| | #1 (mesaj-linki) | |
| Büyük Türk Devletleri - Anadolu Selçukluları Anadolu (Türkiye) Selçuklu Devleti Oğuz Türkleri nin Üçoklu Kınık boyuna mensup Selçuklu hükümdar ailesinden Süleyman Şah tarafından, Anadolu'da kurulmuştur. Malazgirt Zaferi'yle, Anadolu kapılarını Türklere açan Sultan Muhammed Alparslan, bu savaşa katılan kumandan ve Türkmen reislerine, Anadolu'yu Türkleştirme ve İslamlaştırma görevini verdi. Bunlardan, Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Selçuk Bey'in oğlu Arslan Yabgu'nun torunu olup, Anadolu'daki fetih harekâtından sonra Antakya'dan Anadolu'ya girdi. 1074 yılında Konya ve havalisini mahallî Rum despotlarından alarak, fetihlere devamla İznik önlerine geldi. 1075 senesinde İznik'i fethederek, emrindeki kuvvetlerin merkezi yaptı. Böylece Türkiye Selçuklu Devletinin temeli atılmış oldu. Süleyman Şah, Bizans'ın mahallî ve merkezî tekfurlukları arasındaki çekişmelerden faydalanarak, bölgede hakimiyetini güçlendirdi. İznik'te yeni bir Türk devletinin kurulması, Anadolu'ya gelen Türkmenlerin birleşmesini temin edip, doğudaki Müslüman Türklerin büyük topluluklar halinde bölgeye gelmelerine sebep oldu. Bölgede Türk nüfusunun artarak devletin güçlenmesiyle; Bizans'ın kötü idaresi, bitmek bilmeyen iç savaşlar ve isyanlar sebebiyle perişan olan yerli halk da, Süleyman Şah'ın idaresinde huzur ve sükûna kavuştu. Bu sayede Anadolu Selçuklu Devleti, sağlam bir temele oturdu. Hürriyet ve adalete kavuşan yerli halk, kısa zamanda seve seve Müslüman oldu. Çeşitli gayelerle bölgeye gelen Türkmenleri emrinde birleştiren Kutalmışoğlu Süleyman Şah, Anadolu'da birlik ve hakimiyetini güçlendirmek, Fırat boylarında ve Kilikya taraflarında toplanmaya çalışan Ermeni gruplarına mani olmak için harekete geçti. 1082 yılında Çukurova'ya giden Süleyman Şah, Adana, Tarsus ve Misis dahil tüm bölgeyi zaptetti. 1084'te Hıristiyanlardan Antakya'yı aldı. 1086'da Suriye Selçuklu meliki Tutuş'la yaptığı savaşta yenildi ve savaş meydanında vefat etti. Oğulları, Selçuklu Sultanı Melikşah'ın yanına gönderildi. Devlet bir süre Süleyman Şah'ın İznik'te vekil bıraktığı Ebü'l-Kasım tarafından yönetildi. Selçuklu Sultanı Melikşah'ın 1092'de vefatından sonra, İran'dan kaçarak gelen Kılıç Arslan, İznik'te merasimle karşılanıp, Türkiye Selçuklu tahtına çıkarıldı. I. Kılıç Arslan , tahta çıkar çıkmaz, devleti yeniden teşkilatlandırdı. İznik'i mamur bir duruma getirdi. İçte otoriteyi sağladıktan sonra, hemen gazâ ve akınlara başladı. Marmara sahillerine yerleşmeye çalışan Bizanslıları bu bölgeden çıkardı. Batıyı emniyete aldıktan sonra doğuya yöneldi ve 1096 yılında Malatya'yı kuşattı. Fakat, bu sırada Haçlıların Batı Anadolu'ya girmesi üzerine, I. Kılıç Arslan, kuşatmayı kaldırıp hızla geri döndü. Avrupa'daki meşhur imparator, kral, prens, derebeyi ve şövalyelerin büyük bir taassupla katıldıkları Haçlı Seferlerinin ilki 1096-1099 yılları arasında yapıldı. I. Kılıç Arslan, Haçlıları, vur-kaç taktiğiyle imha etti. Ancak, İznik elden çıktığı için, Konya'yı payitaht (başkent) yaptı. Bizans imparatoruyla antlaşma imzaladıktan sonra, doğu fetihlerine başladı. 1103 senesinde Malatya'yı ele geçirdi. Daha sonra Musul'u da topraklarına kattı. Emir Çavlı, Artukoğlu İlgazi ve Suriye meliki Rıdvan'ın kuvvetleriyle Habur Nehri kenarında yaptığı muharebede yenilerek, nehre düşüp boğuldu. Kılıç Arslan'ın büyük oğlu, Musul valisi Şehinşah, Emir Çavlı tarafından esir alınarak İsfahan'a götürüldü. I. Kılıç Arslan'ın ölümü ve oğlunun esir düşmesi, Türkiye Selçuklularını çok sarstı. Düşmanları bunu fırsat bilerek, ülke topraklarına saldırdı. Bizanslılar, Batı Anadolu sahillerini işgale başladılar. Bu durum karşısında Türkler, İç Anadolu'ya doğru çekilmek zorunda kaldılar. 1110 yılında esaretten kurtulan Şehinşah, Konya'ya gelerek tahta geçti. Şehinşah'ın ve Kayseri emîri Hasan Beyin büyük gayretlerine rağmen, Bizanslıların zulmünden kaçan Batı Anadolu'daki Türklerin, Orta Anadolu yaylalarına çekilmesi durdurulamadı. 1116 yılında Danişmendliler, Sultan Şehinşah'ı tahttan indirip, Şehzade Mesud'u sultan ilan ettiler. Sultan Mesud, Danişmendli tahakkümünden kurtulmaya, Bizanslıları Anadolu'dan atmaya ve birliği sağlamaya çalıştı. 1182 yılında, Batı seferine çıktı. Sonra doğuya seferler düzenledi. Bizanslılar, Türklerin Batı Anadolu'da ilerlemelerini durdurmak için, İmparator Manuel komutasında bir orduyla Konya üzerine yürüdüler. Bu tehlikeli durum üzerine, Sultan Mesud'un oğlu II. Kılıç Arslan, Aksaray'da bir ordu hazırlayarak, Konya önündeki Bizans ordusunun karşısına çıktı. Bizans ordusunu, pusu ve taarruzlarla 1145 senesinde ağır bir yenilgiye uğrattı. Bu sırada İkinci Haçlı Seferiyle Anadolu'ya giren Avrupalılar da, Türk kılıçları önünde duramadı. Selçuklu ordusu, Haçlılar karşısında büyük başarılar elde etti. Bu zaferler, istikrar ve yükselme devrini tekrar başlattı. Halka adaletle muamele etmesi sebebiyle, Hıristiyanların bir çoğu, Bizans yerine Türk idaresine bağlandı. Bir çok eser inşa ettiren Sultan Mesud, kırk yıl saltanatta kaldıktan sonra, 1115 senesinde vefat etti. Yerine oğlu II. Kılıç Arslan tahta çıktı. O da babasının yolunda giderek, büyük hamleler yaptı. Anadolu'nun siyasî birliğini kurmaya, ekonomik ve kültürel yükselişini sağlamaya çalıştı. Doğu seferine çıkarak, devletin hudutlarını Fırat nehrine kadar genişletti. Bizanslılar ve yardımcı kuvvetlere karşı, 1176 Miryokefalon (Düzbel/Karamukbeli) Meydan Savaşı'nı kazanarak, Anadolu'yu yurt edinen Türklerin bölgeden atılamayacağını ispatladı. Akıncılarını, Batı Anadolu'nun fethiyle görevlendirdi. 1182 yılında, Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir havalileri fethedildi. Denizli ve Antalya kuşatıldı. Danişmend arazisi ve Çukurova zaptedildi. Kazanılan zafer ve başarılarla siyasî birlik ve sınır emniyeti sağlandı. Ekonomik ve kültürel yükselme başladı. Bir süre sonra II. Kılıç Arslan, mücadeleyle geçen uzun saltanat yıllarındaki yorgunluğu ve ihtiyarlığını mazeret gösterip istirahata çekildi. Sahip olduğu toprakların idaresini onbir oğlu arasında taksim etti. Kendisi Konya'da büyük sultan olarak kaldı. Oğullarının her biri bir vilayette yönetimi ele aldı. Bu sırada Selahaddin Eyyubî'nin Kudüs'ü zaptetmesi, Üçüncü Haçlı Seferinin başlamasına sebep oldu. Anadolu'dan geçmeye çalışan kalabalık Haçlı ordusu, şehzadelerin direnişiyle karşılaştı. Yaptıkları çete harpleriyle Haçlı ordusuna büyük kayıp verdirdiler. Fakat çok kalabalık olan Haçlıların bir kısmı, Filistin'e ulaştı. II. Kılıç Arslan, 1192 senesinde Konya'da vefat etti. Yerine büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev geçti. Fakat, kardeşleri onun iktidarını kabul etmeyince, aralarında saltanat mücadelesi başladı. Tokat meliki Rükneddin Süleyman Şah, 1196 yılında Konya'yı zaptetti ve saltanatını ilan etti. Birliği sağladıktan sonra Bizans'ı tekrar senelik vergiye bağladı. İç mücadelelerden yararlanarak hudut tecavüzlerine başlayan Ermenileri cezalandırdı. Gürcüler, Saltukluların zayıflamasından istifade ederek, Erzurum'a kadar gelince, Doğu Seferine çıktı. 1201 yılında, Saltuklu Devletine son verdi. Artuklular ve Mengücüklerden aldığı yardımla, Erzurum'dan Gürcistan üzerine sefere çıktı. Sarıkamış yakınlarında, Gürcü-Kıpçak ordusunun baskınına uğradı ve mağlup oldu. Tekrar Gürcistan seferine çıktıysa da, yolda hastalanarak 6 Temmuz 1204 tarihinde vefat etti. Konya'da Künbedhane'ye defnedildi. Yerine oğlu III. Kılıç Arslan geçti. Fakat çok geçmeden Gıyaseddin Keyhüsrev, Türkmen beylerinin davetiyle, küçük yaştaki yeğeni Kılıç Arslan'ın yerine, tekrar Türkiye Selçukluları sultanı oldu. Gıyaseddin Keyhüsrev, devletin hudutlarını emniyete almak için, Bizanslılar ve Ermenilerle mücadele etti. Dördüncü Haçlı Seferiyle (1204) İstanbul, Latin hakimiyetine girdi. Bizans hanedanı Anadolu'ya kaçıp, İznik ve Trabzon'da iki devlet kurdu. Bizanslılar, Karadeniz kıyılarına yerleşerek ticaret yollarını kapattılar. Gıyaseddin Keyhüsrev, ticaret yolunu açmak için, 1206 yılında sefere çıktı. Bizanslıları bu bölgeden atarak, Karadeniz yolunu açtı. Ertesi sene Akdeniz sahillerine inerek Antalya'yı fethetti. Bu sırada akıncı beyleri, Batı Anadolu'da bir çok yeri aldı. Bu fetihler, İznik Bizanslılarını telaşlandırdı. Bizans ordusu ile, 1211 senesinde Alaşehir'de yapılan muharebede Selçuklu ordusu büyük zafer kazandı. Savaş bittikten sonra, Gıyaseddin Keyhüsrev, meydanı dolaşırken bir düşman askeri tarafından şehit edildi. Yerine oğlu İzzeddin Keykavus geçti. İzzeddin Keykavus, saltanatının ilk yıllarında taht mücadelesini halletti. Daha çok iktisadî meselelere, ülkenin imarına ve kültür faaliyetlerine önem verdi. Kervansaray, cami ve medreseler inşa ettirdi. Verem hastalığına yakalanan İzzeddin Keykavus, 1220 yılında Viranşehir'de vefat etti. Sivas'ta yaptırdığı darüşşifanın yanındaki türbesine defnedildi. Yerine kardeşi Alâeddin Keykubad geçti. Sultan Alâeddin Keykubad zamanı, Türkiye Selçuklularının en kudretli, en müreffeh ve en parlak devri olarak geçti. Anadolu'nun emniyeti içi başta Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere, şehirleri surlarla tahkim ettirdi. Moğol tehlikesine karşı hudutlarda tedbir aldı. Bu işleri sırasında fetihlere de devam etti. Askerî ve ticarî önemi büyük olan Kolonoras kalesini muhasara altına aldı. 1221 senesinde kaleyi fethetti. Buraya, sultanın ismine nispetle Alâiye denildi. Moğol tehlikesine karşı tahkim ve askerî tedbirler yanında diplomatik yola da başvuruldu. Moğol Ögedey Kağan'a elçi gönderip barış yaptı. Alâeddin Keykubad, saltanatı zamanında Türkiye Selçuklu Devletini, Moğol istilâ ve zulmünden korudu. Alâeddin Keykubad, 1 Haziran 1237 tarihinde Kayseri'de vefat etti. Yerine İzzeddin Kılıç Arslan'ı veliaht tayin etmesine rağmen, büyük oğlu Gıyaseddin Keyhüsrev tahta geçti. II. Gıyaseddin Keyhüsrev (1237-1246), Moğollara Kösedağ'da yenilince (Temmuz-1243), devletin yıkımı başladı. Kösedağ bozgunundan, Anadolu Selçuklu Devletinin yıkılışına kadar olan devrede (1243-1308), Selçukluları büsbütün sindirmek için, Moğol faaliyet ve zulmü devam etti. 1259'da, Kızılırmak hudut olmak üzere devletin ikiye ayrılması, 1262'de Karamanlılar'ın isyan ederek Konya üzerine yürümeleri, 1276'da Moğollara karşı Hatıroğlu İsyanı, 1277'de Mısır Memlûk Sultanı Baybars'ın, Hatıroğlu'nu desteklemek için Anadolu'ya girip Kayseri'ye kadar gelmesi, Karamanoğlu Mehmet Bey'in 1277'de Konya'da yeni bir sultanı tahta çıkartma girişimiyle, Cimri hadisesi gibi çeşitli siyasî, ekonomik ve sosyal çalkantılar meydana geldi. Anadolu Selçuklu Devletinin çöküşü başlayınca, Moğol zorbalığının önüne geçmek için Türk beyleri ve Anadolu halkının yer yer mücadelesi görüldü. Çökmekte olan devletin yıkıntıları üzerinde çeşitli Oğuz boyları, Türkmen ve kumandanlar, beylikler kurmaya başladı. Bu beyliklerden, Bizans hududunda kurulan Osmanlı Beyliği'nin, Batı Hıristiyan âlemine açık fütuhat cephesiyle diğerlerinden farklı stratejik mevkide bulunması; o yönde sürekli genişleme imkânı bulduğu gibi, dar ve sıkışık beyliklerin reislerine yerine göre dostça, bazen de baskı yaparak, bütün Anadolu'yu kendi idaresinde toplamasını, 20. yüzyılın başlarına kadar üç kıtaya hakim olmasını sağladı. Anadolu Selçuklu Devleti toprakları üzerinde Moğollar, Haçlı istila hareketi neticesi gibi korkunç katliam, yıkım ve dehşet saçıcı hadiselerle bölgeyi işgal ettiler. Moğol istilasıyla, Anadolu Selçuklu Devleti, 14. yüzyılın başında yıkıldı. Anadolu, Moğol kontrolüne girdiyse de, 14. yüzyıldan sonra bölgede Osmanlı hakimiyeti başlayıp, Haçlıların ve Moğolların açtığı yaraları kapamaya çalıştı. Türkiye Selçuklularını, Oğuzların Üç Oklar kolunun Kınık boyuna mensup Selçuklular kurup yönettiler. Devlet teşkilatı, sağlam bir esasa sahipti. Türkiye Selçukluları; Karahanlı, Büyük Selçuklu ve Abbasîlerin yanında diğer Türk ve İslam devletlerinin teşkilatlarından da büyük ölçüde faydalandılar. Bunları mükemmel bir şekilde kendi bünyelerine uydurdular. Sultanlar, devletin idaresinde hissedilen ihtiyaçlara göre teşkilatlarını genişlettiler ve zaman zaman da yenileme yoluna gittiler. Devletin, hanedan mensupları arasında bölüşülmesinin; bölünmeye ve saltanat mücadelesine sebep olduğu görüldü. II. Kılıç Arslan'dan sonra merkeziyetçilik geliştirildi. Devlet, önceki Türk hakimiyetlerinde olduğu gibi, hanedanın ortak sorumluluğu altındaydı. Devleti idare eden hükümdarın ise, hanedan mensubu olması şarttı. İsimleri Türkçe ve İslamî idi. Ayrıca, halife ve âlimler tarafından künye ve lakaplar verilirdi. Tahta yeni çıkan sultanlar, halifeye hükümdarlıklarını tasdik ettirirler, adlarına hutbe okutur ve para bastırırlardı. Savaşlarda veya herhangi bir gezide, hakimiyet alâmeti olarak, sultanların başları üstünde, atlastan veya altın işlemeli kadifeden yapılmış bir çetr (şemsiye) tutulur, daima yanında hazır bulunan kös, sultanın kapısında günde beş kez nevbet çalardı. Vilayetlerdeki meliklerin, günde üç nevbet çaldırma hakları vardı. Sultanlar, haftanın belli günlerinde devlet erkânını ve emîrleri huzurlarına kabul eder ve onların görüşlerini alırlardı. Sultan iktaların dağıtılması, kadıların (hakim) tayini, devlete bağlı beylik ve sultanlıkların başına geçenlerin tayinlerini onaylar, hükümete karşı işlenen cürümlerle uğraşan yüksek mahkemeye de başkanlık ederdi. Devletin idaresi, birinci derecede sultana ait olmakla birlikte, bizzat kendisi mevcut kanunlara uyardı. Sultan, adalet mekanizmasının sağlıklı olması için, haftada iki gün halkın derdini dinlerdi. Sultanlar, sarayda otururdu. Sarayda Hacibü'l-Hüccab, Üstadüddâr, Silahdar, Emîr-i Alem, Câmedâr, Taştâr veya Âbdâr, Emîr-i Çaşnigîr, Emîr-i Ahur, Emîr-i Şikâr, Emîr-i Devât, Emîr-i Mahfil, Serheng-i Nedîm, musahip görev yapardı. Bunlar, sultanın en emniyetli adamları arasından seçilir ve her birinin emrinde askerî kıtalar bulunurdu. Ordu; Gulamân-ı Saray, hassa ordusu, hânedâna mensup meliklerin kuvvetleri, Türkmen kuvvetleri, tâbi kuvvetler, ücretli askerler ve donanmadan oluşurdu. Ordunun ve idarenin esasını, mahallinde çiftçilerin ödediği vergilerle beslenen Türk iktâ askerleri teşkil ederdi. Orduda, dinî vazifeleri görmek ve gazâ ruhunu canlı tutmak maksadıyla âlim, derviş ve mutasavvıflar bulunurdu. Silah olarak, ok, yay, kılıç, kargı, çomak, gürz, mızrak, topuz, nacak, mancınık, merdiven, seyyar kule kullanılırdı. Ordudaki birlikler, çeşitli bayrak, tuğ ve alem taşırlardı. Adlî Teşkilat: Türkiye Selçuklularında, şer'î davalara her şehirde bulunan kadılar bakardı. Konya'da oturan baş kadıya Kâdı'l-kudât denirdi. Bu kadılar, tereke (miras), hayrat işleri ve vakıfların idaresine bakarlardı. Selçuklularda örfî davalara bakan mahkemeler de bulunurdu. Bu mahkemeler, asayiş, devlet âmirlerine itaatsizlik ve siyasî suçlar gibi davalara bakarlardı. Bu örfî mahkemelerin başında, emîr-i dâd bulunurdu. Kadıların verdikleri hükme itiraz edilemezdi. Ancak yanlış verilen bir hüküm olursa, diğer kadılar tarafından altı imzalanarak, sultana arz edilirdi. Kadıların yüksek medrese tahsili görmüş, İslam ahlakıyla ahlâklanmış kimseler olması şarttı. Müftîler, Hanefî mezhebine göre fetva verirlerdi. Eğitim, Kültür ve Edebiyat: Anadolu Selçuklu sultanları, kültür ve medeniyet hizmeti için, ilme ve âlimlere değer verdiler. Bir ilim ocağı olan medreselerde eğitim ve öğretim ücretsizdi. Vakıf gelirleri, onların geçimini temin ederdi. Medreselerde İslam ilimlerinden; tefsir, hadîs, hadîs usulü, kelâm, kelâm usulü, fıkıh, fıkıh usulü ve tasavvuf yanında, matematik, astronomi, tıp ve felsefe gibi bilimler de öğretilirdi. Genellikle, medresenin yanında, dârüşşifa denilen hastane, cami, kütüphane, zâviye, kervansaray, imaret de bulunurdu. Bunlar da birer ilim irfan yuvasıydı. İslam ülkelerinden bir çok âlim, Anadolu'daki ilim yuvalarına gelip ders verdiler. Başta sultan olmak üzere devlet adamlarından ve halktan iyi muamele gördüler. Türkiye Selçuklu Devletini, ilim ve irfan yuvası haline getiren değerli âlimlerin arasında; Şihabüddin-i Sühreverdî, Necmeddîn-i Râzî, Muhyiddîn-i Arabî, Ahmed Fakîh, Mevlânâ Celaleddîn-i Rumî, Hacı Bektaş-ı Velî, Sadreddîn-i Konevî, Safiyyüddîn Muhammed Urmevî, Siracüddîn Mahmud Urmevî, İzzeddîn Urmevî, Celaleddîn Habîb, Sadeddîn-i Ferganî, Fahreddin Irakî, Kadı Burhaneddin, Kutbeddîn-i Şirazî, Ahî Evran, Ebu Hamid Kirmanî, Şems-i Tebrizî, Muhammed Behaüddîn Veled, Seyyid Burhaneddin Muhakkık Tirmizî, Şeyh Hüsameddin Çelebi, Mevlanâ Muhyiddîn Kayserî, Şeyh Edebâlî, İbn-i Türkmanî, İbrahim-i Hemedanî, Cemaleddin-i Aksarayî gibi devrin en seçkin âlimleri vardı. Anadolu'da Türkmenler, Türkçe konuşup, sözlü ve yazılı edebiyat eserleri meydana getirdiler. Dinî ve bazı edebî eserlerde Arapça ve Farsça kullanıldı. Halkın büyük çoğunluğu Türkçe konuşurdu. Daha sonraları Türkçe, edebiyat dili haline geldi. Ahmed Fakîh, Hoca Dehhanî, Hoca Mesud, Yunus Emre, Türkçe şiirler söyleyip yazdılar. Yunus Emre, şiirdeki büyük kudreti ve tasavvuf aşkıyla, Türkçe'nin en güzel, en iyi örneklerini verdi. Göçebeler arasında, Oğuznâme ve Dede Korkut destanlarıyla gâziler arasında çok rağbet bulan Danişmendnâme ve Battalnâme, bu dönemde sözlü edebiyattan yazılı edebiyata intikal etti. Mevlanâ Celaleddin-i Rumî ve oğlu Sultan Veled, insanlara doğru yolu gösteren ve nasihat veren eserlerini Farsça yanında Türkçe'yle de yazdılar. Ticaret: Türkiye Selçukluları, Anadolu'yu Müslüman ve gayrimüslim kavimler arasında bir köprü haline getirdiler. Dünya ticaret yollarını açıp, tedbirler aldılar. Ticarî ilişkileri zorlaştıran engelleri kaldırıp, ülkenin bir çok yerinde kervansaraylar yaptırdılar. Yolcuların, buralarda hayvanları ile birlikte üç gün ücretsiz kalma ve yemek yeme hakları vardı. Buralara gelen Müslüman ve gayrimüslim, zengin-fakir, hür-köle bütün misafirlere aynı yemeğin verilmesi ve eşit muamele yapılması esastı. Kervansaraylar ve hanlar külliye halinde olup, hepsinin cami ve kütüphanesi vardı. Anadolu Selçuklu Sultanlarının Tahta Çıkış Tarihleri Kutalmışoğlu Süleyman Şah / 1076 Ebü'l-Kasım'ın nâibliği / 1086 Birinci Kılıç Arslan / 1092 Fetret Devri / 1107-1110 Şehinşah (Melikşah) / 1110 Birinci Rükneddin Mesud / 1116 İkinci Kılıç Arslan / 1155 Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev (Birinci Hükümdarlığı) / 1192 Rükneddin Süleyman Şah / 1196 Üçüncü Kılıç Arslan / 1204 Birinci Gıyaseddin Keyhüsrev (İkinci hük.) / 1205 Birinci İzzeddin Keykavus / 1211 Birinci Alâeddin Keykubad / 1220 İkinci Gıyaseddin Keyhüsrev / 1237 İkinci İzzeddin Keykavus / 1246 Ortak İktidar / 1249-1254 Birinci Keykavus / 1254 Dördüncü Kılıç Arslan (Ülkenin bir bölümünde) / 1257 Üçüncü Gıyaseddin Keyhüsrev / 1266 İkinci Gıyaseddin Mesud (Birinci hük.) / 1284 Saltanat Mücadelesi / 1296-1298 Üçüncü Alâeddin Keykubad / 1298 İkinci Gıyaseddin Mesud (İkinci hük.) / 1302 Beşinci Kılıç Arslan / 1310 Moğol Valisi Timurtaş'ın Türkiye Selçukluları saltanatına son vermesi / 1318 Kaynak: Genel Türk Tarihi / dallog.com Son Düzenleyen Blue Blood; 24-01-2007 @ 22:09. | |
|
| | #2 (mesaj-linki) | |
| Cvp: Büyük Türk Devletleri - Anadolu Selçukluları Anadolu Selçuklu Devleti Kutalmışoğlu Süleyman Şah tarafından 1075'te kuruldu. 1071'deki Malazgirt Savaşı'ndan sonra Türkler'in yerleşmeye başladığı Anadolu toprakları, 1318'e kadar varlığını sürdüren Anadolu Selçuklu Devleti'nin egemenliğinde bir Türk yurdu haline geldi. Süleyman Şah, babası Kutalmış'ın Alp Arslan ile giriştiği taht mücadelesinde yenilerek öldürülmesi üzerine kardeşleriyle birlikte 1064'te Diyarbakır - Urfa yöresine sürülmüştü. Alp Arslan'ın ölümünden sonra çıkan karışıklıklardan yararlanarak Anadolu'nun içlerine girdi ve Konya'yı alarak batıya doğru ilerledi. 1075'te İznik'i ele geçirince Anadolu Selçuklu Devleti'ni kurdu; İznik'i de başkent yaptı. Böylece Bizans'ın sınır komşusu olan Süleyman Şah bir süre sonra bu devletin taht kavgalarına karışmaya başladı. 1078'de Botaniates'in tahta çıkmasına yardımcı olduğu için karşılığında Batı Anadolu'yu aldı. Anadolu Selçukluları'nın güçlenmesi Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ı tedirgin ediyordu. 1078'de ordusunu Süleyman Şah'ın üzerine gönderdiyse de Anadolu Selçukluları'nı yenmeyi başaramadı. Anadolu'daki egemenliğini ve gücünü giderek artıran Süleyman Şah Bizans'taki taht kavgalarından yararlanarak devletinin sınırlarını genişletti. Bizans 1081'de yapılan bir antlaşmayla Maltepe'yi sınır olarak kabul etmiş, böylece Anadolu'yu Süleyman Şah'a bırakmıştı. Bunun üzerine Abbasi halifesi de aynı tarihte Süleyman Şah'ın hükümdarlığını tanıdı. Daha sonra Güney ve Güneydoğu Anadolu'ya yönelen I. Süleyman Şah 1082'de Adana ve Tarsus kentleriyle birlikte bütün Kilikya'yı ele geçirdi; 1084'te Antakya'yı aldı. Anadolu Selçukluları'nın yayılmasını önlemek isteyen Musul Emiri Müslim, Süleyman Şah'ın üzerine yürüdüğünde yalnızca savaşı değil yaşamını da yitirdi. Bu zaferden sonra Süleyman Şah, Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın kardeşi ve Suriye meliki olan Tutuş'un topraklarındaki Halep'e yöneldi. Ama 1086'da Tutuş'un ordusuna yenilerek yaşamını yitirdi. Oğulları Kılıç Arslan ile Kulan Arslan da tutsak düştüler. Süleyman Şah doğu seferine çıkarken yerine Ebu'l-Kasım'ı bırakmıştı. Melikşah, Süleyman Şah'ın ölümünden sonra Anadolu Selçukluları'nı denetim altına alabilmek umuduyla Porsuk Bey komutasındaki bir orduyu İznik üzerine gönderdi. Ama Bizans ile anlaşan Ebu'l-Kasım'ın direnmesi karşısında Porsuk Bey'in kuvvetleri geri çekilmek zorunda kaldı. Büyük Selçuklu Sultanı Melikşah'ın ölümünden sonraki karışıklıklardan yararlanarak tutsaklıktan kurtulan Kılıç Arslan 1092'de Anadolu Selçuklu tahtına oturdu. I. Kılıç Arslan'ın ilk işi Bizanslılar'ı Marmara kıyılarından uzaklaştırmak oldu. Ardından Bizans ile anlaşarak, İzmir yöresinde giderek güçlenen Çaka Bey'i ortadan kaldırdı. Batı sınırlarını böylece güven altına aldıktan sonra doğuya yöneldi. 1096'da Malatya'yı kuşattı, ama Haçlı ordularının İznik kapılarına dayandığını haber alınca geri döndü. Haçlılar karşısında yenilgiye uğrayan Kılıç Arslan İç Anadolu'ya çekilmek zorunda kaldı ve Konya'yı başkent yaptı. Bu durumdan yararlanan Bizans İznik'i alınca, iki devlet arasındaki sınır Antalya-Eskişehir çizgisine doğru geriledi. Kılıç Arslan Haçlılar karşısındaki yenilginin sarsıntılarından kurtulmaya çalışırken, Danişmend Gazi 1100'de Haçlılar'ı ağır bir yenilgiye uğrattı. Bunun üzerine ertesi yıl Anadolu'ya ikinci bir Haçlı ordusu gönderildi. Anadolu beyleriyle birleşen I. Kılıç Arslan bu kez Haçlı ordusunu bozguna uğrattı. Ama zaferden hemen sonra Türk devletleri arasındaki birlik bozuldu. Danişmendliler'in Malatya'yı, I. Kılıç Arslan'ın da Elbistan'ı alması üzerine iki devlet arasında savaş başladı. I. Kılıç Arslan'ın Danişmendliler'i yenmesiyle Anadolu'da egemenlik kesin olarak Anadolu Selçuklularının eline geçti. Doğu illerini ele geçirerek Büyük Selçuklu Devleti ile komşu olan I. Kılıç Arslan, bu devletin iç karışıklıklarından yararlanarak Büyük Selçuklu tahtına göz dikti. Bu amaçla 1107'de Musul'a girdi ve üzerine gönderilen Büyük Selçuklu ordusuyla Habur Suyu kıyısında karşılaştı. Ama beklediği destek güçlerin gelmemesi ve bazı komutanlarının kendisine ihanet etmesi üzerine yenildi. Atıyla Habur Suyu'nu geçmeye çalışırken boğulan I. Kılıç Arslan'ın genç yaşta ölümüyle Anadolu'da yeni bir bunalım dönemi başladı. Sonunda üstünlük Danişmendiler'in eline geçti. Bir süre boş kalan Anadolu Selçuklu tahtına 1110'da I. Kılıç Arslan'ın oğlu Şahin Şah oturdu. Kardeşi Mesud ile iktidar kavgasıyla geçen altı yıldan sonra tahtı Danişmendliler'in desteklediği I. Mesud'a bıraktı. I. Mesud yitirilen toprakları geri almak için Antalya, Batı Anadolu ve Marmara çevresine sürekli akınlar düzenledi. Bir süre Danişmendliler'in gölgesinde kalan bu sultan, Fikret Adanır 1142'de Danişmendli Mehmed Bey'in ölümü üzerine çıkan taht kavgalarından yararlanarak Anadolu'da yeniden üstünlük sağladı. 1146'da Konya önlerinde Bizans ordusunu yendi ve Anadolu'ya düzenlenen II. Haçlı Seferi'nin kuvvetlerini bozguna uğrattı. Bu zaferler Anadolu Selçuklu Devleti'nin gücünü artırdı. Mesud ölmeden önce ülkesini üç oğlu arasında paylaştırmış ve tahtını II. Kılıç Arslan'a bırakmıştı. Ama onun ölümünden hemen sonra oğulları arasında taht kavgaları başladı. Bundan yararlanmak isteyen Danişmendliler, Bizanslılar, Musul Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi ve Ermeni Derebeyi Toros birleşerek Anadolu Selçuklu Devleti'ni dört yandan kuşattılar. Güç durumda kalan II. Kılıç Arslan bütün düşmanlarıyla aynı anda baş edemeyeceğinin farkındaydı. Danişmendliler'e yenilmiş, doğuda ve batıda toprak yitirmişti. Bunun için önce Bizans ile barışı sağlamanın yollarını aradı ve İstanbul'da üç ay kalarak bir antlaşma imzaladı. Daha sonra kardeşi Şahin Şah ile Danişmendliler'in birleşik ordularını yenilgiye uğratarak 1175'te Danişmendliler'in varlığına son verdi. Anadolu Selçuklularının Anadolu'da birliği sağlayarak güçlenmesi Bizans'ı tedirgin etmeye başlamıştı. Öte yandan Bizans sınırlarına yığılmış olan Türkmenler bu devletin topraklarına sürekli akınlar düzenliyorlardı. Bu akınları ve Danişmendliler'den alınan bazı kalelerin kendilerine verilmemesini bahane eden Bizans büyük bir orduyla Anadolu'ya yürüdü. II. Kılıç Arslan 1176'da Sandıklı ile Dinar'ın doğusunda Miryokefalon denen bir vadide Bizans ordusunu pusuya düşürerek bozguna uğrattı. Barış isteyen Bizans imparatoru Eskişehir'deki askeri üslerini kaldırmayı ve yüklü bir tazminat ödemeyi kabul etti. Malazgirt'ten sonra Miryokefalon'da ikinci kez büyük bir yenilgiye uğrayan Bizans artık Türkler'i Anadolu'dan çıkartabileceği umudunu tümüyle yitirdi. O tarihten sonra sürekli savunmaya geçerek elinde kalan son toprakları korumaya çalıştı. Kılıç Arslan Miryokefalon Savaşı'ndan sonra doğuya yönelerek Malatya'yı aldı, ardından batıya doğru ilerledi. Ege ve Marmara kıyılarına kadar uzanarak birçok kaleyi ele geçirdi. Ama artık iyice yaşlanmıştı. Bu yüzden 1186'da ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırarak bu bölgelerin yönetimini oğullarına bıraktı. Kendisi sultan olarak Konya'da oturuyordu. Ne var ki, çok geçmeden oğulları arasında veliahtlık kavgaları başladı. Bu sırada Anadolu'ya giren III. Haçlı Seferi orduları da Konya'yı kısa bir süre işgal ederek Filistin'e geçti. 1192'de II. Kılıç Arslan'ın ölümünden sonra oğullarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktıysa da, 1196'da yerini ağabeyi II. Süleyman Şah'a bırakmak zorunda kaldı. Ülke içinde birliği sağlayan II. Süleyman Şah Menderes havzasını ele geçirdi ve Erzurum'u alarak Saltuklular'ın varlığına son verdi. 12()4'te hastalanarak öldüğünde Anadolu Selçuklu Devleti yeniden eski gücüne ulaşmıştı. 111. Kılıç Arslan'ın çok kısa süren hükümdarlığı sırasında Anadolu topraklarına IV. Haçlı Seferi düzenlendi. Bu orduların işgal edip yağmaladıkları İstanbul'dan kaçan Bizanslı bir ailenin Karadeniz kıyısında kurduğu Trabzon Rum İmparatorluğu Karadeniz'deki ticaret yollarını kesmişti. Boşalan tahta ikinci kez çıkan I. Gıyaseddin Keyhüsrev Trabzon'a bir sefer düzenleyerek bu yolu yeniden Anadolu Selçukluları'na açtı. Daha sonra Avrupa ve Mısır'a yönelik ticaretin önemli liman kentlerinden biri olan Antalya'yı aldı. Rusya ile Mısır arasındaki ticaretin Anadolu üzerinden yapılması devlete ve tüccarlara büyük bir gelir sağlıyordu. Doğu ve Güneydoğu Anadolu'daki girişimleriyle Anadolu birliğini güçlendiren I. Gıyaseddin Keyhüsrev, siyasal örgütlenmede büyük bir yenilik yaparak Anadolu Selçuklularında merkezi devlet yönetimini başlattı. O tarihten sonra şehzadeler merkezi yönetime bağlı birer vali durumuna getirilerek devletin bölünmüşlüğüne son verildi. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümü üzerine Selçuklu devlet adamlarının kararıyla 1211'de tahta I. İzzeddin Keykavus geçti. Yeni sultanın ilk işi Anadolu'da ticareti canlandırmak için birtakım önlemler almak oldu. Bu amaçla önce Kıbrıs kralı ile bir anlaşma yaptı ve her iki ülkenin tüccarlarının birbirlerinin topraklarına serbestçe girip çıkmalarını sağladı. Ardından Sinop'u alarak Anadolu Selçukluları' na Karadeniz kıyılarında da önemli bir dış ticaret limanı kazandırdı. Daha sonra, güney ticaret yolunu engelleyen Ermeni derebeyinin üzerine yürüdü ve Ermeniler'i yenerek Suriye ticaret yolunu açtı. Böylece Anadolu, doğu Anadolu Yayıncılık Arşivi batı ve kuzey-güney yönündeki bütün ticaret kervanlarının geçtiği canlı bir ticaret yolu oldu. Bu ticaretin önemini çok iyi bilen Keykavus bütün savaşlarını buna göre düzenliyor, Anadolu'nun kervanlar için güvenli bir yer olmasına özen gösteriyordu. 1220'de Keykavus'un ölümü üzerine tahta çıkan I. Alaeddin Keykubad hükümdarlığının ilk yıllarında doğuda beliren Moğol tehlikesine karşı önlemler aldı. Anadolu kentlerinin kale ve surlarını onarttı; yaklaşan bu tehlikeye karşı Eyyubiler ile anlaştı. Daha sonra ticari ve askeri önemi büyük olan Kalonoros'u (bugünkü Alanya'yı) Rumlar'ın elinden alarak buraya bir kale yaptırdı. Kendi adından ötürü Alaiye olarak anılan ve önemli bir liman olan bu kentte bir tersane kurdurdu. Böylece Anadolu Selçuklu Devleti Karadeniz' den sonra Akdeniz'de de gemilerin yapıldığı bir üsse kavuşmuştu. Karada Ermeniler'in, denizde Avrupalı korsanların tüccarlara saldırarak soyması üzerine güneye yönelen Alaeddin Keykubad İçel'den Antalya'ya kadar bütün kaleleri aldı ve buralara Türkmenler'i yerleştirdi. Doğuda ise yaklaşan Moğol tehlikesine karşı 1226'da Eyyubiler ile barış yaptı; aynı amaçla Mengücükler'in topraklarını sınırlarına kattı. Moğollar'ın Karadeniz'in kuzey kıyılarına yaptığı akınlar Karadeniz ticaret yolunun güvenliğini sarsmıştı. Ticarete çok önem veren Anadolu Selçuklu Devleti Kırım'a bir donanma göndererek Sudak'ı aldı ve bölgede yeniden güvenliği sağladı. Alaeddin Keykubad Moğol istilasını önlemek için Eyyubiler ve Harezmşahlar ile birleşmeyi tasarlıyordu. Ama Harezmşahlar Ahlat'ı kuşatınca 1230'da bu devlete savaş açarak ordularını bozguna uğrattı. Moğollar'ı Anadolu'ya girmeden önce durdurabilmek için Abbasiler ve Eyyubiler ile anlaşma yapmak üzereyken öldürüldü. Alaeddin Keykubad'ın yerine oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev geçtiyse de, devletin yönetimi vezir Sadeddin Köpek'in elindeydi. Kötü yönetimden dolayı ülke karışıklıklar içinde çalkalanmaya başlamıştı. Horasan'dan gelerek Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yığılan Türkmenler Baba İshak'ın önderliğinde ayaklandılar. Bu sırada sınıra dayanan Moğollar, Selçukluların gücünden çekindikleri için saldıramıyorlardı. Bu ayaklanmanın güçlükle bastırılması Moğollar'ı yüreklendirdi ve 1243'te Kösedağ'a kadar ilerleyen Moğol ordusu II. Keyhüsrev'in komutasındaki Selçuklu ordusuyla karşılaştı. Kötü yönetilen Selçuklu ordusunun Kösedağ'da yenilmesi Anadolu Selçukluları' nın sonunu hazırladı. Bu yenilgiden sonra Anadolu beylikleri ve Trabzon Rum İmparatorluğu Selçuklular ile bağlarını kopardılar. Devlet üzerinde Moğol baskısının yoğunlaştığı bu dönemde başa kukla sultanların geçmesi ve taht kavgaları ülkenin içinde bulunduğu karışıklığı artırdı. 1262-77 yılları arasında vezirlik yapan Süleyman Pervane, usta bir siyaset uygulayarak Moğollar'ın Anadolu'yu yağmalamasını engelledi. Moğol baskısına son vermek isteyen bazı Anadolu beyleri Memlûk Sultanı Baybars'ı Anadolu'ya çağırdılar. Baybars 1277'de Moğollar'ı yendi, ama Süleyman Van Gölü kıyısındaki Ahlat, mezar anıtları açısından Anadolu'nun en zengin yörelerinden biridir. Fotoğrafta 13. yüzyıl sonlarından kalma Çifte Kümbetler'den biri görülüyor. Pervane'nin desteğini kazanamadığı için Anadolu'dan ayrılmak zorunda kaldı. Moğollar Selçuklu sultanlarını tümüyle etkileri altına almışlar ve gönderdikleri valilerle Anadoluyu yönetmeye başlamışlardı. Bu arada Anadolu'da yığılan Türkmenler her yanda beylikler kuruyorlardı. Anadolu'ya gönderilen Moğol Valisi Timurtaş'ın 1318'de V. Kılıç Arslan'ı tahttan indirmesiyle Anadolu Selçuklu Devleti tarihten silindi. Devlet Yapısı ve Ordu Anadolu Selçukluları Türk devlet geleneğini sürdürmekle birlikte Anadolu'nun toplumsal, ekonomik ve doğal yapısına uygun yenilikler getirdiler. Anadolu'ya iki yüzyıl egemen olan bu devlet, daha sonra kurulacak olan Osmanlı uygarlığının da temellerini atmıştır. Osmanlılar devlet yönetiminde, askeri örgütlenmede, toprak düzeninde ve sanatta Anadolu Selçuklulan'nı örnek aldılar. Öbür Türk devletlerinde olduğu gibi Anadolu Selçuklularında da devlet hanedanın ortak malıydı. Bu anlayış taht kavgalarına ve şehzadelerin ayaklanmalarına yol açıyordu. Sultan olarak anılan Anadolu Selçuklu hükümdarları devletin ve ordunun başıydı. Devlet işleri Divan-ı Âli (Büyük Divan) adı verilen ve vezirin başkanlığında toplanan bir kurulda görüşülürdü. Vezirden sonraki en yüksek devlet görevlisi, yokluğunda sultanın yerine bakan Niyabet-i saltanat makamıydı. Ayrıca maliye işlerinden sorumlu olan bir müstevfi, divanın yaptığı atamalara ve dirliklerin (iktalann) dağıtım işlerine bakan bir pervane, yazışmaları yürüten bir tuğracı, hukuk işlerine bakan bir emir-i dâd ve askerlik işleriyle ilgili bir beylerbeyi bulunurdu. Ülkenin yönetimini başkentteki büyük divan yürütür, eyaletlerde ise subaşı denen valiler kentin düzenini sağlar ve bölgedeki askerlere komutanlık ederlerdi. Subaşılarca yönetilen eyaletlerden başka meliklerim yönettiği eyaletler de vardı. Selçuklu ailesinden olan melikler doğrudan sultana bağlıydılar ve başkenttekine benzer bir divan kurarlardı. Anadolu Selçukluları Bizans sınırlarına Türkmen boylarını yerleştirerek yarı bağımsız uçbeylikleri oluşturmuşlardı. Anadolu Selçuklulan'nda tümüyle devletin malı olan topraklar dirlik, vakıf ve mülk olarak üçe ayrılırdı. ANADOLU SELÇUKLU HÜKÜMDARLARI
Selçuklular'da devlet düzeni hiçbir zaman din temeline dayandırılmamıştır. Yargılama, merkezdeki Emir-i dâd'a bağlı olan kadılarca yürütülürdü. Askerler arasındaki davalara ise Kadı-i leşker bakardı. Toplumsal ve Ekonomik Yaşam Anadolu Selçukluları döneminde Anadolu'da Müslüman Türkler, Hıristiyan Rum ve Ermeniler ile Süryaniler yaşıyordu. Özellikle Malazgirt Savaşı'ndan sonra dalgalar halinde gelen Türkler çoğunluktaydı. Bunlar yeni alınan bölgelere ve kentlere yerleştiriliyordu. Selçuklular döneminde toplumsal yardımlaşmayı sağlayan birçok kurum oluşturuldu. Ülkenin hemen her yerinde yoksul halka, öğrencilere ve yolculara parasız yemek veren imarethaneler bulunurdu. Başta Konya, Sivas, Tokat ve Amasya olmak üzere birçok kentte medreseler kurulmuştu. Divriği, Sivas, Tokat, Amasya, Kayseri, Konya ve Kastamonu'da darüşşifa denen hastaneler vardı. Kent ve kasabaları birbirine bağlayan yollar üzerinde han ve kervansaray gibi konaklama yerlerinin kurulması ulaşım ve ticaretin gelişmesinde önemli bir etkendi. Bu toplumsal kurumların giderleri vakıflarca karşılanırdı. Vakıf o kadar yaygın bir kurumdu ki kış günlerinde aç kalan kuşlar için bile bir vakıf kurulmuştu. Selçuklular'ın Anadolu'da birlik ve güvenliği sağlamalarından sonra uluslararası ticaret yolları bu topraklardan geçmeye başladı. Ticaretin önemini bilen sultanlar siyasetlerini bile buna göre biçimlendiriyorlardı. Karadeniz ve Akdeniz'deki limanlar önemli birer dış ticaret merkezi durumuna gelmişti. Karada haydutların, denizde korsanların saldırısına uğrayarak malları yağmalanan tüccarların zararlarını karşılamak için devlet bir tür sigorta oluşturmuştu. Kervanların yanına koruma kuvvetleri verilirdi. Ticaret ve kervan yollarının konaklama yerlerindeki kervansaraylar da tüccar ve yolcuların bütün gereksinimlerini ve güvenliklerini sağlayacak biçimde yapılmıştı. Burada konaklayanlar üç gün para ödemeden geceleyebiliyor, yedirilip içiriliyordu. Anadolu Selçuklularında özellikle dokumacılık çok gelişmişti. Ayrıca Anadolu'nun çeşitli bölgelerindeki demir, bakır, gümüş gibi madenler işletiliyordu. Selçuklu Sanatı Anadolu Selçukluları döneminde tasavvufta büyük gelişmeler oldu (bak. TASAVVUF). Büyük bilgin Necmeddin İshak, Muhiddin Arabi, Sadreddin Konevi, özellikle de Mevlana Celaleddin Rumi ve Yunus Emre tasavvufun temellerini attılar. Anadolu'da büyük bir bayındırlık hareketine girişen Anadolu Selçuklu Devleti ülkenin her köşesini cami, han, kervansaray, imaret, köprü, çeşme ve medreselerle donattı. Bu dönemde 1.000'den fazla cami ve medrese yapıldı. Bayındırlık ve yapı işleri Emir-i mimar başkanlığında yürütülürdü. Anadolu Selçuklu mimarisinin özelliklerini taşıyan Beyşehir'deki Eşrefoğlu Camisi (1296) ahşap camilerin en güzel örneklerindendir. Ağaç direkler üzerine kurulan bu tip camilerin içi çini mozaik ve ağaç oyma işleriyle süslüdür. Selçuklu döneminin dini mimarisinde cami ve medreselerin yanı sıra türbelerin de önemli bir yeri vardır. Bu yapıların dört duvarlı ve üzeri kubbeyle örtülü olanlarına "türbe", silindir ya da çokgen gövdesi koni biçiminde bir çatıyla örtülü olanlarına "kümbet" denir. "Sultan Han" ya da yalnızca "Han" adıyla anılan kervansaraylar ise bu anıtı yaptıran sultanın gücünün ve büyüklüğünün göstergesi gibidir. Dinsel yapıların genellikle küçük boyutlarda, ama göz kamaştıracak kadar zengin bezemelerle süslenmiş olmasına karşılık kervansaraylar çok büyük boyutlu, gösterişli yapılardı. Anadolu ve Rumeli Hisarları Anadolu Selçuklularından günümüze kalan en güzel yapılar arasında Ankara'daki Aslanhane Camisi, Afyonkarahisar'daki Ulucami, Konya ve Niğde'deki Alaeddin camileri, Kayseri'deki Huand Hatun Camisi ve külliyesi, Erzurum'daki Çifte Minareli Medrese, Sivas'taki Gök Medrese, Buruciye Medresesi ve Çifte Minareli Medrese, Kırşehir'deki Melik Gazi Kümbeti, Tercan'daki Mama Hatun Türbesi, Ahlat'taki Ulu Kümbet ile Çifte Kümbetler, Aksaray-Konya ve Kayseri-Sivas yollan üzerindeki Sultan Han'lar, Nevşehir yakınlarındaki Ağzı Kara Han ve Avanos yakınlarındaki Sarıhan sayılabilir. Anadolu Rumeli Hisarları İstanbul Boğazı'nın iki yakasında, iki aynı padişahın aynı amaçla, Bizans'ın deniz ulaşımını denetlemek için yaptırdığı kalelerdir. Anadolu Hisarı bir zamanlar Güzelce Hisar ve Yenice Hisar, Rumeli Hisarı ise Akça Hisar, Boğazkesen ve Yenice Kale adlarıyla da anılmıştır. Anadolu Hisarı İstanbul Boğazı'nın Anadolu yakasında, Göksu Deresi'nin denize döküldüğü yerde yükselen Anadolu Hisarı'nı 1395'te Yıldırım Bayezid yaptırdı. Ankara Savaşı'ndan sonra Yıldırım Bayezid'in oğlu Süleyman Çelebi burada saklanmış, 1444'te Varna Savaşı için sefere çıkan ordu buradan karşıya geçmişti. İstanbul'un fethinden önce bir süre askeri üs olarak kullanılan hisar o tarihe kadar eski biçimini korudu. Yalnız Fatih Sultan Mehmed Rumeli Hisarı'nı yaptırırken bu kaleye de dış surlar ekletip toplar yerleştirerek hisarı güçlendirdi. Böylece İstanbul kuşatmasında her iki hisar Boğaz'ın denetim altında tutulmasında önemli rol oynadı. İstanbul'un alınmasından ve Karadeniz kıyılarının Türkler'in eline geçmesinden sonra eski askeri önemini yitiren bu hisarın çevresi Fatih Sultan Mehmed döneminde bir yerleşim bölgesi oldu. Kalesi ve surları kayalık bir tepe üzerine kurulmuş olan Anadolu Hisarı iç kale, iç ve dış kale surları ile üç kuleden oluşur. İç kale dikdörtgen biçiminde ve dört katlı bir kuledir. İlk yapıldığında birinci katta kapı yoktu. Kuleye iç kale surlarına uzanan bir asma köprüden giriliyor, üst katlara ahşap merdivenlerle çıkılıyordu. İç kale surları asıl kalenin kuzeydoğu ve kuzeybatı köşelerini birleştirir. Üç metre kalınlığındaki bu surların üzerinde korkuluklarla korunan bir yol vardır. İç surlarla birleşen dış kale surlarının üzerinde birçok kemer ve surları korumak için yapılmış üç kule bulunur. Doğu-batı yönünde 65 metre, kuzey-güney yönünde 80 metre boyunca uzanan bu surlar 2,5 metre kahnlığındadır ve topların yerleştirildiği deliklerle donatılmıştır. Küçük ama sağlam bir kale olan Anadolu Hisarı'nın asıl kalesinde ve iç surlarında araları harçla doldurulmuş blok taşlar kullanılmıştır. Yer yer tuğla örmelere rastlanır. Dış surlar ise büyük taş dizileri arasına küçük taşlar koyarak örülmüştür. Tuğla örmelere yalnızca top deliklerinin üstünü örten kemerlerde rastlanır. Kaynak: MsXLabs.org & Temel Britannica | |
|
![]() |
| Etiketler |
| anadolu, büyük, devletleri, selçukluları, türk |
| ikinci giyaseddin keyhusrev, |
Büyük Türk Devletleri - Anadolu Selçukluları Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| Büyük Türk Devletleri - Büyük (Asya) Hun İmparatorluğu | Blue Blood | Tarihi Türk Devletleri | 6 | 29-03-2009 12:52 |
| Büyük Türk Devletleri - Büyük Selçuklular | Blue Blood | Tarihi Türk Devletleri | 5 | 23-03-2009 02:00 |
| Türk Devletleri - Irak Selçuklu Devleti (Irak Selçukluları) | Blue Blood | Tarihi Türk Devletleri | 0 | 22-08-2006 21:38 |
| Türk Devletleri - Kirman Selçukluları | Blue Blood | Tarihi Türk Devletleri | 0 | 20-08-2006 20:08 |
| Türk Devletleri - Suriye Selçuklu Devleti (Suriye Selçukluları) | Blue Blood | Tarihi Türk Devletleri | 0 | 19-08-2006 22:15 |