| | #16 (mesaj-linki) |
Güneş'in Kıyameti Güneş'in Kıyameti Ömer D. İKRAMOĞLU * Yaratılan her şeyin bir sonu vardır. Dolayısıyla her şey gibi, Dünya'mızın ısı ve ışık kaynağı olan Güneş de bu kaçınılmaz sona hızla koşmaktadır. * Kur'ân'da "Güneş'in dürülmesi" ifadesi bu kaçınılmaz sonu mu işaretlemektedir? * İslâm âlimleri ve modern bilim bu hâdiseyi nasıl yorumluyor? * Güneş'in dürülmesi nasıl olacaktır, bu hâdise dünyanın sonu mudur? Sayısını bilemediğimiz yıldızlardan sadece biri olan Güneş, hayatın devamı adına önemli bir konuma yerleştirilmiş ve muazzam enerji üretim sistemiyle donatılmıştır. Güneş, Ay ve diğer gökcisimleri, ulvî gâyeler için Dünya misafirhanesine hizmetkâr kılınmıştır. Acaba bu gökcisimlerinin varlıkları sonsuza kadar devam edecek midir? Dünya misafirhanesinin korunmasında görev alan gökcisimlerinin, bir gün bombaların şiddetini dahi gölgede bırakacak şekilde varlıklarına son verileceğini, hem semavî kitaplar, hem de ilmî araştırmalar ifade etmektedir. Bombalar içinde en şiddetli olanlar, atom ve hidrojen bombalarıdır. Hidrojen bombasının çalışma prensibi, Güneş'teki enerjinin yaratılışına benzerdir. Güneş'te bunun gibi her saniye binlerce patlama meydana gelmektedir. Tonlarca hidrojen atomunun daha büyük çekirdekli helyum atomlarına dönüştürülmesi sırasında devasa boyutlarda enerji yaratılmakta, Hayy isminin tecellisiyle bunun çok küçük ve ölçülü bir miktarı dünyadaki hayat için gerekli ve yeterli enerjiyi sağlamak üzere gezegenimize gönderilmektedir. Güneş bir bomba olup patlasa, bu, kâinatın sonu olan kıyametin dehşeti yanında çok küçük kalacaktır. Bu dehşetli hâdise Kur’ân-ı Kerim'de; Tekvîr, İnfitâr ve Kâria sûrelerinin ilk âyetlerinde şu şekilde haber verilmektedir: 'Güneş dürülüp toplandığında.1 Gök yarıldığı zaman.2 Çarpacak olan felaket.’3 İlk âyette geçen "küvvirat" kelimesinin mastar şekli, yuvarlak bir cismi dürüp toplamak, devirmek, yıkıp atmak, yuvarlamak, herhangi bir şeyi yuvarlak bir cisme sarmak, dolamak mânâlarına gelmektedir. Razi'nin tefsirinde Hz. Ömer'den gelen bir rivayete göre, "küvvirat"ın "ışığını giderip karartmak" mânâlarına geldiği de belirtilmektedir.4-5 Güneş'in dürülmesi; bazılarına göre İsrafil'in (as) Sur'a ilk üflemesinden önce, bazılarına göre ise, birinci ile ikinci üfleme arasında gerçekleşecektir. Bu kıyamet gününün en korkunç hâdiselerinden biridir. Abd bin Humeyd ve İbn-i Münzir Ebu Aliye'den rivayet edildiğine göre, bu hâdise insanlar dünyada iken meydana gelecektir. İbn-i Ebi'd-Dünya, İbn-i Cerir'den, ve İbn-i Ebi Hatim de Übeyy b. Kâb'dan rivayet ettiğine göre, bu hâdisenin, insanları günlük işleriyle meşgulken yakalayacağı bildirilmiştir.5 Elmalılı Hamdi Yazır, Güneş'in dürülmesini üç değişik şekilde tefsir etmiştir: a) Güneş'in bir kabukla çevrelenerek ışığının sönmesi; b) Güneş tutulması anındaki duruma benzer bir durumun gerçekleşmesi; c) Güneş'in kütlesinin ortadan kaldırılıp görünmez olması. Diğer tefsirciler de meseleye genellikle bu zâviyeden bakmışlardır. İbn-i Abbas'tan gelen bir rivayette, Güneş'in dürülmesi onun Arş'a katılmasıdır. Mücahid'den gelen rivayetlere göre ise, ışığının sönmesi, çöküp yok olmasıdır. Kurtubi'ye göre de, dolanarak dürülmesi, sonra ışığının giderilip atılmasıdır. Güneş'te meydana gelecek böyle hâdiseler neticesinde, dünyamızdaki hayatın anında sona ereceği gayet açıktır5. Bunun yanında dürülme meselesinin mecazî ihtimalleri de düşünülebilir. Meselâ, Nizamuddin en-Nişaburî, "Garaibu'l-Kur'ân ve Regaibu'l-Furkan" adlı tefsirinde, Güneş'in dürülmesini küçük kıyametin bir parçası olarak, ruhun bedenden ayrılması şeklinde yorumlayanlara da yer vermiştir. Bu yorumcuların gâyesi büyük kıyameti inkâr etmek olmadığı gibi, "Düşünün de ibret alın ey akıl sahipleri"6 çağrısına göre, ilgili âyetlerin küçük kıyamet olan ölüm hakkında da ibret alınacak mânâlarının olabileceğini göstermektir. Bu yönüyle bir milletin ölümü olan orta kıyamet hakkında da bu olayı düşünmek ibret vericidir. Yine de âyette geçen Güneş kelimesini, hakiki mânâda anlamamızı engelleyecek aklî veya naklî herhangi bir ipucu olmadığı için, bilinen mânâsıyla düşünmemize engel yoktur.5 İnfitar Sûresi'nin birinci âyeti, gökcisimlerinin nizam ve intizamı bozularak kâinatın harap olmaya başladığı zamanı haber vermektedir. Üçüncü âyette geçen "el-karia" çarpacak olan felâket mânâsında olup "el-hakka" gibi kıyametin isimlerinden biridir. Bu felâket insanların akıllarını alacak, ödlerini patlatacaktır. Âlemdeki büyük küçük her şey şiddetle çarpışacak, insanlar korku ve dehşete düşecek, gök yarılıp parçalanacak, Güneş dürülecektir.7 Bediüzzaman Hazretlerinin konuyla ilgili tespitleri ise orijinal ve tatminkârdır: "Evet nasıl ki insan küçük bir âlemdir, yıkılmaktan kurtulamaz. Âlem dahi büyük bir insandır, o dahi ölümün pençesinden kurtulamaz. O da ölecek, sonra dirilecek veya yatıp, sonra haşir sabahıyla gözünü açacaktır. Hem nasıl ki kâinatın bir küçük nüshası olan bir canlı ağaç, tahrip ve dağılmaktan başını kurtaramaz. Öyle de: Yaratılış ağacından dallanmış olan silsile-i kâinat tâmir ve yenilenme için, tahripten, dağılmaktan kendini kurtaramaz. "Eğer dünyanın ecel-i fıtrîsinden evvel ezelî iradenin izni ile hâricî bir maraz veya muharrib bir hâdise başına gelmezse ve onun Sâni'-i Hakîm'i dahi fıtrî ecelden evvel onu bozmazsa, herhalde hattâ fennî bir hesab ile bir gün gelecek ki: 'Güneş dürülüp toplandığında, yıldızlar döküldüğünde, dağlar yürütüldüğünde' (Tekvîr, 1-3) mânâları ve sırları, Kadîr-i Ezelî'nin izni ile tezahür edip, o dünya olan büyük insan sekerata (ölüm dakikaları) başlayıp acib bir hırıltı ile ve müdhiş bir ses ile fezâyı çınlatıp dolduracak, bağırıp ölecek; sonra emr-i İlahî ile dirilecektir.” (Yirmi Dokuzuncu Söz, İkinci Maksad, Dördüncü Esas) Kâinatın sonunu nasıl bir hâdisenin beklediğine dair yukarıdaki âyet ve hadîsler, modern bilimin tespitleriyle daha iyi anlaşılabilir. İlk yıldızlar tahminen 10 milyar yıl önce yaratılmışlardır ve yakıtları sebepler plânında proton füzyonuyla sağlanmaktadır. Proton füzyonu sonucunda oluşan radyasyon sıcaklığına bağlı basınç, yıldızın kütle-çekim kuvvetinin dengelenerek çökmesinin önlenmesinde rol oynamaktadır. Bu yüzden, eğer yıldızda yeterince proton tüketilirse ve proton füzyonu azalırsa, bu denge bozulur. Kütle-çekimi radyasyon sıcaklığına bağlı basıncı yenerek yıldızın içe doğru çökmesine sebep olur. Bu sırada açığa müthiş bir ısı çıkarak yıldızda yeni çekirdek reaksiyonlarını başlatır ve sırayla alfa (elektronsuz helyum çekirdeği) füzyonundan itibaren kararlı hale gelene kadar yıldızın kütle büyüklüğüne göre değişik füzyonlarla değişik elementler yaratılır. Alfa füzyonu sırasında her ne kadar yıldızın çekirdeği çökse de, dış tabakalar yaklaşık 100 kat genişleyerek bir "kızıl dev" hâlini alır. Daha evvel başka bir durumla karşılaşmazsa, Güneş de bu safhalardan (proton füzyonu...) geçerek ilmî verilere göre birkaç milyar yıl sonra beyaz cüceye dönüşecektir. Beyaz cücelerin büyüklükleri yaklaşık olarak Dünya’nınki kadardır. Kütlesi ise, Güneş'in kütlesinin yarısı ile 1,4 katı arasındadır. Yüzey sıcaklıkları yaklaşık 10 bin dereceyi bulan beyaz cüceler, zamanla enerjilerini kaybederek kararıp söner.Nükleer füzyon reaksiyonları gücünü kaybettikten sonra, radyasyon sıcaklığına bağlı basınç tekrar düşerek kütle-çekimiyle dengelenir ve yıldızın hacmi o kadar küçülür ki yoğunluğu suyunkinin bir milyon katına ulaşır. Bu duruma gelen yıldıza "beyaz cüce" denir. Beyaz cücelerin büyüklükleri yaklaşık olarak dünyanınki kadardır. Kütlesi ise, Güneş'in kütlesinin yarısı ile 1,4 katı arasındadır. Yüzey sıcaklıkları yaklaşık 10 bin dereceyi bulan beyaz cüceler, zamanla enerjilerini kaybederek kararıp söner.8 Daha evvel başka bir durumla karşılaşmazsa, Güneş de bu safhalardan geçerek ilmî verilere göre birkaç milyar yıl sonra beyaz cüceye dönüşecektir.8 Böyle bir durumda Kur'ân'ın ışığında iki ihtimal söz konusu olur: Birinci ihtimale göre, eğer Güneş'in kaderi gerçekten de bu hâdiseyle vuku’ bulacaksa, bu önümüzde büyük kıyametin gerçekleşmesi için birkaç milyar yıl daha olduğunu ve Tekvîr Sûresi'nin 1. âyetinde gecen 'Güneş'in dürülmesi' hâdisesinin de yukarıda açıkladığımız şekilde gerçekleşeceğini gösterir. İkinci ihtimale göre ise, eğer Güneş'in kaderi bu değilse, âyette bahsedilen dürülme başka şekilde de yorumlanacağı gibi, kıyametin o kadar uzun süre gecikmeyeceği sonucu da çıkarılabilir. Yukarıdaki senaryo şu şekilde devam etmektedir. Eğer çöken yıldızın kütlesi Güneş'inkinin 5 katından daha fazla ise, beyaz cüceninkinden farklı bir durum gerçekleşir. Tam çökme durumuyla karşılaşan bu yıldızlar kara deliğe dönüşürler. Kütle-çekimi o kadar güçlenir ki, ışık dahi kurtulamaz. Kıyamet ile ilgili bir diğer teoriye göre, dev karadelikler bütün kâinatı yutacaktır. Maddeyi yutuşu sırasında karadelik çevresinde oluşan akresyon (yığışım, toplanma) diski de bize maddenin "dürülme" tabirini hatırlatmaktadır. Daha kapsamlı bir bakış açısı ve bütünlüğün oluşması açısından, konumuza ışık tutabilecek Tekvîr Sûresi'nin diğer bazı âyetleri de şöyledir: 'Yıldızlar yerlerinden düşüp dağıldığı zaman, dağlar yürütüldüğü zaman... İşte o zaman... Her insan hazırladığını, ortaya ne koyduğunu anlayacaktır... Dolaşıp dolaşıp yuvalarına, yörüngelerine giren gezegenlere... kasem ederim ki: Kur'ân, değerli bir elçinin, Cebrail'in getirip okuduğu sözdür!’9 | |
|
| | #17 (mesaj-linki) |
Cvp: Güneş Sistemi Güncel haber: Zeyna (Xena) gezense kitaplar değişecek... Kadın savaşçıdan esinlenerek Zeyna denilen yeni gök cisminin, 10' uncu gezegen olduğu iddia edilmişti. Ancak Zeyna, Pluto 'dan büyük olmasına rağmen resmi olarak gezegen statusunu alabilmiş değil. Uzmanlar gezegen sayısını 10'a çıkarmak yerine Zeyna' yı Pluto' nun yerine koymayı düşünüyor. Ancak bir Amerikalı'nın keşfettiği tek gezegen olması nedeniyle ABD' liler Pluto' yu gurur olarak görüp ders kitaplarından çıkarılmasına karşı çıkıyor. Ağustos'ta Prag' ta gerçekleşecek Astronomlar Birliği Konferansı' nda Zeyna'nın Güneş Sistemine girip girmeyeceği belli olucak..... Teknik Bilgi: Bilim dünyasına göre bir gökcisminin gezegen olabilmesi için çapının 2 bin km' den buyuk olması ve Güneş çevresinde dönmesi gerekiyor. 2005' te ABD' li Mike Brown tarafından keşfedilen Xena güneşten 14 milyar kilometre uzaklıkta ve 2 4oo km çapında. Pluto'nun çapı ise 2011 km. Son Düzenleyen kompetankedi; 24-07-2006 @ 15:11. | |
|
| | #18 (mesaj-linki) |
Titreyen Güneş Titreyen Güneş * Güneş’te neler oluyor?!Kadir DEMİRCAN * Tepemizdeki 10 milyon tuşlu piyanodan çıkan seslerden haberimiz var mı? * Bediüzzaman Hazretleri’nin bir âyetin tefsirinde işaret ettiği Güneş titremesinin hikmetleri... * Güneş’teki sesleri bizler neden duyamıyoruz? 1962 yılında bir grup araştırmacı, Güneş'in yaklaşık beş dakikalık aralıklarla öne ve arkaya doğru titrediğini keşfetti. Araştırmaların derinleştirilmesiyle Güneş'in bazı kısımlarının bize yaklaşırken, bazı kısımlarının da bizden uzaklaştığı tespit edildi. 1970'lerde bu titreşimin, 'akustik osilasyon'la (Güneş'in içindeki ses dalgaları) meydana geldiği astrofizikçilerce açıklandı.Güneş'in sesini hiç duydunuz mu? Bu soruya 'evet' diyenler varsa, onlara bu sesin neye benzediğini sorunuz. Belki bu ses bir kuş sesine benziyordur! Ses dalgaları, bilindiği gibi titreşim dalgalarıdır. Yukarı-aşağı, ileri-geri hareketlerden oluşur. Şâir ruhlu bilim adamlarına göre, Güneş'ten çıkan sesler, kalb atışındaki sesler gibidir. Güneş, bir kalb gibi atmaktadır. Ancak insan kalbi atarken bir kasılma ve gevşeme hareketi yaparak birkaç farklı ses çıkarır. Kalb uzmanları bu sesleri dinleyerek kalbimizin sağlıklı olup olmadığı konusunda fikir yürütürler. Kalb uzmanları nasıl bazı seslerden hareketle sağlığımız hakkında bir fikir sahibi oluyorsa, hellosismology (Güneş'in sismik titreşimlerini inceleyen bilim dalı) uzmanları da Güneş'in içindeki sesleri dinleyerek onun yapısını ve sırlarını çözmeye çalışıyorlar. Bu seslerin oluşturduğu güç ile Güneş bir bakıma gonk veya sıtmalı bir hasta gibi titreşmektedir. Burada enteresan bir hâdise karşımıza çıkmaktadır. Güneş'te milyonlarca farklı ses tespit edilmiştir. Her bir ses, farklı frekanslarda titreşir ve Güneş üzerinde farklı desenler gösterir. Güneş'i büyük bir piyanoya benzetecek olursak, piyanonun farklı tonlarda ses çıkaran 88 adet metal çubuğu vardır. Güneş'teki nota sayısı ise 10 milyondur. Yani Güneş 10 milyon tuşlu bir piyano gibi, beş dakikada bir veya daha değişik zaman aralıklarında çeşitli sesler çıkartmaktadır. Bu sesler bir harmoni içinde kalb atışları gibi Güneş'in akustik yapısını oluşturur. İşte uzmanlar, bu 10 milyon farklı sesi yorumlamakla meşguldürler. Daha enteresan olan ise, insanın bu sesleri duyamamasıdır. Çünkü çıkan seslerin titreşim frekansı, alt duyma sınırımız 20 Hz'den çok aşağıda, 1-4 milihertz arasındadır. Bu da 200 ile 1.000 saniyelik bir zaman aralığıdır, yani Güneş, yaklaşık 3 ile 16 dakika arasında bir titreşmektedir. Bu sesi duymamız imkânsızdır. Zaten işitme sınırımız uygun olsa bile, feza boşluğunda sesleri iletebilecek hava veya bir gaz tabakası olmadığından, bu sesler dünyamıza ulaşamaz. Güneş'ten çıkacak sesi 20.000 ila 40.000 kez büyütecek olursak, fısıltıdan daha az bir ses meydana gelir. Enteresan değil mi? Tepemizde her gün 10 milyon tuşlu bir piyanodan sesler çıkartılıyor, belki de bir konser veriliyor; ama biz bunların hiç farkında değiliz. Güneş gibi Samanyolu'nda bulunan 200 milyar yıldızı da buna eklersek, muazzam bir ses ortaya çıkacaktır. Bu 10 milyon tuştan çıkan ses, bir güç oluşturduğu için, bu sesin Güneş yüzeyindeki yansımaları incelenerek Güneş'in içinde ne olup bittiği hakkında detaylı bilgiler elde edilmektedir. Güneş'teki farklı tipteki seslere; p, g ve f modları adı verilir. p basınca, g yerçekimine, f de yüzeye bağlı modlar olarak adlandırılır. Sadece 10 milyon p ve f modu vardır. Bu modların kombinasyonları kullanılarak l0 milyon farklı ses yaratılmaktadır.10 milyon farklı tondan p moduna birkaç örnek verecek olursak; l yüzeye ait, m ise Güneş'i yatay kesen düzlem sayısıdır. Bu l ve m değerlerine Güneş'in harmonik sayıları denir. (Şekil 1) Kur'ân'ı asrın idrakine göre yorumlayan Bediüzzaman (ra), Risale-i Nur'da, Yasin Sûresi'ndeki "veşşemsu tecri li müstekarrin leha" âyetindeki lâm harfini açıklarken, herkesin kendi hissiyatına göre bu âyetten bir şeyler anladığını söyler. Kur'an'daki her âyetin binlerce yönü olduğunu, herkesin kendi kepçesine göre bu ummandan bir şeyler aldığını anlatır. Avamdan âlime, âlimden kozmoğrafyacı bir feylesofa, oradan dikkatli bir hakîme kadar tabaka tabaka ilhâmları anlattıktan sonra, en son şâirâne bir fikir ve kalb sahibinin bu âyetten hatta bu âyetteki lâm harfinden hissettiklerini veciz bir şekilde söyle ifade eder: "Güneş nûranî bir ağaçtır. Seyyareler onun müteharrik meyveleri... Ağaçların hilâfına olarak Güneş silkinir, tâ o meyveler düşmesin. Eğer silkinmezse, düşüp dağılacaklar. Hem tahayyül edebilir ki Şems (Güneş) meczub bir ser-zâkirdir (baş zikredici). Halka-i zikrin merkezinde cezbeli bir zikreder ve ettirir. Bir risâlede şu mânâya dair söyle demiştim. Güneş bir meyvedârdır; silkinip tâ düşmesin müncezip seyyar olan yemişleri. Eğer sükûtuyla sükûnet eylese, cezbe kaçar, ağlar fezada muntazam meczupları." (Sözler, Lemeat) Modern bilimin 1960'lı yıllarda keşfetmeye başladığı Güneş titremesini Bediüzzaman'ın çok daha önce söylemesi enteresandır. Hattâ Bediüzzaman daha da ileri giderek, bu hâdisenin hikmetini söyler. Bu titreme Güneş'in etrafındaki gezegenleri tutması, yani çekim kanunu için elzemdir. Onun için Güneş titremektedir. Bilim dünyası işin iç yüzünü araştırmaya daha yeni yeni başlamıştır. Kim bilir İmam-ı Rabbani'den, Erzurumlu İbrahim Hakkı'ya, ondan da Uluğ Bey’e ilim adamları bakımından zengin tarihimizi araştırdığımızda daha nice gerçekle yüz yüze geleceğiz. Orta Çağ Avrupa'sının Dünya'nın tepsi şeklinde olduğunu zannettiği dönemlerde, İslâm âlimleri, astronomi ile ilgili birçok eser vermişlerdir. Maalesef, Rönesans'a ışık tutan bu ilim adamlarımızdan ve onların kitaplarından çok az şey bilmekteyiz. Batı'yı peşinden sürükleyen İbni Sinalar, İbnu'n- Nefisler, Zerkaliler, Ali Kuşçular, Nasiruddin Tûsiler, Harizmiler araştırma âşığı ilim adamlarını beklemektedir. Seyyid Kutub'un dediği gibi, insan uzaya serpilmiş, bu engin uzay deryasında yüzen ve kocaman kütleleri bu engin uzayda bir hiç olan şu sayısız yıldız ve gezegenleri seyre durunca o kadar küçülüyor ki... | |
|
| | #19 (mesaj-linki) |
Cvp: Güneş Sistemi PLÜTON ARTIK GEZEGEN DEĞİL Gökbilimciler Plüton'un gezegen olmadığına karar verdi. Böylece Güneş Sistemi bir gezegenini kaybetti. 24 Ağustos 2006 Perşembe 17:35 Prag'da toplanan 75 ülkeden 2 bin 500 astronomun yaptığı oylamada Plüton'un aleyhine karar çıktı. Geçen hafta toplanan Uluslararası Astronomi Birliği, yeni bir gezegen tanımı geliştirmişti. Buna göre güneş sistemindeki gezegenlerin sayısı 9'dan 12'ye çıkacak ve Plüton da gezegen statüsünü koruyacaktı. Ancak birçok gökbilimci buna karşı çıktı ve Plüton'un 'cüce gezegen' olarak nitelendirilmesine karar verdi. Plüton 1930'da keşfedilerek Güneş Sistemi'nin dokuzuncu ve son gezegeni olarak kabul edilmişti. Bu zamana dek Güneş Sistemi'nde sekiz gezegen vardı. Bunların Güneş'e uzaklığı mesafe sırasıyla, Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün'dür. Ancak son dönemde bazı uzmanlar diğer sekiz gezegenden çok daha küçük ve uzak olan, bir buz ve kaya kütlesi durumundaki Plüton'un gezegen kabul edilemeyeceğini savunuyordu. Eğer söz konusu tanım kabul edilmiş olsaydı üç gökcismi daha gezen olarak kabul edilecekti. Bunlar, şimdiye dek Plüton'un uydusu kabul edilen Charon, üç yıl önce keşfedilen 2003 UB313 adlı gök cismi ve Mars ile Jüpiter arasındaki Ceres adlı dev bir asteroid. Plüton artık gezegen 'değil' Güneş Sistemi'nde artık dokuz değil, sekiz gezegen var Plüton 1930'da keşfedilmişti Astronomlar, Güneş Sistemi'ndeki gezegenlerin sayısını 12'ye çıkarmayı tartışırken Plüton'un gezegen olmadığına karar verildi. Çek Cumhuriyeti'nin başkenti Prag'da, Plüton ile UB313'ün statülerini belirlemek için toplanan uluslararası astronomlar, kararı açıkladı. Uluslararası Astronomi Birliği (IAU), 1930'da keşfedilen ve Güneş Sistemi'ne dahil olup olmadığı tartışılan Plüton'u gezegenlikten çıkardı. Oy kullanan 2 bin 500 bilimadamı ve astronom, Plüton'un 'cüce gezegen' olarak sayılmasına karar verdi. Güneş Sistemi'ndeki indirim, Plüton'un boyutları nedeniyle olabilir. Çünkü 2 bin 360 kilometre çapındaki Plüton, diğer sekiz gezegene oranla çok küçük. Fakat Kuiper Kuşağı'ndaki cisimlerden de çok büyük. Plüton, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn ve hatta en yakın komşusu Neptün'den de çok farklı özellikler gösteriyor. Teklif ne içeriyordu? Uluslararası Astronomi Birliği'ne verilen teklif, sistemi sekiz gezegenden (Merkür, Venüs, Dünya, Mars, Jüpiter, Satürn, Uranüs, Neptün) oluşmuş olarak tanımlıyordu. Teklif, plütonları (Plüton, Charon ve UB 313) ve asteroid Ceres'i içeriyordu. Teklife göre Plüton yine gezegen olarak kalıyor, ama Güneş Sistemi'ne yeni eklenen üç gökcisminden oluşan plütonlar kategorisinin merkezi olarak ele alınıyordu. Teklife destek veren IAU Gezegen Tanımlama Komitesi'nin üyesi Richard Binzel, "75 yıldan uzun zamandır, ilk kez Güneş Sistemi'ne yeni gezegenler eklemek gibi bir imkanımız var. Bu çok heyecan verici" demişti. Uzmanlar, Güneş'ten çok uzakta ve sistemdeki diğer sekiz gezegene göre çok küçük olan Plüton'un gezegen statüsünü hak edip etmediği konusunda görüş ayrılıkları yaşıyordu. 1990'lı yılların başından bu yana gökbilimciler, Güneş Sistemi'nin hemen dışındaki Kuiper Kuşağı'nda, Plüton'la benzer kütle özelliklerine sahip birçok küçük gökcismi tespit etmişti. Bazı astronomlar Plüton'un da Kuiper Kuşağı'ndaki buzul cücelerden olduğunu ve gezegen olmaması gerektiğini düşünürken, diğerleri Güneş Sistemi'ne dahil olmasının doğru olduğunu söylemişti. 3 binden fazla belirleyici üyesi bulunan Uluslararası Astronomi Birliği, 1919 yılından bu yana gökcisimlerinin statülerini ve isimlerini belirliyor. Son Düzenleyen kompetankedi; 25-08-2006 @ 11:44. | |
|
| | #20 (mesaj-linki) |
Cvp: Güneş Sistemi ![]() "Güneş'te yoğun aktif bölgeler gözleniyor" uyarısını pek çok patlama ve Dünya'ya yönelen koronal kütle atımları izledi. Güneş'te yaşanan bu tür patlamalar gerçekte olağandışı değil... Bu ateş 4,6 milyar yıldır, yaşam veren ışığının tadını çıkaran Dünya denilen gezegenin henüz var olmadığı zamanlardan beri yanıyor. Buna karşın bilim insanları, Güneş adını verdiğimiz bu termonükleer reaktörü ancak son 20 yıldır gerçekten anlamaya başladı. Gökada standartlarına göre değerlendirildiğinde, bizimki gayet sıradan bir yıldız. Kuşkusuz, içine bir milyon Dünya'nın rahat rahat sığacağı kadar büyük. Ayrıca o kadar yoğun ki, bugün gördüğünüz güneş ışınları Güneş'in merkezinden çıktıkları yolculuklarına son buzul çağından önce başladılar; ışıkkürenin içinden kendilerine yol açmaları yüz binlerce yıl sürdü ve ancak ondan sonra uzaydaki sekiz dakikalık, 150 milyon kilometrelik yolculuklarını tamamlayıp gözlerinize ulaştılar. Yine de Güneş, genel yıldız sınıflamasında G türü denilen sarı cüceler arasında; o denli yaygın bir tür ki sadece Samanyolu'nda bunlardan milyarlarca var. Ancak evrende –gezegenimiz dışında– bizim için bu kadar doğrudan önemli olan başka hiçbir şey yok. Güneş, yaşamın sürmesini sağlayan tüm enerjilerin kökeni, havanın kaynağı, iklimlerin belirleyicisi ve evrene güç veren süreçlerle en yakın bağlantımız. Galileo ve diğerlerinin Güneş yüzeyi boyunca birtakım lekelerin hareket ettiğini açıklayarak Avrupa'yı şaşkına çevirmelerinin üzerinden dört yüzyılın geçtiği günümüzde dahi, Güneşimizle ilgili en önemli bilgilerden pek çoğu hâlâ gizemini koruyor. Günümüzde uzmanlar, son 20 yıldır uluslararası çapta artan bir ilginin de katkılarıyla yanıtları bulmaya artık çok yaklaştı; bu gelişmede bilgisayar modellemelerindeki ilerlemelerin yanı sıra daha önceleri fark edilemeyen, hatta bazen hayal dahi edilemeyen Güneş olaylarının güç algılanabilir yönlerini gözleyebilen yeni, ileri teknoloji araçlarının payı büyük. Scharmer, “Eskiden yapılan araştırmalar, bir tür güneş dermatolojisiydi” diyor. “Şimdiyse tam anlamıyla astrofizik oldu.” Güneş'in içinde ve yüzeyinde olan hemen her şey gezegenimizi etkilese de, Dünyalılar üzerindeki etkisi en ciddi boyutta olan iki tür Güneş olayı bulunuyor. Bunlardan biri Güneş patlaması: Bu patlama sırasında Güneş yüzeyi üzerinde küçük bir bölgenin bir anda on milyonlarca derece sıcaklığa yükselmesi sonucunda yayılan radyasyon dalgası, iletişim sistemlerinde kesintilere yol açabiliyor, uyduları etkisiz hale getirebiliyor ya da –kuramsal olarak– uzayda yürüyen bir astronotu öldürebiliyor. Diğer olaysa koronal kütle atımı (CME); bunda Güneş'in halesinden, yani Güneş tacından saatte milyonlarca km. hızla milyarlarca ton elektrik yüklü parçacık kaçıyor. Bu devasa bulutlar Dünya'nın koruyucu manyetosferine çarptığında manyetik alan çizgilerini sıkıştırıp Dünya atmosferinin üst katmanlarına trilyonlarca vat güç yüklüyorlar. Bu da büyük kesintilere yol açacak şekilde elektrik hatlarına aşırı yük bindirebiliyor ve Dünya çevresindeki yörüngelerde bulunan araçlara zarar verebiliyor. Güneş patlamaları ve CME'ler, şimdiye dek gözlenen en şiddetli dördüncü patlamanın yaşandığı geçtiğimiz Ekim ayında olduğu gibi, genellikle birarada gerçekleşiyor. O dönemde art arda meydana gelen CME'ler gezegenimizi vurdu. Modern algılama aygıtlarının erken uyarısı ile önlem alacak zaman bulduk. Atmosfer o denli elektrik yüklüydü ki kuzey ışıkları taa güneyde, Akdeniz'de bile görülüyordu; buna karşın çok az hasar meydana geldi. Oysa ki 1989'da şiddetli bir CME Dünya'yı vurduğunda, Quebec'te yüksek gerilim ağını çökerterek yaklaşık 7 milyon kişiyi elektriksiz bırakmış ve milyonlarca dolarlık zarara yol açmıştı. ![]() Fotoğraf: SOHO, Avrupa Uzay Dairesi ve NASA Fırtına Mevsimi Yaklaşıyor Güneş, yıldızımızı sürekli izleyen Güneş ve Heliyosfer Gözlemevi (SOHO) için hiç batmıyor. SOHO'nun En Uç Morötesi Görüntüleme Teleskopu, Güneş'in Dünya atmosferi tarafından engellenen yüksek enerjili dalga boylarını kaydediyor. Yapay renkle maviye boyanmış olan görüntü normalde gri renkte. Beyaz alanlar Güneş lekelerinden, halkalardan ve çıkıntılar nedeniyle Güneş'in manyetik açıdan en aktif olduğu bölgeleri gösteriyor. Güneş'in manyetik aktivitesi (ve de Güneş lekelerinin sayısı) ortalama olarak her 11 yılda bir doruk noktaya çıkıyor. Kasım 1998'de çekilmiş bu görüntüde, döngü Güneş maksimumu olarak bilinen doruk noktadan yaklaşık iki yıl ötede. Bu noktaya ulaşıldığında, her iki yarıküredeki manyetik aktivite ekvatorun daha yakınına gelmiş ve daha çalkantılı bir hal almış olacak; bunun sonucunda yeryüzündeki yaşamımızı etkileyebilecek fırtınalar ortaya çıkacak. ![]() Fotoğraf: SOHO, Avrupa Uzay Dairesi ve NASA Yüksek Enerji Yüklü Tipi Güneş uzmanları en son Güneş maksimumunun yol açtığı ilk büyük çaplı fırtınayı Bastille Günü baskını olarak anıyor. 14 Temmuz 2000'deki güçlü bir güneş patlamasını, yüksek enerji yüklü protonların yaylım ateşi izledi. Resimde bu salvo, SOHO'nun yapay tutulma kameralarının birinde bulunan elektronik detektörlere yönelen bir "kar" bombardımanı gibi görülüyor. Patlamaların sadece küçük bir yüzdesi, Dünya'ya yaklaşık 15 dakikada ulaşan yüksek enerji yüklü protonları yaratır. Atmosferimiz bizleri korusa da, bu parçacıklar uydulara zarar verebilir ve uzayda dolaşan bir astronotu öldürücü dozda radyasyona maruz bırakabilir. ![]() Fotoğraf: SOHO, Avrupa Uzay Dairesi ve NASA Güneş'in Savurduğu Yumruk Güneş'in yaydığı en güçlü fırtınalar, koronal kütle atımları (CME). Güneş gazları öylesine sıcak ki, elektrik yüklenerek plazma denilen madde haline bürünüyor. Plazma ve Güneş'in manyetik alanı arasındaki etkileşim, Güneş maksimumu sırasında en çarpıcı boyuta varıyor. Manyetik alan çizgileri aşırı enerjiyle yüklü hale gelip koptuğunda, çok büyük bir plazma bulutu, yani bir CME saatte sekiz milyon kilometrelik bir hızla uzaya doğru fırlıyor. Bunun etkisiyle Dünya'daki manyetik alanın deforme olması, uyduları plazmanın hasar yaratıcı parçacıklarına açık duruma getiriyor. Uygun koşulların bir araya gelmesiyle, bir CME'nin manyetizması Dünya'nın manyetik alanına bağlanabiliyor ve bunun sonucunda atmosferin üst katmanına yeterince enerjinin itilmesi elektrik hatlarında kesintilere yol açabiliyor. SOHO'nun 27 Şubat 2000'de gözlemlediği bu CME doğrudan dünyaya yönelmemişti. ![]() Fotoğraf: TRACE, NASA Harikalarla Dolu Yıldız Güneş yüzeyinin NASA uydusu TRACE tarafından Eylül 2000'de çekilen bu görüntüsü ele avuca sığmaz gibi görünebilir; oysa bilimciler bunu "Güneş'te sakin bir gün" olarak nitelendiriyor. Bir başka deyişle, güzel halkaların görüldüğü, ama patlamaların ve koronal kütle atımlarının olmadığı bir gün. TRACE ve SOHO gibi uyduların Güneş dinamiklerini anlamada yeni ufuklar açmasına karşın, Güneş hâlâ birçok sırrı barındırıyor. Fırtınalı yıldızımız bir Güneş fizikçisinin deyişiyle "çapraşık, gizemli ve edalı". | |
|
![]() |
Güneş Sistemi Konusuna Benzer Konular | ||||
| Konu | Konuyu Başlatan | Forum | Cevap | Son Mesaj |
| GPWS (Yer Bildirim Sistemi) | Gabriella | Elektrik - Elektronik | 0 | 3 Gün Önce 17:19 |
| Japonya'da Eğitim Sistemi | ThinkerBeLL | Japon Dili ve Edebiyatı | 6 | 14-06-2008 00:40 |
| WordPress - Php Blog Sistemi | hellboy726 | Internet/Bilgisayar Dünyası | 5 | 25-03-2008 12:30 |
| Minix İşletim Sistemi | asla_asla_deme | Internet/Bilgisayar Dünyası | 0 | 04-01-2008 14:17 |
| Kartezyen Koordinat Sistemi | Mystic@L | Matematik | 0 | 25-02-2007 20:08 |
| |||||
| vBulletin®, Copyright ©2000 - 2008, Jelsoft Enterprises Ltd. ~ SEO by vBSEO ©2008, Crawlability, Inc. Başka adreslerde içeriğimizi paylaştığınızda lütfen kaynak belirtmeyi unutmayınız, duyarlılığınız için teşekkürler. Sayfalarımızda bulunan içeriklerin telif haklarıyla ilgili bir şikayetiniz / sorunuz varsa bize ulaşmak için tıklayınız. If you OWN the copyrights to any content we publish or offer for download & you want them to be REMOVED from our web site, please contact us with some proof of ownership of copyright and they will be removed immediately. | |||||