Cevap Yaz Yazdır
Gösterim: 339.490|Cevap: 11|Güncelleme: 8 Kasım 2015

Saba Tümer

GÜLGECELER
30 Haziran 2008 01:40   |   Mesaj #1   |   
Avatarı yok
Ziyaretçi
Saba Tümer
Doğum tarihi 5 Aralık 1970
Doğum yeri İzmir / Türkiye
Sponsorlu Bağlantılar
Eğitimi Üniversite
Mesleği Gazeteci,
Haber spikeri, Sunucu, Köşe yazarı, Anchorwoman
Saba Tümer
Özel İzmir Fatih Lisesi'nden mezun olduktan sonra ikinci tercihi olan Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü'nü kazandı. Üniversitede okurken akrabası Nuri Çolakoğlu Show TV'yi kurmakla meşguldü ve kendisine asistanlık teklif etti fakat Saba Tümer, bu teklifi annesinin izin vermeyişi sebebiyle reddetmek zorunda kaldı.
Bitirdikten sonra 6 ay Sky TV'de çalıştı ve diksiyon dersleri aldı. Annesinin vefatı üzerine derslere bir süre ara verdi. Sonrasında o zamanın ünlü spikeri Gülgün Feyman'dan diksiyon dersleri almak üzere İstanbul'a gitti fakat Gülgün Feyman kendisine ders vermeyi reddedince emekli TRT spikeri Günay Oğuz'dan ders almaya başladı. Altı ay da Ege TV'de çalışıp sonrasında 4,5 yıl NTV'de günlük haberleri okudu ve bir süre NStyle adlı dergide yazılar yazdı.

NTV'den ( Nilüfer (şarkıcı)'in Reha Muhtar'a tavsiyesi ile ) Reha Muhtar'ın anchorwomanlık teklifi üzerine Show TV'ye transfer oldu ve bir süre Show TV - dış haberler sorumlusu olarak çalışmaya başladı ancak daha sonra SKYTURK'e geçerek Serdar Akinan ile birlikte "Ne Var Ne Yok" adlı programın sunuculuğunu yaptı, sonrasında superpoligon.com'un anketinde "en iyi bayan haber spikeri" seçilerek tekrar Show TV'ye döndü ve "Saba Tümer İle Bu Gece" adlı programı sunmaya başladı.
Bir süre burada gece haberlerini sunmaya devam ederken Okan Bayülgen'in teklifi üzerine "Haber Makinası" adlı programda yer aldı ve aynı günlerde köşe yazarı Pakize Suda ile Star TV'de "Lütfen bu konuya girmeyelim" isimli kadın programını sundu.
Star TV'nin programı yayından kaldırmasından sonra tekrar Show TV'ye geçerek Cem Özer ile birlikte "Haberiniz Var mı?" isimli sabah programını sunmaya başladı, ancak iki ay süren program yayından kaldırıldı.
Bundan sonra gelen dedikodu ve magazin içerikli program tekliflerini redderek yaklaşık bir yıl ekranlardan uzak kalmayı tercih eden Saba Tümer, 31 Mart itibariyle HaberTürk'te "Saba Tümer İle Bu Gece" isimli haber programının sunuculuğuna yeniden başladı.
Saba Tümer, 2004'ten sonra yayınlanan "Saba Tümer İle Bu Gece" programından sonra geniş bir hayran kitlesine sahip oldu. Bayan hayranları saç, ayakkabı ve makyaj konusunda Saba Tümer'i taklid etmeye çalıştıklarını söylüyorlar. Hayranlarına göre O sadece güzel değil aynı zamanda pratik zekalı, kibar, hazır cevap ve seviyeli bir kadın ayrıca özel hayatıyla hiçbir zaman gündeme gelmemiş olması, Saba Tümer'in hayranları gözündeki değerini daha da arttırıyor.

Saba Tümer ile sıra dışı bir söyleşi

Saba Tümer, kendisini `Kur`an`a bağlı modern bir muhafazakar olarak tanımlıyor ve `Sarışın bir kahkaha`nın ötesindeki sunucunun bilinmeyen dünyasını gözler önüne seriyor....

Yazı boyutunu büyütmek için Ekranların yıldız programcısı Saba Tümer `in bugünlerde deyim yerindeyse başını kaşıyacak vakti yok. Çünkü bir yandan Star `da Pakize Suda ile birlikte hazırlayıp sunduğu `Lütfen Bu Konuy Girmeyelim `, öte yandan CNN -Türk`te Okan Bayülgen `e eşlik ettiği `Haber Makinasi ` ile iki büyük kanalda birden başarıyı yakalamak gibi iddialı bir hedefin peşinden koşturuyor. Yeni Şafak sinema yazarı Ali Murat Güven , yakın geçmişin bu başarılı haber bülteni sunucusu, günümüzün şen şakrak program yapımcısıyla `güzelliğine yönelik` o bitmez tükenmez, bıktırıcı magazinel vurguların oldukça uzağında, kendisini bambaşka bir perspektiften tanımaya çalışan özel bir söyleşi gerçekleştirdi...

SÖYLEŞİ: ALİ MURAT GÜVEN FOTOĞRAFLAR: VOLKAN TUNA
Onunla ilgili olarak internette kısa bir tarama yaptığınızda, hakkındaki yazıların önemli bir bölümünün söze `güzellik` ile girip son noktayı yine `güzellik` ile koyduğunu görüyorsunuz. Oysa ki Türk özel televizyonculuğu, geride bıraktığımız onbeş yılda gücünü Allah vergisi fiziksel avantajlarından alan nice cins-i latif gördü; ama bunların çoğunun ekranlardaki egemenliğinin bir mumun ömrü kadar olduğunu vurgulamak hiç de abartılı bir saptama sayılmaz doğrusu... Saba Tümer de bunca yıllık habercilik ve sunuculuk deneyiminden sonra sırf `hoş kadın` imajıyla anılmaktan dolayı pek mutlu değil; muhtemelen o yüzdendir ki zekasını daha fazla ortaya koyabileceğini düşündüğü iki ayrı programı aynı anda götürerek sistemin geleneklerine karşı açık bir `meydan okuma` içinde. Özellikle de bunlardan birinde, televizyon dünyasının en sivri dilli ve aynı oranda da sivri zekalı çocuğu Okan Bayülgen `e entelektüel düzeyi yüksek bir formatta partnerlik yapması oldukça manidar. Gündüz kuşağı kadın programlarının yıldızı gitgide yükselen popüler sunucusu, bu saptamamız için `Doğruluk payı yüksek` diyor, `Evet, haberciliğe gönül vermiş ve bu işin eğitimini almış biri olarak, hedefim televizyonculukta daha kalıcı bir noktaya doğru emin adımlarla ilerlemek. O yüzden, ekranların iki kalburüstü simasıyla -Pakize ve Okan - iki farklı kanalda omuz omuza programlar yapıyorum. Birinde kadın izleyicilere nitelikli bir sohbet programının keyfini yaşatmaya çalışırken, diğerinde de muhabbetine doyulmayan zeki bir adamla ülkenin başka sorunları üzerine bir tür beyin jimnastiğine katılıyorum. Ve her ikisi de beni gitgide geliştirip olgunlaştırıyor.` `Kadın programı yapmak çok riskli iş` Saba Tümer , yakın geçmişte bazı kanallardaki kadın programlarında aile içi sorunların denetimsiz biçimde sergilenmesinden dolayı yaşanan nahoş olayları da aklının bir köşesine özenle kazıdığını vurguluyor. `Böylesi bir trajediye yol açmamak için partnerim Pakize de ben de azami düzeyde titiz davranıyoruz` diyen Tümer , bu gibi olumsuzluklara Türkiye `nin karmaşık kültürel dokusunu yeterince iyi tanımamanın yol açtığını düşünüyor ve ekliyor: `Ülkemiz, yalnızca İstanbul , Ankara ve İzmir `den ibaret değil. Birbiriyle içiçe geçmiş bir sürü gelenek ve görenek var. Bunların hepsini iyi-kötü tanımak ve ağzınızdan pervasızca çıkan sözlerin ucunun nerelere kadar gidebileceğini önceden kestirmek zorundasınız. Kocası tarafından habire dövülen bir kadını ya da yakınlarının cinsel tacizine uğramış bir genç kızı stüdyoya getirip onu canlı yayında bülbül gibi şakıtmak belki rating açısından çok güzel sonuçlar veriyor. Ama programın sonunda da konuğunuzu bir otobüse bindirip, gerçek anlamda hiç bir sorununu çözmeden ve kendisine herhangi bir koruma sağlamadan dosdoğru köyüne geri yolluyorsunuz. Böyle bir yayıncılık anlayışından ne gibi bir sonuç ummalıyız ki; bir gün önce ekranda suçladığı yakınlarının onu köyün girişinde bandoyla karşılamasını mı? Biz, Star `da yaptığımız programda bu tür yanlışlıklara düşmemeye kesin kararlıyız. Bir kere, çözemeyeceğimiz hiç bir sorunu ekrana getirmeyi üstlenmiyoruz. Bir de iyi niyetli olmayan, televizyon kanallarını hoşlanmadığı yakınlarına karşı bir intikam aracı olarak kullanmak isteyen, şöhret peşindeki kötü niyetli kadın ve erkekler var ki onları da daha yayının en başında hemen farkedip cımbızla ayıklamak gerekiyor. Bu konuda da pür dikkat bir durumdayız. Çünkü bizim programımız bir intikam arenası değil. Yapmaya çalıştığımız şey, kimseyi birbirine kırdırmadan, yepyeni kan davalarına yol açmadan, çeşitli toplumsal sorunları konunun uzmanlarının gözetiminde ekrana taşımak ve tatlı bir sohbet eşliğinde akılcı çözüm yolları önermek. Telefonla bağlanmış bile olsa, program konuklarımın başına bu türden bir olay geldiği takdirde, vicdanım böyle ağır bir yükü asla kaldırmaz benim...` Ah, sayın Başbakan bir gelse... Saba Tümer `in mesleğindeki en büyük özlemlerinden biri de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile tanışmak... Hatta, bu konu onun için öylesine güçlü bir saplantıya dönüşmüş ki Erdoğan ve eşini programına konuk edeceği gün sevinçten adak keseceğini söylüyor. `Karşımızda bizleri yöneten ciddi görünümlü, boylu poslu, sportmen bir adam var` diyor ünlü sunucu, `Ama ben bu resmin arkasında bir başka resim ve ardarda daha bir sürü resim olduğunu düşünüyorum. En öndeki resim, yurt içinde ve dışında yığınla çetrefilli meseleyle uğraşan biri; 75 milyon insanın daha iyi bir dünyada yaşaması için kıyasıya boğuşuyor. Arkada ise özel hayatı artık iyice daralmış, çoluk çocuğunu bile doğru düzgün göremeyen bir eş ve bir baba duruyor. Sözgelimi, Sayın Başbakan`ın geçenlerde televizyonda çocuklarından söz ederken dayanmayıp ağlaması beni çok etkiledi. Kesinlikle rol yapmıyordu. Bence o sık sık ağlayan, son derece duygusal bir insan. Çeyrek asırdır denize girmeyen ya da sinemaya gitmeyen eski kuşak politikacılarımıza göre çok daha gerçek, hayatı bütün boyutlarıyla yaşamaya çalışan bir politikacı Erdoğan. Pakize ile and içtik, bir gün kendisini bizim programa, hem de sevgili eşiyle birlikte çıkartacağız ve de onlarla tek kelime siyaset konuşmayacağız. Soracağımız sorular bütünüyle `Vatandaş Erdoğan`a ilişkin olacak. Eşiyle, çocuklarıyla ve ebeveynleriyle duygusal ilişkileri, sevdiği yemekler, gençliğinde nasıl bir adam olduğu, eşini ilk gördüğünde neler hissettiği, içine ukte olan büyük özlemleri, ülke meselerinden iyice bunaldığı anlarda kafasını nasıl boşalttığı, Allah ile ilişkileri ve dua ederken ondan neler istediği gibi...` Tümer , sözün burasında `Allah dedim de... Allah aşkına, bana bu büyük hayalimi gerçekleştirmede yardımcı olun` diyor, `Sahi, çevresindeki o danışmanlar ordusunu aşıp Sayın Başbakan`ı programımıza nasıl davet edebilirim? Belki de Yeni Şafak `ın ona birazcık daha fazla nazı geçer, ne dersiniz?` Sohbetimizin noktalarken, hiç bir garantisi olmasa da bu konuda gönüllü elçilik yapacağımıza dair söz veriyoruz muhatabımıza. Eh, elçiye zeval olmaz demişler; bizden o `danışmanlar ordusu`na duyurması. Ekranların şen şakrak ikilisi Saba Tümer ve Pakize Suda , Star `ın başarı grafiği her geçen gün yükselen programı `Lütfen Bu Konuya Girmeyelim `de en ciddi konuya girmek ve Başbakan Erdoğan ile eşini canlı yayına konuk etmek istiyorlar. Umarız, sesimiz -bu gibi konulardaki talepleri mümkün olduğunca kırmamaya çalışan- Sayın Başbakan`ın kulağına kadar gider de Türk televizyonculuğu son yılların en keyifli, en sıradışı sohbet programına sahne olur. `Haber diye magazin okumaktan bıkmıştım` - Popüler bir haber bülteni sunucusuyken o fasla ansızın bir set çekip Star `da öğleden sonra kuşağı için kadın programı yapmak nereden aklınıza esti? Ben, bu meslekteki başlangıcım itibarıyla bir haberciyim. Ama yıllarca emek verdiğim haber spikerliğini, biraz da kırgın bir biçimde bıraktım. Çünkü artık haber okumaktan zevk alamaz hale gelmiştim. Lütfen söyler misiniz, şu anda Türk televizyonlarındaki haber bültenleri bize ihtiyacımız olan iç ve dış haber akışını mı sağlıyor, yoksa `haber magazini` mi üretiyor? Ekran başına haber bülteni izlemek için geçtiğimde, bir-iki istisna haricinde, dünyadaki güncel gelişmelerden haberim bile olmuyor benim. Haber merkezlerini sarıp sarmalayan bu magazin saplantısı yüzünden, yayının ardındaki kişilerle pek çok kez tartıştığım olmuştur. Yıllarca, gücümün yettiği en noktaya kadar, tıpkı bir redaktör gibi, elime tutuşturulan yüzeysel, gayrıciddi metinlere müdahale edip durdum; ama sonunda da dayanamayıp bıraktım bu işi. Program sunuculuğuna da biraz daha inisiyatif kullanabileceğime, kafamdakileri ekrana biraz daha özgürce taşıyabileceğime inandığım için geçtim. Şu anda Star `da ve CNN -Türk`te yaptıklarım bir tür haberciliktir aslında. Pakize ve Okan ile sunduğumuz her iki programda da yüzeyde magazincilik yapar gibi görünürken, aslında son derece ciddi konulara parmak basıyoruz. Bence, seçtiğimiz konular ve konuklarla mevcut haber bültenlerinden çok daha derinlikliyiz. `RTÜK çok faydalı bir kurum` - Sizce, ülkemizde son on yılda cinsel suçların ve şiddete eğilimin bu denli artmasının, özel televizyon kanallarının gitgide daha fazla seks ve şiddet içerikli programlar yayınlamasıyla doğrusal bir ilişkisi olabilir mi? - Böyle bir etki-tepki ilişkisi var ne yazık ki... En azından, yıllarca habercilik yapmış, nice cinayet ve tecavüz haberi okumuş, üstelik de bunların faillerinin eğitim düzeylerini yakından gözlemlemiş biri olarak, yapılan yayınların kitleler üzerindeki olumlu olumsuz etkilerini artık kafamda eskisinden çok daha sağlıklı biçimde tartabiliyorum. Televizyonlar, bu rating çılgınlığı içinde yığınlardan ilgi göreceğini düşündükleri her şeye, ahlaki açıdan getirisini götürüsünü çok fazla düşünmeden saldırıyorlar. Sektörde mutlaka onları dizginleyecek bir makam olmalı. Ki bu noktada RTÜK`ü çok yararlı bir üst yapı kurumu olarak görmekteyim. Dünyanın bütün uygar ülkelerinde de benzer türden kurumlar var zaten. RTÜK , radyo ve televizyon yayıncılığına mutlaka sistematik biçimde müdahil olmalı. Hatta, bana kalırsa bugünkünden çok daha fazla müdahil olmalı, raydan çıkanları anında hizaya getirmeli. Ama bu müdahale anlayışı farklı fikirlerin özgürce dile getirilmesi noktasında değil, çocukları ve gençleri zararlı yayınlardan koruma noktasında yoğunlaşmalı. Yani, siyasal sansür mekanizması gibi çalışan bir kurum değil, toplumu zararlı mesajlardan koruyan bir kurumdur ideal olan... `Sarışın bir kahkaha`nın ötesindeki Saba Tümer ... İzmirli , Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi mezunu. Henüz 25 yaşındayken, çok sevdiği annesini bir kalp krizi sonucu yitirmesini hayatının en ağır travmalarından biri olarak hatırlıyor. Bu acı da onu hayat karşısında daha bir dayanıklı kılmış. Yay burcu. Bu ona -kendi ifadesiyle- hafiften muzip ve alaycı bir mizaç kazandırıyor. Mesleğe 1990`ların ortalarında, İzmir`in yerel kanalı Sky TV`de muhabir olarak başlamış, bir süre sonra da sunucu olmuş. Ardından esaslı bir diksiyon dersi alarak, sunuculuğa bölgenin diğer büyük kanalı olan Ege TV `de devam etmiş. Ege `deki çömezlik yıllarından sonra ise 1997`de `medyanın kalbi` İstanbul `a, o günlerde yeni kurulmakta olan NTV `ye transfer olmuş. Sonrasını ise pek çoğumuz biliyoruz zaten; bu kanaldaki başarılı çalışma yıllarının ardından, uzunca bir süre de Reha Muhtar `ın yönetimindeki Show Haber `de görev yaptı. İşini yaparken en nefret ettiği şey, topluma bilimsel bir meseleyi anlatmak üzere stüdyoya konuk olan bilim adamlarının o meseleyi yalnızca kendilerinin anlayabilecekleri kadar ağdalı bir dille anlatmaları... İster ilahiyat isterse de jeoloji olsun, yalnızca `bilim dili`ni`halk dili`ne çevirebilen bilginlerin toplumun üzerinde pozitif etkileri olabileceğine inanıyor. Televizyonculuk camiasında özellikle kahkahasıyla meşhur. Bu özgün kahkahayı şimdilerde Star `daki programına da taşımış durumda. Kahkahasını bir hafiflik gösterisi olarak görenlere ise tepkili; `Ben o ekranda kasvet saçmak için değil, bir hoş sada bırakmak için varım` diyor. Türkçesine çok güveniyor; dili başarıyla kullanmasının ardındaki isim olarak ise kendisinden sunuculuk dersi aldığı TRT eski başspikerlerinden Günay Oğuz `u gösteriyor. Farklı toplumsal kesimlerden kadınların onu sevmesinin sırrını `ekranda doğal olmasıyla` açıklıyor. Allah `a inanıyor, kendisini `Kur`an`a bağlı modern bir muhafazakar` olarak tanımlıyor. Haftada bir düzenli olarak Yasin okuduğunu belirtiyor Ak Parti `nin özellikle AB yolunda ve ekonomik alanda çok ciddi başarılar kazandığını düşünüyor. Ancak AB üyeliği konusunda oldukça umutsuz. Hıristiyan Avrupa `nın Müslüman bir Türkiye `yi içine sindiremeyeceğine inanıyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan , şu an için ülkedeki favori politikacısı. `Onu yüz yüze görmek hiç kısmet olmadı, ama kendisini gerçekten çok beğeniyor ve tanışmak için can atıyorum` diyor. Başörtülü kadınlardan bireysel olarak rahatsız değil; ama tesettürün bazı hassas kurumlarda `dindar kadın` `dindar olmayan kadın` türünden gerilim ve çatışmalara yol açabileceğine dair bazı endişeleri var. `Nasıl bir Türkiye özlüyorsunuz?` sorusuna verdiği cevap ise tek kelimelik: `Huzurlu...`

Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:08 Sebep: sayfa düzeni
Diğer Konular:
22 Mart 2009 13:41   |   Mesaj #2   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
Saba Tümer ile yapılan Röportaj...

Televizyonculuğa nereden başladınız?


İzmir'de Ege üniversitesi İletişim Fakultesinden mezun oldum. Altı ay kadar Ege TV'de çalıştım. Sonra'da NTV'de çalışmaya başladım.

Spikerlerin ekrandaki duruşları biraz daha mesafeli ve resmi oluyor. Ama siz çok dinamik ve güleçsiniz...

Doğru. Çünkü spikerseniz eğer sadece belden yukarınız görünüyor. Sanki yemez, içmez, uyumaz bir insan gibi algılanıyorsunuz. Ama biz de herkes gibi canlıyız.

Karşımızda gülen bir kadın oturuyor. O ciddi haberleri sunarken içinizden hiç gülmek gelmedi mi?

Hayır. Çünkü o zaman siz haberin ciddiyetine giriyorsunuz. Çünkü memleketteki haberler o kadar korkunç ki. Açıkçası deprem, kaza haberlerini duyunca gülmek aklınıza bile gelmiyor.

Sizin Gülgün Feyman'la yaşadığınız bir olayınız var. Bir takım şanssızlıklar olmuş ve ders alamamışsınız…

Ya da bir şekilde şansla alamamışım.

Yani ders almadığım için şanslıyım diyorsunuz…

Evet. Çünkü ben ondan ders alamamayı şanşsızlık olarak değil bir şans olarak görüyorum. O ders bana verilmedikten sonra ben İzmir'de o isimlerin hocasını buldum. Eski TRT başspikerinden çok iyi bir ders aldım. Öteki türlü altı ay bir ders alacaktım belki de bu kadar iyi olmayacaktım.

Kırgın mısınız peki?

Hiç kırılmadım ki. Biraz o dönem içinde hayal kırıklığım olmuştu ama sonra geçti. Hiç bir şey tasadüf değil zaten.

Sizin spikerlik maceranız ne kadar sürdü?

10 yıl kadar.

Ne zaman vazgeçtiniz?

SKY Türk'te haber programı sunarken fark ettim sıkıldığımı. Sonra 'Ne var Ne yok' adında Serdar Akinan ile birlikte program yapmaya başladım. Sonra beni tekrar Show TV'ye çağırdılar "Haber yapacaksın" dediler. Ama ben haber yapmak istemiyordum.

Sonra ne yaptınız?

SKY Türk'teki Haber Müdürüm teşvik etti. Salih Zeki bir gün yanıma geldi. "Bu haber spikerliği seni kesmiyor." dedi. "Nereden anladınız" dedim.

Nereden anlamış?

Bilgisayarlara çok meraklıydı. Şöyle bir örnek vermişti o zaman. "Bilgisayara bir veriyi verirsin, onu alır ama senin beynin başka çalışıyor. O veriyi alıyorsun ama bambaşka birşey çıkarıyorsun. Senin bu enerjiyi göstermen lazım." dedi. O söylediğim dönemde de savaş başlamıştı. Savaş ile ilgili haberler sunacaktım.

Peki bu tarz savaş, felaket haberleri sunmak, sizde travma yaratmadı mı?

Olmaz mı? Bu tarz haberleri sundukça psikolojiniz de bozuluyor. Arabayla giderken şarampolden aşağıya yuvarlanan haber senaryoları yazıyorum kafamda. Uçakta gidiyorsam bir başka uçak kazası. Paranoyak olmak üzereydim.

Sonra..

Serdar Akinan konuştuğumuz da "Hadi gel bareber program yapalım" dedi. Ben program yapmayı daha çok sevdim. Tabi ki özünde haberciyim. Benim hedefim Ana Haber bülteni sunmaktı. Ama beni hiç bir yol oraya getirmedi. Daha ne kadar savaşacaktım. Yaşım da ilerledi. Kulvar değiştireyim belki daha farklı olur dedim. Şuanda da memnunum.

Siz bir dönem Okan Bayülgen'le de çalıştınız neden devam etmedi?


Çünkü ikili program farklı. İkili yapmak daha zor. Tabiki o kişilerin karakterleriyle de ilgili bir durum. Pakize Suda'yla ve Okan'la çok uyuşuyorduk ama partnerli çalıştığım zaman kendimi geri çekiyorum. O ön plana çıkmasın ben çıkmayım derken diyolog kuramıyorum. Kendimden verim alamıyordum. Ben bir dönem Ayşe Özyılmazel ve annesi ile de program yaptım. Ama çok yoğun olduğu için bıraktım. Çünkü o kadar hırslı değilim her gün ekranda ben görüneyim derdim yok.

Kadınlarla mı yoksa erkeklerle mi program yapmak daha kolay?


O belli olmuyor ama genelde erkeklerle daha iyi iletişim kuruyorum. Ama program yapmada kadın erkek çok fark etmiyor. Çünkü karşınızda kadında olsa erkek de olsa bir ego.

Peki neden 'Bu Gece'de 'Bu Gündüz' değil?

Çalışmaya bir yıl ara verdim. O bir yıl içinde sokaktaki insan yorumlarından bana gelen mesajlara kadar herkesin isteği beni görmekti.

Neden?

Çünkü Show TV'de beni gece izlemeye alışmışlar. Ben gece seyircisine daha yakınım. Pakize Suda'yla gündüz programı da yaptık ama olmadı. Gündüz seyircisi çok başka.

Nasıl mesela?

Daha farklı şeyler yapmanız gerekiyor. Biz göbek attırmayacağız, ajitasyon yapmayacağız diye yola çıktık ama olmadı.

Gece programı sunmanın gündüzden ne farkı var? Daha mı rahat?

Evet. Gece daha rahat oluyorsunuz. Gündüz sunduğunuzda reyting uğruna saçma şeyler sormak, hemen sadede gelmek zorundasınız ama gece öyle değil. Gece insanlar uyumadan önce tatlı bir sohbet dinliyor. Gündüz koşuşturması gecede olmuyor.

Aldığınız konuklar çok farklı psikolojilerde insanlar ama siz hep aynısınız frekansta uyumsuzluk yaşadığınız oluyor mu?

Tabiki ama onu nasıl ayarladığımı bilmiyorum. Tecrübeyle de ilgili sanırım. Allah'tan gece içinde üç dört konuk birden oluyor. Birini kısa tutsanızda başka bir konuğun konuşmasını uzatabiliyorsunuz.

Konuklarla bir ön görüşme yapıyor musunuz?

Yapmıyorum.

Program'da tanışıyorsunuz o zaman…

Tabi. Çünkü programdan once sohbet ettiğiniz zaman o sohbet esnasında anlatıklarını programda anlatmıyorlar. Psikolojik bir şey bu. O yüzden gelen konuklarıma sadece selam veriyorum.

Kahkaha farklı bir motivasyon.. Herkes kahkaha atamaz. Bu doğal bir tepki mi yoksa konsept mi?

Konsept değil çünkü gülüyorum gerçekten. Tabiki bir elim yağda bir elim balda gibi gözükebilir ama değil. Konuğu çok sevdiğim için de gülmüyorum.

Niçin gülüyorsunuz peki?


Bazen bir konudan diğerine geçiş yapmak için gülüyorum. Bazen de çok sinirlendiğimde öfkem kahkaya dönüşüyor. O gülüşün çok çeşitli halleri var. Beni tanıyanlar hangi gülüşümün neyi anlattığını bilirler.

'Ne kadar da çok gülüyorsunuz' diye dışardan tepki gelmiyor mu?


Gelmez mi! Taksiye bindiğim bir gün telefonla konuşuyordum. Konuşurken de sürekli gülüyordum. Çok şeker bir taksiciydi ve bana "gerçekten gülüyormuşsun" dedi. Etraftan soruyorlarmış “Bu kadın yapmacık mı” diye. "Ben şimdi şahit oldum. söyleyeceğim hepsine" dedi.

Enerji dağıtıyorsunuz o zaman…


Evet öyle söylüyorlar ama bende de enerji kalmıyor bu defa.

Siz bir programınızda herşeye gülerim ama komedi filmlerine gülmüyorum demiştiniz?


Evet. Mesela; televizyonda yapılan sikeçler vardır onlara hiç gülmem. Elma dersen gülerim armut dersen kahkaha atarım ama zorla güldürmeye çalışmaları bana komik gelmiyor. Cem Yılmaz'a ve Yılmaz Erdoğan'a çok gülüyorum. Ama Recep İvedik'e malesef gülmedim. Ama Arog'a çok güldüm.

Hiç gaf yaptığınız oluyor mu?


Çok var. Mesela bazen oyuncu konuk ediyorum ve dizisini seyretmemiş oluyorum. O zaman mutlaka bir pot kırıyorum. Hemen bir SMS geliyor; "Saba Hanım keşke diziyi seyretseydiniz" diye. Ama yapacağım birşey yok. O sırada çalışıyorum çünkü. Pot çok doğal birşey. Bazen 'Ay rezil oldum' diyorum onu da seyirciyle paylaşıyorum. Kafamı kameraya vuruyorum bunu izleyiciye söylüyorum.

Yaptığınız gafları düzeltmek için bir çaba harcar mısınız, yoksa olduğu gibi mi bırakır sınız?

O konuyla ilgili bolbol soru soruyorum. Bir yazar davet etmişsen ve o kişinin kitabını okumadıysam o konu hakkında çok soru soruyorum.

Peki samimiyetin ölçüsü nedir?

Samimiyetle laubualilik arasında çok ince bir çizgi var. Onu ayarlayabilmek çık önemli. Samimiyetin bir doz ilerisi laubaliliye giriyor ki ona benim tahamülüm yok. Bana da yapıldığı zaman çok kızıyorum. Ben de o çizgiyi korumaya çalışıyorum.

Tanıdığınız, arkadaşınız olduğunuz kişilere, soru sorarken torpil geçtiğiniz oluyor mu?

İyi tanıdğım insanda çok zorlanıyorum. Arkadaşım olduğu için bir çok şeyini biliyorum. Yayın esnasında o dengeyi ayarlamanız lazım. Karşı tarafı rencide edip üzmeyeceksin. Çok fazla konuşturmayacaksınız ama konuşturmanız da lazım, zor bir durum.

Sorularınızla kimi açamamışsınızdır mesela?

Çok açamadığım konuk yok. Ama Kadir İnanır'ı açamamıştım. Onu da zaten açamayacağımı biliyordum. (gülüşmeler) Bakışları duruşu soru sorarken bir ayar veriyor size. Ne zaman masayı terk edeceği belli değil. Tedirgin oluyorsunuz o yüzden. Giderse ne yapacağım diye düşündüğüm oldu.

Eleştirilere nasıl tepki veriyorsunuz? Sizin için önemli midir insanların söyledikleri?

Kimisi "Allah sizi daha çok güldürsün" diye mesaj atıyor. Kimi ise iğrenç kahkaha atıyorsunuz diyor. Kimi çok şık olmuşsunuz derken kimi ise üzerinizdeki bluz ne biçim diyebiliyor. Herşeye karışıyorlar. Çok önemsemiyorum. Ama ailemin yaptığı eleştirileri önemserim.

Programınıza kim gelse heyecanlanırsınız?

Emine Erdoğan'la Tayyip Erdoğan'ı programıma konuk etmeyi çok istiyorum. Tamamen siyaset dışında bir baba ve bir anne olarak, onlarla evli bir çift gibi konuşmak istiyorum.

Televizyonculuk zor. Nasıl başa çıkıyorsunuz?

Cok yıprandım aslında. Bu nedenle bir sene ara verdim. Karşıdan çok güzel gözüküyor. Tabiki her yerde Bizans var ama medyanın içinde olmak daha farklı. Sürekli muz kabuğunun üzerinde yürüdüğünüzü düşünün. Herkes birbirinin yüzüne karşı çok güler yüzlü ama aslında kimin ne olduğunu anlayamıyorsunuz. İzmir'de böyle şeyler yoktu. Herşeyin bir stratejiyle yürüdüğünü bilmiyordum.

Artık bu işi bırakmalıyım diye düşündünüz mü?


O duyguya hiç kapılmadım. Savaşmaktan çok yorulmuştum ama işimi çok seviyorum. Ama tabi şunu da öğrendim. Doğru zamanda doğru yerde olmanın, doğru kişilerle diyalog kurmamın ne kadar önemli olduğunu gördüm. Arkadaş çevrem dışında çok fazla insanla görüşmem. Bu konuda muhafazakarım. Herkes evime girip çıkamaz.

1 yıl içinde neleri gördünüz?

Size çok yakın davranan kişilerin nasıl iki yüzlü olduklarını gördüm. İki ay sonra telefonum çalmadı. Daha iyi oldu ama daha çok güçlendim. Zordu tabi.

Yaptığınız işte en önemli şeyi sıralar mısınız?

Vitrin, bilgi, iletişim...

Hepsi. Hiç birini birbirinden ayıramazsınız ki. Çok güzel olursunuz şansınız yaver gitmez oturursunuz. Paket program gibi.

Biraz patavazsızım

Televizyonda kendinizi izliyor musunuz?

Bazen uykum kaçtığında sabaha karşı tekrar program oluyor onu izliyorum. Sormam gereken soruyu sormadığımda kendime kızıyorum. Seyretmesem de eve geldiğimde hala o konukla konuşuyor oluyorum. Bazen "Ay yine çok gülmüşüm" diyorum. Teyzem, kardeşim fazla objektiflerdir. Yayındayken teyzemden bir mesaj geliyor "Bu ne biçim saç" diye. En ağır onlar eleştiriyor.

Siz kamera kapandığınız da değişir misiniz. Kaç maskeniz var mesela?

Ben bildiğim kadarıyla aynıyım. Oynayamam, uğraşamam daha doğrusu. Fazla patavazsızımdır. Sevmediysem de sevdiysem de söylerim. Söylemesem bile bakışlarımla belli ediyormuşum öyle diyorlar.

En çok keyif aldığınız konuk…

Pop Star Alaturka yarışmasından Mehtap'tan çok keyif aldım. Bir de Sergen Yalçın'dan.

Hoşlanmadığınız konuk…

Oldu. Ben bu kişiye nasıl tahamul etmişim dediğim kişiler oldu. Ama isim vermeyim.

Her eve lazımsın diyorlar

Siz çok evlenme teklifi alıyor muşsunuz. Nasıl teklifler bunlar?

Evet. Program esnasında SMS gönderen insanlardan çok alıyorum. "Sizinle evlenmek istiyoruz. Her eve siz lazımsınız"diye.

Şımartıyor mu insanı bu ilgi? Evliliğe yaklaştırıyor mu?

Ne yaklaştırıyor ne de uzaklaştırıyor. Ama tabi duymak sizin hoşunuza gidiyor. Hiç kimseye ben bugün evlenme teklifi aldım evlenmeyi düşünüyorum demiyorum. Kariyer için evlenen insanlardan da olamam. Benim için hep önemli olan ayaklarımın üzerinde durabilmekti. Hep bu önemli olduğu için evlilik veya aşkı arka planda tutmuşum bilmeden.

Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:09 Sebep: kırık resimler
22 Mart 2009 15:42   |   Mesaj #3   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
"Tanıdığım bütün erkeklerden daha delikanlıyım"
“Televizyonun ölü saatleri” diye nitelediği geceyarısında insanları ekrana bağlayan, izleyicileri tatlı bir tebessümle uykuya göndermeyi amaç edinen Saba Tümer’le çok samimi bir röportaj gerçekleştirdik.
Son dönemde ekranın parlayan yıldızlarından biri... Seviliyor, çünkü özel hayatında nasılsa ekranda da öyle. “Saba Tümer ile Bu Gece” programının çok izlenmesinde, kendi olmasının payı büyük. Her zamanki gibi muziplikleri, kahkahaları, hınzır soruları hem stüdyodaki çalışma arkadaşlarını hem de konuklarını eğlenceli bir yolculuğa sürüklüyor. İşin en güzel yanı, o da bundan keyif alıyor. Üstelik o bunu hep yapıyor. Vazgeçmeye de niyetli görünmüyor. Bu yüzden röportajımız da kahkahadan, muzipliklerden nasibini fazlasıyla aldı.


Herkes sizi konuşuyor. Hızlı bir çıkış yaptınız.
Saba Tümer:
Samimiyet prim yaptı. Eskiden hep sahtelik yapılıyordu. Artık insanlar samimiyetin iyi bir şey olduğunu fark etti. Meğer hep onu istiyorlarmış. Ben zaten hep öyleydim.
İzmirli’siniz. İzmir’den İstanbul’a yolculuk nasıl oldu?
S. Tümer:
İzmir’deki basın yayında okuyan Saba ile şimdiki Saba arasında dağlar kadar fark var. Hayal ettiğim yerde miyim? Evet. Kolay mı oldu? Hayır, çok zordu. Özellikle annem öldükten sonra. İki kardeş zoru başardık. Ben kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Röportaj yaptığınız çoğu insan ya birinin karısı ya da kızı, akrabası.
24 yaşında annenizi kaybettiniz.
S. Tümer: Beni çok katı yaptı. Birincisi büyük bir şoktu. Sonra teyzem kalp krizi geçirdi. Bu da ikinci şoktu. Sonra hayatla bir şekilde dalga geçmeye başladım. Canın kadar sevdiğin insan gitmiş, artık kimsenin önemi yokmuş gibi geliyor. Çok fazla kimseyi içine sokmamaya başlıyorsun. Hep bir set çekiyorsun veya bir yerde ‘arıza’ veriyorsun. Koskoca bir duvar örmüşsün önüne ve bunun sen bile farkında değilsin. Şu anda kendi içime girmeye çalışıyorum ama kendim bile giremiyorum.
Gerçekten derinlere inmek istiyor musunuz?
S. Tümer:
Bir şeyleri çözmem lazım. Hayat devam ediyor. Yeniden sevmeyi öğrenmek lazım!
Öyleyse bu seti aşkta da çekiyorsunuz, öyle mi?
S. Tümer:
Evet, evet. Esas aşkta bu seti çekiyorum. Bütün hayatımda.
Bu, ‘güçlüyüm!’ vurgusu mu?
S. Tümer:
Güçlü müyüm? Evet güçlüyüm. Ama belki de kendimi olduğumdan daha fazla güçlü gösteriyorum.
Bir röportajınızda kendinizi ‘Kuran’a bağlı muhafazakar’ olarak nitelendiriyorsunuz. Bu uhrevi duygulara nasıl geldiniz?
S. Tümer:
‘Kuran’a bağlıyım’ dediğim şey; insanın kendisini bulması, kendini sevmesi, birlik – bütünlük içinde, kendisiyle barışık olması, iyi bir insan olması, işin özü bu. Zaten hepimiz onu aramıyor muyuz? O tekamüle ulaşabilmek, o sevgiye... Onun için de bir şeyler yapıyorsun: meditasyon, Uzak Doğu felsefesi ile ilgileniyorsun, bazen Kuran-ı Kerim, bazen Mevlana okuyorsun. Bir şekilde tüm bunlarla ilgilenme ihtiyacı hissediyorsun.
Siz fazla delikanlı mısınız?
S. Tümer: Fazla dobrayım. Doğrusu tanıdığım bütün erkeklerden daha delikanlıyım. Düşündüğümü söylerim. Hissettiğimi belli ederim. Birini sevmiyorsam da bir şekilde belli ederim ya da uzak dururum, kaçarım. Senin bir hareketin bana ters geliyorsa, çıkartırım seni hayatımdan. Netim, net. Kimseye yalakalık yapmam. Bu iyi mi? Evet, ben buyum.
Bu korunaklılık aşkı coşkuyla yaşamanıza engel olmuyor mu?
S. Tümer:
Aşkta da duygularımı çok fazla belli edemiyorum. Bunu son ilişkimde çözdüm. Özeleştiri yapınca ortaya çıktı.
Erkekleri çözdünüz mü peki?
S. Tümer: Ayyyy! Onların çözülecek hiçbir yanı yok. Nesini çözeceksin? Hepsi birbirinden acayip! Belki de çok fazla çözmeye de çalışmadım. Bence insanları olduğu gibi kabul etmek lazım.
Yani erkekleri hemen hayatınızdan atarsınız, öyle mi?
S. Tümer: Evet. Tabii ki karşındakilere şans veriyorsun. Bir, iki tamam ama üçüncüde bakışlarım değişiyor. Bakışlarımı kontrol edemiyorum; pisliğe bakar gibi bakıyorum. O zaman hayatımdan çıkarmam gerekiyor, çünkü bana zarar verecek. Negatifi salgılamaya başlıyorum.
Günümüz fast – food ilişkilere ne diyorsunuz?
S. Tümer:
Kadın kendi ayakları üzerinde durabiliyor. Ve daha bencil olabiliyor. Erkeklerin de canına minnet. Onlar da bu çarka uyuyorlar. Bu zincirleme biçimde gidiyor. Kimsenin suçlanabileceği bir durum yok ortada. Sonuçta ne istediğini biliyorsan mutlu olabilirsin, istediğin ilişkiyi de bulabilirsin. Ama ne istediğini bilmiyorsan bocalayacaksın; o, bu, şu...
Siz ne istediğinizi biliyor musunuz?
S. Tümer: Biliyorum. Ben deneme – yanılma ilişkilerine girmem. Benim için her zaman ön planda olan işim. Çok özverili bir insan olması lazım. Kısmet!
Başka dönüşümler içinde olur musunuz?
S. Tümer: Ben öyle planlar yapmayı sevmiyorum. Akışına bırakmayı seviyorum. ‘Plan yaparken Tanrı gülermiş’ diye bir laf var ya, tam bizim sektörümüze uygun. Ama tek bildiğim bir şey var ki yaşlandığımda Monte Carlo’da yaşamak istiyorum. Sakin, huzurlu, rahat!
Sosyal yaşamınız uçlarda mı?
S. Tümer: Ben Yay burcu olduğum için her şeyi uçlarda yaşıyorum. Evet, bol eğlence. Çok iş, evet çok iş. Huzuru da arıyorsun. Gece programdan sonra eve dönüyorum, kitap okuyorum, dinleniyorum. Pazarları da evde geçirmeyi seviyorum. Eğlenebileceğime inandığım her yere giderim. Hiç bilmediğim ‘ucubik’ bir yere gitmem. ‘Tiki’ eğlenceleri de sevmem.
Kahkahalarınız da size hep soruluyor. Bu gerçekten yürekten gelen bir şey mi? Siz hep böyle mutlu musunuz?
S. Tümer:
Kahkahalarım bir kere yapmacık değil. Bazen programın temposu içinde hiç olmayacak bir yerde de gülüyorum. Bunu misyon edindim. Her şey o kadar ağlak ki. Bizim sloganımız da, ‘Sizi tatlı bir tebessümle uykuya göndereceğiz’. İşte verdiğim sözü tutuyorum.
Kuralları seven biri değilsiniz...
S. Tümer:
Sonunu düşünmeden yaşamayı seviyorum. Gözüm karadır. İmaj hiç umurumda değil. Sokağa çıktığımda eğlenmeliyim. Kim ne demiş, kim beni dans ederken görmüş, kim beni eğlenirken görmüş?. Etrafımda kim varmış, yokmuş diye bakmam bile. Eğer bir yerden veya ortamdan çok sıkılırsam kalmam, hemen ‘kaçarım.’ Arkadaşlarım ilk başlarda bozuluyorlardı. Kendimi çok sıkarsam da bayılıyorum. Gençliğimde ‘ayıp olmasın’ diye idare ediyordum. Şimdi kendimi daha çok seviyorum. Şimdi ne istediğimi daha net biçimde biliyorum. Biraz bencil bir röportaj oluyor ama ne yapayım?
Peki çok ‘dost kazığı’ yediniz mi?
S. Tümer: Hayal kırıklığı hissediyorsun. Sonra kendine suç buluyorsun. ‘Cin gibi geçinirsin, nasıl bu kadar yedin?’ dersin. Sonra tüm bu duyguların çatışması çıkar. Hem kendine, hem karşındakine kızıyorsun.
Sizinki nasıl bir olgunlaşma süreciydi?
S. Tümer: Annemler dört kız kardeşler; eniştemler, kuzenler... İtalyan aileleri gibi çok kalabalık bir aileydik; hep beraber büyüdük. Hem sevgi dolu, hem de eğlenceli. Okulda da ne istediğimi, nereyi kazanacağımı bilirdim. Öyle hayaller aleminde değildim. Kapasitemi biliyordum, öyle ders çalışmayı da sevmiyordum. Adil bir insanımdır; kendiminkini de insanların haklarını da savunurum. Herkes benim avukat olacağımı bekliyordu.
Rakip programlar için ne diyeceksiniz?
S. Tümer: Televizyonlardaki ölü bir saati canlandırdım. Şimdi herkes o saatleri doldurma peşinde karşıma insanlar çıkartmaya çalışıyorlar.
Reha Muhtar da program yapıyor. Siz birlikte de çalışmıştınız.
S. Tümer: Eski patronlarım rakibim oldu. Benim için güzel bir duygu, çok gurur verici.
Bakalım reyting savaşlarında ne çıkacak?
S. Tümer: Ben birinciyim. Hani Hülya Avşar’ın bir sözü vardı: ‘Bir belli; iki ile üç göstersin kendini.’

Kaynak:Hürriyet Magazin...

Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:10 Sebep: Kırık resimler
22 Mart 2009 17:22   |   Mesaj #4   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
‘Dişi Reha Muhtar olmak iyi bir şey’

Saba Tümer kendisi hakkında yapılan “Dişi Reha Muhtar” yorumları için “Bence iyi bir şey, ‘Dişi Reha Muhtar’ olmak. Reha Muhtar bir döneme damgasını vurmuş bir insan” diyor

Türkiye’de spiker ve sunucu çok, ama birçoğu salt bir görüntüden ibaret. Arkalarında bıraktıkları hiçbir iz yok.
Saba Tümer ise arkasında sadece kalın izler değil, efekt de bırakanlardan. Bir kahkahası bile onu anlatmaya yeter.
Daha önce Show TV’de yaptığı gibi yeni yeri Habertürk’te de haber verirken eğlendiren yanıyla kendine özgü bir kitlesi olan Saba Tümer’le bu “Cafe Sohbeti”ni gözde mekânlarından biri olan Nişantaşı’ndaki Long Table’da yaptık.

Ege Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü’nü bitirdikten sonra 6 ay İzmir’de SKY TV’de çalıştın. Sonra İstanbul’a geldin ve Gülgün Feyman’dan diksiyon dersi almak istedin ama o sana ders vermedi, niye?
Ege Üniversitesi’nde okurken SKY TV’den bana teklif gelmişti. Tam başlayacakken annem öldü. SKY TV bana diksiyon dersleri aldıracaktı, o yüzden onu kaçırdım. Ondan sonra çalışmaya başlamadan önce Nuri Çolakoğlu aracılığıyla randevu alındı kendisinden. Pılımı pırtımı topladım, geldim ama Gülgün Hanım vermedi ders, geri döndüm.

Niye vermedi?
Nuri Bey’e “S’leri patlıyordu, çok uzun süreli bir eğitim gerektiriyordu” demiş. O dönem o da annesini kaybetmişti, belki de onun etkisi oldu.

Sonra karşılaştınız mı hiç?
Bir kere karşılaştık.

“O diksiyon dersi vermek istemediğin kız benim işte” demedin mi kendisine?
Demedim, çünkü biliyordu benim olduğumu... O dönem telefonlarıma bile çıkmamıştı. Cep telefonu da yoktu o zaman. Bir arkadaşın evinde kalıyordum. Bakkala bile gidemiyordum, su falan almaya. Hani olur da arar diye... Bir baktım üç gün geçmiş hâlâ aramıyor. Aradım Nuri Bey’i dedim ki ne telefonlarıma çıkıyor, ne de arıyor. O zaman arayınca Nuri Bey, ona söylemiş, çok uzun bir eğitime ihtiyacım olduğunu, o kadar da vakti yokmuş. Çok havalı gelmiştim İstanbul’a Gülgün Feyman’dan ders alacağım diye ama kös kös döndüm. Her işte bir hayır vardır. İzmir’de TRT eski baş spikeri Günay Oğuz’u buldum. Hepsinin hocası yani.

Acaba “Bu kızdan spiker, sunucu falan olmaz” diye mi düşündü yoksa yarın öbür gün kendine rakip olur diye mi?
Öyle bir şey düşündüğünü düşünmek istemiyorum diyeyim, ama iyi oldu.

İzmir’den İstanbul’a hangi hayallerle geldin, o hayallerin ne kadarı gerçekleşti?

Tabii ki İstanbul’a gelmek, yeni kurulan NTV’de çalışmak çok güzel. Oh dedim çok şükür İstanbul’a gidiyorum, yeni bir hayat beni bekliyor. Annem vefat ettikten sonra İzmir’de kalmak çok zor geliyordu. Kız kardeşim de İstanbul’da okuyordu. Bir şekilde İstanbul’a gelip hem ona sahip çıkmak istiyordum, hem de yeni bir hayat kurmanın vakti gelmişti diye düşünüyordum. İzmir’de çalışınca önünü çok fazla göremiyorsun hem de çok fazla para kazanamıyorsun. NTV’den teklif gelince artık zengin oldum dedim ama hâlâ zengin olamadım. (Gülüyor) O amaçla geldim olmadı, ama güzel işler yaptığıma inanıyorum. İyi ki de gelmişim.

Ekşisözlük’te hakkında yapılan yorumlar arasında “Dişi Reha Muhtar” yorumları da var. Sen kendinde bir “Dişi Reha Muhtar”lık görüyor musun?
“Dişi Reha Muhtar” olmayı kötü bir şey olarak algılamadım. Bence iyi bir şey, “Dişi Reha Muhtar” olmak. Reha Muhtar bir döneme damgasını vurmuş bir insan yani...

Bir gece Altay programına konuk olmuş ve sana, “Senin için bir türkü söyleyeyim. Hangi bölgeden olsun?” demiş. Sen de ona masanın önünü gösterip, “Bu bölge olabilir” demişsin.
(Gülüyor) Olayı tam hatırlamıyorum ama herhalde espri yaptım.

Bu tür başka gafların var mı?
Ohooo gaf dolu benim hayatım. Refah Partisi’nin kapatılacağı dönem NTV’deyim. “Son dakika, çabuk Necmi Hatipoğlu’na bağlanıyorsun” dediler. Ben sandım ki RP’li Yasin Hatipoğlu... Necmi de NTV’ye yeni girmiş bizim Ankara muhabiriymiş. Sayın Hatipoğlu diye devamlı sorular soruyorum. En son yönetmen dedi ki, “Bizim muhabir Necmi Hatipoğlu o” Bir kere de Belkıs Kılıçkaya vardı bizim Paris muhabiri. Bir yayında dilim sürçtü ona da Belkıs yerine Belkıç dedim.

Ekranda rahatlıkla lakaytlık arasındaki çizgiyi karıştırdığın konusunda da eleştiriler var sana karşı.
Ben buna katılmıyorum.

Programa konuk aldığında o insanları evine misafir gelmişler gibi mi görüyorsun?
Onları aynı evde ağırlıyormuş gibi görüyorum. O şöhretin altında kamufle etmeye çalıştıkları öz benlikleri var. Önemli olan onun içine girebilmek. O egosuz cümleyi ortaya çıkarmayı hedefliyorum. Onun için de rahat bir ortamda tatlı tatlı, sanki evde sohbet ediyormuşçasına konuşurken onu çıkartmaya çalışıyorum.

Bazen konuklarına soru yönelttikten sonra ekrana yansıyan müstehzi bir gülüşün oluyor. Bu da sorduğu soruya kendi bile inanmıyor algısı yaratıyor ?
Oluyor tabii. Pohpohlama sorumu, kıvama getirme sorusu oluyor, soruyorsun ama artık seyirci her şeyimi o kadar ezberledi ki hemen anlıyor onu...
‘Televizyonculukta çok iyiyim ama bir yıl işsiz kaldım’
Habertürk’e başlamadan önce bir ekran yıldızı olmana rağmen bir yıl işsiz kaldın. O süreç sana neler öğretti?
Çok sancılı bir süreçti. Çünkü ben televizyonculukta çok iyi olduğuma inanıyorum. Bir sene boyunca bekleyecek bir insan değildim. Ama beklemeyi ben tercih ettim. Gündüz kuşağını denedim ve bana uygun olmadığını anladım.

Bundan sonra da hep “gecelerin kadını” mı olacaksın?
Benim izleyicim gece. 1.5 sene gündüz programı yaptığımda ve sonrasında çalışmadığım bir yıl boyunca gelen e-postalardan, söylenenlerden onu anladım. Beni ekranda hep gece görmek istiyorlar. Ben de gece daha bir verimliyim, benim de kafa gece daha fazla çalışıyor. Şimdi çalıştığım için gece 04.00’te yatıyorum, çalışmadığım dönemlerde de en erken 01.00’de yatıyordum.

Bu “gece kadını” trafiği erkek arkadaş barındırabilen bir sistem midir?
Hayır. Valla o çok zor. Erkek arkadaşın olunca adamın 08.00’de ya da 09.00’da gittiği bir işi oluyor. O bakımdan çok zor. Denedim olmadı, ben de işi tercih ettim. (Gülüyor)
Konuşturmak için oynuyor
En yakın dostun kim?
Kız kardeşim Eda.

En keyif aldığın konuklar?
Sergen Yalçın, Erman Toroğlu ile Şansal Büyüka... İbrahim Tatlıses.

Bazen öylesine samimi bir hava yaratıyorsun ki program bitince sanki yandaki suite geçeceksiniz durumu oluyor.

Yok artık.

Show TV’de İbrahim Tatlıses’i konuk ettiğin program onlardan biriydi mesala.
Bilardo oynadığımız program mı? O dönüm noktası oldu kariyerimde. Karşındakini konuşturabilmek için o samimiyeti kurman gerekiyor.

Ne kadar samimiyet o kadar itiraf diyorsun ama bazen de böyle algılanabiliyor?
O program icabı, iş icabı...

Yani” Oynuyorum orada konuğu konuşturabilmek için” diyorsun?
Tabii.
‘Mutlaka Tarkan’ı çıkartmalıyım’
Keşke yapmasaydım dediğin neler var?
Keşke yapmasaydım diyeceğime yaparım.

İyi ki yaptım dediğin neler var?
İyi ki Reha Muhtar zamanında Show TV’ye geçtim, iyi ki Okan Bayülgen’le çalıştım. İyi ki Erdoğan Aktaş’ın teklifini kabul edip Habertürk’e geçtim.

Mutlaka yapmalıyım dediğin ne var?
Mutlaka programıma Tarkan’ı çıkartmalıyım. Bir de şu dönem İlhan İrem.

Beyaz da Tarkan’ı çıkarmanın peşinde.

O prodüksiyonla yarışamam ben...
10 ismin çağrıştırdıkları
Gülgün Feyman: Hayal kırıklığı
Günay Oğuz: Hayatımdaki en önemli insan
Reha Muhtar: İyi ki çalışmışım
Nilüfer: Show TV’ye geçmeme vesile olan insan
Oray Eğin : Çok özel bir arkadaşım
Arda Turan : Çok severim
Okan Bayülgen: O dönem içinde başıma gelen en iyi şey
Cem Özer: Yorumsuz
Ayşe Özyılmazel: Tatlı kadın
Pakize Suda: Çılgın kadın

Kaynak:Milliyet-Cafe...

Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:10 Sebep: Kırık resimler
22 Mart 2009 19:31   |   Mesaj #5   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
Saba Tümer, “Saba Tümer ile Bu Gece”nin 200. bölümünü ve gece programına başlamasının 12. yılını bir partiyle kutladı

Habertürk TV’de hafta içi her gece “Saba Tümer’le Bu Gece”de ünlü isimleri ağırlayan Saba Tümer, programının 200. bölümünü özel bir partiyle kutladı... Taksim Talimhane’de bulunan Portofino Stage’de gerçekleşen davete iş ve sanat dünyasından birçok isim katıldı. Partiye katılan isimler arasında, Beyazıt Öztürk, Meral Okay, Petek Dinçöz, Can Tanrıyar, Oktay Kaynarca, Ece Gürsel, Mehmet Aslan, Melek Baykal, Güven Hokna, Cenk Eren, Yaşar, Esra Erol, Gani Müjde, İclal Aydın, Didem Uzel, Fatih Ürek, Acun Ilıcalı, Pınar Aylin, Başak Sayan da vardı.
Sponsorlu Bağlantılar
Bir konuşma yapan Tümer, “Bugün aynı zamanda bu işe başlayışımın, yani NTV’ye başlamamın 12. yıl dönümünü de kutlamış oldum” dedi ve kendisine destek veren herkese teşekkür etti.

“Eleştirilmek güzeldir”
Konuklarını kapıda tek tek karşılayan Tümer, “Çok mutluyum. Birçok dostum, bu özel günümde beni yalnız bırakmadı. Program tam hızıyla devam edecek. Yapılan eleştiriler beni rahatsız etmiyor. Çünkü eleştirilmek güzeldir, bir şeyler yapıyoruz ki eleştiriliyoruz” dedi.

200. programa pasta kesti
Sürpriz slayt gösterisiyle başlayan gece, Saba Tümer için özel hazırlanan pastanın kesilmesiyle devam etti. Tümer’in konuşmasının ardından sahneye Ferdi Özbeğen çıktı. Özbeğen’in nostaljik şarkıları gece geç saatlere kadar devam etti.

-------------------------
Haber sunmak beni paranoyak yaptı


Spikerlik yaptığı dönemde ruh sağlığının bozulduğunu söyleyen Saba Tümer, “Sunduğum her haber benim başıma gelecekmiş gibi hissediyordum. Bir ara paranoyak olmuştum” dedi

Hafta içi her gece hazırlayıp sunduğu “Saba Tümer’le Bu Gece” adlı programla son günlerin en çok konuşulan ismi olan Saba Tümer, bir dönem sunduğu haberlerin ruhsal durumunu etkilemesi üzerine paranoyak olduğunu söyledi. Türkiye’ye gelen dünyaca ünlü bir astroloğun “Senin misyonun haber sunmak değil” demesiyle hedefini değiştirdiğini söyleyen Tümer “Hedefim ana haber sunmaktı ancak bir türlü gerçekleşmedi. İyi ki de onu dinleyip hedefimi değiştirmişim. Gerçek misyonumu buldum” dedi.

Programdaki başarınızı neye bağlıyorsunuz?

Bir kere Habertürk yönetiminin bana inanmasına, güvenmesine bağlıyorum. Kendi başıma yaptığım programlarda daha önce de bir başarı vardı. Biz yola çıkarken “Sizleri tatlı bir tebessümle uykuya göndereceğiz” diye bir vaatte bulunmuştuk. Bunu yerine getirdik. Tabii ki beş büyük kanalla yarışmıyoruz ama son iki aydır diğer haber kanallarının hepsini geçtik.

Daha önce ikili olarak yaptığınız programlarda bu başarıyı yakalayamadınız. Kendi başınıza program yapmak daha mı kolay?
Tek program yapmak daha avantajlı. Çift olunca ben kendimi geri plana çekiyorum ve kendim olamıyorum. Tek olunca çok rahatım. Programı yürütmek zorunda olmak bana ayrı bir keyif veriyor.

Haber sunuculuğunu bırakıp böyle bir yola girmeye nasıl karar verdiniz?

İlk başta haberlerin içinde 15 dakika konuk ağırlıyordum. O zamanlar programın adını koyacağımız zaman içinde “haber” kelimesi geçsin istemiyorum dedim. Onun üzerine “Saba Tümer’le Bu Gece” koydum adını. Haber olunca daha bir kısıtlayıcı oluyor. Artık haber sunmak istemiyordum.

Neden haber sunmak istemediniz?
Haber gerçekten çok ciddi bir iş. İnsanın ruh sistemini etkileyen bir şey. Yolda giderken “Şarampolden yuvarlanan araba” “Uçağın tekerlekleri açılmadı” gibi metinler geçiyordu aklımdan. Bir ara paranoyak olmuştum. Sunduğum her şey benim başıma gelecekmiş gibi hissediyordum. Hedefim ana haberdi ancak bir türlü geçemedim. Dünyaca ünlü bir astrolog Türkiye’ye gelmişti ve bana “Senin misyonun haber sunmak değil” dedi. O kafamı kurcalamaya başladı ve hedef değiştirdim. İyi ki de değiştirmişim. Gerçek misyonumu buldum galiba.

Konukları seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?
Gündemde olan ya da gündeme gelmek isteyen konuk oluyor bize. Bizim program herkesin farklı yönünü ortaya çıkarıyor.

Teoman şaşırttı
Konuklarınız arasında beklemediğiniz bir performans sergileyenler oldu mu?

Oldu. Mesela Sergen ve Teoman. Teoman gerçekten hiç beklemediğim bir performans sergiledi. Hiç o kadar açık yüreklilikle konuştuğunu görmemiştim. Sergen’le yaptığım söyleşi de çok keyifliydi.

Peki konuk etmeyi isteyip de ikna edemedikleriniz oluyor mu?
İlhan İrem’i çok istedik ama çıkmıyor. Onun dışında pek olmadı. Brad Pitt’i aramadık tabii (Gülüyor) Acun getirse de biz de nasiplensek .

Canlı yayın, birçok konuk sizi zorlamıyor mu?
Boynum ve sırtım tutulmuş vaziyette. Orada çok rahat gibi görünüyorum ama kasılıyorum. Canlı yayında ağzınızdan çıkacak bir kelime bütün kariyerinize mal olabilir. O saat dilimini doldurmak, sorular sormak zor yani.

Ekranda sanki evinizde sohbet eder gibisiniz.
Oradaki gerginliği bana sor. Rahatım ama geriliyorum canlı yayında. O kadar kasılmaktan çenem falan ağrıyor.

Çeneniz gülmekten ağırıyor olabilir mi?
Olabilir tabii (Gülüyor).

Gülüşünüzü ya çok seviyorlar ya da nefret ediyorlar.
“Gülsün” diyenler çoğunlukta. En azından onlar mesaj atıyorlar. “Gülmesin” diyenler de mesaj atsınlar ona göre gülmeyeyim (Gülüyor). Ben ekranda oynamıyorum içimden geliyor gülüyorum.

Saç renginiz, giyiminiz, takıları-nız kadınlar tarafından takip ediliyor?

Evet kuaförümü soruyorlar, saç boyamı soruyorlar. Taktığım bileziği çok beğenip istiyorlar. Benim malım kıymetlidir. Eşyalarımı öyle veremem kimselere (Gülüyor).

Ekranda göğüs dekoltenizle konuşuluyorsunuz.

Ben dekolte giymediğimi sanıyorum. Birkaç omuzu açık elbisem vardı onları giydim. Normal hayatta daha çok dekolte giyen biriyim.

200. programınızı yaptınız. Özel bir gece hazırlandı nasıl geçti?
Salon o kadar güzeldi ki düğün salonu gibiydi. Kardeşime “Eda ablam evlenmedi demezsin” dedim. Evlilik öncesi prova gibi oldu. Her masayla tek tek ilgileniyorsun aynen düğün gibiydi. O yüzden düğün yapmamaya karar verdim.
Çocuğum olursa işimi bırakır, kendim büyütürüm
İş hayatınız istediğiniz gibi ilerliyor, peki aşk hayatınız ne durumda?
Bazı insanlar evlenmek için doğuyor ve büyütülüyorlar. Ben onlardan değilmişim. 20’li yaşlarda evlendin evlendin, belli bir yaşa gelince ne istediğini biliyorsun ve zorlaşıyor evlilik. İşim var, kendi paramı kazanıyorum bir de evlilik zor. Çok âşık olmam lazım, mutluluktan tavana vurmam lazım. Hem fiziksel, hem ruhsal tatmin olmam lazım evlenebilmek için.

Çocuk yapmayı istemiyor musunuz?

Çocuk çok seviyorum. Güzel yanaklı çocuk gördüğüm zaman dayanamayıp öperim. Çocuğu büyütürken çalışmayı düşünen bir insan değilim. Çocuğum olursa işimi bırakıp onu büyütmek isterim.
Eski patronlarım şimdi rakibim oldu
Programa başlarken bu kadar beğenileceğini öngörmüş müydünüz?

Biliyordum. O saat televizyon kanalları için ölü bir saatti. Ben bunu yapmaya başladıktan sonra NTV Okan Bayülgen’le “Sade Vatandaş”ı koydu. CNNTürk Reha Muhtar’ı koyuyor. O saati dilimini hareketlendirdim. Bu konuda mütevazı olamayacağım. Eski patronlarım şimdi rakibim oldu.
Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:11 Sebep: Kırık resimler
31 Mart 2009 13:41   |   Mesaj #6   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
Saba Tümer: "İstesem çoktan evlenirdim"
Habertürk ekranının neşeli yüzü Saba Tümer, gecenin bir yarısı herkese kahkaha attırıyor. Peki programın lokomotifi bu kahkahalar ne kadar gerçek?

En son ne zaman güldünüz?
☺☺☺
Haberci misiniz, programcı mı? Kendinizi ne olarak görüyorsunuz?
Haberci olmasam o soruları soramam ama kendimi artık iyi bir ‘talk show’cu olarak görüyorum.
Her gün kimi ağırlasanız sıkılmazsınız?
Herkesten sıkılırım. Ama Acun, Sergen, Erman Toroğlu ve Popstar Mehtap en sevdiğim konuklardı.
Son anda konuklar iptal etti diyelim, ne yaparsınız?
Bunu düşündük. Benim çıkıp kendi kendime konuşmama karar verdik. ‘Saba Tümer’e sorun’. ☺

“VALLA BEN BÖYLEYİM”
Ciddi konuklar, “Ne sıkıcı, Saba’yı güldüremedi” demesinler diye ekstra eğlenceli moda giriyor mu bazen?
Seni de o moda sokmadım mı?
☺☺
Hakan Peker gibi örnekler de var.
Hakan çok gergindi o gün, ben de çok sulu bir günümdeydim. Üstüne malum mesaj geldi. “Hakan’la tahin arasındaki fark nedir: Hakan Peker, Tahin Pekmez.” Yönetmen Hüseyin “İnşallah Saba görmez” demiş ama gördüm ve kaçınılmaz son; deli gibi gülmeye başladım. ☺☺☺

Program böyle tanındı diye, yalandan gülüyor musunuz?
Kaç yıldır tanırsın, ben böyleyim. Ay, Yılmaz Morgül gibi konuştum. ☺☺☺ Hep gülerim yani. Ama konuğu havaya sokmak için olmadık yerde güldüğüm de oldu arada.
Bana da gülme geliyor şu an.
Taksiye bindim, telefonda gülüyorum. “Abla gerçekten gülüyormuşsun, evdekiler merak ediyordu, söyleyeyim” dedi. ☺☺

Programa iyi hazırlanmadığınızda durumu kahkahayla mı örtüyorsunuz?

Araştırıyorum mutlaka. “Beş çocuklu” yazmışlar haberde, adam “Üç” deyince, “Hayır ayol beşmiş” diyesim geliyor sonra da doğal olarak gülmeye başlıyorum. ☺☺

Rakibiniz var mı?

Olmaya çalışan var. O kadar çok taklit eden var ki sinir oluyorum.

Yönetmen Hüseyin, Hamdi Bey’e rakip midir?

Hamdi Bey formatta var, Hüseyin bir anda çıktı. Ama benim programın beyni Hüseyin’dir.

“SEVGİLİNİN ARKASINDAN ÇOK AĞLADIM”

Aşık oldunuz mu?
İki buçuk kere. ☺☺
Nasıl buçuk?
İkisine kesin oldum ama birinde yarım oldum işte. ☺☺☺
Biriyle yaşadınız mı?
Denedim ama dört buçuk yıldan sonrasını getiremedik. Olsaydı, evlilikle biterdi. Şimdi yoğunlukta ilişki nasıl olur bilmem.
E program 10 yıl devam ederse?
Dur daha bir yıl oldu, keşke etse. Vardı biri canım, yeni bitti, taze. ☺
Ağlar mısınız sevgilinin arkasından?
Ağlarım ama ona değil kendime; niye sonunu getiremedim diye. Ama
bence aşk gerçekten doğru zamanda bulunan doğru insanla yaşanıyor. Ben şu an nadastayım. ☺☺

“KOKU GELMEYE BAŞLADIYSA AŞK BİTER”
Erkek arkadaşlarınız sizi nasıl anlatır?
Huysuz ve tatlı kadın. ☺☺☺
Elinizde olsa kime dönerdiniz?
İkinciye. O da diğerleri gibi benim yüzümden bitti. Sonra tabii pişman oldum. Evlendi zaten. Tek dost olamadığım da odur. ☺☺☺
En sevdiğinizle mi en iyi sevişirsiniz?
Tabii. Cinsellikle aşkın paralel olduğuna inanıyorum. Birbirini tamamlamayacaksa hiçbiri olmasın.
Hayatınızdaki erkek nasıl olmalı?
Sosyal, komik, temiz, dürüst.
Çok aşıksınız ama pis kokuyor.
Aşkın gözü körse, burnu da koku almaz. ☺☺ “Aşk hayalle gerçek
arasındaki fark anlaşılıncaya kadar geçen süre” der okuduğum kitap.
Soruya dönersek, koku gelmeye başladıysa aşk bitmiştir. ☺☺☺

Ailede başka ünlü var mı?

Mahmut var (Özgener), Futbol Federasyonu Başkanı. Altay’ın başkanıyken giderdik maçlara Maho’nun gönlü olsun diye. Aklımın ucundan geçmezdi başkan olacağı.
Nasıl bir genç kızdınız?
Sorumsuz, lay lay lom bir tiptim. 24 yaşında annemi kaybedince büyüdüm. Korkunçtu... Anne gidince her şey değişiyor.
Kız kardeşiniz ne yapıyor?
Çocuk bakıyor. Yeğenimle aramızda “aşk-nefret” ilişkisi var. “Teyze Ali’yi seviyor” yazdım, çarpı yaptı, daha çok ilgileneyim diye. Geçen gün “Hadi aç
Saba Tümer’le Bu Gece’yi” demiş. “Teyzemi” değil yani ciddiyet kazandırıyor duruma. Sonra sıkıcı bugün deyip kapatmış.
Evlen baskısı var mı ailede?

Arada şakayla karışık söylüyorlar ama baskı yok. Eş bulmaksa mesele
100 tane bulurdum, o ayrı. ☺☺

“OLMADIK YERLERDE GÜLÜYORUM”

Olmadık yerlerde gülme geliyor mu?

Sence. ☺☺☺ Sibel Can’dan çıktım bir gün, “Taksi çağırır mısınız ama durak taksisi olsun” dedim, adam da arabasının gelmesini bekleyen müşteriymiş. “Özel olmaz mı” dedi, yüzüne bir püskürdüm. ☺☺☺ Bir düğünde damadın babasını şef garson zannettim, onlar da öyle giyinir ya. ☺☺☺
Acaba eskiden “deli” derler miydi?
“Asmalı Konak”ı izliyoruz sinemada. Akmıyor film; Özcan Deniz (evsiz kendisi) bir şey dedi, gülmeye başladım. Teyzem üzerime palto kapattı. Herkes sıkılmış, bütün sinema gülmeye başladı.
Acaba bu kadar gülmenin altında ne var, sordunuz mu kendinize?
Hayat devam ediyorsa ben de dalga geçip zevk alıyorum. Ama bir gerçek var, kimi zaman gözyaşlarım kahkaha olarak çıkıyor.

“HULOHOPLA GELEN GÜZELLİK”

Bedeninizden çıkın ve yukarıdan Saba’yı anlatın.
Ben de sorayım bunu yayında. “Ah be kızım keşke bu kadar yufka
yürekli olmasaydın. İyi insansın ama fazla bencilsin Saba.”
Görmediğimiz nereniz güzel?
İçim. ☺☺☺
İncecik beliniz var, ekranda belli olmuyor.
Çok hulohop çevirdim. Eskiden dört beşini aynı anda çevirirdim.
☺☺☺
8 Temmuz 2009 18:35   |   Mesaj #7   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
Saba Tümer bikinili
Ekranların en sevilen sunucularından biri olan Saba Tümer, bu yaz Bodrum'da hem iş hem tatil yapıyor. Geceleri canlı yayına çıkan Tümer, gündüzleri ise sezonun yorgunluğunu çıkarıyor.

-------------------------------------------------------------------------------------
Ben ikoncan değilim
Saba Tümer'den, aşk dedikoduları ve bikinili görüntüleri için ne dedi.
Saba Tümer, "Bu programı 1,5 senedir falan yapıyorum. 1,5 sene içerisinde, programa gelmiş olan 7-8 kişiyle dedikodum çıktı bir şekilde! Ya hani, mangal gibi bir yürek olması lazım, 7-8 kişiyi birden hayatına sığdırabilmen için. Nasıl olabilir böyle bir şey?" diye konuştu.
BEN BİR PROFESYONELİM
Bu tür haberleri yazanların, kendisine tenezzül edip bir telefon dahi açıp sorma zahmetine girmediklerini ifade eden Saba Tümer, "Doğru mu diye sormuyorlar. Deliriyorsun ya! Ha ben aptal mıyım? Son derece zeki bir kadınım ki yarın öbür gün konuğum olacak birisiyle ne bir ilişkiye girerim ne herhangi bir şekilde hoşlanırım. Bir profesyonelim" diyerek tepki verdi.
BİKİNİLİ GÖRÜNTÜLERİ İÇİN NE DEDİ
Bir süre önce bikinili görüntüleri basına yansıyan Saba Tümer, "Ben vücudumla para kazanmıyorum. Çocuğa da söyledim, fotoğrafı çeken çocuklara. Dedim ki 'Ben vücudumla para kazanmıyorum, artist değilim, bir şey değilim. Ben sizin meslektaşınızım' dedim. Hani 'Böyle bir şeye gerek yok' dedim. Yine de çektiler" diye konuştu.Tümer'in bu sözlerine "Kötü değildi ama" diyen Aydın'a yanıtı ise "Kötü değildi ama ne gerek var. kimsenin ben, benim vücudumu merak ettiğini sanmıyorum" dedi. Aydın işi iyice espriye vurarak "Yoo, ben merak ettim ve baktım işte. Baktım yani ciddi ciddi baktım ve çok da beğendim" dedi. Bu sözlere kahkahalarla gülen Saba Tümer, fotoğrafının çekilmesinden sonra gittiği Çeşme'de yine görüntülenecek diye panik denize girmekten çekindiğini belirtti. Tümer, "Nasıl biliyor musun Bodrum'da? Atmaca gibiler. Kafanı çeviriyorsun şuradan bir objektif tane çıkıyor, buradan bir tane çıkıyor. Ne yapacağını şaşırıyorsun" diye konuştu.
İKONCAN DEĞİLİM
Şarkıcı Aydın, Saba Tümer'e "Türkiye'nin Oprah Winfrey'isin. O da herşeyiyle merak ediliyor deyince, Tümer "Ama ikoncan değilim" diyerek konuyu kapattı.
Televizyon Gazetesi
Kaynak

Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:12
29 Temmuz 2009 15:33   |   Mesaj #8   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
Saba Tümer çok iddialı geliyor!

Dün CNN TÜRK için imza atan Saba Tümer, "Çok mutluyum. Heyecanlıyım. İnşallah iki taraf için de iyi olur" dedi.

CNN TÜRK ekranından "merhaba" demeye hazırlanan Saba Tümer, sürprizlerle geliyor.

Dün CNN TÜRK için imza atan Saba Tümer, "Çok mutluyum. Heyecanlıyım. İnşallah iki taraf için de iyi olur" dedi.

Tümer hayranlarıyla CNN TÜRK ekranında yeni yayın döneminde buluşacak.

Saba Tümer yeni kanalında iddialı.

Tümer, "Yeni dönemde izleyicileri sürprizler bekliyor" dedi.
Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:13
2 Eylül 2009 12:42   |   Mesaj #9   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
“Psikiyatrım diyor ki bu kahkahalar kamuflajmış”

Attığı kahkahalarla meşhur programını yarın akşamdan itibaren CNN Türk’te devam ettirecek olan Saba Tümer: ”Psikiyatrım dedi ki bu neşemin altında aslında hüzün varmış; kahkaha da bir kamuflaj, bir kaçışmış. Ama bunu değiştirmeme de gerek yokmuş.”

Memleket sınırları dahilinde “Bayan Kahkaha” payesini Güzide Kasacı’dan devralmayı başardı Saba Tümer. Üstelik birkaç yıl önce döpiyesli bir haber spikeriyken şimdi şen kahkahası ile anılıyor. “Bu benim” diyor, “Hep de böyleydim”... Söyleşi boyunca da sayısız kereler güldü, uzun uzun kahkahalarla hem de. Konuşma bandını kulaklıkla çözerken sesini kısmak zorunda bırakacak kadar üstelik.
Randevumuza geldiğinde ilk konuk derdinden mustaripti. Yarın CNN Türk’teki ilk programı başlıyor ve bugüne kadar hiç edinmediği bir endişeyle karşılaşmış: İlk konuk kim olacak? Bu kritik soru çerçevesinde sayısız telefon konuşması yaptı söyleşi boyunca...
Gerçekten çok neşeli, çok rahat, çok olumlu... Ekrandaki gibi yani. Ama konuşurken göründüğü kadar gamsız olmadığı çıktı ortaya. Uzun uzun konuşup hislerine dair pek bir şey söylemeyenlerden. Eğer ilgiyi kahkahasına ve neşeli görüntüsüne çekebilirse deşifre olmayacağını öğrenmiş belli ki...
Biraz deştik bu konuyu söyleşide, fazla derine indikçe yine kahkahayla çıkardı bizi su yüzüne.

Medya sitelerinde sözleşmeyi bozduğunuz için Habertürk’e 250 bin TL tazminat ödediğiniz yazıldı. Doğru mu?
Bir tazminat ödedim, onların isteğini yerine getirdim. Ama parasal olarak sormayın çünkü bu ticari unsur. CNN Türk’e geçtiğim için çok mutluyum. Mehmet Ali Birand beni her gördüğünde “Seni transfer etmeyi çok istiyorum ama sana boyum yetişmiyor” deyip duruyordu.

Neden yetişmiyor?
Bilmem, hiç sormadım. En son bir davette gördüm, yine aynı cümleyi söyledi. Benim ayağımda topuklular vardı “Aynı boydayız artık” dedim. Kısa süre sonra bu transfer oldu. Ben de zaten çok istiyordum onunla çalışmayı. Zaten transferimden sonra kanallar arasında birçok transfer gerçekleşti. Sayemde çok kişi para kazandı. Onlardan tek isteğim “Allah razı olsun” demeleri.

Habertürk’ten ayrılma süreciniz “Süperstar Aile” programıyla başladı. Pişman mısınız o işe girmiş olmaktan?
Hayır, ben bugüne kadar pişman olacağım hiçbir iş yapmadım. Profesyonelce düşündüm. Böyle bir tecrübeyi hayatıma katmak istiyordum. Amacım, kendi programımın formatı dışında bir şey yapmaktı.

CNN Türk’te format değişikliği olacak mı?
Hayır, her şey aynı.

Yaptığı işten memnun olanlardan mısınız, kendi kendini yiyenlerden mi?
Hiç yemem. Bazen eve gidince “Şu soruyu da sorsaydım” dediğim oluyor, o kadar.
“Mail’leri okurken konuğumu dinliyorum. El işte göz oynaşta”

Gerçekten enerjiniz bu kadar yüksek mi?
Herhalde öyleyim. Ekrana çıkınca değişmiyorum. Zaten o enerjim var. Ama enerji derken, buradan Etiler’e kadar koşacak enerjim yok. Oturduğum yerde her şeyi yapacak enerjim var!

Programa nasıl hazırlanıyorsunuz?
Allah Google’dan razı olsun, bilgileri çıkarıp onları okuyorum. Çoğu soru doğaçlama oluyor ama bazen tıkanıyor sohbet, o zaman önümdeki bilgilere dönüyorum. Ya da izleyiciler de artık Google gibi oldu, onlardan da bilgiler geliyor.

Bazen o e-postaları okurken karşınızdakini dinlemiyormuş gibi görünüyorsunuz.
Dinlemiyormuş gibi gözükürüm ama dinliyorum tabii... Hani eli işte gözü oynaşta derler ya! Onu dinlerim, bunu okurum, öteki tarafa cevap da yetiştiririm.

Konuklar rahatsız olmuyor mu o ekrana gömülmüş halinizden?

Ama sözleri bitince onları dinlediğime dair bir soru soruyorum. Şu anda seninle konuşurken de kafamda konuk ayarlıyorum. Bazen de konuk cümlesini bitirmeden başka bir soru aklıma geliyor, lafı da uzatmışsa sıkılıyorum, hemen atlayıp o soruyu soruyorum. Bir sorunun bir cevabı var, onu ağdalandırmaya gerek yok. Evet mi, hayır mı, belki mi? Akademik cevaptan da sıkılıyorum.

Bir konuk için çalışma süreniz ne kadar?
Bir saat falan.

Az değil mi?
Yo, konuğuna göre ama. Yeni albüm çıkaran birini ne kadar çalışabilirsin ki? Ama uzayla ilgili bir konu olursa daha çok çalışırım, eşimi dostumu ararım. Herkesin çok sevdiği bir dizi vardır, onun oyuncusu gelecektir, kanalın ulaştırmasını arar “Ne sormak istersiniz?” derim.

Ya muhabbet tıkanırsa...
Can havliyle bir şey geliyor aklıma. Ya izleyiciden soru geliyor ya da gülüyorum, düşünme payı alıyorum kendime.

Hiç kahkaha atmadığınız program oldu mu?
Oldu tabii. Çok ciddi bir konuydu. Bir sürü mesaj geldi, bu akşam neden gülmüyorsunuz diye...

Bazen o kahkahayı atmak için fırsat yaratıyorsunuz gibi geliyor.
Ben gülmeyi seviyorum, normalde de böyleyim. Yolda yürürken aklıma bir şey gelip kendi kendime de gülüyorum. Bazen kendi kahkahama uykumdan uyanıyorum. Rüyamda komik bir şey görüyorum, gülüyorum, kendi sesime uyanıyorum.

“Çocukluğumda ‘Herkes bize bakıyor, böyle gülme’ derlerdi”

Ne zaman keşfettiniz bu kahkahayı?
Çocukluğumdan beri böyleyim. Bunu Okan Bayülgen keşfetti. Ben ekranda gülünmez zannediyordum, “Normalde ne kadar güzel gülüyorsun, niye ekranda böyle ciddisin?” dedi. Ben de rahatladım, içimde patlamıyor en azından kahkaham.

Çocukluğunuzda da böyle mi gülüyordunuz?
Evet. “Herkes bize bakıyor, böyle gülme” derlerdi bana.

Ağladığınız program oldu mu?
Tutuyorum. Ekranda ağlayınca yanlış anlaşılıyor ya, reyting uğruna ağladı diye.

Reyting uğruna kahkaha attı da deniyor.
Ama o benim! Geliyor o kahkaha. Bir de başkasının karşısında ağlamayı da sevmem.

Siz çok açık görünüp içine kapalı olanlardan mısınız?
Evet. Duygularımı gösteremem. Çok severim ama karşımdaki emin olamaz sevgimden.

Neden?
Bilmiyorum, onun için gittik psikiyatra.

Ne dedi?
Benim bu neşemin altında aslında hüzün varmış ve kendime bunu kalkan yapmışım.

O hüznün kaynağı kaybetme korkusu mu?
Evet. Bu korku hep vardı ama annemi kaybettikten sonra yoğunlaştı. Önceden bu kadar katı değildim, annemden sonra tamamen kalkan oluştu. Ben bile delemiyorum. Yakınlarım anlıyor benim bir şeyleri kamufle etmeye çalıştığımı.

Kahkaha da bir kamuflaj mı?
Öyle dedi zaten psikiyatr. Kendime onu çok güzel bir kaçış olarak bulmuşum. “Değiştirmenize de gerek yok” dedi. Bunu yok edip sıfırdan bambaşka bir kalkan yaratmak belki beni daha depresif yapacak.

“Dost kazığı yüzünden işsiz kaldım”

Sizi ne depresyona sokar?
Aşk acısı, dost kazığı, işimi istediğim gibi yapamamak...

En son ne zaman yaşadınız bunları?

Dost kazığını iki yıldır filan yemedim. İşimde istediğimi yapamamak da iki yıl oldu, işsiz kaldığım dönem. Onda bayağı depresyondaydım. O da dost kazığı sebebiyle olmuştu. Bir kanalın yöneticisi benim çok yakın arkadaşımdı. Bana bir program vaat etti, ben de başladım. Arkasında duracağını söylemesine rağmen durmadı ve kaldırdı yayından. Ondan sonra da bana ödemesi gereken parayı ödemedi. Sonra işsiz kaldım.

İş arayıp da bulamadınız mı, gelen teklifleri mi beğenmediniz?
Kapı kapı dolaşmadım. Tanıdığım birkaç yayın yönetmenine gidip şu an yaptığım programı anlattım. Hepsi bana “Bu saatte yapılacak program tutmaz” dedi. Onun için şu anda projeyi götürdüğüm hiçbir TV yöneticisinin televizyoncu olduğuna inanmıyorum.
Bir de “Biz seni arayalım” diyenler oldu. Bekle Allah bekle, arayan yok. Depresyona girdim, sürekli uyuyordum. Arada bir Oray (Eğin) gelip beni yemeğe çıkarıyordu. Onun hakkını ödeyemem.

“Aşk acım bir yanıp bir sönüyor”

Üçüncü depresyon nedenine dönelim, aşk acısı...
O da bir yıl önceydi. Daha taze...

Devam ediyor mu, teselli eden çıktı mı?

Teselli yolu aramadım. Kendi içimde yenmeye çalıştım.

Yendiniz mi?

Sorma böyle şeyleri, şimdi okuyup havaya girmesin! Bir yeniyorum bir yenemiyorum. Hani şarkı var ya, “Bir yangının külünü yeniden yakıp geçtin”. Tam o hesap. Bir yanıyor bir sönüyor.

Arkadaş da olunamadı yani...
Ben hep sonradan arkadaş oluyordum. Ama şimdi anladım ki onunla olamam. Çünkü arkadaş olmak, ancak bir kadının o adama karşı ne aşk ne sevgi ne de seksüel dürtü hissettiğine alamettir.

Nedir bu, terk mi edildiniz?
Yok! Severek ayrıldık... Diyelim... Anlasam zaten depresyona girmezdim.

Bu acıda da kahkaha efekti var mı?
Var, kesinlikle. Karşımdaki hiç inanmaz onu sevdiğime, üzüldüğüme... Bu kalkanım da kırılma, kaybetme korkusundan herhalde.


Saba Tümer’in “en”leri

- En konuşkan konuk: Şifalı taş uzmanı Ahmet Maranki ve Dr. İbrahim Saraçoğlu. Hastalanınca onları çağırıyorum. Hoşgeldiniz diyorsun, gerisini onlar getiriyor.
- En tutuk konuk: Vildan Atasever. Çok heyecanlandı, konuşamadı programda.
- İkna etmesi en zor konuk: İkna etmekte zorlanmadım ama bir sürü prosedür aştığımız Arda Turan’dı. Galatasaray Kulübü mahvetti beni.
-Gelmesini çok isteyip de başaramadığınız konuk: Emine ve Recep Tayyip Erdoğan, Tarkan, Sezen Aksu. Ama dördüyle de hiç iletişim kurmadım şimdiye kadar, belki red cevabını duymamak için.
-En komik konuk: Mehtap, Arda, Sergen, Yavuz Seçkin, Behzat Uygur.
-En trajik konuk: Kendisi trajik değildi ama Bedirhan Gökçe anneyle ilgili bir şiir okurken ağlamamak için zor tuttum kendimi.
Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:14
2 Eylül 2009 15:10   |   Mesaj #10   |   
kutsal54 - avatarı
VIP ... GÜLBEN ERGEN FANS!
Ajitasyona alışmış televizyon izleyicisinin ezberini bozdum

Saba Tümer kimdir' diye sorulsa herkesin aklına önce 'Şen şakrak kahkahalarıyla ortalığı neşeye boğan kadın' cevabı gelir herhalde. Söyleşiye giderken gülmekten konuşamazsak diye bayağı tedirgin olmuştum ama hiç öyle olmadı. Hem çok güldük hem de çok keyifli bir söyleşi yaptık. Ama en çok güldük 'Sizi ne güldürür' sorusu ona sorulacak en saçma soru olurdu herhalde. Ama ben sordum, o da 'Demek ki olurmuş. Bak buna da gülüyorum' diyerek ortalığı kahkahaya boğdu
Sponsorlu Bağlantılar

Habertürk'ten ayrılışınızı anlatır mısınız?
Çok güzel ve çok keyifli günlerim geçmişti artık önüme bakıyorum. Bana imkan verdikleri için, çalışan herkese çok teşekkür ederim. Ama artık geçmişte kaldı, artık şimdiyle ilgileniyorum. Yönetmenim Hüseyin ve diğer ekip arkadaşlarımla çok güzel bir heyecanla başlıyoruz. İzleyicilerimize daha önce verdiğimiz sözlerin hepsi geçerli. Onları bir tebessümle uykuya yollayacağımızı vaat etmiştik, bunu başardık ve başarmaya da devam edeceğiz. Yaptıklarımız yapacaklarımızın garantisidir.

Siz değil de karşı taraf anlaşmayı iptal etseydi aynı yaptırımı siz uygulayabilecek miydiniz?
Tabii, o zaman da ben onlardan para alacaktım.

O zaman yüklü miktarda tazminat ödediğiniz doğru
Sözleşme çerçevesi içinde üzerime düşen parayı ödedim. Ama rakam konuşmak istemiyorum çünkü ticari bir unsur. Ama ödedim.

Star'da jüri olduğunuz 'Süperstar Aile' neden yayından kalktı?
Birkaç hafta devam edecek yazlık bir programdı. Açıkçası tatildeydim ve haftada bir gün programa geliyordum. Çok merak eden biri değilim, o yüzden çok detay sormadım. Tatilime devam ettim.

Programa nazar değdiğini düşündünüz mü?
Yok canım, ne değecek (kahkahalar). Kimsenin kimseye nazarı değmez.

Midyat'a pirince giderken eldeki bulgurdan olduğunuzu düşündünüz mü hiç?
Hiç düşünmedim. Ben pirinci almak üzere yola çıktım diyelim. Çok teklif geliyordu. En iyiyi seçtim.

Sizin yerinize Hülya Avşar'ın geleceği söylendi. Bununla ilgili neler söylemek istersiniz?
Bir sürü söylenti var. Alternatiftir. Çok da iyi olur.

Peki, size alternatif olabilir mi?
Kişilerin hepsi kendine has. Benim alternatifim olur mu, ona da seyirci karar verecek.

Helin Avşar'ın sizin yerinize Habertürk'ün hafta sonu röportajcısı olmasını nasıl buluyorsunuz?
Olabilir, Paris Hilton bile neler yapıyor?

Bu kadar işsiz gazeteci ve Helin Avşar'ın da birçok alternatifi varken normal mi?
Helin'i çok severim. İyi bir şeyler yaptığı sürece başarılı olmasını canı gönülden isterim. İki kere ekranda gözüküp dizi oyuncusu olan da var, iki kursa gidip ahkam kesen de. Onun için maalesef o kavramlar kalktı. Hoşgörüyle bakmak lazım. Yapabilenin yolu açık olsun. Bu sektör hep öyleydi. O yüzden yargılamadan, hoşgörüyle bakmalı.

Nazar etme ne olur, çalış senin de olur gibi...
Aynen öyle (kahkahalar) Bırakınız yapsınlar, kim neyi istiyorsa yapsın. Zamanla herkes kendini belli ediyor. Kimseyi yargılamadan, hoşgörüyle bakıp yolumuza devam etmeliyiz. Çünkü siz yargılayınca kendinizden yiyorsunuz, enerjinizi tüketiyorsunuz. Buna gerek yok. Yargılamayınca farkındalığınız da artıyor. Böylece daha doğru kararlar veriyorsunuz.

Birileri öyle ya da böyle eleğin içine girmeye hak kazanıyor sonrası da malum
Aynen elek gibi. Zaman içinde torpille gelenler sapır sapır dökülüyor. Kendi çabasıyla bir yere gelen insanlar da belli. Ama bir tek şey var ki, tırnağıyla kazıyıp gelen insan da yaşamak için karşısındakini öldürüyor. O zaman da kendini öldürüyor. Eğer içindeki dürtüyü en aza indirebilirse onun da yolu uzun oluyor. Önemli olan iyi insan olmak. Hiçbir zaman 'Ayşe ne yapmış, Mehmet ne yapmış' diye düşünmem. Kendi yaptığıma bakarım.

Yeni program da Habertürk'teki gibi mi olacak?
Aynısı olacak. 'Saba Tümer'le Bu Gece'. Seyircilerden her gece Digiturk'te 42'yi tuşlamalarını rica ediyorum. Beni orada bulacaklar.

Sizin transferliğinizin gündeme geldiğinde kanallar arası adeta bir savaş çıktı
Benim transferimden sonra birçok kişi de başka kanallara transfer oldu. Açıkçası medyaya bir hareket gerekiyordu. Çok iyi oldu ve bunu da ben yapmış oldum. Bu hareketimle birlikte çok insan da para kazandı, ben de çok mutluyum. Çünkü herkes işsizlik yüzünden değerinden daha az paraya çalışmak zorunda kalıyordu. Şimdi herkes değerini buldu. O yüzden benim dışımda transfer olanlar bana da bir 'Allah razı olsun' derlerse çok sevinirim.

Bu arada Hüseyin sizinle geliyor mu?
Evvett, (kahkahalar). Hüseyin'siz çıkmam. Henüz hiçbir kanal onaylamamışken Hüseyin'le bu proje için temas halindeydik. Beraber yola çıktık ve bu ikimizin projesi. Allah ayırmasın diyorum.

Program esnasında Hüseyin'le aranızda geçen diyaloglar spontane mi oluşmuştu?
Tabii canım, hepsi spontane oldu. Düşünsenize, canlı yayındasınız yapabileceğiniz bir şey yok ve onu duymayınca bir anda 'Ne diyorsun, anlamıyorum' deyince herkesin çok hoşuna gitti. Biz de çok sevdik ve devam ettik. Öyle kendimi kasıp da bin bir şekle sokamam. Onun için öyle rahat, evimizde gibiyiz.

Bazen konuğunuz bir şeyler anlatırken siz bilgisayarın içine gömülüyorsunuz konuk da susup sizi izlemeye başlıyor
Çok akıllı, çok zeki ve çok matrak bir izleyici kitlem var, o güzel mesajları okumamak elde değil. Zaten o mesajları okurken o kadar çok enerjik oluyorum ve çok eğleniyorum. Program bittikten sonra da okuyup gülmeye devam ediyoruz.

Programa en çok kimi konuk etmek isterdiniz?
Tayyip Erdoğan, Emine Erdoğan, Hayrünisa Hanım, Sezen Aksu ve Tarkan mesela... Bu isteğimi ilk kez bu röportajdan öğrenecekler. Köşk'te Hayrünisa Hanım'ı gördüğümde bu isteğimi ilettim ama çok yoğundu. İnşallah bu sezon arzu ediyoruz.

Soran taraf mı olmak kolay, sorulan taraf mı?
O kadar alıştım ki soru sormaya. Bir de karşımdaki kişi hangi sorudan sonra neyi soracak, bu iş nereye gider biliyorum (kahkahalar).

Samimiyet buhranına kapılıp aklınıza gelen her şeyi söylüyor musunuz?
O kadar patavatsız biriyim ki, ağzımdan çıkıyor, söylüyorum. Artık çıkan laf çıkmıştır, yapacak bir şey de yoktur (kahkahalar).

KENDİMDEN ÇOK MEMNUNUM
Ekşi Sözlük'te sizin için yazılanlara baktım da seviyorlar mı, nefret mi ediyorlar anlamadım...
Bayılırım onlara ve okuyunca çok eğleniyorum. Çok mantıklı şeyler yazıyorlar, hakkımdaki eleştirileri okurken de kendi kendime gülüyorum.

Kızmıyor musunuz hiç?
Yoo. O da onun düşüncesi, demek ki öyle görmek istiyor. Yargılamamak lazım. Ben aştım artık (kahkahalar). Benim için önemli olan yakınlarımın ne düşündüğü. Zaten herkes beni sevse o zaman bende bir sorun var demektir.

Televizyonu pavyona çeviriyor diye yazmışlar. Eğleniyorlar, ama pavyona gitmeye de bayılırlar.

Gülmeniz çok sevildiği kadar eleştiriliyor da
İlk başta her şeye neden bu kadar çok gülüyor diye tepki alıyorduk. Ama şimdi alıştılar. Ajitasyonu seven bir toplumuz ve şimdiye kadar ekranlardan hep ağlamayı öğrenmişler. Mesela hasta yatağında yatan biri o sırada programı açıp gülüyorsa, beş dakika da olsa ona hastalığını unutturabiliyorsam ne mutlu bana. Gelen mailler içinde konuşamayan ve hiç tepki veremeyen bir hastanın ekranda beni gördüğü anda gülmeye, tebessüm etmeye başladığı yazıyordu. Artık bunu duyduktan sonra diğer eleştirileri kulak ardı ediyorum. Geçenlerde de bir hanımefendi '32 yıllık evliliğim boyunca ilk defa kocamla her akşam sizin programınızı birlikte izliyoruz' dedi. Etrafta o kadar mutsuzluk var ki gerçekten gülmek ve güldürebilmek çok önemli. İnsanlar bir saatliğine kredi borcunu, işsizliğini, hastalığını unutsun. Belki de konuktan ya da benden duyacağı bir cümle hayatının akışını değiştirecek.

Sizin hiç derdiniz olmaz mı?
Tabii ki var. Bende o programın içinde onları unutuyorum. Önemli olan bir saati keyifli geçirmek. Program bittikten sonra bizde kendi hayatımıza, tasalarımıza, dertlerimize dönüyoruz.
Meşhur olduğumun bile farkında değilim
Ün, para tamam ama evlenip çocuk doğursaydım dediğiniz oluyor mu?
Hiç öyle şeylere kapılmıyorum, çünkü 'şimdi'yi yaşıyorum. Ama yarın ne isterim bilmiyorum. Onu da o zaman düşünürüm. Geçmiş zaten geçti. Oyum var, buyum var demek de önemli değil. Ben meşhur olduğumun bile farkında değilim ki. Zaten farkındaysan bir sürü şeyi kısıtlarsın, hem huyun suyun, karakterin değişir. Ben kendimden çok memnunum. Ekranda da normal hayatta olduğum gibiyim.

Beğendiğiniz birini sırf tanışmak için programınıza davet ettiğiniz oldu mu?
Öyle beğenip de programa çağırayım dediğim olmadı. Ama Türkiye'ye reklam filmi çekmeye gelen çok yakışıklı bir model vardı; Marcus Schenkenberg. Onu davet etmiştim. Yakından da çok yakışıklı mı diye merak ediyordum. Çok yakışıklıydı gerçekten.

Hiç ahlaksız teklif aldığınız oldu mu?
Böyle bir şeye cüret eden olmadı. Zaten kime bulaşıp, bulaşamayacaklarını biliyorlar.

Mesajlarda ilginç teklifler oluyor mu?
Aşkını ilan eden, yemeğe çıkmak isteyen, tanışmak isteyen oluyor. Ama tatlı bir şekilde. Ben onlarla çok eğleniyorum.
İçinizde bir sızı kalıyorsa işte o aşktır
Çok isteyip de birlikte olamadığınız, içinizde ukde kalan biri oldu mu?
Olmadı. Çok istersem olurum (kahkahalar).

Ya o sizi istemezse?
Daha olmadı (kahkahalar).

Şimdi bir ilişkiniz var mı?
Sorma onu. Var mı onu da bilmiyorum (kahkahalar).

Unutamadığınız aşkınız var mı?
Var. İçinizde bir sızı kalıyorsa o hissettiğiniz aşktır. O zaman aşık olduğunu anlarsın. Öteki türlü bitmiş gitmiştir.

Peki, eski aşkınız kapınızı çalsa
Hoş geldin derim (kahkahalar) Ama önce zehri akıtıp 'geç kalmadın mı' diye sorarım. Aslında o zamanki hislerle şimdikinin aynı olacağını bilemiyorsunuz. İçinde bir sızı var ama üstünden üç gün geçmesi ve başka yaşanmışlıkların işin içine girmesiyle aynı tadı, aynı keyfi ve aşkı bulamayabilirsin. Tekrar aynı ilişkiyi deneyip birbirinden nefret edeceğine belki de içindeki o sızıyla hatırlaman daha iyidir.

Peki, cinsellik sizin için ne kadar önemlidir?
Bir şey hissediyorsan olmalı, hissetmiyorsan da bulaşmaya hiç gerek yok. Aşk olmadan cinsellik olmaz, cinsellik olmadan da aşk olmaz. İkisi de birbirine paralel giden şeyler.

AŞKIMIN ACISINDAN BOĞAZ'DA BALIK SAYDIM
Aşk acısını nasıl yaşarsınız? O zaman da güler misiniz?
Yok canım, ne gülmesi. Aptallığıma gülebiliyorum, kendimi nasıl bu hale getirdiğime mesela. En son Boğaz'da balık sayıyordum kafayı dağıtmak için.

Bekar kadınların arkadaşlarının eşlerini beğenebildiklerini ve duygularına engel olamadıklarını itiraf ettiklerine şahit oluyorum. Bunun için ne söylemek istersiniz?
Hemen arkadaşlığı kesmek lazım, hatta kapıcınla bile tanıştırmamak lazım. Olur mu öyle şey? Arkadaşlık, dostluk denilen kavramlar var. Onlara uymayacak bir insanın zaten hayatımda işi olamaz. Ben bir arkadaşımın bakışından bile onu hemen silebilirim. Arkadaşımın kocamı ya da sevgilimi arayıp mesaj çekmesini bile istemem.

Kıskançsınız yani
Hayır, kıskançlıktan değil. Bu karşı tarafın saygısızlığı ve terbiyesizliği olur. Bu tip insanları yanımda barındırmam. Hayatımda 'kocamı aynı yatakta yatırabileceğim tek kadın sensin' dediğim bir tek kız arkadaşım var. Erkek arkadaşımla bir kadın hakkında kötü de konuşmam. Çünkü bunu kullanabilir. Yanımdaki adam bir kadın hakkında çok fazla kötü konuşuyorsa da uyuz olurum.

Sevgililerinizi arkadaşlarınızla tanıştırır mısınız?
Çok aşıksam onu ikili yaşamayı severim. Çok fazla arkadaşımla da tanıştırmam. Bugünkü ruh halimle bunu söylüyorum. Bir hafta sonra ne söylerim bilmiyorum. Malesef kadınlar arasında bilinen biriyle birlikte olduğunda adamın tirajı artıyor. Ne gerek var ki tiraj artırmaya, tanıştırmam daha iyi.

Sizi taklit edenler oluyor mu?
Saçım, başım, makyajım, diksiyonum ve vurgulamamla ekrana ilk çıktığım günden beri taklit ediliyorum. İçlerinde haberciler de var. Bu aslında güzel bir şey ve çok hoşuma gidiyor. Onları görünce 'A, bu da benim gibi olmuş' diyorum.

Yazın gündemini bikinili pozlarınızla siz belirlediniz neredeyse, milletçe onun bunun poposuna pek meraklıyız değil mi?
Delirmişler ayol. Vücudumla para kazanmadığımı, sanatçı ve manken olmadığımı da söylemiştim. Böyle bir malzeme olduğumu da zannetmiyordum aslında.


Son düzenleyen Finn and Jake; 8 Kasım 2015 10:14
Cevap Yaz
Hızlı Cevap
Mesaj:

Bu sayfalarımıza baktınız mı
Pixabay Resimleri:
paneli aç