdir. Meydan usûl ve âdetlerine uymayan pehlivanlara evvelâ kemankeşler şeyhinin dışındaki üç şeyh ihtârda bulunurlar. Okçu bu ihtâra rağmen uslanmazsa vazîyet meydan kemankeşler şeyhine arz edilir, o da bir nasîhatta bulunur. Eğer kabâhat yine tekerrür ederse bu dört şeyh toplanır, suçluyu çağırır, kendisine, "Bizimle oturma..." diyerek onu meydandan kovarlar. Meydandan kovulan okçu bir daha yarışlara giremez, meydan sâhası içinde yay kullanamaz. Ancak o pehlivan kabâhatini i'tirâf, meydan kâidelerine uyacağına dâir yemîn eder, dört şeyhin elini öper, şeyhler de onu afvederlerse bu kere yay üzerine yemîn eder, yayı öpüp başına kor ve böylece yeniden meydana dönebilir.
* * *

OK VE YAYIN DİLİMİZE KAZANDIRDIĞI TERİMLER

Ok ve yayın dilimize kazandırdığı, bugün dahi anlamını bilmediğimiz hâlde kullandığımız üç terim vardır. Bunlar,
1- İki dirhem bir çekirdek = Abartılı bir giyimi ve bir yürüyüşü olan kasıntı kimse...
2- Kepâze = Utanılacak bir fiilde bulunan kimse...
3- Çile çekmek = Zor bir işi becerirken eziyet görmek, yapılan bir hatâdan ötürü vicdân azâbı duymak...
Bu terimlerin asıl anlamları ise şöyledir :
1-İki dirhem bir çekirdek = Aslında altın tartısıdır. Fakat aynı zamanda okların da tartısı olmuştur.
2-Kepâze = Sert yarış yaylarından çok daha kolay çekilebilen hattâ 5 yaşındaki çocukların bile çekebilecekleri hâle gelmiş yaylara verilen addır. Bu yaylar yalnız idmanda kullanılır. Kolların kuvvetini sağlasın diye okçular, her sabah bu kepâze denilen yayı 100 ilâ 200 kere çekerek idman yapar, daha sonra sert yaya geçerler. Yayın böylece çekilip bırakılması zamân içinde kepâze sözünün halk dilinde istihzâ makâmında kullanılmasına yol açmıştır.
3-Çile çekmek = Yayın çilesini çekmek... Çile çekmek sabır isteyen bir iş olduğundan bu mânâda kullanılagelmiştir.
Açıklamalar:
[*1] gez = 66-70 cm.
[*2] tutam = ~ 10 cm.
[*3] dirhem = 3,5 gr.
[*4] çekirdek = 1 dirhem/4 = 0,875 gr.
[*5] Mızrak başlıklarına yalman denir.
[*6] Motun Yabgu, Oğuz Kağan, Zülkârneyn Yalavaç... (Kağanlık yılları, M.Ö. 209-174)
[*7] O zamanki bâzı işâretler bugün kalmadığından veyâ isimleri değiştiğinden bugün meydanının nereden başlayıp nerede bittiğini bilmek mümkün değildir. Bu arâzî bugünkü ölçülerle yaklaşık 400 dönüm (400000 m.²) civârında olmalıdır.
Târihin bir. olağanüstü ve şâhâne işi
Kürşad'ın Költigin'in Çağrı Beğ'in “OK” çekişi
ATSIZ
*
ESKİ TÜRK SPORLARI ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR

Halîm Bâkî Kunter
Istanbul-1938
* * *
1. Resim - Istanbul Okmeydanı’nda hedefe ok atışı (Franz Taeschner, 17nci Yüzyılda
Istanbul Hayatı, 1. cilt, Hannover 1925)



Taybuga'nın Ayasofya kütüphânesindeki kitapları ve o cildi terkîp eden rixsâleler Okçuluktan, Atıcılıktan, Binicilikten, Ok ve Atıcılarından bahseden değerli birer eserdir (Fihrist numarası 2902 ve 3314, 3800 ). Bunlardan 3800 Nu. da kayıtlı kitabın 119 uncu yaprağının (7) ikinci yüzüne muahharen Mehmed Pehlivan adlı bir üstâd-ı kâmil, teknik bir xxxxx dâir mühim bir hâşiye yazmıştır. Mehmet Pehlivan zamânının en meşhûr pehlivanlarından olup 1651 senesinde ölmüştür.



2.Resim Mehmed Pehlivan’ın mezar taşı



Mezar taşında: MEHMED PEHLİVAN KAF BER KAF, yâni “şöhreti Kaf’tan Kaf’a varan Mehmed Pehlivan” ibâresi yazılıdır. Aynı kütüphânede bulunan ve Kıpçaklı ma’rûf Lâçin tarafından Sultan Kayıtbay namına yazılmış olan kitap ile (Fihrist Nu.: 2899), Nâsiriddin Mehmed bin Yâkûb’un yazmış olduğu eser (Fihrist Nu.: 2899 mükerrer), Kemankeş Pirzirin’li Mustafa'nın birer nüshası Murat Molla, Millet, Süleymânîye kütüphânelerinde ve bir nüshası elimizxde bulunan Kavisnâme'si (Murat Molla Kütüphânesi: Hamîdiye-Lala Ismâil kısmında, 559 Nu.; Millet Kütüphanesi, 913 Nu.; Süleymânîye Kütüphânesi, Aşir Efendi Hafîdî kısmı, 254 Nu.) spora müteallik eski kitapların en kıymetlilerindendir.
Eski Stadlar ve Kulüpler
Istanbul’da 1453 yılından beri mevcût olan bir stad vardır ki Okmeydanı adıyla anılır. Burada yalnız ok atılmayıp atletik sporların da yapıldığı Topkapı Sarayı Arşivi’nde gördüğümüz târihî kayıtlarla sâbittir. Ancak bu stadda en geniş yer ok atışlarına ve ta’limlerine ayrıldığı ve meydanın bir çok yerlerinde rekortmenler adıxna mermerden âbideler dikildiği için burasına Okmeydanı adı verilmiştir. Burası Istanbul’un fethinde te’sis ve üzerinde tuğralar bulunan hudut taşlarıyla sınırı tahdît edilmiştir. Istanbul’un fethi gibi Türk’lerin uzun zamandan beri besledikleri büyük bir millî emelin Türk gücü sâyesinde istihsâl edildiğini gören devlet büyükxleri ve âlimler, bu zaferin hâtırasını ebedileştirecek bir eser olmak üzere Fâtih’in çadırının dikili olduğu yerde bu meydanı te’sis eylemişlerdir. Burada Okçular Tekkesi denilen bir kurum da mevcût idi. Burası toplantı ve idman salonları, kütüphânesi, müzesi, antrenör dâiresi, hattâ meccânî aşevi ile mükemmel bir spor kulübü idi. Yanında devlet erkânının ve ecnebî ricâlin ları ve merâsimi seyretmeleri için ilkin Mi’mâr Sinân tarafından inşa’ edilmiş, sonraları çok ta’mir görmüş bir de Kasr mevcuttu. İmparatorluk devrinde ok meydanlarının başlıcalarının adedi bir aralık otuz dördü bulmuştu. Belgrad, Sofya, Üsküp, Edirne, Cidde, Mekke, Kâxhire, Bağdat, Şam, Amasya, Bursa, Diyarbakır, Ankara'da bulunan meydanlar bunxların en meşhûrlarındandır. Hasköy sırtlarındaki Ok meydanından başka Istanbul’da Yenibahçe'de dahi ok atışlarına ve ta’limlerine mahsus bir saha bulunduğu okçuların sicil defterindeki meşrûhâttan ve diğer bâzı târihî kayıtlardan anlaşılmaktadır. Bu iki yerden başka Davutpaşa ve Veli Efendi çayırlarında, Kâğıthâne'de ve Istanbul’un başka semtlerinde de ok atışları yapılırdı. Hasköy ile Kasımpaşa arasındaki ok meydanının iskelesi Haliç üzerindeki Hasbahçe idi. Buraya sonraları yapılmış olan Aynalı Kavak Kasrı da Okmeydanı’nın müştemilâtından gibi bir şeydi. Haliç’in her semtinden, Boğazdan ve Anadolu yakasından gelen güzel kayıklar ve türlü gemiler çevik kürek darbeleriyle, Hasbahçe iskelesine yanaşır, şehrin spora meraklı halkını ve devletin ileri gelenlerini Okmeydanı yollarına dökerdi. Kara yollarından da yaya olarak yâhut atla, arabayla hemen bütün şehir halkı Okmeydanı’na akardı. Geniş meydanın üzerinde ok ta’lîmlerinden ve müsâbakalarından başka husûsî mahallerde Pehlivan güreşleri, yaya koşuları ve diğer atletik sporlar da yapılırdı. Edirne’li Hasan Çelebi'nin “Ok Yay Risâlesi” adlı kitabında (Bayazıd'da İnkılâp Kütüphânesi'nde Muallim M. Cevdet merhûmun bıraktığı kixtaplar arasındadır.), Tozxkoparan İskender'in Okmeydanı’nda bir yaya koşusundaki muvaffakiyextinin hâtırâsını yaşatmak üzere buraya Ak mermerden nişan dikildiği yazılıdır.Bu meşhûr ok atıcısının menzil sâhibi olduğunu ve adına Okmeydanı’nda esxmer bir taştan iki sütun dikildiğini biliyorduk. Bu taşlar, Dârülaceze ile Okmeyxdanı telsizi arasından geçen yolun yakınında hâlâ dikili durmaktadır. Hasan Çelebi'nin kıymetli kitabı bu büyük sporcunun yaya koşularındaki kudretini de bize öğretmiş oluyor. Bu koşunun sür'at veyâ mukavemet koşularından hangisi olxduğuna dâir, şimdiki halde, elimizde mütemmim ma’lûmat yoktur.
....
Okmeydanı’nda güzel manzaralı, her yere hâkim, genişçe bir çevrenin adı Çıksalın’dır. Bu ad, Okmeydanı’na a’it eski haritalarda da aynen yazılıdır. Bu kelime (11) Okmeydanı’nın, halkın hava ve güneş alması husûsunda i’fâ eylediği hizmeti bildixren ve belirten değerli bir dil vesîkasıdır. Çıksalın, iki emirden mürekkep Türkçe bir kelimedir.
.....
Spor Ka’nûnnâmeleri ve Sporcuların Sicilleri
3. Resim Atıcılar Kanunnâmesi’nin ilk sayfalarından

Okçuların mütehassıs bir komisyon tarafından kaleme alınmış ve devrinin hükümdarları tarafından tasdîk edilmiş bir ka’nûnnâmeleri vardı. Ka’nûnnâme-i Rimât 29 sayfada 19 fasıldan mürekkep hacmi küçük fakat kıymeti büyük bir eserdir. Bu kitabı ve diğer bâzı vesîkaları iyiden iyiye tetkik etmek imkânını bana bahşetmiş olan eski kemânkeşlerimizden Vakkas Okatan Bey'e burada da teşekkürlerimi bildirmeyi borç sayarım. Okçular tekkesi şeyhi, Okçular Federasyonunun Reisi mesâbesinde idi. Meydanın intizâmını te’mîn etmek, disiplini muhâfaza eylemek üzere kurumun bir Hayxsiyet Dîvânı ve altı kişiden mürekkep ayrıca bir zâbıta teşkîlâtı mevcuttu. Kurumun en yüksek Disiplin Âmiri zamanının en yüksek askerî makamı olan Yeniçeri Ağası idi. Okmeydanı’nda üstâd antrenörler, hakemler, haysiyet dîvânı gibi lüzumlu anâxsırın hiç biri eksik değildi. Beynelmilel mâhiyette müsâbakalara hazırlık için burada te’sîs edilen kampların altı ay devam ettiğini ve sporcuların geceleri de kampta kaldıklarını, hattâ kendilerine uykuları esnasında tekayyüt ve ihtimam göstermek, sol kolu ve kalbi üzerine yatmalarına imkân bırakmamak için sabaha kadar vazîfe gören husûsî bakıcıların istihdâm edilmiş olduğunu o sıralarda yazılmış kitaplardan anlıyoruz (Kavisnâme, Kemankeş Mustafa, elimizdeki nüsha, S. 23-24). (12)

4. Resim Atıcılar Kanunnâmesi’nin başlangıcı



Okmeydanı’ndaki uluların, en büyük hakemlerin evsâfı, Atıcılar Kanunnâmesi’nxde şöyle telhis olunur: “Sakîmi müstakîmden, müstakîmi sakîmden ayıralar. Bîgarez olalar. Umûr-ı meydânı, Ka’nûn-ı meydânı, Da’vâ-yı meydânı, Ka’nûn-ı remy-i meydânı icra’ ettireler (Atıcılar Kanunnâmesi, S. 15).
Kanunnâmenin en çok gözettiği esas spor nezâhet ve nezâketi, sporcuların a’zaxmî derecede ferâgati nefs sâhibi olması idi. Meydana ve Kuruma a’it bütün protoxkol kâideleri hattâ sofralarda oturma sırası, müsâbakaların teknik şera’iti, hakemlerin evsâfı, müsâbakalara girecek okçularda aranılan muâdelet şartları... hepsi kanunnâmexde gösterilmişti. Ok meydanlarında muntazam sicil defterleri tutulur, okçular bunxlara kaydolunurdu. Bu sicille kaydolunabilmek için Kabza almak, kabza alabilmek için de asgari 900 geze ok atabilmek şarttı (Bir gez 66 santimetredir).
Kabza almak ta’bîriyle ifâde olunan merâsim bu şartı ihrâz eden okçunun antrenöründen ve kurum başkanından merâsimle Lisans almasından ibâretti.
Sicilde kayıtlı okçular atışta gösterebilmiş oldukları muvaffakîyet derecesine göre mertebelere ayrılırdı. Bunların en yüksek derecesi menzil sâhibi olanlardı.
5.Resim Atıcılar Kanunnâmesi, metnin ikinci sayfası

Menzil sâhipleri, her hangi bir menzilde rekor sâhibi olanlardır. Bunlar gerek kendi devirlerinde, gerek
kendinden evvelki devirlerde o istikâmete atılmış olan en uzun mesâfeyi geçmeye ve o menzilde en son haddi istihsâle ve tesbîte muvaffak olabilen kimselerdir. Böyle büyük sporcuların namlarını ebedileştirmek üzere, okxlarının düştüğü yere, mermerden sütunlar dikilir, bunların üzerine de ekseriyetle manzûm olarak muvaffakîyetlerini tesbît eden sözler yazılırdı.



6. Resim Atıcılar Sicil Defteri (1093 Hicrî târihinden başlayan defterin ilk sayfası)


7. Resim Atıcılar Sicil Defteri’nden iki sayfa





Mîlâdî 1671 târihinden itibaren kabza alan kemankeşlerin kayıt ve tescil edilxmiş olduğu defterde 3375 lisanslı ok atıcısının kaydı vardır.
Üzerinde incelemeler yaptığımız bu defterde harplerde büyük yararlığı görülen bâzı bahâdırxların, sekişien sefere koşmak yüzünden, spor sahalarında büyük nam bırakamadıkları bu yüzden spor sicillinde kendilerine lâyık olan mertebeleri almadıkları ayrıca şerh verilmiştir.
Meselâ askerlik hayâtında ün almış Sefer Beşe adlı bir babayiğidin atıxcılar sicillinde ancak üçüncü dereceye kaydedilebilmiş olması şu suretle izah edilmektedir:
Mezkûr Sefer Ağa ta’lîmhânecibaşı idi. Viyana seferlerinde büyük gazâlarda bulundu. Bunun ok ile eylediği gaza ömründe belki kimseye nasîb olmamıştır. Hattâ nakledeler ki Peşte muhâsarasında altıyüz kadar düşmanı okla helâk etmiştir. (16)
Mezkûr gâyet pehlivan ve çekici idi. Lâkin seferlerde gezip ok atıp menzil dikmeye eli değmedi. Ordunun Sente seferine gittiği yıl ordu ağası ta’yîn olunup Belgrad'da merhûm olmuştur. Tanrı’nın rahmeti anın üzerine olsun.
.....
Okçulardan başka güreşçilerin, binicilerin, avcıların da husûsî teşkîlâtı, sicilxleri ve statüleri olduğu resmî kayıtlardan anlaşılıyor. (19)
.....
8. Resim 17nci Yüzyıla âit yay kesesi (Yeşil kadife üzerinde ve altun yuvalar içinde gâyet
kıymetli mücevherlerle süslenmiş...) Topkapı Sarayı Müzesi, Hazîne Dâiresi, 454 Nu.

Türkler her devirde ve her yerde en güzel ok ve yayları yapmışlar, bunlar maddî kıymetlerle veyâ san’at vâsıtasıyla gîrânbahâ itlâkına sezâ bir hâle getirxmek için hiç bir şeyi esirgememişlerdir.
Altınla, gâyet kıymetli ve nâdîde mücevherlerle tezyîn edilmiş, üzerinde kıyxmetli tezhip eserlerini ve nefis yazılarla yazılmış mevzu’a a’it beytleri ihtivâ eden ok ve yaylarla teferruâtının en güzel numûneleri Topkapı Sarayı Müzesi'nin hazîne ve silâh dâirelerinde görülür.
.....
Selxçuklu ve Osmanlı Türkleri de ok atışı kadar ok ve yay i’mâline dahi ehemmiyet verxmişlerdir. Ok ve yay i’mâl eden san’atkârlar muntazam bir teşkîlâta ve sıkı bir nizâma tâbi’ idiler. Bunlar çok teşvik ve himâye görürlerdi. “Okçubaşılık”, “Yaycıbaşılık” gibi vazîfelerden başka okların arka taraflarındaki tüyleri ihzâr ve tatbîk eden san’atkârların reisi olarak “Sorguççubaşılık” mansıbı da vardı. Bunların meslekî sahada önemli vazîfeleri, salâhiyetleri ve mes'uliyetleri vardı. Ok ve yay i’mâlinde ve saxtışında narh, tahdit ve normalizasyon gibi iktisâdî kâideler sıkı bir sûrette tatbîk edilmekte idi. Bunlara dâir bir çok fermanlar, tenbihnâmeler, telhisli arzuhaller elimizde bulunmaktadır. (22)
.....
9. Resim 17nci Yüzyıla âit murassâ bir ok kesesi (Sadak) (Yeşil kadife üzerine altun yuvalar içinde zümrüd, Yâkut, Elmas ile murassâdır.) Topkapı Sarayı Müzesi, Hazîne Dâiresi, 453 Nu.

Ka’nûnî devrinde yetişen meşhûr kemankeş Tozkoparan İskender’in lodos menzilinde Bursa’lı Şûca’ı geçmek için on sene çalıştığı, fakat bu menzilde muvaffak olamayıp “Ah lodos menzili! Ah lodos menzili!” diyerek öldüğü meşhûrdur. (24).....
Uzun zamanlar bırakılıp unutulmuş olan sporlardan okçuluk adetâ kayxbolma derecesine gelmişti. Istanbul’da ancak beş atıcı ile iki tane de Ok ve Yay yapabilecek zat kalmıştı. Halbuki okçuluk yüzde yüz millî bir sporxdur. Türk yay ve oklarıyla eski usullere ve kaidelere göre ok atışlarını ta’lîm ve ta’mîm etmek üzere bir yıl evvel kurulan Okspor Kurumu (1937) dâhilde gördüğü rağbete mütenâzır olarak hâriçte de büyük bir alâka ile karşılanmıştır. Bilhassa Amerikalıxlar bu işi merakla ta’kîp etmekte ve Türk atış usulleriyle berâber Türk yaylarının yapılış tarzını öğrenmek istemektedirler. (27)
.....

Ok Müsâbakaları

Ok müsâbakalarında başlıca iki çeşit atış vardı:

1-Menzil atışı, yâni uzun mesâfeye atış
2-Puta atışı, yâni hedefe atış
Hedefe atış müsâbakaları, eski ta’bîriyle puta koşuları kişiler arasında yapıldığı gibi ekipler arasında da yapılırdı. Hedefe en çok isâbeti olan ekip koşuyu kazanır, öndül ona verilir. İki ekip berâbere kalmış bulunursa taksîm olunurdu.
Kişiler arasındaki hedefe atış müsâbakalarında iki kişi berâbere kalacak olurxsa müsâbakaya iştirâk edenlerin cümlesi yeniden atarlar. İçlerinden birisi en çok isâbet te’mîn edinceye kadar müsâbakaya devâm olunur, en çok vuran öndülü alırdı. İki kişi nişana ok atıp ikisi de berâber vursalar nişanın ortasına yakın vuran ötexkini geçmiş sayılırdı. Fakat öndülü alabilmek için en az isâbetin (üç) olması lâxzımdı. Şimdiye kadar anlattığımız; muayyen bir mesâfeye konulan hedefin karxşısına geçilerek yapılan atışlardır.
Hedefe atış müsâbakalarının bundan başka şekilleri de vardır. Ve bâzıları pek zordur. Bunlardan biri ip altından yapılan atışlardır. Bu atışlarda 2,5 zira’-i mi’mârî yüksekliğine bir ip gerilir üç zira’ kadar gidilip ipin altından hedefe ok atılırdı. İstanbul ok meydanında yapılan puta atışlarında hedef olan sepet 300 gez mesâfede bulunurdu.
Mısırda yapılan müsâbakalarda ise puta 140 gez mesâfeye konurdu. 300 gez mesâfeden bâhusus ip altından hedefi vurmak çok güçtü. Onun için herkes Istanbul’a varıp, üstadlar arasında hedefe ok atamazdı. Puta atışlarında diz çöküp ip altından hedefe ok atılan yerle hedef düz bir yerde yâni aynı hizada olursa vuruş kolay olurdu. Fakat hedef yeri, İstanbul ok meydanında olduğu gibi, yüksekte olursa hedefe oku i’sâl etmek çok güçtü. Zîrâ atış esnâsında yumruk biraz kaldıxrılsa ok ipin üstünden gider; ok ipin altından yürütüldükte bayıra isâbetle hedefine (38) gitmez. Okun hedefi vurabilmesi için gâyet mahâetli atış yapmak, oku ipin altınxdan fakat ipe gâet yakın âdeta temas eder bir vazîyette geçirmek lâzımdır. Hexdefe atışın bir şekli de yüksek bir direğin üzerindeki bir yumruk veyâ maşraba büyüklüğünde küçük bir hedefi koşar atla direğin altından geçerken vurmaktır. Hedefin küçüklüğü, atış için ayrılan zamanın bir andan ibaret olması, nihâyet ok atabilmek için her iki elin dolu dizgin giden bir at üstünde kullanıldığı düşünüxlürse bunu yapabilmenin ne kadar mahârete, idmana ve kuvvete ihtiyâc gösterdiği anlaşılır.
Uzun mesâfeye atış müsâbakalarına gelince: Bunda da riâyet olunan bir çok esaslar vardı:
1-Aranılan ilk esas müsâbıklar arasında muâdelet şartı idi. Bunu te’mîn için okçular dört sınıfa ayrılmıştı.
1-İhtiyarlar (emekli atıcılar).
2-Dokuzyüzcüler. (39)
3-Binciler.
4-Binyüzcüler.
Uzun mesâfeye atış müsâbakalarına girebilmek için asgarî 900 gez mesâfeye ok atarak (kabza almak) yâni (Lisanslı okçu) olmak şarttı. 1000 gez mesâfeye atabilmiş olanlar Dokuzyüzcülerle, Binyüz geze atmış olanlar da bincilerle atamazlardı. Her sınıfa dâhil olanlar kendi emsâli arasında müsâbaka yaparlardı. Uzun mesâfe atışlarında ok, 80 gez aralıkla dikilmiş iki bayrak arasına atılırdı. En ileri giden ok müsâbakayı kazanır. Fakat iki bayrağın arasına düşmeyen yâni bayrakların dışına Çıkan oka itibar edilmezdi.
2-Atış adedi sayılı idi ve gittikçe artan bir sıra ta’kîb ederdi:
İhtiyarlar: beşer
Dokuzyüzcüler: yedişer (40)
Binciler: dokuzar
Binyüzcüler: onbirer
ok atardı. Binyüzcülerin koşusuna başkoşu da denirdi. Bu koşuya giren müsâbıklar muayyen olan onbir ok üzerinden atış yaptıkları gibi sözleştikleri kadar da atabilirlerdi.
3-Müsâbaka ve öndül için ok atıldıkta, atanların cümlesinin yay ve oklarının müsâvi olması, yâhut cümlesinin bir yayla ve aynı evsafta ok ile atmaları lâzımdı.
4-Dört sınıfa ayrılmış olan müsâbıkların atacağı okların nevileri de muxayyendi. İhtiyarlar Azmayiş denilen okla, dokuzyüzcüler Heki ile binciler ve binyüzcüler Peşrev cinsi okla atış yaparlardı.
Öndül koymakta esâs bunu velâyet-i ammeyi hâiz olan devlet reisinin koyması idi. Fakat bâzı şerâitle şahısların dahi öndül koyması câiz idi. Burada en çok dikkat edilen nokta koşuların ve öndülün sporu teşvik edici mahiyetten çıkmaması, xxxxx hâlini almaması idi. Meselâ iki kişi at, araba yarıştırmak veyâ ok yarışmak murâd etseler ikisi birden öndül koyup hangimiz geçerse o alsın demek memnu’ idi. Biri koşu koyup biri koymasa, koşu koyan geçerse vermez kendinde kalır. Arxkadaşı geçerse almak câiz olurdu. Müsâbaka üç kişi arasında olur da ikisi öndül koyup biri koymazsa, öndülü koymayan geçerse öndülü alır, öndülü koyanlardan biri geçerse öndül kendinde kalırdı. İki üç kişi arasında böyle olduğu gibi daha fazla kimseler arasında da aynı usûl cârî idi. Müsâbıklar kendi aralarında xxxxx tutuşup öndül koydukları gibi müsâbakaları tertîp edenler de kazananlara verilmek üzere öndüller koyarlardı. Bu takdirde, şerâiti uyarınca müsâbakaları kazananlara öndülleri verilirdi.
Nişana ok atma müsâbakalarında diğer bâzı şartlar da vardı.
Meselâ: Nişan uzak olup vurulması, yahut yakın olup da vurulmaması muhal olursa, yahut puta münâsip bir mesâfede olup da bilâ-fâsıla yüz ok vurmak gibi mükâfat verilmesi, muhâl bir şarta ta’lîk edilmiş ise yapılan mukâvele akdi batıl sayılırdı. Mahâret sâhibi olan bir sporcu ile müptedînin mukâvelesi sahîh sayılxmazdı. Öndülün nev'i, akça ise miktârı ve iptidâ kimin atacağı müsâbakadan evvel ma’lûm bulunmak lâzım gelirdi. Koşuda ekipler sıra ile ok atar ve her ekipte bir hakem bulunup atıcıların ayaklarını ayak yeri denilen atış mahallinden ileri bastırmamağa nezâret ederdi.
Atılan ok çıkışta olan fesaddan dolayı hedefe uzak düşse dahi muayyen atış adedine mahsûb edilirdi. Lâkin ok temiz bir çıkış ile yaydan kurtulup da yolunda giderken bora gibi bir hava ârızasına uğrar, yâhut kuşa çarpar veyâ çıkıştaki şiddete tahammül edemeyip de yolda paralanırsa sayılı olan atış adedine mahsûb edilmeyip yerine bir daha atmak i’câb ederdi. Nişan atışlarında ok atılan putayı, yahut sepeti rüzgâr yerinden kaldırıp başka bir yere getirse, hedefin rüzgâr ile varxdığı mahalle ok da varıp isâbet etse bu vuruş mu’teber sayılmaz. Fakat ok, hedefin yerini değiştirmezden evvel durduğu yere konarsa isâbet vâkî olmuş sayılırdı.
Uzun mesâfe atışlarında olsun, nişan atışlarında olsun tesbît edilmiş daha birçok esaslar varsa da bunların burada tafsîline girişmek mevzu’umuz dışındadır. Arzettiğimiz i’zahat müsâbakaların tesbît edilmiş bir takım şartlar dâiresinde muayyen (41) usullere uygun olarak yapıldığını, hassasiyetle riayet olunan kaideleri, nizâmları ve kanunları bulunduğunu göstermeğe kifayet eder.
Bu Mesajı Yetkililere Rapor Et  
Cevap Yeni Konu Aç
En popüler 15 etiket
Bu Sayfanın Etiketleri
av okçuluğu, av ve okçuluk, kiriş ipi, kiriş ipi nedir, ok kirişi nerden alınır, okculuk ile kısa bılgı, okculuk malzemeleri, okculuk nedir, okçuluk federasyonu lisansli okçu sayisi, okçuluk federasyonuna kayıt nasıl yapılır, okçuluk hakkında bilgi, okçuluk malzemeleri, okçuluk nedir, okuluk, çevremizdeki sporcuların nedeni nedir,
Konu Araçları

Saat Dilimi: GMT +3 - Saat: 02:33Bir site yetkilisine ulaşınBize Ulaşın - Contact Us
vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc.

Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler.
Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız.
If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately.
Creative Commons License
MsXLabs Directory
Sayfa 0.42012691 saniyede (85.40% PHP - 14.60% MySQL) 7 sorgu ile oluşturuldu
Top Varlığım Türk Varlığına Armağan Olsun ~ MaviKaranlik.com Have Fun @ MsXLabs! Designed by LC aka NeutralizeR